2
9ARALI
K2
01
4-SAYI
1
5
8
Y
I
L
I
NE
Nİ
Y
İ
F
U
T
B
O
L
C
U
S
U
Y
I
L
I
NE
Nİ
Y
İ
T
E
K
N
İ
KD
İ
R
E
K
T
Ö
R
Ü
Y
I
L
I
NE
Nİ
Y
İ
T
A
K
I
MI
Y
I
L
I
NE
Nİ
Y
İ
G
E
N
C
İ
Y
I
L
I
NE
Nİ
Y
İ
H
A
K
E
Mİ
Y
I
L
I
NE
Nİ
Y
İ
MA
Ç
I
Y
I
L
I
NS
Ü
R
P
R
İ
Z
İ
Y
I
L
I
NE
Nİ
Y
İ
Ç
I
K
I
ŞY
A
P
A
N
I
Y
I
L
I
NT
E
N
E
K
E
S
İ
Y
I
L
I
NK
A
Y
B
E
D
E
N
İ
Y
I
L
I
NH
A
Y
A
L
K
I
R
I
K
L
I
Ğ
I
Y
I
L
I
NO
L
A
Y
I
Yayın Koordinatörü
Yılın Enleri
İlker Yılmaz
2014 geride kalırken insanlar koca bir senede neler yaptıklarını
hatırlamadan edemiyor. Herkes gibi Hayatım Futbol’u üreten bizlerin de
TRT repliğiyle kah üzüldüğümüz kah sevindiğimiz günler oldu. Şüphesiz
ki bunlar dergiye de yansıdı. Hatalarımız varsa af ola. 2014’ün son
sayısında sizlere daha önce olduğu gibi yine dünyadan ve Türkiye’den
‘Yılın Enleri’ni sunuyoruz. Yanına da 2014’te futbolu bırakanları, Noel’de
düşman askerlerin bir günlüğüne de olsa futbolla bir araya gelmesini
koyuyoruz. Ayrıca yaşları kemale ermesine rağmen hala üst düzey futbol
oynayanları ve Türk futbolundaki sendikalaşma hareketine bir göz
atıyoruz.
Yazarlar
Bahadır Bozkurt
Emre Çelik
Emre Gürkaynak
Fırat Topal
Mehmet Ali Çetinkaya
Mert Sarıbaş
Sercan Ergün
Hepinize sağlık ve huzur dolu bir yıl diliyoruz,
Serkan Akkoyun
Uğur Karakullukçu
Keyifli okumalar,
İlker Yılmaz
[email protected]
[email protected]
#158 BU SAYIDA
Yılın Enleri
Türkiye’de ve dünyada yılın öne çıkanları
Christmas Truce
Dünyanın ortak dili futbol bir gün düşman askerleri bile
bir araya getirdi
Joyeux Noel
Ypes cephesinde futbolun bir araya getirdiği düşmanlara bir de
beyaz perdeden bakalım
2014’te Veda Edenler
Futbolculuk da bir yere kadar. Artık bu efsaneleri yeşil
sahalarda göremeyeceğiz
Yıllanmış Şaraplar
Yıllara rağmen onlar hala üst düzey oynuyor, futbolseverleri
mest ediyorlar
Futbolda Sendikalaşma
Metin Kurt’un açtığı yolda son durum
Türkiye HF158
YILIN FUTBOLCUSU
CANER ERKiN
Fenerbahçe transfer olduğunda Galatasaray’daki
performansıyla taraftarlar arasında kafalarda
soru işareti barındıran Caner Erkin, geride kalan
2 sezonda beklentilerin çok üstüne çıktı. SarıKırmızılı kulüpte sol bekte gösterdiği vasat
performansı bırakın bir kenara Atletico Madrid
maçında gördüğü kırmızı kart ve kaptan Arda ile
antrenmanda yaptığı kavgayla aforoz edildi desek
yeridir. Fenerbahçe’de geçirdiği ilk iki sezonda
kah parlayan kah sönen performanslara imza
atarken Galatasaray’da olduğu gibi zaman zaman
değerlendirildiği sol bekte de bekleneni veremedi.
Bu durum sarı-lacivertli kulübe 2 transfere mal
olsa da Aykut Kocaman’ın ısrarıyla Caner yavaş
yavaş sol beke alıştı ve formayı da kaptı.
Yıllar önceki bir röportajında Ersun Yanal’ı en
beğendiği teknik direktör olarak belirten Caner’in
Yanal’la yolu 6 yıl sonra Fenerbahçe’de kesişti.
Caner’in Manisaspor’daki gelişimine katkıda
bulunan Yanal, yetenekli oyuncunun bu kez de
sarı-lacivertli kulüpte kariyerinin en üst düzey
performansını sergilemesini sağladı. 1988
doğumlu Caner sürati, topa hakimiyeti ve kavisli
ortalarıyla Fenerbahçe’nin Nisan ayında şampiyon
olmasına direk katkı veren isimlerden biriydi. Bu
performansı ona milli takım kapılarını da açtı.
Özel hayatında geçirdiği çalkantılı dönemlerde
bile performansında en ufak bir düşme olmayan
yetenekli solak zaman zaman saha içerisinde
kendine hakim olmakta zorlansa da istikrarlı
performansıyla Türkiye’de 2014’ün en iyi oyuncusu
olmayı sonuna kadar hak ediyor. İLKER YILMAZ
Türkiye HF158
YILIN TEKNiK DiREKTÖRÜ
ERSUN YANAL
Geçen sezonun başında Aykut Kocaman
beklenmedik şekilde istifa eder etmez Ersun Yanal
ismi Fenerbahçe’yle anılır hale geldi. Uzun bir süre
Fenerbahçe tarafından bekletilen Ersun hoca,
1 yıllık bir sözleşme verilerek kendisine iletilen
“Kredin belli” mesajına rağmen ortaya koyduğu
performansla hemen herkesi başarısına ikna
etti. İki yıl şampiyon olmuş ve iskeletini korumuş
olan Galatasaray’ın önüne geçip Nisan ayında
şampiyonluk ilan edebilmek hiç de kolay bir iş
değildi.
Ersun hoca sadece bir şampiyonluktan fazlasını
ortaya koyup takımın oyununa da kendi imzasını
koymayı başardı. 1 sezon gibi kısa bir sürede
DNA’larını Aykut Kocaman’ın kodladığı bir
iskeleti pas odaklı, temposu düşük bir oyundan
daha direkt ve rakip kaleye oynayan bir sisteme
geçirmeyi bilen Yanal, ironik bir şekilde işine
son verilme sebebi olarak gösterilecek olan fizik
kondisyon olarak da takımı ileriye taşıdı. Skor
kapasitesini bir oyuncuya yığılmadan, takım
halinde sırtlamayı bilen bir Fenerbahçe, Sow’uyla,
Emenike’siyle, Kuyt’ıyla, Webo’suyla en kritik
maçların son anlarında defalarca maç çevirdi. Bu
performans da yıllardır özlenen şampiyonluğu
Fenerbahçe’ye getirip Galatasaray’ın hegemonya
kurmaya doğru ilerlediği yürüyüşüne bir set
çekmeyi başardı.
Fenerbahçe’den ayrılık sürecinde Yanal’a saha içi
sebepler yüklemek işin makyajından fazlası değil.
Trabzonspor’da göreve geldikten sonra takımı kısa
sürede elinden geldiğince toparlayıp devre arasına
Avrupa iddiasını kaybetmeden taşıdı. Ersun Yanal’ın
bu yılın en başarılı Türk teknik adamı olduğu
tartışmaya açık değil.
UĞUR KARAKULLUKÇU
Türkiye HF158
YILIN TAKIMI
BEŞiKTAŞ
“Türkiye’de 2014’te yılın takımı hangisi?”
sorusu en çok düşündüğümüz soru oldu.
Nisan’da şampiyonluğunu ilan eden Fenerbahçe
adaylarımızdan biriydi. Ama bu sezonki
performansı büyük hayal kırıklığı. Sonra Akhisar
Belediye’yi düşündük. Her ne kadar orta sıraları
aşamasa da Türkiye’nin mütevazi kadrosuyla en
istikrarlı takımı olan Akhisar, geçtiğimiz sezon milli
takıma hem oyuncu verdi hem de hoca. Ayrıca bu
hoca daha sonra Galatasaray’a kurtarıcı olarak bile
gitti. Lakin Akhisar’ın da son 2 aydaki performansı
ve neticesinde Mustafa Reşit Akçay’yla da
yolların ayrılması bizi elemeye itti. Geriye bir tek
Beşiktaş’ın kalması ve bizim de siyah-beyazlıları
yılın takımı seçmemiz onları değerini gözünüzde
düşürmesin sakın. Çünkü onlar esasında bu sezon
yaptıklarıyla hak ettiler bu ünvanı.
2014’ün tamamını deyimi yerindeyse
deplasmanda oynayan Beşiktaş, geçtiğimiz
sezon daha çok tecrübesizliği nedeniyle
ikinciliği kaçırdı. Kara Kartal’ın rakiplerinden
en önemli farkı belki de büyük borç yüküne
karşın yaptığı akılcı transfer hamleleri.
Kadrosunu yabancı kuralına göre en iyi şekilde
dizayn eden Beşiktaş’ın 30 yaş üstü futbolcu
sayısı da yalnızca 4 (Bu rakam Fenerbahçe’de
11, Galatasaray’da 8). Bunun yanında hem
futbolcusuyla hem de teknik ekibiyle ligin
sempatik takımı olması onların hanesine yazılan
bir diğer artı. Slaven Biliç’in öğrencileri 2014/15
sezonunda an itibariyle bulunduğu liderliğin
keyfini çıkarırken sezon başından beri oynadığı
futbolla da alkış alıyor. Bir alkış da bizden. İLKER YILMAZ
Türkiye HF158
YILIN SÜRPRiZi
VOLKAN BABACAN
Fenerbahçe kalesini korumak, yıllardır bir kaleci
için oldukça meşakkatli bir iş olmuştur. Hele bir
de sizden önce o kaleyi Engin İpekoğlu, Rüştü
Reçber ve Volkan Demirel gibi A Milli kaleciler de
korumuşsa… Bu sezon adından sıkça söz ettiren
Volkan Babacan’ın Fenerbahçe kariyeri, adaşı
ve abisi Volkan Demirel kadar iyi gitmemişti.
Fenerbahçe altyapısından A takıma yükselen genç
kaleci, oynadığı dönemde eleştiri oklarının hedefi
olmuştu.
Alt yaş gruplarında defalarca milli takım forması
terleten oyuncu, 2011/12 sezonu sonunda ligden
düşen Manisaspor’un yolunu tutar ve 2 sezon
takımın as kalecisi olarak oynar. Buraya kadar
her şey normal, kariyeri -düşüşte gibi görünse
de- nizami bir şekilde seyreden bir kaleci… 2013
yılında Süper Lig vizesi için play-off oynayan
Manisaspor’dan, Brezilya ve Letonya karşısında
A Milli Takım kalesini koruyan oyuncuya evrilmesi
arasında ise 15 aydan biraz fazla bir zaman var.
Volkan Babacan, belki de aşması beklenen eşiği
aşmış durumda.
An itibariyle Bayern Münih ile beraber Avrupa’nın
-ligde- en az gol yiyen takımı İstanbul Başakşehir.
Eski adıyla İBB, ligde oynanan 14 maçın 9’und
kalesini gole kapatmış durumda. Onlara birden
fazla gol atabilen tek takım lider Beşiktaş. Son 5
maçta 4 galibiyet alan ve gol yemeyen savunmada
aslan payı ise Volkan Babacan’a ait. 26 yaşındaki
kaleci artık daha tecrübeli ve kariyerinin zirvesinde.
Onu 2014 yılının çıkış yapanı belirlememizde bu
yüzden boşuna değil. AHMET SERCAN ERGÜN
Türkiye HF158
YILIN ÇIKIŞ YAPANI
BiLAL KISA
Türkiye’de futbolcular adına görünmez kariyer
çizgileri var. Bazı isimler, 2. Lig’de oynuyor,
takımlarını Süper Lig’e taşıyor ancak dağı aştıktan
sonra yeniden aşağı gönderiliyor. Bazıları büyük
takım topçusu oluyor, bazıları o seviyeye çıkamıyor.
Bazıları ise gençken gittiği büyük takımlarda
tutunamayıp, Süper Lig’in diğer takımlarını
dolaşıyor. Bir dönem Fenerbahçe oyuncuları için bu
son çizgiydi yaygın olan. Bilal Kısa, sarı-lacivertli
kulübün tarihinin en kötü sezonlarından birini
geçirdiği 2002/03’te arkadaşları Can Arat, Semih
Şentürk, Fahri Tatan, Volkan Demirel gibi isimlerle
birlikte Tamer Güney tarafından A takıma alındı.
Oldukça kötü geçen sezon kaybedilmişti zaten
ama birkaç genç kazandırılabilirdi. Volkan, Semih
ve Can takımda kalırken Bilal ile Fahri Anadolu
kulüplerine gönderildi. Fahri birkaç yıl sonra milli
takıma yükselirken Bilal’in Anadolu gezisi devam
ediyordu.
Fenerbahçe altyapısı ve genç milli takımlarda şans
bulan Bilal için A takım seviyesine çıkmayan yol,
bir süre sonra çatallandı. İzmirspor, Malatyaspor,
Ankaraspor, Ankaragücü, Karşıyaka, Karabük
derken 2013’te durak Akhisar Belediyespor oldu.
Bilal Kısa çok gezmişti, çok da biliyordu. Oyunun
nasıl oynanacağıydı bildiği. O zaman izleyiciler
bu durumdan haberdar değildi sadece. Ancak
Akhisar’ı izledikçe algı değişecekti. 31 yaşındaki
Bilal, mütevazı Akhisar kadrosunda orta sahaya
hem çapa olup hem de hücuma katkı vererek algıyı
öyle bir değiştirdi ki, yaptığı çıkışla aldığı ödül, 7,5
yıllık aranın ardından milli takım daveti oldu. EMRE GÜRKAYNAK
Türkiye HF158
YILIN GENÇ FUTBOLCUSU
HAKAN ÇALHANOĞLU
Geçen yıl Türkiye’ye U-20 Dünya Kupası’nda
forma giymek için geldiğinde Almanya 3. Ligi’nde
Karlsruhe’deki kiralık dönemini tamamlamış,
Bundesliga’da yeni sahne almaya hazırlanan 19
yaşında bir gençti. Aradan geçen 1,5 yılda Hakan’ın
kaybettiği aşama Avrupa’daki tüm oyuncuları
kıskandıracak düzeyde. Fransa Üçüncü Ligi’nde
oynarken önce Metz, sonra Galatasaray, daha
sonra da Marsilya ve Bayern’le birkaç yıl içinde
basamakları üçer beşer çıkan Ribery’yi andıran bir
çizgi yakalayan Hakan, önce Hamburg’la kendini
ispatladı, sonra 14 milyon 500 bin euro gibi ağır
yükü olan astronomik bir bonservisle Leverkusen’e
geçti. Yılın ikinci yarısı ise “Acaba bu paranın
altında ezilir mi” diyenlere cevabı oldu.
Leverkusen’in 10 numaralı formasında ezilmek
şöyle dursun, oyununu bir üst seviyeye çıkarmayı
başaran 20’lik Hakan daha şimdiden Avrupa’nın en
iyi frikikçilerinden biri olarak kendini kabul ettirmiş
durumda. Bu silahının yanı sıra ince bilekleriyle dar
alanda Leverkusen adına önemli işler çıkaran bu
çocuk bırakın yılın en iyi genç oyuncusu ödülünü,
yılın en iyi Türk oyuncusu olur mu diye sordurmayı
hak ettirecek biri…
Son aylarda tekrar hortlayan ‘silah’ krizindeki
duruşu, bu krizi oyununa yansıtmamayı iyi bilmesi
Hakan’ın hanesine yine artı olarak yazıldı. Şu anda
Arda Turan’la birlikte Avrupa’da forma giyen en iyi
iki Türk oyuncudan biri olan Hakan’ın gelecek yıldan
itibaren genç oyuncu etiketini bir kenara bırakıp A
milli takımda da gereken şansı bulması dileğiyle… UĞUR KARAKULLUKÇU
Türkiye HF158
YILIN HAKEMi
CÜNEYT ÇAKIR
2014 Cüneyt Çakır’ın yükselişine şahit olduğumuz
bir yıl oldu. 2011/12 sezonundan bu yana
Şampiyonlar Ligi’nde görev alan Çakır, 2014
Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid- Atletico
Madrid maçının dördüncü hakemi olarak görev
aldı. Yine aynı sene içerisinde Brezilya’da, Dünya
Kupası’nda görev alan hakemimiz, yardımcıları
Bahattin Duran ve Tarık Ongun’la beraber Türk
futbolunu temsil etme başarısını gösterdi. Her
ne kadar yurtiçi performansı tartışmalı olsa da,
Dünya Kupası grup aşamasında Brezilya-Meksika
ve Cezayir-Rusya karşılaşmasında gösterdiği
performans ve 120 dakika eşitliği bozulmayan
Arjantin-Hollanda arasındaki yarı final görevlerini
başarıyla yerine getirdi. Özellikle turnuvayı
yöneten diğer hakemlerin yaptıkları büyük hatalar
nedeniyle, turnuva hakemler açısından skandal
boyutta kötü giderken, baskı altında kalmayan
Cüneyt Hoca yönettiği maçlarda tüm otoritelerden
geçer not almayı başardı. 1974 Dünya Kupası’ndan
tam 40 sene sonra Doğan Babacan’dan bayrağı
devralan Cüneyt Çakır, Dünya Kupası’nda maç
yöneten ikinci Türk hakem olması nedeniyle
yılın hakemi ödülünün sahibi oluyor. Uluslararası
düzeyde Türk futbolunu temsil eden Çakır’ın
yurt içerisindeki performansının da aynı düzeyde
artmasını ve tüm kulüpler tarafından “istenen”
hakem olmasını temenni ediyoruz.
BAHADIR BOZKURT
YILIN MAÇI
TRABZONSPOR-FENERBAHÇE
Çeyrek asırdan fazladır yaşıyorum. Nereden
bakarsak canlı, cansız, tekrar, youtube, özet,
öykü derken bir 15 senedir de maç izliyorum.
Yarıda kalan, ertelenen, iptal edilen; saha olaylı
ve doğa olaylı birçok maç gördüm. Ama 2013/14
sezonunun 24. haftasında Avni Aker Stadı’nda
oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe maçındaki gibi
bir maç iptal edilme şekli görmemiştim. Sanki
Trabzonspor ve Fenerbahçe kan davalı iki aşiretti
ve kan akıtma sırası Trabzonspor’a gelmişti. Şike
süreci, 96’ten kalan intikam hissi ve son yıllarda
kimlik haline gelen fanatizm taraftarlığı; adına
her ne dersek diyelim tribünlere vandalizmi
taşıdı. Bunun bir örneği de işte bu maçta yaşandı.
Önce sahaya yabancı maddeler atıldı. Yabancı
maddeler bittikten sonra sıra ‘yabancı’ olmayan
maddelere geldi; Trabzonspor kale arkasında
bir direk söküldü ve sahaya atılmak istendi!
Yaklaşık 10 metre boyundaki direğin görüntüsü
uzun süre akıllardan silinmeyecek gibiydi.
Fenerbahçe kalecisi Volkan’a avucundan büyük
bir taş parçasının atılması ise hakem Bülent
Yıldırım için son nokta oldu. Herhalde bunlardan
sonra da maçı devam ettirseydi sahaya ne atılırdı
hayal gücünüzü varın siz kullanın. Trabzonsporlu
taraftarları anlamak lazım. İnsan, hakkının
yendiğini/çalındığını düşünüp inandığı zaman
yeniden elde etmek üzere nefsine söz geçirmekte
zorlanan bir canlı ancak dünya düzeni de öyle
bir şekilde inşa edilmiş ki haklıyken haksız hale
gelme süresi ışık hızını bile geçti artık…
SERKAN AKKOYUN
Türkiye HF158
YILIN OLAYI
GÖKHAN TÖRE’NIN SALDIRISI
Kendi içinde irili ufaklı skandallar bulunduran
ve birleştiğinde bir utanca dönüşen bir hikaye
Gökhan Töre’nin ülke futboluna yaşattığı.
Almanya’da doğmuş, Almanya’da büyümüş,
gurbetçi ailelerin kültürüyle yetişmiş, namus ve
şeref kavramını hayatın merkezine oturtmuş
bir çevrede karakteri şekillenmiş 3 genç, bir
milli maç sonrası, milli takımın kaldığı otelde
birbirlerine girdiler. Almanya’nın kalbur üstü
takımlarından Bayer Leverkusen’de oynayan, 25
yaşını geçmemiş iki futbolcu, takım arkadaşları
ve ne idüğü belirsiz bir başka şahıs tarafından
silahla tehdit edildiler. Olayın nedeninin ya da
Gökhan Töre’yi sinirlendiren şeyin ne olduğu
üzerine bu kadar konuşulması, yine o müthiş
mazeret “tahrik” savunmasını gündeme getiriyor.
Dikkat çekilmesi gereken ise koskoca bir ülke
federasyonu ve milli takım hocasının bu 3 genç
oyuncunun sebep olduğu olayı yüzüne gözüne
bulaştırmasıydı. Oyuncuların hiçbirisi resmi olarak
cezai bir yaptırımla karşılaşmadılar. Fatih Terim,
Gökhan Töre’yi bir süre milli takıma almamasının
sebebinin bu olay olduğunu ima etti, ama
nedense bu olay kamuoyunun gündemine düşene
kadar bundan hiç bahsetmemişti. Takımına
Bundesliga’da müthiş bir katkı yapan Hakan’ın,
milli takıma neden çağırılmadığını kimse bilmiyor.
Babasının basına yaptığı açıklamalar sebebiyle
üzerinin çizildiği dedikoduları var, ama dedik
ya dedikodu. Zira bu hadise ile ilgili karar alma
yetkisine ve sorumluluğuna sahip hiç kimse,
dedioduları önlemek için bir şey yapmıyor. Hadise
unutulmaya yüz tuttuğunda Euro 2016 biletini
de kaçırdığımızı anlayacağız, sonrası seyredin
cümbüşü.
FIRAT TOPAL
Türkiye HF158
YILIN HAYAL KIRIKLIĞI
CESARE PRANDELLI
Ne umutlar bağlanmış ne yorumlar yapılmıştı
Cesare Prandelli için. İstifa ettiği İtalya’da Romalılar
onu pek iyi hatırlamıyordu, zira milli takım oyuncu
seçimlerinde hak edene formayı vermediğini
düşünüyorlardı. Tesadüf müdür bilinmez,
Galatasaray’da da bu yönü çok eleştirildi. Kaybettiği
eşi Manuela Caffi’nin göğüs kanseriyle mücadelesi
sırasında fedakarlıklarından, Galatasaraylı
futbolcularla beraber oruç tutmasına kadar
sıralanan özellikleriyle de karakteri övülüyordu.
Bütün bunlara rağmen Türkiye’de hiç iyi anılarla
hatırlanmayacak. Oynattığı futbol çok kötüydü,
benimsediği felsefe ve kadro dizilişleri çok kötüydü,
oyuncu seçimleri çok kötüydü, maç içi değişiklik
tercihleri çok kötüydü, kamuoyuna verdiği
demeçler çok kötüydü. Facia bir performansın
sonunda, çok değil 6 ay önce dünya kupasının
zirvesi üzerine hayal kuran bir adam, çalıştığı
kulübün ikinci başkanının canlı yayında “ben ona
nasıl sahip çıkayım” diye dert yanmasını tecrübe
etti (tabii bu sırf onun zaafı değil). Yeri geldi, eski
başkanın kendisine verdiği sözlerle kandırıldığını
anlatmak için, kulüp resmi televizyonuna çıkıp
önceden hazırlanmış bir metni servis etti. Özetle
dünyanın en naif hocalarından birisi, dünyanın
en saykodelik şehirlerinden birisine hiç mi hiç
uymadı ve ülkemizde gayet revaçta olduğu üzere,
teknik direktörlük diplomasını nereden aldığı
tartışmalarıyla beraber ülkesine döndü.
FIRAT TOPAL
Türkiye HF158
YILIN KAYBEDENi
TÜRKiYE
Her takım kötü futbol oynayabilir ya da her maçı
kazanamayabilirsiniz… Fakat Türkiye Milli Takımı
öyle bir yıl geçirdi ki insanlara gerçekten ‘olmadı,
ne yapalım’ dedirtmeyi bile başaramadı. Arda
Turan gibi uluslararası düzeyde başarıdan başarıya
koşan, formunun ve kariyerinin zirvesindeki bir
oyuncunun etrafında birleşmeyi başaramayan
milli takım 2014’ün ilk yarısını rakipleri gıptayla
izleyerek, Dünya Kupası’na hayıflanarak
geçirdi. İkinci yarısı ise adeta bitmek bilmeyen,
karabasanlarla geçen bir kabus gibiydi.
Dünya Kupası 2014 elemelerinden ders almamış
gibi görünen Türkiye, 3-0’lık İzlanda yenilgisiyle
başladığı Euro 2016 elemelerinde gitgide daha da
kötüleşti. Çek Cumhuriyeti karşısında iç sahada iyi
başlanan ancak yenilgiyle sonuçlanan maç kırılma
noktası oldu. Çok kredisi kalmış gibi gidip Letonya
gibi Avrupa’nın en zayıf milli takımlarından
birine de 1-1’le puan veren milliler Kazakistan’ı
yenmesinin anlamını azalttı. İlk 3 sırada yer alan
takımların Avrupa Şampiyonası şansı olduğu bir
grupta 4 maç sonunda neredeyse havlu atma
noktasına gelinmiş olması tam bir skandal…
Hadi diyelim bu kötü performansa rağmen
oyuncular kazanıldı. Tabii ki hayır... Elimizdeki
çöplüğün arasında pırıl pırıl parlayan Hakan
Çalhanoğlu gibi bir yıldız adayını berbat yönetilmiş,
kamuoyu vicdanını yaralamış bir şekilde kaybetme
noktasına geldi milli takım… Bu kriz soğuyunca
bir şeyler düzelir mi, elbette mümkün ancak
Türkiye’den bırakın yıldızı, ortalama oyuncu
yetiştirmekte dahi zorlanan bir yapının Hakan’ı
kaybetme lüksünü göze alması akıl tutulmasından
başka bir şey değil… Türkiye Milli Takımı
tartışmasız yılın kaybedeni.
UĞUR KARAKULLUKÇU
Türkiye HF158
YILIN TENEKESi
MANUEL FERNANDES
Feda sezonu bitmiş, Samet Hoca ile yollar ayrılmış,
Slaven Bilic takımın başına geliyor. Taraftar
için tahtaya ilk yazılacak isim Fernandes. Tüm
futbolseverlerin bir olup söylediği şey: bu takım
Fernandes’in etrafında kurulmalı. Transfer teklifi
almasına rağmen yönetim tereddüt etmeden
“hayır” cevabını veriyor. Sezon başında tüm
gözler Fernandes ve takım arkadaşlarında. Sezon
sonunda sözleşmesi bitecek olan Portekizli’nin
yeni sözleşmesi arapsaçına dönmüş durumda.
Slaven Bilic’in de tüm kamuoyu gibi oyuncuya
güveni tam. Sezonun ilk maçlarını kaçırıyor, yavaş
yavaş kadroya giriyor. Fakat geçen sezonlardan
eser yok. Menajerler sürekli haber uçuruyor
basına; Fernandes gidiyor, şu takımla anlaştı diye.
Takımın ihtiyacı olduğu maçlarda yalnız bırakıyor.
Taraftarın artık sorguladığı bir isim haline getiriyor
kendini. Olcaylar - Veliler - Oğuzhanlar çabaladıkça
Fernandes vites düşürmeye devam ediyor.
Meşhur Kasımpaşa maçında bir adam sahaya
atlayıp Fernandes’i maçın ortasında yumrukluyor.
Bu Fernandes’e dair akıllarda kalan neredeyse
son resim. Zorla oynadığı birkaç maç dışında
yaptığı herhangi bir şey yok. Beşiktaş Jermaine
Jones’u transfer ederek oyuncu ihtiyacını giderme
yoluna giderken, Fernandes de sessiz sedasız
takımla ipleri koparıp, sezon sonunu bekliyor.
Ardından Lokomotif Moskova’ya imzasını atıyor.
Fernandes’in arkadaşları dar kadro ile lig üçüncüsü
olarak Şampiyonlar Ligi eleme biletini cebine
koyuyor. Bu kadar büyük bir sıfır etkisi yaratmasa,
biraz takıma katkı yapsaydı belki bu yıl Beşiktaş
Şampiyonlar Ligi’nde boy gösterebilirdi. Yılın
tenekesi olarak tekrar kutluyor, sayesinde Jose
Sosa ile tanıştığımız için teşekkürü bir
borç biliyoruz.
BAHADIR BOZKURT
Türkiye HF158
YILIN FUTBOLCUSU
MANUEL NEUER
Onun için Almanya’nın yer altındaki
laboratuarlarında özel olarak geliştirildi deniyor.
Kimisi Avrupa Uzay Ajansı ESA’da en büyük hissesi
bulunan Almanya’nın, Mars’a yıllar önce çoktan
gidip onu özel görevle getirdiğinden bahsediyor.
Manuel Neuer, yıllardır gezegenin en iyi saha içi
futbolcularının arkasında kalmış, sıfatı ancak
“en iyi kaleci” olabilen mevkiyi, “durun bakalım
kardeş, siz 10’unuz ben tekim” diyerek başka bir
boyuta taşıdı. İlginçtir, bunu yaparken geri kalan 10
oyuncuya manen meydan okumadı, adeta sahada,
fiziksel olarak da onların arasına karışmaktan hiç
çekinmedi. Neuer, dünyanın en iyi kalecisi falan
değil, dünyanın en iyi futbolcusu bize göre. Bu
yolda en büyük rakipleri Ronaldo ve Messi. Ebedi,
ezeli rakipler. Ama Neuer’in onlardan bir farkı var.
Ronaldo ve Messi, mükemmel hücumculardan
ne bekleniyorsa onu yapıyorlar. Televizyonlarının
başında veya stadyumda onları izleyenler, topu
ayağına aldıklarında onlardan müthiş bir depar,
harika çalımlar ve güzel gol vuruşları bekliyor. Onlar
da bekleneni veriyorlar. Neuer ise beklenmeyeni
veriyor, orta sahaya yakın yerlerde rakip futbolcuyla
omuz omuza mücadeleye girip takımına faul
aldırıyor, kendi yarı sahasının ortasından, rakip
ceza sahasına adrese teslim gollük paslar atıyor.
Kolombiyalı Rene Higuita, onun yaptıklarını 20 sene
önce denemiş ve kısmen başarılı olmuştu ama
oynadığı takımlara çok da gol yedirmişliği vardı.
Neuer bu denemeleri mükemmele taşıdı.
FIRAT TOPAL
Türkiye HF158
YILIN TEKNiK DiREKTÖRÜ
DIEGO SIMEONE
Atletico Madrid, son iki sezondur sahaya
mükemmel bir eser koyuyor, bir yandan çapını
aşan işler yaparken; bir yandan da Diego
Simeone’nin elindeki pergelle o çapı yeniden
çiziyor.
Bu çizim sürecinde, UEFA Süper Kupa’yı kazanarak
başladığı 2012/13 sezonunda ligde üçüncü sırayı
alan ve Kral Kupası’nı kaldırarak pastanın üzerine
çileği koyan Atletico için o dönemin zirve olduğu
düşünülüyordu. Ancak Arjantinli Simeone, bu
görüşe katılanlardan değildi. Futbolculuğunda
asla uslu durmayan bu adam, yedek kulübesinde
yanından ayırmadığı German Burgos’la birlikte, La
Liga’yı kendi mahallesi gören delikanlılar gibiydi.
Artık ne Simeone ile Burgos delikanlıydı ne de
dünya futbolunda spotların çokçasını üzerine
çeken La Liga bir mahalleydi. Ancak mantık
buydu ve basitti. Ligin abileri vardı ve Simeone
onlara karşı diklenmekten hiçbir zaman
çekinmeyecekti. Bu tutkusuyla oyuncularına
cesaret verirken; takımını da savaşçı bir kimlik
üzerine yaratıyordu.
Şampiyonluğun imkânsız olduğunu söylediğinde
de, annelerine ilginç bir şekilde teşekkür
ettiğinde de futbolcularını ilk sıraya koydu.
Peki onlar tüm bunları Simeone’ye nasıl
ödedi? La Liga’da zafer, Şampiyonlar Ligi’nde
ise finalle. ‘El Cholo’, başka bir takıma giderse
bu kadar başarılı olur mu bilinmez ama kendi
karakterini direkt takıma yansıtarak, Atletico
destanını yazdığı kesin. Önümüzdeki günlerin
göstereceği ise, dünyanın dikkatini üzerine çeken
bu destanın, Simeone’yi, ‘Yılın En İyi Menajeri’
yapıp yapmayacağı. Sonuç ne olur bilinmez ama
eski hocası Cesare Menotti’nin de dediği gibi,
“Simeone yenilgiyi kabul etmez.” Etmeyecek de.
EMRE GÜRKAYNAK
Türkiye HF158
YILIN TAKIMI
ATLETICO MADRID
Yılların Atletico Madrid’ini ‘Ardalı Atletico Madrid’
yaptıktan yaklaşık 2 sezon sonra takım, İspanya
La Liga’nın en büyüğü olmayı başardı. 1998
yılındaki Dünya Kupası sırasında hırsı ve İngiltere
maçındaki zekâ kokan ‘çakallığı’ nedeniyle henüz
11 yaşında olan beni kendisine hayran bırakan
Diego Simeone, 2014 yılını Atletico Madrid için
unutulmaz kıldı. Kadro dengesi ve takım içi doğru
görev dağılımı neticesinin ne denli büyük olduğunu
Madrid’in çubukluları herkese gösterdi. Bilemeyiz
bunda Barcelona’nın Guardiola’sız bir sezona
başlamış olmasının ya da Real Madrid’in ‘mantıklı
Galacticos’ temellerini atarken çektiği doğum
sancısının etkisi ne kadardır? İlla ki vardır ama
La Liga’da şampiyon olmak için sadece bunların
yeterli olmayacağı da aşikâr. Atletico Madrid’in
İspanya’da şampiyon, Şampiyonlar Ligi’nde
finalist, İspanya Kral Kupasında yarı finalist,
İspanya Süper Kupası’nda şampiyon ve UEFA
Süper Kupası’nda şampiyon olmasını sağlayan
dinamiklerin başında kadrodaki dengeli dağılım
vardı. Falcao’yu kaybetmesine karşın yerine
geçen Diego Costa hemen hemen aynı işi yaptı.
David Villa, Arda Turan, Raul Garcia, Gabi, Koke
ve Adrian gibi isimler sadece görevlerini yaptılar.
Mevkileri de değişse, sorumlulukları da farklılaşsa
sırıtmadı hiçbiri. Az şans bulmasına karşın
Diego’nun Barcelona maçında attığı gol aslında
sezonun Atletico açısından özetiydi. Ezcümle;
Diego Simeone, Arjantin’de bir rock grubu olan
ve albümler yapan yardımcısı German Burgos’la
beraber yaptığı besteyle 2014’e damgasını vurdu:
Atletico Madrid.
SERKAN AKKOYUN
Türkiye HF158
YILIN SÜRPRiZi
KOSTA RiKA
Turnuvadan önce Hayatım Futbol’a Kosta
Rika değerlendirmesini yaparken takımın
defansif özelliklerine dikkat çekmiştim. Turnuva
boyunca bu durum hiç göze batmadı. Zaten
işlerini iyi yapmalarının sebebi de bunu göze
batırmamalarıydı. Çeyrek finale kadar gelen
Kosta Rika 5 maçta sadece 2 gol yedi. İspanya’ya
5 atan Hollanda’dan, İngiltere’den ve İtalya’dan
gol yemediler! İşte böyle bir takımdı Kosta Rika.
İtalya, İngiltere ve Uruguay ile aynı grupta yer
alıp yenilgisiz lider olarak bir üst tura çıkmak
kolay iş değil. Hele kadronuzda bel bağladığınız
oyunculardan birisi Premier League’de küme
düşmüş Bryan Ruiz diğeri ise henüz 21 yaşındaki
Joel Campbell ise… Ama tüm bunlar, futbolun
neden kâğıt üzerinde değer kazanmadığını
ispatlıyor. Pinto ve ekibi maçtan önce maç
analizlerini yaparken büyük ihtimalle 90 dakikaya
yaydıkları bir planı ortaya koydular. İngiltere ile maçı
0-0’a bağlamaları, İtalya’yı 44’te geriye düşürüp
ikinci yarıda kilitlemeleri ve Uruguay karşısındaki
derslik kontraları ayrı birer yazı konusu olabilir
(Bir o kadar da sıkıcı yazılar olacaktır, o da ayrı).
Kosta Rikalı futbolcular 2014 Dünya Kupası’nın
unutulmazları arasına girerken yılın da sürpriz
takımı olarak tarafımızdan seçilme şerefine eriştiler.
Çünkü dünyada ordusu olmayan sayılı ülkelerden
birisi olan Kosta Rika, futbol ordusu ile Brezilya’ya
çıkarma yapmıştı.
SERKAN AKKOYUN
Türkiye HF158
YILIN ÇIKIŞ YAPAN
JAMES RODRIGUEZ
Ha Hames, ha Ceyms… Dünya Kupası’nın üzerinden
neredeyse 6 ay geçti ve kupadan en akılda kalan
bir oyuncunun isminin telaffuzu oldu. Porto’dan
Monaco aktarmalı olarak bu yaz Real Madrid’in
yolunu tutan James Rodriguez, kupanın kader
adamlarından olurken adını hafızamıza kazıdı bile.
James, diğer Güney Amerikalı oyuncular gibi
sokaklardan gelmedi. Orta sınıf bir aileden
geliyordu, iyi bir eğitim hayatı ve özel futbol
antrenörleri tarafından yetiştirildi. Banfield’dan
İspanya’nın başkenti Madrid’e uzanan yolda
Toulon Turnuvası dahil birçok şampiyonluk yaşadı.
Fakat tüm bunlar yine de, onun bu seviyeye kolay
ulaştığı anlamına gelmiyor. Bir Kolombiyalı olarak
Arjantin’de, yabancı topraklarda gol atan en
genç yabancı oyuncu olmuştu. Çok yavaş olduğu
için eleştiriliyor, yetenekleri ona tekme-tokat
olarak geri dönüyordu. Ama yılmadı, daha çok
çalıştı. Önce fiziğini geliştirdi, yediği tekmelere
rağmen sahada ayakta kalmayı öğrendi. Ardından
savunma yapmayı öğrendi. Banfield tarihinin
ilk şampiyonluğunu elde ederken, o da 8 golle
katkı yapmıştı. Önce Porto, sonra Monaco derken
değerini 16 kat artıran bir yıldıza dönüştü.
Kolombiya’nın yolu çeyrek finalde ev sahibi Brezilya
ile kesişmeseydi belki şu an çok farklı bir hikayeden
bahsediyor olacaktık. Falcao’suz Seleçao’nun
topraklarına seyahat eden Kolombiya, turnuvanın
en akılda kalan takımı olduysa bunda Pekerman’ın
taktiksel dehası kadar Altın Top ödüllü Hames’in de
rolü büyük. Şimdi o spotların altında, hepimizin ise
gözü onda.
AHMET SERCAN ERGÜN
Türkiye HF158
YILIN GENÇ FUTBOLCUSU
PAUL POGBA
Henüz 19’unda Juventus’a transfer olduktan
hemen sonra İtalyan ekibinin temel taşlarından
birine dönüşen ve 2013’te ülkemizde düzenlenen
U-20 Dünya Kupası’nda Fransa’yı şampiyonluğa
taşıyarak Turnuvanın En İyi Oyuncusu seçilen Pogba
ara vermeksizin yükselişini sürdürüyor. 2,5 sene
gibi kısa sürede, Juventus’un vazgeçilmezlerinden
olduğu için Conte’yi sistemi değiştirmek zorunda
bırakan Pogba, geride bıraktığımız yılda da
inanılmaz performansını sürdürüp takımının
başarısında büyük rol oynadı. Dahası Fransa Milli
Takımı’nda da saha içi liderliği ve komutanlığını
üstlenmesi, henüz 21 yaşında olmasına rağmen
çıktığı 22 maçla, 25’inde 60 maç barajına ulaşarak
bunu başaran en genç oyuncu olan Torres’in rekoru
için büyük bir tehdit oluşturması da cabası.
Pogba yaklaşık 3 senedir Avrupa’nın en iyi genç ismi.
Öyle ki artık oynadığı futbol ve kazandığı ödüllerden
dolayı genç olduğu da unutuluyor. Fakat hocası
Allegri’ye göre daha ciddi anlamda kendini geliştirip
inanılmaz bir oyuncuya dönüşebilecek potansiyele
sahip. Şurası kesin ki Ribery’lerin, Nasri’lerin,
Patrice Evra’ların artık milli takım kariyerlerinin son
dönemecine girdiği de düşünülünce Fransa Milli
Takımı’nda Griezmann, Varane, Digne, Sakho gibi
yeni isimlerin liderliğini yapacak isim Pogba’dan
başkası değil. İtalyanlar elde tutmayı başarırsa
belki de Juventus’u Avrupa’daki şaşalı günlerine
döndürecek oyuncu da…
EMRE ÇELİK
Türkiye HF158
YILIN HAKEMi
NICOLA RIZZOLI
Dünya Kupası finali öncesi yapılan tahminlerde
ağırlık Euro 2012 finalini de yöneten ve artık 44’üne
gelen Pedro Proença’nın bu onura da sahip olarak
zirveyi göreceğini tahmin ediyordu ama Proença’nın
şöhretinin önüne geçen isim performansı sayesinde
Nicola Rizzoli oldu. 2007’de FIFA Kokartı’nı takan;
2010’da Avrupa Ligi, 2013’te ise Şampiyonlar
Ligi Finali’ni yöneten Rizzoli basamakları teker
teker tırmanmaya devam etti ve 2014 Dünya
Kupası Finali’yle zirveye çıktı. Dünyanın en büyük
organizasyonunda Belçika-Arjantin maçında
elenen taraftan eleştiri alsa da final maçı için
görevlendirildi. Maçın ardından Rizzoli’nin sanki
maçı yönetmemiş gibi hiç konuşulmaması ise
42 yaşındaki İtalyan’ın başarısını açıkça ortaya
koymaya yetiyor. Rizzoli’ye dair maçın ardından
tek konuşulan şey, neredeyse stadyumdaki dev
ekranda kendisine bakıp saçlarını düzeltmesi oldu!
Maçın ardından İtalyan Futbol Federasyonu’nun
sitesinden bir açıklama da yapan Rizzoli, Higuain ile
Neuer’in ikinci yarıda ceza sahasındaki temasının
ardından kendisine itirazlar edilmesine rağmen
Arjantinli oyuncuların yenilgiye karşın maçın
ardından “başarılı yönetimi”nden dolayı kendisini
tebrik ettiğini de açıkladı. Ayrıca öne çıkan isim
kendisi olmasına rağmen yardımcılarının başarıdaki
en büyük paya sahip olduklarını belirten Rizzoli, bu
performansını devam ettirir ve Massimo Busacca
ile Pierluigi Collina’nın takdirlerini toplamaya aynı
şekilde devam ederse 2015 için de UEFA’nın en
büyük organizasyonu Şampiyonlar Ligi Finali için en
büyük aday olacaktır.
EMRE ÇELİK
Türkiye HF158
YILIN MAÇI
BREZiLYA-ALMANYA
Değil yılın, Dünya Kupaları tarihinin en unutulmaz
maçlarından birisi… Yazı diline hiç uygun değil ama
bu maç için kuralları delmek istiyorum; Ya birader
siz nasıl 7 tane gol yersiniz? Brezilya’sınız siz ya!..
Ekran karşısında maçı izlerken de bu sözlerin daha
da ağırlarını sarf ettim. Brezilya sempatizanıydım ve
maç sabahı TRT Spor’da canlı yayında Brezilya’nın
tarihinin en iyi savunma hattına sahip olduğunu
söylemiştim! Almanya, Brezilya’yı 7-1 yenerek
sadece finale çıkmadı aynı zamanda büyük de bir
ders verdi. Brezilya’nın hala kopamadığı ve Türkiye
ile oynanan hazırlık maçında da sürdürdüğünü
gözlemlediğimiz ‘kendine has’ futbolu Avrupalının
makine sistemine karşı duvara çarpmış gibi oldu.
Artık topu ayakta tutma süresinin 2 saniyeye indiği
futbol tarzı içerisinde 8 numaradan 7-11 numaralara
topu aktarma süresini beş saniyenin altına
indiremeyen, bu yüzden de savunmasından dahi
top çıkarırken süre kaybeden Brezilya, Almanya’nın
süratine ve doğal olarak Avrupa futbolunun
realitesine karşı nakavt oldu. Maçın efsane olması
sadece skoru yüzünden de değildi. Maç, Dünya
Kupası tarihinin en farklı galibiyeti, ikinci golü
atan Klose de Dünya Kupası tarihinin en golcü
ismi olurken; bu goller sayesinde turnuva Dünya
Kupaları’nın en gollü turnuvası olmayı başardı.
Ayrıca Brezilya da sahasında 1975 yılından sonra
ilk defa mağlup edildi. Evinde düzenlenen Dünya
Kupası’nda 7 gol yiyerek turnuvaya veda etmek hele
ki Brezilya isen diş fırçaladıktan sonra mandalina
yemek gibi bir şey olmalı.
SERKAN AKKOYUN
Türkiye HF158
YILIN MAÇI
BREZiLYA-ALMANYA
2014 yılının şüphesiz en büyük maçı, yılın futbol
olayı olarak da ayrıca ödülümüzü hak ediyor. 7
gollük zaferle adını finale yazdıran Almanlar dahi
bu skoru “açıklanamaz” olarak değerlendirmişti.
Brezilya için “tarihi utanç gecesini” hatırlarsak
Sambacılar, Thiago Silva ve Neymar’dan yoksun
olarak maça çıkmış, taraftarı ile bütünleşerek büyük
bir sinerji ortaya çıkarmaya çalışmıştı. Brezilyalılar
Alpay Özalan coşkusuyla bir yandan marşı okurken,
bir yandan Neymar’ın formasını sallamakla
meşguldü. Fazla gaza gelen takımların başına
gelen, Brezilya’nın da başına gelmişti. Dakikalar
29’u gösterdiğinde tabela 0-5’i gösterdi ve Bela
Horizonte’de bulunan tüm Brezilyalılar gözyaşlarına
boğulmuştu. Tarihin utancı olarak nitelendirdikleri
maçta Almanya gol olup yağdı. Dünya Kupalarının
en karizmatik futbol ülkesi Brezilya’nın imajı ikinci
yarıda kendi evinde yerle bir oldu. Yıllardır sıkıcı
futbol oynamasından dem vurulan Almanya ise
“Joga Bonito” ülkesinde tüm dünyaya futbol resitali
izletti. Hatta bu maçta Almanya’nın gösterdiği
etkileyici sıradışı performans yarı finalin diğer iki
ekibi Hollanda ve Arjantin’i o kadar etkiledi ki, yarı
finalin diğer ayağında futbolseverlere 120 dakika
boyunca pozisyon olmadan sıkıcı bir maç izlettiler.
Yüzyılın en önemli galibiyetlerinden bir tanesini alan
Almanya’da Brezilya karşısında gol atan Miroslav
Klose, Dünya Kupası tarihinin gelmiş geçmiş en
golcü futbolcusu oldu. Bu maçın ardından turnuva
boyunca eleştirilere kulak asmayan, hatalarında
inat eden Luis Felipe Scolari koltuğundan olurken,
diğer yanda Joachim Löw adını altın harflerle Alman
futbol tarihine yazdırdı.
BAHADIR BOZKURT
Türkiye HF158
YILIN HAYAL KIRIKLIĞI
MESUT ÖZiL
Schalke’de parlayıp Werder Bremen’de adını
Avrupa’ya duyuran Mesut Özil, Real Madrid
formasıyla bir dünya yıldızına dönüşmüştü.
Mesut, Real Madrid’de alelade bir futbolcu değildi.
Oyunu yönlendiren, takımın önemli taşlarından
biri olmuştu. Leblebi gibi gol atan Ronaldo’nun
en büyük destekçisiydi, asist krallığında zirveye
tırmanıyordu. Yenilenen Almanya Milli Takımı’nın
önemli bir ismi olmasının yanı sıra başbakan
Angela Merker tarafından da ülkedeki gurbetçilerin
entegrasyonu konusunda örnek kişi gösteriliyordu.
Mesut, dünya çapında bir fenomen olma yolunda
hızla ilerliyordu.
Ne var ki zaman 8 numara için istediği gibi gitmedi.
Real Madrid her sezon olduğu dünyanın en parlayan
yıldızını kadrosuna katmalıydı! Gareth Bale’in rekor
transfer ücretiyle kadroda zayıf halka Mesut Özil
olmuştu. Türk kökenli Alman oyuncunun yolu da
Londra’ya, Arsenal’e düştü.
Mesut Arsenal’de de fenomen olarak karşılandı.
Sezona da harika başlamıştı. Taraftarlar onu
çok sevmişti, Mesut özil formaları satış rekorları
kırıyordu. O, Topçular’ın ‘Ö’ fenomeniydi artık. Ocal
ayı geldiğinde Ancelotti Özil’i göndermenin hata
olduğunu bile söylemişti.
2014’le birlikte performansı düşüşe geçti, Wenger’le
arası bozuldu, bir de üstüne sakatlandı. İşler iyi
gitmemeye başlamıştı. Dünya Kupası’nda Almanya
şampiyon olurken Mesut maçların tamamına ilk
11’de başladı ama asla bir fenomen gibi değildi. O
şimdi Arsenal’de mutsuz ve sakat.
İLKER YILMAZ
Türkiye HF158
YILIN KAYBEDENi
BORUSSIA DORTMUND
2011/12 sezonunda şampiyon olup, yaşadığı zor
günleri tamamen arkasında bıraktıktan sonra
Borussia Dortmund, saha içinde ve dışında Bayern
Münih’in yoğun darbelerine maruz kalsa da zirveye
tutunmayı başarıyor. Ya da bu sezona kadar
başarıyordu.
2012/13 sezonu başlarken, takımın şampiyon
olmasında büyük pay sahibi olan Shinji Kagawa
United’a satıldı ancak sahada güzel oyun vardı ve
sonuç ligde üçüncü sıra ile Şampiyonlar Ligi finali
oldu. Her iki kupa da Bayern’e kaptırılmıştı. Yaz
transfer döneminde Mario Götze’nin akıbeti de sarısiyahlılar adına kupalarınkiyle aynı olacaktı.
Ancak masada alınan darbeler, sahaya yansımıyor;
2013/14 sezonunda Dortmund yine ikinci sırayı elde
ediyordu. Kaderleriymişçesine gerisinde kaldıkları
takım yine Bayern’di. Ligde şampiyonluğun
kaçışından önce takımın en büyük yıldızı
konumundaki Robert Lewandowski’nin kaçışı
belli olmuştu. Polonyalı gitti, yerine Serie A’nın gol
kralı Ciro Immobile ile Adrian Ramos geldi ama
Dortmund için bu sene pek de iyi gitmedi.
Takım şimdilik kazanma alışkanlığını kaybetmiş
durumda. Şampiyonlar Ligi’ndeki iyi gidiş can
simidi ama ligde yer aldığı 17. sırayla, Lewandowski
gibi bir yıldızı para kazanamadan göndermesiyle
Dortmund yılın kaybedenine en üst sırada yazılıyor.
Konuşuluyor, belki hocalarını da başkasına
kaptıracak, kaybedecekler. Ancak desteğini bir
nebze azaltmayan taraftarları oldukça yeniden
kazanan olmaları fazla zaman almayacaktır.
EMRE GÜRKAYNAK
Türkiye HF158
YILIN TENEKESİ
MARIO BALOTELLI
İğneyi kendisine batırmadan hakkını verelim,
Luis Suarez gibi insanüstü bir sezon geçirmiş,
gezegendeki en hareketli ve yetenekli forvetlerden
birinin yerini doldurabilmek her oyuncunun
kaldırabileceği bir yük değil… Hele ki son 20 yılın en
başarılı performansını ortaya koymuş bir kulüpte
bunu yapmaya çalışıyorsanız işiniz iki kat daha zor
ancak Milan’dan Liverpool’a Premier League’de
ikinci şansını değerlendirme arzusuyla giden
Mario Balotelli’nin bu anlayışa dahi sığmayacak
kadar kötü bir oyunu var. Suarez kadar yaratıcı,
arkadaşlarını besleyebilen bir oyuncu olmak
zorunda değildi ancak gelen pozisyonları Akıllı TV
kliplerine konu olacak şekilde kaçırmak yerine daha
yüzdeli değerlendirmesi şarttı. Son vuruşlardaki
beceriksizliğini de Suarez’e ihale edecek bir hali yok.
Aslına bakılırsa Balotelli, Liverpool’a gelirken de
öyle ahım şahım bir sezon geçirmemişti. Milan’da
da önemli bir düşüş yaşayan İtalyan taraftarın
eleştirilerine maruz kalıyordu. Transfer döneminde
uzun süre Milan onun için talipli aramıştı,
imdatlarına ise Liverpool yetişti. Brendan Rodgers
ligin başlamasından sadece iki ay sonra, “Ona
gerekli şansı vereceğiz ancak Ocak ayı geldiğinde
bir durum değerlendirmesi yapıp gerekli yerlere
takviyeler yapmayı da düşünüyoruz” diyerek aslında
hayal kırıklığını gizlememişti. Lig standartlarında
büyük bir bonservis ödenmeden dahi ‘Yılın
Tenekesi’ olmayı başarabilmiş Balotelli ancak tebrik
edilebilir!
UĞUR KARAKULLUKÇU
Emre Gürkaynak
Dünya HF158
2014’TE
VEDA EDENLER
2014 bizlere futbol adına güzel anlar getirse de sahalardan ayırdıkları da az değil.
Biz de yeni yıla girerken, futbolu taze bırakmış bu isimlere selam durduk
Dünyanın güneş etrafındaki hareketine bakarak
hesap ettiğimiz güneş takviminde 365 gün olan
yıl uzunluğu, etrafında dönülen ay olunca 354
güne düşer. Güneş ve ayı bir kenara koyup, bir
diğer yuvarlak, futbol topunu baz alınca ise yıl
daha da kısadır. Liglerin Haziran’da bitip, Eylül’de
başladığını göz önüne alır, bir de işe transfer
heyecanını katarsak; 300 güne yakındır futbol yılı.
Bu 300 günlük futbol yılının ortalarına denk
geldiğinden, meşin yuvarlak, yılbaşı kutlamalarını
pek sevmez, onla ilgili şeylerden ‘takvim yılı’ diye
bahseder. Klasiktir, takvim yılları iyisi-kötüsü; acısı-
tatlısıyla geride bırakılır. Futbol da sevmemesine
rağmen klasiği bozmaz. Bu sene de bozmamıştır.
Ve 2014 geçilirken, futbolun bayramı Dünya
Kupası, Atletico’nun La Liga’daki başkaldırışı,
kendini dünyaya tanıtan genç yeteneklerin yanı
sıra Hindistan Ligi vesilesiyle efsane isimlerin
veda ettikleri futbola dönüş yapması iyi, tatlı
tarafta yer alırken; bir de işin kötüleri, acıları var
tabii. Biz de 2015’e ‘merhaba’ derken, biraz kötü
tarafa baktık ve 2014’te futbolu bırakan isimlere,
onların arasından bir 11 çıkararak saygı duruşunda
bulunduk.
Manuel Almunia
Akıllarda ne kadar yer edinmiştir bilinmez ama
Manuel Almunia, sekiz sene boyunca Arsenal
forması giymeyi başarmıştı. Yani takımımızın
kalesinde olmaması için bir neden yok. Son iki
sezondur Watford formasını terleten 37 yaşındaki
isim, yaz aylarında, macerasını Cagliari’de
sürdürmek üzere İtalya yoluna çıkmıştı ancak
‘Çizme’ seyahati, kariyerini noktalamasıyla
sonuçlandı. Cagliari tarafından tabi tutulduğu
sağlık kontrollerinde kalbinden problem yaşadığı
açığa çıkan Almunia’nın, futbol oynamasını
Profesyonel Futbolcular Birliği de sakıncalı gördü
ve İspanyol file bekçisi bir Federasyon Kupası
zaferini arkasında bırakarak futbola veda etti.
Eric Abidal
Pep Guardiola’nın tarihin en iyileri arasında
gösterilen Barcelona’sını özel yapan taktiksel
detaylardan biri de beklerin hücumdaki kilit
rolüydü. Eric Abidal de Dani Alves’le birlikte söz
edilen beklerden olarak her zaman üzerine düşeni
layıkıyla yaptı. Barcelona da ona iki Şampiyonlar
Ligi zaferiyle birlikte adının ölümsüzlüğünü
verdi. Özellikle karaciğerinden yaşadığı sorun
nedeniyle pek fazla forma şansı bulamadığı
2010/11 sezonunda Şampiyonlar Ligi kupasını
arkadaşlarının jestiyle kaldırması, unutulmazdı.
Carles Puyol
Kısa süre önce emekli olduğunu açıklayan Abidal,
2014’te futbolu bırakanlardan oluşan kadroda
pek yabancılık çekmeyecek çünkü hemen yanı
başında kaptanı Puyol var. Katalunya’nın bayrak
adamlarından Puyol, yalnızca Abidal’in değil yolu
Barça’dan geçen birçok yıldız ismin de kaptanı aynı
zamanda. 1999-2014 arası bordo-mavili formayı
giyen kaptan, haliyle kulübün çoğu başarısına imza
koydu. İspanya Milli Takımı tarihinin en başarılı
döneminde de yer alan Puyol, futbolu bıraktığında
Barça savunması, onu ve adına hayran sayfaları
açılan saçlarını kesinlikle aradı.
Gabriel Heinze
Savunmanın ortasına Puyol’u koymuşken,
defans hattıyla korku salma işini garantiye
alalım ve İspanyol stoperin yanını Gabriel
Heinze’yi yerleştirelim. Heinze, gerek saçları
gerekse oynadığı oyunla Puyol’un bir adım
arkasında kalsa da her anında mücadele ettiği
kariyerinde her zaman iyi takımlarda oynadı.
PSG, Olimpik Marsilya, Manchester United ve
Real Madrid formaları giyen Heinze, birçok da
kupa kaldırmayı başardı.
Javier Zanetti
1995 yılında geldiği Inter’i sevmiş olacak ki
Arjantinli savunmacı Zanetti, kariyeri boyunca
mavi-siyahlılardan ayrılmayı düşünmedi.
İtalya’da geçirdiği yıllar yüzüne birkaç kırışık,
bacaklarına daha fazla yük ekledi ancak
o, çıktığı 600 küsur maçta bir standart
tutturmayı başardı ve her zaman ‘Traktör’
lakabına layık oldu.
Ryan Giggs
Manchester United’ın meşhur 92 Sınıfı’nın
üyelerinden Ryan Giggs, 41 yaşına kadar, dünyanın
en büyük takımlarından birinde forma giymeyi
başardı. Tabii, bunu yaparken, kariyerinin sonunda
da başındaki gibi hızlı bir kanat oyuncusu değildi
ama yaşına göre rolünü çok iyi oturttu, saha
içindeki yerini olumlu şekilde değiştirdi. David
Moyes’in takımın başından ayrılmasıyla kısa
süreliğine ‘Kırmızı Şeytanlar’ın menajerliğini
devralırken; belki de gelecek senelerde hangi rolü
oynayacağının provasını yapıyordu.
Juninho Pernambucano
Her oyuncuyu bir kelime ile anlatmak gibi
bir gelenek olsaydı. Juninho, ‘serbest vuruş’u
kimselere bırakmazdı. 2014’te bırakanlardan
oluşan kadro gol atmakta pek güçlük
çekmeyecektir ama böyle bir durumda da
endişelenmeye gerek yok çünkü takımda Brezilyalı
bir duran top ustası var. Lyon’la yaşadığı yedi
kupalı hanedanlıktan sonra kariyeri düşüşe
geçse de Juninho, her zaman futbolseverlerin
hafızalarında yer alacaktır.
Alex de Souza
Sadece Türkiye’ye vedasıyla değil, futbola
vedasıyla da ağlatan Alex de Souza, 2014’ü
bitirirken, futbola başladığı kulüp olan Coritiba
ile son kez yeşil sahaya adımını attı. Fenerbahçe
tarihinde benzersiz bir yere sahip olan Alex adına
merak konusu olan artık, futbolun içinde hangi
rolle yer alacağı ve Türkiye’ye yolunun ne zaman
düşeceği olmuş durumda.
Harry Kewell
Türk futbolu adına Alex kadar önem taşımasa
da her zaman taraftarın sevgilisi olmayı
başaran Harry Kewell da 2014’teki futbol yaprak
dökümünün parçalarından. Adı zikredilince akla
‘Daddy Cool’ şarkısını getiren Kewell, daha sonra
nasıl bir efsane olduğunu düşündürüyor. Leeds
United ve Liverpool formaları giyerek ülkesi adına
önemli bir yol açan Avustralyalı, arkasında bıraktığı
kariyerinde, Avustralya tarihinin en iyi oyuncusu
seçilme onurunu da elinde bulunduruyor.
Clarence Seedorf
Seedorf’un futbolu bırakmasının üzerinden çok
uzun süre geçmiş gibi gözüküyor. Sonuçta Milan’ın
eski teknik direktöründen bahsediyoruz. Ancak
durum biraz farklı. 2014’ün 14. gününde Botafogo
forması giyerken emeklilik kararını duyuran
Hollandalı, sadece iki gün sonra Milan’ın başına
geçti. Seedorf’un teknik direktörlük performansı
şimdilik pek başarılı gözükmese de arkasında
bıraktığı kariyer her zaman hatırlanmaya değer
olacak. Üç farklı takımla Şampiyonlar Ligi kazanan
tek oyuncu olduğunu söylemiş miydik?
Bu kadroda yer 10 oyuncunun yanı sıra, Craig
Bellamy, Landon Donovan, Rivaldo, Park JiSung, William Gallas, Juan Sebastian Veron gibi
isimler 2014’te futbolu bırakanlar. Ancak herkesin
vedasından daha çok üzdü futbolseverleri,
Henry’ninki.
Peki bu başarılardan hangisi en çok onu anlatır?
Belki Premier League’de yaşadığı gol krallıkları
ancak o bile tam değil. Kariyerinin sonunda çıktığı
Red Bull macerasından kiralık olarak yuvası
Arsenal’e döndüğü zaman, bir maçta yaşadığı bir
andır Henry’nin sevenlerine ne ifade ettiğini en iyi
anlatan. 9 Ocak’ta FA Cup 3. Tur maçında Leeds
United karşısında yıllar sonra Arsenal formasıyla
sahaya çıkacaktır. 68’de oyuna girer, 79’da takımını
1-0 öne geçiren golü atar. Kariyerinde özellikle
Arsenal formasıyla bu gollerden yüzlerce atmıştı
ancak bu seferki bir başkaydı. Sadece FA Cup’ta
sıradan bir maçtı görünürde ama gerçek farklıydı.
Simon Kuper’in de kitabında bahsettiği, aşırı
zinde hissetme hali ‘öfori’ Emirates’i kaplamıştı
o golden sonra. Henry’nin kariyerini kupalar değil
o an özetlemişti. 2014’ün son günlerinde futbola
veda ettiğini açıkladığında bir daha çok sevdiği
Arsenal formasını giyemeyeceğini de biliyordu. O 9
Ocak’tan tam 11 ay sonra önüne heykelinin dikildiği
Emirates’te şu sıralar öfori değil hüzün var.
Thierry Henry’nin kariyerinde birçok önemli
an, dönem ve takım oldu. Monaco ile Fransa
Ligi, Fransa Milli Takımı ile Dünya Kupası
kazandı. Juventus ile kariyerine sekte vursa da
Arsenal’le seviyeleri yeniden belirledi ve Barça ile
Şampiyonlar Ligi’ni kazanarak, kariyerinde majör
bir eksik parça bırakmadı.
Henry, bir röportajında, “İnsanlara tekrar tekrar
hatırlatmak zorunda kalıyorum; ben kahraman
değilim, kimsenin hayatını kurtarmadım. Sadece
çok sevdiğim bu oyunu oynamak için sahaya
çıkıyorum” demişti ama bazı zamanlama hataları
vardı bunu söylerken. Çoktan kitlelerin önünde
kahraman olmuştu. Artık emekli bir kahraman.
Thierry Henry
Sinema HF158
Mehmet Ali Çetinkaya
JOYEUX NOEL
2. İskoç Muhafız Alayı’ndan Teğmen Sir Edward
Hulse’un “Eğer bu yaşadıklarımızı bir filmde
izlemiş olsaydım, ‘kesin uydurma’ der geçerdim”
sözleriyle, tarif ettiği 1914 Noel gecesi, 2005
yılında Fransız yönetmen Christian Carion’un
senaryosunu yazıp yönettiği Ateşkes (Joyeux
Noël / Merry Christmas) adlı filme ilham kaynağı
oldu.
Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde “Büyük
Üçlü”ye (Oscar, Altın Küre, BAFTA) aday olan
Ateşkes, siper savaşlarının tüm şiddetiyle devam
ettiği Belçika’daki Ypes Cephesi’nde, 1914 Noel
gecesi yaşanan inanılması güç olayları konu
ediniyor.
Aralarında sadece birkaç metre mesafe bulunan
siperlerden birbirlerini öldürmeye çalışan Alman
ve İngiliz-İskoç-Fransız birlikleri, Noel gecesi gayri
resmi bir ateşkese imzalarını atarlar. Noel gecesi
komutanlara verdiği konserden sonra gizlice
cepheye dönüp, siperdeki askerlere moral vermek
için şarkılar söyleyen ünlü Alman tenor Nikolaus
Sprink’a (Benno Fürmann), kısa bir süre sonra
karşı siperdeki İskoç askerleri gaydalarıyla eşlik
ederler.
Müzik tınılarının dostluğu, birkaç saat önce
birbirlerini öldürmeye çalışan askerlerin tarafsız
bölgede çikolatalarını, taze etlerini ve anılarını
paylaşmalarına olanak sağlar. Alman bir asker,
Fransız düşman askerine, eşiyle balayında
gittikleri Paris’i çok sevdiğini ve şimdi nasıl
olduğunu sorar. Bir diğer asker birkaç gün önce
ele geçirdikleri siperde bulduğu cüzdanın sahibine
ulaşır. Diğer iki asker birbirlerine sevgililerinin
fotoğraflarını gösterir. Bir başka Alman asker ise
cephede başıboş dolaşan kediyi taktığı isimle
çağırırken, bunu duyan düşman askeri yanına
gelip, şaşkınlıkla, kediye taktığı ismi söyler…
Olanları işiten yüksek rütbeli askerler tarafından,
“Askerlerimiz düşmanlarını kardeş zanneder,
savaşamazlar” diyerek örtbas ettikleri gerçeklerle
ilgili olarak görgü tanığı Onbaşı John Ferguson
yaşanan her şeyi özetliyor; “Vay anasını! Küçük
bir grup Alman ve İngiliz askeri tarafsız bölgede
toplandı. Karanlıkları aşarak, kibrit ışıkları eşliğinde
kahkahalar duyduk. Dilimizi konuşmadılar ama
işaretlerle anlaştık. Herkes mutluluk sarhoşuydu.
Cephede kahkaha atıp konuşuyorduk ama
biliyorduk ki, birkaç saat sonra birbirimizi
öldürmeye çalışacaktık!”
Mert Sarıbaş
Futbol Kültürü HF158
CHRISTMAS TRUCE
Bundan tam 100 yıl önce, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında İngiliz ve Alman
askerleri silahlarını bırakarak tarihin en anlamlı maçlarından birine imza attı. Maçı
kimin kazandığı hakkında çeşitli rivayetler mevcut ancak o gün belki de skorun
gerçekten mühim olmadığı tek futbol maçı oynanmıştı
Birinci Dünya Savaşı tüm acımasızlığı ile devam
ederken Ypres Bölgesi’nde iki cephe birbirine
oldukça yakın konumlarda mevzilenmiş şekilde
çatışmalarını sürdürüyordu. Tarihler 24 Aralık
1914’ü gösterdiğinde Alman cephesinde moralleri
yükseltmesi için gönderilen çam ağaçları dizilmiş
ve askerler dönemin en ünlü tenorlarından birinin
söylediği şarkıya eşlik ederek Noel’i kutlamaya
başlamışlardı. Ardından sesler karşı cepheden
duyulacak kadar yükseldi. İngiliz cephesinden
cevap gecikmedi, onlar da kendi şarkılarını
söylemeye başladılar. Ateşkesin tohumları müzik
ile atılmaya başlamışken Alman cephesinden
bir asker siperinden çıkarak beyaz bayrak salladı.
Karşı cepheden de buna karşılık geldi ve tarafsız
bölgede barış elçileri buluştu. İki tarafın da içinden
gelen Noel gecesini huzur içinde geçirmekti ve
gayri resmi bir ateşkes kararı alındı. Cephelerden
yükselen top seslerinin yerini alan şarkı sesleri
en azından bir süre daha devam edecekti. Tarihin
belki de en anlamlı anlaşmalarından biri olan
bu ateşkesin ardından taraflar siperlerinden
çıkarak ailelerinden uzakta geçirdikleri bu Noel’i
kutlamaya başladılar. İki cephenin de askerleri
birbirlerine ikramlarda bulundu, yanlarında
taşıdıkları fotoğrafları gösterdi.
Kimi zaman bildikleri 1-2 kelime ile kimi zaman
işaretlerle anlaştılar. Aslında çok da mühim
değildi aylar sonra ilk defa yüzleri gülüyordu. İki
cephenin berberleri taraf gözetmeksizin tıraşlar
yaptı, askerler çam ağaçlarını süsledi, kaybettikleri
arkadaşlarını birlikte gömdüler...
Müziğin evrenselliği ile başlayan ateşkes bir
diğer evrensel heyecan ile devam etti; futbol.
İngiliz Çavuş Clement Barker’in evine yolladığı
mektuplardan öğrenilen bilgilere göre ateşkes
esnasında samandan yapılmış bir top ortaya
çıktı ve belli bir zaman sonra savaşmaya devam
edecekleri meydanda iki cephe askerleri savaşın
gaddarlığını gerilerinde bırakarak samandan
yapılmış o futbol topunun peşinden koşturmaya
başladı. Çocukluğumuzda sokakta oynadığımız
futbol maçları gibi ele geçen ilk eşyalardan
direkler yapıldı, kaleler kuruldu ve maç başladı.
Kimi kaynaklara göre Almanlar 3-2 kazandı kimi
kaynaklara göre İngilizler kazandı. Kesin olan
şey ise futbolun o gün savaş karşısında galip
çıktığıydı...
1899 yılında Berlin’de oynanan ve İngilizlerin 132’lik galibiyeti ile başlayan iki ülke arasındaki
futbol rekabeti 24 Aralık 1914 günü en anlamlı
günlerinden birini yaşamasının ardından savaşa
yenik düştü ve 1930 yılına kadar iki ülke maç
yapmayı reddetti. 1930 yılında Berlin’de oynanan
ve 3-3 sona eren mücadelenin ardından en
dikkat çeken ve günümüzde zaman zaman
hala gündeme gelen maç ise 1938 yılında
oynandı. Konuşulan şey ise skor veya bireysel
bir performans değildi. 110 bin Alman taraftarın
önünde sahaya çıkan 11 İngiliz oyuncu, Başbakan
Neville Chamberlain’in talimatı ile seramonide
“Nazi Selamı” vererek İngiltere’nin utanç içinde
hatırlayacağı bir eyleme imza atmışlardı.
Günümüze kadar uzanan mücadelelerde 1966 ve
2010 yıllarında oynanan 2 maçta yaşanan hakem
hataları ise iki ülke arasındaki rekabette adaleti
sağlayan yanlış kararlar olarak tarihe geçti.
UEFA 100. yılında anma düzenledi
Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılında, ailelerinden
uzakta, cephelerinde geçirdikleri Noel gününde
ateşkes ilan ederek dostluk maçına imza atan
askerleri UEFA unutmadı. Geçtiğimiz günlerde,
futbol tarihinin en anlamlı maçlarından birine
imza atan bu askerler adına yapılan anıtın
açılışına katılan Platini’nin “Bugün futbol
evrensel bir dil, sınırlar gözetmeksizin kalpleri
birleştirebiliyor.
100 yıl önce, bir anda ortaya çıkan bir insani tavır
için köprü futboldu. O gece bir karar verdiler,
pozitif bir şey yapacaklardı, sevdikleri oyunu
oynadılar. Dostluk ve kardeşliğin, insan olmanın
en önemli unsuru olduğu kanaatindeyim. 100
yıl önce, bu paylaşım için ortak bir dil buldular:
Futbol! Saygıyla anıyoruz” sözlerinden de
günümüzde klişe hale gelen “futbol asla sadece
futbol değildir” sözünün en güzel örneklerinden
birinin 100 yıl önce savaşın ortasında oynanan
İngiltere-Almanya maçı olduğunu görebiliyoruz.
???
Bahadır Bozkurt
HF158
YILLANMIŞ ŞARAPLAR
Futbolun popüler kültürü her zaman kendine yeni isimler arasa da,
yılların olgunlaştırdığı isimlerden aldığımız haz bambaşka
Xabi Alonso
Doğum tarihi: 1981
Oynadığı takımlar:
Real Sociedad, Eibar,
Liverpool, Real Madrid,
Bayern Münih
Milli olma sayısı:
114 (16 gol)
2014 senesinde Real Madrid’de Modric ile
yakaladığı uyumla Florentino Perez’in Şampiyonlar
Ligi hayallerine katkı veren İspanyol yıldız, yaşı
kemale erdiği için kadroda düşünülmeyen isimler
arasında gösterilir. Bir Perez klasiği (Dünya
Kupasını kazanan takımdan oyuncu alması)
yazın sonunda devreye girer. Toni Kroos’u
kadrosuna katan Real Madrid’de Xabi
için yolun sonu gözükür. Brezilya’da
felaket bir Dünya Kupası tecrübesi tadan
İspanyol yıldıza Pep Guardiola kucak açar.
Thiago, Javi Martinez, Schweinsteiger’in
sakatlıklarından dolayı merkez orta
sahada problem yaşayan Bavyera ekibinin
yarasına derman olur. Xabi kusursuz sadeliği ile
Bundesliga’nın bu sene en iyi oyuncusu olarak
gösteriliyor. Geldiği günden bu yana Guardiola’nın
Bayern Münih’ini bir adım öteye taşıyan tecrübeli
oyuncu, Alman otoriteleri de kendine hayran
bırakıyor. Xabi kendini sürekli yenileyen, üst düzey
futbolun gereklerini yerine getiren modern bir
orta saha oyuncusu. Sadece Köln maçında rakip
takımın tüm oyuncularından daha fazla pas
yaptığını hatırlarsak, Guardiola‘nın futbol anlayışı
için biçilmiş kaftan olduğu söylenebilir. Futbolunun
en olgun çağında, bu sezonun en gözde takımının
en kıymetli oyuncusu olabilmek ve bunu sadece 4
ay içerisinde başarmak ne kadar büyük bir oyuncu
olduğunun kanıtı. 33 yaşında transfer olduğu
takıma uyum sağlamak için 4 ayda öğrendiği
Almanca ile televizyonlara röportaj verecek kadar
çalışkan ve sadeliğinden ödün vermeyen bu
mütevazı adamın yaptıklarını hala hayranlıkla
izliyoruz.
Andrea Pirlo
İtalya’nın yeşil sahalardaki başbakanı, Cahit
Sıtkı Tarancı’nın mısralarındaki yolun yarısına
gelmiş durumda. İtalya’da Milano’nun mavi
siyah yakasında aradığını bulamayan Pirlo, AC
Milan’a transfer olduğunda İtalya futbol tarihine
damga vuracak bir kariyerin adımlarını atmış
olur. Ancoletti ile forvet arkasından merkez
orta sahaya çekilen futbolcu İtalyanların harika
çocuğuna evrilir. Milan’la gelen başarıların
ardından Ancelotti yerini Massimo Allegri’ye
bırakır. Allegri için Pirlo yaşlanmış, paslanmaya
yüz tutmuş bir oyuncu olduğu yanılgısına kapılır.
Gençleştirme operasyonu içerisinde düşünmediği
Pirlo, Torino’nun yolunu tutar. Şike sonrası
şaha kalmak isteyen Juventus’un teknik
direktörü Antonio Conte, üçlü
defansın önünde Pirlo’ya görev
verir. Zebralar ligi domine
ederken, sahanın bütün
kontrolünü Pirlo’ya
emanet eder. Pirlo
tamamen bir fenomen
haline gelir. Juventuslular
Pirlo’dan o kadar etkilenmiştir ki
asistlerine ithafen ülkede eğlenceli videolar
bile hazırlanır. Hazırlanan bir videoda, Pirlo’nun
öldürücü paslarının günlük hayata uygulanması
yansıtılır ve Pirlo takım arkadaşı Lichtstenier’e
antermanda suyu verip, yemekte peyniri uzatarak
gündelik hayatı kolaylaştıran asistler yapar. İtalya
sınırlarında tartışmasız en iyi oyun kurucu olan
Pirlo, mükemmel tekniğini, panenka penaltılarını,
fantastik frikiklerini olgunluk döneminde
futbolseverlerle paylaşarak mest etmeye devam
ediyor. Yeşil sahaların dışında bir şarap üreticisi
olan Pirlo, geçen yılların kıymetini bilenlerden.
Tim Howard
Amerika’nın futbolla tanışması ve kaynaşması
uzun seneler aldı. Berabere bitebilecek, sayı
olmama ihtimali bulunan bir oyun Birleşik
Devletlilere pek matah gelmedi. Oyunla barışmak
için Amerikan kültürüne uygun olacak bir süper
kahramana ihtiyaçları vardı. O kahraman, Brad
Friedel’in izinden ilerleyip Premier League’e
tepeden bir iniş yapan Tim Howard’dı. Her ne
kadar Freidel’ın izinden gitse de Howard ilerleyen
yıllarda yazdığı biyografisinde United’a transferini
engellemeye çalıştığı iddiası ile Friedel’a kırgın
olduğunu belirtir, Freidel ise bu suçlamayı hala
kabul etmemektedir.
United kariyeri istediği kadar parlak geçmese
de Amerikalı eldiven, Everton’da gösterdiği
performansla kendini ispat etti. Milli takımın
Doğum tarihi: 1979
Oynadığı takımlar: North Jersey Imperials,
Metro Stars, MLS Pro-40, Manchester
United, Everton
Milli olma sayısı: 104
kalesine de adını yazdıran Howard, bu yaz
Brezilya’da Amerikalıların beklediği “kahraman”
olarak adını finaller tarihine yazdırdı. 35 yaşındaki
ihtiyar delikanlı ikinci turda Belçikalı oyunculara
90 dakika boyunca geçit vermezken, yaptığı 16
kurtarışla finaller tarihinin bir maçta en fazla
kurtarış yapan kaleci rekorunu kırdı. Bu turnuvada
gösterdiği performans ABD Başkanı Obama’yı dahi
etkilemiş, Howard’a maç sonunda telefon açmıştı.
Halkının bir kahramandan tüm beklentilerini
karşılayan Howard, ülkesinin futbol aşkına giden
yolun kaleden geçtiğini gösterdi. Dünya Kupası
sonrasında Everton’a, evine dönen Howard,
teknik direktör Martinez’in de hala vazgeçemediği
isimlerin başında geliyor. İlerleyen yaşına ve iri
fiziğine rağmen oldukça atletik, refleksleri hala
sapasağlam duran Howard geç gelen şöhretinin
tadını birkaç sezon daha çıkaracağa benziyor.
Francesco Totti
Hızlı bir Roma tarihi şöyle anlatılabilir; en sevilen
kral Jül Sezar öldü, yerine daha çok sevdikleri
Francesco Totti geldi. Francesco Totti yeşil
sahalarda kramponlarını bağladığında sene 1992
idi. 22 senedir Roma İmparatorluğu onun gölgesi
altında. Totti, Roma ile ilk profesyonel sözleşme
imzaladığı yılda Götze ve Neymar, ilk Roma
maçına çıktığı senede ise Oxlade-Chamberlain
hayata gözlerini yeni açmıştı. Milenyumda
Roma fırtınası Serie A’da eserken, 2006’da
İtalya Dünya Kupasını kazandığında Totti’nin
şöhreti tüm dünyaya çoktan yayılmıştı. Şanını
kazandığı Roma’dan hiç ayrılmadan, günümüzde
nesli tükenen bayrak adam olma yolunda taşları
tek tek kendi elleriyle ördü. Totti’nin hikâyesi
de birçok yıldız oyuncu gibi top ayağındayken
kusursuz ancak diğer zamanlarda ise tartışmaları
beraberinde getiren bir oyuncu olmuştur. Totti
özellikle sert ve asi tavırları nedeniyle eleştiri
oklarını üzerine çekmiş, İtalya’da yeşil sahada
onu deviremeyenler “Totti fıkraları” yazarak
öçlerini almışlardır. (Totti’nin başı beladadır.
Mahkemeye çıkar, hakim “Savunmanı yap”
der, Totti saymaya başlar; “Pellizzoli,
Panucci, Chivu, Candela, Mancini”)
Roma şampiyonluk yarışında
uzun zamandır çok geride kalsa
da Totti her dönem oynadığı
futbolla kendisine hayran
bırakmaya devam ediyor.
İmparator son olarak 38
yaşında Manchester City’e
attığı golle Şampiyonlar
Ligi’nde gol atan en yaşlı
oyuncu apoletini omuzlarına
taktı. Bu sezon şu ana kadar 4
gol 6 asist yapan usta oyuncunun isimini
taraftarlar hala 11’de görmek istiyor ve gelen
her hocaya aynı şeyi tembihliyorlar; “No Totti, No
Parti”
Antonio Di Natale
Hakan Şükür İtalya’ya gittiğinde pek sevilmemişti.
Hatta Güntekin Onay İtalyan bir gazeteci ile
sohbet ederken Hakan’ın çok iyi pres yaptığını
dile getirdiğinde İtalyan gazeteci gülümser. “İnter
için sokakta koşacak binlerce insan var, biz gol
atmasını istiyoruz” diye cevaplar. İtalyan stili
forvetlerin en büyük özelliği vuruş becerisi olarak
ön plana çıkar. Totti’den bir yaş küçük olan Di
Natale de bu özelliği ilk sıraya koyan özel bir golcü.
Sicilyalı forvet, kariyerinde büyük takımlarda
yer bulamasa da 2004 senesinden bu yana
Udinese’nin vazgeçilmez forveti oldu. İtalya’da
gol krallığına 2010 senesinde 29 golle, 2011
senesinde 28 golle ulaşmayı başardı. Yaşlı kurt bu
senede çıktığı 14 maçta ağları 8 kere sarsmayı
başardı. Udinese yaptığı
transfer hamleleriyle
Avrupa’da rol model
takım olurken,
ilerleyen yaşına
bakmazsızın
kaptana kadro
içerisinde her
zaman yer ayırdı.
Usta oyuncu
kulübün bu güvenini
boşa çıkarmayarak gösterdiği
performansla adını takımın efsanelerinin
en başına yazdırmayı başardı. Di Natale
partnerlerini parlatıp bir bir Avrupa’nın büyük
takımlarına yollarken, gelecek nesil için örnek bir
profesyonel olmaya devam ediyor.
Doğum tarihi: 1977
Oynadığı takımlar:
Empoli, Iperzola, Varese,
Viareggio, Udinese
Milli olma sayısı:
42 (11 gol)
Doğum tarihi: 1980
Oynadığı takımlar: Larissa,
Kallithea, Panathinaikos,
Bochum, Leverkusen,
Portsmouth, Hertha Berlin,
Frankfurt, Samsunspor, Levante,
Konyaspor, Akhisar Belediye
Milli olma sayısı: 78 (24 gol)
Theofanis Gekas
Bundesliga’da kariyeri parlayan Gekas, futbolun
Evliya Çelebilerinden. Yunanistan’da başlayan
bu mitolojik hikâye sırasıyla Almanya, İngiltere,
İspanya ve son durak Türkiye’ye kadar uzanıyor.
Gekas’ın en başarılı olduğu takımların ortak
özelliği, düşme potasından uzak kalmak
istemeleriydi. Almanya’da özellikle Bochum, Bayer
Leverkusen ve Eintracht Franfurkt formalarıyla
Bundesliga’da saygın forvetler arasında kendine
yer buldu. Kontra ataklardaki etkisi ve son
vuruşlarda müthiş bitiriciliği sayesinde bir kurtarıcı
forvet rolüne büründü. 2012 senesinin Ocak ayı ara
transfer döneminde yolu Samsun’a düştü. Kısa
süre içerisinde gösterdiği performans ve attığı
gollerle takımın kümede kalma savaşında
büyük bir katkı sunmasına rağmen,
ligde kalmayı başaramadılar. Gekas
da tası tarağı toplayıp, İspanya’da
30 yaştan küçük futbolcuların
kapısından giremeyeceği Levante’nin
huzurevinde forma savaşı verdi.
İstediğini bulamayan Gekas’a Ocak
ayı ara transfer döneminde yine
Türkiye’den ligde kalma mücadelesi
veren Akhisarspor transfer
teklifinde bulundu. Gekas-Bilal
ikilisinin Türk futboluna damga
vurma hikâyesi de böylece
başlamış oldu. Ligin dibindeki
Akhisar, Bilal’in asistleri,
Gekas’ın voleleriyle kümede
kalmayı başarıp müthiş bir
başarıya imza attı. Sözleşmesi
biten Gekas bir sezon da
Konyasporluların gönlüne
taht kurduktan sonra tekrar
Akhisar Belediyespor’a
dönerek yeşil-siyahlı
hikâyesine kaldığı yerden
devam ediyor. Şu anda 34
yaşında ve attığı 11 gole
Süper Lig’in gol krallığında
zirveye kurulmuş
durumda.
Frank Lampard
Futbolunun sonbaharına giren Frank Lampard
13 sezondur giydiği lacivert formayı çıkarıp, tonu
biraz daha açık olan mavi formayı sırtına geçirdi.
Üstelik bunu, Süt Kardeşler filmiyle çok eskiden
hafızalarmıza kazınan hülle yoluyla gerçekleştirdi.
Lampard’ın Chelsea’den New York City’ye,
burada forma giymeden Manchester City’e geliş
hikâyesi böylesine çetin ve alengirliydi. Sezon
başında Arsene Wenger, Lampard’ın transferini
iğneleyerek Londra’dan Manchester’a gitmek
bu kadar uzun değil diye basın
mensuplarını gülümsetti.
Manchester City’ e transfer
olduğunda İngilizler, biraz
anteramana çıkıp sonra
New York’a gider gözüyle
baksa da, daha farklı sonuçlar
ortaya çıktı. Lampard Chelsea’de
Mourinho’nun kendisini fazla
düşünmediği için soluğu
Pellegrini’nin yanında
almıştı.
Antrenman
eksiklerini
giderdikten
sonra yavaş
yavaş takıma
monte edilen 36
yaşındaki İngiliz
oyuncu, Manchester City
orta sahasına katkı sunuyor. Pas
trafiğinin önemli bir parçası olmasının
yanı sıra takımının gizli gol silahı olan Lampard,
City formasıyla ilk Premier League golünü de
Mourinho’nun Chelsea’sine attı. Şu anda 90
dakika görev almasa da görev aldığı dakikaları iyi
değerlendiren tecrübeli oyuncu yeni takımı için 6
gol 4 asistlik katkıda bulundu.
Doğum tarihi: 1978
Oynadığı takımlar: West
Ham, Swansea City, Chelsea,
Manchester City
Milli olma sayısı: 106 (29 gol)
Steven Gerrard
Liverpool için ‘sen yoksan her şey eksik, sen
varsan her şey tamam’ dizeleri Gerrard’ı tarif
etmeye yetiyor. Mazisindeki parlak günleri bir türlü
bulamayan İngiliz devi, bir yandan şampiyonluk
planlamaları yaparken, bir yandan da yavaş
yavaş Gerrard’ın vedasına hazırlanıyor. 1998
senesinden bu yana ismi Kırmızılılarla özdeşleşen
Gerrard, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası, FA
Cup, Lig Kupası, Süper Kupayı müzeye getiren
isim olsa da, çok istediği Premier League
şampiyonluğunu geçen sene Demba Ba’ya
teslim ettiği topla hayalleri bitiren isim oldu.
Liverpool’da bu hatayı yapıp hala futbol
hayatına devam edebilecek kişi sayısı tüm
dünyada bir tanedir. Bu sezona Liverpool
istediği gibi başlayamasa da taraftarın en
büyük sorunu sezon sonunda Gerrard’ın
henüz yenilenmemiş olan sözleşmesi.
Geçen sene Luis Suarez-Sterling-Strudigge
ile hayallerine yaklaştığı sırada yaptığı hata
nedeniyle Liverpool yönetimi kendisine
görülmemiş bir ceza kesti. İngiliz yıldız şu anda
Balotelli ile aynı soyunma odasını paylaşıyor. 34
yaşında geçen sezon ortaya koyduğu 13 gol-15
asistlik performansı yetmiyorsa sözlenecek tek
bir şey var; kader utansın!
Doğum tarihi: 1980
Oynadığı takım: Liverpool
Milli olma sayısı: 114 (21 gol)
John Terry
Chelsea’nin yıldızı John Terry’nin, Mourinho’nun
gelişiyle tekrar yıldızı parladı. Özellikle takım
savunmasına önem veren Mourinho’nun, kurduğu
defans hattı bu sene ligin en iyi savunması olarak
göze çarpıyor. Terry- Cahill ikilisinin göbekte
bulduğu uyum Chelsea’nin şu andaki başarısının
en büyük etkeni. Yıllar ilerledikçe Terry’nin
yükselen performansı rakamlara da yansıdı.
Faul yapma sayısını ciddi oranda düşürüp,
ikili mücadeleleri kazanma oranını 10
sezon öncesine göre ciddi anlamda
yükseltmiş durumda. Chelsea’nin uzun
süredir iki bayrak isminden biri olan
Terry, Lampard’ın takımdan ayrılmasıyla
Chelsea taraftarlarının gönlündeki yerini
sağlamlaştırmış durumda. Mourinho’nun
park ettiği otobüsün ön koltuğunda
oturan Terry bu sene şampiyonluğa
giden yolda en kilit rollerden bir
tanesini oynayacak. 34 yaşındaki
tecrübeli stoperin bu sene
bitecek olan sözleşmesi
şu anda kimsenin dert
etmediği bir konu.
Gerçek kaptan asla
takımını terk etmez.
Doğum tarihi: 1980
Oynadığı takımlar: Chelsea,
Nottingham Forest
Milli olma sayısı: 78 (6 gol)
Zlatan Ibrahimovic
Zlatan, Malmö gettolarında büyüdü, yeri geldi
bisiklet çaldı. Fakirlikten kurtulmak için futbol
oynamayı seçti, genç yaşında Malmö’de forma
giydi. Bu yetenekli genç adamın peşine Ajax
düştü ve Zlatan’ı transfer etmeyi başardı.
Zlatan gollerine devam etti, Ajax’a şampiyonluk
getirdi. Zlatan’ın kariyeri ve egosu aynı oranla
yükselmeye başladı. Zlatan’ın sonraki durağı
Juventus oldu. Zlatan’ın golleriyle şampiyon
olan takımın başına şike skandalı patladı. Zlatan
gibi büyük golcü ikinci ligde forma giyemezdi.
Milano’ya taşınan Mourinho’nun yanına gitti.
Zlatan ve Mourinho İtalya ligini domine
etti. İyi bir teknik adamın olağanüstü bir
golcüye ihtiyacı vardı. Zlatan’a sadece
İtalya’da kazanılan zaferler yetemezdi.
Zlatan Mourinho’ya Barcelona’ya
gideceğini açıkladı. Zlatan yeni hocasına
Şampiyonlar Ligi’ni
kazanmak için tikitaka yetmeyeceğini,
ibra kadabra demesi
gerektiğini belirtti.
Guardiola Zlatan’ı anlamadı. Zlatan da zaten
bu adamı pek sevmedi. Zlatan tekrar Milano’ya
taşındı. Fakat Zlatan bu sefer AC Milan’a
gitti. Fantastik goller attı. Olağanüstü asistler
yaptı. Zlatan o kadar büyüleciydi ki İsveç
Dil Kurumu bir şeyi en iyi yapmak anlamına
gelen Zlatanera kelimesini sözlüklere koydu.
Zlatan bu kadar başarılıyken İngilizler Premier
League için yetersiz diyordu. Bu nasıl cüret?
Zlatan İngiltere ile oynanan hazırlık maçında
4 gol attı. 4. gol o meşhur ibra kadabralı
röveşata. Zlatan Milan’dan sonra Paris’e
geldi. Şehirde artık Mona Lisa’dan daha
güzel bir şey vardı. Zlatan Fransa’da gol
atmaya devam ediyor, Zlatan şampiyon
oluyor. 33 yaşındaki Zlatan’dan
daha güzel bir şey varsa eğer, o da
Zlatan’dır!
Doğum tarihi: 1981
Oynadığı takımlar:
malmö, Ajax, Juventus,
Inter, Barcelona, Milan,
PSG
Milli olma sayısı:
101 (51 gol)
Futbol Yönetimi
Ahmet Sercan Ergün
HF158
FUTBOLDA SENDiKALAŞMA
Son günlerde Şenol Güneş tarafından tekrar dile getirilen, futbolcuların bir sendika
kurması gerektiği konusu herkesin malumu. Futbolcuların sadece renklere aşık
olduğu, düşünmeden boş mukaveleye imza attığı günler artık geride kaldı. Özellikle
amatör branşlarda hızlı bir örgütlenmenin yaşanması, sporun bir meslek dalı olarak
tanınması gerekliliğine bir işaret
Türkiye’de sendika hareketlerinin tarihine
baktığımızda, aslında sendika olgusunun herkes
için çok yeni olduğunu söylemek gerekiyor. Türkİş ile başlayan sendikalaşma süreci 1967 yılında
DİSK, 1977 yılında da Hak-İş’in kurulması ile devam
etti. Spor alanında, spesifik olarak konuşmak
gerekirse futbol alanında bir örgütlenme/sendika
hareketinden bahsetmemiz çok zor. Brian Birch
yönetiminde üst üste 3 şampiyonluk yaşayan
Galatasaray kadrosunun ‘’Çizgi Metin’’i Metin
Kurt, Spor-Sen’i kurduğunda takvimler 2009 yılını
gösteriyordu. Yaşadığı fikir ayrılıkları sonrası 2010
yılında Spor Emek-Sen’i kuran Metin Kurt’un
bu harekete önderlik ettiğini söyleyebiliriz.
Bu iki sendikaya ek olarak Beşiktaş’ın eski
oyuncularından Rahim Zafer’in kurduğu ve
isminden de anlaşılabileceği gibi kendini futbolla
sınırlayan Futbol-Sen son kurulan sendika olarak
kayıtlara geçti.
Metin Kurt
Foto: Mürsel Çoban
Rahim Zafer
İlk girişimler
Türk futbol tarihinde kimilerince az bilinen ve
‘’Galatasaray’daki Spartaküs İsyanı’’ olarak
anılan olay başka bir yazının konusu. Özetlemek
gerekirse, 1970’li yıllarda daha adil şartlara sahip
sözleşme talebinde bulunan Metin Kurt; dönemin
menajeri Turgan Ece tarafından komünist
olmakla suçlanır ve Galatasaray’dan tabir-i
caizse aforoz edilir. Bu olayın ardından futbolu
bırakmaya karar veren, ancak daha sonra kısa
bir süre de olsa Kayserispor forması giyen Metin
Kurt, futbol hayatını noktaladıktan sonra amatör
Beyoğlu Yeniçarşı kulübünün başkanlığını yapar
ve Sportmence dergisini çıkarır. Birkaç sayı sonra
ekonomik nedenlerle yayın hayatına son veren
dergi, spor sendikası fikrinin tohumlarını atar.
‘’Aslında spor kurumlarında çalışan herkesin
sosyal güvencesi olması gerekiyor. Sıfatları ne
olursa olsun, branş ayrımı gözetmeksizin, hatta
kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanarak, tüm
sporcuların bir Spor İş Yasası’nda yer almaları
gerekiyor. Bizim sendikada yapmak istediğimiz
budur.’’ Böyle özetliyordu Metin Kurt kuruluş
amaçlarını. Eski futbolcu, solcu kimliği nedeniyle
Türk futbolunun gözardı veya aforoz ettiği teknik
direktör, sendikacı, milletvekili adayı. Kuruluş
amacını ‘’12 Eylül darbesi ile kesintiye uğrayan
spordaki örgütlenmenin canlandırılmasını, sporun,
ülkemizde yaşanan emeğe ve emekçiye yönelik
saldırı sürecinin destekçisi rolünden çıkarılmasını
ve sporcuların da alınıp-satılan kiralanan bir mal
olmaktan çıkartılarak özgür bir sporcu olmalarını
sağlamak’’ olarak açıklayan sendika, ne yazık ki
henüz yolun çok başında.
Neyi amaçlıyorlar?
Spor Emek-Sen’in iletişim sorumlusu Alev Doğan,
bir gazeteye verdiği demeçte “Amatör futbol
kulüpleri, hentbol, ragbi, sualtı hokeyi, dağcılık
gibi branşlarda sporcularla temas halindeyiz.
Engellilere dair çalışmamız da var. Spor alanında
akademik üretim çok zayıf. Bu kronikleşen sorunu
çözebilmek için hem bir platform kurmak hem
de bir süreli yayın çıkartmayı hedefliyoruz. Spor
emekçilerinin örgütlenmesinin önündeki en büyük
engel Spor-İş Yasası’nın olmaması. Spor EmekSen olarak bir yasa taslağı üzerinde çalışıyoruz.’’
şeklinde konuşmuştu. Aslında sendikal
faaliyetin ilk amacının, sporun bir iş dalı olarak
tanımlanmasını sağlamak. Şu an için başka bir
sendikal örgütlenmenin parçası olan Spor EmekSen, sporun da bir meslek olduğunu ve her meslek
dalı gibi güvencelere sahip olması gerektiğini
savunuyor.
Spor-Sen Genel Sekreteri İbrahim Akseloğlu,
öncelikle sporun bir işkolu olarak tanımlanması
gerektiğini yineliyor. Buna ek olarak Türkiye’de
spor alanında örgütlenmenin zorluğundan
bahsediyor ve zaten az sayıda olan üyelerinin
daha çok amatör branşlardan olduğundan
söz ediyor. Rahim Zafer’in önceliği ise farklı.
Beşiktaş’ın eski oyuncusu, amaçlarının siyasal
olmaktan öte 3. ligdeki yaş sınırı, bayramlarda
maç oynanmaması ve yayın gelirlerinden fon
almak olduğunu belirtiyor. Uzun zamandır Türk
futbol kamuoyunu ilgilendiren yabancı oyuncu
konusunda ise ‘’yabancı sayısının azaltılması
gerektiği’’ne değiniyorlar ki, bu noktada yabancı
meselesinin Türk futbolunun temel sorunu
olarak algılanması yanlışına düşüyorlar. Sporda
örgütlenmeyi amaçlayan bir oluşum için oldukça
ilginç bir yaklaşım.
Şenol Güneş’e çağrı
Son yılların popüler kavramı endüstriyel futbol
konusunda “Endüstri kelimesi, bir defa, bir ilericilik
çağrıştırır; yaratıcılık çağrıştırır. Aslında bugün
devasa bir sektör vardır. Endüstri değildir bu.
Yaratılan bu devasa sektörde, kimse spor olsun
diye bulunmuyor; herkes bu pastadan ne kadar
pay alacağının peşinde. Endüstriyel futbolla,
spordaki bu kirliliği aklamaya çalışıyorlar. Daha
önce de bu hataları biz yapardık. ‘Eğitim için spor,
üretim için spor, kitle için spor, seyir için spor’
diyerek… Hangisi değişik bir şey? Spor işte hepsi.
Bir şey anlatmıyor ki.” diyen Metin Kurt ile 2011
yılında TSYD tarafından düzenlenen toplantıda
“Eskiden futbolu aç ve fakirler oynar, tok zenginler
seyrederdi. Şimdi ise tok oyuncular oynuyor,
fakirler seyrediyor” diyen Şenol Güneş’in fikirleri
işte burada benzeşiyor. Yaptıkları açıklamayla
Şenol Güneş’i sendika üyesi olmaya ve bu süreçte
faal olarak görev yapmaya çağıran sendikanın
nasıl bir cevap alacağı bilinmez ancak, taleplerinin
haklılığı ortada. Türk futbolunun kurtuluş
reçetesini (!) yazmak amacında olanlar, bu konuyu
da gözardı etmemeliler.
Şenol Güneş
Download

HF158 - Hayatım Futbol