ORTADOĞU'DAN MİLYARLARCA DOLARI TÜRKİYE'YE AKTARAN
LÜTFÜ AKDOĞAN
LIFE
SANAYI
Türkiye Ortadoğu
bataklığının içine
gömülmüştür
Yıl:2 Sayı:6
TEMMUZ-AĞUSTOS
2014
Ortadoğu
kan
ağlıyor
Ortadoğu’da ki bitmeyen savaşlar ve
bozulan ilişkilerin ağır faturasını
şüphesiz sanayici ve ihracatçılar ödedi.
TİM BAŞKAN VEKİLİ
MUSTAFA ÇIKRIKÇIOĞLU
Barış elçisi olmak
için ne gerekiyorsa
yapmaya hazırız
SANAYI
LIFE
ISSN:2148-0826
İmtiyaz Sahibi
(Sorumlu Yazı İşleri Müdürü)
Ajna Reklam Adına
Berma S. Aydın
[email protected]
Editörler
Zehra Sarıkaya Keşaf
Ceren Gümüşbaş
[email protected]
Reklam Müdürü
Zehra Sarıkaya Keşaf
[email protected]
Görsel Yönetmen
Aytekin Yılmaz
Web Tasarım
Hüseyin Ateş
62 YENİDEN CANLANIYOR
Yayın Kurulu
Berma S. Aydın, Eray Beceren
Levent Karadağ, Mehmet Akçay
Mehmet Emin Barsbey
Serkan Özburun, Ümit Ünker,
Özgür Karaduman
Danışma Kurulu
Murat Fırat
(Dudullu OSB Bölge Müdürü)
Mücahit Sönmez
(İmes San. Sit. G.M.)
Melih Tunçay
(Des San. Sit. G.M.)
Yönetim Merkezi
AJNA Reklam Tanıtım Basım Yayın
ve Ajans Hizmetleri
Dudullu Organize Sanayi Bölgesi,
DES Ticaret Merkezi
No:3/21Ümraniye – İstanbul
T: 0216 313 0013
F: 0216 420 2727
www.ajna.com.tr
www.sanayilife.com
[email protected]
[email protected]
Baskı Yeri
Şan Ofset Matbaacılık San.
ve Tic. Ltd. Şti.
Hamidiye Mahallesi,
Anadolu Caddesi
No:50 Kağıthane - İstanbul
T: 0212 289 24 24
F: 0212 289 07 87
www.sanofset.com
Ulusal – Türkçe
Sanayi Life Dergisi, AJNA Reklam
tarafından iki ayda bir yayınlanır.
Bu yayındaki tüm yazı ve görsellerin
hakkı Sanayi Life Dergisine aittir.
İzinsiz, kaynak gösterilerek
dahi alıntı yapılamaz.
Copyright © 2014 Ajna Reklam
All rights reserved.
+
KARİA MEDENİYETİ
SMMM
80
Güçlü ekonomi
için eğitim şart
AVUKAT
16
2014 en
sıcak yıl
olabilir!
26
Sosyal rekor
YAZI DİZİSİ
Türk Mucit
kadınlar 31
61
“Ölüm hep
bizemi düşer usta”
GO
60
Düşler Akademisi
Kaş’ta ne gördük?
KİŞİSEL GELİŞİM
farkında mısınız?
74 Duygularınızın
DO YOU
SPEAK PLAZA
TÜRKÇE’Sİ ?
58
ATEŞ VE ANKA
ntik çağlardan bu yana ley hatlarının kesiştiği noktada
bulunan, insanlığın doğuşu ile birlikte tüm semavi dinlere
şahitlik etmiş, büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış,
tarih boyunca zengin enerji kaynakları için en kanlı savaşlar
ve toplumsal çatışmalar ile insanlık değerlerinin uzağında
bırakılmış dünyanın arka bahçesi, kadim coğrafya Ortadoğu…
Barışa yönelik çözüm bulunmamasının sebebi, tüm din kitaplarında
yer alan “vadedilmiş topraklar”a sahip olmak mı, yoksa egemen
ülkelerin ağzını sulandıran zengin enerji kaynaklarının bir süre sonra
tükeneceğini bildiklerinden, var olan enerjiyi milyonlarca kat arttıran,
yıkım gücü yüksek silahların geliştirilmesi için önemli olan ley
hatlarının kesiştiği bu alana sahip olma isteği mi?
Dinler yüzünden binlerce insanın gerektiğinde öldüğü, elinden
bırakmamak için her şeyi yaptığı, Kudüs Tapınağı, Kabe ve Mescid-i
Aksa gibi kutsal yerlerin de bu büyük ley anahatların kesişimi üzerine
kurulu olduğunu çoğumuz bilmiyoruzdur. Bu topraklara sahip olanlar,
sadece dünya kaynaklarına değil, göksel kaynaklara da sahip
olacaklardır. Böylece tüm canlıların bu hayatiyet akışı ile kendi enerji
sistemini açması, beslenmesi ve temizlenmesi imkanını da ellerinden
alınmış olacaktır.
Yaklaşık yüz yıldır bu amaçla Ortadoğu’da sürdürülen siyasi,
ekonomik ve ulusal sorunların faturasını milyonlarca insan canlarıyla
ödemiş ve ödemeye de devam etmektedir. Ortadoğu’ya geleceği
söylenen demokrasi ile birlikte beklenen değişim rüzgarlarının boşa
çıkması ve sorunların devam etmesi de bu kadim toprakların uzunca
bir süre barışla tanışamayacağının göstergesidir.
İstikrarsızlığın devam etmesi ile bölgenin terör örgütleri, uyuşturcu
tacirleri, silah kaçakçıları tarafından kullanılmasına, kendi halkları
açlıkla, susuzlukla, hastalıklarla ve cahillikle mücadele ederken, sahip
oldukları zenginliklerin ise batılı şirketlerce adil olmayan şartlarda
çıkartılıp diğer devletlere satılmasına ses çıkaramayacaklardır.
Ortadoğu’nun hakim manzarası haline gelen bu savaşlar ve
bölgesel aktörler arasındaki çatışmaların yakın vadede sona erdiğini
görebilecek miyiz? Zümrüdü Anka bu alevlerden yeniden doğar mı?
Yoksa, ümit kuşunun bilinmeyen bir gelecekte tekrar kanat çırpması
için dua mı edeceğiz?
A
Berma Sutuğ AYDIN
Yabancı turistler otelleri doldurdu!
Türkiye’ye yılın ilk yarısında gelen yabancı turistler otel. motel ve pansiyonlarda 64 milyon kez konakladı. Aynı dönemde yabancı turistler ve yurt
dışında ikamet eden vatandaşların Türkiye'deki geceleme sayısı 148 milyon
488 bin oldu. Geçen yılın ocak-haziran döneminde 104 milyon 337 bin 193
olan yabancı turistlerin Türkiye'de konakladığı gece sayısı, bu yılın aynı
döneminde 11,6 milyon artarak 115 milyon 941 bin 815'e yükseldi.
KISA KISA GÜNCEL
Güneşe 4.5 milyar
dolarlık dev yatırım
Türkiye Tarım Kredi
Kooperatifleri ile ILB Helios
Enerji Limited Şirketi arasında,
toplam yatırım tutarı 4,5 milyar dolar
olan güneş enerjisi santrali kurulumu
konusunda mutabakat zaptı
imzalandı. Üç yılın sonunda yaklaşık
Keban Barajı'nın iki katı kadar elektrik
üretim kapasitesine ulaşılacak.
Fuarların yurtdışı
tanıtımına 150 bin $
Yurt içi fuarların yurt dışında
tanıtım faaliyetleri için 150 bin,
yurt içinde tanıtım faaliyetleri için de
50 bin dolara kadar Ekonomi
Bakanlığı desteği verilecek. Anılan
fuarların destek kapsamına
alınabilmesi için Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliğinin internet sitesinde ve
Ticaret Sicili Gazetesinde yer alan fuar
takviminde bulunması gerekecek.
OTURDUĞUMUZ YERDEN
33 MİLYAR LİRA HARCADIK
Son zamanlarda giderek artan kredi kartıyla yapılan uzaktan
alışverişte 6 ayda 33 milyar lira harcandı. Geçen yılın aynı
dönemine göre yapılan harcamalarda yüzde 40 artış görüldü
İnsanların oturdukları yerden alışveriş yapmasına imkan sağlayan eticarette kredi kartıyla 6 ayda 33 milyar liralık harcama yapıldı.
Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerinden derlenen bilgilere göre,
insanların oturdukları yerden gıda, giyim, elektronik ve birçok değişik
ürünü alabilmesine imkan sağlayan internet siteleri ve şirketlere
vatandaşların ilgisi artarak devam ediyor. Kapıda ödeme ve kredi kartına
taksit gibi seçenekler sunan site ve şirketler üzerinden kredi kartıyla
yapılan alışverişlerde de geçtiğimiz yıla oranla artış yaşandı.
Arap ordularını Türkler giydirecek
Ortadoğu ve körfez Arap ülkelerinin konusunda
tek fuarı olan 'EUWE' Emirates Uniform &
Workwear Exhibition'a bu sene Türkiye’den 20 firma
askeri üniforma, polis kıyafetleri, itfaiye kıyafetleri ve
personel kıyafetleri ürünleri ile katılacak. Çeşitli
ülkelerin ordu ve polis kıyafetlerini üreten Türk firmaları
pörtföylerine Arap ülkelerini de katma yarışına girdi.
Dubai'de 11 - 13 şubat 2015 tarihleri arasında organize
edilecek fuarda ayrıca; spor kulüpleri kıyafetleri, sağlık
sektörü kıyafetleri, havayolu personel kıyafetleri başta
olmak üzere personel koruyucu ekipmanlar, çelik
yelek - kask gibi güvenlik ürünleri de sergilenecek.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 08
KISA KISA GÜNCEL
Yatırımı yap
vatandaşlığı al
Türkiye'de iş yapmak isteyen
yabancılar için tarihi dönem
başlıyor. Yabancılar ve Uluslararası
Koruma Kanunu'nu yeniden
düzenleyen hükümet, yatırım yapana
vatandaşlık hakkı tanıyacak. Vize ve
sigortaya kolaylık da gelecek. Hükümet,
yabancı yatırımların önünü açmak için
tarihi bir adım daha atarak Yabancılar ve
Uluslararası Koruma Kanunu'nu yeniden
düzenliyor. Düzenlemeyle İngiltere ve
Almanya'da olduğu gibi yabancı
yatırımcıya uzun süreli ikâmet izninin
ardından vatandaşlık hakkı da verilecek.
MİLYARLIK RUSYA FIRSATINA TIR ENGELİ
Bankalarda 26 işlem
artık ücretsiz
BDDK milyonlarca vatandaşı
çok yakından ilgilendiren ve
bankaların ücret, komisyon ve
masraflarına ilişkin sınırlamalar
getiren yönetmelik taslağını hazırladı.
Bankalar SMS gönderim,hesap
işlemsizlik, hesap cüzdanı yazdırma,
banka kartı, hesap açma-kapatma ve
dosya masrafı gibi 26 farklı kalemde
ücret ve komisyon alamayacak.
Putin'in Batı'dan mal alımını yasaklamasıyla oluşan yıllık 12 milyar
dolarlık ihracat fırsatı TIR kotasına takıldı. UND Başkanı Şener, 9 bin
olan kotanın 42 bine yükseltilmesini talep etti. Rusya ile Avrupa Birliği (AB)
arasındaki siyasi krizin Türkiye'ye milyar dolarlık fırsat sağlayacağına
sevinen iş dünyasının karşısına TIR krizi çıktı. Rusya'nın gıdada yılda 12
milyar doları bulan AB ithalatına son vereceğini açıklamasının ardından
Türkiye'ye yönelen talepler, ülkenin koyduğu TIR kotası nedeniyle adrese
ulaşamıyor. Türkiye'nin 42 bin âdeti bulan TIR geçiş belgesi talebi 9 binle
sınırlanınca karşılıklı ticaret çıkmaza girdi. İki ülkenin Ulaştırma ve Tarım
Bakanlığı yetkililerinin acilen toplanması gerektiğini söyleyen Uluslararası
Nakliyeciler Derneği (UND) İcra Kurulu Başkanı Fatih Şener, sorun
çözülmezse tarihi bir fırsatın da heba olabileceğini belirtti.
Çalıştırılmayan her engelli için ayda 1903 lira ceza ödenecek
4857 sayılı İş Yasası’nın 30’uncu maddesi
uyarınca aynı il sınırları içerisinde 50 ve
daha fazla işçi çalıştırılan özel sektör
işyerlerinde %3 oranında engelli işçi çalıştırma
zorunluluğunu yerine getirmeyen işverenlere,
çalıştırmadıkları her engelli işçi için ve her ay
için 2014 yılında 1.903.00 TL idari para cezası
uygulanacak. Toplanan bu idari cezalar ile İşKur bünyesinde engelliye iş kurma amaçlı fon
oluşturulacak. Söz konusu fonun yönetiminden
sorumlu olan Komisyona sunulacak projeler ile
girişimcilik eğitimi alan veya kuracağı meslekte
eğitim almış engellilerden kendi işini kurmak
isteyenlere toplamda 36 bin TL’ye kadar hibe
desteği verilebilecek.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 10
Dönüşüm
0216 420 1717
Dönüşüm Dudullu OSB’ de
Gayrimenkul Almak, Satmak veya Kiralamak mı istiyorsunuz?
Dönüşüm hemen yanı başınızda
REMAX Dönüşüm Gayrimenkul Yatırım Danışmalık San. Tic. Ltd. Şti.
2009 yılından beri Dudullu’daki 500 m² ofisinde, etik kuralları benimsemiş
profesyonel ekibiyle birlikte Dudullu Organize Sanayi Bölgesine hakim
tecrübeli bir RE/MAX ofisidir.
Esenşehir Mah. Natoyolu Cad. No:249 Kat 1 Ümraniye / İstanbul
www.remax.com.tr/donusum - [email protected]
KISA KISA GÜNCEL
TÜBİTAK kesenin
ağzını açtı
Ülkenin teknoloji alanındaki
gücünü artırmak için çalışmalarını
sürdüren Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), mobil
iletişimden ekran teknolojilerine, gıda ve
sağlık alanından enerji projelerine kadar
17 alanda girişimcilere destek olmak için
bütçesini hazırladı. TÜBİTAK, beklentileri
karşılayan projeler için 2,5 milyon liraya
kadar destek verecek.
Avrupa'yı fındık
paniği sardı
Türkiye'de don nedeniyle fındık
rekoltesinin düşmesi Avrupalı
çikolata üreticilerini alarma geçirdi. Yerli
üreticiler ise, "Paniğe gerek yok. Biz yine
Avrupa'nın en büyük tedarikçisiyiz" dedi
Dünyanın en büyük fındık üreticisi
Türkiye'de don nedeniyle fındık
rekoltesinin 800 binden 510 bin tona
düşmesi Avrupalı çikolata üreticilerini
panikletti. Paniğin merkezinde ise geniş
kitlelerin bağımlısı olduğu Nutella'nın
üreticisi İtalyan Ferrero var.
TTNET, Aslantepe'yi
akıllandırdı
TTNET ile Galatasaray,
arasında yapılan işbirliği
ile Türk Telekom Arena
tüm tribünlerinde Wi-Fi
servisi verilen ve internet tabanlı dijital
uygulamaların sunulacağı Türkiye'nin ilk akıllı
futbol stadyumu olacak. Taraftarlar 5'nci
nesil Wi-Fi teknolojisi sayesinde stadyumda
aynı anda birçok farklı cihazla 400 Mbps'ye
kadar varan hızda internete bağlanacak.
TTNET Genel Müdürü Abdullah Orkun Kaya,
"İnternet erişim noktalarımıza, bugün bir
prestij olarak Türk Telekom Arena
Stadyumu'nu da ekliyoruz dedi.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 14
AKILLI TELEFON STRES YARATIYOR
Tatildesiniz ama bir yandan da uyanır uyanmaz iş yerinize ait epostalarınızı kontrol ediyorsunuz. Kaldığınız otelde kablosuz
internet yoksa veya dağın tepesinde cep telefonunuz çekmiyorsa
telaşlanıyorsunuz. Telefonunuzun pili azalmışsa huysuzlanıyor, ofiste
değilseniz işlerin ters gideceği endişesi taşıyorsunuz. Bunların hepsi,
cep telefonu bağımlılığının yarattığı "sürekli erişilebilir" olma" stresinin
tipik işaretleri. BBC'nin haberine göre akıllı telefonlar birçoğumuz için,
kapanıp rahatlamamıza ve kendi pillerimizi şarj etmemize izin
vermeyen ceplerimizin tiranları haline dönüştü. Birçok gözlemci, bu
sendromdan giderek daha fazla kaygı duymaya başladı.
Doğu'da elektronik
patlama yaşanıyor
Elektronik zincirler çözüm sürecinden sonra
Anadolu'ya odaklandı. Şirketler Doğu ve
Güneydoğu'daki mağazalarında büyük şehirlerden
daha çok ciro yapıyor. Her ilde en az bir mağaza
açmak için yarışa giren elektronik zincirler, büyük
şehirlerden çok Anadolu'ya odaklandı. Özellikle
Çözüm Süreci'nden sonra Doğu ve Güneydoğu
Anadolu Bölgesi'nde mağaza sayısını artıran
şirketler, buradaki illerde İstanbul, Ankara ve
İzmir'deki mağazalarından daha çok ciro elde
ediyor. Bimeks Genel Müdürü Arif Bayraktar,
"Anadolu'ya yatırım yapan kazanır" dedi.
GÜNCEL
2014 dünyanın en
sıcak yılı olabilir!
Ocak itibariyle
neredeyse hiç kar
yağmadı. Dünya
Meteoroloji Örgütü
(WMO) 2014 Mayıs
ayını dünyanın en
sıcak ayı ilan etti. Bu
yıl dünya tarihinin
en sıcak yılını
yaşıyoruz.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 16
İ
stanbul – Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim
Derneği tarafından geçen Nisan ayında
düzenlenen I. İstanbul Karbon Zirvesi’nde
karbon ve iklim değişikliği konuları ilk kez
Türkiye’de konunun tüm paydaşlarıyla ve uluslararası
saygın uzmanlarca tartışılarak Türkiye’nin ilgili
alanda kapasite gelişimi noktasında çok önemli
katkılar ortaya kondu. İlk zirvenin ardından bu kez
Enerji Verimliliği Derneği işbirliğiyle 3-4 Nisan
2015 tarihlerinde Karbon Zirvesinin ikincisinin
yapılacağı belirtilirken, yaşanan olumsuz iklim
değişikliği nedeniyle zirve hazırlıklarının da
şimdiden başladığı ifade edildi. Küresel iklim
değişikliğinin geleceği tehdit eden en büyük
sorunlardan biri olarak görüldüğünü kaydeden
İstanbul Karbon Zirvesi Komite Başkanı Prof.
Dr. Etem Karakaya, bu yıl ülkemizde yaşanacak
en büyük sorunun küresel ısınma kaynaklı
kuraklık ve su sıkıntısı olacağına işaret etti.
“Karbon salımı ve kuraklık şu an dünyanın en
önemli gündem maddesi olmalı. Sadece
çevre ve enerji sektörleri değil, siyasetin de
ana gündeminde bu konu yer almalı” Çok
sayıdaki ülke gibi Türkiye’nin de küresel
ısınmanın olumsuz etkilerini oldukça şiddetli
yaşadığını dile getiren Karakaya, “Türkiye
iklim değişikliğinden en fazla etkilenen
ülkeler arasındadır. Bu yıl kış yaşamadık
dersek yanlış olmaz. Yeterince kar
yağmaması çok ciddi bir sorun. Karbon
salımı ve kuraklık şu an dünyanın en
önemli gündem maddesi olmalı.
Sadece çevre ve enerji sektörleri değil,
siyasetin de ana gündeminde bu konu yer
almalı. Türkiye’nin de diğer ülkeler gibi
iklim değişikliğine yol açan karbon
emisyonu azaltımı konusunda somut
önerilerini hazırlayarak, yeni bir iklim
anlaşması konusunda önemli
hazırlıkların yapıldığı 2015 Paris İklim
Zirvesi’ne kadar sunması gerekiyor”
dedi. Özellikle bu yıl yağışların
azlığı nedeniyle tarımsal ürünlerin
azaldığını dile getiren Prof. Dr.
Karakaya, “Malatya’da kayısı üretimi
geçen yıla göre yüzde 90 oranında
azaldı. Geçtiğimiz yıl buğday üretimi
23 milyon tona ulaşırken, bu yıl bu
miktar 17 milyon tona düştü. Sulu
arazilerde kullanılan yoğun su tüketimi
etkisiyle de yer altı suları ve ırmaklar kuruma
seviyesine geldi. Sulu olmayan arazilerde ise
çiftçiler neredeyse hiç mahsul alamadılar. Bu
durum da, gelecekte yaşanması muhtemel ciddi su
sorunlarının habercisi. Bu nedenle Türkiye’nin iklim
değişikliğine uyum politikaları geliştirip, su
kullanımı, bölgelere göre ürün çeşitlendirmesi
konusunda ciddi önlemler almalı” şeklinde konuştu.
II. İstanbul Karbon Zirvesi’nde dünyayı tehdit eden
iklim değişikliğine neden olan karbon
salınımını azaltmaya yönelik
konularının tüm detaylarıyla
masaya yatırılacağını ifade eden
Adnan Menderes Üniversitesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem
Karakaya, şunları söyledi:
“I. İstanbul Karbon Zirvesi
sadece ülkemizde değil
uluslararası camiadan da
büyük ilgi gördü. Bu nedenle
yakın zamanda Dünya Bankası
küresel ölçekte “karbona fiyat
konulması” başlıklı kampanyası
için Sürdürülebilir Üretim ve
Tüketim Derneğimizden destek
istediler. Bu anlamda desteğimizle
birlikte Dünya Bankası da karbonun
fiyatlanması, emisyon ticareti gibi
konularda 2. zirvede bizlere destek
sağlayacaklar. İlgili kamu kuruluşlarını ve
enerji yoğun sektörleri ilgilendiren, uluslararası
müzakerelerin geleceği, temiz teknolojilere
geçiş, karbon piyasaları gibi önemli
konuları partnerimiz Enerji Verimliliği
Derneği’nin katkılarıyla detaylı bir
şekilde zirvede tartışacağız. Bu
bağlamda geleceğe yönelik
ülkemizdeki tüm paydaşları
Dr. Etem
yapılması gerekenler noktasında
Karakaya
hazırlamaya devam edeceğiz. Bu
zirve ile karbon ve iklim değişikliği
konuları ilk kez Türkiye’de konunun
tüm paydaşlarıyla ve uluslararası
saygın uzmanlarca tartışılarak
Türkiye’nin ilgili alanda kapasite gelişimi
noktasında çok önemli katkılar ortaya kondu.
İklim değişikliği dünyayı tehdit etmeye devam
ettikçe çözüm amaçlı toplantılarımızı artırarak
devam etmeyi planlıyoruz.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 17
GÜNCEL
SEKTÖRLER VE ŞİKAYETLER İÇİNDEKİ PAYLARI
En çok
faturalardan
şikayetçiyiz
Bilgi Teknolojileri ve İletişim
Kurumuna gelen 114 bin 374
şikayetin yüzde 49'u GSM
hizmetlerinden kaynaklandı.
Konularına göre yapılan ayrımda en
fazla şikayet faturalara ilişkin oldu.
B
ilgi Teknolojileri ve İletişim
Kurumu'na (BTK) 1 Ağustos 2012 ile
14 Mayıs 2014 arasında gelen 114
bin 374 şikayetin yüzde 49'u GSM
hizmetlerinden kaynaklandı. Konularına göre
yapılan ayrımda en fazla şikayet faturalara
ilişkin oldu. BTK verilerinden derlenen bilgiye
göre, kuruma 1 Ağustos 2012 ile 14 Mayıs 2014
arasında gelen 114 bin 374 şikayetin, 110 bin
238'i cevaplandırıldı, 133'ü kurum içinde başka
birimlere yönlendirildi, bin 463'ü işleme
konuldu ancak sonuçlanmadı, 2 bin 61'i ise
reddedildi. Şikayetlerin 479'unu da kuruma
gelen istekler oluşturdu.
Şikayetlerin sektör bazında dağılımına
bakıldığında, en fazla şikayetin yüzde 48,87 ile
GSM hizmetleriyle ilgili olduğu görüldü. GSM
hizmetleriyle ilgili 53 bin 892 şikayet, BTK'ya
ulaştı. İnternet hizmetlerine yönelik kuruma 34
bin 842 şikayet gelirken, bunun, toplam
şikayetler içindeki payı yüzde 31.60 oldu.
Şikayetlerin yüzde 12.28'ini (13 bin 538) uydu
platformu, yüzde 6.80'ini (7 bin 501) sabit
telefon, yüzde 0.46'sını (502) ise kablo TV
hizmetleri oluşturdu. Konularına göre yapılan
ayrımda en fazla şikayet, faturalardan
kaynaklandı. GSM hizmetlerine ilişkin
şikayetlerin yüzde 33.87'si, internet
hizmetlerine ilişkin şikayetlerinin de yüzde
19.05'i faturalara yönelik şikayetlerden oluştu.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 18
Sektör
GSM (Faturalar)
İnternet Servis Sağlayıcılar (Faturalar)
Uydu platform (Fesih/geçici durdurma)
Sabit telefon (Bağlantı sorunu)
Kablo TV (Fesih/geçici durdurma)
(Yüzde)
33,87
19,05
47,27
21,25
19,52
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 20
Mercan dede
Duy şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.
Der ki feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.
Ayrılıktan parçalanmış bir yürek
İsterim ben, derdimi dökmem gerek.
Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.
Bu sözler ile başlar Mevlana’nın Mesnevisi. Mevlana Ney ile bize “Kamil İnsan” olmayı ve insan
olmanın evrelerini anlatmak ister. Ney’i icat eden insan da bunu kendisini örnek alarak yapmıştır.
Yani nasıl insan olmadan Ney ses çıkarmaz ise, Kadir-i mutlak yaradan olmadan da insan
olunmaz der. İnsan doğuyorsun ama insan olmak ayrı bir hikaye diyor Mercan dede. Kendini bu
sistemin içinde uyumsuzlardan olduğunu çünkü uyanların içinde uyuma hali olduğuna
inandığını ifade ediyor. Bilinen ismi Mercandede yani Arkın Ilıcalı’yı yakından tanımak için
konser sonrası yakalıyorum ve sohbetimize başlıyoruz.
Röportaj BERMA SUTUĞ AYDIN
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 21
RÖPORTAJ
Önce herkesin merak ettiği Mercan dede
isminin nerden geldiğini sormak istiyorum.
Mercan Dede ismi değerli yazar İhsan Oktay
Anar’ın, Kitabul Hiyeli kitabından çıkıp benim ilk
albümüme Rumuz olarak girdi, herkes Mercan
Dede’yi ney üfleyen ve Amerika’da yaşayan sakallı,
yaşlı asabi bir zat olarak beklerken karşılarında beni
bulunca arada zıtlıktan dolayı bana takılı kaldı. Tabi
bu vesile ile muazzam güzellikte bir Ruh olan
Ihsan Oktay dost ile tanışmama vesile olduğu icin
mercan dede'ye ayrıca minnettarım.
Dj. Arkın Allen, elektronik müzik, Mercan
dede ise sufi müzik yapıyor. Peki Arkın Ilıcalı
nasıl birisi? hepsi tek bir vucutta nasıl yaşıyor,
zor olmuyor mu?
Aslında onların hiçbiri tek başına ben değil, her
biri içimizdeki nefse ait olan benler. Belki de bu
yüzden ben insanlardan daha az ciddiye aliyorum
bu isimleri ve temsil ettikleri karakterleri. Tabi yakın
dostlarımın söyledikleri üzre, bu bendeki şizofrenik
kişiliğin bir işareti de olabilir.
Ancak Yunus; "bir ben vardir bende benden
iceri" derken, bu bölünmüslüğü, parçalanmışlığı
ve bu yüzden de kaybolmuşluğu anlatıyor sanki.
Bu bölünmüşlükten kurtulmanın ( en azından
benim için ) ilk adımı bölünmüşlüğün farkına
varmak, kabul etmek ve hatta isimlendirmek.
Hatta 4 tanesi kimse tarafindan hala bilinmeyen 9
farklı isim altında üreten biri olarak bunları bir
kenara koyup yolculuğa devam etmek.
Zorlukları olduğu gibi avantatjları da oluyor. Bir
keresinde bir konser sonrası genc bir delikanlı
yanıma gelip beni Mercan Dede olarak kutladıktan
sonra; " abi Arkin Allen diye bir dj var, müziklerini
dinlemeni öneririm" demisti, böyle güzel yanlari
da var çok kişilikli olmanın.
Ney sesini ilk ne zaman duydun, bunu
deneyimleme arzun nasıl gelişti?
Sanırım 5 yaşındaydım, Bursa'da bir dolmuşun
içinde giderken radyomun cızırtılı sesiyle ilk ney
sesini duyduğumda inanılmaz etkilendiğimi, ne
olduğunu bugün olduğu gibi o günde pek
bilmedigim halde, bu saza karşı muazzam bir ilgi
ve heyecan duyduğumu bugün gibi hatırlıyorum,
Ardından aradan gecen 15 yıldan sonra,
İstanbul’da Nişantaşı’nda yürürken ( o zaman
henüz İTU Türk Muziği Konservatuarı olduğunu
henüz bilmediğim) bir binanın açık camından
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 22
“
HERKES MERCAN
DEDE’Yİ NEY
ÜFLEYEN VE
AMERİKA’DA
YAŞAYAN SAKALLI,
YAŞLI ASABİ BİR
ZAT OLARAK
BEKLERKEN
KARŞILARINDA
BENİ BULUNCA
ARADA ZITLIKTAN
DOLAYI BANA
TAKILI KALDI.
tekrar aynı sesi duyduğumda öylece orada
ses kesilene kadar durup dinleyişim.
Sonrasında imkansızlıklardan dolayı ilk
neyimi plastik su borusundan yapışım, sonra
ney öğretecek bir hoca arama peşinde
geçirdigim yıllar ve nihayetinde şu anda
geldiğimiz yer, benim ney ile olan
sırdaşlığım, dostluğum ve muhabbetimin
kısa özeti olur.
Mevlana ve Tasavvuf sevgisi ney’den
önce miydi, sonra mı?
Mevlana ve tasavvuf sevgisi, şu anki başta
olmak üzere tüm yaşamlarımdan da
öncesine dayanıyor, ilk nefesin üflendiği, ilk
ruhun yaratıldığı o ilk yaratılış anına kadar
varan bir süreç. Bu süreç hepimiz için var
olan ve geçerli. Bazılarımız biraz daha
farkında, bazılarımız biraz daha az, hepsi
bundan ibaret.
RÖPORTAJ
Ney denilince Mevlana, Şeyh Galip, Neyzen
Tevfik en büyük ustalardır. Bu düşünür ve
şairlerin eserlerini tanıtmaya yönelik katkın
oluyor mu?
Bu bahsetmiş olduğun gercekten büyük
üstadlar. Ben yaşam kaynaklarına doğru
çevrilmiş, eğri büğrü bir tahtadan yapılmış ok
işareti gibi görüyorum yaptıklarımı. Eğer
hasbelkader yolda biraz olsun kaybolmuş böyle
bir ok görür de o tarafa yönlenirse bunda bizim
misyonumuzdan ziyade, kısmetimiz var
demektir. Katkım olduğunu söylemek egoya ait
bir cevap gibi olur diye hissediyorum, o
yüzden; " eğer hasbelkader oluyorsa ne mutlu
bize" demeyi tercih ediyorum.
Ritim senin için neyi ifade ediyor, sence
kainatın kuruluşunda dahi ritim var mıydı?
Hepimiz, daha annemizin karnında dördüncü
ayda iken, onun kalp atışlarını yani ilk perkusyonu
duyarak büyüyoruz, o yüzden benim tüm
albümlerimde mutlaka kalp atışı vardır. Evrenin
yaratılışının baslangıcı ritim, " OL" emri, sesdir. İlk
emir ritimdir ve yaşadığımız hayat halen bu ritmin
dalgalanmasından ibaret. Bizler artık bilimin
geldiği yerde, özellikle Kuantum fiziğinin son elli
yıldır keşfettikleri ile bunu bilimsel olarak da
görebiliyor ve açıklayabiliyoruz. Yani insanlık
serüveninde, bilim ve tasavvufun buluştuğu çok
önemli bir dönemdeyiz.
“
HEPİMİZ, DAHA
ANNEMİZİN
KARNINDA
DÖRDÜNCÜ
AYDA İKEN,
ONUN KALP
ATIŞLARINI
YANİ İLK
PERKUSYONU
DUYARAK
BÜYÜYORUZ,
O YÜZDEN
BENİM TÜM
ALBÜMLERİMDE
MUTLAKA
KALP ATIŞI
VARDIR.
Sen ve dinleyicilerin
ulvi aşkın neresindesiniz?
Ben sadece kendi adıma konuşabilirim.
Hayatın hiçbir aşamasında kendimi diğer insanlar
adına konuşabilecek yetkinlik ya da olgunlukta
görmedim. Ulvi aşk, başı sonu olmayan bir alem,
hani "bu aşk bir bahri ummandır, buna hattı
kenar olmaz " dedikleri gibi, "aşkın ya icindesindir
merkezinde , ya da dışındasın hasretinde". Ben
neresinde olduğuma emin olmamakla birlikte,
henüz emekleme aşamasındaki bir çoçuğun
seviyelerinde ağır adım emeklediğimin gönülden
farkında olan biriyim.
Yaptığın müzik tarzı aslını yaşatmak mı
yoksa yeni bir akım mı?
Asıl; ancak yenide yaşar, eskiye ait bir asıl
yoktur. Eskiye ait aslın kalıpları vardır ama
asla kendisi olamaz, çünkü "asıl" sadece şu
anki zamanda yaşayan, varolan bir program.
Gelecek ve geçmişe indeksli ya da bağımlı
değil. Mevlana'nın ; " düne ait söz dünde
kaldı bugün yeni bir söz söylemek lazım"
sözünde bahsettiği belki buna paralel.
Benim müziğim, benim yaşamıma ait filmin
müzikleri, iyi, kötü, doğru yanlış olabilirler.
Benim için sadece samimi ve arkasında
yaşanmışlık olan bir film müziği. Bu bir akım
olarak algılanabilir, ama benim için bir akım
olup olmamasından ziyade, sevgiye,
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 23
RÖPORTAJ
buluşup dertleştikleri sokaklarda ve bu sokaklar
genelde sakin olur, trafik akışı azdır, ve de
duvarlarında en muazzam siyah grafitilerle
"hakikatin muüterisi az olur " yazar. Bizi bilen ve
seven küçük ama candan bir kitle var, ailem
dediğim bu insanlar hayatımdaki en değerli
dostlarım. Bundan dolayı minnettarım, pop star
statüsü ve kitlesinden ziyade az ve öz, kendi
halinde bir kabile bizimki.
Resim ve fotoğraf alanında akademik
kariyere sahipsin. Devam etmedin fakat
müzikle birlikte resim yapmaya da devam
ettin. Neden müzik baskın geldi?
Mercan Dede isminde garip bir adamın
peşine düştüğüm için. Son 4 yılda nihayet müziği
biraz yavaşlatıp görsel sanatlara ağırlık vermeye
başladim, bundan dolayı da cok mutluyum, görsel
sanatlara geri dönmek, çok sevdiğin eski bir dostla
buluşmak gibiydi, şimdi büyük bir enerji ile
muhabbete devam ediyoruz, inşallah kasım ayı
başında cok sevdiğimiz EKAV sanat galerisinde
yeni solo sergimiz olacak. Aslında müzik ve resim
birbirini besliyor. benim icin,uçabileceğim iki kanat
, iki güzel ilham kaynağı.
Kanada’da yaşıyorsun. tercih ettiğin
nedenler İstanbul’da mevcut olsaydı
kalırmıydın? Bu şehrin bu özeliklere sahip
olması sence ne kadar sürer?
muhabbete, özgürlüğe doğru akan bir enerji
nehri olması daha önemli.
Müziğin çok farklı kitleler tarafından
dinleniyor. Türkiye’de anlaşıldığına
inanıyormusun? Ulaşmak istediğin kimselere
ulaşabiliyor musun?
Neyzen Tevfik'in muazzam sözü, " bugüne
kadar beni bir kişi anladı o da yanlış anladı " diyor
:). Anlaşılıp anlaşılmamak konusunu fazla
düşünmüyorum, cünkü bunun öncesinde
anlaşılmaya değer bir şeyler yapıp yapmadığın
konusunu düşünmek lazım. Bunun kararını ise
insanlar değil, tek adil yargıç olan “zaman” verir.
Bugün yaptığımız müzikler, resimler, kareografiler,
bundan 100 yıl sonra bir anlam ifade ediyor mu
etmiyor mu, bence önemli olan bu.
Fazla ortada olmaktan hoşlanmayan biriyim,
benim dünyam daha ziyade kenarda, hatta
tutunamayanlarla ucundan tutunanların arada
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 24
“
FAZLA ORTADA
OLMAKTAN
HOŞLANMAYAN
BİRİYİM, BENİM
DÜNYAM DAHA
ZİYADE KENARDA,
HATTA
TUTUNAMAYANLAR
VEYA UCUNDAN
TUTUNANLARIN
ARADA BULUŞUP
DERTLEŞTİKLERİ
SOKAKLARDA...
Kanada'daki özgürlük alanı, hoşgörü ve
önyargısızlık burada huzur ve yaratıcı bir ruhla
yaşabilmem için gerekli zemini sağladı. İnanılmaz
keyifli, mütevazi, huzur dolu bir şehir. Ayni
zamanda kültür sanat anlamında kuzey
Amerika’nın çok önemli merkezlerinden biri.
Şehirlerin değişimi çok boyutlu, öncelikle elbette
politik ve sosyolojik. İstanbul’un, Montreal gibi
hoşgörülü bir seviyeye gelmesi icin politik
spekturumun ayıran, bölen değil, birleştiren,
anlayışla bakan, kültür sanata önem veren bir
boyuta geçmesi gerekir.Elbette bunun için
mucadele verilmesi gerekir. Bu anlamda bence
gezi parkı önemli bir tarihsel adımdır. Sevgi,
özgürlük, kardeşlik, eşitlik icin belki de elimizdeki
en son anahtar olan sanat ile mücadelemize
devam edeceğiz.
Çok iyi müzisyenlerle sahne alıyorsun. Bu
gösterinde sana Anjelika Akbar ve Borusan
Quartet eşlik etti ve çok keyifli bir konser
izledik. Başka kimlerle çalışmak isterdin?
Kendimi bu anlamda cok şansli hissediyorum,
cok değerli sanatçılarla aynı sahneyi paylaşmak
benim için hayatımın en büyük onur kaynağı,
hatta coğu zaman bunu hak edip etmediğimi
bile düşünen biriyim. Leonard Cohen, Bjork,
Anthony and the Johnsons, yurt dışından
hayatımın şu döneminde calışmayı çok
RÖPORTAJ
isteyeceğim isimler. Türkiye'den ise Ceza ile bir
şeyler yaratmayı özlediğimi fark ettim. Benim
değer verdiğim bence çok önemli bir şair ve
müzisyen, kalbi de bir o kadar aydınlık bir insan
ceza. Bu roportajdan sonra bir email atalım, vesile
olsun bu mesaj :)
Albümlerinde su temasını işliyorsun, ileride
su savaşlarının olacağı düşünülürse bununla
ilgili farkındalık yaratmak için ne yapmak
isterdin?
Dünya albümünde de aslında dünyamıza ait
çevresel problemlerin altını çizdik, su da
bunlardan birisi. İlerideki savaşların kaynağı,
petrolden önce su olacak. Özellikle farkındalığı
yaratmak amaçlı projeler üzerinde çalışıyorum,
zamanı geldiğinde ve hazır olduklarında bunları
sanat dilimizin içerisinde ifade edeceğiz. Örneğin
üzerinde çalıştığım bir su senfonisi var, sadece su
seslerini içeren bir eser. Görsel ve sesin buluşması.
Suyu ve onun ruhunu anlatmaya adanmış yavaş
yavaş pişen bir proje.
Toprak albümünü yapmak için toprakla bir
olmak, toprağın altına girmek gerekir
demişsiniz. Bunu toprakla uğraşmak olarak
mı algılayalım yoksa toprağa karışmak mı?
Her ikisi de. Son yıllarda daha cok toprağın
içinde yaşamaya calışıyorum, arada bir
gittigimiz, elektrik, internet olmayan göller,
“
DÜNYA HİÇBİR
ZAMAN CENNET
OLMAK
VAADİ İLE
YARATILMADI.
HER DAİM
İKİLİLİK VE
AYRILIK, HER
DAİM BİRLİK VE
FARKINDALIK
ARASINDA
SEÇİMLER
YAPACAĞIZ.
BU ANLAMDA
DÜNYANIN
GİDİŞİ BİZİM
GİDİŞİMİZİN BİR
YANSIMASI.
dağlar var, burada yaşamı farklı boyutu ile
görüyorsunuz, toprağı daha yakından
tanıyorsunuz. Bu tecrübe, toprak albümü için
hala ne kadar toy olduğumu bana gösteriyor,
bu nedenle toprak olmadan, toprak albümünü
yapmayağız.
Dünyanın gidişini nasıl değerlendiriyorsun
ve sence müziğin birleştirici etkisinin dünya
barışına bir katkısı olabilir mi?
Dünya hiçbir zaman cennet olmak vaadi ile
yaratılmadı. Her daim ikililik ve ayrılık, her daim
birlik ve farkındalık arasında seçimler
yapacağız. Bu anlamda dünyanın gidişi bizim
gidişimizin bir yansıması. Ben her zaman
fokusun kendimiz, ama egomuza ait kendimiz
değil, aslolan ruhumuzdaki biz olması
gerektiğine inanan biriyim. Benim icin güzel
bir iş güzel bir sözden daha önemli.
Müzik ve sanat insanları hala birleştirme
gücüne sahip en büyük enerji kaynağı;
Glastonbury festivalinde yüzbinlerce kişi bir
arada dans ediyor, içlerinde her dinden, her
coğrafyadan, her inançtan ve politik duruştan
insan var. Ancak müziğin ve dansın büyüsü
bütün bu ayrılıkları eritiyor. Bizlere bu anlamda
önemli sorumluluklar düşüyor, "haydi eller
havaya" boyutunda eğlencenin tek manası,
sistemin cebinizdeki kredi kartlarını hızlıca
paraya çevirme stratejisinden ibaret.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 25
ARAŞTIRMA
SOSYAL REKOR
T
ürkiye, sosyal ağ kullanımında rekor kırmaya devam ediyor. Türkiye İstatistik
Kurumu’nun (TÜİK) 2014 Ocak-Mart ayları arasında yaptığı araştırmaya göre
internete erişim sağlayabilen 41.2 milyon kişinin yüzde 78’i sosyal ağlara
bağlandı. Rekor olarak değerlendirilen bu rakamı yüzde 74.2 haber siteleri
izledi. İnternete erişimi olan hanelerin oranıysa ilk kez yüzde 60’ın üzerine çıktı.
İnternet kullanan bireylerin oranıysa yüzde 53.8 olarak açıklandı.
Yıllara göre internet
erişimi olan haneler
Yıl Oran (%)
2007
19
2008
25
2009
29
2010
40
2011
42
2012
47
2013
49
2014
60
41.2 milyon
Türkiye, sosyal ağ
kullanımında rekor
kırıyor. TÜİK 2014 ilk
çeyrek verilerine
göre internete erişim
sağlayabilen 41.2
milyon kişinin yüzde
78’i sosyal ağlara
bağlandı.
Türkiye’de internet kullanan kişi sayısı
32 milyon
Türkiye’de sosyal ağlara bağlanan kişi sayısı
%37.9
%53.8
Nüfusa göre internet kullanan
bireylerin oranı
%42.8
İnternete ihtiyaç duymuyorum
diyenlerin oranı
%31.9
İnternet ücretleri yüksek
diyenlerin oranı
%44.9
Haftada en az bir defa internet
kullananların oranı
KASIM 2013 SANAYİ LIFE ??
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 26
Genişbant internet erişim imkanına
sahip haneler
%37
Mobil genişbant bağlantı ile
internete erişim sağlayanlar
%79.1
Evde internet kullananların oranı
%38.7
İşyerinde internet kullananların oranı
%30.2
Akraba veya arkadaşlarının
internetini kullananların oranı
%58
Kablosuz internet için mobil cihaz
kullananların oranı
%74.2
İnternetten haber okuyanları oranı
%67.2
Mal ve hizmetler hakkında bilgi
arayanları oranı
%58.7
Oyun, müzik, film, görüntü
indirenlerin oranı
%53.9
%30.8
E-posta gönderme-alma oranı
E-ticaret sitelerini kullananların oranı
%51.2
%51.9
Kamu kuruluşlarına ait web
sitelerinden bilgi edinme oranı
İnternetten giyim ve spor malzemesi
alanların oranı
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 27
RÖPORTAJ
Çağı yakalayamazsanız
modern köle olursunuz
Avrasyanın en büyük
bilişim, teknoloji ve
haberleşme platformu
olan ve bu yıl 15’si
düzenlenecek CEBIT
Bilişim Eurasia Fuarı ve
CEBIT Global Conferans
etkinlikleri 11-14 Eylül
2014 tarihlerinde
katılımcılarını
buluşturuyor. Hannover
Messe Turkey Genel
Müdür Yardımcısı Murat
Özer ile bu yıl fuarda
bizleri nelerin beklediğini
ve bilişim sektörünün
durumu hakkında
konuştuk.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 28
2013 yılı Türkiye Bilişim sektörü
açısından sizce nasıl geçti?
Türkiye’de gerek kamu gerekse özel
sektör artık bilişimin önemini çok iyi
biliyor. Her iki sektörde de ürün ve
hizmet üretmeye yönelik ciddi
yatırımlar yapılıyor. Alt yapı çalışmaları
tamamlanıyor, sektörde iş gücü
destekleniyor. Eğitim ve akademik
çalışmalarla sektör çalışanlarının kalitesi
yükseliyor. Bütün bunlara bağlı olarak
önemli bir istihdam alanı doğuyor.
Yaşam kalitesi artıyor. Dolayısıyla da
sektör 2013 de çok başarılı bir yıl geçirdi
diyebilirim. Konu bilişim olunca
teknoloji, hız, yenilik ve hep geleceğe
yönelik çözümler söz konusu. Bu
nedenle de sektörün sürekli gelişmesi
ve büyümesi dışında bir şansı da yok.
2014 Yılında CeBIT Bilişim
Eurasia’nın konsepti nasıl olacak?
Değişiklik var mı?
Bu yıl gerçekten CeBIT Bilişim
Eurasia’da köklü değişiklikler bizleri
bekliyor. Biliyorsunuz 15 yıldır
İstanbul’da düzenlenen CeBIT
bünyesinde hem profesyonel iş dünyası
hem de nihai müşterileri ilgilendiren
ürünler yer alıyordu. Profesyonel iş
dünyası katılımcılarımız tarafından gelen
talepler doğrultusunda 2014 yılında
düzenleyeceğimiz etkinlik tamamen iş
dünyasına odaklı olacak. Bu yıl ki fuar
alanında özelikle geçtiğimiz yıl yoğun
olarak gördüğümüz katılımcı belediye
standları yerini Bilişim, Geleceğin
Teknolojileri, Innovasyon ve CeBIT
Global Konferans etkinliklerine bırakıyor
olacak.
Sizin yıllardan beri kullandığınız bir
mottonuz var ‘ Gelecek Bilişim İle
Gelecek’ Neden bu motto ve neden
değiştirmiyorsunuz?
Evet bizim mottomuz ‘Gelecek
Bilişim ile Gelecek’ her yıl konsept
değişse de mottomuz değişmiyor,
çünkü içinde bulunduğumuz iletişim ve
bilişim çağında gerçekten Gelecek
RÖPORTAJ
Bilşim İle Gelecek ve siz gerek birey ve gerek ise
geleceği bilişim ile teknoloji ile yakalayarak ileri
medeniyetler seviyesine ulaşır, oyun kurucu
olursunuz. Çağı ve geleceği yakalayamazsanız
oyunun dışında kalır ve hızlı hızlı hani eskiden
yavaş yavaş derdik ya, artık bu dönemde hızlı
hızlı bir bakmışsınız modern köle oluvermişsiniz
ve ileri teknolojileri kullananlar tarafından
yönetilmeye başlamışsınız.
Önümüzdeki dönemde Bilişim sektöründe,
Türkiye'de hangi alanlarda gelişme ve
ilerleme bekliyorsunuz? CeBIT’e katılan
firmalar bu konuda size ne gibi ipuçları
veriyor?
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de
öncelikle innovasyon ve yazılım alanında ciddi
gelişmeler kaydedileceğini düşünüyorum. Bu
konuda dışa bağımlılığımızı büyük ölçüde
azaltacak kaliteli iş gücünün olduğunu ve bunun
desteklenmesi halinde dünya çapında insanlar
çıkacağına inanıyorum. Biz de bu yüzden gerek
fuar alanında gerek ise forumlarda Innovasyon
ve Geleceğin Teknolojilerine özel yer verdik.
BT alanındaki gelişmelerle Türkiye’nin
geleceğin vizyonuna paralel hareket
ettiğini düşünüyor musunuz?
Özellikle son yıllarda Bilişim ve Teknolojiye
verilen önem kamuda da arttı. Özellikle
hükümetimizin, ilgili bakanlıklar ve kamu
kuruluşlarının hem kendi devlet çatısı altında
hem de halka yönelik hizmetlerde teknolojinin
son imkânlarını kullandırması bunun en güzel
“
BU YIL 15.’SİNİ
DÜZENLEYECEĞİMİZ
DÜNYADA DEĞERİ
OLAN BİR MARKAYA
İSTANBUL’DA EV
SAHİPLİĞİ
YAPIYORUZ VE
CEBIT SEKTÖRE
ÜLKEMİZDEKİ TEK
BAĞIMSIZ PAYLAŞIM
PLATFORMUNU
SAĞLIYOR.
AYNI ÇATI ALTINDA
FUARI VE FORUMU
BAĞIMSIZ OLARAK
SUNAN FİKİRLERİN
BAĞIMSIZ OLARAK
ÖZGÜRCE
PAYLAŞILDIĞI
SEKTÖRÜN YEGÂNE
PLATFORMU.
BENCE DAHA ÇOK
SAHİP ÇIKILMALI VE
DESTEKLENMELİ.
göstergesi. e-devlet, e-belediyecilik ve daha pek
çok alanda yaşam kalitesini arttıran, geçmişle
kıyaslanmayacak kadar şaşırtıcı ve olumlu
uygulamalar her geçen gün hayatımızın içine
giriyor. CeBIT’te de e-Devlet uygulamalarının
gündemlendiği özel bölümler gerek fuar
alanında gerekse forum alanında bu yılda yerini
korumaya ve hatta güçlendirmeye devam
ediyor.
Ülkemizdeki yazılım sektörünün büyümesi
gerektiği konusunda herkes hem fikir Siz
CeBIT fuarı ile yazılımcılarımıza ne gibi
destekler veriyorsunuz?
3 yıl önce sivil toplum kuruluşları ile birlikte
başlattığımız gerek ülkeye gerek ise CeBIT’e
yatırım olarak düşündüğümüz teknokentlere ve
yazılımcılarımıza olan destek bu yıl artarak
devam ediyor. Bizim desteğimize ek olarak
KOSGEB’den gelen destek ile de sektörde
faaliyet gösteren orta ve küçük ölçekli tüm
firmalara kendini, hizmet ve ürünlerini tanıtma
ve dünyaya açılma imkânını çok düşük
maliyetler ile gerçekleştirebiliyor. Bu yıl bu
destek halen devam ediyor.
CeBIT’in sektörden gerekli ilgiyi aldığını
düşünüyor musunuz? Kamu tarafı mı,
yoksa özel sektör mü önemini daha iyi
kavramış durumda?
CeBIT gerek özel sektörden gerek ise
kamudan tabi ki ilgi alıyor ama bence bu
farkındalık artmalı ve gerek ilgi ve gerek ise
destek artmalı diye düşünüyorum. Sonuç olarak
bu yıl 15.’sini düzenleyeceğimiz dünyada değeri
olan bir markaya İstanbul da ev sahipliği
yapıyoruz ve CeBIT sektöre ülkemizdeki tek
bağımsız paylaşım platformunu sağlıyor. Aynı
çatı altında fuarı ve forumu bağımsız olarak
sunan fikirlerin bağımsız olarak özgürce
paylaşıldığı sektörün yegâne platformu. Bence
daha çok sahip çıkılmalı ve bu çoğrafyada daha
büyük bir güç olması için desteklenmeli.
Dünyada bu tip organizasyonlar
nasıl yapılıyor?
Dünyanın birçok yerinde uluslararası büyük
etkinlikler içinde bulundukları ülke, şehir ve
sektör kurum ve kuluşlarının bir araya gelmesi ile
oluşmuş ve büyümüşlerdir. Hatta birçok devlet
bunu devlet politikası olarak ele almış ve fuarları
desteklemektedir. Çünlü fuarlar düzenlendikleri
bölgeler için büyük gelir kaynaklarıdır. Sözümü
size küçük bir örnek vererek bitirmek istiyorum.
Bizim Almanya’da yapmış olduğumuz
istatistiklerde fuar için gelen bir ziyaretçinin
harcadığı her 100 dolardan yalnızaca 15 doları
fuar alanı içerisinde kalmakta, geri kalan 85
doları şehir hayatının içine akmaktadır.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 29
GÜNCEL
Yetenekli işgücü
temiz şehirleri
tercih ediyor
Son dönemde şehirlerin çevresel
sürdürülebilirlik alanına yatırım
yapmayı tercih etmelerinin en
önemli nedeni,yetenekli iş
gücünün yeşil alanları ve temiz
havası olan şehirlerde yaşamayı
tercih etmesi.
Y
etenekli iş gücü havası temiz ve açık
alanları fazla olan şehirleri tercih
etmeye başladı. Örneğin geçtiğimiz
mart ayında, Panasonic tarafından
yapılan açıklamada, Çin’de çalışacak işçilere prim
verileceği belirtildi. Bunun nedeni, Çin’deki hava
kirliliğinin çok yüksek düzeyde olması. Panasonic’in
bu kararı hava kirliliği olan şehirlerin daha masrafl ı
olduğunu ortaya koyarken, belediyeler de temiz ve
yeşil şehirlerin ekonomik açıdan çok daha karlı
olduğunu fark etmiş durumdalar. Bu nedenle,
şehirlerin temiz ve yeşil olması için önemli
yatırımlara yöneliyorlar. Bu yatırımların geri dönüşü
ise ölçümlenebiliyor. Örneğin sokak lambalarında
LED ampullerin kullanılması, binaların enerji
kullanımını azaltacak şekilde ısıtılıp soğutulması,
önemli miktarda tasarruf sağlanmasına yol açıyor.
Bunların yanı sıra, kamu taşıma sistemleri, yeşil
binalar ve enerji verimliliği gibi alanlar yeni istihdam
yaratılmasını da sağlıyor.
Yeşil şehirler, ekonomik açıdan da başarılı
Son dönemde şehirlerin çevresel
sürdürülebilirlik alanına yatırım yapmayı tercih
etmelerinin en önemli nedeni ise, yetenekli
işgücünün yeşil alanları ve temiz havası olan
şehirlerde yaşamayı tercih etmesi. İngiltere
Teknoloji Stratejisi Kurulu tarafından kurulan
kentsel inovasyon merkezi Future Cities
Catapult’un CEO’su Peter Madden, Financial
Times’a yaptığı açıklamada, “En yeşil şehirler,
ekonomik açıdan da çok başarılı oluyorlar” diyor.
Bu arada ekonomik başarı ile kentsel
sürdürülebilirlik arasındaki ilişkiyi anlamak çok
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 30
“
ŞEHİRLERİMİZ
GENELLİKLE 19.
YÜZYILA AİT
KURUMLARDAN
OLUŞUYOR. BU
KURUMLAR, 21.
YÜZYILIN
SORUNLARINA,
20. YÜZYILIN
ÇÖZÜMLERİ İLE
YAKLAŞIYORLAR.
DOLAYISIYLA,
KÜRESEL
ISINMA İLE
MÜCADELE VE
UYUM
KONUSUNDA
GEREKLİ OLAN
POLİTİKALARA
VE BÜTÇELERE
SAHİP DEĞİLLER.
kolay değil. Madden, “Zengin ve başarılı şehirler
çevrenin korunmasına yönelik daha fazla
harcama yapabiliyorlar” derken, IBM Akıllı
Şehirler takım liderlerinden Jennifer Crozier,
“Şehirler, istihdam ve ekonomik büyüme için
rekabet ederken, aynı zamanda yeşil,
yürünebilir, yaşanabilir olmaya çalışmalılar.
Genç işgücüne ihtiyaç çok fazla ve onların
sürdürülebilir şehirlerde yaşamak istediklerini
biliyoruz. Politika belirleyiciler için önemli olan,
sürdürülebilirliği nasıl sağlayacaklarını, bu yönde
hangi işbirliklerini hayata geçireceklerini bilmek”
yorumlarını yapıyor.
21. yüzyılın sorunlarına eski yöntemler!
Şehirlerde yaşanan kurumsal engeller de
aşılması gereken önemli bir konu olarak ortaya
çıkıyor. Birçok ülkenin, Madden’in bu konuda
söylediklerine dikkat etmesinde fayda var:
“Şehirlerimiz genellikle 19. yüzyıla ait
kurumlardan oluşuyor. Bu kurumlar, 21. yüzyılın
sorunlarına, 20. yüzyılın çözümleri ile
yaklaşıyorlar. Dolayısıyla, küresel ısınma ile
mücadele ve uyum konusunda gerekli olan
politikalara ve bütçelere sahip değiller.”
Halkın bilinçlenmesi umut veriyor
Vatandaşlar tarafından tasarlanan çevre
uygulamaları ve girişimler hızla artıyor. Karbon
emisyonlarının azaltılması, atık yönetimi gibi
konular ön plana çıkıyor. Sonuçta yeşil şehir
özellikleri artık sadece marka olmak anlamına
gelmiyor. Dünya çapında lider bir şehir olmak,
öncelikle temiz ve yeşil olmaktan geçiyor!
T
İ
C
MU
MAYIN
TESPİT ARACI
GÜLAY KAPLAN
T
DERİ BİYOPSİ
CİHAZI
PROF. DR. KÜBRA EREN
K
R
TAÜDINLARI K
K
KAYIŞ
NURİ
ürkiye’de özellikle sınır
bölgeleri başta olmak
üzere mayınlı arazilerin büyüklüğü
213 milyon metrekareyi geçiyor. Mayın nedeniyle
son 10 yılda 309’u asker olmak üzere toplam 418 kişi
hayatını kaybetti. Aynı dönemde mayın nedeniyle bin 114 kişi
de yaralandı. Türkiye’de döşeli mayın sayısı ise 977 bin 922
adet olarak ifade etti. Tüm bu açıklamalar ve raporlar,
mayınların bir an önce güvenli biçimde temizlenmesi ve
temizlenen alanların başta tarım olmak üzere kullanıma
açılması gereğini ortaya koyuyor. İşte bu nedenle Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Marmara
Araştırma Merkezi’nde görevli Gülay Kaplan’ın bir grup
arkadaşıyla birlikte geliştirdiği “taşınabilir mayın tespit sistemi”
büyük önem taşıyor.
Kaplan ve arkadaşları buluşlarıyla ilgili olarak Türk Patent
Enstitüsü’ne yaptıkları başvuruda özetle şöyle diyorlar:
“Buluşumuz kara mayınlarının tespitine yönelik olarak
geliştirilmiştir. Toprağa nüfuz eden radar ve mayın koku
sensörüne sahip olup hava emiş kanalı içermektedir. Sistem
el birimi ve sırt birimi olmak üzere iki ana birimden
oluşmakta, tuş takımı ve LCD ekran yardımıyla kontrol
edilmektedir. Sistemin çalışması iki farklı modda
gerçekleşmekte olup, tespit modunda gömülü cismin
varlığına yönelik otomatik uyarı üretilmekte, teşhis modunda
ise tespit yapılan şüpheli bölgedeki cismin cinsi hakkında
yapay zekâ tabanlı yöntemlerle öngörü oluşturulmaktadır.
İşlenmiş algılayıcı verileri LCD ekran yardımıyla kullanıcıya
sunulmakta, kullanıcı durumdan sesli ve görsel uyarılar
yardımıyla haberdar edilmektedir.”
Mayın tespit eden sistemin geliştirilip seri üretiminin
yapılması sadece Türkiye için değil birçok ülke için de önem
taşıyor. Halen 64 ülkede 110 milyon civarında patlamamış
mayın olduğu tahmin ediliyor. Devletlerin güvenlik
gerekçesiyle döşedikleri mayınlar bir ölçüde kayıt altında
bulunurken, yasa dışı örgütlerin döşedikleri mayınlarla ilgili
sağlıklı bilgiler ne yazık ki yok. 1996 yılında Birleşmiş
Milletler’in girişimiyle mayınların temizlenmesi amacıyla
Ottowa Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın ardından bazı
ülkeler topraklarındaki mayınları tümüyle temizlerken
aralarında ABD ve Çin’in de olduğu kimi ülkelerde mayın
sorunu tüm ciddiyetiyle varlığını sürdürüyor.
ısaca tanımlamak
gerekirse, vücudun
herhangi bir
yerinden mikroskop
altında incelenmek ve çeşitli
testler yapmak amacıyla hücre veya
doku parçası alınması işlemine
biyopsi denir. Biyopsinin başta kanser
olmak üzere çeşitli hastalıklarda kesin
teşhis koymak için önemi büyük. Uzun
yıllar vücut doku ve hücrelerinden parça
alınması için sadece açık cerrahi yöntemler
kullanıldı. Halen bu yöntem de kullanılmakla
birlikte iğne kullanılarak yapılan biyopsiler
yaygınlaşmış bulunuyor. Biyopsi işlemlerinin
çoğu lokal anestezi ile birkaç dakika içinde
yapılabiliyor. Ancak bazen biyopsi alınacak
organın durumu, biyopsiyi hasta ve doktor
için zahmetli bir işleme dönüştürebiliyor. İğne
ile yapılan biyopsilerde kanama, delinme gibi
istenmeyen yan etkiler (komplikasyonlar)
ortaya çıkması mümkün. Ayrıca biyopsiyi alan
doktorun tecrübesizliği nedeniyle yanlış
yerden doku veya hücre alınması da söz
konusu olabiliyor. Bu girişten sonra Aydın’daki
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi
Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Kübra Eren Bozdağ’ın Türk Patent
Enstitüsü’ne “bir deri biyopsi cihazı” başlığıyla
yaptığı başvuruya gelebiliriz.
Prof. Bozdağ, başvurusunda şöyle diyor: “Bu
buluş, deri ve deri altından biyopsi yapan bir
deri biyopsi cihazı ile ilgilidir. Buluş konusu
biyopsi cihazı ile biyopsi yapılmak istenen
dokunun vakum ile alınması sağlanmaktadır.
Ayrıca, biyopsi yapılmak istenen dokunun
tabanı, komşu dokulara zarar vermeden
kesilmektedir. Biyopsi cihazı, biyopsi
uygulanmak istenen doku parçasının vakum
ile çekilmesini sağlayan en az bir gövde ve
gövdenin üzerine sabitlenerek doku
parçasının kesilmesini sağlayan bir
mekanizmaya sahip en az bir kutudan
oluşmaktadır.” Prof. Bozdağ’ın buluşunun
geliştirilip seri üretimine geçilmesi
durumunda tıp dünyası açısından yeni bir
dönem başlayabilir, hiç olmazsa bazı
biyopsiler mevcut uygulamalara göre son
derece kolay olabilir.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 31
İhracatçı eski
dostlarını kaybetti
s
Ortadoğu’da ki bitmeyen savaşlar ve bozulan ilişkilerin ağır
faturasını şüphesiz sanayici ve ihracatçılar ödedi. En ağır düşüşler
Libya ve Irak’ta yaşandı. Bu ülkelerle birlikte Mısır, Suriye, İran,
Cezayir, Tunus ve İsrail’e gerçekleştirilen toplam ihracat 2013
yılında 27 milyar dolara çıkarken, bu yılın ilk 7 ayında 15.6 milyar
dolar olarak gerçekleşti. Türkiye’nin Ortadoğu’ya ihracatı haziran
ayında yüzde 11, temmuz ayında ise yüzde 26 düştü.
KAPAK
SURİYE
BİTME
NOKTASINA
GELEN İHRACAT
TOPARLANMA
SÜRECİNDE
2011’de 1.5 milyar dolar ihracat
gerçekleştirilirken 2012 yılında 504
milyon dolara kadar gerileyen
Suriye’de devam eden iç savaşa
rağmen muhaliflerin kontrolü
altındaki bölgelere her gün
yüzlerce tır dolusu mal gidiyor.
T
ürkiye’nin Suriye’ye ihracatı
geçen yıl yüzde 100’ün
üzerinde arttı. Ekonomi
Bakanlığı’nın verilerine göre
Suriye’deki iç savaşın çıkmasının
ardından 2012’de yüzde 69 değer
kaybederek 497 milyon dolara düşen
ihracat rakamları, 2013’te yüzde 106
yükselerek 1 milyar 25 milyon dolara
çıktı. Suriye’ye ihracat, 2014’ün ilk iki
ayında da yüzde 56 oranında artış
gösterdi.
malların yüklü olduğu tırlar, Cilvegözü
sınır kapısında kilometrelerce uzunlukta
kuyruk oluşturuyor. İçi otomobilden
gıda malzemesine kadar çok çeşitli
ticari mallarla dolu tırların oluşturduğu
kuyruklar, daha Reyhanlı’ya girmeden
başlıyor. Reyhanlı Belediye Başkanı
Hüseyin Şanverdi, “Cilvegözü
gümrüğünden günde ortalama 300 tır
geçiyor. Her gün ortalama 25 km’lik tır
sırası var. Sınırda 1000 tır bekliyor” diyor.
SAVAŞ VE TİCARET
Suriye’nin Türkiye sınırındaki Keseb ve
Lazkiye bölgelerinde devam eden
çatışmalar nedeniyle halkın geceleri
uyuyamadığı Reyhanlı’da da yoğun bir
ticari faaliyet var. Suriye’ye giden ticari
GIDA GİYİM VE İLAÇ
Şanverdi’ye göre Suriye’ye giden tırların
içinde genelde gıda, tıbbi malzeme ve
giyim bulunuyor. Ancak şu anda
Suriye’ye daha önce ihraç edilemeyen
inşaat malzemesi ve çimento da
gönderiliyor. Gönderilen malların içinde
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 34
YILLARA GÖRE
İHRACAT
Yıl
Milyon dolar
2011
2012
2013
2014
1.611
504
913
678
İlk 6 ay
çok sayıda ticari aracın
bulunması da dikkat çekiyor.
Reyhanlı gümrüğünden geçen
tırlar sadece Türkiye’ye ait değil.
Aynı zamanda Suudi Arabistan,
Katar gibi üçüncü ülkelere ait
yardım malzemelerinin
bulunduğu tırlar da buradan
geçiyor. Şanverdi, “Suriye’de
muhaliflerin hakim olduğu
bölgeler ihtiyaçlarını
Türkiye’den karşılıyor.
Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı bir
hayli arttı. Bu yoğun trafik son
iki aydır devam ediyor” diyor.
TÜRKİYE Genç İşadamları
Derneği (TÜGİAD) Çukurova
Bölge Temsilcisi Rasim Narin
ise Suriye’ye ihraç edilen
malları Türk işadamlarının
tedarik ettiğini, ancak bu
malların Suriye’de dağıtımının
Suriyeli tüccarlar tarafından
yapıldığını söyledi. Narin,
“Savaştan sonra kuzeyde bu işin
ticaretini yapan Suriyeli
tüccarların hemen hepsi
Türkiye’ye geldi. Burada kendi
işlerini kurdular. Burada
Türklerle birlikte çalışıyorlar. Biz
onlara malları tedarik ediyoruz,
Suriye’nin içinde taşımadaki
riskleri onlar alıyorlar. Daha çok
temel ihtiyaçlar, gıda
malzemesi, süt tozu gibi
ürünler ihraç ediyoruz” diyor.
Güneydoğu’dan
ihracat 532 kat arttı
Güneydoğu Anadolu İhracatçı
Birlikleri (GAİB) verilerine göre,
Güneydoğu Anadolu
Bölgesi'nden Suriye'ye yılın ilk 5
ayında yapılan ihracat, geçtiğimiz
yılın aynı dönemine göre yüzde
532 artarak 135 milyon 157 dolar
oldu. Geçtiğimiz yılın aynı
döneminde ise 21 milyon 388 bin
dolarlık ihracat gerçekleştirilmişti.
Suriye'nin, aynı dönemdeki bölge
ihracatındaki payı ise yüzde
0.7'den yüzde 3.6'ya yükseldi.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 35
KAPAK
IRAK
IŞİD İHRACATI
ÇÖK KÖTÜ
VURDU
Irak Şam İslam Devleti'nin
(IŞİD) Irak'taki işgali
Türkiye'nin ihracatını kötü
vurdu. Türkiye'nin toplam
ihracatından en fazla pay alan
ülkelerden biri olan Irak'a
yapılan ihracat, haziran
ayında yaklaşık 3 yılın en
düşük seviyesine geriledi.
ayrıca Irak, en çok ihracat
yapılan ülkeler sıralamasında
da üçüncülüğe geriledi.
T
ürkiye'nin Irak'a ihracatı bu yılın
haziran ayında bir önceki aya
göre yüzde 29,1 azalarak 1
milyar 51 milyon dolardan 744
milyon 853 bin dolara indi. Geçen yılın
aynı ayına göre ise ihracat yüzde 19,3
azaldı. Haziran ayında Irak'a
gerçekleştirilen ihracat, son 34 ayın en
düşük seviyesini işaret ederken, bu düşüşe
en büyük etken olarak Irak Şam İslam
Devleti'nin (IŞİD) başta Musul olmak üzere
ülkedeki bazı şehirleri ele geçirmesi, can
ve mal güvenliğini tehdit etmesi
gösteriliyor.
Aynı zamanda Irak'a gerçekleştirilen
ihracatın ülke ihracatından aldığı pay da
yüzde 5,76'ya gerileyerek son 35 ayın en
düşük seviyesine geriledi. Geçen yıl aralık
ayında Irak'a 1 milyar 218 milyon 379 bin
dolarlık ihracat yapılmış ve Irak'ın
Türkiye'nin toplam ihracatından aldığı pay
yüzde 9,25'e ulaşmış, hem ihracat hem de
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 36
ihracattaki pay olarak Türkiye ile Irak
arasında tarihin en yüksek seviyesini
görmüştü. Analistler, Irak'la geliştirilen ve
tarihi zirvelerini gören ticari ilişkilerin ülke
ekonomisine ve bölgeye önemli katkılar
sağladığını belirterek, yaşanan jeopolitik
risklerin ticarette bir ivme kaybına neden
olduğunu ve kısa sürede bunun
aşılmaması halinde ihracattaki kaybın daha
da artabileceğini ifade ediyor.
ÜÇÜNCÜ SIRAYA İNDİ
Öte yandan ülkede artan iç
karışıklıkların etkisiyle mal sevkıyatının
sekteye uğraması, Irak pazarını ihracatta
üçüncü sıraya düşürdü.Haziran ayında
Almanya yine 1 milyar 281 milyon dolar
ile birinci sıradaki yerini korurken, ikinci
sıraya 855 milyon dolarlık ihracat ile
İngiltere yükseldi.
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci daha
önce konuya ilişkin açıklamalarında
YILLARA GÖRE
İHRACAT
Yıl
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
Milyar dolar
2.84
3.92
5.12
6.04
8.31
10.82
11.95
Irak'taki olayların iki ülke arasındaki dış
ticaret hacminde yaklaşık 3 milyar dolarlık
negatif bir etki oluşturabileceğini ve Türk
ihracatçıların Irak konusunda iyimser bir
yapıda olduklarını, bunun da Türkiye'ye
büyük bir avantaj sağladığını ve Irak'taki
olayların olumsuz etkisine rağmen
alternatif pazarların genişletilmesiyle
olumsuz etkilerin ortadan kaldırılacağını
ifade etmişti. Olaylar nedeniyle Irak'tan
ayrılan bazı firmaların ülkeye geri
döndüğünü belirten Bakan Zeybekci,
"Bayramdan sonra yoğun bir dönüş
olacak. Yeni Irak inşa edilecek, bunu yapan
da inşallah Türkiye olacak... Irak'taki
sorunlar nedeniyle 10 Haziran ile 20
Temmuz arasındaki 2013 rakamları ile
2014 rakamlarını kıyasladığımızda bu
ülkeye ihracatta yüzde 35 seviyesinde bir
gerileme var. Toplamda baktığımız zaman
ise yıl sonu itibarıyla bu gerilemenin
toparlanacağını düşünüyoruz" demişti.
Yumurtayı alternatif yollar kurtardı
İhracatının tamamına yakınını
Irak'a gerçekleştiren yumurta
sektörü ilk şoku atlattı. İlk
günlerde yarı yarıya düşen
ihracat son iki haftada yeni
yolların devreye girmesi ile
tekrar toparlanmaya başladı.
Yumurta sektörü için Irak hayati
önemde bir pazar. Öyle ki
geçen yıl yapılan 406 milyon
dolarlık toplam yumurta
ihracatının 373 milyon dolarlık
bölümü Irak'a gerçekleşti. IŞİD
işgalinin ilk günlerinde büyük
panik yaşayan ve ihracatın
tamemen durmasından endişe
eden sektör, son haftalarda
biraz da olsa işlerini yoluna
koymayı başardı. Irak Şam İslam
Devleti'nin (IŞİD) yaptığı
eylemlerin kendilerini alternatif
güzergahlara yönelttiğini ifade
eden Yumurta Üreticileri Merkez
Birliği (YUMBİR) Yönetim Kurulu
Başkanı Hasan Konya, “Bu
saldırılar olmadan önce haftalık
250-300 TIR yumurta sevkiyatı
yapılıyordu. Terör olayları
tırların önünü keserek
hedeflenen noktaya sevkiyat
yapılmasını engelledi. TIR’ların
sayılarını haftalık 120’ye kadar
düşürdü. Ancak girişimlerimiz
sonucu farklı güvenli yollar
bulduk ve TIR sayısı haftalık
190’a kadar çıktı dedi.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 37
KAPAK
MISIR
ESKİ GÜNLER
ARANIYOR
İHRACAT
%17 DÜŞTÜ
Mısır'da ordunun yönetime el
koyması ile sıkıntılı bir dönem
geçiren Türkiye ile Mısır ticareti,
yeniden rayına oturma çabasında .
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)
verilerine göre, Türkiye'nin en
fazla ihracat yaptığı ülkeler
arasında 12'inci olan Mısır'a
yapılan ihracat, 2013'ün aynı
dönemine göre yüzde 17,4 düştü.
T
ürk-Mısır İş Konseyi Başkanı
Zuhal Mansfield, iki ülkenin
ortak kaderlerinin
bulunduğunu, kısa süreli de
olsa yaşanan sıkıntıların iki ülke ticaretini
etkilemeyeceğini belirtti. Mansfield,
Türkiye ile Mısır arasında yaşanacak
herhangi bir sorunun bölgenin sorunu
olacağına dikkat çekerek kısa süreli
yaşanan sıkıntıların geçmişte kaldığını
vurguladı. Öyle ki Mansfield, geçen yıl
2012 yılında 5.2 milyar dolar olarak
gerçekleşen iki ülke dış ticaret hacmi için
2013 hedefini de revize etmeyerek 7
milyar dolarda tuttu. Türkiye ile Mısır
arasındaki dış ticaret hacmi yılın ilk
yarısında 3.2 milyar olarak gerçekleşmişti.
İki ülke arasında başlayan ticareti artık
kimsenin druduramayacağını söyleyen
Zuhal Mansfiel şöyle konuştu:
"Ticareti başlatmak sıkıntıdır. Başlayan
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 38
ticareti durduramazsınız, büyür mutlaka.
Mısır'da üretim durmadı, durmayacak da.
Çünkü Mısır, siyaset ve ticareti birbirinden
ayırt edecek bir ülkedir. İki ülkenin ortak
dili ticarettir. Diğer ortaklıkların üzerine bu
bizim bonusumuzdur ve gelişmeye
devam edecektir. Siyaset bir gün, ticaret
her gün yapılır." Ekonomide Türkiye'nin
güçlü partnerlerinden Mısır'da Türkiye'den
250 kadar firma bulunuyor. Anılan
yatırımların toplam büyüklüğü 2 milyar
dolar seviyesinde. Özellikle inşaat ve
tekstildeki yatırımlar öne çıkıyor. LC
Waikiki, Colin's, Yeşim Tekstil Mısır'da öne
çıkan Türk tekstil yatırımları... Bölgede
mağaza açan Damat-Tween markasının
Genel Müdürü Süleyman Orakçıoğlu da
satışların devam ettiğini, ilerleyen
dönemde yeni mağaza açacaklarını
söyledi. Orakçıoğlu, satışlarda sadece
kısa süreli bir duraklama olduğunu fakat
YILLARA GÖRE
İHRACAT
Yıl
Milyar dolar
2007 902
2008 1.426
2009 2.599
2010 2.550
2.759
2012 3.679
2013 1.379
2011
İlk 5 ay
şu anda her şeyin olağan seyrinde
devam ettiğini belirtti. Sıkıntılar
döneminde üretimine 3-4 gün ara
veren Ülker de üretimini devam
ettiriyor.
Mısır'a ihracat yüzde 17 düştü
Yılın ilk çeyreğinde Mısır'a
yapılan ihracat, 2013'ün aynı
dönemine göre yüzde 17,4 düştü.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)
verilerine göre, ocak-mart
döneminde Türkiye'nin en fazla
ihracat yaptığı ülkeler arasında
12'inci olan Mısır'a 769 milyon 129
bin dolarlık satış gerçekleştirildi.
Mısır’a ihracat, geçen yılın aynı
dönemine göre yüzde 17,4 azaldı.
Mısır'a ihracatın yüzde 38'ini
karşılayan İstanbul, bu ülkeye
yaptığı dış satımı 2013'ün ocakmart dönemine göre yüzde 7,8
artışla 293 milyon dolara yükseltti.
Kocaeli, 2013'ün ilk çeyreğinde
Mısır'a 416 milyon 291 bin dolarlık
ihracat yaparken, bu rakamı son
üç aylık dönemde 178 milyon 332
bin dolara düşürdü. Mısır'a,
Hatay'dan 52 milyon 448 bin
dolar, Gaziantep'ten 27 milyon 51
bin dolar, Sakarya'dan 26 milyon
592 bin dolar ihracat yapıldı.
Kimya sektörü ihracatı
yüzde 46,6 düştü
Bu yılın ilk çeyreğinde 38 milyar
606 milyon 875 bin dolarlık
Türkiye ihracatının yüzde 2'sini
karşılayan Mısır'a, en fazla dış
satım, 252 milyon 889 bin dolarla
kimya sektöründen yapıldı.
Sektörün bu ülkeye ihracatı,
2013'ün aynı dönemine göre
yüzde 46,6 azaldı.
Çelik ihracatında
büyük gerileme
Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB)
Başkanı Namık Ekinci, Mısır'ın
Türkiye'den aldığı kütükte yüzde
35 oranında azalma yaşandığını
ve 167 bin tona gerilediğini,
takip eden süreçte de ihracatın
sıfıra düştüğünü, inşaat
çeliğinde ise yüzde 55 gerileme
ile 204 bin ton ihracat
gerçekleştirildiğini bildirdi.
ÇİB açıklamasında, Mısırlı çelik
üreticilerinin, mayıs ayında Çin,
Ukrayna ve Türkiye menşeli
inşaat çeliği ve filmaşin
ürünlerine antidamping
soruşturması açılması için Mısır
Ticaret Bakanlığına dilekçe
verdikleri söyledi.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 39
KAPAK
İSRAİL
TİCARET
HACMİ BU
SENE REKOR
KIRABİLİR
Türkiye ile İsrail arasında 4 yıl
önce 3 milyar dolar olan ticaret
hacmi 2013’te rekor kırarak
5 milyar dolara ulaştı. İsrail
Ekonomi Bakanı Naftali
Bennett’e göre iki ülke
arasındaki ticaret hacmi bu
sene yeni rekorunu kıracak.
İ
srail’in Gazze’ye yönelik
saldırılarına tepki gösteren
muhalefet partileri, hükümetin
söylemlerinin tersine ticari alanda
bu ülke ile ticari ilişkileri hızla artırdığına
dikkat çekti. Rakamlar, muhalefet parti
temsilcilerinin iddialarını doğrular
nitelikte. Türkiye ile İsrail arasında ticaret
giderek büyüyor. 2013 yılında ilk 6 ayda
İsrail, Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı
24. ülke iken, bu sene en fazla ihracat
yaptığı 17. ülke konumuna ulaştı. İhracatta
7 basamak birden yükselen İsrail’e ihracat
artışı yüzde 23 olurken, İsrail’den yapılan
ithalat artışı da dikkat çekti. İlk 5 aylık
ithalat rakamları, geçen yılın aynı dönemi
ile kıyaslandığında yüzde 27 artış sağladı.
Bu, 974,7 milyon dolar olan 2013 ilk 5
aylık ithalatının bu yıl ilk 5 ayında 1,247
milyar dolara ulaştığı anlamına geliyor. İki
ülke arasındaki ticaret hacmi 2008 yılında
3,4 milyar dolar iken, rakam 2010’da 3
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 40
milyar dolara, 2011 yılında 4,4 milyar
dolara ulaşmıştı. Türkiye-İsrail ticaret
hacmi, 2012’de yine 4 milyar doları aştı,
2013’te ise 5 milyar dolar olarak
kaydedilen ticaret hacmi, İsrail Ekonomi
Bakanı Naftali Bennett’e göre bu sene
yeni rekorunu kıracak.
İsrail Ekonomi Bakanı Bennett,
temmuzda Türkiye-İsrail ticaret hacmine
değinerek, “2013’teki Türkiye-İsrail
arasındaki ticaret rekorunun ardından 4
ayda ihracatımız yüzde 25 artışla 949,2
milyon dolara ulaştı. Türkiye’den ithalat
ise yüzde 21 arttı. Bu, 2013’te iki ülke
ticaretinde kırılan rekorun bu sene tekrar
kırılabileceğine işaret. Bunun için 2014’ün
ilk üç ayındaki trendin devam etmesi
yeterli.” açıklamasında bulunmuştu. Konu
ile ilgili gazetecilere birçok kez
açıklamada bulunan İsrail Ekonomi
Bakanlığı Dış Ticaret Müdürü Ehud
Cohen de Türkiye ile İsrail arasındaki ticari
YILLARA GÖRE
İHRACAT
Yıl
Milyar dolar
1.658
1.935
1.522
2.080
2011 2.391
2012 2.329
2013 2.649
2007
2008
2009
2010
ilişkisinin hızlı geliştiğini, bunun
Türkiye’nin İsrail’de yatırımını da
teşvik ettiğini vurgulamıştı. Mayısta
bazı Türk şirketleri yöneticilerinden
oluşan delegasyon İsrail’deki bir
konferansa katılmak için İsrail’e
gitmişti. Burada ileri teknoloji
konulu konuşmalar yapılmıştı.
İsrail’in Türkiye’ye ihracatının yüzde
70’ini kimyasallar oluşturuyor.
Bunların başında Oil Refineries ve
Carmel Olefins şirketlerinden
yapılan ithalat geliyor.
Yüzde 9 oranında plastik ve
lastik mamulleri ithalatı yapılıyor.
Yüzde 6,5 oranında da elektrikli
ekipmanların ithalatı yapılıyor. İsrail
ise Türkiye’den çok çeşitli
malzemeler alıyor. Plastik, lastik,
mineral, tekstil, beton, seramik,
cam makineleri ve otomotiv
sektörü ile ilgili alım yapıyor.
Gazze’ye ambargo kaldırılsın
İstanbul Ticaret Odası (İTO)
Yönetim Kurulu, “İsrail’in yeniden
başlayan insanlık dışı saldırılarını
kınadıklarını belirterek, Gazze’ye
uygulanan ekonomik
ambargonun derhal kaldırılması
gerektiğini bildirdi. İTO Yönetim
Kurulu, İsrail’in Gazze’ye yönelik
başlattığı kara harekâtıyla ilgili
açıklamasında, “Dünyanın önde
gelen devletlerinin ve uluslararası
kuruluşların, olup bitenlere seyirci
kalmaları, açıkça bu insanlık
suçuna ortak olmaktır.” ifadelerine
yer verildi. Ortadoğu’nun bir türlü
çözülemeyen en önemli sorunu
olan Filistin’de orantısız güç
kullanımının yeni bir insanlık
dramı yaşattığını ifade eden İSO
Yönetim Kurulu Başkanı Erdal
Bahçıvan ise bölge ve insanlık
barışını daha fazla tehlikeye
atmadan, ateşkes sağlanmasını
arzuladıklarını belirtti. Gazze’ye
yapılan operasyon üzerine
açıklama yapan bir diğer topluluk
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)
oldu. TİM Başkanı Mehmet
Büyükekşi, “Masum Gazze
halkına, çoluk çocuk, genç yaşlı
ayırt etmeden gerçekleşen
saldırılar maalesef yüreğimizi
burkuyor. Başta BM olmak üzere
tüm dünya ülkelerini devam eden
saldırıların durdurulabilmesi için
göreve çağırıyoruz.” dedi.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 41
KAPAK
LİBYA
PETROLÜ
YENİDEN
PİYASAYA
DÖNÜYOR
Libya'nın güneyinde
limanlarda 8 aydır süren
"ablukanın"
kaldırılmasıyla, ülkeden
günlük 150 bin varile
düşen petrol ihracatı
yeniden hız kazanacak
L
ibya Adalet Bakanı Salih
Mergani, ülkenin güney
bölgesinde yaklaşık 8
aydır kapalı olan petrol
ihraç edilen limanlardan ikisinin
hükümet ve isyancılar arasında
varılan anlaşma sonucu yeniden
kullanıma açılacağını duyurdu.
Şimdilik sadece el-Zuveytine ve elHarika limanlarının açılacağı, daha
büyük olan As Sadra ve Ras Lanuf
limanlarındaki ablukanın
kaldırılmasının ise gelecek haftalarda
hükümet ile müzakereler sırasında
karara bağlanacağı belirtiliyor.
İbrahim el-Cidran liderliğindeki
silahlı gruplar, temmuz ayında Berka
bölgesinde, federal yönetim
oluşturmak için hükümete baskı
yapmak amacıyla ülkenin
doğusunda petrol ihraç edilen 4
limana el koymuştu. Bu nedenle
geçen yılın ortalarında günlük 1,4
milyon varil olan ülkenin petrol
ihracatı, 150 bin varile düştü. Süreçle
ilgili bilgi veren Libya'nın Ankara
Büyükelçisi Abdürrezzak Muhtar, "Bu
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 42
silahlı kişiler, bölgelerinin ihmal
edildiğini, petrol gelirlerinden pay
almadıklarını iddia ediyorlar ancak bu
tamamen yanlış. Ülkede adil petrol
geliri dağıtım sistemi var. Bütçeden
herkes payını alıyor' diye konuştu. "Eli
silahlı çetelerin, şu an Libya polisinin,
ordusunun zayıflığını manipüle
ettiğini'' savunan Muhtar, hükümetin
bir yandan güvenliği sağlarken, diğer
yandan bu kişilerle barışçıl diyalog
yoluyla meseleyi çözeceğini söyledi.
Türkiye'nin yatırımları
etkilenecek mi?
TPAO, Libya ile yaptığı üretimpaylaşım anlaşması gereğince
ülkenin doğusunda açtığı kuyularda
petrol bulmuş ancak ülke
genelindeki güvenlik sıkıntısı
nedeniyle üretimini durdurmuştu.
Libya hükümetinden verilen
taahhütlerin yerine getirilmesi
bekleniyor. Dolayısıyla limanlardaki
sıkıntının çözülmesinin Türkiye'nin
yatırımlarını doğrudan etkilemesi
öngörülmüyor.
Yabancı işçiler
tahliye ediyor
Cezayir, Libya'daki şiddet
olaylarından dolayı ülkelerine
dönmek isteyen yabancılar için
mayıs ayından itibaren kapalı
tuttuğu sınır kapılarını açtı.
El-debdab ve Tin el-kum sınır
kapılarından ülkeye giriş yapan
yabancı işçiler, Cezayir Kızılayı'nın
gerekli sağlık kontrollerini
yapmasının ardından yine Kızılay
tarafından sınıra yakın bölgelere
kurulan geçici yerleşim
merkezlerine nakledildi.Libya'dan
geçiş yapan yabancıların
tahliyesinden sorumlu Cezayir
Kızılayı yetkilisi Bukri Süleyman,
"Cezayir Kızılayı olarak Libya'dan
çıkmak isteyen yabancıların
kalabileceği geçici yerleşim
merkezleri hazırladık. Şimdiye
kadar çoğunluğu Mısırlı olamak
üzere bir çok ülke vatandaşı
Cezayir'e giriş yaptı" dedi.
KAPAK
Ortadoğu haritası yeniden çiziliyor
I
ŞİD terör örgütünün Irak ve
Suriye'deki stratejik öneme
sahip bölgeleri ele geçirmesi,
New York Times gazetesinin
yayımladığı ve olası Ortadoğu
senaryolarını içeren haritayı da
gündeme getirdi. "5 ülkeden 14 ülke
çıkabilir" başlığıyla yayımlanan harita
ve Robin Wright imzalı Ortadoğu
analizi, Libya, Suriye, Irak, Suudi
Arabistan ve Yemen'deki etnik ve
mezhepsel gerginlikleri ele alıp,
bölgeyi bekleyen ekonomik ve siyasi
krizlerin üzerine eğiliyor. Haritanın bir
diğer özelliği de Türkiye sınırları için
bir değişim öngörmemesi...
ÇÖZÜLMENİN BAŞLANGICI SURİYE
Wright'ın makalesine göre Suriye
içsavaşı Ortadoğu'nun kaderini
değiştirecek çözülmenin başlangıç
noktası olacak. Kopuşların ve yeni
oluşumların temelinde ise mezhep
çatışmaları, aşiret ve kabileler
arasındaki uyuşmazlıklar ve etnik
farklılıkların yanı sıra Arap Baharı'nın
öngörülemeyen sonuçları bulunuyor.
Geçtiğimiz yüzyılın başında Avrupalı
devletler tarafından çizilen haritanın
önümüzdeki dönemde ciddi
değişikliklere sahne olabileceği
söyleniyor. Yeni harita sadece
New York Times'ın yeni
Ortadoğu öngörüsüne
göre, 5 ülkeden 14 ülke
çıkacak. Irak'ın doğusunda
bir Kürt bölgesi, ortasında
bir Sünni devleti, başkent
Bağdat'ın güneyinde de bir
Şii devleti kurulacak.
Ortadoğu'yu etkilemekle kalmayacak,
aynı zamanda uluslararası arenadaki
ekonomik işbirliklerini, enerji yollarını,
güvenlik anlaşmalarını ve siyasi
dengeleri de değiştrecek. Suriye'deki
etnik ve dini farklılıklar aynı zamanda
bu ülkenin yumuşak karnı olarak
gösteriliyor. Mart ayında 4'üncü yılına
giren ve en az 160 bin kişinin
ölümüne, 9 milyon kişinin de evlerini
terk etmesine neden olan iç savaşın
yarattığı durum Wright'ın analizini
destekler nitelikte. Suriye'yi 1971'den
beri yöneten Esad ailesinin de bir
parçası olduğu Nusayri azınlığın dar bir
kıyı şeridinde bağımsız devlet kurması,
kuzeyde Kürtlerin yaşadığı otonom bir
bölgenin ortaya çıkması ve orta
bölümleri de içine alan geniş bir Sünni
devletin yer alması ön görülüyor.
SYKES-PİCOT
DAYANMAYACAK
Harita Birinci Dünya Savaşı sonrası
Fransız ve İngilizler tarafından
Sykes-Picot antlaşmasıyla
tasarlanan Ortadoğu sınırlarının
daha fazla dayanamayacağını
öngörüyor. Senaryoya göre Irak'ın
doğusunda bir Kürt bölgesi, orta
kısımlarında Suriye'ye kadar da
uzanan bir Sünni devleti ve
başkent Bağdat'ın güneyinde de
bir Şii devleti kurulacak. Libya'nın
ise tarihi sınırlarına tekrar
dönmesinin emareleri hissediliyor.
Ülkenin Trablus, Sirenayka ve
Fizan olarak üçe bölünebileceği
vurgulanmış. Güncel
sınırlarından farklı çizilmiş diğer 2
devlet ise Yemen ve S.Arabistan.
Kabileler arası gerginliklerin bir
türlü önüne geçilemeyen
Yemen'in kuzey ve güneyinde
Sana ve Aden merkezli 2 devlet
kurulabilir. S.Arabistan'ın da
kuzey, doğu, batı ve ortada bir
Vahhabi devleti olarak 4 parçaya
bölünmesi öngörülmüş.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 43
KAPAK
Lütfü
Akdoğan
Türkiye Ortadoğu
bataklığının içine
gömülmüştür
Röportaj BERMA SUTUĞ AYDIN
Ortadoğu'da Türkiye
ile Arap ve Müslüman
ülkeleri arasında
siyasi, iktisadi, ticari
ve kültürel ilişkilerin
gelişmesi için 60
yıldır uğraşan,
milyarlarca doların
Türkiye'ye akmasını
sağlayan bir Ortadoğu
uzmanı…
"Kralların Kralı"
sıfatını taşıyan Lütfü
Akdoğan ile Ortadoğu
politikası ve bölgenin
geleceğine yönelik
röportaj
gerçekleştirdik.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 44
KAPAK
Ortadoğu’daki bu kargaşanın
bilmediğimiz nedenleri var mı?
“
ARAP BAHARI BÖLGEYE BARIŞ VE REFAH YERİNE FELAKET
GETİRMİŞTİR. BUNUN DA MÜSEBBİBİ EMPERYALİZM VE SİYONİZMDİR.
CUMHURİYET TARİHİNDE ORTADOĞU İLE İLGİLİ DIŞ POLITIKAMIZ
TAMAMIYLA YANLIŞ TEMELLERE OTURTULMUŞTUR. “AK PARTİ”
İKTİDARI BU HATALARI DÜZELTME GİBİ GİRİŞİMLERDE BULUNMUŞSA DA
YANLIŞLIKLARLA DOLU BİR PROGRAMIN SONUCUNDA TÜRKİYE’DE
ORTADOĞU BATAKLIĞININ İÇİNE GÖMÜLMÜŞTÜR.
Ortadoğu, Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları
arasında gömülmüş etrafı denizlerle
çevrilmiş dünyanın en değerli stratejik
bölgelerinden birisidir.Yaklaşık on bin yıllık
mazisi olan ve toprakları üzerinden ona yakın
medeniyet geçmiş dünyanın en kıymetli
bölgelerinden birisidir. Tarihi zenginliğinin
ötesinde, gaz ve petrol kaynaklarının deniz
gibi yayıldığı bir bölge olmasının yanı sıra
mukaddes yerlerin de merkezidir. Tabii
kaynaklarla birlikte bu tarihi zenginliğin içinde
yaşayan toplumların, birbirleriyle savaşması
kadar doğal bir şey olamaz. Binlerce yıldan
beri bu bölgede yaşayan kavimler sürekli
olarak birbirleriyle savaşmışlardır. Bu itibarla
ne bugün, ne de yarın Ortadoğu’da bir
istikrar beklemek mümkün değildir.
İstikrara kavuşabilmesi için buradaki
toplumların birlikte yaşama kültürüne sahip
olmaları ve demokrasiyi sağlayacak bir
kültüre, bir anlayışa erişmiş olmaları gerekir.
Barışın refahın ve demokrasinin sağlanması
elbette ki çok güçtür. Bölge halkları
siyonizm, emperyalizm ve komünizm
baskısından kurtulduğu takdirde, yukarda
belirttiğim gibi kültür ve demokrasi bölgeye
barış ve refah sağlar.En son yayınlanan
kitabım “Geleceğin Yüzyılı” adlı eserimde
bölgeyi teşkil eden 22 devletin bu konuda
nasıl davranması gerektiğine dair geniş bilgi
verilmiştir.
Arap baharı gerçekten bahar getirdi mi?
Arap baharı bölgeye barış ve refah yerine
felaket getirmiştir. Bunun da müsebbibi
emperyalizm ve siyonizmdir.
“
ORTADOĞU’YU ŞEKİLLENDİREN İNGİLTERE’DİR; ŞİMDİ DE
AMERİKA BAŞKA BİR AKTÖR OLARAK BÖLGEDE YER ALMAKTADIR..
TÜRKİYE’NİN BAĞIMSIZ BİR ORTADOĞU POLİTİKASI YOKTUR.
POLİTİKAMIZ TAMAMIYLA AMERİKA’NIN GÜDÜMÜNDEDİR.
Savaş hali devam ederken, ülkemizin
Ortadoğu ile ilişkileri ne durumda.
Cumhuriyet tarihinde Ortadoğu ile ilgili
dış politikamız tamamıyla yanlış temellere
oturtulmuştur. “Ak Parti” iktidarı bu hataları
düzeltme gibi girişimlerde bulunmuşsa da
yanlışlıklarla dolu bir programın sonucunda
Türkiye de Ortadoğu bataklığının içine
gömülmüştür.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 45
KAPAK
Amerika’nın Orta Doğu politikaları
açısından bizim üzerimizdeki etkisi nedir?
Ortadoğu’yu şekillendiren İngiltere’dir;
şimdi de Amerika başka bir aktör olarak
bölgede yer almaktadır.. Türkiye’nin bağımsız
bir Ortadoğu politikası yoktur. Politikamız
tamamıyla Amerika’nın güdümündedir.
Yeni Osmanlıcılık bölgede yeni
imkânlar yaratmayı sağlayabilir mi?
Hayır! Hürriyet, adalet, kardeşlik, birlik ve
ortak menfaatler Ortadoğu’yu bir araya
getirebilir. Onun ötesinde herhangi bir
cereyanın hâkim olması mümkün değildir.
Ortadoğu’da savaşsız yaşam ne zaman
başlar, konumunda farklılıklar olacak mı?
Orta Doğu’da istikrar ancak akıl, hürriyet,
demokrasi, kardeşlik, askerî ve ticarî ortak
menfaatler ile sağlanır. “Geleceğin Yüzyılı” adlı
eserimde bu konu geniş bir şekilde ele
alınmıştır, okuyucularıma tavsiye ederim.
Ortadoğuyu nasıl bir gelecek bekliyor?
Ortadoğunun ileriki yıllarda 100 parçaya
bölünebilmesi muhtemeldir. Yani Ortadoğu
100’e yakın eyalete dönüşebilecektir. Maalesef
bu parçalanmayı önlemek mümkün
olmayacaktır. Bir başka deyişle, Ortadoğu
Birleşik Devletler haline gelecektir.
Türkiye nasıl davranmalı?
Herkes aklını başına toplamalı. İktidar ve
muhalefetin, kışkırtıcılıktan uzak, birbirini
seven, kıskanmayan, hayatlarına müdahale
etmeyen, halkı birleştiren bir tutum içinde
olmaları şarttır. Bizi felakatlerin bekleyebileceği
durumlara yol açılmamalı.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 46
“
HERKES
AKLINI BAŞINA
TOPLAMALI.
İKTİDAR VE
MUHALEFETİN,
KIŞKIRTICILIKTAN
UZAK, BİRBİRİNİ
SEVEN,
KISKANMAYAN,
HAYATLARINA
MÜDAHALE
ETMEYEN,
HALKI
BİRLEŞTİREN
BİR TUTUM
İÇİNDE OLMALARI
ŞARTTIR. BİZİ
FELAKATLERİN
BEKLEYEBİLECEĞİ
DURUMLARA
YOL AÇILMAMALI.
YENİ KİTABI
GELECEĞİN YÜZYILI
–TAKİ HAKKINDA
Lütfü Akdoğan'ın TAKİ adlı son eseri, Ege
Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü
Bölümü kütüphanesinde kaynak kitap olarak
değerlendiriliyor. Kitabın kapağındaki haritada yer
alan 22 devlet, inançta, dinde, mezheplerde,
ırklarda, sosyal yaşantımızda neden birlik olmasın?
Demokraside, hürriyette, kardeşlikte, refahta,
savunmada, kalkınmada, sanayileşmede, turizmde,
yeraltı ve yer üstü kaynaklarımızda neden omuz
omuza çalışmayalım. Geleceğin yüzyılı asgari üç
nesli kapsamaktadır. 2114''e kadar bizi sürükleyecek
bu hedef için, haritada yer alan ülkelerin gençleri
olarak size büyük görev düşmektedir. Bu görevi
ciddi şekilde ifa ettiğiniz zaman, Yemen çölleri ve
dağlarından, Kazakistan ovaları ve buzullarına kadar
barış ve refah içinde yaşayan, bağımsız bir devletler
topluluğu, bir imparatorluk yaratmış olursunuz.
Nüfusu 400 milyon ve
büyüklüğü 11 milyon km2''yi
aşan bu imparatorlukta
dünyanın siyasi, iktisadi ve
savunma dengelerini
tamamen değişmiş bir
duruma getirmiş olursunuz.
Hürriyet içinde, barışçı ve
demokrat kardeşler
topluluğu bütün dünyaya
yeni bir şekil verecektir.
KAPAK
Barış elçisi olmak için ne
gerekiyorsa yapmaya hazırız
Ortadoğu’da yaşanan sorunların ülke ihracatı, ekonomimize etkileri ve bu bölgedeki pazar
durumu hakkındaki görüşlerini almak için, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan Vekili Mustafa
Çıkrıkçıoğlu’nu ofisinde ziyaret ettik.
Röportaj BERMA SUTUĞ AYDIN
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 48
Jeopolitik riskler
barındıran, yakın
coğrafyamızdaki
ülkelerin, ihracatımıza
negatif etki yaptığını
görüyoruz. Irak, Mısır ve
Lübnan’a ihracatımızda
düşüşler yaşanırken,
Suriye ve İsrail’e
ihracatımızda artış
yaşanıyor.
Ortadoğu’daki bu kargaşanın ekonomik
olarak ülkemize etkileri neler?
Irak, Libya, İsrail ve Gazze ile Ortadoğu
ülkelerinde yaşanan sorunlar özellikle
Haziran ayı itibariyle ihracatımıza yansımaya
başladı. IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi
yüzünden Irak’a ihracatımızda özellikle
Haziran ayından itibaren sıkıntılar yaşanmaya
başladı. Haziran ayında aylık ihracat yüzde 21
geriledi ve Irak en fazla ihracat yaptığımız 3.
ülke konumuna düştü. Temmuz ayında ise
Irak’a ihracatımız yüzde 46 geriledi ve Irak en
fazla ihracat yaptığımız 5. ülke konumuna
düştü. Diğer taraftan İsrail ve Suriye’ye
ihracatımızda artış sürüyor.
Mısır, Lübnan, Irak, Suriye ve son
zamanlarda İsrail ile ihracatımız ne
duruma geldi?
Jeopolitik riskler barındıran, yakın
coğrafyamızdaki ülkelerin, ihracatımıza
negatif etki yaptığını görüyoruz. Irak, Mısır ve
Lübnan’a ihracatımızda düşüşler yaşanırken,
Suriye ve İsrail’e ihracatımızda artış yaşanıyor.
Temmuz ayında Irak’a ihracatımız ise
yüzde 46 azalarak 569 milyon dolara,
Lübnan’a ihracatımız yüzde 22 azalarak 58
milyon dolara, Mısır’a ihracatımız yüzde 16
azalarak 229 milyon dolara, İsrail’e
ihracatımız yüzde 9 azalarak 217 milyon
dolara geriledi. Temmuz ayında en fazla
ihracat yaptığımız 30 ülke arasında en yüksek
ihracat artışını yüzde 65 ile Suriye’ye
gerçekleştirdik. Temmuz ayında Suriye’ye
“
SON AYLARDA
GAZZE’DE
YAŞANAN ACI
GELİŞMELER
HEPİMİZİN
KEDERİNİ
DAHA DA
ARTIRIYOR.
BAŞTA
BİRLEŞMİŞ
MİLLETLER
OLMAK ÜZERE
TÜM DÜNYA
ÜLKELERİNİ,
DEVAM EDEN
SALDIRILARI
DURDURMAK
İÇİN GÖREVE
ÇAĞIRIYORUZ.
ihracatımız yüzde 65 artış göstererek
100 milyon dolara yükseldi. Bizler
Irak’taki gelişmelerin de bir süre sonra
stabilize olacağını ve Türkiye’nin ana
tedarikçi olarak Irak’taki tüm ihtiyaç
malları ve bunların talebine cevap
vermeye devam edeceğine, ihracatın
tekrar normal temposuna döneceğine
inanıyoruz.
Arap Baharının dünyaya etkisi ne
oldu? Demokrasi gerçekten geldi mi?
Irak’ta ve Gazze’de yaşanan
gelişmeler tüm dünyayı olduğu gibi
bizleri de endişeye sevk ediyor. Az önce
belirtmiş olduğum gibi özellikle Irak’a
ihracatımızda sıkıntılar yaşanmaya
başladı. Şu aşamada sadece alternatif
Kerkük yolu üzerinden çok sınırlı
miktarda ticaret yapılabiliyor. Irak’ta
yaşanan sıkıntıları alternatif rotalarla, yeni
hedef pazarlardaki performansımızla
telafi etmeyi planlıyoruz Nasıl ki 2009’da
Avrupa pazarındaki krizi Ortadoğu
pazarına yayılarak şu anda Ortadoğu’da
yaşanan yavaşlamayı da canlanan AB
pazarı ve yeni hedef pazarlardaki
performansımız ile telafi ederek
hedeflerimize emin adımlarla
ilerleyeceğimize inanıyoruz.
Diğer yandan İsrail'in Gazze'ye kara
harekâtı ile Ortadoğu’da yaşanan
sıkıntılar başta ülkemiz olmak üzere tüm
dünyayı yakından etkiliyor. Bu sorunların
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 49
KAPAK
2002 yılında AB’nin toplam
ihracatımızdan aldığı pay
yüzde 57 iken, 2012 yılında bu
pay yüzde 39’a geriledi. Ama
bu dönemde Ortadoğu ve
Afrika Pazarında büyük
başarılar yakaladık. Ancak son
dönemde yaşanan olumsuz
gelişmelerle birlikte, Ortadoğu
ülkelerinde sıkıntılar
yaşamaya başladık.
beraberinde getirdiği risk ve
belirsizliklerin bir an önce sona ermesini
temenni ediyoruz. Son aylarda Gazze’de
yaşanan acı gelişmeler hepimizin
kederini daha da artırıyor. Başta Birleşmiş
Milletler olmak üzere tüm dünya
ülkelerini, devam eden saldırıların
durdurulabilmesi için göreve çağırıyoruz.
Akan kan ve gözyaşı bir an önce
durdurulmasını ve barış ve kardeşlik
ortamının yeniden yeşertilmesini
temenni ediyoruz. Bizler de ihracatçıların
temsilcisi ve işadamları olarak barış elçisi
olmak için ne gerekiyorsa, yapmaya
hazır olduğumuzun bir kez daha altını
çizmek istiyoruz.
Suriye'de ticaret ne zaman canlanır?
Suriye’de yaşanan krizle beraber ilk
dönemde ihracatımız ciddi şekilde
düştü, ancak günlük ve temel ihtiyaçları
karşılamak üzere artan talep karşısında
ihracatımız tekrar canlanmaya başladı.
Son 2 aydır en fazla ihracat yaptığımız
30 ülke arasında en yüksek ihracat
artışını Suriye’ye yakaladık. Suriye’ye
ihracatımızda, özellikle Çimento Cam
Seramik ve Toprak Ürünleri, Demir ve
Demir Dışı Metaller, Elektrik – Elektronik,
Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve
Mamulleri Kimyevi Maddeler ve
Mamulleri, Makine ve Aksamları
sektörlerinde önemli artışların olduğunu
görüyoruz.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 50
“
SURİYE’DE
YAŞANAN KRİZLE
BERABER İLK
DÖNEMDE
İHRACATIMIZ CİDDİ
ŞEKİLDE DÜŞTÜ,
ANCAK GÜNLÜK
VE TEMEL
İHTİYAÇLARI
KARŞILAMAK
ÜZERE ARTAN
TALEP
KARŞISINDA
TEKRAR
CANLANMAYA
BAŞLADI. SON 2
AYDIR EN FAZLA
İHRACAT
YAPTIĞIMIZ 30
ÜLKE ARASINDA
EN YÜKSEK ARTIŞI
SURİYE’DE
YAKALADIK.
Şu an bölgedeki savaş hali devam
ederken, batı ile ilişkilerimiz ne durumda,
ihracatta yeni pazarlar bulmakta
zorlanıyor muyuz?
2002 yılında AB’nin toplam
ihracatımızdan aldığı pay yüzde 57 iken,
2012 yılında bu pay yüzde 39’a geriledi.
Ama bu dönemde Ortadoğu ve Afrika
Pazarında büyük başarılar yakaladık.
Ancak son dönemde yaşanan olumsuz
gelişmelerle birlikte, Ortadoğu
ülkelerinde sıkıntılar yaşamaya başladık.
AB tekrar ihracatımızda itici güç olmaya
başladı. Nitekim Temmuz ayında AB’ye
ihracatımız yüzde 11 artarken, Kuzey
Amerika’ya yüzde 12, Uzakdoğu
Ülkelerine yüzde 10 ihracat artışı
yakaladık. En fazla ihracat yaptığımız ülke
olan Almanya’ya ihracatımız Temmuz
ayında yüzde 14 arttı. Temmuz ayında
ikinci büyük ihraç pazarımız konumuna
yükselen İngiltere’ye ihracatımız yüzde
16, üçüncü ülke konumuna yükselen
İtalya’ya yüzde 2 ve dördüncü ülke
konumuna yükselen Fransa’ya yüzde 7
artış gösterdi. Dolayısıyla dinamik
ihracatçılarımız karşılarına çıkan her türlü
zorluk ve engele rağmen, yeni pazarlar
bulmakta ve yeni stratejiler geliştirmekte
zorlanmıyor. 2014 ikinci çeyrek eğilim
anketi neticeleri, ihracatta yeni
pazarlardan sipariş alma oranının tam 18
çeyrek sonra tekrar %42’lere ulaştığını
gösteriyor.
KAPAK
Arap
baharı’nın
bölgedeki ve
uluslararası O
etkisi
İsyanların üçüncü
yıldönümünde bölge
ülkelerini mercek altına
alan Al Jazeera,
uzmanlardan isyanları,
ikilemleri ve yeni düzeni
yorumlamalarını istedi.
Westminster Üniversitesi, Demokrasi
Çalışmaları Merkezi'nde Öğretim
Üyesi ve Demokrasi ve İslam
Program Koordinatörü
Abdelwahab El-Affendi
adikal değişimin yarattığı çalkantı
kendi seyrini izlerken, bölgenin kısa
vadede küresel sahnedeki varlığı
da zayıf kalacak. Bununla beraber,
Türkiye örneğinde olduğu gibi, doğru
siyasi sisteme sahip olduğunuzda,
insanların enerjisi yapıcı kolektif
girişimlere yönelecek ve böylelikle de
bölge, ekonomik ve siyasi açıdan etkin
bir güç haline gelecek. İşler yeniden
rayına oturup, insanlar arasında tam
işbirliği ve ülkeler içinde uyum
sağlandıktan sonra, artık hiçbir güç bu
bölgeyi görmezden gelemez. Ancak
bence bu zaman alacak. Sürece yardımcı
olmak için sabretmemiz ve elimizden
gelen her şeyi yapmamız lazım.
R
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 52
Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri ve
Fransa’da tarih dersleri veriyor.
Marmara Üniversitesi, Orta Doğu
Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi.
Adil Latifi
Ahmet Uysal
rta Doğu'ya etkisi iki platformda
olacak. İlki içeride olup
yönetici-yönetilen ilişkisini
kapsayacaktır. Halkçı ve özellikle de
sosyal taleplere daha açılımcı bir ilişki
göreceğiz. Hal böyleyken siyasi açılım
daha fazla zaman alabilir. Bu bağlamda
İran sokaklarının tüm potansiyellerle
dolu olan bir ülkede açılım dayatma
amaçlı hareketliliğini uzak görmüyorum.
Bölgesel ilişkiler düzleminde Lübnan'ın
Suriye'ye bağımlılığından nihai olarak
kurtulacağını düşünüyorum. Ayrıca
Suriye-İran ekseni ve beraberindeki
Hizbullah'ın konumu zayıflayacaktır. Bu
durum Türkiye'yi ittifaklarını gözden
geçirmeye ve belki Avrupa ile tekrar
yakınlaşmaya mecbur bırakacak.
ölgeye demokrasinin gelişinin çok
kolay olmayacağı anlaşıldı.
Özellikle bölge dengelerini
etkileyecek konumdaki Mısır'ın
demokratikleşmesi önünde daha büyük
engeller ortaya çıktı. Uluslararası
desteğin yetersiz olması yüzünden Esed
rejiminin yakın zamanda düşmesi
beklenmiyor. El Kaide yüzünden Esed'in
gidişi uzun zaman alacak. Ancak bu
uzlaşma başarısız olursa, Esed'in gidişi
hızlanacaktır. ABD, kendi petrol üretimini
arttırdığı için giderek Orta Doğu
petrolüne daha az bağımlı hale geliyor.
Dolayısıyla, ABD'nin bölgeye ilgisi
azalacağı için S.Arabistan, İran, Türkiye ve
İsrail gibi bölgesel güçler arasındaki
rekabet, önemli hale gelecektir.
B
Mardin Artuklu Üniversitesi, İlahiyat
Fakültesi Dekanı.
Yemenli gazeteci ve siyasi analist.
Ahmet Ağırakça
BD ve AB bu bölgeyi kolay kolay
Müslümanlara ve İslami
sistemden yana olanlara
bırakmak istemeyecektir. Bunun için
de Batı ile İslam'dan yana olanlar
arasındaki bu mücadele devam
edecektir. Müslümanlar kendi
topraklarının hakimiyetini emperyal
güçlerin elinden kurtarıncaya kadar
mücadelesine devam etmek
zorundadır. Müslümanların bu
direniş hareketlerine devam etmeleri
halinde Orta Doğu her zaman
çatışma alanı olarak devam edebilir.
Haçlı Seferleri'nden bugüne kadar
olduğu gibi, 21. yüzyıldaki Orta
Doğu'da enerji kaynakları için verilen
savaş ve mücadeleler bir müddet
daha devam edecektir.
A
Arif Ebu Hatim
evrimlerinin etkisi uzun yıllara
uzanacak. Yaşananlar
Tunuslu genç Buazizi'nin
korkusuzca ateşlediği atıl bir
volkanın alevlenmesine benziyordu.
Bahar devrimleri Batılı gündemlerin
bölgedeki şeklini ve yönünü
değiştirdi. Batı diplomasisi mutlak
yöneticiyi desteklemenin dışında bir
başka yöne kaydı ve halkların
iradesini dikkate aldı.
Yalnız bazı Arap devrimlerinin akıbeti
kötü oldu. Suriye'de devletin
tamamen yokluğu, Libya, Mısır ve
Yemen'deki güvenlik sisteminin
kısmen çökmesi, cihatçı akımların
yükselişi veya en azından
nüfuzunun ve faaliyetlerinin artması
ve popüler liderlerinin çoğalması
noktasında Batı'yı korkuttu.
D
Orta Doğu Enstitüsü’nde
(Middle East Institute) araştırmacı.
Halil Enani
rta Doğu'nun, istikrarsızlık, şiddet
ve çatışmalarla dolu meçhul
sulara girdiği rahatlıkla
söylenebilir. Arap Baharı sonrası sürecin
çarpıcı özelliklerinden biri de devletin
zafiyeti. Bölgedeki birçok ülke, ya Libya,
Yemen ve Suriye örneklerindeki gibi
devletin çöküşüne ya da Mısır ve Tunus'ta
olduğu gibi devletin yetki ve denetim
zafiyetine tanık oluyor. Bu da Orta
Doğu'nun küresel siyaset üzerinde
stratejik ve ekonomik anlamda bir yük
olarak kalmasına neden olacaktır.
Bölgenin küresel enerji piyasasına olan
önemli katkısı göz önünde
bulundurulursa, buradaki istikrarsızlık ve
belirsizlik enerji piyasasını etkileyecektir.
O
Suriyeli Kürt yazar ve gazeteci. Türkiye,
Suriye ve Kürtler üzerine yazıyor.
Hoşeng Ose
aalesef Batı (ABD ve Avrupa), Orta
Doğu bölgesiyle ve özellikle de
Suriye ile İslamcı aşırıların
holokostuymuş gibi bir ilişki kurdu.
Dolayısıyla Batı Suriye halkının ve Orta
Doğu'nun birçok yerindeki trajedinin
sürmesine burnunu soktu. Washington ve
Brüksel'in tıpkı Irak, Libya ve öncesinde
Kosova'da yaşandığı gibi Suriye'ye
doğrudan askeri müdahalede
bulunulmaması amaçlı Rus-Çin
vetosundan dolayı çok mutlu olduklarını
düşünüyorum. Rus-Çin vetosu olmasaydı
bile NATO veya ABD, Britanya ve Fransa,
Esed rejiminin kalması veya gitmesi
kararının Yahudi lobisinin Rus, Avrupa ve
Amerikan siyasi karar alma organındaki
ağırlığı ve etkisinden dolayı Tel Aviv'in
elinde olması gibi basit bir sebepten dolayı
Suriye'ye müdahalede bulunmazlardı.
M
Kanada'da yaşıyor, Orta Doğu merkezli
siyasi, kültürel ve toplumsal meseleler
üzerine makaleler kaleme alıyor.
Bingazi Üniversitesi, Uluslararası
Hukuk ve Uluslararası İlişkiler
bölümleri Öğretim Üyesi.
Murtaza Hussain
Salih Senusi
merika Birleşik Devletleri, kaya
petrolü devrimiyle enerji
konusunda giderek bağımsız
hale gelirken, Orta Doğu petrolüne
olan bağımlılığı da azalıyor. Ancak
Basra Körfezi ve İsrail’in
güvenliğinin sağlanması
bakımından bölgede aktif rol
oynamaya devam edeceği
kanaatindeyim. Arap Baharı, Suudi
Arabistan gibi Körfez ülkelerine
sıçramadıkça bu durumu
etkilemeyecektir ki, öyle bir
durumda da küresel petrol ve
sevkiyat hatları ciddi şekilde
etkilenip, bariz bir Amerikan
müdahalesine yol açabilir.
A
evrimlerin getirilerinden biri
mezhepçi ve etnik haritalarının
ortaya çıkışıydı. Bu iki haritanın
şu iki şart oluştuğu takdirde siyasi
haritalara dönüşmesi yönünde güçlü bir
ihtimal var: Birincisi Batı'nın ve süper
güçlerinin bu haritaları desteklemesi ve
çıkarlarını buna uyumlu hala getirmesi.
İkinci şart İran, Türkiye ve Suudi
Arabistan gibi bölgesel güçler arasında
bir anlayışın olmaması ve çekişmenin
alevlenmesi. Çıkan sonucun Orta
Doğu'nun geleceği üzerinde büyük
etkisi olacak. Çünkü bu geleceğin
Lübnan, Irak, Suriye, İran, Türkiye,
Suudi Arabistan ve İsrail'le doğrudan
ilişkisi bulunuyor.
D
Princeton Üniversitesi Uluslararası
Hukuk Fakültesi emekli Öğretim Üyesi,
BM Filistin İnsan Hakları Raportörü.
Filistin direnişinde ve Arap solunda
faaliyetlerde bulundu. Suriye’de
sekiz yıl hapis yattı.
Richard Falk
Selame Kile
ence petrol ve gaz konusunda
Orta Doğu'ya olan
bağımlılıkları bir nebze azalan
Avrupa ve ABD, kısa vadede bölgesel
gelişmeler konusunda daha rahat
davranma eğilimi gösterecektir.
Ancak bu ihtimal, İsrail'in İran'a
saldırması ve daha büyük çaplı bir
savaş çıkması halinde bozulabilir ki,
bu da, hem dünya enerji arzı ve
fiyatlarının halen Orta Doğu'nun
istikrarına dayandığını gösterecektir.
Arka planda ayrıca hidrolik kırma
teknolojileri ile ilgili belirsizlikler de
mevcut. Bunun ciddi kazalara ya da
başka sıkıntılara yol açması, Orta
Doğu siyasetine dair kaygıların hızla
yeniden canlanmasına yol açabilir.
ncelikle gelecek, devrimlerin
gelişimi ve başarısıyla irtibatlıdır.
Bu yüzden görünen o ki siyasi
ekonomik formatın değiştirilmesini,
halkların taleplerini gerçekleştirecek,
sanayi ve sosyal gelişimin
gerçekleştirilmesi için kalkınma
dönemine açacak rejimlerin kurulmasını
öngören bir noktaya geleceğiz. Bu
gelişme, 2008 yılında baş gösteren
küresel ekonomik kriz bağlamında
gerçekleştiğinden, kapitalizmin
egemenliğini kırması ve farklı bir küresel
gelişmenin ufkunu açması amaçlı
uluslararası kalkınma bağlamında
gelecek süreci etkileyecektir.
Al Jazeera
B
Ö
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 53
GÜNCEL
1
Kesinlikle seyahat veya
tatil zamanı için esnek olunuz
Unutmayın ki uçak bileti fiyatları, seyahate gidilen
aya, güne hatta gün içerisindeki saate göre
farklılıklar göstermektedir. Özellikle tatil günlerinde
uçak bileti fiyatları fazlasıyla artmaktadır. Ucuz bilet
almanın en kolay yolu seyahat veya tatil zamanınız
konusunda esnek olabilmenizden geçmektedir.
Mesela hafta içi hafta sonuna göre, tatil olmayan
dönemde tatil dönemine göre bilet fiyatları çok daha
uygundur. Tatilden hemen sonrasının her zaman
daha uygun fiyatları elde edeceğiniz anlar olduğunu
hatırınızda tutun. Mesela sabahın en erken
saatleriyle geç saatlerde de daha ucuza bilet
bulabilirsiniz. Uçuş günü hatta saati konusunda
esnek olduğunuzda, çok daha ucuza bilet
bulabilmeniz mümkün olabilmektedir.
Uçakta yan yana
oturan 2 kişiden,
oturduğu koltuğa
daha az para
ödeyen taraf
olmak ister
misiniz? Seyahat
veya tatil
paketlerindeki en
büyük maliyeti,
kuşkusuz uçak
biletleri
oluşturmaktadır.
İster yakın
mesafe ister uzak
farketmez,
özellikle de son
anlarda satın
alınmış bir uçak
bileti, en büyük
seyahat veya tatil
gideri olarak
karşımıza
çıkmaktadır.
8
A
Özellikle kurban bayramı tatilinde
veya şeker bayramı tatilinde, yılbaşı
tatilinde, sömestr tatilinde veya yaz
tatilinde en çok gidilen yerleri tercih
etmeyin. Genelde dönemsel olarak
daha ucuz olan tatil yerlerini tercih
edin. Belirli dönemlerde popüler
olan yerlere dahi talep azalmaktadır.
Bu gibi durumlarda, bahsi geçen
yerlerde tatil yapmanız ve bu
noktalara ucuz uçak bileti
bulabilmeniz daha kolay olur.
Bunun için internette ucuz uçak
bileti aramaları yapmanız yeterli
olacaktır.
adımda en ucuz
uçak bileti
ntalya Tatil Köylerinde, Bodrum
Otellerinde, Ege veya Akdenizde,
Kıbrıs Otellerinde ya da Yurt Dışı
Turlarında tatil yapmak isteyen
herkesin uçak bileti almak durumunda
kalabileceği aşikardır. Peki en pahalıya
uçan kişi olmak istemiyorsanız neler
yapmalısınız?
Geçen sene 100 TL’ye aldığınız bir
biletin bu sene 200 TL’ye çıkmış olması sizi
şaşırtmasın. Hele bir de seyahat
giderlerinden en büyüğünün uçak bileti
olması, birçok kişinin evde oturup seyahat
edememesi anlamına gelmeye başladı.
Ama dert etmeyin hala ucuz uçak bileti
alıp tatil yapmanın veya seyahat etmenin
yolları bulunuyor. Öncelikle sizler için bu
uçak bileti fiyatlarıyla ilgili dalgalanmanın,
karmaşık görünen yüzünü aydınlatalım
dilerseniz. Uçak bileti fiyatlarının inişli çıkışlı
olmasına sebep olan 4 önemli faktröden
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 54
2
Dönemsel olarak daha
ucuz olan tatil bölgelerini
tercih edin
bahsedelim. Arz, talep, rekabet ve petrol
fiyatları. Bu 4 faktör, havayolu işletmesinin
doluluk oranlarını etkileyen unsurlardır.
Havayolu şirketleri koltuklarını doldurmak
ve karlarını arrtırmak isterler, bunu
yaparken de uçakların doluluk oranlarına
göre fiyat politikaları belirlerler. Eğer uçağın
doluluk oranı az ve bu koltuklara talep de
aynı oranda az ise bu durumda havayolu
şirketleri uçak biletlerinde indirimlere
giderler. Tam tersine dolulukların az,
talebin fazla olduğu dönemlerde de, uçak
bileti fiyatlarını arttırırlar.
İşte tam da bu noktada uçak bileti
alanların savaşı başlıyor. Şimdi nereye
gideceğinize karar verdiğiniz varsayalım.
Antalya otellerinde, Kıbrıs Otellerinde,
Marmaris Otellerinde veya Avrupa
Turlarında. Şimdi sıra geldi uçak biletini
almaya diyorsanız işte size en uygun
koşullarda uçak bileti alma teknikleri:
3
Yüksek sezonlardan
uzak durun
Herkesin tatil yapmak istediği
zamanlar ve herkesin tatile gitmek
istediği yerler konusunda uzak
durun. Eğer bu konuda esnek
olamıyorsanız da biletinizi mümkün
olan en erken zamanda almaya
çalışınız. Doğru zamanda alınmış bir
bilet, en yüksek talep gören
sezonda bile ekonomik olabilir.
6
Uçak bileti arama
sitelerini araştırın
Ucuz uçak bileti aramaya
başladıysanız sakın sadece 1
veya 2 sitede dolaşmayın.
Mümkün olabildiğince birçok
farklı noktada araştırmalarınızı
yapın. Araştırma seçeneklerinizi
arttırın. Hiç aklınızda olmayan
bir havayolu şirketi ile çok ucuz
bir fiyat yakalama şansını elde
edebilirsiniz.
7
4
Low Cost (daha
ucuz maliyetli)
havayolu’nu
tercih edin
Özellikle yurdumuzda
havayolu sayısının fazla
olması, havayolu
endüstrisinde rekabetin
artması sebebiyle düşük
maliyetli taşıyıclardan bilet
almak çok daha makul fiyatlar
bulabilmenize olanak
sağlamaktadır. Ancak bazı
konularda dikkatinizi çekmek
istiyoruz. Low cost havayolu
şirketler genelde gittikleri
yerlerde, merkeze daha uzak,
daha ekonomik havaalanlarına
inmektedirler. Bu sebeple bilet
almadan önce mutlaka inilecek
havaalanının merkeze uzaklığını
ve ulaşım imkanlarını araştırın.
Sonra ucuz uçak biletiniz size
sıkıntı ve daha fazla maliyet
olarak geriye dönebilir.
5
Alternatif rotaları
kontrol edin
Sadece seyahat günlerinizle
veya saatlerinizle alakalı değil,
ayrıca seyahat rotanız ile
alakalı da esnek olmanız
sizlere ucuz uçak bileti bulma
konusunda yardımcı olacaktır.
Bazı ucuz havayolu şirketleri
gideceğiniz yere doğrudan
gitmek yerine bir ara noktaya
indirmek suretiyle sizlere
daha ucuz biletler de
sunabilmektedir. Uçak bileti
almadan önce araştırma
yaparken buna da dikkat
ediniz. Araştırmalarınız
sırasında ara noktalı bir
uçuşun daha uygun
koşullarda olabileceğini
görme şansınız da vardır.
Özellikle de uzak noktalara
uçuşlarınızda farklı havayolu
ve farklı uçuş noktalarında
gideceğiniz yere gitme
alternatiflerini değerlendirin.
8
Size uygun
indirimleri değerlendirin
Mesela öğrenciyseniz,
yaşlıysanız, bazı avantaj
sağlayan üyelikleriniz
bulunuyorsa, askerseniz
bunlara indirim veren havayolu
şirketlerini ve avantajlarını
yakalamaya çalışın.
Biletin fiyatını belirleyin
İnsanların uçak bileti satın
alımlarında yaptıkları en büyük
hatalardan birisi en uygun fiyatı
yakalamak adına
beklemeleridir. Ve sonunda hep
geç kalınır ve yüksek fiyattan
satın alma gerçekleştirilir.
Önemli olan havayolunun
ekonomik olarak açıkladığı fiyat
değil sizin ne kadar ödeme
yapmak istediğinizdir.
Bütçenizdir. Bu sebeple
mükemmel fiyatı aramak
yerine, sizin ödemek istediğiniz
fiyatı takip ediniz. Ama aslında
değeri 400 TL olan bir bileti,
200 TL’ye yakalarsanız 150
TL’ye düşmesini beklemeden
hemen bileti satın alınız. Aslında
burada söylemeye çalıştığımız
şey şu; ödeme gücünüz
orantısında makul olacak bir
fiyatı kaçırmamalısınız.
Araştırmalarınız sonucunda
zaten hangi bilet fiyatının
makul olup olmadığını
görebileceksiniz.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 55
SATIŞ
Ümit Ünker
Satış koçu ve Eğitmen [email protected]
Telefonda satış
G
ünümüzde sıcak satış ve
soğuk satış olmak üzere iki
tip satış modeli var. Sıcak
satış, müşterilerle birebir
iletişime geçilerek, yüz yüze yapılan
satışlar için kullanılıyor. Soğuk satış
ise, iletişimin fiziksel olmadığı,
telefon, mail, sms v.b. konularla
müşteriye dokunmak noktasında
kullanılıyor.
Günümüzde Tele Sales (Telefonda
Satış) en etkili ve önemli satış
kanallarından biri olarak
değerlendiriliyor ve milyonlarca
dolarlık pazarın döndüğü en etkili
ancak bir o kadarda zor bir süreci
içinde bulunduran bir kanal.
Müşteri ile ilk temasta aşağıdaki
adımları izlemek, başarılı bir Tele
Sales sürecini oluşturur.
n Müşteriyi aradığınızda doğru kişi
ile görüştüğünüzden emin olun.
n Eğer elinizde görüşeceğiniz
kişinin ismi yok ise, konuya
başlamadan ismini mutlaka sorun ve
kendisine ismi ile hitap edin.
n Zaman önemli! Herkesin vakti
değerli, sizin de… Hatta zaman sizin
performansınız… Bu nedenle
konuşmanız öncesi mutlaka neler
konuşacağınızın provasını yapın.
n Hızlı ve ezbere konuşma
yapmayın! Genelde doğru eğitimleri
almamış kişiler, zamanlarını etkili
kullanabilmek adına görüşmeye
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 56
başlar başlamaz hızlı konuşmaya
başlarlar bu da karşımızdakini
dinlememeye neden olur. İhtiyacı
belirleyemezseniz satış
yapamazsınız…
n İnsanlar ihtiyaçları olduğu için
satın alır, satın almak için satın
almazlar…
n Satmak istediğiniz bir hizmet ise
mutlaka fayda/zarar analinizi anlatın.
Ürün ve/veya hizmet müşteri için
faydalı değilse asla satış
yapamazsınız.
n Bazen tok satıcı rolü oynamak
önemlidir. ”Bunu almalısınız, lütfen
alın…” gibi kelimeler kesinlikle
kullanmayın.
n Bilinçaltı pazarlama taktiğini
kullanmak her zaman kazandırır.
Kelimelerinizi satışa hizmet edecek
özelliklerde seçin. “Birçok kurumsal
müşterinin de bizi tercih etmesinin
önemli nedeni, kesintisiz ve kaliteli
hizmet sunmamızdır.”
n Gerektiğinde mutlaka referans
kullanın. Referans müşteriye her
zaman güven verir.
n Görüşmenizi sonlandırırken,
mutlaka müşteriden mail adresi alın
ve sözlü ifadelerinizi yazılı hale
getirin. Söz uçar yazı kalır…
n Bu aşamaya kadar geldiyseniz
zaten satışı kapamışsınızdır.
Tebrikler…
Bilişim
Levent Karadağ
e-Dönüşüm Uzmanı [email protected]
Sosyal medyaya kim, neden saldırıyor?
G
ürkiye’de kişi başına her yıl
ortalama lobal Digital Statistics’in
2014 raporuna göre; Dünya
üzerinde 2.5 milyar insan internet
kullanıyor. Bu kullanıcıların 1.8 milyarının
sosyal medya ağlarında hesabı var. Facebook
(1,184 milyar), Whatsapp (400 milyon),
Google+ (300 milyon), LinkedIn (259
milyon), Twitter (232 milyon).
Yine Pew Research raporlarına göre
yüzde 44 oranında cep telefonu kullanıcısı;
çağrı, mesaj veya e-posta kaçırmamak için
cihazları ile uyuyor.
Peki, Türkiye’de internet ve sosyal medya
kullanıcı sayıları hangi boyutta?
Türkiye’de 35 milyonun üzerinde internet
kullanıcısı, 36 milyon aktif Facebook hesabı
var. Günde ortalama 4.9 saatimizi kişisel
bilgisayarlar üzerinden, 1.9 saatimizi mobil
cihazlar aracılığıyla internette harcıyoruz.
Günde ortalama 2 saat 32 dakikamızı sosyal
medyada geçiriyoruz. Türkiye’de en çok
kullanılan sosyal medya platformu olan
Facebook’u (%93), sırayla Twitter (%72),
Google+ (%70) ve LinkedIn (%33) takip
ediyor. İstatistikler gösteriyor ki, ülke olarak
sosyal medyayı özel ve iş yaşamında çok
yoğun kullanıyoruz. Ancak sosyal medyanın
güvenli kullanımı veya sosyal medya
üzerinden kişisel ve ticari bilgilerimize ne tip
zararlar geleceği konusunda pek fazla bilgiye
sahip değiliz.
Sosyal medya ortamlarına yapılan
saldırıları üç grupta toplayabiliriz:
1. Sosyal medya platformlarına
yapılan saldırılar;
Bu, platformların direk kendisine yani
doğrudan Facebook’a veya Twitter’e yapılan
saldırılardır. Bunlar hackerler tarafından
sistemin aksatılması, sitemdeki bilgilerin
çalınması ve benzerleridir .(Ör: kişilerin
telefon bilgilerinin alınıp, başka yerlere servis
edilmesi veya kişisel bilgilerin toplu halde
çalınması vs.) Yine bu platformlara ülkelerin
siber orduları tarafından da saldırılar
olabilmektedir.
2. Sosyal medya kullanıcılarına
yönelik saldırılar.
Özellikle takipçi ve beğeni sayısı yüksek
olan kullanıcılara yönelik saldırılardır. Popüler
bir hesabın hacklenerek oradan mesajlar
yayılmasıdır. Bu bir firmanın sayfasında da
olabilir. Firmanın sayfası ve Twitter hesabı
hacklenerek firmanın rakiplerinin
reklamlarının yapılması, firma hakkında asılsız
paylaşımlar yapılmasıdır. (Ör. Firmanın
satılması gibi)
3. Sosyal medya uygulamaları
yöntemiyle saldırılar
Sosyal medya üzerinden, bir tür program
olan ‘uygulama’ ile kullanıcıya saldırma ve
zarar vermedir. Özellikle merak uyandırıcı
uygulamalar geliştirerek (Ör. “Benim
profilime kim bakmış?” gibi) kullanıcının
hesap bilgilerine ait tüm yetki alınmaktadır.
Bu şekilde kullanıcı adına paylaşım yapabilir,
kullanıcının kişisel bilgileri çalınabilir ve
kullanıcının arkadaş listesindeki kişilerle “chat”
yapılabilir. Kullanıcı adına uygunsuz sayfalar
beğenilebilir, atılan bir mesajla başka
kullanıcılardan para istenebilir...
Bu tip uygulamaları, internetten 15 $’dan
başlayan fiyatlarla alabilirsiniz. Ayrıca sahte
takipçiler veya sayfa beğenme gibi
uygulamalar da olabilir. Son söz olarak,
sosyal medyayı kullanırken, güvenlik ve
gizlilik bilgilerine önem verilmelidir. Aksi
halde, sadece sosyal medya hesaplarınızın
zarar görmesinin yanı sıra sosyal medya
hesaplarına giriş yapılan cep telefonları veya
kişisel bilgisayardaki bilgilerin de çalınması
veya silinmesi söz konusu olabilir.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 57
GÜNCEL
K
üresel iş yaşamında İngilizce en yaygın dil olarak
kabul görmekte. Ancak günlük konuşma İngilizcesi
yeterli değil. Nasıl ki İngiltere'de, İskoçya'da
ve Amerika'da birbirinden farklı terimler, argo
kelimelerle İngilizce konuşuluyorsa, iş İngilizcesi de
günlük dilden farklı. Kurumsal dünyanın kendine göre
deyimleri var. Çoğunun orijini İngilizce deyimlerden
gelmekle beraber, gerek İngilizce gerekse diğer dillere
çevrilmiş haliyle, ofis jargonu şirketlerde çalışanların
kabul gördüğü iletişim biçimi olarak benimsenmekte.
Klişeleşmiş, herkesin dilinde olan ancak anlamı
boşaltılmış birçok terim mevcut bu iş jargonunun içinde.
Steven Poole tarafından yazılan Ekim 2013'ye yayınlanan
'Who touched base in my thought shower?' kitabı ofis
dilinin klişelerini ele alıyor, ofis çalışanlarının bu
klişelerin içinde kaybolduklarını dile
getiriyor. Üstelik bu terimler bulaşıcı
nitelikte. Çoğu çalışan bu içi boş
terimlerin bir kısmından hiç
hoşlanmıyor, hatta çevresinde
bu sözleri duymaktan ve
kullanmaktan bıkmış
durumda. Ancak
işlerinde başarılı
olmak için
kendilerini aynı dili
konuşmak
mecburiyetinde
hissediyorlar.
Do you
speak plaza
Türkçesi
?
TÜRKİYE'DE OFİS JARGONU
Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans öğrencileri
Begüm Fidan, Ece Özkapitan, Onur Çınar ve Besim Kosova gerçekleştirdikleri
bağımsız araştırmada özel sektör çalışanlarının kullandıkları İngilizce
kelimeleri-ifadeleri, kullananların yaş aralıklarını dikkate alarak incelemişler.
İşyerinde iletişim halindeyken çalışanların hangi sebeplerden İngilizce
kelimeleri tercih ettikleri ve İngilizce kullanımının hangi yaş aralıklarında daha
sık görüldüğü çalışmaya katılan toplam 280 denek üzerinde analiz etmişler.
Kullanımı (artık) kaçınılmaz teknik terimlerin kapsam dışında tutulduğu
araştırmanın sonuçlarına göre, 20-59 yaş aralığındaki çalışanların çoğu
çalışma yaşamlarında İngilizce ifadeler kullanmaktadır. Çoğu çalışan İngilizce
ifadeler kullanmayı sıradan bir durum olarak nitelendirmektedir. Katılımcıların
belli bir kısmı İngilizce kelimelerin kendilerini bilgili ve konularının uzmanı
olarak gösterdiğini belirtmiştir. Katılımcıların %74'ü mesleklerinin doğası
gereği İngilizce kullanımının kaçınılmaz olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların
önemli bir çoğunluğu işyerinde İngilizce kelimeler kullanmaktan rahatsızlık
duyduklarını belirtmekle beraber, özel yaşamlarında da İngilizce kelimeler
kullandıklarını söylemişlerdir. Tahmin edileceği gibi İngilizce kullanımından
duyulan rahatsızlık yaş ile doğru orantılı bir şekilde artmaktadır.
Türkçeleştirme kampanyasına katılımcıların %70'i sıcak bakmaktadır. Ancak 25
katılımcıyla yapılan detaylı görüşmelerde genç çalışanların İngilizce terimler
kullanmaktan rahatsız olmadığı belirtilmiş. Sadece 35 yaş ve üzeri grubun
Türkçeleştirme kampanyasına katılma konusuna olumlu baktığı saptanmıştır.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 58
OFİS JARGONUNDAN
ÖRNEKLER
Poole'nin kitabından alıntılar içeren
Guardian makalesi ofis jargonu
sözlüğünden kelimelere yer veriyor.
Birçok kelime orijinal İngilizce
haliyle farklı dillerde özellikle
uluslararası firmalarda yaygın bir
şekilde kullanılmakta.
(Annual Leave)
Yıllık izin: Tatile çıkmak iş epostalarımızda otomatik mesaj
olarak 'yıllık izin' adı altında geçiyor.
'Şu tarihler arasında yıllık izinde
olacağım. Acil konular için Ahmet
Bey'i arayabilirsiniz.'
(Expectations)
Beklentiler: Beklentiler çoğu
zaman hedeflerin ötesinde
yöneticilerin takdirine - ya da
insafına kalmış – esnek değerler. Bir
yönetici projesinin başında 'herkes
çok sıkı çalışırsa, takım olarak
beklentilerin üzerine çıkmamamız
için sebep yok' diyebilir.
Beklentilerin üzerine çıkmak çok iyi
bir iş çıkarmayı hedeflemek
demektir. Ancak yöneticilerin
bireysel ve kolektif beklentileri
doğru belirlemeli, takımını da bu
yönde yönlendirmelidir.
(Going forward)
Önümüze bakmak: 'Bundan sonra,'
'gelecekte,' 'temiz bir sayfa açmak'
gibi anlamlara gelen 'going forward'
deyimi genellikle geçmişte yapılan
hataları geride bırakmak ve
geleceğe bakmak anlamında ofis
jargonunun en çok kullanılan
terimleri arasında. Ofis jargonundan
nefret edenlerin de en hararetle
nefret ettiği kelimeler. Amacı; kötü
olaylar yaşandıysa da, artık bunları
konuşmanın zamanı değil. Geleceğe
bakıp hataları tekrarlamamanın farklı
bir yarın planlamanın zamanı.
Özellikle politikada 'geleceğe
bakmak,' 'ileriye gitmek' gibi
sözcükler altında aynı anlamları
buluyoruz. Barack Obama'nın
hükümeti geçtiğimiz sene yazılı
beyanatlarında tam 600 kez 'moving
forward' kelimelerini kullanmış.
(Heads-up)
Haberin olsun: Sana bu konuda
önceden bilgi vermek istiyorum.
Haberin olsun… İngilizce terim
heads-up yani birebir tercümesi
kafalar yukarı. Bir yandan önemli bir
şey söylediğini karşınızdakine
hissettirirken diğer yandan o kişiyi
uyarmak veya dikkatini çekmek
istediğinizi gösteriyorsunuz. Bu terim
Amerikan mühendisleri ve askerlerini
potansiyel bir tehlikeye karşı
uyarmak amacıyla 20. yüzyılda ilk
kez kullanılmaya başlanmış.
Gerçekten de boyunlarını uzatıp
kafalarını kaldırmaları isteniyormuş.
Daha sonra mecazi anlamı ön plana
çıkarak, ölüm kalım meselelerinde
askerleri uyarmak amacıyla itinayla
kullanılan bir terim haline gelmiş.
Ofis ortamında bugün gelişi güzel bir
şekilde her türlü dikkat edilmesi
gereken konuda kullanılmakta.
(Issue)
Mesele: Herhangi bir problem
varsa, ona açık açık problem
demek ofis ortamına yakışmaz. 1.
Çalışanları korkutursunuz; 2. Daha
da önemlisi problem ile
yöneticiler veya patronlar
sorumluluk altına girer. Oysa, çok
daha ılımlı bir söylemler; ne kadar
komplike olursa olsun sorunlara
'mesele' diyerek herkesin içini
rahatlatabilirsiniz. Problem ne
kadar büyük olursa olsun sakın ola
'problem' olarak dile getirmeyin…
bu mesele şirketinizi iflasa
götürecek büyüklükte olsa bile…
(Journey)
Yolculuk: 'Yaşam bir yolculuktur'
söylemi vardır ya, iş yaşamı da
işte öyle bir yolculuk. Üstelik
küçük küçük farklı farklı
yolculuklardan oluşuyor. İyi
günde kötü günde insanları farklı
yerlere götüren bir yolculuk iş
yaşamı. Bir şirkete çalıştığınız
sürece yaşadığınız zorlukları,
ödülleri, mutlu anları, başarı ve
başarısızlıkları bir gözünüzün
önüne getirin. Başarınızdan
dolayı prim aldığınız zamanlar da
mevcut, şirketin bütçe
kesintilerinden mağdur
olduğunuz dönemler de.
(Leverage)
Kaldıraç görevi görmek:
İngilizce'de leverage fiili kimi zaman
kullanmak, yararlanmak kimi zaman
ise destek vermek, hızlandırmak gibi
anlamlara gelebiliyor. Kelime anlamı
kaldıraç olan leverage 1960'larda
finans dünyasında borç alınan
parayla yapılan spekülasyonlar için
kullanılan bir teknikti.
(Matrix)
Matriks: Modern ofisin her yerinde
matriksi görebilirsiniz. Yönetim
matriksi, fonksiyonel matriks, proje
matriksi vs. Bu matriks yapılar filmde
olduğu gibi, sanal realiteyle gerçeği
birbirinden ayıran, çalışanların
ilaçlarla uyutulduğu, insanlığının
sonunun geldiği ve kötü
bilgisayarların dünyayı ele geçirdiği
bir düzeni mi anlatıyor? Hayır.
Gerçek pek o kadar enteresan değil.
Matriks aslında bir hesap tablosu.
(Let me revert)
İzin ver sana geri döneyim:
Herhangi bir konuda karşınızdaki bir
şey istediğinde, doğrudan tamam
hallederim demek yerine 'ben sana bu
konuda geri döneyim' demek moda.
(Thought shower)
Düşünce yağmuru ya da eski
adıyla beyin fırtınası: Beyin fırtınası
epilepsi hastalarının ataklarını
çağrıştırdığından birçokları tarafından
tercih edilmeyen bir terim haline
geldi. Popüler olmakla beraber,
doğru ortam, doğru kişilerin katılımı
sağlanmadığı durumlarda pek de
efektif olmayan ve zaman kaybına
yol açan bir metot olarak görülüyor.
(Synergy)
Sinerji: Farklı bireylerin veya
takımların beraber çalışarak fikir,
uzmanlık ve deneyim alışverişi
yapması. 30-40 yaş aralığında olan
profesyonellerin çocukluğu Voltran
adında çizgi filmle geçmiştir. 5 ayrı
robot birleşerek devasa robot
Voltran'ı oluşturur ve kötülerle
savaşır. Sinerji de işte böyle bir şey.
Birbirinden farklı güçlü yönlere,
uzmanlık alanlarına, niteliklere, bilgi
ve deneyim birikimine sahip bireyler
birleşir ve güçlü bir takım oluşturur.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 59
GO YAŞAM
Mehmet Emin Barsbey
İstanbul Go Okulu Kurucusu [email protected]
Düşler Akademisi Kaş’ta ne gördük?
Düşler Akademisi’nin
Kaş’ın Çukurbağ
Köyü’nde kurduğu köyü
ziyaretimizin ardından…
B
ir hayalin binlerce hayatı nasıl
değiştirebileceğini gördük. Alternatif
Yaşam Derneği’nde bir avuç
gönüllüyle yola çıkan Ercan Tutal
hayatını vakfettiği bir yolda Türkiye’de olmaz
denilen şeyleri yapmayı başardı. Paradan ve
makamdan güç alarak değil kendisi gibi
gönüllülerle başardı bunu. Küçük birkaç
örnek: Engellilerden oluşan bir müzik grubu,
engellilerin çalıştığı özel bir mutfak ve
yüzlerce engelliyle dalış deneyimi ve
birçoğuna hayatlarının en güzel anlarını
yaşatmış olmak…
Şimdi yıllara ve binlerce aileye uzanan
emek özel bir mekân edindi kendine. Kaş’ın
dağ yamaçlarında, artık kullanılmadığı için
harabeye dönmüş Çukurbağ köy okulu tam
donanımlı bir kamp alanı oldu. Engelliler için,
gönüllüler için, çocuklar için ve yetişkinler
için. Kısacası insanı insandan üstün görmeyen
herkes için. Tırmanma parkurları, dev
kütüphanesi, derslikleri, sergi alanı, tiyatro
sahnesi vs. Ama işin asıl kısmı bu değil. Yoksa
hepimiz hikâyeyi biliriz: İyi niyetlerle ve bol
kepçe bütçelerle kurulan ama insansız kalan
binalar. Demir ve beton yığınları. Ama bu
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 60
sefer değil. Gözlerimle gördüğüm için
söylüyorum. Düşler Akademisi’nde insanlar
heyecanla ve bir fayda sağlayabilmek için
oradalar, gerçekten bedenleri ve ruhlarıyla
oradalar. Çukurbağ’da üç gün boyunca
gördüklerim ve dahil olduklarımdan bir seçki:
Tabi öncelikli olarak orada olma nedenim,
Go. Zihinsel engellilerle basit düzeyde Go
oynadık. Daha doğrusu Go’yu bahane ederek
arkadaş olduk. Ata bindik, yine bir gönüllünün
başı çektiği tiyatro oyununa dahil olduk, dalış
yaptık, tarlada yabancı otları temizledik ve
Ankara havasında hep birlikte oynadık.
Düşler Akademisi’ni görmek bana kendi
hikâyemizi de hatırlattı. Hani kendiniz gibi
insanları görünce “Yalnız değiliz, biz deli
değiliz.” dersiniz ya, öyle işte. Evet, Go’nun
harika hatta mükemmel bir oyun, oyundan
da öte hayatın yansıması olduğunu
düşünüyoruz. Ama Go’yu yaymaya çalışırken
bundan daha motive edici olanı bu oyunun
insanların hayatına getirdiği dostlukları ve
değişimleri yaşamış olmak. Yaymaya
çalıştığımız şey hamlelerden ve taktiklerden
çok bu hisler. Düşler Akademisi Kaş’ta ben
bunu yeniden gördüm işte…
Avukat
Özgür Karaduman
[email protected]
“Ölüm hep bize mi düşer usta?”
Çırak Aranıyor
Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?
Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?
Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?
REFİK DURBAŞ
A
ğustos'un 13'ü, 301 madencinin
hayatını kaybettiği Soma'daki
maden faciasının üçüncü ayıydı.
Bütün bir ülkeyi derin üzüntüye
boğan bu facianın hemen ardından
demeçler veren yetkililer, çalışma
koşullarının düzeltileceğini söylemişlerdi.
Ancak “iş cinayetleri” hala devam
ediyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ne
göre, 2014 yılının ilk altı ayında en az 978
işçi yaşamını yitirdi. 40’ı kadın, 19’u
çocuk, 18’i göçmen ve 150’si emeklilik
çağında çalışıyordu. Yaşamını yitiren bu
işçilerin 325’i maden, 187’si inşaat, 122’si
tarım ve 79’u taşımacılık işkolunda
çalışıyordu. 324’ü Manisa, 82’si İstanbul,
34’ü Kocaeli, 31’i Ankara ve 31’i Bursa’da
çalışıyordu. 889’u işçi, kamu
çalışanı/memur statüsünde çalışan
ücretlilerden; 89’u çiftçilerden/küçük
toprak sahiplerinden ve kendi hesabına
çalışanlardan/esnaflardan oluşuyordu.
Soma faciasının yaşandığı Mayıs ayında
toplam 416 işçi hayatını kaybederken,
Haziran ayında da 146 işçi yaşamını yitirdi.
Temmuz ayına gelindiğinde ise, en az 123
işçi hayatını kaybetti. Türkiye bir seçimden
bir seçime yol alırken, yöneticilerini
seçerken işçi ölümleri hep görünmez
hale geliyor. İşçi ölümleri ülkenin büyüme
rakamları, yapılan otoyol kilometreleri,
dikilen bina sayıları arasında kaybolup
gidiyor.
Her bir yaşam, basit bir istatistik
rakamına dönüşüyor.
Belli ki Meclis'ten çıkacağı söylenen
“torba yasa”dan da işçi ölümlerini
durduracak somutlukta bir düzenleme
yine çıkmayacak.
Yine belli ki ülke büyürken insanlık
küçülmeye devam edecek!
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 61
Karia medeniyeti
yeniden canlandı
MUTSO tarafından projelendirilen ve GEKA’nın mali ve teknik
destek programları kapsamında hayata geçirilen ‘Karia Yolu’ bir
yıldır insanların hizmetinde. Karia’da Yaşam konseptiyle
hazırlanan “Karia Yürüyüş Yolu” projesi, güçlü bir ekip tarafından
iki yıl yoğun ve kapsamlı çalışmanın ardından topluma adanan
proje bölge adına büyük önem arz ediyor.
GEZİ
Ö
ncelikli olarak Muğla bölgesinin en
önemli sorunlarından biri olan
turizmin sezonluk faaliyet göstermesi
ele alınmış ve turizmin 12 aya
yayılması amaçlanarak bu kapsamda alternatif
turizm çalışmalarına ağırlık verilmişti. Bu amaç
doğrultusunda yola çıkılarak bölgede turizm
sektörünün çeşitlendirilmesi, sektörel alt
yapıların iyileştirilmesi, bölge turizminin
yenilikçilik ve girişimcilik kapasitesinin
arttırılması ve çevreye duyarlı proje ile bölgenin
sürdürülebilir iktisadi kalkınması hedefe
koyulmuştu.
Özel amaçlar kapsamında ise, Muğla’nın
yürüyüş turizminde marka haline gelmesi ile
yurt içi ve yurt dışında Muğla ilinin bilinirliğini
arttırmak; ayrıca KOBİ’lerin gelir yollarını
sağlayarak, yol güzergâhındaki turistik tesisler
ve bölge halkının gelir yollarını arttırmak yer
almaktaydı.
Karia Medeniyetinin ismi
bu proje ile yaşıyor
‘Karia Yolu’ projesi ismini, MÖ 2 binli yılların
sonlarından itibaren Güneybatı Anadolu’da
varlıklarını sürdüren Karyalılardan almaktadır.
Karia Medeniyeti isminin ise Yunan tarihçi ve
antik yazar Heredot’a göre, efsanevi kurucu
kralları Kar’dan türediği ileri sürülmektedir. Karia
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 64
ı
BİR YIL
İÇERİSİNDE
BİNLERİN
ZİYARET ETTİĞİ
BU YOL, İLERİKİ
YILLARDA
BU SAYIYI
DEFALARCA
KATLAYARAK
BÖLGEYE VE
BÖLGE
HALKINA
HİZMET
ETMEYİ
SÜRDÜRECEK.
Medeniyeti’nin başkenti başlangıçta Mylasa
(Milas)’da iken, MÖ 4. yüzyılda Halikarnas
(Bodrum’a) taşınmış ancak Mylasa önemini
korumayı sürdürmüştür. Yaklaşık olarak Büyük
Menderes Nehri ile Dalaman Çayı arasındaki
bölgeye denk gelen yayılma alanlarında çok
sayıda köy ve mezra türü yerleşimin bir araya
gelerek oluşturduğu federasyonlar etrafında
örgütlenmişlerdir. Tarihin derinliklerinden
gelen böylesine bir medeniyetin izlerinin
sürdüğü bir bölgede, Karia Medeniyeti’nin bu
proje ile isminin yaşatılması MUTSO adına bir
gurur kaynağı olmuştur.
Bölge için önemli bir gelir kaynağı
Proje kapsamında yapılan uzun soluklu ve
kapsamlı çalışmalar sonucunda ve amaçlanan
hedefler doğrultusunda ‘Karia Yolu’ projesi
hayata geçirildi. Geçtiğimiz yıl Şubat ayında
gerçekleştirilen açılış programı ile ulusal ve
uluslararası boyutta insanların hizmetine
sunuldu. Bir yıl içerisinde binlerin ziyaret ettiği
bu yol, ileriki yıllarda bu sayıyı defalarca
katlayarak bölgeye ve bölge halkına hizmet
etmeyi sürdürecek. MUTSO tarafından hayata
geçirilen ve topluma adanan ve daha
şimdiden geri dönüşleri oldukça olumlu
sonuçlanan proje, bölge için önemli bir gelir
kaynağı haline dönüşecek.
GEZİ
Tabiatı koruma en önemli husus
‘Karia Yolu’ projesi kapsamında öncelikli
olarak 820 km’lik yol güzergahı tespit edildi ve
güçlü proje ekibi oluşturuldu. Ekibin sistemli
çalışmaları sonucunda belirlenen güzergah
yürünerek gps koordinatları belirlendi; haritalara
işlendi. Çevreye saygı en önemli husus olması
nedeniyle Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu ve
Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan yasal
izinler alındı. Yol ikinci kez yürünerek
uluslararası standartlarda işaretlemeler yapıldı,
yönlendirme levhaları çakıldı. Ziyaretçilere daha
iyi hizmet verebilmek adına yerel halka
konaklatma eğitimleri verildi. Rehber kitap ve
yürüyüş yolu haritası hazırlanarak ziyaretçilerin
hizmetine sunuldu.
Türkiye’nin en uzun yürüyüş parkuru
Eskiden ticaret ve ulaşım için kullanılan
patikaların turizme açılmasını sağlayan ‘Karia
Yürüyüş Yolu’ projesi 820 km’lik yürüyüş
alanıyla, Ege ve Akdeniz’den geçen Türkiye’nin
en uzun yürüyüş yolu oldu. Barındırdığı bu
özelliği ile ulusal ve uluslararası trekking
gruplarının önemli ziyaret yerlerinden biri haline
geldi. Bu sayede güzergâh üzerinde yer alan
turizm tesislerine ve bölgede geliştirilen ev
pansiyonculuğu ile yaşayan yöre halkına
önemli ekonomik faaliyetler sağlanmaktadır.
Güzergah üzerindeki köyler, rotanın
başlangıcındaki ilçeler ve beldeler, önemli bir
ticari aktivite kazanmış durumda.
30 bin yönlendirme işareti, 110 yön
levhasının dikildiği 820 km’lik parkur hakkında
açıklama yapan MUTSO Yönetim Kurulu
Başkanı Bülent Karakuş: “Karia Yolu dünyanın
en güzel manzarasına sahip olan tematik bir
güzergah. Bu bölgenin deniz ve plajları dışında
köklü bir kültürü var. Yürüyüş yolunda tarihi,
kültürel, doğal ve ekolojik birçok değer var. Biz
bu değerleri turizme kazandırmayı hedefledik.
Dünyadaki yürüyüş turizminin önemli bir
parçasını Muğla’ya çektik ve çekmeye devam
edeceğiz. Yürüyüşe çıkan sporcular ve
gezginler köylere uğrayarak el sanatlarından
satın alıyorlar. Yöredeki küçük pansiyonlarda
konaklıyorlar. Böylece turizmi iç kesimlere
yaymış olduk. ‘Karia Yolu’ dünyanın ve
Türkiye’nin en güzel yolu. Her metresi tarihle
dolu; ayrı bir değer bulunuyor.” dedi.
Proje Koordinatörü Seher Taner Akgün’ün
verdiği bilgiler ise projenin sağladığı yararları
açıklar nitelikte. Akgün: “Islah çalışmaları,
uluslararası levhalandırma ve işaretlendirme
faaliyetleri ile tarihin derinliklerinde kalan
patikalar yürüyüşe açıldı. Bu sayede Karia Yolu,
özellikle doğa sporlarıyla ilgilenen kişiler ve
topluluklar için önemli bir ziyaret noktası haline
ı
ESKİDEN
TİCARET VE
ULAŞIM İÇİN
KULLANILAN
PATİKALARIN
TURİZME
AÇILMASINI
SAĞLAYAN
‘KARİA
YÜRÜYÜŞ
YOLU’ PROJESİ
820 KM’LIK
YÜRÜYÜŞ
ALANIYLA,
EGE VE
AKDENİZ’DEN
GEÇEN
TÜRKİYE’NİN
EN UZUN
YÜRÜYÜŞ
YOLU OLDU.
geldi. Bu projeden en çok turizm acentaları,
konaklama tesisleri ve bölge halkı yarar
görmekte. Dolayısıyla Muğla ekonomisine
önemli bir katkı sağlanmakta. Biz MUTSO
olarak bölgemize böyle bir proje sunmaktan
son derece gururluyuz. MUTSO olarak proje
üzerindeki koruma ve geliştirme
çalışmalarımız elbette ki sürecektir. Ancak
bu, orada yaşan insanlara adanmış bir
çalışmadır. Onlar bu projeye sahip çıktıkça
kuşkusuz gelişmeler daha büyük bir hızla
ilerleyecektir.” şeklinde konuştu.
Antik Karia kentlerinden
Yörük köylerine
Sevilen ve oldukça takip edilen seyahat
dergilerinden biri olan ‘Yolculuk’ dergisi şu
cümleyle vurgu yapmış Karia’nın önemine:
“Antik Karia kentlerinden Yörük köylerine.”
Karia Yolu, Karia Medeniyeti’nin bıraktığı
izlerin peşinde, bilindik turistik merkezlerinin
arka bahçesinde, koyların mavisinden
tepelerin yeşilliklerine, kıyıların turistik
kasabalarından dağ köylerine, patikalardan
taş döşeli kervan yollarına, Akdeniz’den
Ege’ye, geçmişten günümüze uzanan
kültürel, tarihi ve doğal güzelliklerle dolu bir
yolculuk vaat ediyor ziyaretçilerine. Antik
kentler, orman ile denizin birleştiği yollar ve
renkli Ege köyleri doyumsuz güzellikleriyle
hayran bırakıyor kendine.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 65
GEZİ
Karia’nın Jeopolitik Önemi
Karia Yolu’nun çevresinde 3 adet
uluslararası havaalanı (Dalaman,
Milas/Bodrum, İzmir) mevcuttur.
Ayrıca birçok otobüs firmasının
bölgeye düzenli olarak otobüs
seferleri bulunmaktadır. Muğla ve
çevresi bir turizm bölgesi olması
nedeniyle hâlihazırda pek çok
restaurant, turizm acentesi ve
çeşitli konaklama imkanları
varlığını sürdürmekte ve talep
doğuracak olan ihtiyaçları
karşılayabilecek niteliktedir.
Bölgede rahatlıkla
gerçekleştirilebilecek olan çeşitli
turizm aktiviteleri de beklentileri
yükseltmekte ve bölgeye olan
ilgiyi arttırmaktadır. Bunlar
arasında: dalış, kite surfing,
yamaç paraşütü, dağ bisikleti,
deniz kanosu, kanyoning, tekne
turları, kültür turları yer almaktadır.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 66
Bozburun Yarımadası: Toplam
uzunluk 141.2 km olup rotasını
İçmeler, Turunç, Amos, Bayır,
Taşlıca, Bozukkale, Söğüt,
Bozburun, Selimiye,
Turgut, Orhaniye,
Hisarönü
oluşturmaktadır.
Datça Yarımadası:
Toplam uzunluk
240.7 km olup, Eski
Datça, Hızırşah,
Mesudiye, Palamutbükü,
Knidos, Karaköy, Kızlan,
Emecik, Balıkaşıran, Bördübet,
Karacasöğüt, Çamlı, Gökçe,
Akçapınar güzergahından
geçmektedir.
Gökova Körfezi: Toplam uzunluk
139.2 km olup Akyaka, Turnalı,
Sarnıç, Akbük, Alatepe, Ören,
Türkevleri, Bozalan, Gökbel,
Hurma, Kisebükü, Çiftlik, Bodrum,
6
Pedasa rotasını izlemektedir.
Muğla Çevresi: Toplam uzunluk
108.5 km olup, Akyaka, Kuyucak,
Thera, Ula Göleti, Karabağlar,
Muğla, Değirmendere,
Mobolla, Ekizce,
Soğukdere, Bayır, Belen
Kahvesi, Bozüyük,
Stratonikeia güzergahını
takip etmektedir.
İç Karia: Toplum
uzunluk 174.2 km olup
Bozalan, Fesleğen,
Karacahisar, Bahçe, Peçin, Milas,
Kırcağız, Labranda, Çomakdağ,
Kayabükü, Sakarkaya, Bafa Gölü,
Bağarcık, Tekeler, Karpuzlu rotasını
izlemektedir.
Dalyan-Ekincik: Toplam uzunluk
11 km olup, Kaunos antik kenti
harabeleri, kaya mezarları, deniz
manzaraları ve Ekincik Koyu’nu
izlemektedir.
Adımda
Karia
GEZİ
Keyfinize uygun zamanı belirleyin
Değişken ve dağlık bir coğrafyaya sahip ‘Karia Yolu’ için
genel zorluk derecesi orta olarak tanımlansa da kolay
dereceli parkurlar yürüyüşçüler için mevcut durumda.
İlkbahar: Mart ayından itibaren bölge yabani çiçeklerle
doludur. Gündüz sıcaklığı 15-18o C iken geceler hala
serindir. Yağmur bütün gün değil ancak ani ve şiddetli
rüzgâr şeklinde yağar.
Nisan ayında gündüz sıcaklığı 18 ile 20o C’ye ulaşır ve Mart
ayındaki kadar yağış olmamaktadır. Çoğu akşam polar
ceketlerinizi giymek zorunda kalabilirsiniz.
Mayıs ayı itibariyle sıcaklıklar 20o C’lerde seyrederken deniz
yüzülecek kadar sıcak olmaktadır. Yağmur çok nadir
olmakla birlikte gece sıcaklığı 12o C’nin altına
düşmemektedir.
Yaz: Haziran ayından itibaren ısınan bölgede gündüz
sıcaklığı 30o C’nin üzerindedir ve hatta Temmuz ayının
sonuna doğru ve Ağustos ayında 40o C’ye kadar
çıkmaktadır. Karia Yolu bu mevsimde yürüyüşe uygun
değildir. Eğer öğleden sonra kısa etaplarda yürüyorsanız,
yeterli suyunuzun olduğundan ve güneşten
korunduğunuzdan emin olun.
Sonbahar: Eylül ayının ortasından itibaren hava, dolu bir
çanta ile yürünecek kadar serinler. Deniz ılıktır ve gece
sıcaklığı iyidir.
Ekim yürümek için ideal bir aydır; ay ortasında ve sonunda
olmak üzere iki fırtına olur.
Kasım ayında hava düzenli hale gelir, deniz ılıktır ve tatil
sezonu Ekim sonunda bittiği için bölge size kalır. Gündüz
sıcaklığı 18 ile 20o C arasında değişir. Geceler serinler ve
saat 18.00’de karanlık basar.
Kış: Kışlar ılıktır, sahil boyunca gece sıcaklığı nadiren sıfırın
altına düşer. Gündüz sıcaklığı 8 ile 18o C arasında değişir.
Yüksek basınç, güneş ışığı, bulutsuz bir gökyüzü ve soğuk
geceler yaratırken, alçak basınç Ege denizinden içerilere
doğru esen rüzgârlar ve yağmur getirir.
‘Karia Yolu’ uluslararası
arenada tanıtılıyor
MUTSO’nun markalaşmış projesi ‘Karia
Yolu’ ulusal ve uluslar arası platformda
tanıtılmaya devam ediyor. İlk olarak
geçtiğimiz yıl Antalya ATEX-Doğa,
Macera, Spor ve Alternatif Turizm
Fuar’ında açılan MUTSO standında
tanıtılan ‘Karia Yolu’ doğaseverler
tarafından oldukça yoğun bir ilgiyle
karşılanmıştı. 2014 yılında uluslar arası
arenada katılım yapılması planlanan dört
ayrı fuardan üçü gerçekleştirildi. Son
olarak 5-9 Mart tarihlerinde Almanya’da
gerçekleştirilen ITB Berlin Turizm
Fuarı’na katılan MUTSO ekibi, ‘Karia
Yolu’nun tanıtımı açısından önemli
katkılar sağladı. 14-19 Ocak tarihleri
arasında turizmde dünyanın en büyük 3
fuarından biri olan UTRECHT 2014/
Hollanda fuarının ardından EMITT
Fuarı’na da katılım sağlandı. 30 Ocak-2
Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilen
EMITT Doğu Akdeniz Uluslararası
Seyahat ve Turizm Fuarı, dünyanın 5.
büyük turizm fuarı olma özelliği
taşımaktadır. MUTSO’nun 2014 yılı fuar
faaliyet programının içerisinde 4-7 Kasım
tarihleri arasında İngiltere’de
gerçekleştirilecek olan Londra Turizm
Fuarı yer almaktadır.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 67
SOSYAL SORUMLULUK
Servas gezegeninde
bir küçük prens
Züleyha Çelik Ateş
İngilizce Ögretmeni
“ Her köşede ayrı bir grup çocuk bir
büyük eşliğinde bir şeyler yapıyordu. Bir
kısmı oyun oynuyor, bir kısmı şarkı
söylüyor, diğerleri resim yapıyor ya da
etrafı temizliyordu. Prens uzun
zamandır bu kadar büyük bir kalabalığı,
bu kadar uyum içerisinde görmemişti.
Oyun oynayanlar rekabet ederek değil
de birlikte düşünmenin, destek olmanın
tadına vararak eğleniyor; resim
yapanlar kurdukları düşleri ortaya
koymanın hazzıyla yaratıcılıklarını
harmanlıyor ve şarkı söyleyenler neşe
ve müziğin birbirinden ayrılmaz bir ikili
olduğunu fark edip, yeteneğin bir sınırı
olmadığını vurgulamak istercesine ağız
dolusu sözleri haykırıyorlardı.
Küçük Prens cebindeki fil yutmuş
boa yılanı resmini çıkarıp göstermeye
gerek bile duymadı. Çünkü çocukların
arasında dolanırken onların ruhlarının
inceliğini; büyüklerin dünyasından uzak
hayal gücünün beslediği gizemler
dünyasına yakın duran bakışlarını ve
doğaya hayran, heyecanlı ve özenli
adımlarını hissettikçe değil aradığı
dostu bulmak hangisini seçeceğine
karar vermekte zorlanacağını anladı…”
E
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 68
ğer Küçük Prens Antakya’nın Ekinci
beldesindeki *Servas’ın uluslararası
Bizimle Yaşayın Bizimle Paylaşın
çocuk festivaline katılsaydı böyle bir
gezegene dahil olacaktı. Festival
etkinliklerinden biri de Antoine De Saint
Exupery’nin Küçük Prens adlı kitabının
okunmasıydı. Okuma etkinliğimiz için Küçük
Prensi seçmemizin pek çok nedeni vardı.
Beldedeki çocuklar, bu yıl altıncısı düzenlenen
etkinliklerde her yıl gözle görülür bir şekilde
potansiyellerini ortaya çıkarıp kendilerini
geliştirdiler. Yeteneklerini ve hayal güçlerini
geliştirecek bir yol, bir ışık arıyorlardı. İşte bu
noktada onlara rehberlik edecek olan Küçük
Prensti. Ayrıntıların hayal gücünü
beslediğini, isteklerimizin ve
tercihlerimizin bizi var ettiğini;
toplumun onayladığı somut
gerçekliklerdense, dostluk,
yararlılık, çocukluğun masumiyeti
gibi soyut kavramların bizi besleyip
büyüttüğünü anlatmaya çalışıyordu
Küçük Prens. “En beğendiğim
bölüm insanların en iyi yürekleriyle
görebildiğini, gözlerin asıl görülmesi
gerekeni göremediğini anlatan
bölümdür.” diyordu 7. Sınıfa geçen Arzu.
Ayrıca, festivale katılan çocukların drama
etkinliklerinde, barış ve kardeşlik gibi sosyal
konuların tartışılmasında birey olarak kendi
özsaygılarını koruyabildiklerini ve karşı tarafa
empatiyle yaklaşabildiklerini gözlemledik. Aynı
şekilde kitabımızda da yalnızca büyüklerin
dünyasının olmadığı ve bu dünyada sesini
duyurmaya çalışan çocukların da olduğu
vurgulanmaktaydı. 6. Sınıfa geçen Sıla bunu
kendince şöyle anlatıyordu: “ Kitapta en
beğendiğim şey Küçük Prensin büyüklere bir
şeyler anlatmaya çalışmasıydı. Bazen çocukların
hayal güçleri büyüklerinkinden daha dolu
oluyor, böylece büyükler de biz küçüklerden bir
şeyler öğreniyorlar.”
Festivalin diğer bir amacı da çocuklara, doğa
sevgisini aşılamak ve ona olan
sorumluluğumuzu fark ettirmekti. Çocuklar
çevre ve geri dönüşüm konularıyla ilgili
izledikleri kısa filmlerle, her sabah yaptıkları
çevre temizliğiyle ve tohum ve fidan dikim
çalışmalarıyla bu bilinci oturtmaya çalıştılar.
Kitabımızda da Küçük Prens çiçeğinin tek ve
biricik olduğunu, dostluğuyla onu var ettiğini,
onu sulayarak ve koruyarak bir başkasına
faydalı olmanın önemini vurguluyordu. Küçük
Prensin başka gezegenlerden çiçeğine
KITABI
OKURKEN,
AYNEN KÜÇÜK
PRENSTE
OLDUĞU GİBİ
ÇOCUKLARIN
GÖZÜNDE DE
MERAK
DUYGUSUNUN
YEŞERDİĞİNİ,
İÇLERİNDEN
“EVET, İŞTE
TAM DA
DÜŞÜNDÜĞÜM
GİBİ!”
DEDİKLERİNİ
GÖRMEMEK
MÜMKÜN
DEĞİLDİ.
kartpostal göndermesi etkinliğinde
çocuklar çiçeğini ne kadar çok
sevdiğini ve özlediğini, onun
dostu olduğu için ne kadar mutlu
olduğunu belirttiler. Son olarak,
festivalde çocukları bir araya
getirerek, giderek bireyselleşen
tek tipleşen; değerlerden uzak
küçük işleriyle boğuşan ama bir
yandan da yalnızlık fobisiyle
boğuşan toplumumuzda dostluğun
önemini ortaya çıkarmayı amaçladık.
Çocuklar, diğer ülkelerden gelen
gönüllülerle ve kendi aralarında sahip
olduklarını paylaşarak, sevgiyle ve isteyerek
bir araya gelerek; dost edinmenin,
dostluğun devamını sağlamak için emek
harcamanın, sorumluluk almanın hazzını
yaşadılar. Aynı şekilde, Küçük Prens de,
beklentiler üzerine kurulan, günlük ilişkilerle
değerlendirilen dostlukların değil de,
korunması için emek harcanan, içimizde
saklı olanı bulduğunda güzelleşen, uzakta
olsa da varlığıyla yüzümüzdeki tebessümü
anlamlandıran dostlukların arayışındaydı.
Kitabı okurken, aynen Küçük Prenste
olduğu gibi çocukların gözünde de merak
duygusunun yeşerdiğini, içlerinden “evet, işte
tam da düşündüğüm gibi!” dediklerini
görmemek mümkün değildi. İlişkilerimizi tek
taraflı değerlendirip, davranışlarımızın
genelini sorgulayamadığımız şu günlerde
çocuklarla beraber bu kitabı okumak,
onlarla beraber satır aralarını kurcalamak;
tekrar çocukluğa dönüp sevginin ve
dostluğun en saf ve anlamlı olduğu günleri
yaşamak gibiydi. Kendimi hatırlayabildiğim
en küçük yaşımdan itibaren bütün
arkadaşlarım ve anılarım gözümün
önünden bir bir geçti sanki...
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 69
SAĞLIK
EBOLA KORKUTUYOR
Son günlerde tüm dünyanın gündemine oturan “Ebola” virüsünün dünya genelinde
bir salgın haline gelmesinden korkuluyor.
Ç
ok tehlikeli olan Ebola virüsü, ishal, kanama, deri
döküntüler ve yüksek ateşe neden oluyor.
Oldukça bulaşıcı olan bu virüs, adını Afrika ’daki
bir nehirden alıyor ve kontrol altına alınmazsa
salgınlar ortaya çıkarıyor. Genetik materyalini RNA’dan alan
virüs, 80 nm boyunda ve ipliksi yapıda. Ebola insandan
insana kan, kusmuk, idrar, dışkı ve ter gibi çeşitli vücut
sıvıları ile bulaşabilir. Ebolaya bağlı ölüm oranı yüzde 50 ile
yüzde 90 arasında değişiyor. Ebola virüsü için etkili bir
tedavi yöntemi bulunmamış olsa da destek tedavileri
uygulanmakta. Etkileri 2 gün ile 3 hafta arasında
görülmeye başlayan Ebola virüsünün belirtileri ise;
t Ateş
t Baş ağrısı
t Eklem ve kas ağrısı
t Halsizlik
t İshal
t Kusma
t Mide ağrısı
t İştahsızlık
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 70
Bazı hastalarda da; Kaşıntı, gözlerde kızarıklık, hıçkırık,
öksürük, boğaz ağrısı, göğüs ağrısı, nefes almakta güçlük,
yutkunma zorluğu, vücut içinde ve dışında kanamalar gibi
belirti ve bulgular görülebiliyor. Laboratuvar bulgularında
düşük beyaz kan hücreleri ve trombosit sayısı ile yüksek
karaciğer enzimleri görülmekte. Bu nedenle son dönemde
böbrek ve karaciğer yetmezliği de görülüyor.
1145
ÖLÜM
Liberya'da 116 yeni vaka 58
ölüm, Gine'de 9 yeni vaka 3 ölüm,
Sierra Leone'de 27 yeni vaka 14 ölüm
ve Nijerya'da 1 ölüm görüldü. Böylece,
Ağustos ayı ortalarına kadar 2 bin 127
yeni Ebola vakası tespit edilmiş ve
bin 145 kişi bu hastalık
dolayısıyla hayatını
kaybetmiş oldu.
VİRÜSDEN NASIL
KORUNURUZ?
Ebola Hemorajik Ateşi’nden
korunma konusunda birçok
zorluklar söz konusu. Ebola
Hemorajik Ateşi ile insanların tam
olarak nasıl enfekte oldukları
bilinmediğinden az sayıda temel
korunma tedbiri olduğu biliniyor.
t Diğer bulaşıcı hastalıklarda
olduğu gibi hastalığı önlemenin en
önemli uygulamalarından biri ellerin
düzenli olarak yıkanmasıdır.
Ellerinizin su ve sabunla yıkanması
(ya da sabun bulunmadığı yerlerde
ve ellerin açıkça kan ve vücut
sıvılarıyla kirli olduğu durumlarda
susuz alkol-bazlı el losyonun
kullanılması) cildinizden potansiyel
enfekte materyalleri uzaklaştırır ve
hastalığının geçişini önler.
t Eldiven kullanılan durumlarda
eldivenleri çıkarmadan önce su ve
sabunla yıkayınız ve eldivenleri
çıkardıktan sonra da ellerinizi
yıkayınız.
t Ölü hayvanlarla, özellikle de
primatlarla temastan kaçınınız.
t Yerel pazarlarda tüketim için
satılan primatlar dahil vahşi
hayvanların etini yemeyiniz.
t Enfeksiyon olasılığını asgariye
indirmek için Ebola Virüsü
enfeksiyonu olduğundan
şüphelenilen insan ya da hayvanlarla
yakın temas ederken enfeksiyon
kontrol önlemlerini uygulayın.
t Sağlık tesislerinde hastalık
bulaşma riski yüksektir. Bu
nedenle sağlık çalışanlarının bir
Ebola Hemorajik Ateşi vakasını
fark etmesi ve pratik viral
hemorajik ateşi karantina
önlemlerini veya bariyer
hemşirelik tekniklerini uygulamak
için hazır olması gereklidir.
Bu önlemler arasında koruyucu
kıyafetlerin giyilmesi (önlük,
eldiven,maske,göz koruyucu
ekipman gibi) yer almaktadır.
Enfeksiyonun yayılmasını önlemekle
ilgili olarak ekipman ve enjektörlerin
sterilize edilmesi, uygun bir şekilde
imha edilmesi ve hastaların vücut
salgılarının da uygun bir şekilde
imha edilmesi de önemlidir. Amaç
enfekte hastaların salgı ve kanlarıyla
teması önlemektir. Hastanın ölmesi
durumunda cesetle doğrudan
temasın önlenmesi de aynı şekilde
önem taşıyor.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 71
SERKAN
ÖZBURUN
KAYBOLAN
MESLEKLER
6
Boyacı güzeli takar oyayı
Cilanın üstüne süre boyayı
Gece uyur gündüz görür rüyayı
Sıkıldıkça canı bakar aynaya
BOYACILAR
O
smanlı’da badana, beyazlatmak
için duvarlara sürülen sulu kireç
veya mermer tozuydu. Fakat bu
sulu kirece veya mermer tozuna
muhtelif boyalar katılarak renkli badana da
yapılırdı. Badana, Tanzimat’tan sonra
şehirde adeta imparatorluğun hâli
pürmelâlini ifade eder oldu. Tarihi kıymeti
haiz eserlerin tamirinde restorasyona
gidilmeyip içi ve dışı badalanmakla iktifa
edildi hatta daha garibi ve hazini, binaların
içindeki birçok kıymetli kalem işi,
dışındaki taşı ve tuğla beyaz ve
çiy bir kireç tabakasıyla
örtüldü. İstanbul’da
badananın en gülünç
tatbiki XVII. asır
ortalarında oldu.
Girit cengi içinde
Venedikliler
Bozcaada ve
Limni’yi işgal
ederek Çanakkale
Boğazını kapamışlar
hatta Boğaz’ı
zorlayarak geçmeye ve
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 72
İstanbul önüne gelerek Türkiye’yi
sulha icbar etmeye teşebbüs
etmişlerdi. Bu sırada IV.
Mehmed’in Sadrazamı Mehmet
Paşa, düşmanın gözüne heybetli
görünsün ve Venedikliler korkup
kaçsın diye harap sahil surlarını
boydan boya badanalattı. Evliya Çelebi
bu esnaf hakkında şu malumatı veriyor:
“XVII. asır ortasında İstanbul’da 400
nefer badanacı vardır. Bunlar
mimarbaşılığa bağlı esnaftandır.
Badanacılık umumiyetle Ermenilerin
elindedir. Esnaf alaylarında yaya
olarak, arkalarında destilerle
mermer kirecinden celâb olmuş
beyaz badana ve ellerinde uzun
sırıklar ucunda domuz kılı fırçalarıyla
kararmış evleri ve duvarları badanalayıp
ağartarak: ‘Seksan ahcanı alub
ağardurum. Yatmış ahça virsan olmaz!’
diye Ermeni lehçesiyle yaveler söyleyerek
geçerlermiş…”
Dört yüz nefer Ermeni badanacının,
XVII. asır ortaları için mimarbaşı emrinde ve
emlâki mirîye inşaatı veya tamirlerinde
çalışan sanatkârlar olduğunu kabul etmek
gerekir. Eski konaklarda, yalılarda, sahibi
hanenin bendegânı, kapusu halkı
arasından, lüzumunda badanacılık yapacak
üç beş kişi çıkabilirdi. İstanbul’un ayak
takımı, fukarası ve hatta orta hallisi evlerini
bizzat badana ederlerdi.
Kişisel Gelişim
Eray Beceren
Öğrenme Partneri
[email protected]
Duygularınızın farkında mısınız?
Duygusal zekânın en önemli
adımlarından biri “duygusal
farkındalık ”tır. Duygusal
farkındalık ile vurgulanmak istenen
konu, kişinin hangi durumlarda
hangi duygu / duyguları
hissettiğinin, bu duygu halinin
söylediklerine, davranışlarına,
kararlarına, iş performansına
kısacası günlük hayatına etkileridir.
Duygular önemli çünkü;
t Duygular bulaşıcıdır ve günlük yaşamda
duygu halimiz birbirimizi etkiliyor.
t Duyguları doğru yer ve zamanda doğru
şekilde ifade etmek konusunda sorunlarımız var.
t Zaman zaman karşımızdaki kişilerin
duygularını göz ardı ediyoruz.
t Duygular öğrenme isteğimizi etkiliyor.
t Duygular insanlar ile ilişkilerimizi etkiliyor.
t Duygular kişilere davranışlarımızı etkiliyor.
t Duyguların verdiği bilgiyi dikkate alarak karar
veriyoruz.
t Duygular hayatta kalmamızı sağlıyor.
t Duygular bazı durumlarda karşımızdaki kişiye
engel koyabilmemizi sağlıyor.
t Duygularımız etkin iletişim
kurabilmemizi sağlar.
t Duyguların birleştirici bir yönü vardır. İnsanları
yakınlaştırır, aynı hedef doğrultusunda
ilerlemeleri konusunda motive eder.
Duygularının farkında olmayan bu konuda
çaba göstermeyen kişi ya da yöneticiler çalışma
ortamının ahengini de bozarlar. Bu konu ile ilgili
bir anımı sizinle paylaşmak isterim. Bir şirketin
Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcılarının
katıldığı bir eğitimim esnasında katılımcılar
arasındaki kadın finans müdürü, duruşu tavırları,
konuşması ve ses tonu ile dikkatimi çekmişti.
Tam anlamıyla kadın çatacak yer, çatacak kişi
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 74
“
Tüm büyük keşifler, duyguları düşüncelerden önde
koşturan kişiler tarafından yapılmıştır.
C.H. Park-Hurst
arıyordu. İlk ara verildiğinde IK
müdürü hanım efendiyle sohbet
ederken, Finans Müdürü hanımı
kastederek “fark ettiniz mi?” diye
sordu. Fark ettiğimi ifade ettim ve “kişi
kendi farkında mı?” ve “çalışanlarına
bu durumun etkisi ne?” diye sordum.
Tahmin edebileceğiniz gibi
çalışanlarına etkisi çok olumsuz ve
motivasyon bozucu olduğunu ifade
etti. Kendi farkında mı? Sorunun
cevabı çok ilginçti. Hanımefendi “Ben
normal olması gerektiği gibi
davranıyorum. Yöneticilik böyle
yapılır. Bunlara yüz vermeyeceksin.
Yoksa tepene çıkarlar” gibi benzeri
cevaplar veriyormuş. Eğitimden
sonraki günlerde konuyu merak
ettim. Şirket, bu müdürün olayın
olumsuz etkilerinin farkına varması ve
bu konuda değişim için gayret sarf
etmesi konusunda ne yazık ki başarılı
olamadı. Tek çare uygun şekilde
şirketten ayrılmasını sağlamak
olmuştu.
Duyguları yönetebilmenin birinci
şartı duyguların farkına varmaktır.
Farkına varmak, kişinin zaman zaman
yaşadıkları duygusal değişimleri
gözden geçirmesi ile mümkündür.
Bu gözden geçirme “duygu günlüğü”
yaklaşımı ile yapılabilir. Duygu
günlüğü yaklaşımı kişiyi rahatsız eden,
olumsuz etkileyen duyguların ve
etkilerinin farkına varmak için
yapılabilecek zihinsel bir çalışmadır.
Bu çalışma yaşanılan duruma
dışardan bakabilmeyi ve benzer
durumlarda nasıl davranılabileceği
konusunda alternatifler sunar. Bu
zihinsel çalışmada kişiye yardımcı
olabilecek bazı sorular şunlardır.
t Durum nedir? Ne oldu ve siz bu
duygu durumuna girdiniz?
t Konu günün hangi zamanında
yaşandı? Bunun etkileri nelerdir?
t O an sizinle beraber olan kişiler ve
duruma etkileri nelerdir? Bunun
etkileri nelerdir?
t Hangi duygu? Yaşanılan bu
duyguyu nasıl isimlendirebiliriz?
t Bedensel belirtiler: Bu duyguyu
yaşadığınızdaki bedensel belirtiler
nelerdir?
t Bu duygu halinizin düşündükleriniz
üzerine etkileri nelerdir?
t Bu duygu halinizin davranışlarınız
üzerine etkileri nelerdir?
t Bu duygu halinizin söyledikleriniz
üzerine etkileri nelerdir?
t Bu duygu halinizin iş
performansınız üzerine etkileri
nelerdir?
t Bu duygu halinizin etkileri sonucu
yaşananlar konusunda bir süre
geçtikten sonraki düşünceleriniz
nelerdir?
Farkına varılan duygular ve etkileri
kontrolü gerektiriyorsa yani
kendimize ve çevremize olumsuz
etkileri varsa bu konuda düşünmek ve
eyleme geçmek gerekiyor.
Duygularının farkında olduğunuz
ve onlarla dostluk kurabildiğiniz bir
yaşam dilerim...
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 75
NE
OKUMALI
MOBBING DE YAPARIM KARİYER DE
ERHAN SARICA
İsmini yeni duyduğumuz ama yıllardır
aynı toplumun bireyleri olarak maruz
kaldığımız psikolojik saldırının
isminin MOBBİNG olduğunu Erhan
Sarıca, bu kitabıyla bizlere ve herkese
öğretiyor. "Hangi meslek grubunda
mobbing uygulanmıyor?" sorusunun
cevabı neredeyse yok gibi.
Çocukluğumuzda aile içinde farkında
olmadan maruz kaldığımız mobbing,
okullarda devam ediyor...
BİR LİDER NASIL YETİŞİR
JOHN ADAIR
Dünyanın ilk Liderlik Eğitimi
profesörü John Adairden bir
başyapıt daha: Bir Lider Nasıl
Yetişir? Liderlik felsefesinin
tartışmasız bir numaralı ismi olan
Adair, bu kitapla liderliğin gelişimi
konusundaki bütün kayıtları
yeniden düzenlemeyi amaç
edinerek kökleşmiş inanışları yerle
bir edip âdeta çığır açıyor.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 76
GÖZÜNÜ DÖRT AÇ
NOREENA HERTZ
Noreena Hertz bu karmaşık soruna
oldukça yalın bir çözüm öneriyor:
Gözünü Dört Aç! Hayatın kendi
bilgisinin, bir uzmanın görüşünden
daha isabetli ve değerli olamayacağını
kim iddia edebilir ki? Ve hayatınızı
kurtaracak önerinin, Facebook'taki
arkadaşınızdan gelmeyeceğini?
Gözünü Dört Aç, bizi birer pasif alıcı
haline getiren iletişim devrimine karşı,
hayatın, deneyimin ve iç sesimizin
bilgeliğini çağıran bir kitap.
POZİTİF KARİYER
HAKAN BIROL
Hayat hep belirsizliklerle dolu diyorsunuz.
Belirsizliğin içindeki armağanı gör, içindeki
gücü keşfet, kıtlık bilincinden bolluğa
ardından da insanoğlunun kulluktan
yükseldiği evrimleşme dönemini yarat.
Korkularına meydan oku. O zaman
suçlayacak biri olmayacak, kendini
gerçekleştirenlerin saadeti bu oyunu savaş
oyunundan keyif oyununa dönüştürecek
Belirlemek bir yana taşıdığın özgüvenle
hayatın sürprizlerinin tadını çıkaracaksın.
İŞE GİDERKEN KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ
GRUP TEMİZ
KRİZ EKONOMİSİ
NOURIEL ROUBINI
Oyunun kuralları basit ama zordur.
Kendi öykülerimizde haklı çıkmak
için oyunun kurallarını ve çıkış
yollarını görmekte zorlanırız. Bir
fırsatı değerlendiremeyince tren
kaçtı telafisi zor bir hata yapınca da
köprüden önce son çıkışı kaçırdık
deriz. Vardır hep bir mazeretimiz.
Başkalarının öykülerinde ise çıkışı
daha kolay görürüz.
Nouriel Roubini ekonominin
süperstarı! Onun dışında hiçbir
ekonomist ekonomik kriz konusunda
bu denli erken ve kesin bir uyarıda
bulunmadı. Önceleri meslektaşları
tarafından hayretle karşılandı ancak
tahminleri son derece doğru çıktı.
Kitabında krizle ilgili sağlam, kapsamlı
bir analiz sunuyor ve ekonomiyi,
politikayı ve toplumu güncel olarak
harekete geçiren soruları yanıtlıyor.
NE
İZLEMELİ
THE JONESES
2009
MINORITY REPORT
2002
STARTUP.COM
2001
İnovasyon, girişimciliğin can
damarlarından biridir. Her yeni
girişimcinin en son yenilik ve
teknolojilerden haberdar olması
gerekir. Tom Cruise’un başrolünü
oynadığı Minority Report filmi işte
tam bu noktada izleyenleri
teknolojinin varacağı noktalara
doğru ufuk açıcı bir yolculuğa
çıkarıyor. Özellikle mobil alandaki
gelişmeler ve online
perakendeciliğin geleceği açısından
güzel fikirler veriyor.
Bir internet girişimini hayata
geçirmeden önce mutlaka izlenilmesi
gereken 2001 ABD yapımı bir belgesel
var sırada: Startup.com. İki hevesli
girişimcinin sıfırdan kurdukları
GovWorks.com adlı şirketin başından
geçenlerin konu alındığı 107 dakikalık
bu belgesel ancak yaşanılarak
öğrenilecek birçok ders ile dolu. Sabır
ve disiplin gerektiren bir girişim
sürecinde; iş ortakları arasında
yaşanabilecek aksaklıklardan,
yatırım bulma sürecine kadar çekilen
sancıları anlatıyor.
Amerika’nın küçük bir
kasabasına taşınan ve dışarıdan
bakıldığında kusursuz bir profil
çizen Jones ailesinin çevresini
nasıl etkilediğini anlatıyor.
Özellikle; gerek perakende
sektöründe, gerekse sosyal
ağlarda arkadaş tavsiyesi ve
“word of mouth” etkisinin
tüketiciler üzerindeki etkisinin
büyük olduğu günümüz iş
dünyasında film, müşterileri ile
empati kurmaları açısından
girişimcilere oldukça fayda
sağlayacağını iddia edebiliriz.
FREAKONOMICS
2010
THE GREATEST MOVIE EVER SOLD
2011
LOGORAMA
2009
Gazeteci Stephen Dubner ve
ekonomist Steven Levitt’in aynı adlı
kitabından uyarlanan 2010 yapımı
belgesel film Freakonomics,
insanların tüketim çılgınlığı üzerine
detaylı ve derin bir yorum getiriyor.
Basıldığı ilk andan itibaren
okuyucuları tarafından oldukça ilgi
gören kitabın film versiyonu;
alanında uzman 6 belgesel
yönetmeni tarafından hazırlandı.
Bugüne kadar yaşanmış gerçek
olaylar üzerinden değerlendirmeler
yer alıyor.
2011 yapımı bir başka ilginç
belgesel film daha var karşımızda:
The Greatest Movie Ever Sold
(Satılmış En İyi Film). Üstelik
filmin yönetmeni birçoğumuzun
“McDonald’s deneyi” olarak
bildiği “Super Size Me“den
tanıdığımız Morgan Spurlock.
Girişimciliğin daha çok reklam
ayağını ilgilendiren yapım,
markalama, reklamcılık ve ürün
yerleştirme ile ilgili keyifli ve
öğretici tespitler sunuyor.
Uzun metrajlı ve gerçek
oyuncuların yer almadığı bir
kısa animasyon filmi olsa da,
aldığı ödüller ve dünyadaki
birçok popüler markayı bir
araya getirmesiyle; yayınlandığı
2009 yılından bu yana oldukça
ses getiren yapımlardan biri
olmuştu Logorama. 16 dakikalık
bu keyifli animasyonda marka
logolarından kurgusal bir dünya
oluşturulmuş.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 77
MİNİ TEST
NE KADAR
girişimcisin
?
Her insanın vücut yapısı nasıl ki her spora uygun değilse, her insanın çeşitli özellikleri de onun her türlü
“girişim”i yapmasına uygun değildir. Bir başka deyişle, kişinin fiziki, akli, psişik, kültürel ve sosyal özellikleri,
onun ne gibi alanlarda girişimde bulunabileceğini, ne gibi alanlardan uzak durması gerektiğini belirler.
Kişilerin kan basıncını ölçer gibi girişimcilik profillerini ölçmeye yarayan bir alet yoksa da bazı ölçütler
yoluyla kişilerin kendi kendilerini değerlendirmelerine yarayacak ipuçları elde etmek mümkündür.
1. Anne ve babanız nasıl çalıştı /
çalışıyor?
(a) Her ikisi de çalışma yaşamlarının
büyük bölümünde kendi işlerinin
sahibi olarak çalıştılar.
(b) Her ikisi de çalışma hayatlarının
bir bölümünde kendi işlerinin
sahibi oldular.
(c) Yalnızca biri, çalışma hayatının
büyük bölümünde kendi işinin
sahibi oldu.
(d) Yalnızca biri, çalışma yaşamının
bir noktasında kendi işinin
sahibi oldu.
(e) Her ikisi de hiçbir zaman kendi
işinin sahibi olmadı.
2. Hiç, bir işten çıkarıldınız ya da
kendi isteğinizle ayrıldınız mı?
(a) Evet, birden fazla defa.
(b) Evet, bir defa.
(c) Hayır.
3. Siz, ana-babanız ya da büyük
ana ve babanız göçmen midir?
(a) Türkiye dışında doğdum
(b) Ana-babamdan biri / ikisi Türkiye
dışında doğmuş
(c) Büyük ana-babamdan en az biri
Türkiye dışında doğmuş
(d) Hayır
4. Çalışma kariyeriniz nasıl gelişti?
(a) Büyük ölçüde, küçük ölçekli
işlerde (<10 kişi)
(b) Büyük ölçüde, orta ölçekli işlerde
(10-50 kişi)
(c) Büyük ölçüde, büyük ölçekli
işlerde (>50 kişi)
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 78
5. 20 yaşından önce kendi
başınıza bir iş yaptınız mı?
(a) Birçok
(b) Az
(c) Hiç
6. Şimdi kaç yaşındasınız?
(a) 21-30
(b) 31-40
(c) 41-50
(d) >50
7. Ailenizin …………. çocuğusunuz:
(a) En büyük
(b) Ortanca
(c) En küçük
(d) Diğer
8. Şunlardan hangisisiniz?
(a) Evli
(b) Boşanmış / dul
(c) Bekar
9. En yüksek resmi öğreniminiz:
(a) Lise terk
(b) Lise mezunu
(c) Yükseköğrenim mezunu
(d) Master
(e) Doktora
10. Bir girişimde bulunmak için
en önemli dürtünüz şunlardan
hangisidir?
(a) Para kazanmak
(b) Bir başkası için çalışmaktan
hoşlanmıyorum
(c) Ünlü olmak
(d) Fazla enerjimi harcamak
11. Ailenizin gelirinin en büyük
bölümünü sağlayan kişiyle
ilişkileriniz nasıldır?
(a) Gergin
(b) Huzurlu
(c) Yarışma halinde
(d) İlişkim yok
12. Güç sorunlara hangi yolla çare
bulursunuz?
(a) Çok çalışarak
(b) Akıllı çalışarak
(c) Her ikisi de
13. Kritik durumdaki yönetim
konularında kimin önerilerine
güvenirsiniz?
(a) Kuruluş içindeki kişilere
(b) Kuruluş dışı yönetim
profesyonellerine
(c) Kuruluş dışı finansman
profesyonellerine
(d) Kendim hariç kimseye
14. Bir bahse girecek olsanız,
şunlardan hangisini seçersiniz?
(a) Çifte bahis -bir vurgun yapma şansı!
(b) Favori olmayana 10´a 1
(c) Favori olmayana 3´e 1
(d) Favori lehine 2´ye 1
15. Bir işe girişmek için gerekli ve
yeterli tek girdi:
(a) Paradır
(b) Müşteridir
(c) Bir iş fikri ya da üründür
(d) Motivasyon ve çok çalışmadır
16. Bir kokteyl partide:
(a) Partinin yıldızı durumunda
olursunuz
(b) Kişilere ne söyleyeceğinizi asla
bilmezsiniz
(c) Kalabalığa karışır idare edersiniz
(d) Partilere asla gitmezsiniz
17. Şunlardan hangisine çok çabuk
kapılırsınız?
(a) Yeni iş fikirlerine
(b) Yeni işe giren kimselerden
bazılarına ya da hepsine
(c) Yeni üretim fikirlerine
(d) Yeni finansman planlarına
(e) Yukarıdakilerin hepsine
18. Şu tiplerden hangisi “sağ
kolunuz” olmaya en yakın adaydır?
(a) Parlak ve enerjik
(b) Parlak ve tembel
(c) Sessiz ve enerjik
19. Siz, işleri şunlardan hangisi
nedeniyle daha iyi yaparsınız?
(a) Daima zamanında iş yaparsınız
(b) Çok iyi organize olmuşsunuzdur
(c) Çok iyi kayıt tutarsınız
20. Şunlardan hangisi üzerinde
çalışmaktan nefret edersiniz?
(a) Çalışanlarla ilgili sorunlar
(b) Gider hesaplarının imzalanması
(c) Yeni yönetim teknikleri
(d) İşin geleceği
21. Şu seçenekleriniz olsa
hangisini tercih edersiniz?
(a) Kazanma şansı üçte bir olan
zar atma
(b) Belirli bir süre içinde, çözme
şansınızın üçte bir olduğu bir sorun
üzerinde çalışmak
22. Aşağıdakiler arasında bir seçim
yapabilecek olsanız hangisini
seçerdiniz?
(a) Profesyonel futbol
(b) Satış
(c) Danışmanlık
(d) Amatör tenis
23. Yakın bir arkadaşınız ya da
çalışma alanınızda uzman ama
tanımadığınız (ve her ikisi de
güvenilir) iki kişi arasında seçim
yapacak olsanız tercihiniz
hangisi olurdu?
(a) Yakın arkadaş
(b) Uzman
24. Eylem gerektiren iş
durumlarında, şu kişilerden
hangisiyle birlikte sonuca
gideceğinizi düşünürsünüz?
(a) Sizinle aynı fikirde olan
(b) Bazı itirazlarla aynı fikirde olan
(c) Aynı fikirde olmayan
25. Yarışmalı bir oyunda şunlardan
hangisine önem verirsiniz?
(a) Ne denli iyi oynadığınıza
(b) Kazanıp kaybettiğinize
(c) Her ikisine
(d) Hiçbirine
PUANLAMA
Teste verdiğiniz yanıtlara ait
puanları ve bu puanların
toplamlarının ne anlama
geldiğinin anahtarları aşağıdadır.
Cevaplarınızı puanlayıp sonra da
toplayınız.
1. a. 10 b. 5 c. 5 d. 2 e. 0
2. a. 10 b. 7 c. 0
3. a. 5 b. 4 c. 3 d. 0
4. a. 10 b. 5 c. 0
5. a. 10 b. 7 c. 0
6. a. 8 b. 10 c. 5 d. 2
7. a. 15 b. 2 c. 0 d. 0
8. a. 10 b. 2 c. 2
9. a. 2 b. 3 c. 10 d. 8 e. 4
10. a. 0 b. 15 c. 0 d. 0
11. a. 10 b. 5 c. 10 d. 5
12. a. 0 b. 5 c. 10
13. a. 0 b. 10 c. 0 d. 5
14. a. 0 b. 2 c. 10 d. 3
15. a. 0 b. 10 c. 0 d. 0
16. a. 0 b. 10 c. 3 d. 0
17. a. 5 b. 5 c. 5 d. 5 e. 15
18. a. 2 b. 10 c. 0
19. a. 5 b. 15 c. 5
20. a. 8 b. 10 c. 0 d. 0
21. a. 0 b. 15
22. a. 3 b. 10 c. 0 d. 0
23. a. 0 b. 10
24. a. 0 b. 2 c. 0
25. a. 8 b. 10 c. 15. d. 0
DEĞERLENDİRME
Girişimcilik Puan Profiliniz
255-275 Çok başarılı bir
girişimcisiniz.
225-254 Başarılı bir
girişimcisiniz.
190-224 Girişimcisiniz.
175-189 Sizde, gizli kalmış bir
girişimci ruhu var.
160-174 Potansiyel bir
girişimcisiniz.
150-159 Girişimcilik sınırındasınız.
<150 Ücretle çalışmalısınız, daha
başarılı olursunuz.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 79
SMMM
Mehmet Akçay
[email protected]
Güçlü ekonomi için eğitim şart
G
üçlü ekonomiye sahip
olabilmek için toplumu
oluşturan bireylerin iyi eğitim
almış olması gerekir. Bir insanın
insan onuruna yaraşan bir yaşam düzeyi
içinde yaşayabilmesi için asgari bir eğitim
ve öğrenim sahibi olması gerekmektedir.
İşte burada sosyal devletin varlığı ortaya
çıkar. Mutlu bireyler, güçlü ekonomi ve
sağlıklı toplum olmanın temeli eğitimden
geçer. Tüm vatandaşların eşit imkânlar
içinde bilime dayalı, düşündüren,
bilinçlendiren, yaratıcı müfredatla eğitim
ve öğrenim olanaklarından ücretsiz
yararlandırılması şarttır.
Eğitimin özel sektöre bırakılması,
gelişmiş bölgeler üzerinde
yoğunlaşacağından, kalkınmada öncelikli
yöreler ve köylerde yeterince
olgunlaşmayacağı kesindir. Gelişmiş tüm
ülkelerde eğitim eşitliği esas alınmıştır.
Ülkemiz ne yazık ki eğitim konusunu
hiçbir zaman çözememiştir. Bunun da
çok çeşitli nedenleri vardır. Seçime dayalı
bir yönetim ve ekonomik model gibi.
Güçlü ekonomiyi toplumlar yaratırlar.
Bunun için eğitim öğretim hakkını
kullanabilmek, ekonomik güç ister.
Sosyal ve hukuk devleti olmak, kişi hak ve
hürriyetlerinin kullanılması, maddi ve
manevi hakları sağlamak demektir.
Dünya siyasi ve ekonomik dengeler
üzerine kurulmuştur. Her insanın yaşadığı
ülkenin çıkarlarını düşünmeye
mecburiyeti olmalıdır. Tek önemli olan
benim, benim için şirketim ve ailem söz
konusudur diyemez. Kendisi ve ailesinin
geleceği ülkenin geleceğine bağlıdır.
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 80
Bunları düşünürken aklımıza hemen
devletin ne kadar önemli olduğu gelir.
Devlet çocuklarımıza iyi birer vatandaş
olması, katma değer üretmesi ve
ekonomiye katkıda bulunması için çaba
harcamalıdır. Eşit, adaletli, sürekli ve
ücretsiz eğitim vermelidir. Unutmayalım
ki bir ülkeyi ayakta tutan devlettir.
Gelişimini tamamlamış ülkelerde,
aşağıda yazacaklarımdan söz edilir;
Çocuklara çok önem verirler, ailesinin
gelir durumuna bakılmaksızın her türlü
haklardan ve yardımlardan
faydalandırırlar. Çocuklara özel eğitim
verirler. Çocuklarını evde yalnız bırakan
ailelere ağır cezalar söz konusudur.
Çocukların kıyafetlerinden tutun,
oyuncaklarına kadar alabileceğiniz her
eşyanın KDV’si sıfırdır. Bunların yanında
yaşlılar için de çok önemli düzenlemeler
vardır. Yaşlılar el üstünde tutulmaktadır.
Örneğin huzur evlerinde kalan
yaşlılardan KDV alınmaz, sıfırdır.
Toparlamak gerekirse;
Bugün için geçerli olan model, özel
sektörün lokomotif olduğu ekonomik
modeldir. Oysa bunun yanında olması
gereken, devletin altyapı yatırımları,
eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel
sorunlara çözüm üretmesidir. Özel
sektör için kârlı olmayan ama toplumun
genel refahı için gerekli olan temel
hizmetlerin yerine getirilmesi için
devletin müdahalesi zorunludur. Güçlü
bir ekonomi, iyi eğitilmiş, üretken
insanların ve sağlıklı toplumların
kazanımları ile ayakta durabilen bir
ekonomidir.
SUDOKU
CEVAPLAR GELECEK SAYIMIZDA
SATRANÇ
SİYAH OYNAR KAZANIR
GEÇEN SAYININ CEVAPLARI
BEYAZ OYNAR KAZANIR
ZEKA GELİŞTİRME
SORU1: Sami öldüğünde geriye 1 kadın ve 3 çocuk
bırakmıştı. Vasiyeti şöyleydi: "...En yakın arkadaşım Salih,
senin hakkını inkar etmeme imkan yok. Bunun için miras
işinde seni tam yetkili kılıyorum. Mirasımdan istediğin
kadarını karıma ver, kalanı senin olsun." Salih, mirasın
40,000 dolarını kadına bırakıp gerisini almaya karar verdi.
Kadın bundan memnun olmadı ve dava açtı. Davaya
bakan hakim, 40,000 doların Salih'e verilmesine ve
gerisinin kadına kalmasına karar verdi. Neden?
BEYAZ OYNAR BERABERE
SORU2: Bir odada 3 lamba
başka bir odada bu lambaları çalıştıran 3 anahtar
bulunuyor. Lambalar
başlangıçta sönüktür. Lambaların bulunduğu odaya
sadece bir defa geçmenize
izin veriliyor. Hangi
anahtarın hangi lambayı
yaktığını nasıl
öğrenebilirsiniz?
SATRANÇ
1…..Kf4+ 2.Şxf2 Ve3#
1…..Fa1 2.Kxc3 Axc3# 1…..Fa1 2.Axa1 Vb2#
1.h6 fxg5 2.h7+ Şh8 3.Ag6#
ZEKA GELİŞTİRME
Diyelim ki tuttuğumuz sayı 49 olsun
1. işlem: 4 x 9 = 36 2. işlem: 4 + 9 = 13 3. işlem = 36 + 13 _ 49
Sorunun cevabı sonu 9 ile biten 19, 29, 39, 49, 59, 69, 79,
89, 99 sayılarından herhangi biri olabilir.
İki kum saatini aynı anda başlatırsınız. 7 dakikalık kum
saati boşaldığı anda deneye başlarsınız. 11 dakikalık
boşaldığı anda tekrar ters çevirirsiniz. Buraya kadar 4
dakika geçmiştir. 11 dakikalık kum saati boşaldığı anda
deneyi sona erdirirsiniz. Toplam 15 dakika olmuştur.
MUHAMMET ŞENGÖZ
[email protected]
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014 SANAYİ LIFE 82
Download

pdf olarak indir