i
Who is the Sophists? A Wise Traveler or a Juggler or a Charlatan?
Sofist Kimdir? Gezgin Bilge mi Yoksa Hokkabaz, Şarlatan mı?
Arş. Gör. Zeynep KANTARCI
Muş Alparslan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Felsefe Bölümü, E-posta: [email protected]
1. Giriş
Abstract
Yeni doğmuş bir bebek; eli tutmaz ki karnını doyursun,
ayağı tutmaz ki yürüsün, dili dönmez ki derdini anlatsın,
gücü yok ki bir başkası olmadan varlığını sürdürsün. Yani
insan dünyaya güçsüz ve aciz gelir. Bu yüzden öğrenmeye
ve eğitilmeye meyillidir. İnsan bembeyaz, tertemiz bir
kumaş gibiyken nakış nakış işlenir, güzelleşir. Tabii ki bir
nakkaşa yani bir eğiticiye, öğreticiye gerek duyar. M.Ö IV.
yüzyılda Atina’da da erdem sanatını öğrenip bilge ve
saygın bir kişi haline gelerek güzelleşmek isteyen gençlere
yardım elini uzatan bir grup gezgin öğretmen mevcuttu.
Kendilerine bilgeliğin öğretmeni anlamına gelen Sofist
diye hitap edilen bu öğretmenler şehir şehir dolaşarak
öğrencilere çeşitli sanatlarda bilgi ve beceri sunarlardı.
Ünlü Sofist Protagoras insanın yetiştirilmesinin ve
eğitilmesinin önemi ve gereğini belirtirken nasıl ki bir çiftçi
toprağını ekiyor ve ekinlerinin büyümesi için elinden gelen
her şeyi yapıyorsa aynen bunun gibi Sofistlerin de insanın
doğal yeteneklerini geliştirmesini, insanı eğitmesini,
insanın, toplumun ve devletin gelişip yetkinleşmesi için
yardım edilmesini bir sanat olarak gördüğünü dile
getirmiştir (Cevizci, 1998: 58). Sofistler insanların doğal
yeteneklerini geliştirmelerine, eğitimlerine, siyasi ve
toplumsal alanda yetkinleşmelerine yardım ettikleri için
kendilerini Yunan ulusunun öğretmenleri ve aydınlatıcısı
saymışlardır.
Only human among the existings always endeavors to be
otherwise. The human bearing the power to change and
improve himself renews himself everyday, creates himself
and adds something to himself. This process of
development and change is needed sometimes to others. It
gets help from an educational and tutorial. Young people
living in Athens BC IV century got help to thrive and
become competent from the teachers called Sophists. On
the one hand Sophists were educators of Greeks on the
other hand had attracted the attention of the Greeks.
In this study will be discussed with philosophical style that
Sophists are enlightening of the their age as described
themselves or they are juggler and charlatan to trick people
in the light of their criticisms.
Keywords: Sophists, Education, Virtue
Özet
Var olanlar arasında sadece insandır ki her daim
olduğundan başka türlü olabilmek için çaba gösterir.
Kendini değiştirme ve geliştirme gücünü içinde taşıyan
insan her gün kendini yeniler, kendini yaratır, kendine bir
şeyler ekler. Bu gelişim ve değişim sürecinde bazen
başkalarına ihtiyaç duyar. Bir eğiticiden, bir öğreticiden
yardım alır. İşte M.Ö IV. yüzyılda Atina’da yaşayan
gençler de Sofist adı verilen öğretmenlerden yardım
almışlardır. Sofistler bir yandan Yunan ulusunun eğiticileri
olurken diğer yandan da Yunan ulusunun tepkisini
çekmiştir.
Sözcük anlamı olarak zeki ve yetenekli kişi anlamına gelen
Sofist sözcüğü zaman içinde genç insanları politik yaşama
hazırlama, düşünme ve konuşma sanatını öğretme ve
karşılığında para alan, sürekli olarak seyahat eden
profesyonel öğretmenler için kullanılmaya başlanmıştır.
Daha sonraları ise Sofist ismi, Sofistlerin yaptıklarının
karşılığında para almaları yüzünden bir ayıplama
sözcüğüne dönüşmüştür. Sofistler bir yandan öğrencilerine
“Eğer bizimle olursanız, şimdi olduğunuzdan daha iyi bir
insana dönüşürsünüz.” diyerek kendilerini yaptıkları işe
adarken diğer yandan da eleştiri oklarını üzerlerine
çekmişlerdir (Thilly, 2007: 84).
Bu çalışmamızda Sofistlerin kendilerini nitelendirdikleri
gibi çağının aydınlatıcılarından ve bilgelerinden mi olduğu,
yoksa aldıkları tepkiler ışığında insanları kandıran veya
aldatan birer hokkabaz mı şarlatan mı olduğu felsefi tarzda
ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Sofist, Eğitim, Erdem
Gerçekten Sofist kimdi? Verdiği bilgi karşısında para
aldığı için bir profesyonel miydi, yoksa öğrettiği şeylerden
190
i
para alarak bilgeliğin onurunu ayaklar altına alan bir
kandırıkçı mıydı?
Sofistler yaşadıkları çağın siyasi, ekonomik ve toplumsal
koşullarının değişmesi sonucunda pratik işlerde yol
göstericiliğe duyulan açlıktan dolayı ortaya çıkan gezgin
öğretmenlerdi. Sofistlerin de içinde bulunduğu çağda Atina
uzun bir refah döneminin ardından kentler arası liderlik
savaşlarından, Perslere karşı sürdürülen mücadeleden ve
veba salgınından dolayı içinde yaşadığı toplumu tanıma,
anlama ve sorgulama gereği duymuştur. Ayrıca demokrasi
ile yönetilen Atina’da demokrasinin el değiştirip
aristokratlardan ticaret erbabına geçmesi ile bazı
entelektüellerin varlığına ihtiyaç duyulmuştur. Çünkü
aristokratlarda yönetim sanatıyla ilgili bilgiler babadan
oğula geçtiği yerde yeni yükselen sınıfta bu işi karşılayacak
insanlara gerek duyulması Sofistleri tarih sahnesine
çıkartmıştır. Bu açıdan bakıldığında Sofistlerin çağlarının
çocuğu olduğu gerçeği iyice anlaşılmış olur. Çünkü o
zamanlarda Atina’da yaşanılan değişim belli bir yetiştirme
tarzını da gerekli kılmıştır. Bilginin toplumsal bir değer
kazandığı Atina’ya artık eski eğitim tarzı yetmez olduğu
için bu yeni düzende aktif rol alacak yurttaşların nasıl
yetiştirilmesi konusu “Başarılı yurttaş nasıl yetişir?”
sorusunu gündeme getirmiştir. İşte Sofistler bu sorunun
cevabını vermeye çalışmış ve başarılı yurttaş yetiştirme
denemesine girişmişlerdir (Akarsu, 1993: 30). Başta
Protagoras olmak üzere Gorgias, Prodikos, Hippias,
Antiphon, Thrasymakhos, Kallikles gibi Sofistler insanlara
hayatlarında işe yarayacak yönetim sanatının temel ilkeleri,
dilbilgisi, ikna sanatı, retorik, mahkemede kendini
savunma sanatı, mantık, ahlaki davranış, edebiyat,
matematik ve dilsel analiz gibi çağının gerektirdiği bilgileri
vererek pratik işlerde yol gösterici olmuşlardır (Cevizci,
1998: 52-54). Bundan dolayı Sofistler toplumda büyük bir
saygınlık elde etmişlerdir. Çünkü o dönemin Atina’sında
yaşanılan değişim nedeniyle ihtiyaç duyulan bilgiyi
Sofistler sağlamaktaydı. Zenginleşen ve lüks bir yaşama
yönelen Atina halkı daha yüksek bir eğitime gerek
duymuştur. Çünkü kariyer yapmak isteyenler, devlet adamı
ve hatip olmak isteyenler, halk mahkemelerinde ve halk
toplantılarında kamuoyu önünde etkileyici konuşmak
isteyenler, fikirlerini korkusuzca savunma isteyenler iyi bir
eğitimin gerekliğine inanmışlardı. İşte Sofistler bu
ihtiyaçları karşılıyorlardı (Störig, 2011: 135). Bu sebeple
bilgeliğin öğretmeni olan Sofistler kendi durumlarıyla
hekimler arasında bir benzerlik kurarak tıpkı hekimlerin
hastalığı önleyip sağlık yaratmalarına, bedenin güçsüz
düşmelerine engel olmalarına benzer şekilde devlette
düzensizliği ve devletin çözülmesini önleyecek iyi
yasaların nasıl hazırlanacağını, toplumsal bir varlık olan
insan için yasalar, gelenekler ve yaşam biçimlerinin nasıl
tasarlanacağını, insanın toplumsal çevresiyle ilişkilerinin
nasıl düzenleneceğini, doğru politikaların en iyi biçimde
nasıl sunulacağını öğretme iddiasında olmuşlardır
(Cevizci, 1998: 58). Anlaşılacağı üzere Sofistler olarak
çağırılan bu yeni felsefeciler grubunun ilgi alanı insan
dünyasıydı. İnsanla ilgili olan her şey Sofistlerin ilgi odağı
haline gelerek bu konularda halka açık dersler verdiler,
tartışmalar düzenlediler. Kent kent dolaşarak öğretim
etkinliklerinde bulundular. Sofistlerin bu geniş alandaki
çalışmaları düşünüldüğünde onların günümüzdeki özel
2. Sofist Kimdir?
İnsan olmanın gereği olarak insan; kendine, yaşama,
topluma, evrene dair birçok konu üzerinde var olan sır
perdesini kaldırarak hakikate ulaşmak ister. İşte felsefe bu
açığa kavuşturma işiyle uğraşır. MÖ 6. yüzyılda Antik
Yunan’da başlayan felsefe serüveni şeylerin niçin oldukları
gibi olmaları gerektiğini anlamaya çalışıyordu. Felsefe,
gözle görülen varlıkların meydana getirdiği çokluğun
gerisindeki gizli olan birliği araştırıyordu (Cevizci, 1998:
9-10). Thales’ten Herakleitos’a, Anaximandros’tan
Demokritos’a, Pythagoras’tan Parmanides’e tüm filozoflar
felsefeyle hakikati ve hikmeti aradılar, görünüşün
gerisindeki gerçek varlığın hakikatini keşfetmeye çalıştılar
(Cevizci, 2007: 14). Amaç varlığın ana ilkesini bularak, her
türlü var olanı bu ilke ile açıklamaktı. Felsefeyi bir doğa
açıklaması olarak gören bu yaklaşıma göre varlığın ana
maddesi felsefi düşünüşle belirlenebilir doğa, evren ve
insan bu maddeyle açıklanabilirdi (Çüçen, 1999: 59-60).
Doğa felsefesinin bu anlamda temel prensibi, dış
dünyadaki varlıkların kendisinden doğup geldiği ilk
maddenin bulunması ya da belirlenmesidir. İçeriğini farklı
şekilde doldurmalarına rağmen (Thales için ana madde su,
Anaksimenes için hava, Herakleitos için ateş vb) doğa
filozofları doğayı incelediklerinde karşılarına çıkan çokluk
ve onun temelinde olduğunu ve ondan kaynaklandığını
düşündükleri temel kaynak (arkhe) düşüncesinden hareket
ederek tamamen dış dünyaya, cisimler dünyasına
yönelmişlerdir. Doğa filozoflarının dış dünyada olup
bitenlerin nedenini anlamaya dair giriştikleri felsefi
sorgulamada, doğa üzerine söylenebilecek her şeyi
söylemeleri sonucu yaşanılan tıkanıklık felsefeyi çıkmaza
sürüklemiştir. Ayrıca filozofların aynı konu hakkında
birbirinden farklı ve çelişik sonuçlara ulaşmaları doğa
felsefesinin iflasına zemin hazırlayarak filozofların insana
yönelmesine yol açmıştır. Böylece felsefenin mahiyeti
değişerek gözler dış dünyadan insan üzerine çevrilirken
neyin gerçekten var olduğu sorusuna kayıtsız kalınmıştır.
Bu insan merkezli felsefenin başını çeken ise Sofistlerdir.
Sofistlerden önceki filozofların temel kaygısı insan
doğasından çok çevremizdeki dünyanın doğasını anlamaktı
(Magee, 2004: 18). Sofistler ise insana yönelerek felsefenin
mahiyetini değiştirmişlerdir.
Eski Yunanca’da sophiestes sözcüğü “bilge, kolay öğrenip
kolay öğreten” anlamına gelmekteydi. Buradan hareketle
Eski Yunan’da MÖ. V ve IV. yüzyıllarda gerek kamusal
görevlerde gerekse kişisel konularda gençlere doğru
düşünmeyi, güzel konuşmayı, iyi eylemeyi öğretmeyi
amaçlayan iyi yurttaşlar yetiştirmeyi kendilerine ödev
edinen bilge kişilere Sofist denilmekteydi (Güçlü vd. 2003:
1315). Sofistler bir okul olmaktan ve onları ortak olarak
birbirine bağlayan bir felsefeye sahip olmaktan öte
yaşamaya ve öğrenmeye karşı ortak bir duruşu paylaşan bir
grup olarak görülebilir (Erkızan ve Çüçen, 2013: 74).
191
i
öğretmenler, uzmanlar, savcılar, hâkimler, halkla ilişkiler
uzmanı ve yazılı-görsel medya çalışanları olarak
görülebilir (Erkızan ve Çüçen, 2013: 77-78).
Çünkü Sokrates için erdeme götüren hakikat mutlak ve
değişmez olmalıydı. Sofistlerin göreceli anlayışları
karşında Sokrates nesnelliği, değişmezliği ve gerçekliği
savunarak tümel bilgilerin olabileceğini ileri sürerek
duyuların göreliğine karşın, aklın evrensel ve tümeli
vereceğini savunmuştur (Çüçen, 2001: 104).
Sofistler aristokrat ideallerin yetersiz kaldığı bir dönemde
mevcut eğitimin karşılayamadığı bir talebi karşılamak
amacıyla tarih sahnesinde var oldular. Bu yüzden ilk
başlarda Sofist olmak onurlandırıcı bir durumdu. Çünkü
bilgelik sahibi olmayı ifade ediyordu ve Sofistler çok geniş
bilgi ve ilgi alanına sahip oldukları için Yunan ulusuna çok
değişik konularda yol göstererek yardımcı oluyorlardı. Bu
yüzden Sofistler okumuş, zengin ve şüpheci gençler
arasında çok rağbet görmüşlerdir. Fakat sonraları
Sofistlerin kurnazca zekiliğine gönderme yapılarak sahte
bilgelikle suçlanmışlardır. Öncelikle yaşanılan yerin
değerlerine sıkı sıkıya bağlı halkın ise tepkisini çekmiştir.
Çünkü Sofistlerin en belirgin yönleri her şeye yönelik
eleştirel bir tavır takınmalardır. Sofistler geleneksel Yunan
düşünüşüne karşı bir tepki koyarak tüm değerleri akıl ve
eleştiri süzgecinden geçirmişlerdir (Platon, 2009: 543). Bu
eleştirel tavır o zaman dek Yunan toplumunda hiçbir
şekilde sorgulanmamış olan kurumlara, toplumun siyasi ve
hukuksal temellerine ve dine yöneltilen sorgulama
faaliyetinden meydana gelir. Sofistlerin geleneksel
inançlara ve yaygın değerlere karşı olan göreceli tavırları
dogmaların ve batıl inançların zincirlerinin kırılmasına
neden olmuştur (Soccio, 2010: 174). Yani Sofistler
felsefeye, dine, gelenek ve göreneklere ve bunlara dayanan
kurumlara meydan okumuşlardır. Zaman zaman eleştirinin
dozunu arttırarak eleştiriye hedef olan kurumu tümüyle
ortadan kaldırma sonucuna ulaştılar (Cevizci, 1998: 54).
Bu yüzden tepkileri çeken Sofistlerden özellikle Protagoras
memleketten kovularak yazıları genel meydanda
yakılmıştır (Weber, 1991: 38).
Sofistler ile aynı zamanda yaşamış olan ünlü filozof
Sokrates onlarla sürekli bir çekişme halinde olmuştur.
Sofistlerin her alana yaymış olduğu rölativizme karşı
çıkışın yanında Sokrates onların verdikleri eğitim
karşısında ücret talep etmelerini de sert ifadelerle karşı
çıktığını dile getirmiştir. Çünkü Sokrates’e göre felsefe
öğretmek için para talep etmek yanlıştır. Bu durumu
Sokrates şöyle izah eder:“ İnanıyorum ki haysiyet veya
utanç gibi güzellik ya da hikmeti de kontrol altında tutmak
mümkündür. Bir erkek güzelliğini para için satarsa,
insanlar ona erkek fahişe der; fakat biri şerefli ve
saygıdeğer biriyle arkadaşlık kurarsa onun sağduyulu
olduğunu düşünürüz. Hikmetini para karşılığında satın
almak isteyenlere satanlara, Sofist veya hikmet fahişeleri
denir, ancak her kim bildiği her iyi şeyi öğretmeye layık
olduğunu düşündüğü biriyle arkadaş olursa, biz onun iyi ve
şerefli bir vatandaş olduğunu düşünürüz.” ( Soccio, 2010:
159) Buradan da anlaşılacağı üzere Sofistler verdikleri
eğitim karşısında yüklü miktarda para almaları ile ağır
eleştirilere maruz kalmışlardır. Çünkü yaşanılan çağda
Atina’da kazanç sağlayan işler hor görülürdü. Ayrıca
Sofistler güçsüzü güçlü göstermek, yanlışın doğru ve
kötünün iyi karşısında zafer kazanmasını sağlamak
amacıyla
retoriği
kullandıkları
gerekçesiyle
eleştirilmişlerdir. Sofistlere göre becerikli ve usta bir hatip
öyle güzel, öyle ikna edici ve o kadar makul konuşabilirdi
ki onun sözlerinin gücüyle adeta dalgalanan ve sürüklenen
dinleyici hatibi konuştuğu konuda otorite olarak görmekten
kendini alamazdı. İşte bu durumun bir sonucu olarak
sözlerinin çekiciliğine ve dinleyicilerin coşku dolu
tepkilerine aldanan konuşmacının kendisi de otorite olma
iddiasıyla ortaya çıkmaya hazır hale gelmekteydi. Bu tavır
Sofistlere yönelik saldırılara neden olmuştur (Cevizci,
1998: 59-60). Sofistlerin retoriği güçlü bir silah olarak
kullanarak her şeyin kanıtlanmasının ve çürütülmesinin
yanıltma yoluyla mümkün olduğuna inançları onların
toplumun ahlakını bozarak topluma zarar verdikleri
düşüncesinin yaygınlaştırmıştır (Höffe,2008: 33).
Sofistlerin öğrettikleri esasen günlük hayatta yaşarken
karşılaştığımız pratik meseleler üzerineydi, bir konuyu
kanıtlamak ya da temellendirmek yerine daha çok üzerinde
tartışılan bir konunun nasıl kazanılacağı üzerine
odaklanmaktaydılar. Çünkü Sofistlere göre herkesin
üzerinde uzlaşabileceği bilgiler mutlak bir hakikat
olamazdı. Sofistlere göre doğum yeri, aile alışkanlıkları,
kişisel yetenekler ve tercihler, eğitim, din, yaş ve inançlar
algıları ve değerlendirmeleri kontrol altına almaktadır
(Soccio, 2010: 160). Bu yüzden Sofistlerin her şeyin ölçüsü
olarak insanı görmeleri hayatın tüm alanlarında mutlak bir
rölativizmi benimsediklerinin göstergesidir. Sofistlere göre
mutlak ve değişmez bir hakikat olmayıp bilgi ve hakikat
bireyin algılarına, toplumsal, kültürel ve kişisel
eğilimlerine görelidir. Bu yüzden de hakikati keşfetmek
imkânsızdır. Çünkü Sofistlerin anlayışına göre iyi bir iddia
ile kötü bir iddia arasındaki tek fark kişisel tercihtir
(Soccio, 2010: 155). Bilgi ve hakikat alanındaki bu
göreliliği Sofistler değerler alanına da yansıtarak tüm
ahlaki değerlerin insanların onları nasıl algıladıkları ile
ilgili olduğunu belirtmişlerdir. Sofistlerin her alana
yaydıkları bu rölativizm yani her insanı kendi bilgeliğinin
ölçüsü yapan ölçü insan ve eğitim anlayışları ile tutarlı
olmadığı için eleştirilmiştir (Cevizci, 1998: 56). Özellikle
çağdaşları Sokrates’in sert eleştirilerine hedef olmuşlardır.
Platon’un diyaloglarında da Sofistlere yönelik eleştiriler
görmekteyiz. Platon’un yaşlılık diyalogları arasında yer
alan “Sofist” diyalogunda Sofistler ve onların yaptıkları
işler üzerine detaylı bir inceleme söz konusudur. Diyalogda
Sofistler zengin gençlerin peşinden koşan avcıya
benzetilerek
yerilmektedir.
Diyalogun
ilerleyen
bölümlerinde Sofistler bilgi satan bir tüccar olarak
nitelendirilerek amaçlarının sadece kazanç olduğu belirtilir
ve gerçek bilginin çürütücüleri olarak ele alınır. Tartışma
sanatının büyük ustası olarak görülen Sofistler
konuşmalarında
hokkabazlık
yaparak
insanların
zihinlerinde çelişki yaratarak bilgelikten uzak tavırlar
sergilediği için eleştirilmektedir (Platon, 2009: 543).
Platon’un “Protagoras” adlı diyalogunda Sofistlerin para
192
i
karşılığında verdiği derslerin ne gibi bir amaca yönelik
olduğu
sorgulanmaktadır.
Erdemin
öğretilip
öğretilemeyeceğinin
tartışıldığı
diyalogda
Sofist
Protagoras gençleri yurttaşlık ve siyaset konularında
yetiştireceğini iddia etmektedir. Sokrates ise her konuda
her şeyi bildikleri sanısı içinde olan Sofistleri bilgiçlik
taslama ile suçlayarak böyle eğitimin mümkün olmadığını
dile getirmektedir (Platon, 2009: 391). Yine erdemin
öğretilmesi üzerine olan bir diyalog olan Menon’da
Atina’da demokrasi yerleştiğinden beri devlet işlerinin
başına geçmeyi tasarlayan gençlere bu konularda gerekli
olan erdemleri öğreten üstatların yani Sofistlerin bu işi
nasıl yapabildikleri ele alınmaktadır. Diyalogda erdemin
öğretilip öğretilemeyeceği şöyle dursun erdemin ne
olduğunu bile bilmediğini söyleyen Sokrates ile Sofist
Gorgias’tan ders almış olan Menon’un aldığı dersler ile
erdemi ve erdemin öğretilmesi tartışılmaktadır (Platon,
2009: 139-140). Platon’un Gorgias adlı diyalogunda ise
söylev sanatının ahlaksal ve siyasal gücü ve çeşitli
alanlarda oynadığı rol üzerinde durulmuştur. Söylev
sanatının insanın mutluluğu açısından ele alınıp incelendiği
diyalogda siyasi yaşamda belli bir işlevinin olmasını
isteyen her yurttaşın zorunlu olarak söylev sanatıyla
uğraşması bu konuda kendini yetiştirmesi bunun için
Atinalıların bir bedel karşılığı Sofistlerden bu sanatı
öğrendikleri üzerinde durulurken kandırma sanatı olarak
nitelendirdiği söyleve karşılık, Sokrates “asıl iyi”nin
bilgisine özenli ve ödün vermez bir araştırmayla ulaşmak
ve gerçek bilgiyle donanarak erdemli ve mutlu olmayı
önermektedir.
Ksenophon Sofistleri kazanç sağlamak için aklını ve
zekâsını satan, ucuz ve samimiyetsiz olarak
nitelendirmiştir (Erkızan ve Çüçen, 2013: 75).
Sofistlerin şiddetli eleştirilere maruz kalmalarının en
önemli nedeni verdikleri eğitim karşılığında para talep
etmeleriydi. Sofistler daha önceki çoğu filozof gibi soylular
sınıfına dâhil olmadıkları için verdikleri dersler
karşılığında ücret alırlardı. Bu ücret karşılığında
yurttaşların demokratik organlarda, parlamentoda ve yargı
önünde haklarını ve fikirlerini başarıyla temsil etmeleri ve
savunmaları için gereken hüneri ve beceriyi öğretirlerdi
(Höffe, 2008: 32). Fakat Yunanlılara göre Sofistlerin
öğretmeye çalıştıkları iyi yurttaş olma ve yönetme sanatı
öğretilecek bir şey olmayıp insanların içgüdüsel sahip
olduğu atalarından miras alıp çocuklarına aktardığı bir
değerdi. Şayet öğretilecek bir şey bile olmuş olsa bu işi
yapacak olan Sofistler gibi yabancılar değil Atinalılar
olmalıdır. Diğer bir husus ise bilgelik dostlar arasında ve
birbirini sevenler arasında paylaşılacak bir şey olup insanı
arındıran ve insanı özgürleştiren bir şeydir. Sofistlerin
öğrettikleri için para istemeleri onları özgürlükten
uzaklaştırır. Çünkü onlar dilediklerince konuşup, tartışmak
yerine ücretini ödeyen herkesle konuşmayı tercih etmişler
ve öğrenebilecek kabiliyete sahip olsun olmasın ona bir
şeyler öğretmek zorunda kalmışlardır. Bu yüzden
insanların akıllarını ya da fikirlerini satmaları iyi bir şey
olarak algılanmamıştır (Cevizci, 2011: 66-67).
Sofistlerin çeşitli konularda verdikleri eğitim ve öğretim
karşılığında para almaları ile felsefe ilk onlarla meslek
haline gelmiştir diyebiliriz. Felsefeden para kazanma ilk
Sofistlerle başlamıştır (Erkızan ve Çüçen, 2013: 75). Ders
verdikleri öğrencilerden para almaları Sofistlerin
profesyonel bir tutum içerisinde olduğunun bir
göstergesidir. Çünkü Sofistler eğitim ve öğretim işini zevk
için değil bu işi bir meslek haline getirerek kazanç amaçlı
yapmışlardır. Zengin ailelerin politikaya girmek isteyen
çocuklarını ve Sofist olarak yetişmek isteyen gençlere
eğitim sunarak onları yetkin hale gelmeleri için bir çaba
sarf etmişlerdir. Elbette bu çabanın bir karşılığı da
olmalıydı. Emek verilerek bir güç harcanarak yapılan iş
meslek olarak görülerek yapılıyorsa bunun bir maddi
karşılığı olması gerekir. Ayrıca Sofistler en azından ödeme
yapan herkesin eşit haklara sahip olmasını sağlayarak
Atina’nın eğitim yapısını demokratikleştirmişlerdir.
Bilginin satılabileceğini bu nedenle de öğretilebilecek bir
şey olduğunu savunarak siyasal bilgi ve erdemi
aristokratların tekelinden kurtararak geniş kitlelere yeni
düşünceler ulaştırmışlardır (Platon, 2009: 543). Yüksek
ders ücretlerini ödemek için yeterli maddiyata sahip
olunduğunda eğitim almak için belirli bir aileye mensup
olmak artık gerekmiyordu (Soccio, 2010: 155).
Platon Sofistlere saygı duymasına karşın Sofistlerle sürekli
bir düşünsel savaş içerisinde olmuştur. Sofistlerin para
karşılığında ders veriyor olmaları yani bilgiyi, erdemi
satılabilir bir nesne olarak görüyor olmalarına şiddetle
karşı çıkmıştır. Ayrıca Sofistlerin felsefi bakımdan kabul
edilebilir uslamlamalar koymak yerine çeşitli retorik
stratejiler kullanarak ne pahasına olursa olsun sadece
karşısındakini ikna etmeyi amaçlamaları da Platon’un
eleştirilerine sebep olmuştur. Çünkü Platon’a göre
Sofistlerin öğrettikleri esasen pratik meseleler üzerineydi,
bir konuyu kanıtlamak ya da temellendirmek yerine daha
çok üzerinde tartışılan bir konunun nasıl kazanılacağı
üzerineydi. Bu yüzden Sofistlere göre her tartışmanın iki
yüzü bulunur ve her iki yüz de eşit derecede geçerlidir.
Burada önemli olan ise tartışılan konunun değeri değil bir
fikri destekleyen kişinin ikna kabiliyetini kullanarak
karşısında kişiye üstünlük kurmaktır. Sokrates ve
Platon’un Sofistlerin birer belagatçi olmaktan öteye
geçemeyeceklerini söyleyerek alay etmelerinin nedeni bu
yüzdendir (Atkinson, 2012: 42-43) . Aristoteles de aynı
gerekçelere dayanarak kendilerine Sofist denilen kişilerin
gerçekte bilge olmadığı halde bilgeymiş gibi görünerek
bundan kendine maddi yarar sağlayan kişi olduğunu dile
getirmiştir. Bu yüzden Aristoteles için Sofist sahte
bilgelikle para kazanan anlamına gelmektedir. Sofistlere
karşı sert eleştirilerde bulunanların başında Ksenophon da
gelir. Ona göre Sofistler “entelektüel harlot” tur. “Kendini
para karşılığı satan” anlamına gelen bu terim ile
3. Sonuç
Sonuç olarak Sofistleri Yunan ulusunun aydınlatıcıları
veya gezgin bilgeler olarak mı, yoksa işi safsataya, oyuna
dökerek insanları kandıran veya aldatan bir şarlatan ya da
193
i
hokkabaz olarak mı değerlendirmemiz gerektiği onları
nasıl algıladığımıza bağlıdır.
var olan Sofistlerin yaşadığı çağda bilginin bir meta gibi
para karşılığında el değiştirmesi ayıplanacak bir durum
olarak karşılandığı için Sofistlerde yaptıkları işlerin bedeli
olarak para talep etmeleri o zamanın Atina’sında
ayıplanacak, aşağılanacak ve hor görülecek bir durumdur.
Günümüzün değer sisteminde her şeyin maddi bir karşılığı
olduğu için –ki bizlerde günümüzde eğitim için yüklü
meblağlarda paralar ödemekteyiz- verdikleri eğitimin
karşılığında para almaları ayıplanacak bir durum olmayıp
gayet normal bir durumdur. Fakat her çağ kendi içinde her
insan yaşadığı çağda ele alınıp değerlendirilmesi gerekirse
Sofistlerin çağında bilgelik insanın Tanrılık makamına
yükselmesi ile eşdeğer kabul edildiği için elbette böyle
kutsal bir görevi para ile kirletmek hokkabazlık ve
şarlatanlık olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Atina’da
yurttaşlık hakkına sahip olmayan Sofistler orada yabancı
oldukları
için
Atinalılar
tarafından
dışlanıp
küçümsenmekteydi. Böyle küçümsenen ve dışlanan
insanların yaptığı işler de pekâlâ takdire şayan
görülmeyecek hokkabazlıkla, şarlatanlıkla suçlanacaktır.
Her yerde oraya dışarıdan gelen oraya ait olmayan hor
görülür ve aşağılanır. Üstüne üstelik Sofistlerin hızla
ünlenmesi ve zenginleşmesi insanlar arasında bir
kıskançlığa sebep olmuştur ki, bir yere dışarıdan gelen ve
kısa sürede ünlenerek zenginleşen insanların düşmanları
çok olur. “Meyve veren ağaç taşlanır.” misali Sofistlerin
ünlenip zenginleşmeleri bir takım insanları rahatsız ederek
Sofistlerin bilgelikleri aşağılanarak hokkabazlıkla ve
şarlatanlıkla eş tutulmuş insanları kandırmakla
suçlanmışlardır. Bu ağır suçlamaların üzerinde Sofistlerin
her alana yaydıkları göreceliliğin de büyük etkisi vardır.
Şöyle ki onlar halkın ahlakını bozmakla, halka zarar
vermekle halk için büyük tehlike olarak görülmüştür.
Özellikle retoriğin güçlü etkisini kullanarak her şeyi
kanıtlama ve çürütme yoluyla üstün gelmeyi kendilerine
bir prensip haline getirmeleri de halk için bir tehdit unsuru
olarak algılanılmıştır. Çünkü güçlü bir retorikle değersiz
bir şey değerli olurken, retorik bir zayıflık ise en değerli
olanın değer kaybetmesine zemin hazırlamaktadır.
Sofistler Antik Yunan düşüncesine çeşitli katkılarda
bulunmuşlardır. Öncelikle insan merkezli felsefenin
mimarı Sofistlerdir. Sofistler söyleyecek sözü kalmayan
doğa felsefesinin imdadına yetişerek ilgiyi dış dünyadan
insana çevirip felsefeye gündelik yaşam içerisinde bir yer
kazandırmışlardır. Felsefenin merkezine insanı yerleştiren
Sofistler insana dair her şeyi sorunsallaştırarak felsefenin
yelpazesini törelerden yemek pişirme sanatına, devletin
idaresinden
sokakta
yürüyüşe
çıkmaya
kadar
genişletmişlerdir. Sorgulayan beyinler önceleri sadece
fiziksel olguların dünyasına çevirili iken Sofistlerle birlikte
açılan yeni çığır ile felsefenin eleştirel ruhu insanı
ilgilendiren tüm alanlara yayılmıştır. Tabiri caizse Sofistler
gökyüzünde gezinen felsefenin ilgisini yeryüzüne indirerek
gözler önüne sermiştir. Bu açıdan değerlendirildiğinde
Sofistlerin yaşadığı çağ bir aydınlanma dönemidir.
Sofistler ise bu aydınlanmanın yaratıcılarıdır. Ayrıca
Yunan ulusunun bireyselliğe ve özgürlüğe doğru
gelişimine yaptıkları katkı sayesinde Sofistleri Yunan
ulusunun aydınlatıcıları ve bilgeleri olarak görmemiz
mümkündür. Çünkü Sofistlerle birlikte bireysel düşünce
hızla gelişmiştir. Sofistlerin “İnsan her şeyin ölçüsüdür.”
düsturu ile düşünceye sundukları eleştirel yaklaşım
insanların
kendi
düşünceleri
doğrultusunda
değerlendirmelerde bulundurmalarına sebep olarak Yunan
kültürünün gelişiminde büyük bir rol oynamıştır.
Değerlerin belirleyicisi olarak bireye yapılan vurgu ile
Atina’da demokrasinin gelişmesine katkı sağlamışlardır.
Sofistlerin eleştirel tavırları felsefenin kendine daha sağlam
zeminlerde yer bulmasına sebep olurken kendilerinden
sonra gelecek olan filozoflara yol gösterici olmuşlardır.
Sofistlerin tüm alana yaydıkları öznellik ve görecelilik ile
bir kişinin düşünceleri en az diğer kişilerin düşünceleri
kadar doğru, bir kişinin davranışı en az diğer kişilerin
davranışları kadar iyi olması herkesin düşüncesine ve
davranışına eşit derecede önem ve değer verildiğinin ve her
insanın yüceltildiğinin bir göstergesi olmuştur. Diğer
yandan Sofistlerin en çok eleştirildikleri noktaya göre
Sofistleri değerlendirecek olursak eğer onlar insanlara
günlük hayatlarında işe yarayacak bilgileri edindirme
konusunda Yunan ulusuna profesyonel hizmet sunmayı
kendilerine ilke edinmişlerse, dersler karşılığı ücret talep
etmeleri profesyonel olmanın bir gereğidir. Profesyonel
olmak sunulan hizmet karşılığı para almayı gerektirir. İşin
uzmanı kişilerin emeklerinin ve gayretlerinin sonucu diğer
insanlara sundukları hizmetin bedeli olan parayı talep
etmeleri kadar doğal bir şey yoktur. Kaldı ki hizmet
sunulan hedef kitle bu hizmeti almaya gönüllü ve razı ise
hizmeti sunanları kandırıkçı, şarlatan ya da hokkabaz
olarak nitelendiremeyiz. Çünkü şarlatan, kandırıkçı ya da
hokkabaz verilecek hizmet hakkında az ya da hiçbir
bilgiye, gerekli donanıma sahip olmayan kişiyi çeşitli
dalaverelerle kandırır. Fakat Sofistleri yaşadıkları çağın
değerleriyle ele alacak olursak onların kandırıkçı, şarlatan,
hokkabaz olarak nitelendirilmeleri söz konusu olamaz.
Bilgeliğin öğretmenleri olma iddiası ile tarih sahnesinde
Bir şey ne tamamen iyi, güzel, doğru ve mükemmel ne de
kötü, çirkin, yanlış ve kusurludur. İyiliklerin,
doğrulukların, güzelliklerin ve mükemmelliklerin içinde
kötülükler, yanlışlar, çirkinlikler ve kusurlar olabildiği gibi
kötülüklerin, yanlışların, çirkinliklerin ve kusurların içinde
de iyilikler, güzellikler, doğruluk ve mükemmellik mevcut
olacaktır. Bu bilinç ile Sofistlere yaklaşmak eğrisiyle
doğrusuyla ele alıp irdelemek daha yerinde olacaktır.
194
i
Höffe, O. (2008). Felsefenin Kısa Tarihi, Çev. Okşan
Nemlioğlu Aytolu, İstanbul: İnkılâp Kitabevi.
Kaynakça
Akarsu, B. (1993). Ahlak Öğretileri, İstanbul: Remzi
Kitabevi.
Magee, B. (2004). Felsefenin Öyküsü, Çev. Bahadır Sina
Şener, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.
Atkinson, S. (2012). Felsefe Kitabı, Çev. Emel Lakşe,
İstanbul: Alfa Yayınları.
Platon. (2009). Diyaloglar, Çev. Ömer Naci Soykan, Tanju
Gökçöl, Adnan Cemgil, Melih Cevdet Anday, İstanbul:
Remzi Kitabevi.
Cevizci, A. (1998). İlkçağ Felsefesi Tarihi, Bursa: Asa
Kitabevi.
Soccio, J.D.(2010). Felsefeye Giriş Hikmetin Yapıtaşları,
Çev. Kevser Kıvanç Karataş, İstanbul: Kaknüs Yayınları.
Cevizci, A. (2007). Felsefe, İstanbul: Sentez Yayıncılık.
Cevizci, A. (2011). Felsefe Tarihi, İstanbul: Say Yayınları.
Störig, H.J. (2011). Vedalardan Tractatus’a Dünya Felsefe
Tarihi, Çev. Nilüfer Epçeli, İstanbul: Say Yayınları.
Çüçen, A.K. (1999). Felsefeye Giriş, Bursa: Asa Kitabevi.
Thilly, F. (2007). Yunan ve Ortaçağ Felsefesi, Çev.
İbrahim Şener, İstanbul İzdüşüm Yayınları.
Çüçen, A.K. (2001). Bilgi Felsefesi, Bursa: Asa Kitabevi.
Erkızan, H.N. ve Çüçen, A.K. (2013), Antik Çağ ve Orta
Çağ Felsefesi Tarihi,Ankara: Sentez Yayıncılık.
Weber, A. (1991). Felsefe Tarihi, Çev. H. Vehbi Eralp,
İstanbul: Sosyal Yayınları.
Güçlü, A. ve Uzun, E. vd. (2003), Felsefe Sözlüğü, Ankara:
Bilim ve Sanat Yayınları.
195
Download

Sofist Kimdir? Gezgin Bilge mi Yoksa Hokkabaz, Şarlatan mı?