SAKARYA ÜNİVERSİTESİ
HADİS METİNLERİ I
Hafta 10
Doç. Dr. Mehmet ÖZŞENEL
Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Sakarya Üniversitesi’ne aittir. "Uzaktan Öğretim" tekniğine uygun olarak
hazırlanan bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan izin almadan ders içeriğinin tümü ya da bölümleri
mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz.
Her hakkı saklıdır © 2012 Sakarya Üniversitesi
ÜNİTE
10
Sosyal İlişkiler
İÇİNDEKİLER
10.1. Giriş
10.2. Konu İle İlgili Hadislerden Seçmeler
10.2.1. İnsanların Özündeki Cevher
10.2.2. Arkadaşlık
10.2.3. Hasta Ziyareti ve Hastalıktan Korunma
10.2.4. Kardeşlik ve Dayanışma
10.2.5. Su-i zandan Kaçınma
10.2.6. Koğuculuk Yapmama
10.3. Değerlendirme Soruları
10.4. Kaynaklar
HEDEFLER
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
 Sosyal ilişkiler kavramını tanımlayabilecek,
 Sosyal ilişkilere dair hadisleri kaynaklarından gösterebilecek
 Sosyal ilişkilerle ilgili hadislerin yorumunu yapabilecek,
 Sosyal ilişkilere dair hadisleri açıklayabilecek,
 Hadislerde sosyal ilişkilere dair konuları görebilecek,
 İnsanlara hadisler ışığında konuya dair doğru bir yaklaşım sunabileceksiniz.
ÖNERİLER
Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce;
• Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA)’dan ilgili maddeleri
gözden geçiriniz.
2
• Hadis kitaplarının “edeb/adab”, “selam/istizan” gibi bölümlerini gözden
geçiriniz.
Sosyal İlişkiler
10.1. GİRİŞ
İnsan toplumsal bir varlıktır. Fıtratında yalnız yaşamak yoktur. İlk insan Hz. Adem’in
yaratılışından hemen sonra kendi cinsinden olan Hz. Havva’nın yaratılması bunun sonucu
olmalıdır. Böylece toplumun çekirdeği oluşmuştur. Dolayısıyla yaratılışından itibaren
insan sosyal bir varlık olarak var olagelmiştir. Herhalde insanoğlu tarihinin hiçbir
döneminde bu realitenin dışında kalmamıştır.
İnsanların bir arada yaşamaları bir vakıa ve hatta bir zaruret olduğuna göre birbirleriyle
ilişkileri de kaçınılmazdır. İnsan ünsiyetten gelir. İnsan kendisiyle ünsiyet kurulan varlıktır.
Dolayısıyla iki insanın bulunduğu yerde bir ünsiyet, bir ülfet, iletişim ve etkileşim, bir
münasebet mutlaka bulunacaktır. Sosyal ilişkiler dediğimiz bu ilişkiler ne kadar düzgün ve
ahlaki olursa, ne kadar hak ve hukuka uygun düzenlenirse, toplumdaki huzur ve düzen de o
kadar yüksek düzeyde bulunur. İnsanın dünya ve ahiret saadetini temin etmek için gelmiş
olan İslam dini de toplumdaki sosyal ilişkileri düzenleyen bir dizi tedbir ve kural
getirmiştir. Bu kuralların başında takva ölçüsü gelmektedir. En kısa ifadesiyle Allah’ın
emir ve yasaklarına riayet demek olan takva, Allah’a karşı gelmekten sakınmak olarak da
tarif edilebilir. Takva sosyal ilişkilerde esastır. Kur’an-ı Kerim’de hem insanların
topluluklar halinde yaratılmasının hikmeti, hem de Allah katındaki temel değerin takva
olduğu şu ayet-i kerime ile belirtilir: “Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık (meydana getirdik). Birbirinizle tanışıp bilişesiniz diye sizi milletlere ve kabilelere
ayırdık. Hiç şüphesiz Allah katında sizin en değerliniz, en takvalı olanınızdır. Muhakkak ki
Allah alimdir, habirdir” (49-Hucurat 13).
Kur’an ve sünnette esasları belirlenen bu kuralların bir kısmı hukuki, bir kısmı vicdani
veya ahlaki kurallardır. Müminler için en güzel örneği teşkil eden Hz. Peygamber (s.a.)
hayatı boyunca hem sözleri, hem de fiil, davranış ve tavırlarıyla bu konuda sayısız örnekler
sunmuş, tavsiye ve tespitlerde bulunmuştur. Bu ünitede Hz. Peygamber’in bugün bile
geçerli olan ve kıyamete kadar da geçerliliğini sürdürecek bu tespit ve tavsiyelerinden bazı
örnekler takdim edilecektir.
10.2. KONUYLA İLGİLİ HADİSLERDEN SEÇMELER
10.2.1. İnsanların Özündeki Cevher
3
ِ ‫الذ َه‬
َّ ‫مع ِاد ُن َكم َع ِاد ِن‬
َّ َ ‫صلّى اهللُ َعلَْي ِه‬
‫ ِخيَ ُارُه ْم يف‬، ‫ب َوالْ ِفض َِّة‬
ِّ ‫عن أيب ُهريرة رضي اللَّه عنه عن‬
َ ‫َّاس‬
َ ‫النيب‬
َ
ُ ‫ « الن‬: ‫وسلم قال‬
ِ
ِ َ ‫ فَما تَعار‬، ٌ‫ود ُُمن ََّدة‬
ِ ِ ِِ
ِ
‫ف » رواه‬
ٌ ُ‫اح ُجن‬
َ َ‫اختَ ل‬
ْ ، ‫ َوَما تَنَا َكَر مْن َها‬، ‫ف‬
َ َ‫ف مْن َها ائْ تَ ل‬
ُ َ‫يارُه ْم يف ا ِإل ْسالم إِ َذا ف‬
ََ َ
ُ ‫ َواأل َْرَو‬. ‫قهوا‬
ُ ‫اجلَاهليَّة خ‬
‫مسلم‬
1-Ebu Hureyre’nin (r.a.) Nebi (s.a.)’den rivayet ettiğine göre o şöyle buyurdu: “İnsanlar
madenler gibidir, altın ve gümüş madenleri gibi. Cahiliyye döneminde hayırlı olanları,
(İslam’ı) iyi anlayıp kavradıkları takdirde İslam döneminde de hayırlı olurlar. Ruhlar
hazırlanıp kuşanmış ordular gibidir. Onlardan birbirlerini tanıyanlar, birbirlerine ısınıp
kaynaşırlar. Birbirlerini tanımayanlar da uzaklaşıp ayrılırlar.” Hadisi Müslim rivayet
etmiştir.
Açıklama:
Hadis-i şerif insanları özleri itibariyle madenlere benzetmektedir. Kimi altın, kimi
gümüş, kimi de bakır gibidir. Cevheri temiz ve kıymetli olanlar her dönemde kıymetli ve
hayırlı olmaya adaydır. Cahiliyye döneminde iyi ve hayırlı olanların İslam döneminde de
hayırlı ve değerli bir şahsiyet haline gelmeleri çok daha kolay ve muhtemeldir. Nitekim
Hz. Ebu Bekir gibi, Hz. Ömer, Hz. Osman gibi büyük sahabilerin cahiliye dönemlerinde
bile temiz bir seciyeye sahip olduklarını bilmekteyiz. İslam onların özleri üzerindeki toz,
kir ve pasları silmiş ve cevherlerini ortaya çıkarıp parlatmıştır.
Hadisin ikinci kısmında da ruhlar ordulara benzetilmiştir. Alem-i ervahta karşılaşıp
birbiriyle tanışan ruhlar dünyada karşılaştıklarında da kolaylıkla kaynaşmaktadırlar.
Birbirlerini tanımayanlar da bu dünyada birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar. Burada
insanların birbirleriyle uyuşup uyuşmamalarının sebebi hakkında psikolojik bir tespit
yapılmaktadır. İnsanların sosyal münasebetlerinde bu psikolojik yakınlık veya uzaklık
önemli rol oynar. Kişinin ruhen ısınamadığı bir insanla ünsiyet kurması, arkadaşlık
yapması zor, belki imkansızdır. Bu sebeple doğru insanlarla arkadaşlık kurmak,
uyuşabileceği kişilerle, sevebileceği insanlarla birlikte olmak insanın iç huzuru ve din ve
dünyasının selameti açısından son derece önemlidir.
10.2.2. Arkadaşlık
ِِ ِ ِ
ِ
‫ رواه‬.» ‫كم َم ْن ُُيَالِ ُل‬
َّ « : ‫وسلَّم قال‬
َّ ‫عن أيب هريرة رضي اللَّه عنه أَن‬
َ ‫النيب‬
َ ‫ فَ ْليَنْظُْر أ‬، ‫الر ُج ُل َعلَى دي ِن َخليله‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ْ ‫َح ُد‬
‫حسن‬
: ‫ والرتمذي وقال الرتمذي‬. ‫أبو داود‬
ٌ
ٌ ‫حديث‬
2-Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.) şöyle buyurdu: “Kişi
arkadaşının dini üzeredir. O halde her biriniz kiminle arkadaşlık yaptığına iyi baksın.”
Hadisi Ebu Davud ve Tirmizi rivayet etmiştir. Tirmizi “Bu hadis hasen bir hadistir”
demiştir.
ٍ ‫عن أيب‬
ِ
ِ
َّ‫ك إِال‬
ِّ ‫سعيد اخلُ ْد ِر‬
َ ‫طع َام‬
ِّ ‫ عن‬، ‫ي رضي اللَّه عنه‬
َ ‫ وال يَأْ ُك ْل‬، ً‫احب إِالَّ ُم ْؤمنا‬
َ ُ‫ « ال ت‬: ‫وسلَّم قال‬
َ ‫النيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ْ
ْ ‫ص‬
. ‫ والرتمذي بِإ ْسنَ ٍاد ال بأْس بِِه‬، ‫ رواه أبو داود‬.» ‫تَِق ٌّي‬
4
3-Ebu Said el-Hudri’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre, onun da Nebi (s.a.)’den
naklettiğine göre Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: “Ancak mümin kişiyle arkadaş ol.
Yemeğinden ancak takva sahibi yesin.” Hadisi Ebu Davud ve Tirmizi rivayet etmiştir.
ِ ‫الس‬
ِ
ِ ِ‫الصالِ ِح َو َجل‬
. ‫وء‬
َّ ‫ « إََِّّنا مثَ ُل اجللِيس‬: ‫وسلَّم قال‬
ُّ ‫يس‬
ِّ ‫َشع ِر‬
َّ ِ‫رضي اللَّهُ عنه أَن الن‬
َ ‫َّيب‬
َ ‫عن أيب موسى األ‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َ ‫ي‬
ِ
ِ ِ
ِ
ِ
ِ ‫حامل املِس‬
ِ ِ ِ
ِِ ِ
‫افخ الك ِري‬
َ َ‫ إِ َّما أَ ْن ُُْيذي‬، ‫ك‬
ُ َ‫ ون‬. ً‫ َوإِ َّما أَ ْن تَْبتَاعَ مْنهُ َوإِ َّما أَ ْن ََت َد منْهُ رُياً طيِّبة‬، ‫ك‬
ْ ُ َ‫ ف‬، ‫ َونَاف ِخ الْكري‬، ‫َك َحام ِل امل ْسك‬
ِ
ِ ِ
. ‫متفق عليه‬
َّ ‫ك‬
َ َ‫إِ َّما أَن ُْي ِر َق ثياب‬
ٌ » ً‫وإما أ ْن َت َد منْهُ رُياً ُمنْتنَة‬
4-Ebu Musa el-Eş’ari’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.) şöyle buyurdu:
“Salih bir sohbet arkadaşı ile kötü bir sohbet arkadaşının durumu, misk taşıyan ile körük
çekenin durumuna benzer. Misk taşıyan ya sana güzel bir koku verir, ya sen satın alırsın
veya ondan güzel bir koku duyarsın. Körük çeken ise ya senin elbiseni yakar, ya da ondan
kötü bir koku duyarsın.” (Buhari-Müslim).
ِ
‫ ويف رواية‬.‫ متفق عليه‬. » ‫ب‬
َّ ‫َح‬
ِّ ‫عن أيب موسى األَ ْش َع ِر‬
َّ ِ‫ي رضي اللَّهُ عنه أَن الن‬
َ ‫َّيب‬
َ ‫ « املَْرءُ َم َع َم ْن أ‬: ‫وسلَّم قال‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ
. » ‫ « املرء مع من أحب‬: ‫وسلَّم الرجل ُيب القوم َولَ َّما يلحق هبم ؟ قال‬
َ ‫قال قيل للنيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
5-Ebu Musa el-Eş’ari’den rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.) şöyle buyurdu: “Kişi
sevdiğiyle beraberdir” (Buhari-Müslim). Başka bir rivayette Ebu Musa şöyle demiştir:
Nebi (s.a.)’e soruldu: Bir kavme muhabbet besleyen, fakat henüz onlara iltihak etmemiş
bulunan kişinin durumu nedir? Hz. Peygamber: “Kişi sevdiğiyle beraberdir” buyurdu.
ٍ
ِ
ِ
‫ول يف َر ُج ٍل‬
ُ ‫ف تَ ُق‬
َ ‫ يا رسول اللَّه َكْي‬: ‫وسلَّم فقال‬
َ ‫ جاءَ َر ُج ٌل إِىل رسول اللَّه‬: ‫وعن اب ِن مسعود رضي اللَّه عنه قال‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ
. ‫متفق عليه‬
ُ ‫َحب قَ ْوماً َوََلْ يلْ َح ْق هبِِ ْم ؟ فقال‬
َّ ‫َح‬
َّ ‫أ‬
ٌ »‫ب‬
َ ‫رسول اللَّه‬
َ ‫ « املَْرءُ َم َع َم ْن أ‬: ‫وسلَّم‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
6-İbn Mes’ud’dan (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle söyledi: Rasulullah’a (s.a.) bir
adam geldi ve dedi ki: Ya Rasulallah! Bir kavme muhabbet besleyen, fakat onlara iltihak
etmemiş olan kişi hakkında ne dersin? Rasulullah (s.a.): “Kişi sevdiğiyle beraberdir”
buyurdu. (Buhari-Müslim).
ِ
ِ
: ‫وسلَّم‬
ُ ‫اعةُ ؟ قال‬
َّ ‫ َم ََت‬: ‫وسلَّم‬
َ ‫الس‬
َ ‫رسول اللَّه‬
َ ‫عن أَنس رضي اللَّه عنه أَن أَعرابياً قال لرسول اللَّه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِِ ِ
. ‫ وهذا لفظ مسل ٍم‬، ‫متفق عليه‬
ٌ .» ‫ت‬
َ ‫« َما أ َْع َد ْد‬
َ ‫َحبَْب‬
َ ْ‫ « أَن‬: ‫ ُحب اللَّه ورسوله قال‬: ‫ت ََلَا ؟ » قال‬
ْ ‫ت َم َع َم ْن أ‬
ٍ ‫ وال‬، ‫ ما أَع َددت ََلا ِمن َكثِ ِري صوٍم‬: ‫اية َلما‬
ٍ ‫ويف رو‬
. ُ‫ب اللَّه َوَر ُسولَه‬
ُّ ‫ َولَكِ ِِّّن أ ُِح‬، ‫ص َدقٍَة‬
َ ‫ َوال‬، ‫صالة‬
َ َ َْ
ْ َ ُ ْ ْ َ
7-Enes b. Malik’ten (r.a.) rivayet olunduğuna göre bir bedevi Rasulullah’a (s.a.)
kıyamet ne zaman kopacak, diye sordu. Rasulullah (s.a.) “Ona ne hazırladın?” buyurdu.
Bedevi, Allah ve Rasulünün sevgisini, diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasulullah:
“Öyleyse sen sevdiğinle berabersin” buyurdu. (Buhari-Müslim). Bu Müslim’in lafzıdır.
Buhari-Müslim’in diğer bir rivayetinde bedevi Hz. Peygamber’in sorusuna şöyle cevap
vermiştir: Kıyamet günü için öyle çok fazla oruç, namaz ve sadaka hazırlayabilmiş
değilim. Fakat ben Allah’ı ve rasulünü seviyorum.
5
Açıklama:
Hadis-i şerifler açık bir şekilde arkadaş seçiminin önemine vurgu yapmaktadır. İyi
arkadaş insanı iyiliğe, kötü arkadaş kötülüğe götürür. Nice insan vardır ki arkadaş kurbanı
olmuştur. Dost ve arkadaşların birbirleri üzerindeki etkisi inkar olunamaz. Bu sebeple Hz.
Peygamber insanın arkadaşının anlayış ve fikirlerinin etkisi altında oluşunu “Kişi
arkadaşının dini üzeredir” şeklinde ifade etmiştir. Buradaki “din” ifadesini sadece ıstılahi
anlamdaki din olarak değil, kişinin dünya görüşü, mezhebi, meşrebi, ahlakı, gittiği yol, söz,
fiil ve tavırları şeklinde de anlamak mümkündür. Bu durumda “Kişi arkadaşının dini
üzeredir” demek, “Kişi arkadaşının hal ve tavırlarının, din ve dünya görüşünün, ahlaki
yapısının etkisi altındadır” manasına gelmektedir. İnsanın psikolojik ve sosyolojik olarak
arkadaşının ahlak ve düşüncelerinden etkilendiği bir vakıadır. Nitekim halk arasında
yaygın olarak bilinen “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” tarzındaki
deyim ve tespit de aynı şeyi ifade etmekte ve belki de ilhamını bu hadisten almaktadır.
Sonuç olarak insanın kiminle dostluk kuracağı, kiminle arkadaş olacağı hususu hayati
bir önem arz eder. İnsanın hayatına yön veren bu arkadaşlık ilişkisi, bu dünyada olduğu
kadar, belki daha önemli şekilde ahiret hayatını da etkileyecek bir konuma sahiptir. Çünkü
hadis-i şerifte belirtildiği gibi “Kişi sevdiğiyle beraberdir” (Buhari-Müslim). Hadisi ifadesi
mutlaktır. Yani müspet ve menfi her iki anlama da işaret etmektedir. Bu durumda iyilerle
beraber olan iyi olur ve iyiliğe ulaşır. Kötüleri seven, kötülerle birlikte olan kötü olur,
kötülüğe ulaşır.
Diğer hadiste ifade edildiği üzere iyilerle birlikte olan güzel koku satanla arkadaş olmuş
gibidir. Her halükârda kârdadır. Demirci dükkanında oturan mutlaka bir zarar görür. Hiçbir
şey görmese kötü kokudan rahatsız olur. Şeyh Sa’di Şirazi’nin hadisten ilham alarak
söylediği gibi güzel koku satan dükkanda oturup kalkan güzel kokar. İnsan bu dünyada
kimi seviyor, en çok kiminle beraber oluyorsa, öteki dünyada da onunla beraber
bulunacaktır. “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır” (Ebu Davud) hadisi de aynı
manayı ifade etmektedir. Muhabbet boyutundan fiiliyata dökülmüş ve taklide yönelmiş bir
kişi, benzemeye çalıştığı topluluğun hükmünü alacaktır. İyi bir topluluğua benzemeye
çalışan onlar gibi değerlendirilecek, kötüleri örnek alan da onlarla birlikte olacaktır. Şu
halde hadislerin tenbih ettiği hakikat şudur ki, kişi ahirette nerede olmak istiyorsa, bu
dünyada ona göre arkadaş seçmelidir.
10.2.3. Hasta Ziyareti ve Hastalıktan Korunma
ِ
ُ‫عن أيب هريرة أن رسول اهلل صلى اهلل عليه وسلم قال حق املسلم على املسلم ست قيل ما هن يا رسول اهلل قال إذا لَقيتَه‬
‫ رواه‬.‫فشمته وإذا مرض فعده وإذا مات فاتبعه‬
َ ‫فَ َسلِّ ْم عليه وإذا دعاك فأجبه وإذا استنصحك فانصح له وإذا عطس فحمد اهلل‬
.‫مسلم‬
8-Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır”. Dendi ki, onlar nedir ya Rasulallah? Hz.
Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: “Karşılaştığın zaman ona selam ver; seni çağırdığı zaman
6
davetine icabet et; senden nasihat istediğinde ona nasihat et; aksırıp da hamd ettiğinde ona
hayır duada bulun (yerhamukallah=Allah sana merhamet etsin, de); hastalandığında onu
ziyaret et; öldüğü zaman cenazesine katıl”. Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
‫ وتشميت‬، ‫ واتِّباع اجلنازة‬، ‫وسلَّم بِعيَادة املريض‬
‫صلّى اهللُ َعلَْي ِه‬
َ ‫عن‬
َ ‫ َأمرنَا رسول اهلل‬: ‫الَباء بن عازب رضي اهلل عنهما قال‬
َ
َ
. ‫ متفق عليه‬. ‫ وإفشاء السالم‬، ‫ وإجابة الداعي‬، ‫ وإبرار املقسم ونصر املظلوم‬،‫العاطس‬
9-el-Bera b. Azib’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Rasulullah (s.a.) bize
hasta ziyaretini, cenazeye katılmayı, aksırana hayır duada bulunmayı (yerhamukallah
demeyi), yemin edenin yeminini yerine getirmesinde yardımcı olmayı, mazluma yardım
etmeyi, davet edenin davetine icabet etmeyi ve selamı yaymayı emretti. (Buhari-Müslim).
ِ
َّ : ‫وسلَّم‬
‫ت فَلَم تَ ُع ْدين‬
ُ ‫عز وجل يَ ُق‬
َّ ‫إن اهلل‬
ْ ‫آد َم َم‬
َ ‫ « يَا ابْ َن‬: ‫ول يَ ْوَم القيَ َامة‬
ُ ‫رض‬
َ ‫عن أيب هريرة قال قال رسول اهلل‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َّ ‫لمت‬
‫لمت أنَّك لو‬
ُّ ‫ت َر‬
ِّ : ‫ قال‬،
ُ ‫أع‬
َ ‫يارب َكْي‬
ُ ‫ف‬
َ ‫ َأما َع‬، ُ‫ض فَلَ ْم تَ ُع ْده‬
َ ‫ َأما َع‬: ‫العالَمني ؟ قال‬
َ ْ‫ود َك وأن‬
َ ‫أن َعْبدي فُالَنا َم ِر‬
َ ‫ب‬
‫ أما‬: ‫ قال‬، ‫ يا رب كيف أطعمك وأنت رب العاملني‬: ‫ قال‬، ‫ُع ْدته لوجدتِّن عنده ؟ يا ابن آدم است طعمتك فلم تطعمِّن‬
‫علمت أنه استطعمك عبدي فالن فلم تطعمه أما علمت أنك لو أطعمته لوجدت ذلك عندي ؟ يا ابن آدم استسقيتك فلم‬
‫ أما علمت أنك لو سقيته‬، ‫ استسقاك عبدي فالن فلم تسقه‬: ‫ يارب كيف اسقيك وأنت رب العاملني ؟ قال‬: ‫ قال‬، ‫تسقِّن‬
. ‫لو جدت ذلك عندي ؟ » رواه مسلم‬
10-Ebu Hureyre’den rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Rasulullah (s.a.) şöyle
buyurdu: “Hiç şüphesiz Allah Teala kıyamet günü şöyle diyecek: ‘Ey ademoğlu! Ben hasta
oldum da beni ziyaret etmedin’. Kul diyecek ki ‘Ya rab, sen alemlerin rabbı iken ben seni
nasıl ziyaret edeyim?’ Allah Teala şöyle buyuracak: ‘Bilmiyor muydun, falan kulum hasta
olmuştu da onu ziyaret etmemiştin? Bilmiyor muydun, onu ziyaret etseydin beni onun
yanında bulacaktın? Ey ademoğlu! Senden bana yemek yedirmeni istedim de sen bana
yemek yedirmedin’. Kul diyecek ‘Ya rab, sen alemlerin rabbı olduğun halde ben sana nasıl
yemek yedireyim?’ Allah Teala diyecek ki ‘Bilmiyor muydun, falan kulum senden yemek
yedirmeni istemişti de sen ona yemek yedirmemiştin? Bilmiyor muydun, sen ona yemek
yedirseydin, onu benim yanımda bulacaktın? Ey ademoğlu! Senden bana su vermeni
istemiştim de sen bana su vermemiştin’. Kul diyecek ‘ Ya rab, sen alemlerin rabbı olduğun
halde ben sana nasıl su vereyim?’ Allah Teala buyuracak ‘Falan kulum senden su istemişti
de sen ona su vermemiştin. Bilmiyor muydun, sen ona su verseydin, onu benim yanımda
bulacaktın?’” Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
ِ
ِ ُ ‫قال‬
)‫العاين‬
َ : ‫عن أيب موسى رضي اهلل عنه قال‬
ُ ‫(ع‬
ُ :‫ صلى اهلل عليه وسلم‬، ‫رسول اهلل‬
َ ‫ودوا املَِر‬
َ ‫ وفَ ُّكوا‬،‫ائع‬
َ َ‫ َوأَطْع ُموا اجل‬، ‫يض‬
. ‫رواه البخاري‬
11-Ebu Musa el-Eş’ari’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Rasulullah (s.a.)
şöyle buyurdu: “Hastayı ziyaret edin. Açı doyurun ve esiri esaretten kurtarın.” Hadisi
Buhari rivayet etmiştir.
7
ِ
َّ « : ‫وسلَّم قال‬
‫إن املسلم إذا عاد أخاه املسلم َل يزل يف ُخ ْرفَ ِة اجلنة حَت‬
َ ‫عن ثوبان رضي اهلل عنه عن النيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
. ‫ « َجنَاها » رواه مسلم‬: ‫ يا رسول اهلل وما ُخ ْرفَةُ اجلنة ؟ قال‬: ‫يرجع » قيل‬
12-Sevban’ın (r.a.) Rasulullah’tan (s.a.) rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz
(s.a.) şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz bir müslüman, hasta olan müslüman kardeşini ziyaret
ederse, dönünceye kadar cennet hurfesi içinde bulunmuş olur.” Soruldu: Ey Allah’ın
Rasulü cennet hurfesi nedir? Hz. Peygamber “Topladığı cennet meyvesidir” buyurdu.
Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
‫ ما من مسلم يعود مسلماً غدوة إال صلى عليه‬: ‫ مسعت رسول اهلل صلى اهلل عليه وسلم يقول‬: ‫عن على رضي اهلل عنه قال‬
ٍ ‫ وإن عاده عشيةً إال صلى عليه سبعون ألف‬، ‫سبعون ألف ملك حَت ميسي‬
» ‫ وكان له خريف يف اجلنة‬، ‫ملك حَت يصبح‬
ِ ‫رواه‬
. ‫ حديث حسن‬: ‫الرتم ِذي وقال‬
13-Hz. Ali’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Ben Rasulullah’ın (s.a.)
şöyle buyurduğunu işittim: “Bir müslüman, hasta bir müslümanı sabahleyin ziyaret ederse,
yetmiş bin melek ona akşama kadar dua eder. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, sabaha
kadar yetmiş bin melek ona dua eder. Ve Cennette bir meyve bahçesi de onun olur.” Hadisi
Tirmizi rivayet etmiş ve hadis hasendir, demiştir.
ِ ‫ كا َن غُالم ي ه‬: ‫ قال‬، ‫ رضي اللَّه عنه‬، ‫َنس‬
ِ
ِ
ٍ ‫عن أ‬
‫وسلَّم‬
ٌّ ‫ود‬
ُّ ِ‫ض فأَتَاهُ الن‬
َ ‫ فم ِر‬، ‫وسلَّم‬
ُ
َ ‫َّيب‬
َ ‫ي َُيْ ُدم النيب‬
َُ ٌ
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ ‫ « أ‬: ‫فقال لَه‬
ِ
ِ
ِ
ِ
ِِ ِ
‫صلّى‬
ُّ ِ‫ فَ َخَر َج الن‬، ‫َسلَم‬
ُ ‫َسل ْم » فنَظََر إِىل أَبِيه‬
ْ ‫ فَأ‬، ‫ أَط ْع أَبا الْقاس ِم‬: ‫وهو عْن َدهُ؟ فقال‬
ْ
ُ َ ‫ فَ َق َع َد عْن َد َرأْسه‬، ُ‫ُيعوده‬
َ ‫َّيب‬
ِ
. ‫ رواه البخاري‬. » ‫ « احلَ ْم ُد للَّ ِه الَّذي أَنْقذهُ ِم َن النَّا ِر‬: ‫يقول‬
ُ ‫ َوُه َو‬، ‫وسلَّم‬
َ ‫اهللُ َعلَْيه‬
14-Enes b. Malik’ten (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Hz. Peygamber’e
(s.a.) hizmet eden yahudi bir çocuk vardı. Çocuk hastalandı. Bunun üzerine Hz. Peygamber
(s.a.) onu ziyarete geldi. Başucunda oturdu ve dedi ki: “Müslüman ol.” Çocuk yanında
duran babasına baktı. Babası, Ebu’l-Kasım’a itaat et, dedi. Bunun üzerine çocuk müslüman
oldu. Hz. Peygamber (s.a.) şöyle diyerek onun yanından ayrıldı: “Onu ateşten kurtaran
Allah’a hamdolsun.” Hadisi Buhari rivayet etmiştir.
ِِ َ‫ أَو َكان‬،‫ أَن النَِّيب صلّى اهلل علَي ِه وسلَّم َكا َن إِذا ا ْشتكى ا ِإلنْسا ُن الشَّيء ِمْنه‬، ‫ رضي اللَّه عنها‬، ‫عن عائشة‬
‫ح‬
ْ ْ ُ َ
ٌ ‫ت به قَ ْرحةٌ أ َْو ُج ْر‬
َ ْ َ ُ َ َّ
ِ
ِ ‫الراوي سبابتَهُ بِاأل َْر‬
، ‫ بِ ْس ِم اللَّ ِه‬: ‫ض ُثَّ َرفَ َع َها وقال‬
َّ ‫ ووضع ُس ْفيا ُن بْ ُن ُع ْيي نَة‬، ‫ُصبُعِ ِه هكذا‬
ُّ ِ‫ قال الن‬،
ْ ‫ بأ‬، ‫وسلَّم‬
َ ‫َّيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ ِِ
ِ ِ ِ
. ‫متفق عليه‬
ٌ » ‫ بِِإ ْذن َربِّنَا‬، ‫يمنَا‬
ُ ‫ يُ ْش َفى به َسق‬، ‫ ب ِري َقة بَ ْعضنَا‬، ‫تُربَةُ أ َْرضنا‬
15-Hz. Aişe’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.) birisi bir şeyden dolayı
rahatsızlandığında veya bir yarası beresi bulunduğunda parmağını şu şekilde (bu esnada
ravi Süfyan b. Uyeyne şehadet parmağını yere koydu, sonra kaldırdı) yapar ve derdi ki:
“Allah’ın adıyla, arzımızın toprağı, bazımızın tükürüğü, rabbimizin izniyle hastamız şifa
bulur.” (Buhari-Müslim).
8
ِ
ِ ‫وعنها أَن النيب صلّى اهلل علَي ِه وسلَّم َكا َن يعود ب عض أَهلِ ِه ميَْسح‬
ِ ‫رب الن‬
، ‫أس‬
ُ ‫بيدهِ اليُ ْمىن‬
َّ ‫ « اللَّ ُه َّم‬: ‫ويقول‬
َ َّ
َ َْ ُ
ُ َ ْ َ َْ ُ ُ
َ َ‫ أَ ْذهب الْب‬، ‫َّاس‬
ِ
ِ
ِ
ِ
ِ ‫وا ْش‬
. ‫متفق عليه‬
ٌ » ً‫ شفاءً ال يُغَاد ُر س َقما‬، ‫ت الشَّايف ال ش َفاءَ إِالَّ ش َف ُاؤ َك‬
َ ْ‫ أَن‬، ‫ف‬
16-Yine Hz. Aişe’den rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.) ailesinden biri
hastalandığında onu ziyaret eder, sağ eliyle hastayı sıvazlayarak şöyle dua ederdi: “Ey
insanların rabbı olan Allahım! Sıkıntıyı gider ve şifa ver. Şifa veren sensin. Seninkinden
başka şifa yoktur. O hiç bir hastalık bırakmayan bir şifadır.” (Buhari-Müslim).
ِ ‫ رضي اللَّه عنه أَنه شكا إِىل رسول اللَّه صلّى اهلل علَي ِه وسلَّم وجعاً ِجيده يف ج‬، ‫اص‬
ِ
ِ ‫الع‬
، ِ‫سده‬
َ
َ
َ ‫عن أَيب عبد اللَّه عثما َن ب ِن أَيب‬
َ ُُ
َ َ َْ ُ
ٍ ‫ بِس ِم اللَّ ِه ثَالثاً وقُل سبع مَّر‬: ‫ «ضع ي َد َك على الذي يأْ ََل ِمن جس ِد َك وقل‬: ‫فقال له رسول اللَّه صلّى اهلل علَي ِه وسلَّم‬
: ‫ات‬
َ َ َْ
َ
َ َ َْ ْ َ
َ َْ ُ
ْ َ ََ ُ َ
ِ ‫أَعوذُ بِعَِّزةِ اللَّ ِه وقُ ْدرتِِه ِمن شِّر ما أ َِجد وأ‬
. ‫ُحاذ ُر » رواه مسلم‬
ُ
َ َ
َُ َ َ
17-Ebu Abdillah Osman b. Ebi’l-As’tan (r.a.) rivayet olunduğuna göre o bedeninde
bulunan bir ağrıdan dolayı Peygamber Efendimize gelip şikayetlenmişti. Rasulullah (s.a.)
ona şu tavsiyede bulundu: “Elini bedeninden ızdırap duyduğun yere koy ve üç defa
bismillah, de. Sonra yedi defa ‘euzu bi izzetillahi ve kudretihi min şerri ma ecidu ve
uhâziru/hissettiğim ve nüksetmesinden korktuğum bu hastalığın şerrinden Allah’ın izzet ve
kudretine sığınırım’ de”. Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
ِ
ٍ ‫عن ابن‬
‫فقال ِعْن َدهُ َسْب َع‬
َ ، ُ‫ض ْرهُ أَ َجلُه‬
ُ ‫ « َم ْن َع َاد َم ِريضاً ََلْ َُْي‬: ‫وسلَّم قال‬
ِّ ‫ عن‬، ‫ رضي اللَّه عنهما‬، ‫عباس‬
َ ‫النيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ
ِ ‫ذلك املَر‬
: ‫ض » رواه أبو داود والرتمذي وقال‬
‫َسأ َُل اللَّه الْ َع ِظ‬
َّ ‫يم َر‬
َ ‫ إِالَّ َعافَاهُ اللَّه ِم ْن‬: ‫ب الْ َع ْر ِش الْ َع ِظي ِم أَ ْن يَشفيَك‬
ْ ‫ أ‬: ‫َمَّرات‬
َ
َ
ِ ‫ حديث صحيح على‬: ‫ وقال احلاكِم‬،‫حديث حسن‬
. ‫شرط البخاري‬
18-İbn Abbas’tan (r.a.) rivayet olunduğuna göre, onun da Hz. Peygamber’den (s.a.)
naklettiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Kim henüz eceli gelmemiş bir
hastayı ziyaret eder ve yanında yedi defa: Es’elullahe’l-azim Rabbe’l-arşi’l-azim en
yeşfik/Büyük arşın rabbi olan yüce Allah’tan sana şifa vermesini dilerim, diye dua ederse,
Allah ona mutlaka o hastalıktan şifa ve afiyet verecektir.” Hadisi Ebu Davud ve Tirmizi
rivayet etmiş ve Tirmizi hadis hasendir, demiştir. Hakim en-Nisaburi de hadis Buhari’nin
şartına göre sahihtir, demiştir.
ِ
ِِ
َّ
» ‫ « نَ َع ْم‬: ‫ت ؟ قال‬
ِّ ‫عن أَيب سعيد اخلُ ْد ِر‬
ُ َ‫ يَا ُُم‬: ‫وسلَّم فقال‬
َّ ِ‫يل أَتَى الن‬
َ ‫مد ا ْشتَ َكْي‬
َ ‫َّيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َ ‫ي رضي الله عنه أَن ج َْب‬
ِ
ِ
ٍ ِ ‫عني ح‬
ِ ٍ
ِ
ٍ ‫ ِم ْن َشِّر ُك ِّل نَ ْف‬،‫يك‬
‫يك » رواه‬
َ ‫ بِ ْس ِم اللَّ ِه أ َْرق‬، ‫ اللَّهُ ي ْشفيك‬، ‫اسد‬
َ ‫ ِم ْن ُك ِّل َش ْيء يُ ْؤذ‬، ‫يك‬
َ ‫ بِ ْس ِم اللَّ ِه أ َْرق‬: ‫قال‬
َ ِ ْ ‫س أ َْو‬
. ‫مسلم‬
19-Ebu Said el-Hudri’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre, Cebrail (a.s) Peygamber
(s.a.)’in yanına geldi ve dedi ki: Ya Muhammed rahahatsızlandın mı? Hz. Peygamber
“Evet” buyurdu. Cebrail, sana eziyet veren her şeyden, her nefsin şerrinden ve hasedcinin
gözünden kurtulman için Allah’ın adıyla sana okuyorum. Allah sana şifa verir. Allah’ın
adıyla sana okuyorum, diye dua etti. Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
9
ٍ
ِ
ٍ ‫ « إذَا ِمس ْعتُ ْم الطَّاعُو َن بِأ َْر‬: ‫ال‬
‫ َوإذَا وقَ َع‬، ‫وها‬
َ َ‫وسلَّم ق‬
ِّ ِ‫ُس َامةَ بْ ِن َزيْد رضي اللَّه َعنْهُ ع ِن الن‬
َ ُ‫ فَالَ تَ ْد ُخل‬، ‫ض‬
َ ‫َّيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َ ‫َع ْن أ‬
ِ ‫ فَالَ ََتْرجوا ِمْن ها » متفق‬، ‫ وأَنْتم فِيها‬، ‫ض‬
ِ
‫عليه‬
ٌ
َ ُُ
َ ْ ُ َ ٍ ‫بأ َْر‬
20-Üsame b. Zeyd’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.) şöyle buyurdu: “Bir
yerde taun (veba) olduğunu duyduğunuzda oraya girmeyin. Bir yerde taun zuhur ettiğinde
siz oradaysanız, oradan çıkmayın” (Buhari-Müslim).
Açıklama:
Hasta ziyareti, en önemli sosyal ilişki biçimlerinden birini teşkil etmektedir.
Müslümanın hasta olan bir Müslüman kardeşini ziyaret etmesi hem dini, hem ahlaki bir
vecibedir. Hz. Peygamber bunu “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır” diyerek
ifade etmiştir. Esasen sadece hasta ziyareti değil, hadiste ifade edilen diğer maddelerin
hepsi de Müslümanların sosyal ilişkilerinde yer alması gereken önemli konu başlıklarını
ihtiva etmektedir. Buhari-Müslim’in ortaklaşa naklettikleri bir başka rivayette bu hukukun
beş olduğu belirtilir. Sözkonusu rivayette nasihat maddesi zikredilmemiş, ayrıca selam
vermek değil, selam almak şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bu da gösteriyor ki burada
belirtilen rakamlar sınırlayıcı bir mana taşımaz. Belki işaret edilen hususların
ehemmiyetini göstermekte ve daha başka hakların da var olduğunu bize ilham etmektedir.
Nitekim diğer Bera hadisinde bunlar dışında yemin edenin yeminini yerine getirmesine
yardımcı olma (bir lafza göre yeminini yerine getirme), mazluma yardım etme zikredilmiş,
ayrıca selamı yaymaktan bahsedilmiştir. Bir diğer rivayette, açların doyurulması ve
esirlerin hürriyete kavuşturulması emir ve tavsiye buyurulmuştur. Dolayısıyla
Müslümanların birbirleriyle münasebetlerinde hadislerde işaret edilen konular, olmazsa
olmaz, kabilinden olup, bunlara benzer daha pek çok ilişki biçimi bulunmaktadır.
Hadiste geçen “hak” kavramı farzdan menduba kadar uzanan bir dizi hukuki, ahlaki ve
ictimai sorumluluk ve vecibeleri içine alır. Dolayısıyla haktan maksat Müslümanların
birbirlerine karşı yerine getirmeleri gereken toplumsal görevler olup, bu hak ve vecibelerin
yerine getirilmesi, İslam’ın temel gayelerinden olan Müslümanlar arasında barış,
dayanışma ve muhabbetin pekişmesi maslahatına hizmet etmektedir.
Hadiste ifade edilen hususların ortak bir noktası da yerine getirilmediğinde karşı tarafta
üzüntü veya kırgınlık meydana getirebilecek konular olmasıdır. Halbuki dinimiz kardeş
olmayı, birbirimizi sevmeyi ve birbirimizle dayanışma içinde olmayı tavsiye etmiştir.
İslam toplumsal bir dindir. Her fırsat ve vesile ile Müslümanların birbirleriyle muhabbet
ekseninde kaynaşmalarını, birlik ve dayanışma içinde olmalarını teşvik etmiştir. Mesela
selam vermek sünnet olan önemli bir görgü kuralıdır ve verildiği zaman muhabbete vesile
olur. Verilen selamı almamak karşı tarafta bir üzüntüye sebep olacaktır. Belki de bu
sebepten verilen selamı almak ve cevap vermek ayet-i kerimenin hükmüyle farz sayılmış,
yukarıdaki hadiste olduğu gibi sadece verilen selamı almak değil, selam vermek de
müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından biri kabul edilmiştir. Aynı şekilde hasta
ziyareti de mühim bir mana taşımaktadır. Hasta olan kişi hem maddi, hem manevi açıdan
zayıf duruma düşmüş demektir. Hastalık hali, insanların yardıma, ilgiye, kısacası maddi ve
10
manevi açıdan desteğe en fazla ihtiyaç duydukları durumlardır. Dolayısıyla hastayı ziyaret
etmek psikolojik olarak hastayı rahatlatır, moral verir. Muhabbetin de ziyadeleşmesine
vesile olur. Aksi bir durumda hasta kendisinin önemsizleştiğini hissedebilir.
Hz. Peygamber sadece sözleriyle değil, fiilleriyle de bu konuda örnek olmuş ve zaman
zaman hasta olan ashabını ziyaret ederek onlara moral vermeye çalışmıştır. Hz.
Peygamber’in başta hasta ziyareti olmak üzere Müslümanların birbirleriyle olan sosyal
münasebetlerini arttırmalarının önemini ifade etmek üzere bildirdiği yukarıdaki kudsi hadis
de burada hatırlanması gereken calib-i dikkat rivayetlerden biridir.
Başka bir rivayette Hz. Peygamber sabahleyin hasta bir Müslüman kardeşini ziyaret
eden müslümana akşama kadar yetmiş bin meleğin dua edeceğini, akşam ziyaret edene de
sabaha kadar yetmiş bin meleğin duada bulunacağını, o kişi için cennette meyveler
hazırlanacağını ifade etmiştir (Tirmizi).
Hz. Peygamber hasta ziyaretinde nasıl davranılacağını da öğretmiştir. Öncelikle
ziyarette hasta için şifa dileğinde bulunmak gerekir. Hz. Peygamber hasta için hem şifa
dileğinde bulunmuş, hem de dua etmiştir. Rivayete göre o, ailesinden biri hasta olduğunda
yanına gider ve sağ eliyle sıvazlayıp şöyle dua ederdi: “Allahümme rabbe’n-nas ezhibi’lbe’s, v’eşfi ente’ş-şafi la şifae illa şifauk, şifaen la yuğadiru sakamen/İnsanların rabbi olan
Allahım! Sıkıntıyı gider, şifa ver, şifa veren sensin, senin şifandan başka şifa yok, o hiçbir
hastalık bırakmayan bir şifadır” (Buhari-Müslim).
Hiç şüphesiz Hz. Peygamber (s.a.) hastaya dua etmek ve ona şifa dilemek yanında
hastalıktan kurtulmak için tedavi olunmasını da tavsiye etmiş, yukarıda tercümesini
verdiğimiz hadisinde koruyucu hekimliğin en önemli prensiplerinden birini vaz etmiştir:
“Bir yerde taun olduğunu duyduğunuzda oraya girmeyin, oradaysanız çıkmayın”.
Günümüz dünyasında karantina olarak bilinen bu koruyucu hekimlik tedbirini Hz.
Peygamber (s.a.) bindört yüz sene öncesinden insanlığa talim ve ilan etmiştir.
Hz. Peygamber hasta olan Sa’d b. Ebi Vakkas’ı ziyaretinde de üç defa “Allahım Sa’d’a
şifa ver” diye dua etmiştir (Müslim). Ayrıca bir hastayı ziyaret ettiğinde “la be’s, tahurun
inşallah/iyisin maşallah, arınmaya vesile olur inşallah” demek Hz. Peygamber’in adetiydi.
Yine ziyarette ölümü yaklaşan kimseye “la ilahe illallah” demeyi tavsiye ettiğini, gayr-i
Müslim ise Müslüman olması için telkinde bulunduğunu hadis-i şeriflerden öğreniyoruz.
“Ölülerinize la ilahe illallah kelimesini telkin ediniz” (Müslim) hadisini ölmek üzere olan
birine telkinde bulunmak şeklinde anlamak mümkün olduğu gibi, hadisin zahirine bakarak
öldükten sonra kabri başında telkin verme manası çıkarmak da mümkündür.
Hz. Peygamber’in ölüm anında amcası Ebu Talib’e kelime-i tevhidi telkin ettiğini
bilmekteyiz. Yine yukarıdaki rivayette zikredildiği üzere hizmetinde bulunan bir Yahudi
çocuğu hastalandığında ziyaretine gitmiş, başı ucunda durup ona “Müslüman ol” diye
telkinde bulunmuştur. Çocuk babasına bakınca babası “Ebu’l-Kasım’a itaat et” demiş,
bunun üzerine çocuk Müslüman olmuştur. Hz. Peygamber çocuğun yanından “Onu ateşten
kurtaran Allah’a hamdolsun” diyerek memnun bir şekilde ayrılmıştır (Buhari). Bu rivayet
şunu da göstermektedir ki Hz. Peygamber (s.a.) sosyal münasebetler konusunda müslim,
11
gayr-i müslim ayırımı gözetmemiştir. Bir yahudi çocuk Peygamber’in hizmetinde
olabildiği gibi, Peygamber (s.a.) yahudi bir tüccardan borç alabilmekte ve zırhına ona rehin
bırakabilmektedir. Burada görüldüğü gibi hasta olduğunda yahudi bir çocuğu ziyaret edip
onun gönlünü almakta ve bu vesile ile müslüman olması için telkinde bulunmaktadır.
Netice olarak hasta ziyareti, maddi-manevi, dünyevi-uhrevi, psikolojik ve sosyal pek
çok faide ve maslahatı içinde barındıran en mühim sosyal münasebetlerden biridir. Hz.
Peygamber hem söz, hem fiilleriyle hasta ziyaretini teşvik etmiş, ziyaret adab ve kurallarını
ümmetine öğretmiştir.
10.2.4. Kardeşlik ve Dayanışma
ِ
ِ
ٍ ‫عن‬
َّ ُ‫أنس رضي اللَّه َعنه‬
‫باد‬
‫ وال‬، ‫ضوا‬
ُ
ُ ‫«ال تَبا َغ‬:‫وسلَّم قال‬
َ ‫ َوُكونُوا ع‬، ‫اطعوا‬
َّ ‫أن‬
ُ ‫ وال تَ َق‬، ‫ والَ تَدابَُروا‬،‫حتاسدوا‬
َ ‫النيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ْ
ٍ َ َ‫ وال َُِي ُّل لِمسلِ ٍم أ ْن يهجر أخاه ف‬، ً‫اللَّ ِه إخوانا‬
‫متفق عليه‬
ٌ »‫وق ثالث‬
َ َُ ْ
ُْ
21-Enes’ten (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.) şöyle buyurdu: “Birbirinize buğz
etmeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Birbirinizden kopmayın.
Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümanın Müslüman kardeşini üç günden ziyade
terk etmesi helal değildir” (Buhari-Müslim).
ِ
ِ
َّ ُ‫عن أيب ُهريْرةَ رضي اللَّه عنه‬
‫ وال‬، ‫يث‬
‫ فإن الظَّ َّن‬، ‫ « إيًا ُك ْم والظَّ َّن‬: ‫وسلَّم قال‬
َ ‫أكذب احلد‬
َ ‫رسول اللَّه‬
ُ
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ُ ‫أن‬
ْ
ِ
ِ
ِ
‫أخو‬
ُ ‫ وال تَبا َغ‬، ‫اس ُدوا‬
ْ ‫ وُكونُوا عباد اللَّه‬، ‫ وال تَدابَ ُروا‬،‫ضوا‬
ُ ‫ املُ ْسل ُم‬. ‫إخواناً َكما أمرُك ْم‬
َ َ‫ وال ََت َّس ُسوا وال تنافَ ُسوا وال حت‬، ‫حتَ َّس ُسوا‬
ٍ
ِ
ِ ‫ص ْد ِره « ِ ِْب‬
ِِ
‫امريء ِمن الشَِّّر أن ُْي ِقر‬
‫سب‬
َ ‫ههنا » ويُشري إىل‬
ُ ‫َّقوى‬
ُ ‫ التَّقوى‬، ُ‫قره‬
َ ‫ الت‬، ‫ههنا‬
ُ ‫ وال ُي ُذلُهُ وال ُْي‬، ُ‫ ال يظل ُمه‬، ‫املُ ْسلم‬
ِ
ِ
ِ
ِِ
ِ
َّ ،‫ومالُه‬
‫ولكن‬
ُ ‫ وع ْر‬، ُ‫دمه‬
ْ ‫إن اللَّه ال يَْنظُُر إىل‬
ُ ‫ َوال إىل‬،‫أجساد ُك ْم‬
ْ ، ‫ص َوِرُك ْم‬
َ ، ُ‫ضه‬
ُ : ‫حر ٌام‬
َ ‫ ُكلُّ املُسلم على املُ ْسلم‬، ‫أخاهُ املسلم‬
.‫ رواه مسلم‬.»‫يَْنظُُر إىل قُلُوبِ ُك ْم وأعمالكم‬
22-Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:
“Sizi zandan sakındırırım. Çünkü zan sözün en yalanıdır. Başkalarının konuşmalarına
kulak kabartmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın. Birbirinize karşı böbürlenmekte
yarışmayın. Birbirinize hased etmeyin. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize arkanızı
dönmeyin. Ey Allah’ın kulları Allah’ın emrettiği gibi kardeşler olun. Müslüman
müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz, onu hakir görmez. Takva
işte buradadır. Takva işte buradadır” Hz. Peygamber bunu söylerken göğsüne işaret
ediyordu. “Kişiye kötülük olarak din kardeşini hakir görmek yeter. Her müslümanın kanı,
ırzı ve malı diğer müslümana haramdır. Hiç şüphesiz ki Allah sizin bedenlerinize ve
şekillerinize bakmaz. Bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar.” Hadisi Müslim rivayet
etmiştir.
ِ
ِ ْ َ‫اب اجلَن َِّة يَوَم االثن‬
َّ ُ‫عن أيب ُهَريْ َرَة رضي اللَّهُ َعْنه‬
‫ فَيُ ْغ َفُر‬، ‫ني ويَ ْوَم اخلَ ِميس‬
َ ‫أن َر ُس‬
َ ‫ول اللَّه‬
ُ ‫ « تُ ْفتَ ُح أبْو‬: ‫وسلَّم قال‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ْ
ْ
ِ ‫ إالَّ رجالً كانَت بينه وب ني‬، ً‫لِ ُك ِّل عب ٍد ال ي ْش ِرُك بِاللَّ ِه َشيئا‬
‫ أنْ ِظُروا ه َذيْ ِن‬، ‫حَت يصطَلِحا‬
ُ ُ‫أخيه َش ْحناء‬
َّ ‫ أنْ ِظُروا هذيْ ِن‬: ‫فيقال‬
َ َْ ُ ْ
ُ
ُ ْ
ِ
ِ
ٍ
ِ ْ َ‫يس واثن‬
. ُ‫ني » وذَ َكر ْحن َوه‬
ُ ‫األع‬
َّ
ْ ‫ض‬
ُ ‫ « تُ ْعَر‬: ‫ ويف رواية له‬. ‫ » رواه مسلم‬، ‫حَت يَصطَلحا‬
َ ٍ ‫مال يف ُك ِّل يوم ََخ‬
12
23-Ebu Hureyre’den rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Cennet
kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır. Allah’a şirk koşmayan her kul bağışlanır.
Ancak din kardeşiyle arasında düşmanlık bulunan müstesna. Denecek ki: Barışıncaya
kadar bu ikisine mühlet verin, barışıncaya kadar bu ikisine mühlet verin.” Hadisi Müslim
rivayet etmiştir.
Müslim’in başka bir rivayetinde hadis “Her perşembe ve pazartesi günü ameller Allah’a
arz olunur” şeklinde olup devamı benzer bir lafızla nakledilmiştir.
ِ ُ‫ وعلى غ‬، ٌ‫وعليه حلَّة‬
ِ ، ‫رضي اللَّه عنْه‬
ِ
‫ فَذكر أنَّه‬، ‫ فَ َسألْتُهُ َع ْن ذلك‬، ‫الم ِه ِمثْ لُ َها‬
َ ‫عن امل ْعُرور بن ُسويْ ٍد‬
َ
ُ ْ‫ رأَي‬: ‫قال‬
َُ
ُ
َ ، ‫ت أبا ذَ ٍّر‬
َ
ِ
ِ
ِ
ِ
ِ
ِ
‫ « إنَّك ْامُرٌؤ فيك‬: ‫وسلَّم‬
َّ ‫َس‬
ْ ‫اب َر ُجالً على‬
َ ‫ فَ َقال النيب‬، ‫ فَ َعيَّ َرهُ بأ ُِّمه‬، ‫وسلَّم‬
َ ‫عهد َر ُسول اللَّه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ ِ ِ
ِ
ِ
‫ َولْيُ ْلبِ ْسهُ ِِمَّا‬، ‫كل‬
ْ ‫ ُه ْم‬: » ٌ‫جاهليَّة‬
ُ ‫ فَ َم ْن َكا َن أ‬، ‫جعلَ ُه ُم اللَّه َحتت أيدي ُك ْم‬
َ ، ‫إخوانُ ُك ْم‬
َ ، ‫وخولُ ُك ْم‬
ُ ْ‫َخوهُ َحتت يَده فليُطعمهُ ِمَّا يَأ‬
ِ
. ‫متفق عليه‬،
ٌ » ‫وهم‬
ُ ُ‫وهم فَأَعين‬
ُ ‫ فإن َكلَّفتُ ُم‬، ‫وهم َما يَغْلبُ ُه ْم‬
ُ ‫ وال تُ َكلِّ ُف‬، ‫س‬
ُ َ‫يلب‬
24-Ma’rur b. Süveyd’den rivayet olunduğuna göre o şöyle anlattı: Bir gün Ebu Zer’i
hem kendi üzerinde, hem de kölesi üzerinde aynı elbise olduğu halde gördüm. Bunun
sebebini sordum. O da Rasulullah (s.a.) zamanında birisiyle atıştıklarını ve onu annesi
sebebiyle ayıpladığını anlattı ve dedi ki: Bunun üzerine Nebi (s.a.) bana “Demek sen hala
içinde cahiliye bulunan birisin! Onlar sizin kardeşlerinizdir, onlar Allah’ın emriniz altına
verdiği hizmetçilerinizdir. Kimin kardeşi emri altında ise, ona yediğinden yedirsin,
giydiğinden giydirsin. Onları güçlerini aşacak şeylerle mükellef tutmayın. Eğer mükellef
tutarsanız, onlara yardım edin” (Buhari-Müslim).
ِ
ِ
ِ َ ‫ أن رس‬، ‫ رضي اللَّه عنْه‬، ‫عن جاب ٍر‬
‫ َوإذا‬، ‫ َوإذا ا ْش َرتى‬، ‫رجال مسَْحاً إذا بَاع‬
َ َ‫وسلَّم ق‬
ُ
َ ‫ول اللَّه‬
ُ ‫ « َرحم اللَّه‬: ‫ال‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َُ
َْ
‫البخاري‬
‫ رواه‬. » ‫ضى‬
ُّ
َ َ‫اقْ ت‬
25-Cabir’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Allah, bir
şey satarken, bir şey satın alırken, alacağını talep ederken müsamahalı davranan kişiye
merhamet eylesin!” Hadisi Buhari rivayet etmiştir.
ِ
ِ
ِ َ َ‫ ق‬، ‫ رضي اللَّه عْنه‬، ‫عن أيب قَتاد َة‬
ِ ‫ «من سَّره أَ ْن ي نَ ِّجيهُ اللَّه ِمن ُكر‬: ‫ول‬
‫ب يَ ْوِم‬
ََ
ُ ‫ مس ْع‬: ‫ال‬
َُ
َ ‫رسول اللَّه‬
َ ُ ُ َ ْ َ ُ ‫وسلَّم ي ُق‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ُ ‫ت‬
َْ
َ ْ
ِ
ِ ِ
‫مسلم‬
َ َ‫ِّس َع ْن ُم ْعس ٍر ْأو ي‬
ٌ ُ‫ض ْع َعنْهُ » رواه‬
ْ ‫ فَ ْليُنَ ف‬، ‫القيَ َامة‬
26-Ebu Katade’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Ben Rasulullah’ın (s.a.)
şöyle buyurduğunu işittim: “Allah’ın kendisini kıyamet gününün sıkıntılarından
kurtarmasını isteyen kimse, darda olana (borcunu ödemekte zorlanan kişiye) nefes aldırsın
(kolaylık göstersin) veya alacağından vazgeçsin.” Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
ِ
ِ
ِ
َّ ، ُ‫ رضي اللَّه َعنْه‬، َ‫عن أيب ُهريرة‬
‫ إذا‬: ُ‫ول لَِفتَاه‬
ُ ‫ َوَكان يَ ُق‬، ‫َّاس‬
َ َ‫وسلَّم ق‬
َ ‫أن َر ُسول اللَّه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ْ
َ ‫رجل يُداي ُن الن‬
ٌ ‫ « َكا َن‬: ‫ال‬
ِ ‫عل اللَّه أ ْن يتجاوز عنَّا فَ ِلقي اللَّه فَتجاوز عْنه » متفق ع‬
. ‫ليه‬
َّ َ‫ ل‬، ُ‫جاوز َعْنه‬
ْ َ‫ت ُم ْع ِسراً فَت‬
َ َ
َ ٌ
َ ‫أَتَْي‬
ُ ََ َ
13
27-Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:
“Adamın biri insanlara borç verirdi ve tahsilata çıkan genç görevlisine derdi ki, dara
düşmüş fakire geldiğinde ondan vazgeçiver. Belki Allah da bizi muaheze etmekten
vazgeçer. Adam ölüp Allah’a kavuştuğunda Allah onu muaheze etmekten vazgeçip
affetti.” (Buhari-Müslim).
ٍ ‫عن أيب مسع‬
ِ
‫ « ُحوسب َر ُج ٌل ِِم َّْن َكا َن قبلكم فَلَ ْم‬: ‫وسلَّم‬
ُ ‫ال َر ُس‬
َ َ‫ ق‬: ‫ قَال‬، ُ‫ رضي اللَّه عْنه‬، ‫ي‬
ِّ ‫ود الب ْد ِر‬
َ ‫ول اللَّه‬
ُْ
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
َْ
ِ
ِ
‫عز‬
َّ ، ‫ قال اللَّه‬. ‫املع ِسر‬
ُ ِ‫ إالَّ أَنَّهُ َكان ُُيَال‬، ٌ‫يُوج ْد لَهُ ِم َن اخلَِْري َش َّيء‬
ْ ‫ َوَكا َن يأْ ُمُر غ ْل َمانَه أن يَتَ َج َاوُزوا عن‬، ً‫ َوَكا َن ُموسرا‬، ‫ط النَّاس‬
ِ َ ‫أحق بِ َذ‬
. ‫مسلم‬
ُّ ‫ « َْحن ُن‬: ‫وج َّل‬
َ
ٌ ‫ ََت َاوُزوا َعنْهُ » رواه‬، ُ‫لك مْنه‬
28-Ebu Mes’ud el-Bedri’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Rasulullah
(s.a.) şöyle buyurdu: “Sizden önceki milletlerden bir adam hesaba çekildi de şundan başka
bir hayrı bulunamadı: Bu adam zengin olup insanlarla haşır neşir olur, (onlara borç verir),
görevlilerine dara düşmüş fakir borçluların borcunun affedilmesini emrederdi. Allah Teala
‘Biz bunu yapmaya ondan daha layıkız. Onu hesaba çekmekten vazgeçip affedin’
buyurdu”. Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
ِ
: ‫ال‬
َ َ‫ت يف الدُّنْيَا ؟ ق‬
َ ‫ فَ َق‬، ً‫ أُتِى اللَّه تَعاىل بِ َعْبد من ِعبَ ِادهِ آتاهُ اللَّه َماال‬: ‫ال‬
َ َ‫ ق‬، ُ‫ رضي اللَّه عْنه‬، َ‫عن ُح َذيْ َفة‬
َ ْ‫ ما َذا عمل‬: ُ‫ال لَه‬
ْ
ِ ‫ ف ُكْنت أَتَيسر على امل‬، ‫ وكا َن ِمن خلُقي اجلواز‬، ‫ك فَ ُكْنت أُبايِع النَّاس‬
،‫وس ِر‬
ِّ َ‫ ي‬: ‫َوال يَكْتُ ُمو َن اللَّه حديثاً قَال‬
َ َ‫ارب آتَْيتَِِّن مال‬
ُ
ُ ْ
َ َ ُ ُ
ُ َ ُ َ ُ
ٍ ‫ وأَبو مسع‬، ‫ َتاوزوا عن عب ِدي » فقال ع ْقبةُ بن عام ٍر‬، ‫َحق بذا ِمْنك‬
ِ
، ‫األنصاري‬
‫ود‬
َ ‫ فَ َق‬. ‫املع ِسر‬
ُّ ‫ « أَنَا أ‬: ‫ال اللَّه تَ َعاىل‬
ُّ
َ
ْ ‫وأُنْظُر‬
ْ َْ ُ
ُْ َ
ُ َُ
ِ
ِ ِ
ِ ِ
. ‫مسلم‬
ْ ‫َر ِض َي اللَّه‬
َ ‫ هكذا َمس ْعنَاهُ م ْن يف َرسول اللَّه‬: ‫عن ُهما‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ٌ ُ‫ رواه‬.‫وسلَّم‬
29-Huzeyfe (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Allah’ın kendisine malmülk verdiği kullarından biri Allah’ın huzuruna getirildi. Allah ona sordu: Dünyada ne
amel işledin? (Ravi Huzeyfe diyor ki, kullar Allah’tan hiçbir sözü gizleyemezler). Kul, Ya
Rabbi, bana mülkünden ihsan ettin. Ben de onunla insanlarla alışveriş yapardım.
Alacağımdan vazgeçmek benim huyumdu. Zengin borçluya kolaylık gösterir, fakir ve
dardaki borçluya da mühlet verirdim, dedi. Bunun üzerine Allah Teala: Ben bunu yapmaya
senden daha layığım. Kulumun hesabından vazgeçip affedin, buyurdu. O esnada Ukbe b.
Amir (r.a.) ve Ebu Mes’ud el-Ensari (r.a.), biz bizzat Rasulullah’ın (s.a.) ağzından bu
şekilde duyduk, diyerek Huzeyfe’nin sözüne şahitlik ettiler. Hadisi Müslim rivayet
etmiştir.
ِ
ِ
‫ أظلَّهُ اللَّه يَ ْوَم‬، ُ‫ض َع لَه‬
ُ ‫رس‬
َ َ‫ ق‬: ‫ال‬
َ َ‫ ق‬، ‫ رضي اللَّه عْنه‬، ‫عن أيب ُهر َيرَة‬
َ ‫ « من أَنْظَر ُم ْعسراً ْأو َو‬: ‫وسلَّم‬
َ ‫ول اللَّه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ُ ‫ال‬
ْ
ِ
ِ
ِ
ِ ِ ِ ‫القيام ِة َْحت‬
. ‫صحيح‬
‫حسن‬
: ‫الرتمذي وقَال‬
ُّ
ٌ
َ َ
ُ‫ رواه‬. » ُ‫ت ظ ِّل َع ْرشه يَ ْوَم ال ظ َّل إالَّ ظلُّه‬
ٌ
ٌ ‫حديث‬
30-Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Rasulullah (s.a.) şöyle
buyurdu: “Kim darda kalmış borçluya mühlet verir, kolaylık gösterirse veya alacağından
vazgeçerse, Allah onu yevm-i kıyamette, başka hiçbir gölgenin bulunmadığı o gün kendi
arşının gölgesi altında gölgelendirecektir.” Hadisi Tirmizi rivayet etmiş ve hadis, hasen
sahihtir, demiştir.
14
Açıklama:
Toplumları ayakta tutan unsurların başında kardeşlik ve dayanışma ruhu gelmektedir.
İslam gibi toplum hayatını önemseyen ve insanların dünya ve ahiret saadetini hedefleyen
bir dinin kardeşlik duygularını ve dayanışma ruhunu daima canlı tuttuğu bir gerçektir. Bu
dünyada insanların huzurlu bir hayat sürmeleri, barış içinde yaşamaları ancak birbirlerini
kardeş olarak görmelerine ve bunun sonucu olarak birbirlerini maddi-manevi
desteklemelerine bağlıdır. İslam, toplumun huzuru için her fırsatta Müslümanların
birbirleriyle kardeş olduklarını vurgulamıştır. “Mü’minler ancak kardeştirler” (Hucurat
49/10) hükmü bunun en açık ve net ifadesidir. Hz. Peygamber de yukarıdaki hadiste
olduğu gibi “ey Allah’ın kulları kardeş olun” diyerek bu hükmün hayata geçirilmesini
istemiştir. Aksi takdirde birbirinden nefret eden, birbirinden uzaklaşan ve birbirini
çekemeyen insanların oluşturduğu bir toplumda huzurdan, barıştan ve mutluluktan
bahsedilemez. Hz. Peygamber bu yüzden hadisinde bir müslümanın diğer Müslüman
kardeşiyle üç günden fazla dargın durmasını caiz görmemiştir. Çünkü süre uzadıkça ara
açılacak, soğukluk artacak ve tekrar bir araya gelmek daha da zorlaşacaktır. Bu sebeple Hz.
Peygamber diğer bir hadisinde küs olan iki müslümandan önce barışanın sevap
kazanacağını beyan ederek Müslümanları barışmaya teşvik etmiştir.
Kardeşlik ruhunun canlı tutulması, Müslümanların birlik ve dirliği için de elzem olan
bir husustur. Birbirlerini sevmeyen, birbirlerine sırt çeviren bir toplumda birlik de
bulunmaz, düzen de sağlanmaz. Birlik olmayan toplumlar, tefrikayla çalkalanan milletler
milli şairimiz Mehmet Akif’in dediği gibi parçalanıp yok olmaya mahkumdur:
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
Hz. Peygamber’in tesis etmeye çalıştığı bu kardeşlik müminlerin dil, ırk, statü farkı
aranmaksızın eşit olmasını da gerektirmektedir. Kardeşliğin tabi sonucu olarak müminler
hayatın her safhasında eşit muamele görmüş, üstünlük ancak takva ölçüsüne bağlanmıştır.
Aksine davranışlar çok açık bir biçimde eleştirilmiş ve ayıplanmıştır. Ebu Zer’in yukarıda
tercümesini verdiğimiz hadiste bu konuda yaşadığı tecrübe konunun en çarpıcı
örneklerinden birini teşkil etmektedir. Diğer bazı rivayetlerde Ebu Zer’in (r.a.) karşılıklı
olarak atışıp hakaret ettiği kişinin Bilal-i Habeşi (r.a.) olduğu ve ona en sonunda “Ey kara
kadının çocuğu!” diye hitab ettiği, Bilal-i Habeşi’nin de buna son derece üzüldüğü
nakledilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.) bu durumu duyunca Ebu Zer’i açık bir şekilde
uyarmış ve cahiliye döneminden kalma, insanlar arasında ırkçılık ya da statü farklılığına
dayalı ayırım yapma gibi kötü anlayışların İslam’da yeri olmadığını belirtmiştir. Aksine
köle veya hizmetçi olsa bile Müslümanların eşit statüde olduklarını ve din kardeşi olarak
muamele edilmesi gerektiğini beyan etmiştir. Rivayete göre Hz. Peygamber’den bu uyarıyı
alan ve hatasını anlayan Ebu Zer, Bilal’in yanına giderek ondan özür dilemiş ve kafasını
yere koyarak ayağıyla basmasını ve affetmesini istemiştir. Ebu Zer o tarihten sonra Hz.
Peygamber’in tavsiyesine harfiyen uyarak kendisi ne yiyorsa köle veya hizmetçisine de
ondan yedirmiş, ne giyiyorsa ona da aynısını giydirmiştir.
15
Hz. Peygamber (s.a.) Müslümanlar arasındaki din kardeşliği bağını canlı tutmak,
kardeşlik duygularını pekiştirmek için pek çok sözlü tavsiyede bulunmuş ve fiili olarak da
uygulamalar yapmıştır. Bunların başında, Mekke’den gelen muhacirler ile Medine’de
onlara kucak açan ensar arasında birebir kurduğu kardeşlik anlaşması (muahat)
gelmektedir.
Müslümanlar arasındaki bu kardeşlik duygusunun tabii sonuçlarından biri de maddi ve
manevi anlamda dayanışma içinde olmaktır. Bir müslümanın diğer müslümanla din kardeşi
olması ona maddi açıdan destek olmayı da gerektirir. Bu sebeple yukarıda işaret olunan
muahat yani kardeşlek anlaşması çerçevesinde Medineli Müslümanlar olan ensar, Mekkeli
Müslümanlar olan muhacirler ile her şeylerini paylaşmışlar, sadece manevi anlamda değil,
maddi olarak da ellerinden gelen ne varsa kardeşlerine bağışlamışlardır. Hz. Peygamber
yukarıda tercümesini verdiğimiz hadis-i şeriflerde Müslümanların birbirleriyle olan
alışverişlerinde, ticaretlerinde, borç-alacak ilişkilerinde müsamahalı ve kolaylaştırıcı
olmayı tavsiye etmiş, bir müslümanı maddi sıkıntıdan kurtarmanın ahiretteki sıkıntılardan
kurtulmaya vesile olacağı müjdesini vermiştir. Nitekim Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet
olunan hadiste de Hz. Peygamber borcunu ödemekte zorlana kişiye kolaylık gösterenin
veya borcu silenin kıyamet günü Allah’ın arşı altında gölgelendirileceğini ifade etmiştir
(Tirmizi).
Borçluya kolaylık gösterme ile ilgili Huzeyfe hadisinde dikkat edilirse söz Peygamber’e
izafe edilmeden sahabinin sözü olarak nakledilmiştir. Hadis usulünde şeklen bu tür ifadeler
sahabi kavli, yani mevkuf hadis olarak görülse de yine usul gereği, sahabinin burada
olduğu gibi kendi içtihad ve reyi ile bilemeyeceği konulardaki söz ve ifadeleri hükmen
merfu kabul edilmiştir. Çünkü Huzeyfe’nin (r.a.) Peygamber’e nispet etmese bile hesap
gününe ait bir sahneyi kendi reyi ile bilmesi mümkün değildir. Nitekim hadisin devamında
orada bulunan diğer iki sahabi, Ukbe b. Amir ve Ebu Mes’ud el-Bedri bunu bizzat Hz.
Peygamber’in (s.a.) ağzından duyduklarını söyleyerek Huzeyfe’ye şahitlik etmişler ve
onun sözünün Peygamber’e ait olduğunu belirtmişlerdir. Ebu Mes’ud’un naklettiği hadis
benzer lafızlarla yukarıda kaydedilmiştir.
Sonuç olarak Müslümanlar arasında din kardeşliğinin tesisi ayet ve hadislerde temel bir
prensip olarak telkin ve tavsiye edilmiştir. Bu kardeşliğin tabii sonucu olarak Müslüman
olan herkes Allah katında eşit sayılmış, tek üstünlük ölçüsü olarak takva kabul edilmiştir.
Bu yüzden Müslümanlar, ibadetten, alışverişe kadar hayatın her alanında eşit muameleye
tabi tutulmuş, birbirlerine karşı müsamahakar davranmaya teşvik edilmiştir. Sosyal
ilişkilerde gözetilmesi gereken bu kardeşlik ve dayanışma ruhu Müslüman toplumu ayakta
tutan en önemli unsurların başında gelmektedir. Bu ruhun kaybolması toplumda huzur,
barış ve saadetin de kaybolması sonucunu verecektir.
10.2.5. Su-i zandan Kaçınma
ِ
ِ
ِ
ِ ِ ‫عن أ ُِّم امل ْؤِمنِني‬
َّ‫ فَ َحدَّثْتُهُ ُث‬. ً‫ورهُ لَْيال‬
ْ َ‫صفيَّةَ بْنت ُحيَ ٍّي َرض َي اللَّه َعْن َها قَال‬
ُّ ‫ َكا َن الن‬: ‫ت‬
َ ‫َّيب‬
َ َ ُ َْ
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ُ ‫ فَأَتَْيتُهُ ُأز‬،ً‫وسلَّم ُم ْعتَكفا‬
ِ
. ‫رعا‬
َّ َ‫ ف‬، ‫ فَ َمَّر َر ُجال ًن ِم َن األنْصا ِر رضي اللَّه َعْن ُهما‬، ‫ فَ َق َام َمعِي لِيَ ْقلِبَِّن‬، ‫ت ألنْ َقلِب‬
َّ ِ‫لما َرأيَا الن‬
َ ‫أس‬
ُ ‫قُ ْم‬
ْ ‫وسلَّم‬
َ ‫َّيب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
16
ِ ‫ « علَى ِرسلِ ُكما إنَّها‬: ‫ال صلّى اهلل علَي ِه وسلَّم‬
َّ « : ‫ال‬
‫إن‬
َ ‫ فَ َق‬، ‫ول اللَّه‬
َ ‫ارس‬
ُ ُ‫صفيَّة‬
َ َ َ ْ َ
َ َ ‫فَ َق‬
ُ َ‫ ُسْب َحا َن اللَّه ي‬: َ‫بنت ُحيَ ٍّي » فَقاال‬
َ َْ ُ
ِ ‫إين خ ِشيت أ ْن ي‬
ِ
ِ
‫متفق عليه‬
َ َ‫ف يف قُلُوبِ ُك َما َشرا ْأو ق‬
َ ‫قذ‬
َ ‫الشَّْيطَا َن َْجي ِري م ْن ابْ ِن‬
ٌ » ً‫ َشْيئا‬: ‫ال‬
َ ُ َ ِّ ‫ َو‬، ‫آد َم َُْمَرى الدَّم‬
31-Müminlerin annesi Safiyye bt. Huyey’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle
demiştir: “Nebi (s.a.) itikaftaydı. Bir gece onu ziyarete geldim. Onunla konuştum, sonra
ayrılmak üzere kalktım. Beni geçirmek için o da benimle birlikte kalktı. O esnada ensardan
iki adam yanımızdan geçti. Peygamber (s.a.)’i görünce hızlandılar. Bunun üzerine
Peygamber (s.a.): “Durun bakalım! Bu Safiyye bt. Huyey’dir” dedi. Adamlar “Sübhanallah
ya Rasulallah!” dediler. Hz. Peygamber cevaben şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz şeytan
insanın kan damarlarında dolaşır. Ben şeytanın sizin kalplerinize bir kötü düşünce (veya
ravinin ifadesine göre “bir şey”) düşürmesinden korktum” (Buhari-Müslim).
‫عن أنس أن النيب صلى اهلل عليه وسلم كان مع إحدى نسائه فمر به رجل فدعاه فجاء فقال يا فالن هذه زوجف فالنة فقال‬
‫يا رسول اهلل من كنت أظن به فلم أكن أظن بك فقال رسول اهلل صلى اهلل عليه وسلم «إن الشيطان جيري من اإلنسان ُمرى‬
‫مسلم و امحد‬
ٌ ُ‫الدم» رواه‬
32-Enes b. Malik’ten (r.a.) rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.) hanımlarından
biriyle birlikteydi. O sırada oradan biri geçti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.) onu
çağırdı, Adam geldi. Peygamber (s.a.) ona dedi ki: “Ey falan, bu benim zevcem falandır!”
Adam dedi ki: Ya Rasulallah! Başkasına zanda bulunsam da sana zanda bulunmam. Bunun
üzerine Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki şeytan insanın kan damarlarında
dolaşır!” Hadisi Müslim ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
ِ ‫َعن أَِِب هري رةَ رضي اللَّه عْنه َعن رس‬
.‫ال « ُح ْس ُن الظَّ ِّن ِم ْن ُح ْس ِن الْعِبَ َادةِ » رواه أبو داود‬
َ َ‫ ق‬-‫صلى اهلل عليه وسلم‬- ‫ول اللَّ ِه‬
َُ ْ
َ َْ ُ ْ
33-Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre, onun da Rasulullah’tan (s.a.)
naklettiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Hüsn-i zan beslemek güzel ibadet
cümlesindendir.” Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.
ٍ
ِ ِ
َّ
ِ ‫َّج ُّس‬
‫ ولكِ ْن‬، ‫س‬
َ ، ً‫ ه َذا فُال ٌن تَ ْقطُُر ِحلْيَتُهُ ََخرا‬: ُ‫قيل لَه‬
َ ‫ إنَّا قَ ْد ُُنينَا ع ِن الت‬: ‫فقال‬
َ َ‫ع ِن اب ِن مسعود رضي الله َعْنهُ أنَّهُ أُت َى بَر ُج ٍل ف‬
ٍ ‫ رواه أبو داود بإس‬.‫ديث حسن صحيح‬
ِِ َ‫ ن‬، ‫إن يظهر لَنَا َشيء‬
.‫ناد َعلى َش ْر ِط البخاري ومسل ٍم‬
ُ ٌ
ْ
ٌ
ٌ َ َ ٌ ‫ َح‬، ‫أخ ْذ به‬
َْ
34-İbn Mes’ud’dan (r.a.) rivayet olunduğuna göre, onun huzuruna bir adam getirildi ve
ona dendi ki: Bu falan kişidir, sakalından şarap damlıyor. Bunun üzerine İbn Mes’ud şöyle
dedi: “Hiç şüphesiz biz tecessüsten nehyolunduk. Fakat bize zahiren bir şey görünürse biz
o zaman onu dikkate alırız.” Hadis hasen sahih bir hadistir. Ebu Davud, Buhari ve
Müslim’in şartlarına uyan bir senedle rivayet etmiştir.
Açıklama:
Başkası hakkında kötü bir düşünce besleme, yanlış bir zan ve kanaate sahip olma
manasına gelen su-i zan Kur’an-ı Kerim’in hükmüyle yasaklanmıştır (Hucurat 49/12). Hz.
Peygamber de muhtelif hadislerinde Müslümanların birbirlerine su-i zan edip
17
çekiştirmelerini ayıplamıştır. Yalan yanlış bilgilere ya da ön yargılara dayanarak
başkalarının gıybetini yapmak, Kur’an-ı Kerim tarafından ölmüş kardeşinin etini yemek
gibi çirkin addedilmiştir. Buna mukabil insanlar hakkında iyi düşünmek, bir durumla
karşılaşıldığında hemen kötüye yormamak, başka bir ifadeyle hüsn-i zan sahibi olmak her
zaman teşvik edilmiştir. Nitekim yukarıdaki hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.) insanlar
hakkında iyi düşünmeyi, iyi düşünce ve zanna sahip olmayı bir nevi ibadet olarak
nitelendirmiştir.
Hüsn-i zan sahibi olmak, yani iyi düşünceler taşımak, günümüzün yaygın tabiriyle
etrafa pozitif enerji yaymak demektir. Su-i zan sahibi olmak da etrafa negatif enerji
yaymak sonucunu doğurur ki bu da kişinin hem kendine hem de çevresine zarar vermesine
sebep olur. Şu halde aslolan iyiliktir, iyi düşünmektir. Bir İslam büyüğünün ifade ettiği gibi
“Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır”.
Yukarıdaki hadis-i şerifler su-i zan etmek kadar su-i zanna meydan verecek söz,
davranış ve durumlardan kaçınmak gerektiğini de ihtar etmektedir. Hz. Peygamber bu
olayda hem su-i zan etmenin yanlış olduğunu göstermiş, hem de yanlış anlaşılmaya müsait
bir durum olması ihtimaline binaen uyarıda bulunma ihtiyacı hissetmiştir. Esasında oradan
geçen ensarilerin su-i zanda bulunmadıkları “Sübhanallah ya Rasulallah” ifadelerinden
anlaşılmakta ve Hz. Peygamber de bunu bilmektedir. Ancak şeytanın her an insanın içine
bir kötü fikir atması ve vesvese vermesi mümkündür. Bunun için Hz. Peygamber asıl
vermek istediği mesajı ifade etmek üzere “Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır”
buyurmuştur. Buradaki dolaşma ifadesini hem hakiki, hem mecazi manada anlamak
mümkündür. Ulema genellikle şeytanın damarlarda dolaşmasını, onun insana vesvese
vermesinden kinaye olarak değerlendirmiştir. Bu anlamda Türkçemizde de “kanına
girmek” tabiri kullanılır ki gerçek manada değil, mecazi manada insanın aklını çelmek ve
etkisi altına almak anlamında bir ifadedir. Bununla birlikte farklı bir yaratılışı olması
hasebiyle şeytanın hakiki manada insanın damarlarında dolaşması da mümkündür. Her
halükarda sonuç değişmeyecektir: Her iki durumda da şeytanın insana kötü düşünceler
telkin etmesi ve insanı kötülüğe sevketme amacı söz konusudur. Şu halde şeytanın, Allah
korkusu olmayan, kendini dua, ibadet ve takva ile korumayan dini bilgi, inanç ve şuuru
zayıf insanların kanına girmesi ve onları aldatması çok daha kolay olacaktır. Günümüzde
işlenen nice kötülük, cinayet ve kabahat, dini konularda cahil ve şuursuz insanların
şeytanın iğvalarına çok çabuk kapıldıklarını göstermektedir.
Diğer taraftan bu hadis Hz. Peygamber’in (s.a.) yanlış anlamaya, su-i zanna mahal
vermeme konusunda ne kadar büyük bir hassasiyete sahip olduğunu da göstermektedir.
Başka bazı rivayetlerde töhmet noktalarından uzak durulması tavsiye edilmiştir ‫اضع‬
َ ‫اتقوا مو‬
‫ُّهم‬
َ ‫( الت‬Buhari, Tarih; Gazali, İhya; Münavi, Künuzu’l-hakaik, Acluni, Keşfu’l-hafa). Yine
Hz. Peygamber kişinin mahremi olmayan biriyle aynı mekanda yalnız kalması durumunda
üçüncü kişinin şeytan olacağını bildirmiştir (Nesai, Sünen-i Kübra). Bu rivayetler de su-i
zan yapmamak kadar, su-i zanna mahal vermemeyi ve yanlış anlamaya sebep olacak
işlerden uzak durmayı da tavsiye ve telkin etmektedir. Çünkü kötülüğe yakın olmak, ona
düşme ihtimalini arttırır, uzak olmak da ondan emin olmayı garanti eder.
18
10.2.6. Koğuculuk Yapmama
ِ
. ‫متفق عليه‬
ُ ‫رس‬
َ ُ‫َع ْن ح َذيْ َفةَ رضي اللَّه عنه‬
ٌ »‫ « ال يَ ْد ُخ ُل اجلنةَ َّنَّ ٌام‬: ‫وسلَّم‬
َ ‫ول اللَّه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ُ ‫ قال‬: ‫قال‬
35-Huzeyfe (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Rasulullah (s.a.) şöyle
buyurdu: “Koğuculuk yapan cennete giremez.” (Buhari-Müslim).
ِ
ِ
ِ ‫ وما ي ع َّذب‬، ‫ «إنَّهما ي ع َّذبان‬: ‫مر بَِقَبي ِن فقال‬
ٍ ‫َع ْن ابن َع‬
َّ ‫باس رضي اللَّه َعْن ُه َما‬
‫ان يف َكب ٍري‬
ْ َّ : ‫وسلَّم‬
َُ َ ُ
َ ‫أن َر ُسول اللَّه‬
َ َُ ََ
َ ‫صلّى اهللُ عَلَْيه‬
ِ ِ ِ ‫ و َّأما اآلخر فَ َكا َن ال‬،‫َّميم ِة‬
ِ
ِ
‫ وهذا لفظ إحدى‬، ‫متفق عليه‬
ٌ . » ‫يستَرتُ م ْن بوله‬
َ ‫ َّأما‬: ‫بري‬
ٌ ‫ بَلى إنَّهُ َك‬،
ْ
َ ‫ فَ َكا َن ميشي بالن‬، ‫أح ُدمهَا‬
ُ
. ‫روايات البخاري‬
36-İbn Abbas’tan (r.a.) rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.) iki kabrin yanından
geçti ve buyurdu ki: “Bu kabirdekiler azab görüyorlar. Fakat kendilerince büyük olan bir
günahtan dolayı azab görmüyorlar. Bilakis günahları büyüktür. Bunlardan biri koğuculuk
yapar, insanlar arasında laf taşırdı. Diğeri ise idrarından sakınmazdı.” (Buhari-Müslim).
Buradaki rivayet Buhari’nin rivayetlerinden birinin lafzıdır.
ٍ ‫عن ابن مسع‬
ِ
ِ
ِ ‫بني الن‬
َّ ُ‫ود رضي اللَّه عْنه‬
» ‫َّاس‬
ْ ‫الع‬
َ ْ ُ‫ ال َقالَة‬، ُ‫ضهُ ؟ هي النَّميمة‬
َ ‫ « أال أُنَبِّئ ُكم ما‬: ‫وسلَّم قال‬
َ ‫أن النيب‬
ُْ
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
. ‫رواه مسلم‬
37-İbn Mes’ud’dan (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.) şöyle buyurdu: “Adh nedir
size bildireyim mi? O koğuculuktur, insanlar arasında laf taşımaktır.” Hadisi Müslim
rivayet etmiştir.
ٍ ‫عن ابن مسع‬
ِ
ِ ُ ‫قال رس‬
، ً‫أح ٍد َشْيئا‬
َ ُ‫ود رضي اللَّه عنه‬
ْ ‫ « ال يُبَلِّ ْغِّن أح ٌد من‬: ‫وسلَّم‬
َ ‫ول اللَّه‬
ُْ َ
َ ‫عن‬
ْ ‫أصحايب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ُ َ َ : ‫قال‬
ِ ْ ‫ب أ ْن أ‬
. ‫الص ْد ِر » رواه أبو داود والرتمذي‬
ِّ َ‫ف‬
َّ ‫سليم‬
ُّ ‫إين أ ُِح‬
ُ ‫َخُر َج إ ْلي ُك ْم وأنا‬
38-İbn Mes’ud’dan (r.a.) rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Rasulullah (s.a.) şöyle
buyurdu: “Ashabımdan herhangi biri bir başkası hakkında bana bir söz ulaştırmasın. Çünkü
ben sizin yanınıza gönlüm huzur içinde çıkmak istiyorum.” Hadisi Ebu Davud ve Tirmizi
rivayet etmiştir.
Açıklama:
Sosyal ilişkilerde dikkate alınması gereken en önemli hususlardan biri de koğuculuktan
kaçınmaktır. Arapça ifadesiyle nemime, insanlar arasında ara bozmak ve bozgunculuk
yapmak, fitne çıkarmak maksadıyla laf getirip götürmektir. Koğuculuk kötü bir ahlak
olduğu kadar zararı başkalarına da sirayet eden ve toplumsal bir boyut kazanan manevi bir
hastalıktır. Koğuculukta iki kişi arasında, kişilerin birbirleri hakkında söyledikleri sözleri
taşıma sözkonusu olduğu için gıybetten daha ağır bir durum vardır. Bu sebeple koğuculuk
yapmak haram kabul edilmiştir. Nitekim Hz. Peygamber yukarıda kaydedilen hadisinde
koğuculuk yapanın cennete giremeyeceğini belirtmiştir. Bu demektir ki koğuculuğu
küçümseyerek veya caiz görerek yapan ebediyyen cennete giremeyecektir. Çünkü bir
haramı helal saymış olacaktır. Veya hadisi, bunu mübah görmeksizin koğuculuk yapan
19
cezasını çekmeden cennete giremez, şeklinde anlamak da mümkündür. Her halükarda
hadis, koğuculuğun ne kadar ağır bir günah olduğunu ifade etmektedir. Nitekim diğer
hadiste koğculuk yapan kişinin bunu önemsemediği, fakat bundan dolayı kabrinde azap
çektiği açıkça ifade edilmiştir.
Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.) zaruret veya korku, fesat ya da bir ihtiyaç
bulunmaksızın halkın bazı konuşmalarının yöneticilere ulaştırılmasının gereksizliğine
işaret etmiş ve bunun gönül huzuruna engel olduğunu söylemiştir. Böylece insanların
önemli önemsiz her işte laf taşımalarının ve boş işlerle uğraşmalarının ve belki
jurnalciliğin önüne geçmek istemiştir. Diğer bir hadisin ifadesiyle “Malayaniyi yani
kendini ilgilendirmeyen şeyleri terketmek kişinin müslümanlığının güzelliğindendir.”
(Tirmizi, İbn Mace). Bu bir bakıma yöneticilerin de lüzumsuz yere meşgul edilmemesi
gerektiğini de ihtar etmektedir.
Koğuculuk yapmak toplum huzurunu bozan, insanlar arasındaki ilişkileri koparan, hüsni zannı yokedip, su-i zannı yerleştiren en kötü huylardandır. Halbuki İslam insanların
birbirleriyle kaynaşmalarını, birbirlerini sevmelerini ve dayanışma içinde sevgi ve huzur
dolu bir toplum oluşturmayı hedeflemektedir. Nemime yani koğuculuk İslam’ın bu
kardeşlik ve birlik ruhuna tamamen aykırı bir davranış biçimidir.
Günümüzde sadece insanlar değil, kurumlar da koğuculuk yapmaktadır. Özellikle bazı
medya kuruluşlarının yaptığı bir nevi koğuculuktur. Bir politikacının sözünü diğerine
nakledip onun görüşünü almak, insanların doğrudan diyaloğunu ortadan kaldırmakta ve
bazen yanlış anlamalara, çoğu zaman da ihtilafların derinleşmesine hizmet etmektedir.
Zaten medya kelimesinin kendisi da “aracı” demektir. Ancak bu aracılık her zaman iyi
sonuçlar vermemektedir.
Sonuç olarak insanların faydasına olmak üzere aracılık yapmak, birbirine küs iki
müslümanı barıştırmak için birbirleri hakkında iyi sözler nakletmek nemime kapsamında
değerlendirilemez. Bilakis ara bulmak için bazen bu konuda yalan söylemek tecviz
edilmiştir. Ancak ara bozmak, fitne çıkarmak, insanları birbirine düşürmek maksadıyla
yapılan her türlü laf taşıma haram kabul edilip yasaklanmıştır.
ÖZET
İnsan yaratılışı itibariyle sosyal bir varlıktır. İlk insan Hz. Adem’den itibaren hep
topluluk içinde yaşayagelmiştir. Dolayısıyla toplumda sosyal ilişkiler bir vakıadır.
İnsanların toplum içinde birbirleriyle münasebetlerini ifade eden sosyal ilişkilerin hem
hukuki, hem ahlaki/vicdani boyutları bulunmaktadır. İslam dini getirdiği ölçü ve
prensiplerle insanların birbirleriyle olan münasebetlerini hem dünyevi, hem uhrevi
çerçevede faydalı sonuçlar verecek şekilde düzenlemiştir. Ayet-i kerimeler insanlar
arasındaki münasebetlerde ırk, soy, asalet, servet gibi unsurların değil, takvanın esas
olduğunu hükme bağlamıştır. Takva en kısa ifadesiyle Allah’ın emir ve yasaklarına
riayettir. Hz. Peygamber de söz, fiil ve davranışları kısacası yaşayışıyla yani sünnetiyle
sosyal münasebetler konusunda Kur’an-ı Kerim’in getirdiği ölçüleri pratiğe dökmüş ve
insanlara örneklik teşkil etmiştir. Ünitede sosyal ilişkilerin en önemli unsurlarından olan
20
hasta ziyareti, kardeşlik, dayanışma, arkadaşlık, su-i zandan kaçınma gibi konularda Hz.
Peygamber’in sunduğu örneklerden seçmeler sunulmuştur.
10.3. DEĞERLENDİRME SORULARI
1-İslam’a göre sosyal ilişkilerde temel ölçü aşağıdakilerden hangisidir?
a)-Asalet
b)-Takva
c)-Irk
d)-Zenginlik
e)-Makam
2-Aşağıdakilerden hangisi hadiste zikredilen müslümanın Müslüman üzerindeki
haklar arasında yer almaz?
a)-Öldüğünde cenazesine katılmak
b)-Aksırdığında dua etmek
c)-Selam verdiğinde selamını almak
d)-Davet ettiğinde davetine icabet etmek
e)-Borç istediğinde borç vermek
3-Hadiste geçen ‫اطعوا‬
ُ ‫ وال تَ َق‬ifadesinin karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?
a)-Birbirinizle çatışmayın.
b)-Birbirinize sırt çevirmeyin.
c)-Birbirinize buğz etmeyin.
d)-Birbirinizden kopmayın.
e)-Birbirinize hased etmeyin.
4-Hadiste geçen “Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır” ifadesi ne anlama gelir?
a)-Şeytan insana vesvese verir.
b)-Şeytan insanı aldatır.
c)-Şeytan insanı yoldan çıkarır.
d)-Şeytan insanın düşmanıdır.
e)-Şeytan insana hakim olur.
5-Hadiste geçen ‫ وإذا استنصحك فانصح له‬ifadesi ne anlama gelmektedir?
a)-Sen nasihat ettiğinde o nasihatını kabul etsin.
21
b)-Sana nasihat ettiğinde, nasihatını kabul et.
c)-Senden nasihat istediğinde ona nasihat et.
d)-Sana nasihat olunduğunda, nasihatı kabul et.
e)-Sana nasihat gerektiğinde nasihat et.
10.4. KAYNAKLAR
Ayni, Umdetü’l-kari Şerhu Sahihi’l-Buhari, Kahire, ts.
Mustafa Said el-Hin vdğ., Nüzhetü’l-müttakin şerhu Riyazi’s-salihin, Beyrut 1991.
Nevevi, Riyazu’s-salihin, trc. ve şrh. M. Yaşar Kandemir-İ. Lütfi Çakan-Raşit Küçük, İstanbul 2001.
Nevevi, Riyazu’s-salihin, trc. Mehmed Emre, İstanbul, ts.
Değerlendirme Soruları Cevap Anahtarı
1-b
2-e
3-d
4-a
5-c
22
Download

Sosyal İlişkiler - sauPORT