Sayın Haşim KILIÇ
Anayasa M ahkem esi Başkanı
Sayın B aşkan,
Bildiğiniz üzere, 14 Mart 2014 tarih ve 28941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
6528 Sayılı kanun ile, Millî Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde değişikliklere gidilmiştir. Anılan kanunun 22. maddesi ve 25. maddesi ile
652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’de yapılan, 5. Maddesiyle de Milli Eğitim Temel
Kanunu’nda yapılan değişiklikler, T.C. Anayasası’nda yer alan hukuk devleti ilkesi ve
hakkaniyet anlayışı ile bağdaşmamakta olup, Milli Eğitim Bakanlığı’nda âdeta ciddi bir
yönetici ve öğretmen kıyımı yaşanmasına sebep olmuş ve önümüzdeki süreçte de daha büyük
sıkıntılara zemin hazırlamıştır.
6528 Sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen 652 sayılı Kanun Hükmünde
Karamame’nin 37. maddesinin (8) numaralı fikrası ve 25. Maddesi ile 652 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrasındaki hükümlerle,
kazanılmış haklan yok sayarak tamamen keyfi bir yönetici atama sistemi getirilmiştir.
Hayata geçirilen sözkonusu yeni düzenlemeyle, öncelikle dört yılını dolduran okul
yöneticileri değerlendirmeye alınmıştır. 100 Tam puan üzerinden yapılan değerlendirmelerde
75 puan ve üzeri alanların görev süreleri uzatılmış, baraj altında kalanların ise yöneticilik
görevleri sonlandınlarak öğretmenliğe döndürülmüştür. 100 Puanın 40 puanı yöneticilerin
okuldaki mesai arkadaşları, veli ve öğrenci temsilcileri tarafından; 60 puanı ise Milli Eğitim
Müdürlüğü yetkilileri tarafından yapılmıştır.
Bu süreçte yurt genelinde öylesine adaletsiz, insafsız ve kayırmacı tutumlar
sergilenmiştir ki; bu dönem, demokrasi, insan haklan ve hukuk açısından ülkemiz adına kara
bir sayfa olarak tarihteki yerini şimdiden almıştır.
Okuldaki mesai arkadaşlan tarafından 40 tam puan verilen, başanlı hizmetleri olan bir
çok okul müdürü, idare adına değerlendirme yapan komisyon üyeleri tarafından düşük
puanlarla değerlendirilerek baraj altında bırakılmış ve görevlerine son verilmiştir. Süreç,
öylesine gayri ciddi bir şekilde yürütülmüştür ki; komisyon üyesi yetkililer tarafından,
ölenlere, emekli olanlara, müdürlük görevinden aynlıp öğretmenliğe geçenlere, hatta belediye
başkan yardımcılığına geçmiş olanlara dahi müdürlük değerlendirme puanı verilmiştir. Bu da
göstermektedir ki, puanlama yapan şube müdürleri aylar öncesinden ellerine verilen sipariş
listeler üzerinden bir çalışma yapmışlardır. Ülke genelinde idare adına puanlama yapan bu
şube müdürlerinin çok büyük bir kısmı puan verdikleri okul yöneticilerini tanımamakta,
okullanna bir kez olsun dahi görmemiş durumdadırlar. Çünkü bunlann önemli bir bölümü
yeni göreve gelmiş ve okul idarecilerini tanımayan şube müdürleridir.
Öte yandan, idare veya bir sendika tarafından ellerine tutuşturulan listeler üzerinden
değerlendirme yapan bu şube müdürlerinin, atamalanna esas teşkil eden yönetmeliğin
yürütmesinin durdurulmuş olması da ayrı bir garabettir. Yani, vicdan ve adalet ölçülerini
katlederek binlerce okul müdürünün akıbetini tayin edenlerin, aslında hukuksuz bir şekilde o
makamlan işgal ettiği görülmektedir.
Değerlendirmeler sonucunda, mevcut Hükümete yakın bir pozisyon almış sendikanın
üyelerinin neredeyse tamamının başanlı bulunmuş olması, diğer sendikalara üye olan ya da
hiçbir sendika üyesi olmayan idarecilerin kahır ekseriyetle başarısız bulunarak görevlerinin
sonlandınlmış olmasının, yapılan değerlendirmelerin sıhhati açısından somut bir işaret
olduğunu düşünüyoruz. Anlaşılan o ki; bu süreçte görev süresi uzatılacak müdürler sözde bir
değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
Değerlendirmelerde başarı, bilgi, tecrübe hiç
önemsenmemiş; adam kayırma, emek hırsızlığı, usulsüzlük, kişiye özel puanlamalar ve gayri
ciddilik söz konusu olmuştur. Onlarca başan belgesi ve ödül almış, çalışma arkadaşları
tarafından başarılı bulunan ve 40 tam puan verilen bir çok okul müdürüne, ilçe milli eğitim
şube müdürleri tarafından çok düşük puanlar verilmiştir. Bu şekilde 8 bin civarında yönetici
bertaraf edilmiştir. Bununla da kalınmayacak önümüzdeki dönemlerde 73 bin okul
yöneticisinin tamamı aynı akıbetle karşılaşacaktır. Bazen de bunun tam tersi yaşanmıştır.
Mesai arkadaşları tarafından çok düşük puan alan okul müdürlerine, ilçe milli eğitim müdürü
ve ilçe milli eğitim şube müdürleri tarafından yüksek puanlar verilerek bu kişilerin okul
yöneticisi olarak devam etmesi sağlanmıştır. Dolayısıyla üzülerek ifade ediyoruz ki,
okullarımızın önemli bir bölümü artık başarılı okul müdürlerine değil, objektif olmayan
değerlendirmelerle koltuklarını koruyan kapı kullarına emanet edilecektir.
Sayın Başkan,
Sürecin ikinci aşamasını da ilk defa ve yeniden görevlendirilecek okul müdürlerinin
mülakat sınavı oluşturmuştur. Aklı başında bir çok eğitimci ülkemizde yaşanmış olan sözlü
sınav tecrübelerine dayanarak ikazda bulunmuş, fakat MEB bu konuda da ısrarlarını
sürdürerek sözlü sınavdan taviz vermemiştir. Nitekim birinci aşamada olduğu gibi mülakat
sınavlarında da ülkemiz ve eğitim camiamız adına utanç verici bir fotoğrafla karşı karşıya
kalınmıştır.
Türkiye genelinde Milli Eğitim Müdürlükleri uhdesinde oluşturulan mülakat sınavı
komisyonları, rezaletin diz boyu olduğu uygulamalara vesile olmuşlardır. Daha işin
başlangıcında, yani sınav komisyonlarının oluşumunda hukuksuzluğun işareti alınmıştır.
Komisyon üyeleri iktidara yakın olan bir sendikanın üyeleri arasından ihdas edilmiştir.
Örneğin İstanbul ilinde her biri 5 kişiden oluşan 9 adet sınav komisyonunda görev alan 45
kişiden 44’ü Eğitim Bir Sen isimli Hükümete yakın sendikanın üyesidir. Diğer bir kişi ise
hiçbir sendika üyesi olmayan bir yetkilidir. Eğitim Öğretim ve Bilim Hizmetleri kolundaki üç
büyük sendikadan Türk Eğitim-Sen % 21,61 Eğitim-Sen % 12,09 ve Eğitim Bir Sen ise %
26,17 sendikalaşma oranına sahiptir. Milli Eğitim Bakanlığındaki toplam sendikalaşma oranı
da % 71,49’dur. Bu rakamlar göstermektedir ki, okul yöneticilerini sınava tabi tutan mülakat
komisyonlarının oluşumu, adeta bir sendikaya ihale edilmiş ve bunların refleksine göre de
sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu sözde komisyonların marifetiyle atanmaya esas teşkil edecek
yüksek puanı alanlar garip bir tesadüf neticesinde ekseriyetle Eğitim Bir Sen üyesi müdür
adayları olmuş, diğer sendika üyesi olan ya da sendika üyesi olmayan adaylara ya çok düşük
puan verilmiş ya da atamaya yeter olmayacak göstermelik puanlar takdir edilmiştir. Örneğin;
İstanbul ilinde Kadıköy, Maltepe, Ataşehir, Kartal ilçelerinden oluşan bölgede, 90 ve üzeri
puan alan 55 kişinin tamamı Eğitim Bir Sen isimli Hükümet sendikasının üyesidir.
Karaman’da 85 ve üzeri puan alanların tamamı da yine aynı sendikanın üyesidir. Bunun gibi
yüzlerce örnek sıralanabilir. Yani şunu çok açık ifade edebiliriz ki, Milli Eğitim
Bakanlığı’nda, Bakanlık bürokrasisinin ve siyasi iradenin talimat ve telkinleriyle resmen
paralel bir yönetim ihdas edilmiş ve tüm süreç bu paralel irade tarafından yürütülmüştür.
Sayın Başkan,
Hakkaniyet ilkesini katleden bu sürecin üçüncü aşamasında da müdür başyardımcıları
ve müdür yardımcılarının görevlendirmeleri yapılacaktır. Sözkonusu değişiklikler ve
uygulamaya dair çıkarılan yönetmelik gereğince müdür başyardımcıları ve müdür
yardımcıları okul müdürünün teklifiyle idarece atanacaktır. Yani hiç şüphe yok ki, bir
sendikanın ve dolayısıyla siyasi iradenin telkini ve siparişiyle okul müdürlüğü makamlarını
işgal edenler tarafından yapılacak olan müdür yardımcılığı görevlendirmelerinde de, bugüne
kadar yaşanan hak gaspları ve yandaş kayırmalar devam edecektir.
Yüksek Mahkeme nezdinde yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava
konusu olan sözkonusu kanun, sadece okul yöneticilerini değil; Millî Eğitim Bakanlığı
merkez teşkilatında Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi, Müsteşar Yardımcısı, Genel Müdür,
İnşaat ve Emlak Grup Başkanı ve Grup Başkanı ve Şube Müdürü kadrolarında bulunanlar ile
Bakanlık taşra teşkilatında İl Müdürü, İl Millî Eğitim Müdür Yardımcısı ve İlçe Millî Eğitim
Müdürü kadrolarında bulunanların görevlerini de sonlandırmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın
kurumsal hafızasını yok eden, kurumdaki iş ve işlemleri yürüten süreçlerin sıhhatine zarar
veren ve kazanılmış haklan gasp eden bu uygulama, insan haklan ve hukuk ilkesini esas almış
olan bir ülkeye yakışmamaktadır.
Sayın Başkan,
Yukarıda izah ve işaret ettiğimiz durumlar eğitim çalışanlan arasında infiale neden
olmakta, okullarımızdaki çalışma huzurunu yok etmekte, çalışanlar arasında telafisi mümkün
olmayacak ihtilaf ve aynşmalara neden olmaktadır. Yıllanın eğitime vakfetmiş, başanlı,
sevilen ve üretken olan binlerce okul yöneticisinin emeği bir çırpıda yok edilmiştir.
MEB Kanunuyla Milli Eğitim Bakanlığındaki 73 bini okul yöneticisi olmak üzere,
toplamda 76 bin yöneticinin alın teriyle, dişiyle, tırnağıyla kazandığı unvanlan, sosyal
statüleri yok sayılmıştır. Dünyanın hiçbir ülkesinde bir kanunla, bir gecede insanlann
unvanlarının, kazanılmış haklannın elinden alındığına rastlamak mümkün değildir.
Antidemokratik yönetimlerin olduğu en geri kalmış ülkelerde dahi böyle demokrasi dışı bir
uygulamaya rastlamak imkan dışıdır.
Sayın Başkan,
Sözkonusu kanunun bir diğer önemli tehlikesi de aday öğretmenlikle ilgili getirilen
yeni düzenlemedir. Malumunuz olduğu üzere eski uygulamada aday öğretmen, çalıştığı bir yıl
içerisinde temel ve hazırlayıcı eğitimini başanyla tamamlıyor ve 657 Sayılı DMK uyannca
devlet memurluğuna aykınlık teşkil eden bir fiili yok ise okul müdürü tarafından
stajyerliğinin kaldınlması teklif edilerek memur olma hakkına sahip oluyordu. Fakat
sözkonusu yeni düzenleme, aday öğretmenliğe de adeta siyasi ve bürokratik bir tahakküm
getirmektedir. Şöyle ki, yeni düzenlemeyle; aday öğretmenler, en az bir yıl fiilen çalışmak ve
performans değerlendirmesine göre başanlı olmak şartlannı sağlamak kaydıyla, yapılacak
yazılı ve sözlü sınava girmeye hak kazanacaklar; sınavda başanlı olanlar da öğretmen olarak
atanacaklar. Sınavda başanlı olamayan aday öğretmenler ise il içinde veya dışında başka bir
okulda görevlendirilerek bir yılın sonunda aynı aşamalardan tekrar geçecekler yine başansız
olurlarsa kapımn önüne konacaklar. Aday öğretmenlerin performansım değerlendirecek ya da
onlan sözlü sınava tabi tutacak komisyonlann nasıl oluşturulacağım söylemeye gerek yok
sanınm. En ufak bir tereddiitümüz yok ki, yönetici atama sürecinde yaşanan rezillik ve
hukuksuzluklarla misliyle aday öğretmenlerimiz de muhatap olacaklardır.
Adeta bu uygulamayla da diyorlar ki; siyasi irade ve onun güdümündeki sözde
sendikaya biat etmeyenlerin bu ülkede öğretmen olmaya dahi hakkı yoktur!
Sayın Başkan,
Yüksek malumunuz olduğu üzere, pek çok bakımdan hukuk ve hakkaniyete aykırı
olan söz konusu bu kanunun çok sayıda maddesinin yürürlüğünün durdurulması ve iptali için
Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılmıştır.
Eğitim camiasında infiale yol açan ve kamuoyunda ucube kanun olarak adlandırılan bu
kanun hakkında Yüksek Mahkeme’nin vereceği kararın mutlaka hukukun üstünlüğünü
korumak doğrultusunda olacağına şüphe yoktur. Anayasa Mahkemesi, hukuk devleti ilkesi ve
hukukun üstünlüğünün ülkemizdeki teminatıdır. Yüksek Mahkemenizin, hiçbir adalet ve
vicdan anlayışı ile bağdaşmayan bu kanun hakkında vereceği kararda da aynı kararlılıkla
hukuksuzluğa bir an önce dur demesi eğitim camiamız tarafından sabırsızlıkla
beklenmektedir. Çünkü geçirilen her gün, eğitim camiamızdaki huzuru ve dolayısıyla
öğrencilerimizin başarısını doğrudan olumsuz etkileyen ve telafisi mümkün olmayacak
tahribatlara neden olmaktadır.
Ülkemizde bağımsız yargının en yüksek organı olan Anayasa Mahkemesi’nin
hukukun üstünlüğünden yana taraf olacağı konusunda hiç şüphemiz bulunmamaktadır.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
,../..../2014
Adı Soyadı
Download

Sayın Haşim KILIÇ Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Başkan