Ne bir adresleri vardır onların
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Grup Yorum, “Soluk Soluğa”
Bu yazının ana çıkış noktası, ontolojik bir özne olarak
Türkiyeli devrimci, ve bu
devrimcinin Rus romanları, özellikle de bu iki Rus
roman kahramanı ile olan
bire bir ilişkisi. Yani bu makale, farazi bir şekilde de
olsa, bu iki roman karakterinin ‘devrim’ ve ‘sol’ üzerinde - özellikle de Türkiye
solcuları ve devrimcileri
üzerinde - neden bu kadar
etkili olduğunu, olabildiğini incelemeyi amaç edinmektedir.
60
Bibliotech-20
Bazarov ile Raskolnikov:
Rasyonel Akıl-Vicdan İkilemi ve
Devrimci Sol Düşünce
İlkin Mehrabov
Yevgeniy Bazarov ve Rodion Raskolnikov... Birazcık kitap sayfası çevirmiş
herkesin aşina olduğu unutulmaz
iki Rus roman kahramanı. Ne çok
duymuşuzdur isimlerini dost sohbetlerinde ve ne çok insan tanımışızdır
hayatının en azından bir bölümünde
Bazarov’a imrenmiş olan. Ne çok
insan Raskolnikov’u çok iyi anlayabildiğini söylemiştir bize. Birbiri ile bağlantılıdır da bu iki roman kahramanı.
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’daki
Raskolnikov karakterini yaratırken
Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’daki
Bazarov’undan etkilendiği hep yarı
gizli bir söylenti olarak dile getirilmiştir. Bu iki isim dünya tarihinde de
çok önemlidir. Sadece çok başarılı ve
dünya klasikleri arasında yer alan iki
romanın baş kahramanları olmalarından kaynaklanmıyor elbetteki önemleri; aynı zamanda binlerce, belki
milyonlarca genci etkilemiş olmalarıdır asıl ilgi çekici olan. Gerek Bazarov,
gerek Raskolnikov Rusya’nın kendisinden daha ziyade Batı’da kendilerine geniş bir hayran kitlesi edinmiş ve
Türkiye’de de sola ve devrime ilgi ve
yakınlık duyan her yeniyetme Babalar
ve Oğullar’ı okuduğunda Bazarov’a
mutlaka hayran olmuş, Suç ve Ceza’yı
hatmettiğinde Raskolnikov’un çektiği
acıları illa ki paylaşmıştır.
Özcan Alper’in 2008 yapımı
hüzünlü filmi Sonbahar’ın etkileyici
bir sahnesinde Gürcistanlı Elka filmin
baş karakteri, Hopa’daki memleketine
ölümü beklemek üzere hapisten salıverilen devrimci Yusuf’a, “Sen şimdiki
zamanda yaşamıyorsun sanki, Rus
romanlardan kaçmış gibisin” diye seslenir. Bu yazının ana çıkış noktası tam
da vurucu sahnenin dile getirdikleri
ile ilgilidir: ontolojik bir özne olarak
Türkiyeli devrimci, ve bu devrimcinin
Rus romanları, özellikle de bu iki Rus
roman kahramanı ile olan bire bir ilişkisi. Yani bu makale, farazi bir şekilde
de olsa, bu iki roman karakterinin
‘devrim’ ve ‘sol’ üzerinde - özellikle
de Türkiye solcuları ve devrimcileri
üzerinde - neden bu kadar etkili olduğunu, olabildiğini incelemeyi amaç
edinmektedir. Bazarov ve Raskolnikov hangi özellikleriyle insanlara örnek olmaktalar ve bu durumdan nasıl
bir devrimci tipi doğması gerekirken
gerçekte ne olduğu, ne oldurulduğudur asıl sorumuz ve sorunumuz.
İndirgemeci bir mantıkla bakarsak
Bazarov’un rasyonel aklı, Raskolnikov’un da vicdanı temsil etmekte olduğunu iddia etmek kanımızca yanlış
olmayacaktır. Peki nedir tam olarak
rasyonel akıl? Webster sözlüğü ‘rasyonel’ sözü için: “Etymology: Middle
English racional, from Latin rationalis, from ration-, ratio. 1 a: having
reason or understanding b: relating
to, based on, or agreeable to reason”
demektedir. Yani ‘rasyonel’ sözünü
‘makul’ (akıl) ile birleştiriyor. Fakat
‘akıl’ sözünü de: “Etymology: Middle
English resoun, from Old French raison, from Latin ration-, ratio reason,
computation, from reri to calculate,
think; probably akin to Gothic rathjo
account, explanation” tanımı sayesinde ‘ratio’ (bölen, ayıran) sözü ile
tanımlıyor. Demek ki, sözlük anlamı
ile ‘rasyonel akıl’ bölen ve ayıran akıl,
yani kategoriler ve idealize kavramlar
yaratabilen akıl demektir. Bazarov
tam da böyle bir akla sahip bir roman
kahramanıdır. Nihilisttir Bazarov; “ne
geçmişin değerlerine ne soylulara ne
köylülere ne aşka ne de yaşlılara hürmet duyan, kendi inandıklarını açıkça
dile getirmekten, karşısındakileri eleştirmekten çekinmeyen ve günlerini
bilimsel deneylerle geçiren” birisidir
(Türkeş, 2006). Öfkeli ve sivri dillidir
aynı zamanda Bazarov: gördüğü ikiyüzlülükleri ifşa etmekten çekinmez;
yalanların üzerine üzerine gitmekten
imtina etmez; kibirli böbürlenmeler
ve yüksekten bakmaları eleştirmekten
geri durmaz. Eğitimli, kültürlü, onurlu, okumuş, duygusal ve aynı zamanda içe dönük olması sebebiyle Friedrich Nietzsche’nin bile görür görmez
übermensch olarak tanımlamaktan
geri durmayacağı üstün ve örnek bir
insan olarak roman boyunca ön plana
çıkmaktadır bu anlamda. Bazarov
gerçek hayattan o derece kopuktur ki
anne-babası ile bile, yani onu ”düşünce ve davranışlarına bakmaksızın
seven bu iki yaşlı insanla”, ve ”çevredeki köylülerle arasındaki yabancılığı
aşamaz”; kendisini tıp çalışmalarına
vermişken ”tifüsten ölen bir hastaya
otopsi yaparken mikrop kapacak ve
aynı hastalıktan ölecektir”; ve ölümü
sırasında bile ”topluma duyduğu öfke
ve küskünlük” dinmeyecektir (Türkeş,
2010).
Turgenyev’in o döneme ait Rus
aydınlanın Batıcıl karakterlerini ”tahlil ederken kullandığı ’nihilist’ terimi,
bu terimin Rusya’da yaygınlaşmasını
sağladı”, lakin Bazarov tiplemesi pek
sevilmedi; ”muhafazakârlara fazla yıkıcı, radikallere fazla karikatürize gibi
gelmişti bu talihsiz delikanlı” (Türkeş,
2006). Ö. Aydın Süer’in aktardığına
göre Babalar ve Oğullar romanının
”yayımlandığı Russkiy Vestnik dergisinin yazıişleri müdürü” Turgenyev’i
Bazarov’un ”üstün yönlerini abartmakla suçlarken, demokrat Sovremennik ... dergisinin yazarı M. A. Antonoviç, Turgenev’in romanda Bazarov’un
kişiliğinde genç kuşağı acımasızca,
hatta yıkıcı bir biçimde eleştirdiğini
öne sürmüş” ve Turgenyev’in ”aile
dostu, tüm kitaplarını basılmadan
önce eleştiren Annenkov, Bazarov’un
kişiliğinde yıkıcı bir Moğol, bir Cengiz
Han gördüğünü” açıklamıştır (Süer,
2006). Turgenyev’i fazlasıyla yaralayan ve üzen ”ilerici kesimlerden gelen
sert eleştirilerdi”, zira ”dinle, şiirle,
vatanseverlilikle, liberallerle, tabiatla,
aşkla alay eden kahramanı özelinde,
nihilist terimini, yerleşmiş prensip
ve hiçbir otorite tanımayan birini
anlatmak için kullanan” Turgenyev
için Bazarov gerçek bir devrimciydi
(Türkeş, 2006). Özsavunma babında
şöyle yazmaktadır Turgenyev:
Eğer okuyucu Bazarov’u tüm
kabalığıyla, kalpsizliğiyle, acımasız
soğukluğuyla sevemediyse yineliyorum ki, ben suçluyum ve amacıma
ulaşamadım demektir (...) Bazarov
benim sevgili çocuğumdur, bu akıllı,
bu kahraman kişi bir karikatür olabilir
mi? Onun benim yarattığım tiplerin
en sempatiklerinden olduğunu fark
etmiyor musunuz? O iliklerine kadar
demokrat, dürüst ve gerçekçidir (...)
Romanım tümüyle ilerici bir sınıf
olarak soylulara karşıdır. Pavel Petroviç’in, Nikolay Petroviç’in çehrelerine
bakınız. Zayıflık, uyuşukluk ve dar
kafalılık. Estetik duygu beni, konumu
daha iyi açıklığa kavuşturabilmem
için, soylu sınıfın özellikle en iyi temsilcilerini seçmeye zorladı: Kaymak
böyle ise, süt nasıldır? (Türkeş, 2006
içinde).
Ünlü Rus devrimci-anarşist Peter
Kropotkin Avrupa’da geçirdiği uzun
sürgün yılları sırasında tanıştığı
Turgenyev’le olan bir konuşmasını Bir
Devrimcinin Anıları isimli otobiyografisinde şu şekilde nakletmektedir:
Bir gün ... bana Bazarov hakkında
ne düşündüğümü sordu. Düşüncemi
açıkça söyledim: “Bazarov olağanüstü
bir nihilist tipi; ama sizin onu, öbür
roman kahramanlarınız kadar sevmediğiniz anlaşılıyor.” Kendisinden
hiç beklenmeyen bir coşkuyla: “Tam
tersine, severim onu!” diye bağırdı
Turgenyev. “Hem de nasıl severim!
Eve gidelim, romanı Bazarov’u öldürerek bitirdiğimde nasıl ağladığımı
yazdığım günlüğümü göstereyim
size.” (Kropotkin, 2000, s. 581).
Bazarov üzerine oldukça düşünmüş olduğu açıkça belli olan
Kropotkin’in iddialı, ve biraz uzunca,
analizine göre:
Turgenyev’in, Bazarov’un ente-
Turgenyev:
Eğer okuyucu Bazarov’u tüm
kabalığıyla, kalpsizliğiyle, acımasız soğukluğuyla sevemediyse
yineliyorum ki, ben suçluyum ve
amacıma ulaşamadım demektir
(...) Bazarov benim sevgili çocuğumdur, bu akıllı, bu kahraman
kişi bir karikatür olabilir mi?
Onun benim yarattığım tiplerin
en sempatiklerinden olduğunu
fark etmiyor musunuz? O iliklerine kadar demokrat, dürüst ve
gerçekçidir (...) Romanım tümüyle ilerici bir sınıf olarak soylulara karşıdır. Pavel Petroviç’in,
Nikolay Petroviç’in çehrelerine
bakınız. Zayıflık, uyuşukluk ve
dar kafalılık. Estetik duygu beni,
konumu daha iyi açıklığa kavuşturabilmem için, soylu sınıfın
özellikle en iyi temsilcilerini
seçmeye zorladı: Kaymak böyle
ise, süt nasıldır?
Kropotkin:
Bir gün ... bana Bazarov hakkında ne düşündüğümü sordu.
Düşüncemi açıkça söyledim:
“Bazarov olağanüstü bir nihilist
tipi; ama sizin onu, öbür roman
kahramanlarınız kadar sevmediğiniz anlaşılıyor.” Kendisinden
hiç beklenmeyen bir coşkuyla:
“Tam tersine, severim onu!” diye
bağırdı Turgenyev. “Hem de nasıl severim! Eve gidelim, romanı
Bazarov’u öldürerek bitirdiğimde
nasıl ağladığımı yazdığım günlüğümü göstereyim size.”
Bibliotech-20
61
Turgenyev’in Bazarov
nezdinde yarattıği idealist genç devrimci tiplemesi ”Rus halkının boş
inançlarını ve cehaletini,
soylu kesimin kofluğu ve
züppeliğini teşhir ederek”
ilerici bir portre çizer roman boyunca; lakin aynı
karakter aynı zamanda
”halkla ilişki kuramayan, köylüler tarafından
alaya alınan, reddi mirası Puşkin’e kadar uzanan,
aşka inanmadığı halde
aşk acılarıyla kıvranan”
birisidir.
Halkla ilişki kuramadıkları için uğruna savaştıkları, mücadele verdikleri
köylüler tarafından jandarmaya teslim edilen;
sıradan vatandaşlar tarafından polise şikayet ve
ihbar edilen; hatta bildiri
dağıttıkları sırada sokak
ortasında linç edilmeye
çalışılan devrimcilerin
hikayeleri ile doludur
Türkiye devrim tarihi.
62
Bibliotech-20
lektüel havasını sevdiğine kuşku yok.
Kahramanının nihilist felsefesiyle
kendisini öylesine özdeşleştirmişti
ki, kahramanının ağzından günlük
tutmuş ve burada olayları Bazarov’un
görüş açısından değerlendirmişti.
Ama ben yine de Turgenyev’in Bazarov’u sevmekten çok, ona hayranlık
duyduğunu düşünüyorum. Hamlet
ve Don Quixote üzerine verdiği o harika konferanslarında, “tarih yapan”
insanları, her biri bu iki tipten biriyle
temsil edilen iki sınıfa ayırıyordu.
“Her şeyden önce analiz ve bencillik
ve buradan kaynaklanan inançsızlık. Bencil kendine bile inanamaz,
yalnızca kendi için yaşar.” Hamlet’i
böyle tanımlıyordu, Turgenyev. “Bu
nedenle kuşkucuydu ve bu nedenle
hiçbir şey yapmadı. Oysa aynı anda
yel değirmenleriyle dövüşen ve tıraş
tasını Mambrino miğferi olarak gören
... Don Quixote, yığınları ardından
sürüklüyordu. Çünkü yığınlar her
zaman, çoğunluğun alaylarını umursamadan, tacizlere aldırmadan,
gözünü - belki de ondan başka kimsenin görmediği - hedefinden bir an
olsun ayırmadan, doğru bildiği yolda
dosdoğru yürüyenleri izler. Don
Quixote’lar ararlar, düşerler, yeniden
kalkarlar ve eninde sonunda hedeflerine erişirler. Doğrusu da budur.
Hamlet kuşkucu olmakla kalmaz...
İyi’den kuşku duyar, Kötü’dense
duymaz; Kötü’den nefret eder; Kötü
ve Yalan düşmanlarıdır onun; Hamlet’in kuşkuculuğunda kayıtsızlık,
ilgisizlik değil; ret vardır; ve bu
ret de, sonunda onun istencini yok
eder.” Turgenyev’in bu sözleri, onun
kahramanlarına olan duygularının da
anahtarı niteliğinde gibi geliyor bana.
Gerek Turgenyev’in kendisi, gerek
onun en iyi arkadaşlarından bazıları
şu ya da bu ölçüde Hamlet’tiler. Turgenyev Hamlet’i sever, Don Quixote’a
hayranlık duyardı. Bazarov’a da aynı
nedenle hayranlık duyuyordu. Onun
entelektüel üstünlüklerini de, yalnızlığındaki trajediyi de çok güzel betimlemiş, ancak onu sevecenlikle, şiirsel bir
sevgiyle çevrelemek bir türlü elinden
gelmemiş, kahramanlarını Hamlet’sel
bir biçimde karşılaştırırken onu hasta
gibi göstermişti. Böyle bir sevginin
yeri yoktu çünkü burada! Ve biz hep
eksikliğini duyduk bunun! (Kropot-
kin, 2000, s. 581-2).
Turgenyev’in Bazarov nezdinde
yarattıği idealist genç devrimci tiplemesi ”Rus halkının boş inançlarını
ve cehaletini, soylu kesimin kofluğu
ve züppeliğini teşhir ederek” ilerici
bir portre çizer roman boyunca; lakin
aynı karakter aynı zamanda ”halkla
ilişki kuramayan, köylüler tarafından
alaya alınan, reddi mirası Puşkin’e
kadar uzanan, aşka inanmadığı halde
aşk acılarıyla kıvranan” birisidir - bu
anlamda tam bir çelişkiler yumağıdır
yani (Türkeş, 2006). Ki aynı hal birçok
durumda Türkiye devrimcileri için de
geçerlidir maalesef. Halkla ilişki kuramadıkları için uğruna savaştıkları,
mücadele verdikleri köylüler tarafından jandarmaya teslim edilen; sıradan
vatandaşlar tarafından polise şikayet
ve ihbar edilen; hatta bildiri dağıttıkları sırada sokak ortasında linç edilmeye çalışılan devrimcilerin hikayeleri
ile doludur Türkiye devrim tarihi.
Lakin bu noktada bir parantez açarak
devrimcilere yönelik güvensizlik, ve
bunun tipik bir sonucu olarak şiddet
olaylarının, Türkiye gibi ülkelerde her
devrimcinin günlük hayatın sıradan
akışı içerisinde sıklıkla tam bir homo
sacer - yani Giorgio Agamben’in tanımıyla ”hiç kimsenin öldürmesinde sakınca olmayan” veya ”ceza almaktan
muaf olarak herkesin öldürebileceği”
kişi (Agamben, 1998, s. 72) - olarak yer
almasından kaynaklandığını vurgulamadan geçmeyelim. Barış Uygur’un
21 Aralık 2010 tarihinde Habervesaire
sitesinde sol görüşlü öğrencilerin
gelecekteki halleri üzerine yayınlanan
bir araştırma yazısında ayrıntılı bir
şekilde anlattıklarından yola çıkarsak
homo sacerleşen Türkiyeli devrimciler
derken tam olarak ne kastettiğimiz
daha rahat anlaşılacaktır: ”öylesine
açılan bir gazete sayfasında, kendisinden görüş alınan dört öğrenciden üçünün doğal olmayan yollarla hayatını
kaybetmiş ya da halen kayıp olması”
(Uygur, 2010).
Konumuza dönecek olursak ”eski
ve yeni arasında salınan bir Rus entelektüeli olan Turgenyev’in kavrayamadığı ama gözlem ve sezgileri ile yakalayabildiği devrimci genç prototipi,
yarım yüzyıl sonra Rusya’nın kaderini” (Türkeş, 2006) sadece etkilemekle
kalmayacak, toptan değiştirecektir de
söylemiştik. Raskolnikov’u gerçek
anlamda tanımlamaya çalışmak çok
çetrefilli olabilir, zira ”asla tatmin
olmayan bir kalp, sinirleri cinnet
hamuruyla yoğuran bir akıl, bütün
kalıpları parçalamak isteyen bir zekâ,
Tanrı’nın iradesine savaş açan bir ruh,
akılla vahiy arasında med-cezirler
yaşayan bir ontolojik muhasebe ile ...
dışarıda en yalnız, içerde en kalabalık hayatlardan birini yaşamış bir
insandır” Rodion Raskolnikov (Özdemir, 2010). Raskolnikov’un böylesi
kompleks bir yapıya sahip olmasının
temel nedeni kuşkusuz ki yaratıcısı
Dostoyevski’nin de aynı derecede
karmaşık ruhlu biri olmasından kaynaklanmaktadır - misal Dostoyevski
Turgenyev’in sahip olduğu ünü ve
serveti öylesine kıskanmıştır ki bu
takıntısını Yer Altından Notlar’ına
”karikatürleştirilmiş bir Turgenyev
portresi biçiminde” yansıtmıştır (Türkeş, 2006). Fakat Dostoyevski’nin tam
da aynı takıntıları ve obsesyonları
romanlarındaki o yoğun ihtirasın da
temel sebebi olmuştur aynı zamanda
- yine Turgenyev ile karşılaştıracak
olursak ”Turgenyev, etkili ve dramatik sahneler çizmekten sanki özellikle” (Türkeş, 2010) kaçınıyorken Dostoyevski’nin romanları, ve özellikle
de Suç ve Ceza, başından sonuna dek
böylesi tutkulu pasajlarla doludur.
Rasim Özdenören’in bu bağlamda
dikkat çektiği bir başka önemli nokta
Dostoyevski’nin romanda “suça ve
cezaya ait, sonradan kriminologların
araştırmalarına konu olan pek çok
kuramı dile” getirmiş olduğu ve “Raskolnikov’un kişiliğinde belli bir cani
tipini” sergileyip, “Freud’dan önce
bilinçaltını kurcalamaya başlamış”
olduğudur ki bu durum daha sonra
“Freud’dan, kriminolog Ferri’ye, filozof Bergson’a, yirminci yüzyılın belli
başlı bütün yazarlarına ilham vermiş,
kaynaklık etmiştir” (Özdemir, 2010
içinde). A. Ömer Türkeş’e göre ise Suç
ve Ceza’daki en temel motif ”özgürlüktür, daha doğrusu bireyin nasıl
özgürleşebileceği” sorunsalı: özellikli
olarak ”rasyonel düşüncenin egemen
olduğu ve insanın bilinçli eylemlilikle özgürlüğe kavuşacağı inancının
giderek aydınları coşkuya sürüklediği
o yıllarda” Dostoyevski ”metafizik bir
dünya görüşüne” bağlanarak insanın
duyguların hor görülmesinden kadınların hor görülmesine
- ve bu bağlamda büyük Rus devrimini daha altmış yıl önceden sezerek
kitabında neyin gelmekte olduğunu
anlatan Turgenyev ’aklının esiri’ olan
ve duygularını küçümseyen, ve tam
da bu yüzden kendi kendini de sakatlayan, bugünün ’Batı’ insanlarının da
en parlak örneklerinden birini daha o
günlerde yazmayı başarmıştır. Yevgeniy Bazarov’un rasyonel akıl yoluyla
duyguları tamamen küçümseyerek ve
toptan yok sayarak kurmaya çalıştığı
sakat devrimci mantık maaleseftir ki
Türkiye solunun içindeki insanların
ezici çoğunluğuna zamanla egemen
olmuştur - şüphesiz ki özellikle
de ortodoks Marksistler arasında.
Aşkı, duyguları hor görme beraberinde kaçınılmaz olarak kadınları
da küçümsemeyi getirmiş ve Deniz
Gezmiş gibi sol gençliğin halen daha
en çok sevilen ve ’romantik’ bulunan
kahramanının bile kadınlara yönelik
hasmane tavırlar geliştirmesine neden
olmuştur. Öyle ki Deniz’in kadın
yoldaşlarına yönelik en sık kullandığı takılmalardan birisi iddialara
göre “Devrimcileri mücadeleden
alıkoyuyor, engelliyor, pasif duruma
getiriyorsunuz. Sizler emperyalizmin altıncı kolusunuz” olagelmiştir.
Hatta “Günün 24 saatinde devrimci
mücadele ile uğraşan bir kimsenin
kadınla kızla uğraşacak vakti olamaz”
açıklamasında bulunduğu, üniversite
işgali sırasında bir akşam rastladığı
öpüşen bir çiftin kafalarını birbirine
hızla tokuşturduğu çeşitli anı kitaplarında hep anlatılmıştır . Halbuki
Deniz Gezmiş’in de kendisine örnek
aldığını sıkça dile getirdiği Che
Guevara’nın dediği gibi “Bir devrimci
aynı zamanda en büyük aşıktır”. Bu
anlamda Türkiye solunun halen daha
duyguları ve aşkı yadsıyan, hor gören
ve küçümseyen insanların egemenliği
altında olması ve pek çok örgütlenme
ve parti içerisinde halen daha kadınların kavga içine etkin bir şekilde
dahil edil(e)memesi Türkiye devrimci
hareketinin patriyarkal erkek egemen
zihniyetin hakimiyet alanından bir
türlü çıkamamasına sebep olmaktadır
- elbette ki istisnalar hariç.
Yazının hemen başlarında
indirgemeci mantıkla baktığımızda
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki
Raskolnikov’un vicdanı temsil ettiğini
Yevgeniy Bazarov’un rasyonel
akıl yoluyla duyguları tamamen
küçümseyerek ve toptan yok
sayarak kurmaya çalıştığı sakat
devrimci mantık maaleseftir ki
Türkiye solunun içindeki insanların ezici çoğunluğuna zamanla
egemen olmuştur - şüphesiz ki
özellikle de ortodoks Marksistler
arasında.
“Günün 24 saatinde devrimci mücadele ile uğraşan bir kimsenin kadınla
kızla uğraşacak vakti
olamaz”
Aşkı, duyguları hor görme beraberinde kaçınılmaz olarak kadınları da küçümsemeyi getirmiş ve
Deniz Gezmiş gibi sol gençliğin
halen daha en çok sevilen ve
’romantik’ bulunan kahramanının bile kadınlara yönelik
hasmane tavırlar geliştirmesine
neden olmuştur. Öyle ki Deniz’in kadın yoldaşlarına yönelik
en sık kullandığı takılmalardan
birisi iddialara göre “Devrimcileri mücadeleden alıkoyuyor,
engelliyor, pasif duruma getiriyorsunuz. Sizler emperyalizmin
altıncı kolusunuz” olagelmiştir.
Bibliotech-20
63
Tanrı ”olmadığını ve dolayısıyla
eylemlerinde özgür olamayacağını,
özgürlüğe ancak ahlaki bir arınma
ve tanrı yolunda ilerleme sürecinde
varılacağını işler”, yani roman bu
anlamda ”Hıristiyan inancına dayalı
varoluşçuluğun” izlerini taşır - ki
muhtemelen tam da bu sebepten
dolayı Dostoyevski ”devlet tarafından tehlikeli, aydınlar tarafından
gerici” bulunmuştur (Türkeş, 2009).
John Carroll’a göre romanın böyle
çağrışımlarda bulunmasının temel
sebebi Dostoyevski’nin kendisinin
de ”mistik deneyimlere nihai değer
atfeden, yani birey ve onu çevreleyen
dış dünya ile yalnız aklı ile idrak
edebileceği, numen bir bağlantısı olduğunu kabul eden” (Carroll, 1974, s.
44) bir etik anlayışa sahip olmasıdır.
Rasim Özdenören yukarıdaki satırlarında Suç ve Ceza’nın psikoloji bilimi
ile ilgisinin altını çizer zaten, lakin
ilaveten romanın Freud’un sonraki
psikanaliz çalışmalarını da etkilediğini ekleyebiliz, zira Freud ”id, ego ve
süper ego üçlüsünün Suç ve Ceza’da
eksiksiz olarak yer aldığını” ve Raskolnikov’un id’inin ”ona tefeci kadını
öldürmesini ve parasını çalmasını”
emrederken, bu eylemin muhakemesinin ego’da olduğunu ve süper
ego’sunun onu ”suçluluk duyguları
içerisinde” (Türkeş, 2009) kıvrandırdığını vurgular. Şöyle devam eder
yazısında A. Ömer Türkeş
Toplumcu bir bakışla da önemlidir Suç ve Ceza. Ana meselesi
olmadığı halde, Dostoyevski, hiç
bir meslektaşının yapamadığı kadar
canlı nakletmiştir Rusya’daki yaşamı. Yoksul üniversite öğrencileri,
ailesi tarafından fuhşa zorlanan
kadınlar, küçük burjuvaların vurdumduymaz ve boş hayatları, polis
devletinin yarattığı korkular, aslında
Çarlık Rusyasında bıçağın kemiğe
dayandığının göstergeleridir. Suç ve
ceza, iyi ve kötü karşıtlıkları her ne
kadar siyasi bir taraf olmasından ve
o yılların devrimcilerini acımasızca
eleştirme isteğinden kaynaklansa da,
Dostoyevski’nin eleştirisi Gorki’ye
göre ”yetmişlerin devrimci hareketini
karalamak için yapılan sayısız girişimin en yetenekli, en bilinçli ve en
başarılı örneğidir”. (Türkeş, 2009).
Rodion Raskolnikov karakteri
64
Bibliotech-20
Yevgeniy Bazarov’dan çok farklı olsa
da yine de pek çok ortak özelliği
paylaşır: “her şeyden önce kendini
sosyal hayattan soyutlamış” birisidir
Raskolnikov, “fakülteyi terketmiş,
bir pansiyon odasında tek başına
yaşamaya başlamıştır” ve “iç dünyası
dengesizliklerle doludur” zira bir
yandan “geleneksel Hristiyanlık kültürüne”, diğer taraftan “Rusya’yı kasıp kavuran Avrupa kökenli felsefî ve
siyasî (sosyalist) düşüncelere sahiptir”; üstüne üstlük “sık sık nöbetler
geçirmektedir ki, ruh sağlığı yanında
beden sağlığı da iyi değildir” - bütün
bunlar yüzündendir ki zamanının çoğunu “pansiyon odasında geçirmekte, bazen günlerce dışarı çıkmamakta, zamanını düşünerek ve uyuyarak,
bazen çıkıp dolaşarak geçirmektedir”
(Özdemir, 2010). Herhangi bir toplumda yaşayanları sıradan ve üstün
insanlar olarak ikiye ayıran Raskolnikov kendisinin bu ikinci grupta yer
aldığına, ve Makyavelist bir anlayışla
yüce bir amaç için gerektiğinde insan
kurban verilebileceğine inanmaktadır
ki bir gün bu fikrini fiilen gerçekleştirir ve yaşlı bir tefeci kadını baltayla
öldürür - ne var ki olayın heyecanı
içinde tefecinin üvey kızkardeşini
de bir anlık gaflet sonucu öldürmüş
olur. Romanın sayısız incelemeye
konu olmuş “insan psikolojisinin derinliklerine inme kaygıları” (Türkeş,
2009) tam da bundan sonra başlar.
Bir vicdan muhasebesinin romanıdır
bu anlamda Suç ve Ceza - gerçekleştirdiği eylemin getirdiği bunalım ve
pişmanlıklarla mücadele etmektedir
Raskolnikov sayfalar boyunca.
Türk Dil Kurumu’nun internet
sitesinde yer alan Güncel Türkçe Sözlük vicdan kelimesini şöyle tanımlar:
“isim Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten,
kişinin kendi ahlak değerleri üzerine
dolaysız ve kendiliğinden yargılama
yapmasını sağlayan güç”. Bireysel
etik alanınına ait bir kavramdır yani;
yaşamımızı ne şekilde sürdürmek
ve günlük hayatımız içindeki insani
ilişkilerimizi nasıl düzenlemek istediğimize de atıfta bulunur bu anlamda.
Suçu ve suçluyu nasıl görmek istediğimizi, hangi kalıplar içine koyup
hangi bakış açısıyla değerlendireceğimizi de vicdanımız belirler yani. Wil-
helm Reich’in bu bağlamda formule
ettiği “Açıklanması gereken neden
aç bireyin çaldığı veya sömürülen
bireyin greve gittiği değil, neden aç
bireylerin çoğunluğunun çalmadığı
ve sömürülen bireylerin çoğunluğunun greve gitmediğidir” (Reich, 1946,
s. 15) sorunsalı çok anlamlıdır. Yani
kimdir gerçek suçlular, bireyler mi,
yoksa onları bu suçları işlemeye iten
toplumsal düzen ve günlük sömürü
çarkı mı? Fevzi Kurtuluş’un Ben Bir
Tamirciyim şarkısında dile getirdiği
gibi “Suçlu kimse değil, yalnızca
düzen” mi? Dostoyevski’nin bir diğer
ünlü romanı Karamazov Kardeşler’de
Zosima Dede şöyle der: “Her birimiz,
herkes önünde, herkes için ve her şey
için suçludur”. Vicdan muhasebesine hiç girmeden yaşayan, etrafına
eleştirel bakmadan içinde yaşadığı
dünyayı kendisine sunulduğu gibi
kabul eden ve bu eleştirel bakışı taşıyan insanlara, solcu demokratlara,
ilericilere ve devrimcilere hiç düşünmeden ‘vatan haini’ diyerek her an
saldırmaya hazır olan kalabalıkları
gördükçe Raskolnikov’a katil demekte zorlanıyor insan zaman zaman,
zira öldürdüğü yaşlı kadın “topluma
hiçbir faydası olmayan, üretmeyen,
sadece birikmiş paraları sayesinde,
insanlara faizle para veren, borçlarını ödemeleri için de mallarını rehin
alan, cimri, aynı zamanda zalim
(kızkardeşi Lizavetta’yı daima döven,
azarlayan, hiçbir yere yollamayan,
kendi işlerini görmeye zorlayan)”
birisidir (Özdemir, 2010).
Herhangi bir insanın devrimci
olma süreci bu anlamda bir vicdan
muhasebesi ile başlar. Vicdanımızın
aydınlattığı yol ışığında insan sömürülen fabrika işçilerini, kızgın güneş
altında tarla süren köylüleri, ikiyüzlü
toplumsal ahlak tarafından fuhuşa
zorlanan seks işçilerini, soğuk yurt
odalarında kara kara kredi ödemelerini düşünen öğrencileri, yıllarca hiç
bir zam alamadan çalışan memur ve
öğretmenleri farkeder ve vicdanının
geliştirdiği empati sayesinde onlar ile
kendi konumunu karşılaştırıp geleceği hakkında fikir teatisinde bulunma
imkanı edinir. Ulrike Meinhof’un bir
yazısında vurguladığı güzel bir nokta
vardır: “Protesto şunun ya da bunun
bana uymadığını söylememdir;
direniş ise bana uymayan şeylerin bir
daha meydana gelmemesini sağlamamdır” (Meinhof, 1968). Devrimci
bu anlamda tam da bu ayrımdan
doğar, alelade protestocudan ayıran
yön budur onu; yani bir yola çıkmak,
o yoldan sapmadan ve yılmadan
yürümeye çalışmak. Rahmetli Tuncel
Kurtiz güzel bir sözüyle bu noktanın
altını özellikle çizmişti: “Biz dünyayı
değiştirmek için yola çıktık, olmadı
dünyayı değiştiremedik ama dünya
da bizi değiştiremedi”. Suç ve Ceza’da Raskolnikov dünya hakkında
“aykırı bir bakışa sahiptir, kalabalığın
dışında, evrenin bir kenarında yapayalnızdır”, ve bundan “garip bir zevk
de duyar”; “Ben tek başınayım, onlar
hep birlikte” diyerek “işadamlarını,
mevki sahiplerini, para kazanabilenleri inceleyip” durur, ve bu “sağlam
sinirli kişilerin düşünceden tamamen
yoksun kişiler olduğu kanaatindedir”
(Özdemir, 2010). Romanyalı pesimist
filozof Emil Cioran’ın söyledikleri
geliyor ister istemez insanın aklına
bu bağlamda: Kendimde, herhangi
birindeki kadar kötülük olduğunu
fark ediyorum, ama eylemden - bütün
kusurların anasından - tiksindiğim
için, hiç kimse için acı nedeni değilim. Zararsız ve tokgözlü olduğum,
ötekilere meydan okuyacak enerji ve
patavatsızlıkta da olmadığım için,
dünyayı bulduğum halde bırakıyorum ... Bütün ahlaklar iyilik için
birer tehlikedir; iyiliği yalnızca ihmal
kurtarır. Avanağın ağırkanlılığını ve
meleğin ihtirassızlığını tercih ederek
kendimi fiillerin dışına çıkardım;
iyilik de hayatla bağdaşmadığından,
iyi olmak için kendimi ayrıştırdım.
(Cioran, 2000).
Devrimci bu anlamda hem
vicdanlı, hem de akıllı olmak zorundadır; bunun yanısıra da eylemlerini
iyi tartabilmeli, arkalarında dimdik
durabilip gerektiğinde muhasebesini
yapıp hesabını verebilmelidir. Genel,
katı bir ahlaktan daha ziyade vicdan
ve empati yoluyla aklını işe koymalı; herşeyi devrim sonrasına bırakıp
‘kavga içinde herşey mübahtır’
anlayışından sıyrılıp günlük hayatın
üzerinden tertiplemelidir devrimi;
yani bir gündelik devrim devinimine bırakmalıdır kendisini; devrimi
mütevazi, dürüst ve onurlu hayatıyla
örnek olup gerçekleştirmelidir. J. D.
Salinger’in bu bağlamda devrimciye
öncülük edebilecek güzel bir sözü
vardır: ”Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir; olgun insanın
özelliği ise bir dava uğrunda gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir”. Olgun bir devrimci bu anlamda
yaşamını gösterişsiz ama örnek bir
şekilde düzenleyip rasyonel akıl ve
vicdan ikileminden sıyrılır; içindeki
Bazarov’u da Raskolnikov’u da huzura erdirir ve bu enerjiyi günlük hayat
çabalarına yönlendirir. Hakiki üstün
insanlar, hakiki devrimciler böyle
yaranır, böyle meydana gelir, ve Nazım Hikmet’in dediği gibi “ölmekten
korktuğun halde ölüme inanmadığın
için, yaşamak yanı ağır bastığından”
kurar hayatını, ve “yetmişinde bile,
mesela, zeytin” diker; yani Budala’da
Dostoyevski’nin dediği gibi “dünyayı
güzellik kurtaracak” bu anlamda.
Zaten başka türlüsü denendiğinde
sistemin çarkları öğütmeye kalkar
devrimciyi - ve daima hazırdırlar
da. Barış Uygur’un vurguladığı gibi
“ülkenin geleceği üzerine, yaşayacağı
hayatın tasarımı üzerine söz söylemeye kalkan, inisiyatif almaya niyetlenen
dört gençten üçünün de zamanla bu
mücadelelerini yasal zeminde sürdüremeyerek yasa dışına itilmeleri ve
kendi trajik sonlarıyla yüzleşmeleri”
(Uygur, 2010) bu bakımdan öğretici
bir örnektir. Sonbahar’ın Yusuf’u gibi
suskunluk ve çaresizlik içinde ölümü
beklememeli devrimci; “o son romantiklerden, o yitiren biri” (Özgentürk,
2008) olmamak için direnmeli devrimci. Nihayetinde, güzel insan Raymod
Williams’in vurguladığı gibi gerçekten devrimci olmak, gerçekten radikal
olmak “ümitsizliği inandırıcı kılmak
yerine umudu mümkün kılmaktır”
(Williams, 1989, s. 118) - yani herşey
ve herkese inat direnmek, yaşamak ve
yaşatmak!
kitabı, İstanbul: Metis Yayıncılık.
Dostoyevski, Fyodor Mihailoviç (2003)
Suç ve ceza, İstanbul: İletişim Yayıncılık.
Feyizoğlu, Turhan (1998) Bizim Deniz:
Bir devrimcinin biyografisi, Ankara:
Doruk Yayımcılık.
Kropotkin, P. A. (2000) Bir devrimcinin
anıları, Ankara: Öteki Yayınevi.
Meinhof, Ulrike Marie (1968) ‘Vom
Protest zum Widerstand’, konkret, Sayı
5 (Mayıs).
Özdemir, Ekrem (2010) ’Suç ve Ceza
Arasında Raskolnikov’, Mağara Fikir-Sanat-Edebiyat Dergisi, 1 Mayıs.
http://www.magaradergisi.com/edebiyat/285-suc-ve-ceza-arasinda-raskolnikov
Özgentürk, Işıl (2008) ‘Bir Davayı Ölesiye Sevmek’, Cumhuriyet, 22 Aralık.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/29860/Bir_Davayi_Olesiye_Sevmek_.html
Reich, Wilhelm (1946) The mass psychology of fascism, New York: Oregon
Institute Press.
Süer, Ö. Aydın (2006) 19. yüzyıl Rus
edebiyatı üzerine yazılar, İstanbul: Evrensel Basım Yayın.
Turgenyev, İvan (2006) Babalar ve oğullar, İstanbul: İletişim Yayıncılık.
Türkeş, A. Ömer (2006) ’Rusya’da
Bitmeyen Batılılaşma Sancıları’, Radikal
Kitap, 1 Eylül. http://www.radikal.com.
tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=5526
Türkeş, A. Ömer (2009) ’Dostoyevski ve
Polisiye’, İnsanokur, 28 Aralık. http://
www.insanokur.org/?p=14075
Türkeş, A. Ömer (2010) ’Yaz Klasikleri’, Radikal Kitap, 20 Ağustos. http://
www.radikal.com.tr/kitap/yaz_klasikleri-1014480
Uygur, Barış (2010) ’O Protestocu
Öğrencilerin Halleri’, Habervesaire. 21
Aralık. http://www.habervesaire.com/
news/o-protestocu-ogrencilerin-halleri-1814.html
Williams, Raymond (1989) Resources
of hope: Culture, democracy, socialism,
London: Verso.
Kaynakça:
Agamben, Giorgio (1998) Homo sacer:
Sovereign power and bare life, Stanford,
California: Stanford University Press.
Carroll, John (1974) Break-out from the
crystal palace. The anarcho-psychological critique: Stirner, Nietzsche, Dostoevsky, Boston: Routledge & Kegan Paul.
Cioran, Emil Michel (2000) Çürümenin
Bibliotech-20
65
4
Jacques Ranciere
ile Röportaj
Gılgamış ve
Odysseia:
Akdeniz Dünyasında
Yapısalcılığa
Genel Bir Bakış Mitos ve İktidar
EMRAH AKDENİZ
ÖLÜM
16
Felsefe ile Mitoloji
Arasında
Bir Diyalog
ZELİHA ETÖZ
Bibliotech-20
Davalı Platon
DİLEK SATIOĞLU
“Yaşamın kendisiyle değiş-tokuş edildiği gerçek/olgu: Ölüm
Kaçınılmaz bir ihtimal olarak ufukta sabitlenmiş olması herkesin ve her kültürün
kendisini ortaya koyuşunu onunla bir hesaplaşmaya dönüştürüyor. Ölüm üzerine
yapılacak bir düşünüş sayesinde toplumsal-siyasal ve felsefi mevzularda siperlerimizi
nereye kadar götürebileceğimize ilişkin bir denemedir bu.”
yazıların ulaştırılması için son tarih: 25 Ağustos 2014
2
22
sayı 21
HAZIRLANAN
8
Saussure,
Levi-Strauss,
Barthes ve Lacan
Bağlamında
dosya editörü: Emek Yıldırım
DOSYA Devrim ve Devrimler Çağı
36
42
Devrim: Talihin Siyasallaşması
AYDOĞAN KUTLU
Sanki Devrim’den Resmen Devrim’e:
Örgüt, Sınıf, Devrimler Çağı ve Gezi
BARIŞ YILDRIM
45
Küresel Organik Kriz’in Kendi Mahsulü
Anti-Tezi: Yeni Devrimler Çağı
EMEK YILDRIM
48
Devrim, Jakobenizm ve Özgürlük
54
Devrimler Devrimlere Ulanmakta Ustadır:
Toplumsallaşan Devrimin Yol Haritası
ARMAĞAN ÖZTÜRK
POLAT S. ALPMAN
58
Devrim/Tiyatro YA DA
“Beyaz Devrim Tiyatrosu Bitti”
SÜREYYA KARACABEY
62
Bazarov ile Raskolnikov:
Rasyonel Akıl-Vicdan İkilemi ve
Devrimci Sol Düşünce
İLKİN MEHRABOV
68
Para-Meta-Para’ya ya da
Kapital’e Karşı Devrim
CEM ONUR YARAR
72
Post-Modern Örgütlenme Zemini Olarak
İnternet
FUNDA ÇOBAN
14
27
74
İşte Bunlar Hep
Metafor…
ClaudeLefort İle
Röportaj:
Kant’ın
Temel Kavramları
Özlem Tekdemir Dökeroğlu
Politik Deneyim
Metin Bal
İki Aylık Felsefe Sosyal Bilimler Dergisi, ISSN: 1307-4229 Ağustos/Eylül 2014, Yıl:7 Sayı:20 Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü,
Dizgi & Tasarım: Sezai Koyunbakan. Yayın Kurulu: Dilek Satıoğlu, Serhat Tutkal, Hilal Kara, İlke Cide, Deniz Polat, Çiğdem
Gönen, Aylime Aslı Demir, Sevi Gülnihal.
Adres: 17326. Ada B 4/3 No: 9 Şeyhşamil Mah. Eryaman/ANKARA Basım Yeri: Hermes Ofset Büyük Sanayi 1. Cad. No: 105
İskitler/Ankara Tel: 0312 384 34 32 Basım Tarihi: 10 Temmuz 2014 e-posta:[email protected]
Dergimizde yayınlanan yazıların yasal yükümlülükleri yazara aittir, telif ücreti ödenmez. Yayın kurulu gönderilen yazıları
yayınlayıp yayınlamamak hakkına sahiptir.
Bibliotech-20
3
Download

Bazarov ile Raskolnikov: Rasyonel Akıl-Vicdan