Kral’ın yeri tercüman rehber Ali Aclan Hekimoğlu ve Mehmet Mumcu adlı Kuşadalı genç girişimciler tarafından, 25 Mayıs 1974 günü,
Kütüphane Sokağı’nın girişinde kale surlarına bitişik küçük bir işletme olarak kuruldu. 1975 yılında Mehmet Mumcu tarafından
devralındı. Gece hayatında o kadar derin izler bıraktı ki, kısa zamanda pek çok ünlü sanatçının Kuşadası’na geldiğinde uğramadan
geçmediği bir mekân haline geldi ve Mehmet Mumcu’ya ‘‘Kral’ lakabını kazandırdı. Eğlencede sınır tanımaması, kaliteli mezeleri ve
oryantal gösterileri ile yerli ve yabancıların uğrak yeri oldu. Kral Mehmet’in gece hayatından çekilip mekânı kapattığı 1990 yılına kadar
“Kral’ın Yeri’ne uğramadıysan Kuşadası’na gelmiş sayılmazsın” özdeyişi hatıralarda önemli bir iz bıraktı. Kral’ın Yeri’nde uzun yıllar
sahne alan Cahit Şenyaylar ve saz ekibi, Şuayip Sorulmaz’ın ahenkli melodileri o atmosferi yaşayanların anıları ile günümüze kadar
taşındı. Temennimiz Kral Mehmet’in en kısa zamanda bu dönemi kayda geçirerek ölümsüzleştirmesidir.
[email protected]
YEREL TARİH DERGİSİ
ÖZEL MUHAFAZA
KUTULARI İÇİNDE
Yerel Tarih Dergisi’nin
tüm sayıları özel muhafaza
kutuları içinde
satışa sunulmaktadır.
Özel muhafaza
kutusu ve eksik sayıları
edinme adresi:
Ege Mahallesi
Uğur Apaydın Sokak
No:6, Club Oliva
Ergül Apartmanları B Blok,
Daire 4 Kuşadası / AYDIN
Tel: 0256 618 44 44
Faks: 0256 618 44 44
dahili:16
G
eç kalınmış da olsa Türkiye Turizm
Tarihi’nin yazımına başlandı.
http://www.turkiyeturizmtarihi.org/
Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma
Projeleri (BAP) kapsamında yürütülen ve Tarih
Vakfı ile Ekin Grubu’nun kurumsal desteğiyle
gerçekleştirilen ‘’Türkiye Turizmi Sözlü Tarih
Araştırmasına ‘’ Adnan Menderes Üniversitesi
Kuşadası Turizm Fakültesi de katkıda bulunuyor.
Bu çalışma ile turizm tarihimizin önemli olayları,
kişileri, kurumları sözlü tarih çalışması yolu ile
günümüze ve gelecek kuşaklara aktarılacaktır.
Kuşadası etabında görüşmeler 21–25 Mayıs
tarihleri arasında Anadolu Üniversitesi ve Tarih
Vakfı öncülüğünde gerçekleşti. İsimleri önceden
tespit edilen yaklaşık 30’a yakın Kuşadalı turizmci
ile video kayıtlı görüşmeler yapıldı.
Yerel Tarih Gurubu, Tarih Vakfı projeler
sorumlusu Gülay Kayacan’ın koordinasyonunda
Kuşadası turizm tarihi çalışmasına tam kadro
katıldı ve turizm ile ilgili tüm bilgi-belge arşivini
projenin kullanımına sundu.
1974 yılı Mayıs ayının önemli olayları, Mustafa
Veli’nin yorumları ile; Lüks gemiler limanımıza
geliyor; uzun yıllar Kuşadası gece hayatına
damgasını vuracak Kral’ın yeri açılıyor; 6.
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Kuşadası’na
geliyor.
Anma etkinlikleri Mayıs ayında da yoğundu.
Belediye başkanı Lütfi Suyolcu katledilişinin 19.
yılında Kuşadası Belediyesi’nin
organizasyonunda ailesi ve dostları tarafından
anıldı. Yerel Tarih Gurubumuzun değerli üyesi
Tuğrul Kutucu aramızdan ayrılalı bir yıl oldu.
Anıları taptaze, kadim dostu mahalle arkadaşı, Dr
Ali Alkış’ın anlatımı ile Tuğrul Kutucu’yu hasretle,
özlemle, rahmetle anıyoruz.
Mahmut Ökçesiz’in görselleri ve duygulu
anlatımı ile Aydın Şehitliklerini tanımaya devam
ediyoruz.
Kuşadası Eğitim ve Gelişme Vakfı tarafından 18
yıldan beri aralıksız sürdürülen ‘’Sunullah Arısoy
Şiir Ödülleri’’ sahiplerini buldu.
Tarihçi Ali Can, Efes Kazıları ile ilgili Osmanlı
belgelerini özetlemeye devam ediyor. Arkeoloji ve
tarih eğitimi alanlar bu belgeler ışığında daha
kapsamlı bir çalışma yapabilirler.
Napolyon Bonapart’ın mareşali Auguste de
Marmont’un Kuşadası izlenimleri Gezginlerin
Kaleminden Kuşadası’nda Sedat Onar tarafından
detay olarak aktarılıyor.
Sokaklarımızın tarihini yayınlamaya devam
ediyoruz. Fatma Kırlı, Yalçın Sokağın da
gözlemlediği sünnet düğünlerini, cenaze
törenlerini bize yeniden yaşatıyor.
I.Caferli Çiçek Şenliğinin renkli görüntüler
‘’EKODOSD’tan Al Haberi’’ Köşemizde.
Dr Ali Alkış’ın Kuşçubaşı Eşref araştırmasında
bu ay Almanya ve Arabistan seyahatleri anlatılıyor.
Eğitimci Fevzi Gencer’i anma toplantısı
geçtiğimiz ay içinde düzenlenmişti. Eğitimci ve
çok yönlü bu değerli sanatçıyı en yakın arkadaşı,
meslektaşı Nail Topal’ın anlatımı ile daha
yakından tanıma fırsatı buluyoruz.
Ayın şiirleri Kuşadası’nın 1970’li yıllarında
eğlence mekânı olan Agora Meyhanesinin
işletmecisi Şenol Şengü’den.
ISSN 2147-6349
KUŞADASI YEREL TARİH ARAŞTIRMALARI GRUBU Adına Sahibi ve Sorumlu Müdür Ali Ergül Yayın Kurulu Ali Ergül, Müjgan Şavkay,
Mustafa Veli, Belma Özgün, Dr. Ali Alkış, Dr. Ayşe Şerifoğlu, Mustafa Dinçoğlu, Av. Kaya Egel, Ali Hüseyin Torun, Sedat Onar,
Yrd. Doç. Dr. Eralp Osman Çolakoğlu, Arif Çıkıcı, Özer Kayalı, Ata Şakrak, Ali Can Editör Nail Topal Grafik-Tasarım Nilüfer Saçar Nisa
Hukuk Danışmanı Av.Nail Özazman Tercüme (İng-Frs) Duygu Sayra Ergül Redaksiyon; Nail Topal, Sedat Onar, Duygu Sayra Ergül, Alp
Ergül İletişim Ege Mahallesi, Uğur Apaydın Sokak Club Oliva ERGÜL Apartmanları B Blok Kat:1 D:4 Kuşadası - AYDIN Tel: 0256 618 44 44
Ali Ergül: 0532 212 20 31 [email protected] www. kuyeta.org Dağıtım Pazarlama Ergül Turizm Gıda Maddeleri Ltd. Şti.
Baskı Yeri Yeniyol Matbaası 1145/1 Sk. No: 50/A Yenişehir - İZMİR Tel: 0232 449 88 52 Faks: 458 62 86 [email protected] Sayı 65 Yıl 7
MAYIS 2014
KUYETA
1
Ben Buradayım Ey Tarih
Mayıs 1974’te Kuşadası
Mustafa Veli Mavi İnsan
Ne yapacağını bilememe. Yağmursuz günler. Mikroplar. Bahar rüzgârları hastalıkları da getirdi. Nisan ayı. Yasaklar. İktidar memnun.
Yerel seçimleri kazananlar memnun. Kanlı ay tutulması yaşandı. Beş yüz yılda bir oluyormuş. Ben görmedim. Ayaklarım ağrıyor. Doktor
günde bir saat ayakta kalma vermişti. Yarım saatlik yürüyüş de dahil. Yine ayaklarım yerine ağzım yürüyor. Onunla konuş, bununla
konuş. Tam olmayan şarkıların arasında şiir molaları veriyorum kısa kısa.
Konuşamadım…
Kelimeleri unuttum
Yokluğunda…
Küçük defterime yazıyorum hemen. Ondan sonra büyüyecek şiir. Daha cüce. Öylece duruyor.
Yasaklar devam ediyor. Nisan ayında gündem Cumhurbaşkanlığı seçimiyle oyalanıyor. Ağustos ayında yapılacak. Halk ne ile uyutulacak?
Paralel devlet var. Cumhurbaşkanı kim olacak? Fenerbahçe şampiyonluğa koşuyor. Kazanandan kime ne?
Tweeter yetkilileri geldi, hükümetle masaya oturdular. İstenmeyen haberler buzlandı. Bana ne buzdan… İnternetim yok. Bilgisayar
aldım iki yıl önce. Küflendi. Teknoloji özürlüyüm. Kaç kişiye sordum Tweeter’ı ve You Tube’u öğrenemedim. Ama yasaklara karşıyım.
Ağaçlar da susuzluğa karşı.
Dudaksız
Sayfalar
Taverna’yı
Vurdu…
Devamı gelecek. Yolda yürürken yazdım. Ayaklarım ağrıyor. Ağrıyor ama yüreğimde mi ağrıyor?
Kanatlı bulutlar uçtu
Gölgenin nefesinden
Gönlümde düğün yok
Ağrılarım düşlerin gittiğinden.
Düşler gitmez mi ki? Kim düşleriyle yaşayabiliyor?
Sokak düşkünüyüm.
O yüzden ayakkabılarım
Kir tutmuyor.
Bahar geldi galiba. Çarpıyor beni. Sokakta büyüyorum çocukluğum gibi.
Mayıs 1974 çok aratacak mı sayfalarını? Rahat olmak istiyorum. Televizyonda haberleri bir saate indirdim. Yine de gündeme bakmam
lazım. Nisan’da böyleydi. Mayıs 1974 ‘te neler oldu Kuşadası’nda?
3 Mayıs 1974, Cuma.
XI. EFES FESTİVALİNE
KATILAN İRAN FOLKLOR EKİBİ
GÜZELİŞ’İN DAVETLİSİ OLARAK
BUGÜN İLÇEMİZE GELİYOR.
XI. Efes Festivaline katılan
yabancı folklor ekiplerinin en
kalabalığı olan 50 kişilik İran
Devlet Bale ve Folklor Ekibi
kaymakamımız İsmail Güzeliş’in
daveti üzerine bugün ilçemize
gelecek ve iskele meydanında bir
saat bale ve folklor gösterisi
yapacaklardır.
Kaymakam İsmail Güzeliş İran
ekibini bu sene yapılacak
KUYETA
MAYIS 2014
2
Kuşadası Festivaline de davet
edecektir.
İran ile temaslarımız 2014
yılında Kuşadası’nda da iyi
gidiyor. Nisan ayında Kuşadası
Otellerini İranlılar canlandırdı.
Ve İranlılarla ilgili bir söylence:
İranlı kadınlar uçakta tuvalete
gidip siyah çarşaflarını
çantalarına koyuyorlarmış.
Kuşadası’ndaki otellerine
geldiklerinde de bikinileriyle
havuza koşuyorlarmış. Otel
personeli bu yüzden kadın
müşterilerini tanıyamıyormuş.
Bunlar İran’dan mı geldi diye.
Özgürlüklerine düşkünlük
mü? Yoksa hakikaten doğru mu?
Yoksa turizm geyiği mi? Yoksa bir
şehir efsanesi mi?
Ne olursa olsun. Kuşadası
turizmi her türlü turiste muhtaç.
Keşke Kutuplardan da turist
gelse…
BAŞKAN KÜÇÜKYAĞCI
ANKARA’YA GİDİYOR.
Belediye Başkanı Mercan
Küçükyağcı, belediyecilik
hakkında kurs almak üzere
Belediyecilik Derneği
tarafından Ankara’ya davet
edildi.
Bilgi önemli. Bilmek çok önemli.
İşini bilmek daha da önemli.
Sokakta yürümesini bilmek bile
önemli. Köpeklere basmayınız
yürürken…
FRANSIZ TATİL KÖYÜ
AÇILIYOR
Aslanburnu mevkiindeki
Fransız Tatil Köyü 12 Mayıs’ta
hizmete açılıyor.
Tatil Köyü yöneticileri bu yıl
köyün daha geç kapanacağını
ifade etmişler, Ada Sesi
Gazetesinde yayınlanan ilan ile
1973 yılında tatil köyünde
çalışanların mevsimlik işçilerin
haklarını kaybetmemeleri için 7
Mayıs gününe kadar bizzat
işyerine gelmeleri duyurulmuştur.
Kuşadası sokakları parfüm
kokacak. Bu yıl parfümcüler
gelmedi. Yoksa gelmeyecekler mi?
SERVİS VE MUTFAK KURSLARI
AÇILDI
Turizm ve Tanıtma
Bakanlığınca açılan servis, içki
hazırlama ve ticari mutfak
dallarındaki kurslar Liman Motel
de başlamıştır.
7 Mayıs 1974, Salı.
GEÇEN CUMA GÜNÜ
İLÇEMİZDE FOLKLOR
GÖSTERİLERİ YAPAN İRAN
FOLKLOR EKİBİ KAYMAKAM
GÜZELİŞ’İ İRAN’A DAVET ETTİ.
Ülkeler arasında sanat yolculuğu
ne güzel bir yolculuktur.
Birbirlerine bomba, kurşun
atacaklarına buket atmaları ne
güzeldir. Bakalım Güzeliş icabet
edecek mi davete?
XI. EFES FESTİVALİ SONA
ERDİ
Selçuk Belediye Başkanı Ahmet
Ferahlı kapanış törenin de yaptığı
konuşma da ‘’Amacımız gelecek
yıl daha fazla katılım
sağlanacağını’’ ifade etmiştir.
Darısı gelecek yıla ve
Kuşadası’na. Biz de isteriz
sokaklarda Folklor(!) gösterilerinin
Selçuk Belediye Başkanı Ahmet Ferahlı
yapılmasını.
HIDRELLEZ DOLAYISIYLA
MESİRE YERLERİ DOLDU!..
Hıdrellez münasebetiyle
havanında güzel olması
nedeniyle piknik alanlarına
çok sayıda ziyaretçi gelmiş ve
gece Kuşadası sahili denize
niyetlerini yazıp atan, Hızır
İlyas’a dileklerini ileten halkla
doldu. Gecenin geç saatlerine
kadar hıdrellez ateşi yakılıp
eğlenildi.
İlla da Kısmet Otelin
girişindeki zeytinlik. Sökeli
Yılmaz Bey’in filmlerin çevrildiği
güllerle bezeli villası. Bakla ki
hiç sevmezdim. Annemin
gözlerinde neden hüzün vardı?
Yıllardır çözemedim. Hıdrellez
olmasına rağmen sevinç yoktu
gözlerinde rahmetlinin.
Bahar sevinç getirmiyordu
sokaklara…
Kalabalıklarda kavga mı vardı?
Güller kavga olduğu için mi
çabuk döküyordu taç
yapraklarını? Papatyalar yağmur
grisi miydi?
6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk (1903-1987)
10 Mayıs 1974, Cuma.
GAZETECİ HASAN
TAHSİN’İN HEYKELİNİ
AÇACAK OLAN
CUMHURBAŞKANIMIZ FAHRİ
KORUTÜRK SALI GÜNÜ
İLÇEMİZE GELECEK.
“Korutürk Selçuk ve
Kuşadası’nda turistik tetkikte
bulunacak”
Cumhurbaşkanı. Sokak’ta
halkı selamladı mı?
SAHİL YOLU VE CADDELER
ASFALTLANMAYA BAŞLADI
Kanalizasyon ve su şebekesi
hafriyatı nedeni ile kazılan
cadde ve bulvarların
asfaltlanma çalışmasına
Karayolları 2. Bölge
Müdürlüğünce başlanmıştır.
Sokaklar asfaltlanıyor. Sinema
çıkışı asfalt kokusu. Sıcacık.
Yorgana gerek yok. Uyusam.
İzlediğim filmi tekrar görsem
uyurken. Deniz çakıl taşlarını
oynatsa yerlerinden. Sokak çakıl
taşlarının sesiyle dolsa. Yıldızlar
düşse asfalta.
“FRANCE” YOLCULARI
AYRILIK GÖZYAŞLARI
DÖKTÜLER
Dünyanın en lüks ve en
büyük yolcu gemisi France
Transatlantiği 1400 yolcu ile
limanımıza gelmiştir. 12
saatten fazla limanımızda
kalan gemi yolcuları yaklaşık
250.000 liralık alış veriş
yaparak esnafın yüzünü
güldürmüşlerdir.
Tamamen yalan bir haber. Kim
görmüş ağladıklarını ve niye
ağlasınlar? Laf olsun sayfa
dolsun. Gerçek olsa insanın
tüyleri diken diken olup
gözyaşlarını tutamaz ama haberi
yazan da Kuşadası’nın
yalanından nasibini almış gibi
geldi bana. Sokaklarda ağladı mı
acaba “France” yolcuları gitti
diye?..
MAYIS 2014
KUYETA
3
Ben Buradayım Ey Tarih
5.5.1974 Yeni Asır Gazetesi Atilla Arslan Haberi
14 Mayıs 1974, Salı.
BELEDİYE BAŞKANI MERCAN
KÜÇÜKYAĞCI ANKARA’DAN
ÖNCEKİ GÜN DÖNDÜ
Cumhurbaşkanı Fahri
Korutürk’ün karşılanması
töreninde bulunmak üzere
belediye başkanı Ankara’dan
dönmüştür.
Ayrıca Belediye çalışanlarının
bağlı olduğu Genel İş Sendikası ile
toplu iş sözleşmesi için
görüşmelere başlanmış olup bu
konuda belediye muhasebecisi
Hüseyin Arın belediye adına
görüşmeleri sürdürmektedir.
İyi haberlerle gelmiş iyi başkan
Küçükyağcı.
Bu haberin altında kısa-kısa adı
altında haberler var. Çok hoşuma
gitti. Okuyalım sevgili okuyucu.
KISA-KISA
* Fransız Tatil Köyü Pazar günü
kapılarını turistlere açtı. İlk
kafilenin gelmesi ile şehirde
canlılık görüldü
* Asfaltlama çalışmaları sahil
yolunda hızla devam ediyor.
Daha sonra Kahramanlar
KUYETA
MAYIS 2014
4
Caddesine geçilecek.
* Geçen hafta yağan yağmur
çiftçiye bereket getirdi.
* Hava şartları ve Fransa da
yapılan seçimler turist gelişini
olumsuz etkiledi.
* Hava Şehitlerini Anma günü
ilçemizde de kutlanacak.
* Çok iyi. Az ama öz. Keşke
her sayıda böyle bir köşe olsa.
28 Mayıs 1974, Salı.
27 MAYIS KUTLANIRKEN
ERTELENEN 19 MAYIS
GÖSTERİLERİ DE YAPILDI.
Kötü hava şartları nedeniyle
ertelenen 19 Mayıs törenleri
dün yapılmıştır. Lise öğrencileri
folklor ve jimnastik hareketleri
ile izleyicilerin beğenisini
toplamışlardır.
Koşu ve değişik dallarda
derece alanlara ödülleri
Kaymakam İsmail Güzeliş,
belediye Başkanı Mercan
Küçükyağcı ve Lise Müdürü
Secaattin Yılmaz tarafından
verilmiştir.
Okuyunca hüzünlendim.
Yağmur dolayısıyla 19 Mayıs
törenleri iptal edilmiş. Beyaz
atlet, siyah şort.
SANAT TİYATROSU TEMSİL
VERDİ
Sanat Tiyatrosu geçtiğimiz
cumartesi günü Kütüphane
salonunda Orhan Kemal’in ‘’72.
Koğuş’’ eseri ile sezonu açtı.
Seyircilerin büyük beğenisini
kazan oyun, yaz boyunca başta
Söke, Selçuk, Germencikte ve
Tepeköy’de de gösterime
sunulacaktır.
Sanatsız olmaz. Demek Tiyatro
topluluğunun adı SANAT
Tiyatrosu olmuş. Ne güzel.
KISA-KISA
Akşam Kız Sanat Okulunun
her yıl düzenlediği yıl sonu
sergisi 27- 30 Mayıs tarihleri
arasında açık kalacaktır.
Sergide öğrenciler bir yıl
boyunca üzerinde çalıştıkları
dikiş ve nakış işlerini
sergilemektedirler.
KRALIN YERİ HİZMETE
GİRDİ.
Kralın Yeri cumartesi günü
saat 20.30’da verilen bir
amacıyla kurs açılacaktır.
Ankara, İstanbul ve İzmir’de
Otelcilik ve Eğitim
Merkezlerinde açılacak kurs
yatılı ve gündüzlü olmak üzere
sekiz ay sürecektir.
Giriş sınavları Ankara’da
yapılacak olan kursların
müracaat süresi 5 Haziranda
sona erecektir.
Turizm Şefi Erdoğan
İstanköylü’nün verdiği bilgilere
göre; isteklilerin kayıt kabul
şartlarını ve diğer belgeleri
Turizm ve Tanıtma Bakanlığı,
Bakanlık Bölge Müdürlükleri,
CAFE BULVAR AÇILDI
Cafe Bulvar cumartesi günü
saat 17.00’de seçkin bir davetli
topluluğu ile sahilde hizmete
girdi.
31 Mayıs 1974, Cuma.
LİSE VE ORTAOKUL BUGÜN,
MERKEZ İLKOKULLARI 4
HAZİRAN’DA TATİLE GİRİYOR
Yaz ayı tütün ayı. Şimdi tütün
yok. Okullar Haziran’ın ortasında
kapanıyor. Çocuklar sokaklarda.
TURİZM BAKANLIĞI VASIFLI
PERSONEL İÇİN KURS AÇIYOR
Turizm Bakanlığınca otel,
lokanta ve eğlence yerleri için
vasıflı personel yetiştirmek
Otelcilik ve Turizm Eğitim
Merkezleri ile Turizm
Bürolarından öğrenip, temin
edebileceklerdir.
Vasıflı personel. Keşke o
yıllarda tatile giren öğrencilerde
küçük yaşta bu kurslara
katılsalardı. Biz çırak olmayı çok
severdik.
Herkes Turizm eğitimlisi
olsaydı Kuşadası daha farklı olur
muydu acaba? Ve Kuşadalılar da
yurt dışına çok gitselerdi…
Efes’e gitmeyen yurt dışına nasıl
gitsin?
Kapı önü sohbetlerinde
turistler geçerken yaşlı kadınlar
Kral Mehmet Müşterilerini Eğlendirirken
kokteylle Çiçek Pasajında hizmete
açılmıştır.
Davetliler Kralın Yerini
Kuşadası’nın en orijinal ve en
ucuz karın doyurulacak ve
eğlenilecek yer olarak
nitelendirmişlerdir.
Kralın Yeri hizmete demek ki
kırk yıl önce girmiş. Ne ünlüleri
ağırladı yıllar boyu. Anıları sahibi
Mehmet Mumcu Abi’de. Yani Kral
Mehmet’te. Anlatmıyor.
Bu arada 28 Mayıs benim doğum
günüm. O yıl lise sondaydım. An
yedi yaşıma basmışım.
Amasya’daydım.
yemenileri ile kapatırlardı
yüzlerini.
Nerede Kuşadası hata yaptı?
Turisti mi sevmedi, yoksa zeytini
mi, tütünü mü, yoksa
Kuşadası’nı mı? Şehirde ne
oluyordu? Sokakta ne vardı?
KUR’AN KURSU
ÖĞRENCİLERİ
DİPLOMALARINI ALDI
Öğretim yılının sona ermesi
ile Kur’an kursunu bitiren
öğrencilerin diploma töreni
öncesinde yapılan din bilgisi
bilgi yarışmasında Türkan
Kürek birinci olmuş, Ayla
Özazman ikinci, Ali Çizme
üçüncü olmuşlardır. Derece
alan ve kursu bitiren
öğrencilere çeşitli ödüller ve
hediyeler verilmiştir.
Diploma töreninde yatsı
namazından sonra öğrenciler
tarafından mevlit ve Kuran’ı
Kerim okunup hatim duası
yapılmıştır.
Kurs bir aylık tatilden sonra
ilkokulu bitirmiş olan öğrenciler
için Temmuz ayından itibaren
tekrar açılacaktır.
Bitirenlere hayırlı olsun. Ben
bitirememiştim. Dokuz yaşında
verilmiştim Kur’an Kursu’na.
Kader. Sokakta idi aklım. Ben
hep sokak’ı özledim.
Haziran’da sokaklarda şiir
yazılıp, okunacak mı? Mustafa
Veli’nin Şiir Dostları on üç
yaşında. On üç rakamı uğursuz
gelmesin. Herkes yazsın.
Özellikle kendilerini.
Duygularını. Sevmelerini.
Yalnızlıklarını.
Siyaset yalanlarıyla kendi
başında dursun. Hayat’ın
özellikle sokağın keşfedilecek
çok güzel mevsimleri var!..
Sokak Kuşadası’nı kaplasın.
Asfaltta Türk Sineması,
Yıldızlarda şarkılar,
Yaz’da insanlar olsun.
İnsan gibi insanlar. Gözyaşları
olan…
MAYIS 2014
KUYETA
5
Anma
M. LÜTFİ SUYOLCU
ÖLÜMÜNÜN 19. YILINDA ANILDI
Kuşadası eski Belediye Başkanı M.Lütfi Suyolcu, ölümünün 19. yılında İbramaki Sanat Galerisi'nde
düzenlenen törenle anıldı.
Kuşadası Belediyesi tarafından düzenlenen anma etkinliğine kızı Çiğdem Suyolcu, Kuşadası Belediye
Başkanı Özer Kayalı'nın eşi Nil Kayalı, Belediye Meclis Üyeleri Zekeriya Tünk, Zehra Arıcı Can, Canan
Güler, Tufan Asrav, Kuşadası Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Tahsin Uğur, Kuşadası CHP Kadın
Kolları Başkanı Diclehan Doyurur, Kadın Kolları Başkan Adayı Nimet Karatosun Tuğral, KEGEV Yönetim
Kurulu İkinci Başkanı Kamil Aköz ve kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı.
1977–1980 ve 1989–1994 yılları arasında iki dönem Belediye Başkanlığı yapan M. Lütfi Suyolcu, 16 Mayıs
1995 günü evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.
Programın başlangıcında açılış konuşması yapan merhum Lütfi Suyolcu'nun kızı Çiğdem Suyolcu “19. kez
toplandık babam için. Bu anma etkinliğini ilk 13 yılını biz ailecek yaptık. Daha sonra eski Belediye Başkanı
Esat Altungün döneminde kendisinin isteği ile belediyeye bıraktık. Şimdi de yeni başkanımız Özer
Kayalı’nın döneminde bunun devam etmesi çok sevindirici. Bu etkinliği devam ettirmek zorunda
değillerdi. Bu yüzden kendilerine çok teşekkür ediyorum.’’ şeklinde konuştu.
Suyolcu konuşmasına şu şekilde devam etti. ‘’Babamı kaybedeli tam 19 yıl oldu. Bu güzel duygular
bende birikip duruyor. Gerçekten sevdiğim insanlara sevgimi daha fazla göstermeye başladım. İnsan
sadece sevgi ile beslenir. Gerçekten sevdiğin zaman, gerçekten sevildiğin zaman bütün boşluklar doluyor.
Bu biriken tüm güzel duyguları sevdiğim tüm güzel insanlara akıttım. Birilerini seviyor olabiliriz, ancak
bunu gösteremediğimiz takdirde hiç önemi yok. Bu anma günleri her yıl çok keyifli oldu. Çünkü sadece
babamın kalbinden yakaladığı insanlar katıldı. Çok keyif alıyorum böyle toplanarak. Birbirimizi görmüş
oluyoruz. Ben çok mutluyum bu anma toplantısının devam etmesinden dolayı. Özer Abi’ye bir kez daha
teşekkür ediyorum. Demek ki önümüzdeki dört yılda bu anma etkinlikleri devam edecek. Zafer
Hacısalihoğlu’na fotoğraf desteğinden dolayı, Latif Sansür ve Nil Kayalı’ya katkılarından dolayı çok teşekkür
ederim.
Kuşadası Belediye Başkanı Özer Kayalı’nın katılamadığı programda Başkan adına Belediye Meclis üyesi
Zekeriya Tünk konuştu. Tünk “güzel insan Lütfi Suyolcu’yu anma etkinliğine katıldığınız için sizleri
kutluyorum. Başkanımız adına söz veriyorum görevimiz sürecinde bu etkinlik devam ettirilecektir. Emeği
geçenleri kutluyorum. Merhum belediye başkanımız Lütfi Suyolcu’nun ruhu şad olsun.”
Programın devamında Lütfi Suyolcu’nun hayatından kareler içeren video gösterisi izleyenlere duygu dolu
anlar yaşattı. Katılımcılar anılarını paylaştı. Etkinlik sonunda lokma dağıtıldı.
M.Lütfi Suyolcu
KUYETA
MAYIS 2014
6
Çiğdem Suyolcu
Anma
TUĞRUL KUTUCU’NUN
ARDINDAN
Dr. Ali Akış
1 Mayıs bildiğiniz gibi işçi ve bahar bayramıdır. Biz
geçen yıl 1 Mayısta bir can arkadaşımızı Tuğrul Kutucuyu
kaybetmiştik. Onun ani ölümüne önce inanamamıştık.
Ancak acı gerçek bayramı hüzne çevirmiş bütün
arkadaşlarını gerçekle baş başa bırakmıştı.
İstanbul’da okuduğum yıllarda Tuğrul kardeşim, o
büyük ve insanları yutan şehirde cumartesi veya pazar
günleri de olsa buluştuğumuz, memleket hasretini
giderdiğimiz bir kardeşimdi. O tarihlerde kendisi bahriye
askeri, ben de askeri tıbbiye öğrencisiydim, İstanbul’daki
yalnızlığımız içinde memleket hasretini ve yalnızlığımızı
giderdiğimiz bir sıla dostumdu. O günleri bugün gibi
hatırlıyorum.
Kuşadası’ndaki baba evlerimiz bitişik olup onların
penceresi bizim bahçeye bakardı. Babası Ahmet Efendi
Amca ve eşi babamın saygı duyduğu insanlardı. Uzun
yıllar yatalak olarak birisinin yardımına ihtiyaç duyarak
yaşadı onun bu ihtiyacını Tuğrul’un muhterem eşi
Nurcuvan Hanım kardeşimiz hiç yüksünmeden tıpkı
Tuğrul Kutucu’nun faziletli davranış biçimi içinde, sanki
bir kızı gibi karşıladı. Babam ve annem herkese Allah
böyle bir gelin nasip etsin derlerdi. Mahallenin ailece en
sakin ve saygıdeğer insanları olarak yıllarca komşuluk
yaptık. İki oğulları da ayni aileye uygun, terbiyeli ve asil,
meslek sahibi insanlar oldular.
Her bayram eşi ile bizleri, yani anne ve babamı ziyaret
ederler, bayram tebriklerini sunarlardı. Tıpkı bir evlat
gibiydiler. Şimdi bakıyorum da mahallede o günlerden
kimseler kalmadı. Hacı Rüstemlerden, Yasakların
Zeki’nin ailesinden, Aygırların Mehmet Abi’nin
sülalesinden, Cevriye Abladan ve eşinden , annemden
babamdan, iki ablamdan ne ses ne de seda kaldı.. Hepsi
göçüp gitti. Galiba sıra bizlere geldi diye düşünüyor
insan.
Tuğrul, bazı hususiyetleri ile de temayüz etmiş bir
insandı. Kuşadası ile ilgili meseleler de konuşmacıları
dikkatle dinler, ilerlemiş yaşına rağmen kulak verir takip
eder, sorular sorar kendi görüşüne göre yanlışlar varsa
düzeltir, kendi bildiklerini ilave eder, gereken yerlerde
söz alır konuşurdu. Belediye meclis üyeliği yaptığı
yıllarda belediye başkanı olan babamla aktif hizmetler
görmüştü.. Ayrıca Kuşadası’nda tertiplenen
konferanslara mutlaka katılır, Yerel Tarih Dergisi başta
olmak üzere bazı dergilere de yazılar yazardı.
Kuşadası’nda aktif olan Adaçev’in ayda iki kez Derici
Otelde düzenlediği toplantıların müdavimlerindendi.
Tabakhaneler konusunda çok dertliydi. Varını yoğunu
döktüğü iş yerini elinden almışlar, Kirazlı yolu üzerinde
küçük bir yere nakledilmişlerdi. Yerlerinden
uzaklaştırıldığında çok üzülmüştü. Bu satırları yazarken
onu eski günlerde, önünde muşambadan önlüğü ile
denizde derileri yıkarken ki halini görür gibi oluyorum.
İnsanlar için önemli olan hususlardan biri öldükten
sonra yaşayabilmektir. Bu da insanoğlunun hayatta iken
oluşturduğu saygın kişilik ve bıraktığı eserlerle sağlanır.
Tuğrul bunu başarmış insanlardan biridir. Nitekim bu
satırları yazarken eski tabakhanelerin bulunduğu yerleri
yeniden incelemek üzere ziyaret ettim. Onun ismini
taşıyan binanın resmini çekerek yazıma ilave etmek
istedim. Hilton oteli yanında bir felaket olmadığı
takdirde Tuğrul ve arkadaşlarının anıları, aile fertlerinin
gönlünde olduğu gibi bu eser içinde de yaşamaya
devam edecektir.
Tuğrul’u ölüm yıldönümünde hasretle anarken,
benden en yakın arkadaşı olduğumu belirterek bir yazı
isteyen Sayın Ali Ergül Bey ile tabakhaneleri restore
ederek Tuğrul Kutucu ve arkadaşlarını ebedileştiren,
Kuşadası’na kıymetli bir eser kazandıran Pine Bay Oteli
sahiplerine, Tuğrul’u unutmayan Adaçev üyelerine ve
Kuşadası Yerel Tarih yöneticileri ve yazarlarına da sonsuz
teşekkürlerimi sunmak isterim. Ayrıca muhterem
Kutucu ailesi ve efradına rahmetli için yeniden baş
sağlığı diler, Tuğrul’a Allahtan rahmet iletmek isterim.
Ruhun Şad Mekânın Cennet olsun aziz dostum.
Tuğrul Kutucu ve Dr. Ali Alkış (Yerel Tarih Toplantısında)
MAYIS 2014
KUYETA
7
Şehitliklerimiz - 3
ARAPLI –GÖZPINAR ŞEHİTLİĞİ - II
Mahmut Ökçesiz Kuşadası Kültürel ve Tarihi Mirası Koruma Derneği Başkanı
Aydın merkez ilçeye bağlı 15 km uzaklıktaki Gözpınar (Araplı) köyü Yunan vahşetini en acı yaşayan
köylerimizden biridir. Köyün uğradığı vahşet göz önünde bulundurularak dökülen gözyaşlarından dolayı
Araplı olan ismi “Gözpınar” olarak değiştirilmiştir. Her işgal maalesef yerli işbirlikçilerini de yaratır. Yunan
işbirlikçilerinden biri de o günlerde “Sarı İmam” lakaplı bir soysuzdu. Yunan işgal kuvvetleri komutanının
sabah kahvaltısında taze petekli bal(1) isteğini yerine getirmek için Araplı’ya gider. Köyde aradığı balı
bulamaz ve geriye eli boş döndüğünden, durumu kurtarmak için köylülerin çeteleri beslediklerini ve balı
çetelere verdiklerini söyler. Zaten bahane arayan Yunan komutanı bunun üzerine Araplı’ya sefer düzenler.
Köyü kuşatırlar. Erkeklerin köy meydanında toplanmasını emrederler. İleri gelenlerden 5 köylüyü
ayaklarından bağlayarak köy odası önünde bulunan “Pırnal” ağacına asarlar(2). 12 kişiyi kurşunlayıp ve 1
kişiyi saman deposuna kapatıp yakarak öldürürler. Ele geçirdikleri köylülerden istedikleri yiyecekleri ve
yakalayıp kestikleri oğlak ve danaların etlerini yerler ve kemiklerini ağaçlara astıkları canlı insanlara atarlar. Bu
arada bir grup Yunan askeri 44 kişiyi urganla bağlayıp “ Derviş yeri “ denilen köy mezarlığının güneyindeki
yere getirirler. Burada 44 kişiyi makineli ile tarayıp şehit ederler ve aşağı cesetleri atarlar. Bu mübarek
şehitlerin cesetleri kurda-kuşa yem olur.(3)
Yunan gittikten sonra kalan kadınlar burada ne kalmış ise gömerler ve başlarına yalın taşlardan birer “
şahide “ dikerler. Bu taşlar halen vardır ve yerler bellidir. Burası İzmir 2 nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Bölge Kurulunun 04.04.2001 tarih ve 9908 sayılı kararı ile tescil edilmiştir. Bu vahşetin canlı
tanıklarından biri Pınar (Pınarlı ) ağacı ve o zaman 7 yaşında bir çocuk olan Cemile UGAN ninedir. Araplı da
katliama uğrayan bu aziz şehitlerimizin ruhları şad ve mekânları cennet olsun.
Bu makaleyi kaleme almamızda bize arşivleri ile yardımcı olan ve 2–3 yıl önce hakka yürüyen güzel insan,
eski Aydın müze müdür yardımcısı, MUSTAFA KENAN ÖZKAN’ın da ruhu şad ve durağı cennet olsun.
1. Etem Oruç, “ petekli Bal “, Aydın, Aydın Bülteni, Yıl 3 sayı 28 Ekim 2006, sayfa 8
2. Hasan Fehmi Poyrazoğlu, Tarihimizin karanlıkta kalmış kanlı bir sayfası Araplı kıyımı, Ses gazetesi, 23 Nisan 2003
3. Sebahattin Burhan, Çete Ayşe-1, İstanbul 1999, sayfalar 175-199
KUYETA
MAYIS 2014
8
Ödül Töreni
SUNULLAH ARISOY ÖDÜL TÖRENİ
‘’Ey dilimin doyulmaz tadı
Kavgamın tek silahı şiir!’’
diyordu yaşamının son yıllarını Kuşadası’nda geçiren Sunullah Arısoy. Ardından ekliyordu:
‘’Gide gide, gide gide bir uçsuza vardım.
Vardım baktım ki şiir, daha uçsuzda.’’
Onun saygın adını yaşatmak ve edebiyat dünyasına yeni soluklar kazandırmak amacıyla 1996‘dan beri KEGEV tarafından ödüller verilmekte.
On yılı aşkın süredir bu ödülün düzenleme kurulunda yer almak benim için büyük bir onur ve kazanımdır. Edebiyat dünyasının önemli
kişilerini ağırlamak, onlara Kuşadası ve çevresini tanıtmak, sanatsal söyleşilerine katılmak çok zevkli ve heyecan verici. Ödüle katılımın her yıl
niteliksel anlamda da yoğunlaşması, ulusal basında ve edebiyat dergilerinde yer alması edebiyat dünyasında kabul gördüğünün bir kanıtıdır. Bu
durum, ilçemizin kültür sanat etkinlikleri ile anılması için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
Her yıl mayısın ikinci hafta sonu bu ödüle ilişkin etkinlikler yapılır. Bu yıl 8 Mayıs Perşembe başlayan etkinliklerin ilki KEGEV Özel Ü.Naci
Akdoğan Okullarındaydı. Konuklarla Sunullah Arısoy Kitaplığı gezildi. Hidayet Karakuş dördüncü sınıflarla Okuma ve Yazma çalışmaları
yaparken Hakan Cem sekizinci sınıflara beş yüz yıllık geçmişi olan bir Japon şiiri türü ‘’haiku’’ yu örneklerle tanıttı. Öğrenciler haiku yazma
denemeleri yaptılar. Elbette bu günün en zevkli yanı öğrenciler, öğretmenler ve yöneticilerle okulun yemekhanesinde yenilen öğle yemeği idi.
Daha sonra konuklarımızla Gazibeğendi, Güvercinada ve Tabakhaneleri de kapsayan bir şehir gezisi yaptık.
9 Mayıs ‘ta Hakan Cem ve Ömür Özçetin yerel bir radyoda canlı yayına katılarak şiir ve yaşama ilişkin görüşlerini Kuşadalılarla paylaştılar.
İbramaki Sanat Galerisindeki ödül töreni yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Törene Sunullah Arısoy’un eşi Ülkü Arısoy, seçici kurul üyelerinden
Hidayet Karakuş, Çiğdem Sezer, Halim Yazıcı; geçen yıl yitirdiğimiz Burhan Günel’in eşi Nisa Günel, KEGEV Burhan Günel özel ödülünün sahibi
Hilal Karahan; Sunullah Arısoy’un dostlarından Ziya ve Belgin Gürel, Bülent Burgaç; AKKÖY Kütüphanesinin kurucusu ve AKKÖY Dergisinin
genel yayın yönetmeni Güven Pamukçu da katıldı. Seçici Kurul üyelerinden Ahmet Özer ile Ayten Mutlu, 2013 şiir ödülü sahibi Ergül Çetin ise
bu yılki törene gelemediler.
Törende Elena kemanıyla, Olcay gitarıyla bir müzik dinletisi sundu önce. Sunucu olarak Aydın Valisinin kutlama iletisini, Sunullah Arısoy’un
Sabrın Gülü şiirini okudum; Hakan Cem’le Ömür Özçetin’in ödül kazanan şiir kitaplarından bölümler sundum. Seçici kurul adına konuşan
Halim Yazıcı; kişilikleri, şiirleri çok örtüşen iki şairin ödül kazanmasından duyduğu sevinci belirtti.
2013’te yaşamını yitiren ve geçmiş yıllarda ödülün seçici kurul üyeliğini yapmış, Arısoy ailesinin dostlarından Mustafa Şerif Onaran anısına
verilen ödülü, KEGEV Yönetim Kurulu Başkanı Şefik Sözer, Ömür Özçetin’e sundu. Şair, DENEDİK DÜŞÜ adlı kitabıyla bu ödüle hak kazanmıştı.
Sunullah Arısoy 2014 Şiir Ödülünü ÖLÜLER İÇİN KILAVUZ adlı kitabıyla kazanan Hakan Cem’e ise ödülü Kuşadası Kaymakamı Muammer Aksoy
ve Ülkü Arısoy tarafından verildi. Muammer Aksoy, ilçemizdeki sanat etkinliklerinin çoğalmasını dileyerek uzun bir süredir bu ödülün
yaşamasını sağlayan KEGEV’İ ve ona destek olanları övdü. İzmir Devlet Senfoni Orkestrası viyolonsel sanatçısı olan Hakan Cem ‘in sunduğu kısa
bir dinletiden sonra Kuşadası Belediye Başkanı Özer Kayalı’nın da katılımıyla kokteyl başladı.
Aynı günün akşamı; KEGEV Yönetim Kurulu, Özel Ü.Naci Akdoğan Okullarından ve Belediyeden temsilciler, Arısoy ailesinin dostları ve
sanatçılar belediye başkanı Özer Kayalı’nın; şiirlerin okunduğu, şarkıların söylendiği samimi bir ortamda gerçekleştirilen yemek davetine
katıldılar.
Ertesi gün Ergül Kocamaz’ın aydınlatıcı, zevkli yönderliği ve her anımızı belgeleyen fotoğraf sanatçısı dostumuz Oğuz Nusret Bilik eşliğinde
Milet antik kenti ve müzesi gezildi. Ardından gidilen Akköy’de Didim Belediye Başkanı M. Deniz Atabay ve meclis üyesi Hatice Gençay tarafından
karşılanmak günün sürpriziydi. Hakan Cem ve Ömür Çetin’e Sunullah Arısoy Sokağında Belediye Başkanı tarafından onur belgesi verildi.
Burhan Günel Sokağı da ziyaret edildi hüzünle. Bahçeye kurulmuş sofralarda yenilen gözlemeler, içilen ayranlarla süren Akköy konukseverliği,
ikram edilen sarmalarla doruk noktasına ulaştı. Hele küçük Azra’nın şirinliği belleğimizden silinmeyecek.
Akköy’e gelip de Güven Pamukçu’nun kitaplığı ziyaret edilmez mi? Her zamanki gizemli güzelliği, dağınık zenginliği, özgünlüğü, çiçekleri ve
kedileriyle karşımızdaydı işte. Saatler, günler geçirilesi bu kitaplıktan çilek bahçesine gitme önerisiyle ayrılabildik. Konuklarımız bahçeden çilek
koparıp yemenin tadına varırken onları bekleyenleri de unutmadılar. Koliler İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya götürülmek üzere dolduruldu.
Sanırım bu yılki ödül, çilek kokusuyla anımsanacak.
Dönüş, her zamanki gibi samimi ve hüzünlüydü. Gelecek yıl
aramıza katılacak yeni yüzlerle buluşmak üzere vedalaşıldı. Yazılarında
Kuşadası’nı anlatacak ve koşa koşa yine gelecek dostlarımız o kadar
çoğaldı ki! Bunu sağlayan; M. Sunullah Arısoy’un saygın anısı, Ülkü
Arısoy’un zarif yönderliği, KEGEV yöneticileri ve bu etkinliklerde onlara
hep destek olan Kuşadası Belediyesi, Ticaret Odası, oteller, lokantalar,
sivil toplum örgütleri ve edebiyatseverlerdir. Tek kişilik bir ordu gibi
çalışan KEGEV müdürü Şadiye Evgin’in payını unutmamak gerek.
Son söz yine Sunullah Arısoy’un:
‘’Yeni baştan başlamaktır, her gün şiire durmak
Yaşamak varsa, sevmek varsa.
Haksızlık, zulüm dile gelirse şiirde
Gözyaşları, acılar, mutsuzluklar tükenir evrende.’’
Zerrin Bağçivan
MAYIS 2014
KUYETA
9
Kuyeta Haber
TURİZMİN BELLEĞİ
KAYIT ALTINA ALINIYOR
Kuşadası turizminin belleği kayıt altına alınıyor. Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP)
kapsamında yürütülen ve Tarih Vakfı ile Ekin Grubu’nun kurumsal desteğiyle gerçekleştirilen Türkiye Turizmi
Sözlü Tarih Araştırması kapsamında Kuşadası’nda 3 gün süreyle sözlü tarih görüşmeleri yapıldı.
Adnan Menderes Üniversitesi Kuşadası Turizm Fakültesi’nin şehir merkezindeki binasında gerçekleştirilen
görüşmelerde 24 Kuşadalı turizmci ve ilgili kaynak kişi ile 33 saatlik görüntü ve ses kayıtlı sözlü tarih
görüşmeleri gerçekleştirildi.
Prof. Dr. Nazmi Ozak, Yrd. Doç. Dr. H. Rafet Yüncü, Öğr. Gör. Osman Güldemir, Uzman Seher Geyik, Arş.
Gör. Savaş Evren, Arş. Gör. Ece Doğantan ve Gülay Kayacan’dan oluşan yedi kişilik araştırma ekibi üç günde
33 saat 20 dakikalık saatlik görüşme gerçekleştirdi.
Kuşadası Sözlü Tarih Görüşmesi kapsamında görüşülenler Cahit Yimsek, Şinasi Hurda, Erdoğan İstanköylü,
Ali Ergül, Alcan Kartoğlu, Halit Şakar, Kaptan Ayhan, Taylan Sağnak, Erol Erdem, Osman E. Çolakoğlu, Ferdi
Uçargönül, Mehmet Üncu, Hatice Kavafoğlu, Gürbüz Arıkan, Müjgan Şavkay, Ayşe Serifoğlu, Nilgün Şirin,
Vildan Koç, Ahmet Kireç, Rıdvan Kavi, Cemile Taka, Nadire Köken, Tacettin Özden ve Dr. Ömer Germen gibi
Kuşadası turizminin geçmişini ve yakın tarihini bilen her alandan kaynak kişiler oldu.
Proje koordinatörü Prof. Dr. Nazmi Kozak, Türk turizmcilerin belleklerini kayıt altına alma çalışmalarına
geçtiğimiz Mayıs ayında başladıklarını, bugüne kadar 330 kişi ile yaklaşık 450 saatlik görüntü ve ses kayıtlı
görüşmenin tamamlandığını söyledi. Prof. Dr. Kozak, şimdiye kadar Antalya, Alanya, Side, Bodrum, Marmaris,
Kuşadası, Didim, Uludağ ve Kapadokya turizmi ile ilgili onlarca kişi ile sözlü tarih görüşmesinin
tamamlandığını, önümüzdeki aylarda Fethiye, Erdek, Akçakoca ve Nemrut Dağı olmak üzere, geriye kalan
turizm merkezlerinde de görüşmelerin tamamlanmasını planlandığını belirtti.
Yerel Tarih Gurubu üyesi Ali Ergül
Tercüman Rehber Nilgün Şirin
KUYETA
MAYIS 2014
10
Kuyeta Haber
KUŞADASI TURİZM TARİHİ İÇİN
YEREL TARİH GURUBU İLE GÖRÜŞTÜ
Kuşadası Yerel Tarih Grubu Tarih Vakfı Projeler Koordinatörü Gülay Kayacan ile toplandı. Ali Fuat
Bozkurt’un Arvalya Çiftliği’nde gerçekleşen toplantıya Ali Ergül, Mustafa Dinçoğlu, Turhan Kutucu, Mehmet
Önder, Nail Topal, Belma Özgün, Mustafa Veli, Nurullah Kahraman, Ata Şakrak, Süleyman Arslantürk, Cihan
Kızıltuğ, Eser Kubilay, Faik Akkuş, Rıza Türkşen, Selçuk’tan Efemerist ve Yerel Tarih Dergisi yazarlarından Ali
Can katıldı.
Tarih Vakfı Projeler Koordinatörü Gülay Kayacan Türkiye Turizm tarihi ile ilgili bir kitap hazırladıklarını ve
Kuşadası Turizm Tarihini araştırdığını belirterek, sözlü tarih ve trafik seslerinden insan seslerine kayıt
yapmanın önemini anlattı. Gelecekte sözlü tarih konusunda bilgilendirme semineri verebileceklerini ve
Tarih Vakfının çalışmalarına KUYETA Kuşadası Yerel Tarih grubunun desteklerinden memnunluk duyduğunu
vurguladı.
KUYETA Genel Yayın Yönetmeni Ali Ergül ; Gülay Kayacan nezdinde Tarih Vakfı’nın Turizm Tarihi
konusunda derleme yapmasını kutlayarak Kuşadası’nın Amiral gemisi olarak ilk turizm hareketlerinin
başladığı yılları anlattı. Ali Fuat Bozkurt Club Med’den başlayarak deneyimlerini aktardı. Mehmet Önder
Kampçılık günlerini anlatırken ilk tercüman Sümer Erdem, siyah kadife kaplı el arabasında hediyelik eşya
satan Rıza Saraç, turizme gönül vermiş Şövalye kaymakam Özer Türk anıları Gülay Kayacan tarafından
kaydedildi.
Ali Fuat Bozkurt’un Arvalya’daki Çiftliğinde katılımcılar Kuşadası turizmi ile ilgili anılarını aktarmışlardı.
Toplantı sonrasında Gülay Kayacan önümüzdeki günlerde diğer grup ve kişilerle, yabancı gelinlerle
toplantıların süreceğini belirtti.
Tarih Vakfı Proje Koordinatörü Gülay Kayacan
Yerel Tarih Gurubu ‘’Kuşadası Turizm Tarihi ‘’ ile ilgili
Tarih Vakfı proje koordinatörü Gülay Kayacan ile sohbet ederken
MAYIS 2014
KUYETA
11
Osmanlı Arşivinde Kuşadası-Selçuk
OSMANLI ARŞİVLERİNDE
EFES KAZILARI - 12
Ali Can Tarih Öğretmeni - Efemerist
[email protected]
BEO, 1110 / 83249
Aydın sınırları
içerisinde bulunan
Ayaslug’da [Selçuk,
İzmir] eski eser
kazısıyla görevli
Profesör Bendorf ’ın
kazı izin süresinin
aynı şartlarla bir sene
daha padişah kararıyla
uzatıldığı hakkında
Sadaret’ten Hariciye,
Dahiliye ve Maarif
Nezaretlerine
gönderilen yazı.
(5 Nisan 314 / 17
Nisan 1898)
KUYETA
MAYIS 2014
12
BEO, 1060 / 79444
Ayaslug’da [Selçuk, İzmir]
Avusturyalılar tarafından
yapılan kazı çalışmalarında
çıkarılan ve Avusturya
İmparatoru için Viyana’ya
gönderilecek olan eski
eserlerin nakline engel
olunmaması gerektiği hakkında
Sadaret’ten Dahiliye, Rüsumat
Emaneti ve Maarif ve Hariciye
Nezaretlerine gönderilen yazı.
(16 Kanun-ı Evvel 313 / 28
Aralık 1897)
MAYIS 2014
KUYETA
13
Gezginlerin Kaleminden Kuşadası / 41
NAPOLYON BONAPART’IN EN SAYGI DUYDUĞU
MAREŞAL AUGUSTE DE MARMONT’UN
KUŞADASI İZLENİMLERİ
Sedat Onar Araştırmacı
[email protected]
Kitabın Adı : “Voyage en Hongrieen Transylvanie, dans la Russie méridionale, en Crimée et sur lesbords de
la merd'Azoff; à Constantinople et sur quelquesparties de l'AsieMineure, en Syrie, en Palestine et en Égypte”
(Macar Transilvanyası, Güney Rusya, Kırım ve Azak Denizi Kıyısı, İstanbul ve Anadolu’nun Bazı Bölgeleri ile
Suriye, Filistin ve Mısır’a Seyahat)
Yazar : AugusteFrédéric Louis Viesse de Marmont Yayınevi : Wahlen, Brüksel Kitabın Basım Tarihi : 1857
Tüm Avrupa’daki soylularda olduğu gibi
ismi oldukça uzun : Auguste Frédéric Louis
Viesse de Marmont. Fransa tarihinin önemli
simalarından ve ünlü Fransız Lider Napolyon
Bonapart’ın“iktidardaki ilk yıllarında”en
saygı duyduğu Mareşallerinden biri. Ayrıca
Fransızlara Fransa tarihinde yer almış 300’den
fazla Fransız Mareşali arasında ilk 10 Mareşali
sayın deseniz size ilk 10 Mareşal arasında ismi
zikredilecek kadar sevilen biri Auguste de
Marmont. “Ragusa Dükü” olarak da
tanınmaktadır. Cesaretli ve atılgan bir yapıya
sahip. Askeri sahadaki parlak kariyerinin
yanında önemli bir devlet adamı ve gezgin.
Savaşmaktan arta kalan zamanlarında
devamlı gezmiş ve seyahat notlarını kitap
haline getirmiştir. Ancak Fransa tarihindeki en
önemli işlerinden birisi anılarını yazması
olmuştur. Dokuz ciltlik “Mareşal
Marmont’un Anıları” adlı kitap bu gün bile
Fransız subayları için bir başucu kitabı
niteliğindedir.
Auguste Marmont
Auguste de Marmont 1774 yılında
Fransa’nın Châtillon-sur-Seine kentinde
Fransız Devriminin ilkelerini benimsemiş bir
subayın oğlu olarak doğmuştur. Askerliğinin
ilk dönemlerinde bizzat Napolyon ile birlikte
görev yapmıştır. Napolyon’un güvenini
kazandıktan sonra Fransız sömürge
anlayışının uzanabildiği her yerde görev
almıştır. İtalya ve Mısır’daki savaşlara
katılmıştır. Ancak Fransızlar tarafından
tanınmasındaki en büyük etken İtalya
topraklarında bulunan Ragusa Cumhuriyetini
işgal ederek tarihe karışmasını sağlamak
olmuştur. Böylece ismi ile birlikte anılacak
Ragusa Dükü unvanını ömrünün sonuna
kadar kullanma olanağı ortaya çıkmıştır. 1809
yılında Avusturya ile yaptığı savaşta Avusturya
Ordusunu bozguna uğratmıştır. Bu savaşta
taarruzuna biraz daha devam etmiş olsa idi
bu gün Avusturya diye bir devlet olmayacaktı.
Velhasıl hayatının büyük bir bölümünü
savaşarak geçirmiştir. Katıldığı savaşlarda iki
defa yaralanmıştır. Bizzat Napolyonun sağ
kolu olarak Genel Valilik statüsüyle görev
yapmıştır. Napolyon’un kişisel ihtirasları,
Fransa Devletinin emperyalist emelleri
yüzünden 1813’ten itibaren Napolyon ile
yolları ayrılmıştır. Savaşların anlamsız
olduğunu ve savaşarak kalıcı sonuçlara
ulaşılamayacağını düşünmüştür Savaştığı
ülkelerle Napolyon’dan gizli anlaşmalar
yapmıştır. Bu nedenle Napolyon’un en
güvendiği adam durumundan vatanına ihanet
eden asker konumuna düşürülmüştür. 1852
yılında Venedik’te ölmüştür..
Mareşal Marmont’un 1833 yılında başladığı
geziler aslında ülkesi için de müthiş faydalı
olmuştur. Gittiği her yerde o ülkenin devlet
adamları ile görüşerek ülkesi adına tavizler
koparmıştır. İstanbul’a geldiğinde Padişah
Abdülmecit ile görüşerek Osmanlı Devleti’nin
Fransa ve İngiltere’nin yanında Ruslara karşı
Kırım Savaşına girmesinde etkili olmuştur.
Hatta Padişah Abdülmecit’in Fransa’ya
gitmesini bile sağlayanın Mareşal Marmont
olduğu belirtilmektedir.
Mareşal gemi ile seyahat ettiği için
Anadolu’nun kıyı kesimlerini dolaşmış ve
zaman zaman gemiden inerek atla kısa süreli
seyahati esas almıştır. Kuşadası’na da yelkenli
gemi ile gelmiş, at yolculuğu yaparak Efes’i
gezmiş ve tekrar Kuşadası’na dönerek yine
gemi ile buradan ayrılmıştır.
Mareşal Auguste de Marmont seyahatlerini
anlatırken bölgenin tarihi ile ilgili bizlere
bilgiler de aktarır. Aktardığı bilgilerin büyük
bir çoğunluğu askeri tarih kapsamında
değerlendirilebilecek, bölgenin askeri tarihi ve
ibret alınacak hususları ile ilgilidir. Bize
kısaca Kuşadası önlerinde düşman
donanmasının dolaşmasına müsaade
ederseniz yarın başınıza gelecekler sizi
üzmesin mealinde bir ibret fotoğrafı
sunmaktadır. Gelelim Napolyon’un ünlü
Mareşalinin anlattıklarına:
“Bu kıyılarda Türk donanması çeşitli
zamanlarda büyük felaketler yaşadı.1770
yılında Osmanlı filosu, Sakız Adası İle
Anadolu Yarımadası arasındaki kanalda
çapa atmış beklerken Alexis Orloff
komutasındaki bir Rus donanmasının
bir anda göründü, Türk Komutanı
gemilerinin güvenliği konusunda
endişelendiği için gemilerini Sakız
Adası’nın karşı kıyılarındaki Asya
Kitap Kapağı
KUYETA
MAYIS 2014
14
Çeşme Limanı Choiseul - Gouffier - 1770
şartsız yardım edeceği inancı içinde olan
Türklere karşı adeta sonun başlangıcı
olmuştu. Oysa Tanrı hesaplama, öngörü
ve cesaret sahiplerini korur. İlk baştan
planladığımızın aksine Sakız Adası’nda
durmadık. Efes harabelerini ziyaret
edeceğimiz için ScalaNuova’ya ilerlemeye
karar verdik. Antik Neapolis kenti
üzerine inşa edilmiş olan küçük bir kent
olan ScalaNuova aynı zamanda bir liman
kentidir. Kentin Yunanca ve İtalyanca
isimleri de aynı anlamdadır. Bu yerde
müstelzim tarafından komuta edilen
harap durumda bir kale bulunmaktadır.
Kentte Türk nüfus yaşamaktadır. Ayrıca
tüm Hıristiyan mezhepleri tarafından
reddedilen ve doğuda pek sevilmeyen
toplum durumundaki Yahudiler burada
Türklerle iç içe yaşayan ayrıcalıklı
konumdadır.
Tekneden indikten kısa bir süre sonra
buraya dört league mesafedeki Efes’e
gitmek için atlarımıza bindik. Cayster
Nehrinin bize engel oluşturabileceğini
düşünerek tepeler hattındaki yollardan
Efes’e gidecektik. Vadiyi kapatan bir
duvarın önünden geçtik. Bu duvarın
savunma amaçlı olarak tasarlandığını
düşündük. Diğer seyyahların söylediği
gibi Ayasuluk antik Efes değildir. Efes’ten
kesinlikle kolay ayırt edilebilecek
durumda yakında bir yerdedir.
Efes bir tarafı duvarlarla çevrili diğer
tarafı dağa yaslanmış durumda adeta
amfitiyatro şeklinde bir tepenin
yamacına kurulmuştur. Efesliler için site
devletlerinin kolaylıkla savunulabilir
yerlerde kurulması geleneklerinin bir
parçasıydı. Sicilya’daki eski adıyla
Agrigentum olan Girgenti kenti buna en
güzel örnektir. Ayasuluk Efes’in
banliyösü durumundadır. Efes’in önemi
ve zenginliği bizim bu görüşümüzü haklı
çıkarmaktadır. Efes orta boyutlu bir
Çeşme Deniz Savaşı Choiseul-Goiffier-1770
kesiminde bulunan Çeşme Limanı’na
çekti. Çeşme Limanı’na geri çekilme
aslında kolay bir çözüm yoluydu ancak
savunma için dezavantajlı bir yerdi.
Avantajlı olduğunu değerlendiren Rus
Amiral durumu düşmanın insafına terk
etmiş Türk Gemilerinin üzerine savaş
gemilerini gönderdi. Osmanlı
bahriyelileri ne kadar becerikli
davranırsa davransın tümüyle imha
olmaktan kurtulamadı.
1824 yılında da Sakız Adası önlerinde
demirlemiş olan Türk Donanmasındaki
Kaptan Paşa’nın gemisine Amiral
Canaris kendi gemileriyle var gücüyle
ateş açtı. Kaptan Paşa’nın gemisi isabet
alarak yandı, ancak Kaptan Paşa başka
bir tekneye atlayarak kaçtı. Türk
Donanmasının amiral gemisi kısa süre
sonra patlayarak battı.
Böylece bu sahillerde yabancı
donanmalara misafirperverlik yapmanın
sonu bu toprakların sahibi Osmanlılar
için bir felaket olmuştur. Bu topraklar
hakkında yapılan projelerin
birleştirilmesi, kaderci bir yapıya sahip
ve daima kadere boyun eğen, her şeye
kadir olan Allah’ın kendilerine kayıtsız
kent olmasına rağmen diğer kentleri
kendine bağımlı kıldığı için diğer
devletler arasında ayrıcalıklı bir konuma
sahiptir.
Dünyaca ünlü Diana Tapınağı
Efes’tedir. Bu tapınağın inşa masrafları
Anadolu yarımadasında bulunan tüm site
devletlerinin ortak katılımı ile
karşılanmıştır. Seyyah Chandler bu
tapınağı en küçük bir zorlukla
karşılaşmadan tanıyabilmiştir. Ancak
antik dönem tarihçilerinin bizlere
aktardığı azametli tapınaktan şu an
doğru dürüst bir şey kalmamıştır.
Tapınağın kalıntılarından bazıları kentin
karşısında ve bir tepenin yamacına
dayanmış bataklık bölgededir.
Mareşal Raguse buradan sonra Efes’i
anlatır. Seyyah Efes’i gezdikten sonra
tekneleri Kuşadası Limanında olduğu için
tekrar Kuşadası’na döner. Dönüş yolundan
itibaren şöyle anlatır:
Cayster (Küçük Menderes) Irmağı’nın
sağ kıyısını takip ederek Ege Denizine
döküldüğü yere kadar devam ettik.
Nehrin ağız kısmında büyük bir
perişanlık içindeki balıkçıları gördük.
Irmağın sığ olan bir yerinden karşı kıyıya
geçerek akşam geç saatlerde
ScalaNuova’ya girdik.
Bütün gün boyunca size belirttiğim
fakir balıkçılar gibi Ayasuluk’un fakir ve
sefil durumdaki sakinleri dışında
harabeler ve kalıntılar gibi cansız
nesneleri görmüştük. 21 Ağustos’ta
Sisam’a doğru yola çıktık. Eski
dönemlerde İyonya milletvekillerinin
toplandığı Mycale Dağının eteklerini
Sisam’dan ayıran dar boğazı geçtik.
Sisam’ın antik Saraos kentinin
yakınındaki Colonni Limanına
demirledik.”
Auguste Marmont
MAYIS 2014
KUYETA
15
Nostalji
YALÇIN SOKAKTAN ANILAR - II
Fatma Kırlı
Sünnet Töreni at üstünde Ahmet Kireç ve Kuşadalı arkadaşları
Yerel Tarih Dergisinin Aralık sayısında Yalçın
Sokak ile ilgili anılarım birçok kişiyi etkilemiş,
özellikle orta yaşlılardan ‘’artık bunlar kalmadı’’
diye ağlayanlar olmuş. Bu tepki beni cesaretlendirdi
ve yazılarımı sürdürmeye karar verdim.
Hayli ilginç olan sünnet düğünlerinden başlamak
istiyorum. Sünnet düğünleri sokakta olurdu.
Sünnetten bir hafta önce okuyucu ismi verilen
kadın kapı kapı düğüne davet ederdi. Düğün günü
herkes evindeki masa ve sandalyeyi evinin önüne
çıkarır, sokak boyunca masalar kurulurdu. Sünnet
çocukları mahalleli erkek ve çocuklarla ata
bindirilip davul zurna ile şehirde gezdirirken
her köşe başında durulur zeybek oynanırdı.
Sokağa dönüldüğünde tüm sokağın
kadınlarının yardım ettiği masalar düğün
yemekleri ile donatılmış olurdu.
Davullar zurnalar gün boyunca çalar yenilir,
içilir erkekler rakı içip zeybek oynardı. Tüm
sokak çoluk çocuk eğlenilirdi. Eğlence devam
ederken çocuklar sünnet edilir yatağına
yatırılırdı. Akşamüstü masalar toplanırdı.
Sünnet çocuklarına hediyeleri o gün verilir
acılarını biraz olsun unutturulmaya çalışılırdı.
Dedeler, babalar genellikle en büyük hediyeyi
alıdır. Bu çoğu zaman bir bisiklet bazen de bir
kol saati olurdu. Komşular ise akrabalık
Eğitimci
derecesine göre sünnet yatağının yastığına
nazar boncuklu altın maşallah veya çeyrek
altın takarlardı. Zarf içinde para koyanlar da
olurdu. Hediyelerin büyük bir kısmı okul ile
ilgili sırt çantası, dolmakalem, çocuk küçük
ise sevdiği bir oyuncak olurdu.
Geçmişe bakıp düşündüğümde beni en çok
etkileyen ve çok güzel bir adet olduğunu
düşündüğüm sünnet kardeşliğidir. Sünnet
sahibinin durumu iyi ise fakir çocuklardan bir
ikisi aynı şekilde giydirilir yatakları hazırlanır
atla dolaştırılır sünnetleri yapılırdı.
Çocukların anne babaları da sünnet sahibiyle
eşit bir şekilde düğünün sahibi olur. Çoğu
zaman çocuklar hiçbir şeyi fark etmez sünnet
kardeşim diye yataklarda birlikte yaramazlık
yaparlardı.
Çocuklukta en sevdiğim şeylerden biri de gelin
bakma âdeti idi.
Düğün törenlerini Mustafa Dinçoğlu Bey çok
güzel anlattığı için ben sadece gelin bakmayı benim
çocuk gözümden anlatacağım. Düğünden sonra
gelin bir hafta boyunca gelinliği giydirilir makyajı
yapılır bir odaya sandalyeye oturtulur mahalleli
gelini seyretmeye gelirdi. Tabi ki çıkışta
dedikodusu yorumları yapılırdı. Buna gelin
bakmak ya da kızardı denirdi. Sokağımıza gelin
geldiği zaman en çok kız çocukları sevinirdi bize
eğlence çıkardı. Kız çocukları her ziyaretçiyle
Sünnet Töreni at üstünde Mustafa Veli
KUYETA
MAYIS 2014
16
Mehmet Torunoğlu cenaze töreni - 30 Ağustos 1950
beraber tekrar gider gelini seyreder şeker alırdı. En
çok da hayal kurardık biz de bir gün gelin olup
makyaj yapacağız diye. Çünkü gelin olmadan
makyaj yasaktı. On yedi yaşımdayken Öğretmen
Okulunda kızlar kaşlarımı aldı, tatilde eve gelince
annem kıyameti kopardı sen süs mü yapıyorsun
diye. Kendince gelin olunca fazla değişmeyeceğimi,
komşuların güzel gelin olmuş demeyeceğini
düşünüyordu. Boşuna üzülmüştü çünkü ben şehir
dışında evlendim gelin bakmam da olmadı.
Yalçın Sokakta çamaşır yıkamak da bir törendi.
Çamaşır gününden önce soba veya ocaktaki küller
toplanır içindeki odun artıkları ayıklanır ve suya
konurdu. Buna kül kestirme denirdi. Kül sanırım
suyun kirecini yumuşatıyordu. Eğer kül yeterli
olmazsa komşudan istenirdi. ‘’Komşu komşunun
külüne muhtaçtır’’ sözü buradan geliyor olabilir.
Çamaşır günü bahçeye ateş yakılır, kazanla su
kaynatılır çamaşırlar küllü su ve sabunla yıkanırdı.
Beyaz çamaşırlar en son durulama suyunda
çivitlenirdi. Çivit hoş, mavi bir renk verirdi.
Çamaşırlar da rastgele asılmaz renklerine ve
TRT Açılış Sinyali
boylarına göre bahçelerdeki çamaşır iplerine
asılır ve tahta mandallar ile sabitlenirdi.
Çünkü yıkanan, asılan çamaşırın dedikodusu
da yapılırdı.
Yalçın Sokağın en hüzünlü günleri
cenazelerdi. Birisi vefat edince cenaze ev altı
dediğimiz birinci katta ya da bahçede iki uzun
tahtadan oluşan teneşirde yıkanır
kefenlenirdi. Cenazenin camide salası verilir
arkasından ayrıntılı bir şekilde vefat edenin
kim olduğu minareden hoca tarafından anons
edilirdi. Bu anonsları duyabilmek için
çarşılarda herkes kulak kesilirdi. Cenaze
törenine işi olmayan, tanısın tanımasın
herkes katılırdı. Cenazeyi komşu erkekler
evden alıp mezarlığa götürürken yolda gören
herkes tabuta omuz verirdi. Bu önemli bir
hemşerilik göstergesi idi. Mezarlığa kadınlar
gitmezdi. O akşam toprak mevlidi denilen dualar
okunurdu. Toprak mevlidine çağrı yapılmazdı
herkes kendiliğinden cenaze evine giderdi. İlk
Cuma ölenin helvası yapılır camide ve mahallede
dağıtılırdı. Helvadan biraz bile olsa yenmesi
gerekirdi. Her yiyen dua okurdu. Kırkında lokma
dağıtılıp akşama mevlit okunur. Elli ikinci
gününde de mevlit okunur. Tüm bu ritüellerde
sokak halkı cenaze sahibine yardım eder ve destek
olurdu.
Yazıyı eğlenceli şekilde bitirmek gerek, Şimdi
düşününce sokağın ne kadar özverili olduğunu bir
kez daha anlıyorum. Televizyon misafirliği diye bir
kavram vardı benim çocukluğumda. Televizyon ilk
çıktığında sokakta maddi durumu iyi olan bir kaç
aile televizyon alabildi. Tüm sokak sakinleri akşam
oldu mu bu evlere toplanırdı çoluk çocuk, sedirler
dolar, yerlere oturulurdu. Odada adım atacak yer
kalmazdı. Kimse konuşmaz sessizce televizyon
izlenirdi. Yayın sık sık kesilir, ekranda çıkan Necefli
maşrapa, ibrik veya seramik vazo görüntülerine
saatlerce bakar, yayının başlamasını beklerdik.
İstiklal marşıyla yayın bitince evlere dağılırdık.
TRT’de Ariza Var Ekranı
MAYIS 2014
KUYETA
17
Özel Araştırma
Ben Teorisyen Değil Eylem Adamıyım...
KUŞÇUBAŞI EŞREF SENCER
1883–1964
Dr. Ali Akış
Bölüm - 12
KUŞÇUBAŞI’NIN ALMANYA VE ARABİSTAN GEZİSİ
1914’te patlayan 1. Dünya Harbi’nde bilindiği üzere devletler iki guruba
ayrılmıştı. Bir yanda başını İngiltere, Fransa ve Rusya’nın çektiği itilaf
devletleri ve bunlara eklenen Japonya ve Amerika ile önce Almaların
tarafında görünüp kısa bir süre sonra yön değiştiren İtalya’nın bulunduğu
bir gurup (İtilaf devletleri) diğer tarafta ise Avusturya Macaristan,
Almanya, Bulgaristan ve Osmanlıların da dahil olduğu diğer devletler
gurubu vardır. Böylece bu savaş bir dünya harbine dönüşmüştü.
Çanakkale’de de gördüğümüz gibi sömürgeci devletler muharebelere
sürdükleri Müslüman ülkelerden de önemli birlikler oluşturarak bu
muharebelerde onlardan da istifade etmek ihtiyacını duymuşlardı.. Bu
insanların, nereye niçin gittiğini bilmeyerek muharebelere katıldıklarını,
memleketlerinden binlerce km uzaklıkta sakat kaldıklarını, hayatlarını
kaybettiklerini, telef olduklarını biliyoruz. Politikacılar hariç bu harbi
istemedikleri halde yüz binlerce hatta milyonlarca insan ölmüştür.
Osmanlı için de ayni şeyler söz konusudur. Fanatik taraftarlar hariç,
bunların hiç birinin harp istediğini söyleyemeyiz. Tüm bu insanları,
bilmedikleri ülkelerde ateşe sürenler tüm bu ölenlerin sorumlusudur.
Harp bir bakıma ölüm emri demektir. Bu emri verirken insanları
birbirine düşman etmek için her türlü yolu denemişlerdir. Milyonlarca
insanın öldüğü 1. Dünya Harbi bir Müslüman Hıristiyan harbi veya bir
haçlı seferi olmamakla beraber her iki cepheyi yöneten politikacılar ve
komutanlar maalesef dinden faydalanma, onu tüm vasıtalarını kullanarak
veya istismar ederek harbi kazanma yollarını denemişlerdir. Tabii bunda
Osmanlı’nın ortaya attığı Panislamizm ve cihat çağrıları ve ona karşılık
Almanların ve karşı cepheyi teşkil eden diğer devletlerin de bu sahada
inanılmaz olayların içinde konu olan
İslamı ve Müslümanları kullandıkları, yazılanlardan kolayca
anlaşılmaktadır. Osmanlı padişahlığı bir hayal olan İslamı güçlendirmek
için yalnız imparatorluk içinde değil imparatorluk dışında da özellikle
İtilaf Devletleri idaresindeki devletlerin Müslümanların yoğun olduğu
bölgelere, özel yetiştirilmiş ajanlar göndererek, bir taraftan gönüllü asker
toplamaya diğer yandan İslam birliğine yönelik isyanlar çıkarmaya gayret
göstermiştir Bu maksatla Fas, Cezayir, Trablus, Bingazi, Mısır, Kuzey
Afrika, Osmanlı’nın Arap eyaletleri, Orta Asya, Hindistan, Cava,
Sumatra’da adeta cirit atmışlar, büyük gayret sarf edilmiştir. Başarılı
olunmuş mudur? Şüphesiz beklendiği ölçüde büyük değil. Özellikle
İngilizler ve Fransızlar bundan endişe duyarak Müslümanların yoğun
olduğu müstemlekelerinde önemli ölçüde Askeri birlikler bulundurma
zorunluluğu duyarak cephelerini, kısmen de olsa zayıflatmışlarsa da
kabul etmek gerekir ki karşı propagandalarda daha başarılı oldukları
zaman içinde anlaşılmıştır diyebiliriz...
Osmanlı’nın resmen harbe giriş ilanı 1 Kasım 1914’tür.14 Kasım
1914’de Fetva emini Ali Haydar Efendi Fatih Camii’nde fetvayı halka
duyurmuştur. Fetvada 5 madde halinde sorular vardır ve sonunda:
Ey mücahidin İslam, onlarla çarpışınız. Allah onları sizin ellerinizle
azaplandırsın, aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, müminler
topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Bu savaşta canlarını mallarını
kaybedenler Allah’ın lütfuna ve peygamberin şefaatine mazhar olacaktır v.
s… Fetva okunduğu gün İstanbul’da camilerde vaazlar verilmiş, mitingler
yapılmış Pera Palas’ın camları kırılmış Tanin ve Tasviri Efkâr gazetelerinde
lehte makaleler – yazılmıştır. Lehte kalemşorların başında Yunus Nadi
gelmektedir. Basılan milyonlarca broşür yukarıda ismi geçen ülkelerde
Teşkilat-ı Mahsusa ajanları tarafından dağıtılmıştır. Buna Almanlar da
yardım etmiştir. (Bakınız Teşkilat-ı Mahsusa Philip H. Stoddart 3 baskı
sayfa 28-30).
Osmanlı Panislamizm felsefesi ve cihat ilanı ile ortaya çıkınca Almanya
bu duruma balıklama atlamış, bu konuda güya Osmanlı’yı seviyorum
görüntüsü ile hem para yardımları yapmış hem de İslam adına basılan
bir kısım beyannameleri düşman safındaki Müslüman askerlere
iletmede, denizaltı ve uçaklarını seferber etmiş ve fakat aslında Batı
cephesinde rahat savaşmak, İngiliz ve Fransızların Afrika -Arabistan
cephelerinde isyan çıkar diye çekinerek Hindistan ve diğer
sömürgelerinde, asker bulundurmalarını sağlayarak, bunları Batı
Cephesine aktarmalarını önlemek siyasetin gütmüş, bunda da kısmen
başarılı olmuştur denilebilir.
Almanya’nın Bağdat- Medine Demiryolu inşaatını üstlenmesi de
kendisinin, Kızıl Deniz’e uzanma ve o orta Şarkta köprübaşı elde etme
siyasetinin bir ürünüdür. Gördük ki Almanlar da bunu başaramamış.
İngiltere ve Fransa öncelik almıştır. Bu yüzden Arabistan’daki kabile ve
aşiret reislerine oluk gibi altın para akmıştır. Casusluk ve karşı casusluk
faaliyetleri bu bölgede o dönemde inanılmaz derecede artmıştır.
Almanya’nın bu bölgedeki gayretlerindeki amacının, İslam’ı sevmek değil,
Almanya’nın menfaatlerinin ön planda tutulduğunu anlamamak için,
insanın geri zekâlı olması gerekiyor. Ancak insafsızlık yapmadan bir
gerçeği de ifade etmekte yarar vardır sanıyoruz. Osmanlı’nın son
çırpınışları acaba bir şeyler kurtarabilir miyiz düşüncesinden
kaynaklanıyordu. Biliyorlardı ve girişimde de bulunmuşlardı
ki bu, kaçınılmaz harpte birçok Osmanlı idarecisi İngilizler tarafında
harbe girmek eğilimindeydi Ancak birçok girişim neticesiz kalmıştı. Onlar
da zaten Osmanlı’yı bu harpte yanlarına almak istemiyorlardı. Kurtlar avı
yiyip bitirmeye karar vermişlerdi. Osmanlı hükümeti zaten harp kararını
vermeden kendilerini harbin içinde bulmuştu. Bunda Almanya’nın
zorlamaları ve emrivakisi unutulmamalıdır. Enver Paşa’nın kimseye
danışmadan verdiği karara uymasalardı, Osmanlı harbin dışında kalabilir
miydi? Hayır. Çünkü yok edilmek istenen parçalanmak istenen bir
imparatorluk yani, Osmanlı İmparatorluğu vardı. Meşhur kurt kuzu
hikâyesi gibi.
Bu harpte Almanlar, Batı cephesinde müttefiklerin askeri birlikleri
içinde Müslümanların önemli sayıda bulunduklarını sezince, ürettiği
politikaların ürünü olarak, onların üzerinde etkili olmak için Müslüman
mezarlığı, hatta Wunsdorf kampında cami bile yaptırmışlar ve
hoparlörlerle karşı tarafa, propaganda ulaştırma, Müslüman askerlere
yönelik propaganda malzemelerini uçaklarla atma, vaazlar vermek üzere
din adamlarını da görevlendirme gibi girişimlerde bulunmuşlardır. Bu
hususta Teşkilatı Mahsusa ile
işbirliği yapmışlardır. Mevlevi
taburları bile kurulmuş başına
Mevlevi tarikatı şeyhi getirilmiştir.
Bu propagandalarında dindar
olduğu bilinen ve Müslümanlar
nezdinde hürmet gören vaizler
arasında Mehmet Akif Bey’i ve
Afrika’nın kuzeyinde saygın bir
adam olan Şeyh Salih el-Tunusi’yi
bile; Almanya İmparatoru Wilhelm,
bu maksatla Osmanlı hükümeti ile
istişare ederek Almanya’ ya davet
etmiştir. İngilizler de karşıt olarak
Almanların İstanbul ‘u işgal
ettiklerini, halifeyi esir aldıklarını,
Müslümanlığı ortadan
kaldıracaklarını, Cihat’ın uydurma
Enver Paşa
KUYETA
MAYIS 2014
18
Osmanlı kuvvetlerinin başı da
böyle düşünüyordu. O tarihte
Padişah Sultan Reşat Han’dı
ve böyle bir harekat son bir
ümit olarak düşünülüyordu.
Kuşçubaşı Eşref Bey bu
konuyu Enver Paşa ile
görüşmüş ve seniyeyi
hümayun sağlanarak ve onun
emriyle, 4 kişilik bir kafile ile
yola çıkmaya karar
verilmiştir..Dört kişilik bu
kafile Kuşçubaşı Eşref Sencer,
Mehmet Akif, Enver Paşa’nın
başyaveri Mümtaz Bey ve Şerif
Salih El Sunusi’den
oluşturulmuştu. Son ikisinin
bu seyahate katılması
Almanya seyahatindeki
amaçlar istikametinde idi.
Tabii bu seyahatte Sultan Reşat tarafından gönderilecek hediyeler,
(Hediye-i seniyye) önemli idi. Sultan konuya verdiği önemi anlatmak için,
onları huzuruna davet etmiştir. Zaten Sultan Reşat, Kuşçubaşı’yı
tanıyordu. Çünkü 2. Balkan Harbi’nde, Bulgar generalinden harp
ganimeti olarak aldığı Savof’un atını, Sultan Reşat’a hediye ettiğini
hatırlayacaksınız (bakınız sayfa 41). Padişahın oralara gönderdiği
hediyeler, bir miktar altın para, altın ve mine işlemeli saatler, murassa
işlemeli kılıçlar, müzeyyen hançerler, ve Yavuz Sultan Selim’in atının
eğerinin aynısı olarak özel yapılmış iki eğer bulunuyordu. Bu eğerler
Selanikli Abdi Usta tarafından yapılmış, Ermeni ustalarca işlenmiş
altınlarla bezenmiş kıymetli eğerlerdir.
Eşref Bey 1900 yılından beri Arap Yarımadası’nı, çölde çöl, dağda dağ
kurallarının geçerli olduğunu, oralarda yaşayanları ve emirlerini
şeyhlerini, kısacası Osmanlı’nın bu cadı kazanı olan toprak parçasını çok
iyi tanıyordu. Suudlar’a pek güvenmemekle beraber son çare gibi
gördüğü bu görevi de hiçbir bir şey yapmamaktansa, bir şeyler yapmak
iyidir düşüncesi ile benimsemişti.
Eşref Bey bu seyahatinde Şam’a vardığında bütün düşüncelerini, o
bölgenin komutanı olan Cemal Paşa’ya da anlatmış, Şerif Hüseyin’e asla
inanmamasını sebepleri ile izah ettiği halde, onu inandıramamıştı. Cemal
Paşa verilen bu istihbarata rağmen :
--- Onlar bana Kuran-ı Kerim üzerine el basarak Allah adına yemin
ettiler, diyerek bu telkinlere inanmamıştır. Hatta bu söz üzerine
Kuşçubaşı’nın:
--- Fitne uykudadır. Allah’ın laneti, onu uyandıranın üstüne olsun diye
cevap verdiğini, bazı kitaplarda görmek ve okumak mümkündür.
Cemal Paşa ile Kudüs dönüşü görüştüklerini, bütün ayrıntıları ile yol
arkadaşlarına anlatmıştır. Sonunda Kuşçubaşı haklı çıkacaktır. Tabii
sonuç da ağır ve acı olacaktır; ama bütün Arabistan ve Suriye elimizden
süzülüp gidecektir. Binlerce askerimizin mezarları ve o zengin petrol
yatakları, İngiliz ve Fransızların elinde kalacaktır. Bu sözlerimizi bugün,
Araplara inanarak hayal kurmaya çalışanlara da ithaf etmek isteriz..
Hediye-i Seniye’yi götüren bu heyet İstanbul Haydarpaşa’dan hareketle
ve her biri ayrı istasyonlardan binerek, birbirini tamamlamış, büyük bir
gizlilik içinde yol alırken Kuşçubaşı yol arkadaşlarına, Arabistan ve adı
geçen liderler hakkında ayrıntılı bilgiler aktarmıştır. Şam’da bir süre
kalınmış, daha sonra Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal‘ın da bulunduğu bir
kafile ile trenle Medine’ye gidilmiştir... Orada Seyid Esat’ın evinde misafir
kalmışlardır. Medine’den tekrar trenle Bir-i Nasip istasyonuna gelirler,
orada memleketten gelen üç haber alırlar. Bunlar Kuşçubaşı’nın yaşını
doldurmamış oğlu Sençer’in ölüm haberi, Mehmet Akif Bey’in dünyaya
gelen oğlunun (Tahir) doğumu ve Çanakkale Zaferi müjdesidir. Bu konu
son günlerde TRT’de bir seri yayın olarak da işlenmiştir.
MAYIS 2014
Yunus Nadi (1879-1945)
olduğunu, propagandalarına ekledikleri bilinmektedir.
Enver Paşa Almanların bu daveti üzerine bir heyet teşkil ettirmiş,
kendilerine refakat etmek üzere iyi Almanca bilen bir Türk Kurmayı
subayı ile iyi Türkçe bilen bir Alman kurmay subayını katarak Mehmet
Akif, şeyh Salih El –Sunusi ve Kuşçubaşı Eşref Sencer Bey’den oluşan bir
heyeti trenle Almanya’ya göndermiştir.
Almanya’da büyük bir hüsnü kabul gören bu heyet Feld Mareşal
Hindenborg tarafından da kabul edilmiştir. M. Akif bu seyahatinde hem
Almanya’yı hem de cepheleri dolaşmış ve yukarıda ismini verdiğimiz
camide verdiği vaazlar, karşı cephedeki Müslümanlara megafonlarla
iletilmeye çalışılmıştır... Bize göre bu seyahat, Mehmet Akif’in yaptığı
propagandanın faydalı olup olmamasından çok, onun Doğu ile Batı
arasındaki, özellikle Müslüman ülkeler arasındaki medeniyet farkını
görmesine yardımcı olmuştur. Nitekim kendisinin :
—Niye bizim oraları burası gibi değil? diyerek üzüntülerini beyan ettiği
söylenir..En büyük eseri olan Safahat’ta Berlin mektupları ,bölümünde bu
üzüntüsünü belirtmeye çalışmıştır.
Ayni üzüntüyü 1967 yılında Almanya ve Avrupa’ya ilk defa gittiğimde,
ben de duymuştum. Eminim ki bu gün bile birçok vatandaşımız ilk kez
yurt dışına gittiğinde, Mehmet Akif Bey’in kendine sorduğu bu soruyu
kendi kendine sormaktadır. Mehmet Akif Bey bir kahvehanede ışıklara
bakarak bakınız neler demiş:
Bu kahve öyle mi?
Lakin hakikaten hayret feza içinde feza…
Bir harim-i nura nur
Ki, asümani kevriminde bir güneş manzur’
Ne selsebil-i ziyadır önümde cuşa gelen
Ki, ruhu pak-i taşıp taşıp dökülen
Liyale karşı o tufanı fecri görmelisin
Hüda bilir şaşırırsın, donar kalır hissin
Neden böbürleneyim ben de öyle oldum du
Ziyanın ölçüsü aklımda, çünkü bir mumdu!
Bizim hesap ile milyonlar oynuyor arada
İdare kandili mikyası pek güdük burada,
Vatan Şairi Mehmet
Gözüm kamaştı bidayette, döndü durdu baş
Akif Ersoy
Rezil olurdum eğer olmasaydı arkadaşım
(1873-1936)
Ne bastığım yeri gördüm, ne gittiğim tarafı,
Nasıl yıkılmayabildim, bu işte, en tuhafı?
Akif neden duygulanmış da bunu şiire döndürmüştü. Çünkü o tarihte
Müslüman ülkelerde ışık demek mum, kandil ve gaz yağı feneri demekti.
Batıda ise elektrik her yanı gündüz gibi aydınlatıyordu. Bu farkı görmüştü.
Mehmet Akif siyaseti ve politikacıları sevmez diye bilinmektedir. Onların
yüzünden Balkan Harbi facia ve rezaletini, ordunun siyasete karışmasını,
halkın birbirine düşmesini hakikati göremeyen idarecilere hep lanet
edermiş. Bakınız bu düşüncesini Almanya dönüşü Balkanlardan
geçerken ne kadar güzel anlatmış aşağıdaki şiirinde iki satırla :
Üç beyinsiz kafanın derdine üç milyon halk
Bak nasıl doğranıyor halk, baba, kabrinden kalk
Aslında bu şiir uzundur. Buraya sadece bir mısrası alınmıştır.
(Necid Çöllerinde Mehmet Akif sayfa 27)
Alman gazeteleri bu seyahate önem vererek vaazları Almancaya
çevrilmiş olmasına rağmen, sonucu biliyorsunuz. 1916 yılı başlarında,
bilindiği üzere Arabistan’da Hicaz Emiri
Hüseyin ve oğulları, baş kaldırma gayretleri içinde idiler. Bunlar yani
Şerif Hüseyin Paşa, oğulları Zeyd, Ali, Abdullah ve Faysal vasıtası ile bir
taraftan İngilizlerle Lawrens aracılığı ile ve hatta Almanlarla işbirliği
yapmaya kalkarak, yıkılmak üzere olan Osmanlı’nın o bölgesinde bir
Haşim’i Krallığı kurmak niyetinde idiler. Osmanlı’nın bu sıkıntılı
günlerinde onları arkadan vuracak olan bu isyanın arkasında, İngilizlerin
aktardığı altınlar ve Lawrens’in parmağı ile İngiliz altınları olduğunu
bütün dünya bilmektedir.
Oraları avucunun içi gibi iyi bilen Kuşçubaşı, bu isyanın
bastırılabilmesi için Necid çevresinde İbn-i Suud’ un ve İbn-i Reşit’in
hakim olduğu sahalarda, kuvvetler oluşturulabilirse, Şerif Hüseyin isyan
bayrağını çektiğinde, onu arkadan vurarak durdurmanın ve onun
kuvvetlerinin, Filistin cephesinde bulunan ve saldırmaya hazırlanan
İngiliz Allenbi orduları ile birleşmesine mani olunabilineceğine
inanıyordu ve bu fikrini Osmanlı komutanlarına açıkça anlatıyordu.
KUYETA
19
Download

sayfalar MAYIS 2014.....1-19_opt