SİLOPİ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ 9. SINIF SAĞLIK BİLGİSİ DERS NOTLARI
AKIL VE RUH SAĞLIĞI
Akıl ve ruh sağlığını "kişinin kendisi ve çevresi ile dengeli ve uyumlu bir ilişki
sürdürebilmesi" olarak tanımlayabiliriz.
Akıl ve ruh sağlığı yerinde olan bir insan;
• Kendisiyle uyumlu olmalıdır. Nedeni belli olmayan ve uzun süren kaygı, kuruntu ve
kuşkulardan uzak olmalıdır. Günlük kaygılar, üzüntüler her sağlıklı insanda vardır ve ruhsal
uyumsuzluk belirtisi sayılmaz.
• Çevresindeki kişilerle arkadaşlıklar kurabilmeli ve bu ilişkileri devam ettirebilmelidir.
• İnsanlara karşı sevgi ve saygıyla davranabilmelidir.
• Kendine güvenmeli, yeteneklerini gerçekçi gözle değerlendirebilmelidir.
• Toplumda yeri ve görevi olduğu bilinciyle yeteneklerini geliştirmeli, çalışmalarından,
başarısından zevk almalıdır.
• Geleceğe yönelik hedefleri olmalıdır. Hedeflerine ulaşmak için çalışmalıdır.
• Zorluklarla baş edebilecek güce sahip olmalıdır. Başarısızlıktan yılmamalı, zorlukla
karşılaşınca kendini bırakmamalıdır. Geleceğe yönelik umudu ve mücadele gücü ile
karşılaştığı engelleri yenmeye çalışmalıdır.
• Kendi başına kararlar alabilmeli, bu kararları uygulamalı ve sorumluluğunu
taşıyabilmelidir.
• Yaşadığı toplumla ters düşmeyen değerleri ve inançları olmalıdır. Bunun yanı sıra
başkalarının inanç ve görüşlerine saygı duymalı, hoşgörülü olmalıdır.
• Çalışmak kadar dinlenmeyi de bilmeli; spor, sanat gibi uğraşları da olmalıdır.
Akıl ve Ruh Sağlığını Etkileyen Etmenler
A. Akıl ve Ruh Sağlığını Etkileyen Kişisel Etmenler
Kişisel etmenleri yaş, cinsiyet, kişisel alışkanlılar, meslek, medenî durum ve beden
sağlığı olarak sıralayabiliriz.
B. Akıl ve Ruh Sağlığını Etkileyen Çevresel Etmenler
Dış çevreden kaynaklanan etmenler de akıl ve ruh sağlığını etkiler. Bunlar aile, sosyal,
kültürel ve ekonomik etmenler, Doğal Afetler ve bazı zorlayıcı durumlar olarak
gruplandırılabilir.
3Akıl ve Ruh Sağlığını Korumak, Devamını Sağlamak İçin Alınması Gereken
Önlemler
Akıl ve ruh sağlığını korumak için kişi;
• Kendini tanımalı, olumlu ve olumsuz yönleriyle kabul etmelidir. Olumlu davranışlarını
geliştirmeye, olumsuz davranışlarını ise azaltmaya çalışmalıdır.
• Evinde, okulunda veya iş yerinde çalışmalı, kendisine ve topluma yararlı olmalıdır.
• Yeteneklerini bilmeli, verimli uğraşlar edinmelidir. Böylece hem yararlı işler yapılır hem
de ruhen dinlenme sağlanmış olur.
• Geleceğe yönelik hedefleri olmalıdır. Hedefine ulaşmak için çaba göstermelidir. Böylece
yaşamak için bir amacı olur.
• Toplumda bir yeri olduğunu bilmelidir.
• Olaylar karşısında toplumun gereklerine göre davranmalı, kendini toplumdan
soyutlamamalıdır. Aynı zamanda kendi kişilik özelliklerini de koruyabilmelidir.
• Başarısızlıktan yılmamalı, yeni durumlara gerçekçi değerlendirmeler yaparak uyum
sağlamalıdır.
• Farklı görüşlere karşı anlayışlı ve hoşgörülü yaklaşmalı, farklı düşüncelere sahip kişilerle
iş birliği yapabilme yeteneğine sahip olmalıdır.
Akıl ve ruh sağlığı konularında çalışan uzmanlık dalları, psikolojik danışma ve
rehberlik hizmetleri, psikoloji ve psikiyatridir.
Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri, kendini ve başkalarını anlama,
yeteneklerini kullanma, doğru tercihler yapma, insan ilişkilerinde karşılaştığı sorunlara
çözüm bulma, yaşamını ve geleceğini planlama becerilerini kişilere kazandıran faaliyetler
olarak tanımlanabilir.
Psikolojik danışman ve rehber, bireyin kişisel gelişimlerini artırmak için rehberlik eder.
Örneğin öğrencilere başarı ya da başarısızlıkları, sınav kaygısı vb. sorunlarda yol gösterir.
Psikoloji (ruh bilimi), insan davranışlarını bilimsel yöntemlerle inceleyen bilim dalıdır.
Psikoloji eğitimini tamamlamış, ruh ve zihin faaliyetlerini ve bunların sonucunda ortaya
çıkan davranışları inceleyen bilim insanları psikolog adını alır.
Psikiyatri (ruh sağlığı ve hastalıkları), kişinin zihinsel ve duygusal yetilerinde,
davranışlarında, çevreye uyumunda görülen bozuklukların tanımlanması, tedavisi ile
ilgilenen tıbbi uzmanlık alanıdır.
Psikiyatrist, tıp eğitimini tamamlamış ve uzmanlığını psikiyatri ana bilim dalında
yapmış olan tıp doktorudur. Ruh hastalıklarının tedavisinde ilaç yazma yetkisi yalnız
psikiyatristlerdedir
Koruyucu ruh sağlığı hizmetleri
Koruyucu ruh sağlığı hizmetleri; birincil, ikincil ve üçüncül olmak üzere üçe ayrılır.
Bunlardan birincil koruyucu ruh sağlığı hizmetleri, ruh sağlığı bozulmadan önceki
çalışmaları kapsar. Bu çalışmalar, ruh sağlığını tehdit eden etmenleri bulmaya ve
gidermeye çalışmak amacını taşır. Ayrıca ruh sağlığının korunması konusunda eğitimler
verilmesi de birincil korumayı oluşturur. Halk eğitim merkezleri, psikolojik danışma ve
rehberlik servisleri, okulların rehberlik servisleri birincil koruma hizmeti verirler.
İkincil koruyucu ruh sağlığı hizmetleri, ruh sağlığı bozulan kişilerin erken tanı ve
tedavilerini kapsayan sağlık hizmetleridir. Bu amaçla hastanelerin psikiyatri bölümlerine
veya birincil koruyucu ruh sağlığı hizmeti veren kuruluşlara gidilir. Tedavi, ilaçla veya
psikoterapi ile yapılır. Psikoterapide hekim ile hasta karşılıklı görüşerek sorunların sebebini
anlamaya ve çözmeye çalışır.
Üçüncül koruyucu ruh sağlığı hizmetleri, ruh sağlığı bozulan kişilerin topluma
kazandırılması ve yeniden hastalanmalarının önlenmesini içine alan rehabilitasyon
hizmetleridir. Bu hizmetler, üniversite hastanelerinin psikiyatri bölümleri, ruh ve sinir
hastalıkları hastaneleri ve rehabilitasyon merkezlerinde yürütülür.
Stres Kavramı
Stres, vücudun uyum gerektiren içsel veya dışsal bir uyarana verdiği tepki olarak
tanımlanabilir. Vücut, değişimi tehdit olarak algılar ve bu tehditten kaçmak ya da onunla
savaşmak için birtakım tepkiler verir.
Uyum sağlamamız gereken yeni durumlar ve bu nedenle yaşadığımız stres olumlu
olabilir. Olumlu stres kaynaklarına üniversiteyi kazanmak, yeni bir işe girmek, evlenmek
gibi örnekler verebiliriz. Bu olumlu durumların yarattığı stresle başa çıktığımızda
olgunlaşırız. Kendimize güvenimiz ve yeni durumlara uyum yeteneğimiz artar. Bazı
durumlarda ise insan, hoş olmayan durumlara uyum sağlamak zorunda kalabilir. Buna
örnek olarak bir yakının ölümü, problemli ilişkiler, boşanma, işten çıkarılma vb. durumlar
verilebilir.
Stresle Başa Çıkmanın Yolları









İleriye dönük hedefler gerçekçi olmalıdır.
Her gün kendimize en azından yarım saat vakit ayırmak, bu süre içinde sevdiğimiz
bir hobiyle uğraşmak rahatlamamıza yardımcı olur.
Düzenli beslenme ve düzenli uyku, strese karşı toleransımızı artırır.
Sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklar, stresimizi azaltmaz, aksine daha da artırır.
Hayatta her zaman aksilikler olabileceğini unutmamalıyız. Bir aksilikle
karşılaştığımızda esnek olmaya çalışarak bunun yarattığı yeni duruma adaptasyon
yeteneğimizi geliştirebiliriz.
Yaşamda her şey kontrolümüz altında değildir. Gerektiğinde kontrolümüzün
olmadığı olaylara karşı kabullenici olmanın hayatımızı kolaylaştıracağını bilmeliyiz.
Sosyal hayat, stresten uzak kalmamıza yardımcı olur.
Düzenli günlük tutmak gibi duygu ve düşüncelerimizi yazmak olumsuz olayların
yükünden bir nebze de olsa kurtulmamızı sağlar.
Stresle başa çıkamadığımızı düşündüğümüzde bir uzman desteği almak doğru bir
davranıştır.
Sınav Kaygısı Nedir?
Sınav öncesi bir miktar stres hisseden öğrenci, ders çalışmak için motive olabilir.
Ancak bu stres, sınav başarısının düşmesine neden oluyorsa bu duruma sınav kaygısı adı
verilir. Sınav kaygısı olan öğrencide, sınav öncesi terleme, kalp çarpıntısı, titreme, baş
ağrısı gibi fiziksel; bütün bildiklerini unutma korkusu gibi duygusal belirtiler meydana
gelebilir.
Sınav Kaygısı ile Başa Çıkmak İçin Neler Yapılmalıdır?
Sınav kaygısı arttığı zaman bedende birtakım değişiklikler olur. Solunum hızlanır,
kalp normalden daha fazla artar, kaslar gerilir. Bedende meydana gelen bu değişiklikler
insanın duygusal durumunu etkiler. Soruyu okumakta ve anlamakta zorluk çekilir.
Şimdi sınav kaygısı ile baş etmenin yollarını sırasıyla inceleyelim.
 Doğru Nefes Alma Egzersizi
 Düzenli Fiziksel Aktivite
 Düşünce Biçimini Düzenlemek
Sınav Öncesinde Yapılması Gerekenler Günü gününe ders çalışınız. Eğer bunu, bir
sınav için yapamadıysanız paniklemeyip ümidinizi kaybetmeyiniz. Sınava uykusuz
girmeyiniz ve sınavdan en az 1 saat önce çalışmayı bırakınız.
Sınav Sırasında Yapılması Gerekenler Sınav sorularına bir göz atıp kendinize bir plan
yapınız. Nereden başlayacağınızı, hangi soruya ne kadar zaman ayıracağınızı belirleyiniz.
Eğer sınavda anlayamadığınız bir yer varsa sınav görevlisinden açıklama isteyiniz. Eğer
aklınıza, yapmaya çalıştığınız soru ile ilgili hiçbir şey gelmiyorsa başka bir soruya ya da
bölüme geçiniz. Başkalarına ya da kendinize dikkatinizi vermeyiniz.
Etkili İletişim Kurma Yolları
İnsanların duygu, düşünce ve bilgilerini beden hareketleri, konuşma, yazı gibi çeşitli
yollarla birbirlerine aktarmaları iletişim adını alır.
İletişimin gerçekleşebilmesi için şekil 4.1'de görülen mesaj, kaynak, kanal ve alıcı
ögelerine gereksinim vardır. Mesaj, karşı tarafa iletilen her türlü duygu, düşünce ve bilgi
olarak tanımlanabilir. Kaynak, mesajı gönderen; alıcı gönderilen mesajı alan kişidir. Kanal,
mesajı gönderirken kullanılan araç veya yöntemdir. Eğer varsa mesaja alıcının verdiği her
türlü yanıt da dönüt (geri bildirim) adını alır.
İletişim türleri sözlü, yazılı ve sözsüz iletişim olmak üzere üç çeşittir.
Sözlü iletişim, karşılıklı konuşma ve dinleme etkinliklerini kapsar.
Yazılı iletişim; mektup, gazete, dergi ve kitaplardaki yazılar ve İnternet yazışmaları gibi
yazılar veya yazılı işaretler yoluyla yapılan iletişimdir.
Sözsüz iletişim ise kelimeler olmadan mesajların gönderilmesi ve karşı tarafça kabul
edilmesi şeklindedir. Bu mesajların iletim yolu el, kol hareketleri, jestler ve mimikler, yüz
ifadeleri, dokunma vb. şekillerde olabileceği gibi direkt nesnelerle iletişim (giyim, saç şekli,
dekorasyon) de olabilir.
A. İletişim Engelleri










Emretme, Yönetme:
Uyarma, Tehdit Etme:
Ahlak Dersi Verme:
Öğüt Verme:
Ön Yargılı Olma:
Övme:
Ad Takma, Etiketleme:
Tahlil Etme, Teşhis Koyma:
Teselli Etme:
İnceleme, Soruşturma:

Konu Değiştirme, İşi Alaya Alma:
Etkili İletişimin Sosyalleşmedeki Önemi
Sosyalleşme, kişinin toplumdaki kuralları, gelenek ve görenekleri, toplumdaki
alışkanlıkları ve bulunduğu toplumun kültürünü öğrenmesi olarak tanımlanabilir. İnsanlar
doğduğu andan itibaren sosyalleşme süreci içine girerler. Bu sürecin sağlıklı devam
etmesinde etkili iletişimin rolü çok büyüktür. Diğer insanlarla sürekli bir iletişim hâlinde
olan insan, bir şeyler öğrenmeye devam eder. İletişimdeki sorunlar ve engeller aşıldıkça
iletişim etkili bir hâle gelir. Sosyalleşme sürecinde ilişkilerimiz de o kadar güçlü ve sağlıklı
olur.
Şiddet ve İstismar
Şiddetin Çeşitleri
Şiddet ve İstismar Güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan
zarar görmesine neden olan bireysel ya da toplu hareketlerin tümü şiddet olarak
adlandırılır. Şiddet, genel olarak bireysel ve yapısal olmak üzere ikiye ayrılabilir:
1. Bireysel Şiddet
Bir kişi ya da kişilere uygulanan şiddet, bireysel şiddet olarak adlandırılır. Bireysel
şiddeti uygulama şekline göre fiziksel, duygusal ve ekonomik olarak inceleyebiliriz.
Fiziksel şiddet; itmek, tokat atmak, yumruklama, ateşli silahlar kullanmak, sopa vb. ile
dövmek, yaralamak, cinayet ve cinsel şiddet gibi bedensel zarar veren eylemleri kapsar.
Duygusal şiddet; reddetmek, aşağılamak, yoksun bırakmak, umursamamak, başkaları
önünde küçük düşürmek, fiziksel şiddet uygulamakla tehdit etmek gibi ruh sağlığını
bozucu eylemlerin tümüdür.
Ekonomik şiddet ise kişinin çalışma ve gelir sağlama özgürlüklerinin elinden alınması,
gelirlerine el konulması, gelir sağlamak üzere çalışmaya zorlanması gibi eylemlerdir.
Bireysel şiddet, uygulandığı kişi ya da kişilere göre aile içi şiddet, kadına yönelik
şiddet, çocuğa yönelik şiddet ve yaşlılara yönelik şiddet olarak da gruplandırılabilir.
2. Yapısal Şiddet
Yapısal şiddet, sosyal eşitsizlikleri, baskıları, sosyal adaletsizlikleri kapsar.
Örneğin bir toplumda belirli bir grubun hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması
yapısal şiddete örnektir.Yapısal şiddetin bir türü de "genellikle yazılı ve görsel
basın aracılığı ile kültürel alanda şiddetin empoze edilmesi" olarak
tanımlayabileceğimiz kültürel şiddettir. Genellikle yazılı ve görsel basın aracılığı
ile kültürel alanda şiddetin empoze edilmesidir. Örneğin sporda yazılı ve görsel
basında bir savaş dili ve söyleminin yer alması topluma yanlış mesajlar veren bir
kültürel şiddet çeşididir.
Şiddetin Nedenleri
Şiddetin nedenleri çok çeşitlidir ve birçok faktöre bağlıdır. Bununla birlikte tüm bu
etkenler biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenler olmak üzere üç gruba ayrılabilir: Biyolojik
nedenler arasında şizofreni gibi bazı akıl hastalıkları, antisosyal kişilik bozukluğu gibi bazı
ruhsal bozukluklar sayılabilir. Psikolojik nedenler arasında, duygusal baskı ve
sorumluluklardan kurtulma isteği, yaşanan hayal kırıklıkları için bir çıkış yolu bulma isteği
vb. nedenler sayılabilir. Sosyal nedenler, büyük oranda şiddetin öğrenilebilen bir davranış
olmasından kaynaklanmaktadır. Şiddetin var olduğu bir ailede ve toplumda yetişme şiddet
eğilimini artırmaktadır. Ayrıca şiddetin toplumun genelinde kabul görmesi, hatalı namus
ve ahlak anlayışı, yoksulluk gibi etmenler de şiddetin sosyal nedenleri arasındadır.
Şiddet ve İstismarın Etkileri
Şiddet ve istismarın hem uygulayan hem de maruz kalan kişi üzerinde çeşitli olumsuz
etkileri vardır. Bu etkileri bedensel, ruhsal ve sosyal etkiler olmak üzere üç grupta
inceleyebiliriz.
Bedensel etkiler, vücudun çeşitli kesimlerinde oluşan yara, bere, morluk, kırık vb.
hasarlar, iç organ yaralanmaları, sakatlanmalar ve ölüm gibi etkileri içerir. Bütün bu
etkiler, daha çok fiziksel şiddetin ve fiziksel istismarın uygulanması durumlarında görülür.
Çocuklarda görülen önemli bir bedensel etki de büyüme ve gelişme geriliğidir.
Ruhsal etkiler, bedensel etkilere göre daha kalıcı ve zorlayıcı olabilir. Bedensel
etkiler bir süre sonra tedavi edilir ve ortadan kaldırılabilirler. Ruhsal etkilerin hem tedavisi
zordur hem de ruhsal etkiler uzun sürelidir. Çoğu durumda yaşam boyu devam eder.
Özellikle çocuk istismarının ruhsal etkileri ise yetişkinlerinkine göre daha kalıcı sonuçlar
doğurabilir. Depresyon, korku, çeşitli kişilik bozuklukları, madde bağımlılığına yönelme,
kendini suçlu hissedip utanma, kendi kendine zarar verme girişimlerinde bulunma ve
intihar etme eğilimi, sosyal hayattan uzaklaşma, kendine karşı duyduğu güveni ve saygıyı
kaybetme gibi etkiler bunlar arasında sayılabilir.
Sosyal etkiler, çok daha uzun vadede ve yıkıcı olarak ortaya çıkar. Şiddet ve
istismarın yaygın olduğu bir toplumda, bireylerin akıl ve ruh sağlığı olumsuz etkilenir.
Böyle bireylerden oluşan bir toplumun sağlıklı olduğundan, bir geleceği olacağından söz
edilemez. Namus uğruna aile içi şiddete maruz kalmış olan kadınların veya cinsel istismara
uğrayan çocukların toplum tarafından dışlanması ve istenmemesi, bu kişilerin toplum içine
kabul edilmeyerek yalnızlığa itilmeleri de şiddetin sosyal etkilerindendir.
Şiddet ve İstismarın Engellenmesi
Şiddete eğilimli kişilerin belirlenmesi ve tedavi edilmeleri, kitle iletişim araçlarının
şiddet içeren yayınlarının önlenmesi, konu ile ilgili açık ve caydırıcı cezaları öngören yasal
düzenlemelerin yapılması da önleyici tedbirler arasındadır. Gerek aile içi, gerekse aile dışı
şiddet ve istismarın önlenmesinde okul, aile, öğrencinin iş birliği gerekmektedir. Bu
konuda şiddete maruz kalanların ya da tanık olanların utanmaması, susmaması, yardım ve
destek alacağı kurumları bilmesi, başvurması önemlidir. Şiddete maruz kalanlar aşağıda
verilen kurum ve kuruluşlardan yardım ve destek alabilirler:
• İl Sosyal Hizmetler Müdürlükleri
• Alo 183, Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı
• Sağlık Kuruluşları
• Polis Merkezleri ve Jandarma Karakolları
• Cumhuriyet Savcılığı
• Belediyelerin ve Baroların Kadın Danışma Merkezleri
• Kadın Sivil Toplum Kuruluşları
5. ÜNİTE SAĞLIĞA ZARARLI ALIŞKANLIKLAR
SAĞLIĞA ZARARLI ALIŞKANLIKLARLA İLGİLİ ÇEŞİTLİ KAVRAMLAR
Alışkanlık, düzenli ve sürekli tekrarlanarak edinilmiş davranışlar olarak
tanımlanabilir. Alışkanlıklar, el yıkama alışkanlığı gibi yararlı; uzun süreli televizyon izleme
gibi zararlı davranışlar olabilir. Bir alışkanlığın zararlı olduğunu ve sürekli tekrarladığımızı
fark ettiğimizde bundan vazgeçebiliriz.
Bağımlılık, kişinin bir maddeyi alma isteğinin zamanla iradesi dışına çıkması ve
onsuz yaşamını sürdürememesi olarak tanımlanabilir. Sigara, alkol ve uyuşturucu
maddeler, bağımlılık yapan sağlığa zararlı maddelerdir. Bir süre sonra bu maddeleri
kullanan kişi, öz denetimini yitirir ve bağımlılık hâli ortaya çıkar.
Keyif veren zararlı maddelerin, aynı duyguyu tekrar yaşamak için alınma isteğine
psikolojik ya da ruhsal bağımlılık adı verilir.
Bağımlı kişinin vücudu, sürekli kullanılan maddeye karşı bir uyum geliştirir. Bu
madde alınmadığı zaman ise bazı belirtiler gözlenir. Çünkü vücut normal fonksiyonlarını
yürütebilmek için bu maddeye gereksinim duymaya başlamıştır. Bu duruma fizyolojik
bağımlılık adı verilir.
Fizyolojik bağımlılık evresinde, bağımlılık yapan maddenin kullanımının azaltılması
ya da bırakılmasıyla vücutta fizyolojik ve zihinsel birtakım belirtiler ortaya çıkar. Bu
duruma yoksunluk adı verilir.
Vücut, zamanla kullanılan doza direnç geliştirmeye başladığında aynı madde
devamlı kullanılsa bile etkisinde azalma görülür. Küçük dozların zamanla etkisinin
azalmasına bağlı olarak kişinin istenilen etkiyi ortaya çıkarmak için maddenin dozunu
artırma gereksinimine tolerans adı verilir.
Bağımlılığın Nedenleri
Bağımlılık yapan madde kullanımına neden olan etmenler oldukça karmaşık ve
çeşitlidir. Bu etmenleri üç grup hâlinde inceleyebiliriz:
1. Maddenin Özellikleri Bağımlılık yapan maddelerin geçici keyif veren, sıkıntı
ve bunalımı gideren, gerçek yaşamdaki sorunlardan uzaklaştıran etkileri vardır. Bu etkileri
nedeniyle kişide kullanma eğilimi oluşur. Bunlar gerçekte sinir sistemi üzerindeki olumsuz
etkilerin bir sonucu ve geçici bir durumdur. Madde kullanımı, yaşamdaki sorunları
azaltmaz, aksine daha da çoğaltır.
2. Kişilik Yapısı ve Özellikleri Madde bağımlılığı gelişen kişilerin genellikle
girişkenliği, kendine güveni ve kendini kontrol yeteneği az, dışarıdan kolay etkilenen bir
yapıda oldukları bilinir. Bu kişilerde duygusal dengesizlik, çabuk parlama, saldırgan
davranışlar, olgunlaşmamış çocuksu eğilimler, asi ve kötümser kişilik yapıları gözlenir.
3. Çevresel Etmenler Madde bağımlılığı her çağda ve her toplumda görülebilir.
Genel olarak toplumda stres, düzensizlik, kültürel yoksunluk arttıkça madde bağımlılığı
artar. Çevresel etmenler daha çok kişinin ailesi, arkadaşları ve içinde bulunduğu toplumun
sosyoekonomik koşulları ile ilgilidir.
Bağımlılık Süreci Nasıl İşler?
Bağımlılık, kişide birdenbire gelişen bir durum değildir. Genellikle bağımlılık
süreci, aşağıda kısaca açıklanan belirli aşamalardan oluşur.
Deneme: Maddeyle ilk temas deneme amaçlıdır. Kimse bağımlı olmak için madde
kullanmaya başlamaz. Bu aşamada özenti, merak, "hayır diyememek" ve "gruptan
dışlanma korkusu" rol oynar. Kişi sosyal ilişkilerini maddeye ulaşabilecek şekilde düzenler.
Maddeyi arama davranışının yoğunluğu bu süreçte giderek artar.
Sosyal Kullanım: Kişi, madde kullanımının kendi kontrolünde olduğunu ve istediği
zaman bırakabileceğini düşünmektedir. Bu dönemde sosyal ortamlarda ve akranlarla
birlikte madde kullanma sıklığı artar.
Kötüye Kullanım: Kişinin stresle başa çıkma, kaygı ve gerilimden kurtulma isteği
maddeyi kullanma yoğunluğunu artırır. Artık madde kullanımı çeşitli davranış
bozukluklarına ve yasal sorunlara yol açmaya başlar.
Bağımlılık: Bu aşamada kişi artık maddeye karşı tolerans geliştirmiştir. Yoksunluk
belirtileri görünmeye başlanır. Hayat artık madde etrafında dönmeye başlar. Okul, aile ve
diğer sosyal ilişkiler bozulur. Zarar vermesine rağmen madde kullanımı devam eder.
Bağımlılık Yapan Maddelerin Kullanım Yaygınlığı
Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Programı (UNDCP)'nın
tahminlerine göre 2010 yılı itibariyle dünyada 180 milyon uyuşturucu bağımlısı
bulunmaktadır. Avrupa'da uyuşturucunun en az kullanıldığı ülkelerden olmamıza rağmen,
uyuşturucu kullanım oranı dünyada olduğu gibi ülkemizde de artmaktadır. Alkol ve Madde
Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) tarafından 20042009 yıllarını kapsayan
madde bağımlılığı istatistikleri şu şekildedir:
• 2004 yılından 2009 yılının sonuna kadar tedavi amacıyla AMATEM'e başvuran
hasta sayısı yaklaşık 4 kat artmıştır.
• Madde kullanmaya başlama yaşı 1063 arasında değişmektedir. Toplamda yatarak
tedavi gören hastaların % 10'unu 18 yaş altı gençler oluşturmaktadır.
• 6 yıllık süre içerisinde hastaların % 48'i alkol, % 28'i uyuşturucu madde, % 16'sı
diğer maddeler ve % 8'i tiner gibi uçucu madde kullanımının tedavisi için başvuruda
bulunmuşlardır.
İstanbul Valiliğinin 2010 yılında yaptığı bir çalışma ülkemizde uyuşturucu ile tanışma
ve başlama yaşının 14'e kadar indiğini göstermiştir. Araştırma sonuçlarına göre sigara
kullanmaya başlama yaşı 13,5, alkol kullanmaya başlama yaşı 13, uyuşturucu madde
kullanmaya başlama yaşı 14'e kadar düşmüştür.
Çocuklarda ve gençlerde artan şiddet eğilimi ile okullarda meydana gelen
olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla TBMM Araştırma
Komisyonu'nun yaptığı araştırmaya ait bulgulardan bazıları çizelge 5.1'de verilmiştir. Bu
araştırmada 2006 yılında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından seçilen 60 ildeki 261 okulda
öğrenim gören 26.009 öğrenciye ulaşılarak bağımlılık durumları belirlenmiş ve sonuçlar
Türkiye geneline oranlanarak tahmini kullanıcı sayısı hesaplanmıştır.
SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) tarafından hazırlanan
"Türkiye’nin Gençlik Profili, 2012" isimli raporda sunulan bazı istatistikler aşağıda
verilmiştir: • Erkeklerin % 49,6’sı, kadınların % 23,1’i sigara içmektedir.
• Türkiye, kişi başına sigara tüketiminde Avrupa ülkeleri arasında ilk sıralardadır.
• 1519 yaş aralığındaki gençlerin %24,1’i, 2024 yaş aralığındaki gençlerin %38,8’i
ve 2529 yaş aralığındaki gençlerin %46,9’u sigara içmektedir.
• Uyuşturucu madde kullanım oranı % 6,6’dır. • Alkol kullanım oranı % 21,7’dir.
Sigara ve Diğer Tütün Ürünlerinin Zararları
Tütün, içerdiği nikotin adlı madde nedeniyle keyif verici olarak kullanılmakta ve
alışkanlık yapmaktadır. Nikotin zehirli bir maddedir. Tütün nasıl tüketilirse tüketilsin
nikotin hemen kana karışır. Kan yoluyla beyni ve diğer sinir hücrelerini etkiler. Nikotin,
sinir sisteminde uyarıcı etki yapar. Yüksek dozlarda alındığında kan damarlarını daraltarak
kan basıncını yükseltir, kanın pıhtılaşmasını yavaşlatır; çarpıntıya ve reflekslerde azalmaya
neden olur. Sigara içilmediğinde kandaki nikotin seviyesi düşer ve sinir sistemindeki
etkinin azalmasına bağlı olarak tekrar sigara içme isteği doğar. Bu da bağımlılığa neden
olur.
Çizelge'de görüldüğü gibi sigara ve diğer tütün ürünlerinin en çok zarar verdiği
organ ve sistemler ile bunlar üzerindeki etkilerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
Solunum Sistemi: Tütün ürünlerini kullananlarda, öksürük, balgam çıkarma ve
nefes darlığı görülmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre sigara içenlerin % 40'ında
kronik bronşit gelişir. Akciğer kanserine bağlı ölümlerin % 90'ının nedeni sigaradır. Akciğer
kanseri dışında gırtlak kanseri riski de sigara içenlerde 30 kat fazladır. Ayrıca nefes darlığı
yapan amfizem hastalığının en önde gelen nedeni sigara ve diğer tütün ürünlerinin
kullanımıdır.
damar tıkanıklığına yol açar. Sigara içenlerde ayak damarlarının tıkanmasıyla Buerger
(Burger) hastalığı denilen bir hastalık görülür. Bu hastalıkta tıkanan damarların bulunduğu
bölgeye yeterince kan taşınamadığından kangren oluşur.
Sindirim Sistemi: Sigara dumanı mideden asit salgılanmasını artırır. Gastrite, mide
ve onikiparmak bağırsağı ülserine yol açar. Ayrıca ağız, dudak, yemek borusu, mide, safra
kesesi ve pankreas kanserleri sigara içenlerde daha çok görülür.
Üreme ve Boşaltım Sistemi: Sigara kullanımı kadında ve erkekte kısırlığa, üreme
fonksiyonlarında azalmaya, kadında erken menopoza yol açar. Ayrıca mesane, böbrek,
kadında yumurtalık ve rahim, erkekte ise prostat kanserinin nedenleri arasında sigara
kullanımı ilk sıralarda yer alır.
İskelet ve Kas Sistemi: Sigara içen kişilerde dokuların yeterince oksijen
alamamasına bağlı olarak kemik erimesinin, sırt ve bel ağrılarının daha sık görüldüğü
bilinmektedir. Tüm bu etkilerinden başka sigara kötü bir ağız kokusuna, dişlerde ve
parmaklarda sararmaya, ciltte kırışıklıklara ve solgun görünüme neden olur.
Gebelikte Tütün Ürünlerinin Kullanımı
Gebelik sırasında sigara içimi, düşük riskine, erken doğuma ve erken bebek
ölümlerine neden olmaktadır. Gebeliği sırasında sigara içen annelerin bebeklerinin
içmeyen annelerin bebeklerine göre daha düşük kütleli ve kısa boylu doğdukları
bilinmektedir. Anne karnındayken sigaranın olumsuz etkilerine maruz kalan çocuklarda
astım, akciğer kanseri ve bronşit olma riski sigara içmeyen annelerin çocuklarına göre
daha yüksektir. Ayrıca gebelikte sigara kullanımı, bebeğin fiziksel ve zihinsel gelişimini
yavaşlatır, ileriki yaşamında öğrenme zorluğu ve davranış bozukluğu görülme riskini artırır.
Emzirme döneminde içilen sigaradaki nikotin anne sütüne geçer. Çocuk hem süt yoluyla
hem de aynı ortamda yaşaması nedeniyle sigaranın olumsuz etkilerine maruz kalır.
Pasif Etkilenme
Sigara içmese de sigara dumanını soluyarak zarar görmeye pasif etkilenme; böyle
kişilere ise pasif içici adı verilir. Pasif içicilik doğrudan sigara kullanmak kadar tehlikeli bir
durumdur. Sigara içilen evlerde yaşayan çocukların astım, alerji, bronşit gibi hastalıklara
daha sık yakalandıkları bilinmektedir. Bu şekilde büyüyen çocukların ileriki yaşamlarında
sigaraya başlama olasılıkları da fazladır.
Kalp ve Dolaşım Sistemi: Sigara, kalp ve damar hastalıklarına ve kronik kalp
hastalıklarına bağlı ölümlere neden olur. Sigara ve diğer tütün ürünlerinde bulunan
maddeler kandaki zararlı kolesterolün artmasına, damar çeperlerinin kalınlaşmasına ve
Alkol Bağımlılığı
Alkolün İnsan Sağlığına ve Davranışlarına Etkileri
Alkol, birçok alanda kullanılan bir grup kimyasal maddeyi içeren genel bir
terimdir. Örneğin tıpta dezenfektan, otomobillerde antifriz olarak alkol kullanılmaktadır.
Ayrıca parfüm, kolonya gibi malzemelerde de bir miktar alkol bulunmaktadır. Alkolün bu
gibi maddelerde yaygın kullanımı ulaşımını kolaylaştıran bir etkendir. Alındıktan kısa bir
süre sonra kana karışan alkol organ ve sistemler üzerinde tahribat meydana getirir.
Alkolün en fazla tahribatta bulunduğu organlardan biri beyindir. Alkol, beyin
hücrelerini etkileyerek mantıklı düşünme, karar verme, denge, hareket etme yeteneklerini
azaltır. Alkol kullanımının süresine bağlı olarak giderek artan unutkanlık, uyku bozuklukları
ve hafıza kaybı görülür. Alkolün sinir sistemi üzerindeki olumsuz etkisi sonucu, alkol
kullanan kişide birtakım davranış bozuklukları görülür. Örneğin çabuk sinirlenme, kavgaya
eğilim, toplum ahlakıyla bağdaşmayan konuşma ve davranışlar, saldırganlık bu
bozukluklardan bazılarıdır. Alkolün oluşturduğu ruhsal yıkım, bazı akıl hastalıklarının
görülmesine neden olur. Alkol, göze gelen sinirleri tahrip ederek körlüğe kadar gidebilecek
hasarlara yol açar. Vücutta alkolü etkisiz hâle getiren organ karaciğerdir.
Alkol bağımlılarında karaciğer tahrip olur ve görevini yerine getiremez. Ayrıca
alkol, vücuttaki yağ oranını yükselterek karaciğerin yağlanmasına neden olur. Karaciğer
üzerinde alkolün bu olumsuz etkileri, yaşamsal önemi olan bu organın bir süre sonra
işlevini kaybetmesine ve siroz hastalığına yol açar. Alkolün sindirim sistemi üzerindeki
olumsuz etkileri de çok fazladır. Alkol, midenin asit salgısını artırır ve midenin iç yüzeyini
koruyan mukoza tabakasını bozar. Bu etkiler, ülser ve gastrit gibi mide hastalıklarına zemin
hazırlar. Alınan alkol, kan damarlarını genişleterek deride kızarıklıklara neden olur ve vücut
sıcaklığının artmasına yol açar. Bu sıcaklık artışı, aldatıcı ve soğuk havalarda aşırı alkol alan
kişinin üşüdüğünü hissetmemesine ve donarak ölmesine yol açabilir. Ayrıca kanın
pıhtılaşmasını önlediği için yaralanmalarda ciddi kan kaybına yol açarak yaşamı tehdit
eder. Kanser riskini çok büyük oranda artıran alkol, yemek borusu, gırtlak, mide, pankreas
ve karaciğer kanserlerinin en önemli nedenlerinden biridir. Ayrıca az miktarda alkol
alanlarda bile kalp damar hastalıklarına yakalanma riskinin arttığı bilinmektedir.
Alkol, tıbbi ilaçların etkisini artırdığı için ilaç ve alkol birlikte alındığında
zehirlenmelere, komaya girme ve ölüme neden olabilir. Alkol kullanımı kadında âdet
düzensizliklerine, erkekte spermlerin hareketliliğinin azalmasına yol açar. Gebelikle alkol
kullanımının, anne karnında bebek ölümlerine, düşüğe ve ölü doğumlara neden olduğu
bilinmektedir. Gebelikte aşırı alkol kullanımı, bebeklerde yüz ve kalpte anormalliklere,
zekâ ve gelişme geriliğine yol açar. Bu durum Fetal Alkol Sendromu (FAS) olarak
bilinmektedir.
Uyuşturucu Madde Bağımlılığı
İnsanlarda sakinleştirici, keyif verici etkileri olan, giderek daha fazla alma isteği
doğuran, bırakıldığında yoksunluk belirtileri ortaya çıkaran kimyasal maddelere
uyuşturucu maddeler denir. Uyuşturucu maddelerin bir kısmı tedavi amacıyla kullanılır.
Tedavi amacıyla kullanılan maddeler doktor kontrolünde verilmektedir. Bu maddeler
sakinleştirici ve keyif verici etkileri nedeniyle doktor kontrolü dışında da kullanılmakta ve
bağımlılığa yol açmaktadır.
Bağımlı Kişilerin Tedavisi İçin Yapılması Gerekenler
Ülkemizde birçok kurum, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri, madde ve
madde kullanımının önlenmesi ile tedavisi kapsamında çok çeşitli çalışmalar yapmaktadır.
Türkiye'de uyuşturucu kullanımına karşı mücadelede koordinasyon görevini üstlenen
kurum, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire
Başkanlığına bağlı Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi
(TUBİM)dir. Alkol ve uyuşturucu madde bağımlısı olan ve tedavi olmaya karar veren kişiler
AMATEM'e, hastanelerin psikiyatri bölümlerine ya da bu konuda hizmet veren gönüllü
kuruluşlara başvurmalıdır. AMATEM, ülkemizin alkol ve madde bağımlılığı tedavisi ve
araştırmaları konusunda hizmet veren psikiyatri birimlerinin genel adıdır. İlk olarak
Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin içinde kurulan
AMATEM'e sadece alkol ve uyuşturucu madde sorunları olanlar kabul edilmektedir. Birçok
kentimizdeki üniversite ve devlet hastanelerine bağlı AMATEM'ler bulunmaktadır.
Bağımlılar veya aileleri bu hizmetlere kendileri başvurabilecekleri gibi sosyal hizmetler
tarafından yönlendirilebilmektedir. Tedavi masrafları, sağlık sigortası kapsamında
karşılanmaktadır. Bağımlılığı önleme amacıyla ergenlere TUBİM, Millî Eğitim Bakanlığı ve
Sağlık Bakanlığı tarafından çeşitli programlar aracılığıyla gerekli bilgiler verilmektedir.
SAĞLAM KAFA SAĞLAM VÜCUTTA BULUNUR……….
KOLAY GELSİN…..
Download

Koruyucu ruh sağlığı hizmetleri