Hukuk Devleti mi, Devletin hukuku mu?
“Hukuk devleti” kavramı üzerine son iki yüz yıldır Batı’da oluşmuş güçlü bir literatür vardır.
Fakat Aynı Batı’da “sosyal devlet” kavramı için zengin bir literatür oluşmamıştır.1 “Hukuk
devleti” kavramı ilk kez Almanya’da, 1798’de kullanılmıştır. Bu terimin ana vatanı
Alman’yadır. “Hukuk devleti”, en yalın şekilde hukukla sınırlandırılmış devlet olarak
tanımlanır. Başka bir ifade ile “Hukuk devleti” kendi yaptığı hukukla hukukla kendini
sınırlandıran devlettir. Bundan amacın, toplum yaşamına bir veya birkaç kişinin keyfiliğinin
değil, yasaların egemen olmasını sağlamak olduğu açıktır. Hukuk devleti her şeyin yasalarla
çerçevelendiği bir “yasa devleti” olmakla sınırlı değildir. Çünkü bir yasa devleti, devletin her
şeyi, bu arada haksızlıkları da yasal kılıf altında meşrulaştırabildiği bir yasal haksızlıklar
devleti de olabilir. Aslında hukuk devleti bireyin sahip olduğu temel hak ve özgürlükler
sayesinde kişiliğini, onurunu ve bu kişiliği güvenceye alıp geliştirmekten doğan mutluluğunu
sağlar. Öyle ki araç olarak “Hukuk devleti” bireylerin eşit ve özgür olmaları ve insan
haklarının güvence altına alınması amacına hizmet eder. Burada hukuk devleti ile güvence
altına alınan temel hak ve özgürlüklerden bazılarını şöyle sayabiliriz; a) Belli eylem ve
faaliyetleri başkalarına zarar vermeden gerçekleştirme, b) ifade ve örgütlenme, c) siyasi parti
kurma, seçme ve seçilme, partilere girme, d)siyasal iktidarı eleştirme(hakaret değil), e)sansüre
ve kovuşturmaya uğramama, f)yasalar önünde eşit muamele, g) yasaları değiştirme.2 Hukuk
devleti sadece kendini hukukla kayıtlayan devlet demek değildir. O aynı zamanda kişilere
hukuk güvenliği sağlayan devlet anlamına da gelir. Yine hukuk devleti, hukukun, hukuk
uygulamasının ve tüm devlet faaliyetlerinin eşitlik ilkesini gözetmesini, kişiler arasında keyfi
olarak-bu arada dünya görüşüne ve hayat tarzına- ayrım yapılmamasını zorunlu kılar. Hukuk
devleti, onları ister “insan” (insan hakları), ister “kişi”(medeni haklar), ister vatandaş (siyasi
haklar) muhatap alsın her durumda bireylere eşit muamele etme yükümlülüğü altında olan
devlet demektir.3
Modern hukuk devleti tasarımının güdümleyici değerleri, bireyin özgürlüğü ve insan hakları
olarak karşımıza çıkarlar. Bu değerleri yaşama geçirmek üzere devlet kudretini
sınırlandırmada başvurulan en önemli araçları şöylece sıralamak mümkündür: a)Devletin bir
hukuk metni yani anayasa ile çerçevelenmesi, b)devlet kudretinin değişik organ ve kurumlar
arasında paylaşılması, yani yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılığının sağlanması,
c)devlet faaliyetlerinin hepsinin hukuk kurallarına bağlanması, hukukun egemenliğinin ve
hukukun güvenliğinin sağlanması, d) hukuk kurallarına bağlılığın bağımsız yargı organlarınca
sağlanması, yani yargı denetiminin gerçekleşmesi, e) bireylerin mal Varlıklarının yapılan
yasal veya yasa dışı müdahalelerde, bireye bir tazminat ödenmesi, yani devletin birey
karşısında mali sorumluluğunun sağlanması. Bu karakteristiklerine bakıldığında, hukuk
devletinin, hak ve özgürlükleri hukuk aracılığı ile koruyan devlet olduğu açıktır.4
Hukuk devleti fikrinin kurumsal merkezinin unsurlarını; bireylerin kamu erki karşısında
hukuk öznesi olarak kabul edilmesi, özellikle devletin tasarrufundan çıkarılmış bireysel
özgürlüklerin hukuken tanınması ve yargısal yoldan korunması, hukuksal eşitlik, bağımsız
yargı, yasallık ilkesi, hukuk üretiminin (yasamanın) hukuken düzenlenmesi olarak özetlemek
mümkün.5
Devletin hukukla bağlı olmasını, yönetimin prosedürel anlamda genel, eşit, soyut, geçmişe
yürümeyen, önceden deklare edilen ve temel hakları koruyan yasalarla sağlanmasını, bu
Doğan Özlem, “Hukuk Devletini Sosyal Devlet İçinde Düşünmek”, Doğu-Batı sayı:13, s.10.
Doğan Özlem, a.g.m, s.14.
3
Mustafa Erdoğan, “Hikmet-i Hükümet”ten Hukuk Devletine Yol Var mı?” Doğu-Batı sayı:13, s.53.
4
Doğan Özlem, a.g.m, s.13-14.
5
Mithat Sencer,”Şiddet ve Demokratik Hukuk Devleti”, Doğu-Batı sayı:13, s.36.
1
2
yasaların uygulanmasından dolayı ortaya çıkan anlaşmazlıkların da bağımsız ve tarafsız yargı
organlarınca karara bağlamasını ifade eden hukuk devleti ya da hukukun üstünlüğü ilkesi,
keyfi ve ceberut devlet karşısında bulunan en etkili panzehirdir.6
Fransız siyasi kültüründen neşet eden hukuk devleti kavramı, devletin hukuka saygılı olması
gereğini ifade ederken, aynı zamanda devletin hukukun kaynağını oluşturan bir unsur olma
özelliğine de atıfta bulunmaktadır. Hukuk devleti bununla birlikte vatandaşların hukuk
önünde eşit olması ve yöneticilerin eylemlerinin kanunlarla meşrulaştırılması gibi anlamlar
taşır. 7
Hukuk devletindeki “hukuk” herhangi bir hukuk değildir. Başka bir anlatımla Hukuk devleti
ile “kanun devleti” veya “mevzuat devleti” nin anlamları tamamen birbirinden farklıdır. Eğer
öyle olmasaydı, Nazi Almanyasını, Stalin Rusyasını ve 12 Eylül rejimini de hukuk devleti
olarak nitelemek gerekirdi. Hukuk devleti tam tersine, hukuku evrensel normlara uygun olan
ve bu anlamdaki hukuk çerçevesinde hareket eden devlet anlamına gelir. Evrensel anlamda
hukuk ise uygar ve barışçı bir toplumsal var oluşun temeli olan eşitlik, adalet ve insan
haklarına dayanan bir normlar sistemini ifade eder.
Türkiye’nin geleneksel devlet anlayışı ve siyaset tarzı demokrasiye olduğu kadar, hukuk
devletinin yeşermesine pek elverişli değildir. Çünkü bu geleneğin temelinde “hikmet-i
hükümet” felsefesi yatmaktadır. Bu felsefeye göre devletin ve “devletlu”ların( bürokratik
oligarşinin), yaptıklarının “hikmetinden sual olunmaz”, devlet katından sadır olan her türlü iş
ve eylemde-çok kere vatandaşların idrak edemeyecekleri- bir “hikmet” gizlidir. Bu çerçevede
devlet toplumun bir aygıtı değildir, aksine toplum veya millet “Devletin”dir. hatta toplum
devletin malıdır, onun üstünde dilediği gibi tasarruf edebilir. Bu nedenle keyfilik ve otoriteye
dayanak oluşturan üstün “hukuk” devletin, sınırlamalardan oluşan aşağı hukuk ise
“tebaa”nındır. Bu nedenle, bizim sistemimizde devletin hukuku ayrıcalıklar ve güvencelerden
oluşurken, tebaanın payına sıkı disiplin ve hak yoksunluğu düşmektedir. Bu yüzden
Türkiye’de Hukuk devleti veya hukukun egemenliği değil haklılığını “hikmet-i hükümetten
alan “devletin hukuku” vardır ve egemen olan da odur. Hukuk devletin meşruluğunu
kendisinden alan referans noktası olmak yerine; seçkincilerin kendi öncelik ve
hassasiyetlerine, sempati ve antipatilerine, korku ve nefretlerine, kısaca kendi ihtiyaçlarına
göre kurgulayacağı basit bir teknik aygıt haline dönüşmektedir. Hukuk evrensel standartlara
uygunluk yanında, toplumsal ihtiyaçların bir türevi olmak yerine, Devletin toplumu tanzim
edici aracı olarak görülmektedir. Yine bu nedenle Türkiye’de devletin tercihi hukuksuzluk ve
keyfilikten yanadır. Çünkü Devletin kendine biçtiği ideolojik misyonu evrensel bir hukuk
anlayışı çerçevesinde gerçekleştirmesi mümkün değildir. Kısaca Türkiye’de hukuk evrensel
normlardan ve toplumsal gereklerden değil, Devletin ve devlet seçkinlerinin kendi irade ve
ihtiyacından üretilmektedir. 8
Devletin kendisini korumak için, hukuksal ve etik kuralları hiçe sayması, hatta gerektiğinde
şiddete başvurarak varlığını kasten “düşman”ları yok etmesi, “devletin hukuku”nun
kaçınılmaz gerekleri olarak görülmektedir. Hakim söylem, bir tarafa devletin bekasını
koruyup kollayan “vatanseverler” diğer tarafa da devletin temelini oymaya çalışan “hain”leri
koyarak “dost/düşman” ayrımına dayana siyaseti sürekli yeniden üretmektedir.9 İlan edilen
düşmanla mücadelesini yoğunluğu ve yöntemi değişebilir. Kimi zaman sert kimi zaman da
esnek olan bu mücadele sürgün, dışlama, ve yasaklama gibi tekniklerle yürütülebilir. Diğer
yandan kendisiyle mücadele edilen düşman kötü olması gerekmiyor. Düşman yalnızca
ötekidir., yabancıdır, doğası gereği farklı ve yabancı olandır. Burada asıl olan “devletin
Zühtü Arslan, “Devletin Hukuku, Hukuk Devleti ve Özgürlük Sarkacı”, Doğu-Batı sayı:13, s.85.
Ömer Çaha, “İdeoloji ile Huku Arasında Devlet”, Doğu Batı, sayı:13, s.104.
8
Mustafa Erdoğan, a.g.m.,s.55-56.
9
Zühtü Arslan, “Devletin Hukuku, Hukuk Devleti ve Özgürlük Sarkacı”, Doğu-Batı sayı:13, s.73-76.
6
7
bekası” dır. Bu “beka”yı sağlamaya çalışırken devlet, kendisine ayak bağı olan hukuk ve
insan hakları gibi meşruluğun diğer normatif kaynaklarını hiçe sayabilmektedir.10
Bir devlet meşrüiyyetini hukuk yerine bir ideolojiden, bir dünya görüşünden alıyorsa bu
devlet ideolojik bir develttir. İdeolojik devlette kanun yapma faaliyeti söz konusu olabilir,
hatta günlük siyasalar, siyasi değerler bu kanunlar muvacehesinde yürütülebilir. Ancak
kanunlar, politikalar, değerler ve siyasaların referansı temel insani haklar değil, ideolojik bir
referanstır. Buradan hareketle “hukuk devleti” ile “ideolojik devlet” arasındaki en önemli
farkın meşruiyet sorunundan ortaya çıkmaktadır. Hukuk devletinde devlet, ideolojik
reflekslerden değil, bireylerin temel hak ve hürriyetlerinden hareket eder. İdeolojik devlette
yasal düzenlemeler bireylerin temel hakları ve toplumsal ihtiyaçlara göre değil, devlet
seçkinlerinin ideolojik tercihlerine göre yapılır.
İdeolojik Devlet, “totaliter” olmak durumundadır. Toplumun tüm katmanlarını devletin
kuşatıcı ve kapsayıcı şemsiyesi altında aynı ideoloji doğrultusunda yeniden yapılandırmaya
çalışır. İdeolojik Devletin diğer bir özelliği ise topluma karşı sorumlu olmamasıdır. Hukuk
devletinin tersine ideolojik devlet kadir-i mutlak güç olduğu için vatandaşın onu sorgulama
hakkı yoktur. İdeolojik devlet toplumda korku havası yaratarak ayakta kalmayı, başka bir
deyişle meşruiyetini yakalamaya çalışır. İdeolojik Devlet içerden ve dışardan “düşmanlar”
ordusu tarafından kuşatıldığı korkusunu yayarak kendi varlığını kaçınılmaz kılar. 11
Hukuk devleti ile demokrasi arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Demokratik siyasal
sistemlerde meşruiyetin kaynağı, bilindiği gibi “ulusal irade”dir. Ulusal iradenin somutlaştığı
kurum olan parlamento da hukuksal kuralları koyma yetkisine sahiptir. Ancak Parlamento
yâda genel ifadesiyle “yasa koyucu”mutlak bir güce sahip değ ildir. Hukukun üstünlüğü
ilkesi, siyasal otoritenin (yani çoğunluğun)sınırlandırılarak, siyasal otoritenin(çoğunluğun)
sınırlandırılarak, azınlıkta kalanların da hak ve özgürlüklerinin korunmasını amaçlar. Böyle
olunca karşımıza yeni bir “ulusal irade”ye paralel yeni bir meşruiyet kaynağı çıkmaktadır:
insan hakları. Anayasal demokrasi olarak formüle edilen bu demokrasi anlayışında hukukun
üstünlüğü ilkesi demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmektedir.12
Devletçi söyleme karşı neo demokratlık söyleminin “hukukun üstünlüğü” ilkesine yaptığı
vurgu, bu bağlamda, ciddiye alınması gereken normatif ve siyasal bir girişimdir. Çünkü bir
siyasal ideoloji olarak devlet bekası olgusuyla demokrasinin istikrar ve normalleşme adına
sürekli bir erteleniş sürecine sokulması ve bu sürecin olağan dışı durumu değil fakat olağan ve
normal bir zaman dilimini tanımlamasına karşı “bireysel hak ve özgürlüklerin korunması” ve
“devlet iktidarı”nın sınırlandırılması ilkelerini gündeme getirmek, Türkiye’de devlet sorunu
ve demokratikleşme için önemli bir açılım sağlamaktadır.13
Devletçi söylem Türkiye’de bir devlet sorunu olduğunu kabul ederken, toplumsal değişimi ve
bu değişimin yarattığı toplumsal talepleri, çelişkileri ve oluşumları bu sorunun temel kaynağı
olarak görmektedir. Devletçi söylem toplumsal değişime olumsuz ve şüpheci bir gözle
bakmakta, demokratikleşme ve çoğulculuk taleplerini “siyasal istikrar ve ve normalleşme”
adına sürekli ertelemektedir.14
Türkiye’de var olan sürecin hukuk devletine doğru işlemekle beraber devletin hukuku olduğu
bilinen bir gerçektir. Hukuk devletinde her türlü iş ve işleyiş evrensel hukuk ve insan hakları
çerçevesinde ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygunluk içerisinde devam ederken, devletin
hukuku yani ideolojik devlette, hukuk ideolojik bir aygıta dönüşmektedir. Burada hukuk bir
amaç değil araçtır. Asıl amaç devletin bekası ilkesinin her şeyin üstünde tutulmasıdır.
Zühtü Arslan, “Devletin Hukuku, Hukuk Devleti ve Özgürlük Sarkacı”, Doğu-Batı sayı:13, s.75
Ömer Çaha, “İdeoloji ile Hukuk Arasında Devlet”, Doğu Batı, sayı:13, s.95-96.
12
Zühtü Arslan, a.g.e, s.82.
13
E. Fuat Keyman, “Devlet Bekası-Hukukun Üstünlüğü Karşıtlığı”, Doğu-Batı sayı:13, s.143.
14
E. Fuat Keyman, “Devlet Bekası-Hukukun Üstünlüğü Karşıtlığı”, Doğu-Batı sayı:13, s.138.
10
11
Demokratik- hukuk devletinin gerçek manada oluşup oluşmayacağı meselesi Türkiye’nin
gündemini daha çok işgal edecek gibi gözükmektedir.
Download

Hukuk Devleti mi, Devletin hukuku mu