AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ KARARLARI IġIĞINDA YARGI
BAĞIMSIZLIĞI ve TARAFSIZLIĞI
I) GENEL ÇERÇEVE
Günümüzde
modern
devletler,
demokratik
yönetim
biçimlerini
benimsemiş
durumdadır. Bu yönetim biçimi modern devletler üzerinde hukuk devleti adıyla kendini
göstermektedir. Bu kapsamda yasama, yürütme ve yargı erklerinin sert ayrıldığı (ABD
Başkanlık sistemi), yumuşak ayrıldığı (parlamenter sistem) ya da aralarında işbirliğinin
(meclis hükümeti) var olduğu bir biçimde hukuk devleti kendini gösterebilir. Fakat tüm bu
sistemlerin hukuk devleti olarak ifade edilebilmesi için, yargı erkinin bağımsız olması
gerekmektedir. Yani bir devleti hukuk devleti yapan en önemli kıstas, yürütme ve yasama
organlarının aralarındaki ilişki değil; yargı organının yasama ve yürütme organlarıyla ilişkisi
ve bağımsızlığıdır.
Yargı bağımsızlığı, bir yargılamada iddia ve savunma taraflarının katkılarıyla,
yargılama işlemleri sırasında toplanan kanıtlarla, iç ve dış baskılardan uzak, güven verici bir
ortamda karar verilmesini ifade eder. Yargının tarafsızlığı ise, yargısal faaliyette çıkar
ilişkisinin bulunmaması anlamında bağımsızlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu iki temel ilke,
demokratik hukuk devletinde hakların korunmasında “dürüst” ve “adil yargılanma” ilkelerinin
temelini oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) de bu ilkeler 6’ncı
madde ile düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, “Herkes, gerek medeni hak ve
yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar
konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek
hakkına sahiptir”.
Anayasamız da yargı bağımsızlığına ilişkin önemli düzenlemeler getirmiştir.
Anayasanın 138’inci maddesi “mahkemelerin bağımsızlığı”nı düzenlemiş; 139’uncu maddesi
ise “hâkimlik teminatı” başlığı altında, yine yargının bağımsızlığına ilişkin düzenleme
öngörmüştür. Zira hâkimlik teminatını yargı bağımsızlığının bir alt unsurudur. Hâkimler
ancak yasalar çerçevesinde kendilerine belirli güvencelerin verilmiş olması halinde
görevlerini bu ilkeye uygun olarak ifa edebilecektir.
1
Anayasa m. 138’e göre, “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna
ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam,
merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat
veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava
hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme
yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare,
mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir
suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez”.
Anayasa m. 139’a göre ise, “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe
Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun
kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz”.
Bu hükümler Anayasa m. 140’ta hâkimlik ve savcılık mesleğine ilişkin kuralları ile
birlikte yorumlanmalıdır. Anayasa m. 140/3’e göre ise, “Hâkim ve savcıların nitelikleri,
atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve
görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması
açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri
suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten
çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük
işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir”.
Hükmün 4’üncü fıkrasına göre ise, “Hâkimler ve savcılar altmışbeş yaşını bitirinceye kadar
hizmet görürler”. Hükümlerin incelemesinde yargının bağımsızlığının hakimlik teminatı
konusunda anayasal düzenlemeler ile birlikte sağlanmaya çalışıldığı görülecektir.
II) AĠHM KARARLARINDA YARGI BAĞIMSIZLIĞI
A. AĠHM Karalarında Mahkeme
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeyi yasayla kurulan, yürütme
organı ve taraflar önünde bağımsız ve tarafsız, yargılama güvencesine sahip bir makam olarak
tanımlamaktadır.
2
Bu kavramdan yola çıkıldığında, AİHM’in mahkemeyi özerk bir kavram olarak
değerlendirdiği tespit edilecektir. Dolayısıyla iç hukukta mahkeme olarak nitelendirilmeyen
kimi disiplin kurulları ve uzmanlık kurulları AİHM tarafından mahkeme olarak kabul
edilmektedir. Bu bağlamda AİHM, disiplin suçlarının istinaf incelemesinin yapıldığı Belçika
Hekimler Odasını ve İngiltere’deki cezaevi disiplin kurulu görevini yürüten Cezaevi
Müfettişler Komitesini AİHS m. 6 çerçevesinde mahkeme olarak kabul etmiştir. AİHM
ülkemiz açısından ise, Yüksek Askeri Şura’nın yetkilerini disipline ilişkin kabul etmiş,
denetim dışı tutmuştur.
B. Yasal Mahkeme
AİHS’nin 6’ncı maddesinde yer alan, “yasanın öngördüğü mahkeme” kavramı, doğal
hâkim güvencesine işaret etmektedir. Bilindiği gibi doğal hakim ilkesinin gereği olarak, hem
mahkemelerin kuruluş ve yetkileri, hem izleyecekleri yargılama yöntemi, dava konusu olay
ortaya çıkmadan önce yasayla belirlenecektir. Böylece kişi veya olaya göre yargı organı
oluşturma yolu kapanacak ve bu suretle keyfiliklerin önüne geçilebilecektir.
AİHM, yasallık ilkesi gereğince yürütme işlemiyle mahkeme kurulmasını kabul
etmemektedir. Yani yargıyla ilgili temel kurallar yasayla düzenlenmelidir. Fakat AİHM, kimi
hususların yetki devri yoluyla yürütmeye bırakılmasını, yürütmenin bu konudaki işlemlerinin
hukuka aykırılığı ve keyfiliği konusunda yargı yolunun açık olması şartıyla, bu ilkenin ihlali
olarak saymamaktadır.
C. Bağımsız Mahkeme
Kavram olarak bağımsızlık, herhangi bir kişi veya organdan emir almamak, özellikle
davanın taraflarının veya yasama ve yürütme organlarının ve diğer dış etkilerin (ekonomik ve
sosyal guruplar) baskı alanları dışında olmak demektir.
Bağımsızlık ve tarafsızlık kavramlarının birbirlerine olan yakınlığı düşünüldüğünde,
bir ayrıma varma zorunluluğu bulunduğu aşikârdır. Bağımsızlık, mahkemenin kendi dışında
olan ve özgür karar verilmesini etkileyen bir husustur. Tarafsızlık ise, hâkimin şahsından
kaynaklanan bir durumdur. Bu sebeple hâkimin somut yargılama faaliyeti sırasında objektif
davranamaması ile ilişkilendirilir.
3
AİHM, yargı bağımsızlığını açıklarken kuvvetler ayrılığı bağlantısı üzerinde
durmamaktadır. Mahkeme yargı bağımsızlığı için temel ilkeleri ortaya koyarken, ayrım
yapmaksızın, yargının karar verirken dış etkenlerden (yasama, yürütme veya başka organlar)
etkilenmemesine dikkat çekmektedir. Yani AİHM, yargının bağımsızlığı noktasında bir
değerlendirme yaparken, kuvvetler ayrılığı ilkesinden değil; AİHS m. 6’daki koşulların somut
olaya uygunluğu üzerinden bir değerlendirme yapmaktadır.
AİHM, bu konudaki değerlendirmesini yaparken, bir mahkemenin bağımsızlığını,
mahkemenin üyelerinin atanma ve görevden alınma yöntemi, görev süreleri, bu üyelere emir
vermeye yetkili herhangi bir organın bulunup bulunmadığı, her türlü dış etkiden
korunmalarını sağlayacak mekanizmanın bulunup bulunmadığı gibi kıstaslar kullanmaktadır.
Sonuç olarak AİHM, mahkemenin genel bir görünümle bağımsız olup olmadığı hususunu
tespit etmektedir.
AİHM, mahkemelerin bağımsız olmasının yetmediğine, görünümlerinin de bağımsız
olması gerektiğine dikkat çekmiştir. AİHM bunu, “adaletin yerine getirilmesi yetmez, yerine
getirildiğinin görülmesi de gerekir” biçiminde izah etmiştir.
AİHM İncal/Türkiye kararında, DGM’lerde bir askeri üye bulunmasını AİHS’in 6’ncı
maddesinde yer alan bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine aykırı bulmuştur. AİHM’e göre, bir
sivilin kısmen de olsa, askeri yargıçla oluşturulan bir mahkemede yargılanması, yargılanan
kimsede ister istemez başka mülahazalarla hareket edilebileceği endişesini ciddi biçimde
uyandırabilir. Bu durumda ise DGM’nin “bağımsız ve tarafsız” mahkeme sayılması mümkün
değildir. Burada AİHM yargılanan kimsenin düşünce ve duygusunu, hissettiklerini dikkate
alarak değerlendirmede bulunmuştur. AİHM, mahkemenin yasayla ve olaydan önce kurulmuş
olmasını dikkate almaksızın, askeri hâkimin görev almasını, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine
aykırı kabul etmiştir.
D. Tarafsız Mahkeme
Tarafsızlık, bir davanın çözümünde hâkimin önyargılı olmamasıdır. AİHM tarafsızlığı,
objektif ve sübjektif açıdan ele almaktadır. Objektif tarafsızlık, kurum olarak mahkemenin
kişide bıraktığı izlenimi, yani hak arayanlara güven vermede tarafsız bir görünümde olup
4
olmadığını ortaya koymaktadır. Sübjektif tarafsızlık ise, mahkemede görevli hâkimin birey
olarak, kişisel tarafsızlığını ifade etmektedir.
Sübjektif tarafsızlığın aksi sabit oluncaya kadar varlığı kabul edilmektedir. Ancak
kimi haklı nedenlerle tarafsızlığından kuşkuya düşülen hâkim, o davadan çekilmelidir.
Objektif tarafsızlıkta ise, mahkemenin ortaya koyduğu görünüm önemlidir. Mahkemelerin
görünümlerinin de bağımsız olması kuralı burada da aynı şekilde uygulama alanı bulur.
SONUÇ
AİHM, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda, AİHS m. 6’da çizilen
çerçeveyi
farklı
yönde
içtihatlar
yaratarak
somutlaştırmıştır.
Bu
kapsamda
salt
mahkemelerin bir yasaya dayanılarak önceden kurulması, mahkemelerde görevli
hâkimlerin emir almaması ve belirli teminatları olması gibi kuralların dıĢında,
mahkemelerin görünüĢte de bağımsız olması gerektiği kriterine yer vermiĢtir. Bu kriter
kanaatimizce tartıĢmaya açıktır. Zira bir mahkemenin toplumun farklı kesimlerindeki
bireylerinde bıraktığı intiba, her zaman aynı olmayabilir. Yani bu durumun objektif
olarak tespiti mümkün değildir. Görünüşte bağımsızlık, yer ve zamana, toplumlara, kültürel
ve aksiyolojik farklılıklara göre görecelidir. Bu çerçevede AİHM’in bu kriterinin eleştiriye
açık olduğu kanısındayız.
5
Download

AİHM kararlarında yargı bağımsızlığı