Festivaller İstanbul’da Projesi
Berlin Film Festivali Programcıları Sektör Buluşma Toplantısı
3 Kasım 2014, Mithat Alam Film Merkezi, Boğaziçi Üniversitesi
Konuşmacılar: Thomas Hailer (Yarışma ve Panorama Kuratörü)
Maryanne Redpath (Generation Direktörü)
Anna Hoffmann (Forum Programcısı)
Moderatör: Yamaç Okur, Yapımcı, Se-Yap Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Yamaç Okur: Merhaba, hoş geldiniz. Sinema Genel Müdürlüğü desteğiyle
sürdürdüğümüz “Festivaller İstanbul’da” projesinin ilk bölümü Venedik Film Festivali
seçicileriyle Haziran ayında gerçekleşti. Projenin ikinci bölümü için konuklarımız,
Berlin Film Festivalinden geldiler. Thomas Hailer, Yarışma ve Panorama Kuratörü,
Maryanne Redpath, Generation Direktörü, Anna Hoffmann, Forum Programcısı.
Thomas Hailer festivalle ilgili bir sunum gerçekleştirecek. Moderatör olarak ben bazı
sorular yönlendireceğim sizlerin soruları olacaktır, lütfen elinizi kaldırın. Sunum
bitiminde soru cevap bölümü de yapacağız.
Thomas Hailer: İyi akşamlar, öncelikle davetiniz için teşekkür ederiz. Bu tür bir
çalışma için ilk defa geliyoruz. Burada olmaktan, yönetmen ve yapımcılarla
tanışmaktan dolayı çok mutluyuz, heyecanlıyız. Çok kısa bir powerpoint sunumumuz
var. Festivalin bölümleri ve çalışmaları hakkında bilgi vermek istiyoruz. Aklınıza gelen
soruları sormanızı rica ediyorum. Çünkü, birazdan göreceğiniz gibi festivalin karmaşık
bir yapısı var. Bu yıl 65. Berlin Film Festivalini gerçekleştireceğiz. İkinci Dünya
savaşından sonra Amerika’lıların Berlin’de bıraktığı tek şey bu festival. Bizleri
kurtardılar, kütüphane, kongre merkezleri yaptılar. Gitmeden önce bir milletin
değişimine, algılarının yönlendirilmesine katkı sağlayacak bir film festivali bıraktılar.
Berlinale, ilk günden bu yana seyirci odaklı bir festivaldir. Sosyal, kültürel çeşitliliğe
önem verir, bu tür tartışmaların odağıdır. Ayrıca festivali takip edenler, stil çeşitliliği,
hikâye anlatma çeşitliliği görme imkânı elde ederler. Seyirciyle birlikte hareket
etmek bizim DNA’mıza kodlanmıştır. Bu söylediğim özellikler ayrıca gurur
duyduğumuz özelliklerimiz. 64. Berlin Film Festivali’ne uzun ve kısa metraj toplam
6800 adet film başvurdu. 410 film programa alındı. 410 filmin 106 adedi kısa film.
959 adet gösterim yapıldı. Festivalimiz öncelikle bir seyirci etkinliği. Öte yandan güçlü
bir endüstri, market bölümü var. Festivali ziyaret eden kişi sayısının yüksekliği de
endüstri bölümünün güçlü olduğunun bir göstergesi. Geçen yıl 491.316 kişi festivali
takip etti. Bu rakamlara bazı net verilerle ulaşıyoruz. Geçen yıl 325.262 adet bilet
satışı gerçekleşti. Aradaki fark film endüstrisi, film profesyonelleri ve basın
temsilcilerini gösteriyor. Berlinale için bilet almak zordur. Biletlerin satışa çıkacağı
sabah erkenden kalkarak bilgisayar başına geçmeniz gerekir. Seyirci rakamı
festivalimizin seyirci odaklı yaklaşımını destekleyen bir göstergedir. Onlara neden
festivallere geldiklerini sorduğumuzda en önemli nedenin film yıldızlarını yakından
görebilmek olduğunu görüyoruz. Fakat tek neden bu değil, en önemli nedenlerden
biri yeni filmleri keşfetmek, yeni filmleri izlemek, yeni kurgu teknikleri, yeni anlatım
tarzlarını görmek. Seyircinin bu tercihi de daha önce bahsettiğim çeşitlilik ilkesini
destekliyor. Çabamız, titizliğimiz her festival sonunda seyircimiz tarafından
ödüllendirilmemizi sağlıyor. Son on yılda seyirci adedimizde artış olduğunu
görüyoruz. Festival direktörlerinin değişimi, bu değişikliklerin devamında yeni
bölümlerin eklenmesi, yeni fikirlerin ortaya çıkması elbette etkili oldu. Şubat ayında
gerçekleşen festivalde yaklaşık 2000 kişi çalışıyor. Mayıs – Ağustos ayları arasında ise
çalışan sayısı 20 kişi.
Soru: Festivale başvuran ve kabul edilen belgesel film adedini öğrenebilir miyiz?
Thomas Hailer: Kaç başvuru olduğunu ne yazık ki bilemiyorum rakam olarak. Geçen
yıl için 80 civarında belgesel filmin programa alındığını söyleyebilirim. Belgesel
filmler, Generation, Forum ve Panorama bölümlerinde gösteriliyor. Berlinale Special
olarak adlandırılan bir bölümümüz var. Ayrıca geçen yıllardan itibaren
gelenekselleşen gösterimlerimiz oluyor. Martin Scorsese’nin bir belgeselini bu
kapsamda gösterdik.
Festivalin bölümlerinden ve etkinliklerinden bahsetmek istiyorum. Bölümlerin
başında “Ana Yarışma” yer alıyor. Gerek izleyicilerin gerekse basının en çok ilgilendiği
bölüm bu. Ana yarışmaya duyulan ilgi yan bölümlerin de merak edilmesini sağlıyor.
Ana bölümde her yıl 25 adet film yer alıyor ve uluslararası prömiyerlerini
gerçekleştiriyorlar. Yarışmada ise 17-18 film yer alıyor. 4-5 adet film yarışma dışı
gösteriliyor. Son yıllarda festivallerde yarışma filmlerinin sayısının azaldığını
görüyoruz. 17 – 18 film ideal sayıdır. Daha fazla olduğunda jüri değerlendirmekte
zorlanır.
Soru: Sizce yarışma filmlerinin sayısı neden azalıyor?
Thomas Hailer: Bunun nedeni üretilen ürün. Her geçen gün daha fazla sayıda film
çekiliyor. Ancak festivallerin aradığı filmlerin sayısı artmıyor. Amerika’da bulunan
küçük ölçekli stüdyoların birçoğu kapandı. Devam filmlerinin sayısı artıyor.
Filmlerin seçim sürecinden kısaca bahsedeyim. Filmler festivalin artistik direktörü,
CEO ve başkanı Dieter Kosslick tarafından festivale davet ediliyor. Artistik direktörün
yanında bir seçici komitesi var. Seçici komite üyeleri içinde bölümlerin başkanları
bulunuyor. Aynı zamanda dışarıdan gelen uzmanlar yer alıyor. Bazıları, Almanya’da
salon işleten ve sanat filmlerini gösteren önemli kişiler. Sinema konusunda yazı yazan
gazeteciler, bilim adamları, iki yabancı danışman da bu seçici komite içinde yer alıyor.
Seçici komite 12-13 kişiden oluşuyor. Seçici komitenin haricinde yaklaşık 20 kişiden
oluşan bir delegasyon ekibimiz var. Bu delegeler aralarında bölge, ülkeleri bölüşerek
çalışıyorlar. Ülkeleri dolaşıyorlar. Bizler de seyahat ediyoruz. Gittiğimiz ülkelerde
filmleri izliyoruz. Bazen de filmleri davet ediyoruz. Tabi tüm bunların dışında standart
bir başvuru prosedürümüz var. Yapımcı veya yönetmenler bu şekilde başvurularını
gönderebilirler. Programcılar, delegeler işbirliği içinde çalışıyorlar. Yıl içerisinde
programcılarla toplantılarımız olur. Bu toplantılarda birlikte pek çok konuyu
tartışabilme imkânımız oluyor.
Soru: Festivale başvuran bağımsız bir belgesel filmin, satış acentesinin olmaması
dezavantaj yaratır mı? Belgesel filmler izleniyor mu?
Thomas Hailer: Bir filmin satış ajanının olması elbette iyi bir şey ama gerekli değil.
Her film izleniyor. Bunun çok yanlış bir algı olduğunu söylemeliyim. İsimleri hiç
duyulmamış yönetmenlerin festivallerde keşfedildiğine dair pek çok örnek
verilebilirim.
Soru: Binlerce başvuru alıyorsunuz. Ön seçici olarak kaç kişi bu filmleri izliyor?
Thomas Hailer: Her bölümün kendi içinde bir yöntemi var. Öncelikle filmleri
bölümlerin delegeleri izliyor. Ana yarışma için bu sayıyı 10 -12 kişi olarak verebilirim.
Anna Hoffmann: Forum bölümünde dokuz kişilik bir komitemiz var. Ayrıca bize
destek veren küçük gruplar var. Haklısınız bizler için oldukça yoğun bir dönem oluyor.
Soru: Ülkeler için herhangi bir kota var mı?
Thomas Hailer: Hayır herhangi bir kota yok. Festival direktörünün başlıca
görevlerinden biri de elbette Almanya sinemasını kuvvetlendirmek. Eğer yarışmada
bir tane Alman filmi yoksa bu üzücü bir durum olur elbette. Öte yandan İran
sinemasıyla uzun vadeli bir ilişkisi var festivalin. Dileriz bu şekilde yakın ilişkiler başka
ülke sinemalarıyla da olur. Kota uygulamak festivale fayda sağlayacak bir şey değil.
Seyircinin eğilimine göre hareket etmek en doğrusu. Seyirci akıllı, yıllara dayanan bir
birikimi var ve iyi ürünün kokusunu alıyor, tanıyor, istiyor.
Soru: Festivallerde her yıl aynı büyük dağıtım şirketlerini görüyoruz. Eğer bu
şirketlerle ilişkin olamazsa oyunun dışında kalacakmışsın gibi hissediyorum. Size göre
Türk filmi nedir? Bir filmi hangi unsurlarına göre seçmeye karar veriyorsunuz?
Thomas Hailer: Öncelikle büyük dağıtım şirketleri konusunda endişe duymamak
lazım. Geçtiğimiz yıl her bölümde Türkiye’den en az üç film yer alıyordu. Seçimlerin
neye göre yapıldığının bir standardı yok. Hangi film sorusuna pek çok cevap
verebilirim. Bazen kamera hareketinin farklılığı, bazen anlattığı hikâyenin özgünlüğü,
bazen başarılı oyuncular. Sonuçta filmin bütününde oluşan bir etki var. Bir filmi
keşfetmek için iki temel konudan bahsedeceğim. Bir filmi izlersiniz ve sonrasında
herkes aynı fikirde salondan ayrılır, diğerinde ise filmi izledikten sonra aranızda bir
tartışma başlar.
Maryanne Redpath: İyi film, herkeste kendisinden gelen farklı bir algı yaratır. Farklı
perspektifler sunar. İyi bir filmi tespit etmek de biraz bakış açısına bağlıdır.
Thomas Hailer: Diğer soru, Türk filmi nedir. En son Berlin Film Festivalinde altın ayı
ödülü alan film Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği “Bal” isimli filmdi. Bir Alman ortak
yapımcısı vardı. Filmin, ortak yapımcısının olması elbette çok önemli. Yine son
dönemde yarışmada Seyfi Teoman’ın Bizim Büyük Çaresizliğimiz adlı filmi yer almıştı.
Bu filmin de Alman ortak yapımcısı vardı. Her iki filmin konusu, karakterleri, mekânı
birbirinden çok farklıydı fakat her ikisini de Türk filmi olarak niteliyoruz. Genel olarak
filmlerin menşeiyle değil, iyi film olup olmamalarıyla ilgileniyoruz.
Panorama bölümü önceleri stüdyolar için bir platform özelliğine sahipti. İlk yıllarda
Almanya film merkezi, filmleri doğrudan bu bölüme gönderiyordu. Sonra birtakım
yenilikler gerçekleşti. Filmin, seyirciyle çalışacağına karar vermek bu bölüm için en
önemli kriterdir. Zaman zaman bölümler arasında geçişler olabilir. Bu bölüm kuir
sinema örneklerini izleyebileceğiniz bir bölüm. Teddy ödülü bu kategoride verilen ilk
ödüldür.
Forum bölümü, festivale muhalefet eden bir bölüm. Remi bir yarışması ve ödülü yok.
Yenilikçi sinemaya ağırlık veriyor. Yeni keşifleri ortaya çıkarmayı hedefliyor. Her tür
formata, uzunluğa açık.
Anna Hoffmann: Forum bölümünde yayınlanan en uzun film 12 saatlik bir filmdi.
Keza Bela Tarr’ın sekiz saat süren bir filmi de gösterilmişti. Farklı anlatımlar, estetik
bakış arayanlar için Forum bir tür laboratuvar aslında. Kolay kategorize edilemeyen
filmler bulduğumuzda seviniyoruz. Örneğin bir filmin ilk bakışta belgesel veya
kurmaca olduğunu anlayamıyorsanız böyle bir film Forum’a seçilebilir. Elbette bu
bölümde yer almak için bir reçete yok. Geniş bir perspektifle bakıyoruz. Forum ana
programında yaklaşık 40 film var. Özel filmler de getiriyoruz, örneğin daha tarihi
filmler, restore edilmiş filmler yer alabiliyor. Forum bölümü festivale karşı yapılan bir
protesto ile başladı. Bu bölüm Arsenal – Sinema Enstitüsü himayesinde varlığını
sürdürmeye devam ediyor. Yıl boyunca bu kurum bünyesinde iki sinema salonu
işletiyoruz. Film arşivi var. Gösterimini yaptığımız filmlerin bazılarını yıl boyunca farklı
yerlere götürüyoruz ve gösterimini sağlıyoruz. Forum bölümü uzun soru yanıt
toplantılarının yapıldığı, filmlerin tartışıldığı bir bölüm. Bölümde yapılan toplantılar
dâhil olmak üzere oldukça detaylı yayınlar hazırlıyoruz. E-kitap olarak temin
edebilirsiniz. Diğer bölümlerden farklı olarak geniş bir kataloğumuz var. Biraz
Türkiye’den bölüme davet edilen yönetmenlerden bahsedeyim. 70’li yıllarda Yılmaz
Güney, Zeki Ökten. Nuri Bilge Ceylan Kasaba filminin dünya prömiyerini Forum
bölümünde yapmıştı. Son yıllarda bölümümüze Türkiye’den çok ilginç filmler geliyor.
Forum’da yer alan yönetmenler, Semih Kaplanoğlu, Tayfun Pirselimoğlu, Reha
Erdem, Emin Alper ve en son Melisa Önel. Belgesel programı yapmak istiyoruz,
Bu konuda çalışıyoruz. Gösteremediğimiz filmler oluyor zaman zaman, böyle işleri de
“Forum Expanded” bölümünde sunma olanağına sahibiz. Bu bölüm 2006 yılında
kuruldu.
Maryanne Redpath: Generation bölümünün festivalin gizli silahlarından biri
olduğunu düşünüyorum. Sadece gençlere, çocuklara hitap eden filmler olduğunu
düşünmeyin. Film endüstrisi için oldukça önemi olan bir bölüm. İki yarışmamız var,
Generation K Plus, Generation 14 Plus. Generation K Plus, 4 – 13 yaş grubu üzerine
yapılan filmleri kapsıyor ve daha eski bir bölüm. Filmlerin %85’inin çocuklar için
yapılmadığını söylemem gerekiyor. K Plus bölümünde kısa ve uzun metraj olmak
üzere 30 civarında film gösteriyoruz. Toplamda 60 film yer alıyor. Salı günleri saat 9
da 4 yaş grubuna animasyon filmleri gösteriyoruz. Çocukların ilk sinema deneyimini
yaşaması açısından çok faydalı oluyor. 14 Plus adından anlaşılacağı gibi 14 yaş ve üstü
izleyici için oluşturulmuş bir bölüm. Türkiye’den bu bölümde Reha Erdem’in Jin, Reis
Çelik’in Lal filmini gösterdik. Genç izleyicilerin sinemaya gelmesi, düşünmesi,
ağlaması, farklı ülkelerden izlediği filmlere dönük bakış açısı geliştirmesini
önemsiyoruz. Soru cevap bölümleri oluyor. Yönetmenle seyircinin bu etkileşimi çok
keyifli geçiyor. Programcılar olarak bir filmin hangi bölümde yer almasının daha
doğru olduğunu tartışıyoruz.
Thomas Hailer: Almanya sinemasının örneklerinin gösterildiği bir bölüm var,
Perspektive Deutsches Kino, seyircinin yeni Alman filmleriyle tanışmasına olanak
sağlayan bir bölüm. Bu bölümde öğrenci filmleri de yer alıyor.
Yamaç Okur: Kısa filmler nasıl seçiliyor?
Thomas Hailer: Berlinale Shorts kuratörü birkaç programcı arkadaşıyla beraber
başvuran filmleri izliyor. İşleri epey zor. Kısa film bölümü bizler için çok önemli.
Festivalin bir retrospektif bölümü var. Filmlerin restorasyonu ve dijitale aktarılması
bizim için çok önemli. Arşivlerde filmler kayboluyor. Kaynak ayrılması ve filmlerin
dijital olarak saklanabilir olması lazım. Biraz bu konuya dikkat çekmeye çalıştığımızı
söyleyebilirim.
Hommage bölümü, 1982 yılından bu yana yapılıyor. Yaklaşık on film gösteriliyor. Bu
bölümde de altın ayı ödülü var. Bu yılın onur ödülü -2015- Wim Wenders’e verilecek.
Kulinarishes Kino bölümü festivalin en yeni bölümü. Küçük bir program, beş ya da altı
film yer alıyor. Şef filmleri izliyor, etkilendiği filme göre bir menü hazırlıyor. Seyirciler
filmleri izledikten sonra restorana gelerek şefin hazırladığı menüyle yemek yiyorlar.
Yönetmen ve aşçıyla soru yanıt bölümü oluyor. Elbette bilet fiyatları diğer
gösterimlerle aynı değil. 70 EUR ödeniyor. İyi film ve iyi yemek birbirleriyle iletişimde
olduğu fikrinden hareketle yapılan bir bölüm. Slow Food hareketini destekliyor. Bu
program festival izleyicisi olmayan bir kitleyi festivale çekmeyi hedefliyor ve başarılı
oluyor.
Maryanne Redpath: NATIVe bölümünden bahsedeyim, festivalin en genç yan
bölümü. Dünya genelinde yerli sinema üzerine odaklanan bir bölüm. Dünyanın pek
çok yerinden gelen seyirciye dönük bir bölüm. Film programı, endüstri konuşmaları
yer alıyor. Avrupa’da bu kategoride neler yapılıyor görmüş oluyoruz. Bu filmlerin
içeriği, anlamı konusunda hala anlaşılamayan şeyler var. Burada bahsedilen
toplumlar, dilleri elinden alınmış, kültürleri yok edilmiş toplumlar olarak
düşünülebilir. Kürt toplumu üzerine yapılan filmler bu kategoride sayılabilir. Geçen
yıl, “Hikâye Anlatma” bölümünü başlattık. Türkiye’den Hüseyin Karabey’in Were
Denge Min adlı filmi yer aldı bu bölümde. Bir Dengbej’in hikâyesini anlatıyordu.
Dengbejler hikâye anlatıcısıdırlar. Bu bölümde 10 – 12 film yer alıyor. Yarışma yok.
İletişim ağı güçlendirmek üzere, endüstriyel ilişkiler kurulabilen bir bölüm.
Thomas Hailer: Berlinale Talents çok önem verilen bir uygulama. Dünyanın farklı
bölgelerinde 300 civarında katılımcı yer alıyor bu bölümde. Genç yapımcılar,
yönetmenler, satış temsilcileri gibi katılımcılar yer alıyor. Daha çok atölye ve
workshop gerçekleşiyor. Bu topluluk internet üzerinde sürekli iletişim halinde.
İnternet sitesinde kişilerin e-maillerine ulaşabilirsiniz. Bu platform yeni isimleri
keşfetmek için önemli. Bu bölümde eğitim alan katılımcıların çoğu daha sonra
filmleriyle festivale geliyorlar. Böylelikle bir hayali gerçekleştirmiş oluyoruz. 2015 yılı
için başvurular tamamlandı.
Berlin Film Marketi en önemli film marketlerinden biri. Tam bir endüstri platformu.
Festival Direktörümüzün film fonu yöneticiliği deneyimi var. Ortak yapım marketini
destekliyor. Yapımcıların neye ihtiyacı vardır düşüncesi bu programı doğurmuş.
Market, festivalin ilk hafta bitiminde gerçekleşiyor. Berlinale’ye gelen ortak
yapımcıları, satış temsilcilerini buluşturan bir platformdur.
Soru: Buraya başvurmak için minimum bütçe bir milyon EUR. Türkiye gibi ülkeler için
bu bütçe çok yüksek.
Thomas Hailer: Market bölümünün direktörü bu konunun farkında. Portekiz,
Yunanistan gibi ülkeler için meblağ biraz düşürülmüştü. Üzerinde çalışılan bir konu.
Yakında haber alabileceksiniz bu konuda.
Biraz da “Dünya Sinema Fonu” hakkında bilgi vermek isterim. 350.000 EUR bütçeli bir
fon. Latin Amerika, Afrika, Asya Ortadoğu gibi bölgeler faydalanıyor. Özellikle yerel
fonu olmayan ülkeler için önemli bir fırsat. Türkiye başvuru yapabilir. Bu fondan
destek aldığınızda prömiyerinizi Berlin film festivalinde yapmak zorunda değilsiniz.
Tek zorunluluk bir Alman ortak yapımcı bulmak. Bu fonun bir diğer faydalı tarafı da
parayı Almanya dışında kullanabiliyor olmanız.
Yamaç Okur: Kısa bir soru cevap yapalım isterseniz. İlk soruyu ben sormak istiyorum.
Dünya prömiyeri konusunda ne söylemek istersiniz. Aslında dünya prömiyeri olması
gerekmiyor ama bakıldığında filmlerin çoğu dünya prömiyeri.
Thomas Hailer: FFIAPF organizasyonuna göre Berlin Film Festivali A tipi bir festival.
Bu sebeple yarışma için en azından uluslararası prömiyer şartı arıyoruz. Dünya
prömiyeri, keşfedilmek, dikkat çekmek açısından güzel bir şey elbette.
İlk filmlerle ilgili en iyi ilk film ödülümüz çekici. Ancak başvuran film sayısı gün
geçtikçe artıyor. Geçen yıl 40 film başvurmuştu. Bu sebeple bir seçim yapmak
gerekiyor. Burada aday filmler festival direktörü tarafından açıklanıyor. Ana
yarışmada bir ile üç arasında ilk film gösteriliyor. Generation bölümünde dört adet
Forum da ise bu sayı biraz daha fazla.
Soru: Görme ve işitme engelliler için gösterim olanaklarınız nasıl?
Thomas Hailer: Ne yazık ki bazı sinema salonları uygun teknik imkâna sahip değil.
Geçen sene işitme engellilere dönük bir çalışma başlattık. Ancak tahmin edersiniz ki
bu teknik eksiklikleri tamamlamak büyük yatırımlar gerektiriyor.
Yamaç Okur: Konuklarımıza ve sizlere çok teşekkür ediyoruz.
Download

buradan - SE-YAP