‘BAHARA YOLCULUK’ FİLMİ BU HAFTA VİZYONA GİRİYOR
Seyirciler mendillerini hazır tutsunlar 109
Yazar Elif Şafak:
Geriye gidiyoruz,
nasıl başka
milletlere örnek
olabiliriz ki? 102
09-15 MART 2015 SAYI 693 WWW.ZAMAN.RO 2 LEI
GÜNDEM 02
‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEMOKRASİ’
SEMPOZYUMUNDA KONUŞAN ROMEN GAZETECİLER:
‘BASKI ALTINDAKİ TÜRK MESLEKTAŞLARIMIZLA
Şarkıcı Atilla Taş attığı Tweet
nedeniyle gözaltına alındı
GÜNDEM 04
DAYANIŞMA İÇERİSİNDEYİZ’
Bükreş’teki Hyperion Üniversitesi’nde düzenlenen “İfade özgürlüğü ve demokrasi” konulu sempozyumda konuşan ünlü Romen gazeteci ve akademisyenler,
Türkiye’de son yıllarda medya üzerinde ağır baskı kurulduğuna dikkat çekti.
Türkiye’deki gazeteci meslektaşlarıyla tam bir dayanışma içerisinde olduklarını belirten konuşmacılar, “İfade özgürlüğü, demokrasinin en temel değeridir.
Bu değer, zor kazanılıp kolayca kaybedilebilir.” uyarısında bulundu.
Oy kullanmak istiyorsanız 14
Mart’a kadar kaydınızı yaptırın
DÜNYA 06
Associated Press: ‘Erdoğan’ı
eleştirirseniz hapse girebilirsiniz’
YORUM 12
Hidayet Karaca:
Özgürlük bedel ister
AP Başkanı Schulz:
Basın özgürlüğü,
AB’nin müzakere edilemeyecek
en temel değeridir 1 07
www.zaman.ro
Moderatörlüğünü, Hyperion Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi Dekanı Ion Marin ile gazeteci - yazar Cleopatra Lorinţiu’nun yaptığı sempozyum, özellikle genç gazeteci adayları
tarafından büyük bir dikkatle izlendi.
BÜKREŞ, ZAMAN
ükreş’te düzenlenen “İfade
özgürlüğü ve demokrasi”
konulu sempozyumda konuşan Romen gazeteci, yazar ve akademisyenler, Türkiye’de
iktidarın medyaya yönelik baskı
ve sindirme girişimlerine tepki
göstererek, “Baskı altındaki Türk
meslektaşlarımızla tam dayanışma içerisindeyiz.” açıklamasını
yaptı. Medya ve İfade özgürlüğünün demokrasinin en temel değeri olduğunu belirten konuşmacılar, basına yönelik baskılara son
verilmesi çağrısında bulundu.
Özel Hyperion Üniversitesi’nde
B
gerçekleştirilen “İfade özgürlüğü ve
demokrasi” sempozyumuna ülkenin önde gelen gazeteci- yazar ve
akademisyenleri katıldı.
Moderatörlüğünü,
Hyperion
Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi
Dekanı Ion Marin ile gazeteci, yazar Cleopatra Lorinţiu’nun yaptığı
toplantının açılışını Üniversite Rektörü
Prof. Dr. Sever Spânulescu yaptı.
Toplantıda; Türkiye’nin yakın tarihi
uzmanlarından Dr. Ion Cojocaru,
Geopolitica dergisi yayın müdürü
Vasile Simileanu, SNSPA Basın ve
Halkla İlişkiler Fakültesi öğretim
görevlisi Dr. Liana Ionescu ile Dr.
Cristian Florin Popescu ve akade-
misyen Gelu Sabu demokrasi ve
ifade özgürlüğü ile ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Dünyada meydana gelen basın ve ifade özgürlüğüne yönelik
baskı ve tehditlere dikkat çeken
konuşmacılar son yıllarda bölgede medyaya yönelik en ağır baskıların Türkiye’deki meslektaşlarının yaşadığına dikkat çektiler.
İktidarın, Türkiye’de medya
organları üzerinde korkunç baskılar kurarak sindirmeye çalıştığı
belirtilen toplantıda Türkiye’deki
medya baskılarını anlatan bir de
sinevizyon gösterisi sunuldu. İktidarın hoşuna gitmeyen yazarları
çeşitli hayali gerekçelerle tutukladığı ifade edilen toplantıda, dünyada en çok gazeteci hapsedenler
listesinde Türkiye’nin 1. sırada yer
aldığını, Türkiye’yi İran ve Çin’in
izlediği vurgulandı. Gazeteci yazar Sedef Kabaş hakkında attığı
bir tweet nedeniyle 5 yıl hapis istendiğini, Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın
bir film senaryosundan dolayı
hepiste olduğunu belirtilen sempozyumda son olarak ülkedeki darbeyi önleyen yazı yazdığı
için Taraf gazetesinden Mehmet
Baransu’nun da tutuklandığına
dikkat çekildi. GÜNDEM 103
02GÜNDEM
09-15 MART 2015 ZAMAN
Geriye gidiyoruz, nasıl başka
milletlere örnek olabiliriz ki?
İsveç'in Svenska Dagbladet gazetesine makale yazan Elif Şafak,
Türkiye'de İnternet, basın ve
ifade özgürlüğü üzerindeki sistematik baskıların arttığını belirtti. Türkiye'nin birlikte yaşama
kültürünü oluşturamadığını dile
getiren Şafak, “Gerçek şu ki; geriye doğru gidiyoruz; nasıl başka
uluslara örnek olabiliriz ki?” dedi.
EMRE OĞUZ STOCKHOLM
Ünlü yazar Elif Şafak İsveç'te
yayımlanan Svenska Dagbladet gazetesi için bir yazı kaleme aldı.
Türkiye'de son dönemde meydana
gelen gelişmeleri değerlendirdi. İfade özgürlüğünden, basın üzerindeki
baskılara, çok kültürlülükten son dönemde artan komplo teorilerine birçok
konuda önemli mesajlar veren Şafak,
yazısını “Basının düşmesi, kadına yönelik şiddetin artması, gücü paylaşma
iradesinde yetersizlikle birlikte Türkiye
çeşitlilik ve birlikte yaşama kültürünü
oluşturmada başarısız oldu. Gerçek şu
ki; geriye doğru gidiyoruz; nasıl başka
uluslara örnek olabiliriz ki?” ifadeleriyle tamamladı.
Türkiye'de yazı yazan herkes üzerinde bir baskı olduğunun altını çizen
Şafak, “Hepimiz çok iyi biliyoruz ki; bir
1
şiir, hikâye, roman ya da basit bir Twitter mesajı, mahkemeye verilmeye, tacize
uğramaya, şeytanlaştırılmaya hatta hapse atılmaya neden olabilir. Yazdığımızda
bunu aklımızda tutuyoruz ve bu oldukça yoğun bir otosansüre neden oluyor.”
değerlendirmesini yaptı. İnternet, basın
ve ifade özgürlüğü üzerindeki sistematik
baskıların arttığını belirten Şafak, geçtiğimiz yıllarda 400'den fazla gazeteci işini
kaybettiğine ve 150 gazetecinin ise yargılanmayı beklediğini hatırlattı. Şafak,
“İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2015 yılı
raporunda şunları yazdı: 'Adalet ve Kalkınma Partisi ve Recep Tayyip Erdoğan
insan hakları ve hukuk devleti ilkelerinin
altını oyarak Türkiye'nin son 10 yıl içerisinde gerçekleştirdiği gelişmeyi gitgide
tahrip ediyor.'” cümlelerine yer verdi.
Türkiye'nin geriye doğru gittiğini
belirten Şafak, “Bu ülke eğer, ifade öz-
gürlüğüne saygılı, çoğulcu bir demokrasi olabilseydi Müslüman dünyası
üzerinde büyük roller oynayabilirdi.”
yorumunu yaptı. Ülkede komplo teorisi bolluğunun yaşandığını belirten
Şafak, şöyle devam etti: “Hükümet,
eleştirinin 'vatana ihanet' olarak algılandığı bir atmosfer oluşturdu. Hükümeti eleştirenler sadece yeterince
vatansever olmamakla ya da daha
kötüsüyle değil; aynı zamanda Batılı
güçlerin kucağına oturmakla suçlanıyor.” Türkiye'nin kıymetli vaktini
ve enerjisini neticesiz tartışmalara ve
komplo teorilerine harcadığını ifade
eden Şafak, "Hâlihazırda Türkiye
çok uzun zamandan beri kutuplaştırılmış durumda. Bugün AKP destekçileri ile muhalifleri arasındaki fark
öyle büyük ki; kimse bir köprü kurmaya çalışmıyor bile.” dedi.
Erdoğan'a
10 bin liralık
‘ucube' cezası
Geçtiğimiz
yıllarda 400'den
fazla gazeteci işini
kaybettiğine ve
150 gazetecinin ise
yargılanmayı beklediğini hatırlatan
yazar Elif Şafak,
ülkede komplo
teorisi bolluğunun
yaşandığına dikkat
çekti.
1
Heykeltıraş Mehmet Aksoy tarafından Kars'ta yapılan
insanlık anıtı için 'ucube'
diyen Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan,
aleyhinde açılan hakaret
davasında 10 bin lira manevi tazminat cezasına
çarptırıldı. Tartışmalara
neden olan bu ifade nedeniyle Aksoy, o dönem
başbakan olan Erdoğan
hakkında 100 bin TL'lik
tazminat davası açmıştı.
İstanbul 3. Asliye Hukuk
Mahkemesi, Erdoğan'ın
bu ifadesini hakaret
olarak kabul ederek para
cezasına çarptırılmasına
karar verdi. Söz konusu tartışmalı heykel 14
Haziran 2011'de parçalar halinde kesilerek
yıkılmıştı. YAKUP ÇETİN
İSTANBUL
Tweet nedeniyle bu kez şarkıcı Atilla Taş gözaltına alındı
1
Şarkıcı Atilla Taş, Başbakan hakkında attığı Tweet sebebiyle gözaltına alındı.
Gözaltına alındığını Twitter'dan
duyuran Taş, “ Fikirlerim yüzünden özellikle haklılığımı
bildiğim fikirler yüzünden gözaltına alınmak şereftir.” yazdı. Yeşilköy Polis Merkezi'ne
götürülen Taş, serbest bırakılmasının ardından basın mensuplarına açıklamada bulundu.
Evinden ifadeye kibar bir şekilde davet edildiğini belirten Taş,
“Şaşırdım sadece. Çok komik bir
şekilde. Çok üzücü. Üzülüyorum.
Twetlerimin içinde hakaret de
yok, küfür de yok.” dedi. Twitterda mizah yaptığını söyleyen Taş,
“Siyasi fikri ne olursa olsun ben
bir başkasına, Cumhurbaşkanı'na
hakaret etmem. Yakışmaz. Cumhurbaşkanlığındaki
Bakanlar
Kurulu Toplantısı'nda herkesin
de bildiği gibi Cumhurbaşkanı
Bakanlar Kurulu'na başkanlık
etti. Orada garip bir fotoğraf vardı. Başbakan çok üzgündü. Ben
de ona istinaden dedim ki "Çok
iyi anlıyorum, Başbakansın ama
değilsin, Kurul toplanmış başında sen değilsin. 23 Nisan gibi.”
Diye konuştu. Adalete güveninin sarsıldığını aktaran Taş,
şöyle devam etti: “Ben açıkça
şunu söylüyorum bir vatandaş
olarak, ne şu andaki hükümetten ne politikalarından ne de
baskılardan hoşlanmıyorum. Asıl
bundan sonra konuşacağım,
asla susmayacağım. Hiç korkmuyorum. Daha beteri neyse
gittiği yer zindansa oraya kadar
da gideceğim. Demek ki doğru
yoldayız ve bir yerlere dokunuyoruz ki olay buraya geldi.
Memleketim ve demokrasi
adına çok üzgünüm.” Yeşilköy
Polis Merkezi'nden yürüyerek
ayrılan Sanatçı Taş, bu süreçte
kendisine destek verenlere teşekkür etti. İSTANBUL ZAMAN
03GÜNDEM
09-15 MART 2015 ZAMAN
ŞEHİT BABASININ İSYANI:
Saray yapana kadar uçan tabutları değiştirin
Eskişehir’den planlı eğitim uçuşu için
havalanan F-4 uçağı Konya’da düştü ve iki kurmay pilot şehit oldu. 24
Şubat’ta Malatya’da yaşanan ve 4
pilotun şehit olduğu olayın acısı unutulmadan meydana gelen yeni kaza,
şehit babası Hayri Tanış’ı isyan ettirdi.
Acılı baba, “Yandım ben. Yavrum uçan
tabutla gitti.” diyerek feryat etti.
1
Türkiye, yine F-4 faciası yaşadı. Konya Atış Sahası’nda
düşen uçakta Kurmay yüzbaşılar
Mustafa Tanış ve Mustafa Delikanlı şehit oldu. Alınan acı haberle
birlikte pilotların baba ocaklarına
ateş düştü. Haberi alarak Mustafa
Tanış’ın evine akın eden yakınları
sinir krizleri geçirdi. Şehidin evine
ve bulunduğu sokağa Türk bayrakları asıldı. Mustafa Tanış’ın, evli
ve 9 aylık kız çocuk babası olduğu,
eğitim için bu ay içinde Almanya’ya
gideceği öğrenildi. Ankara’da oturan baba Tanış ise F-4’lerle uçuş
yapılmasına tepki gösterdi. Ak
Saray’a harcanan paraya dikkat
çeken Tanış, şu sitemde bulundu:
“Bunları yazın ‘Yavrum uçan tabut
ile gitti’ diye. Saraylar yapana kadar
uçan tabutları değiştirsin. Yandım
ben yandım, yanıyorum. Ben yanıyorum onlar da yansın. Ben öldüm
artık bundan sonra öldüm. Millet,
vatandaş duysun bunları. Başka
analar ağlamasın, başka ocaklar
sönmesin.” Tanış’ın yakınında
bulunanlar ise acılı babanın basın
mensuplarına konuşmasını engellemek istedi. Baba Tanış, bütün engellemelere rağmen sesini yükseltip
konuşmaya çalıştı.
Mustafa Delikanlı’nın Bayrampaşa’daki baba ocağında da hüzün var.
Şehidin babası Mehmet Delikanlı, acı
haber sonrası fenalaştı. Hastaneye
kaldırılan baba, tedavisinden sonra
askerî ambulans aracıyla tekrar evine
getirildi. Delikanlı’nın nişanlı olduğu,
bu yaz düğün yapılacağı belirtildi.
İki şehit için Eskişehir’de tören
düzenlendi. MUZAFFER SALCIOĞLU,
EMRE SONCAN ZAMAN
‘FIRLATMA KOLTUKLARININ ÇALIŞMADIĞINI SÖYLÜYORDU’ F-4 kazalarının ardından ‘fırlatma koltukları’ tartışılmaya başlandı. Şehit
Yüzbaşı Mustafa Tanış’ın arkadaşı, ciddi bir iddiada bulunarak, “Fırlatma koltuklarının çalışmadığını sürekli söylüyordu.” dedi.
Romen gazeteciler: ‘Baskı altındaki Türk meslektaşlarımızla dayanışma içerisindeyiz’
BİRİNCİ SAYFA’DAN DEVAM
1
Türkiye’de bugün en önemli gazeteci ve aydınların hapiste olduğuna vurgu yapan Romen gazeteci-yazar
Cleopatra Lorinţiu, iktidar aleyhinde görüş ve eleştiri yapan gazetecilerin hapishaneye girme riskiyle karşı karşıya kaldıklarını hatırlattı.
Romanya’da bugün 19 farklı azınlığın
barış ve hoşgörü içerisinde yaşamını sürdürdüğüne işaret eden Lorinţiu, bu açıdan
Romanya’nın Avrupa’nın örnek ülkeleri
arasında yer aldığını kaydetti.
Hyperion Üniversitesi Gazetecilik
Fakültesi Dekanı Ion Marin ise ifade
özgürlüğünün artık ülkelerle sınırlı kalmadığını herkesi ilgilendiren bir konu
olduğuna vurgu yaptı.
Geopolitica dergisi yayın yönetme-
Hyperion Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi Dekanı Ion Marin ise ifade özgürlüğünün artık ülkelerle sınırlı
kalmadığını herkesi ilgilendiren bir konu olduğuna vurgu yaptı.
ni Vasile Simileanu ise 21 yüzyılın en
önemli ana öğesinin “azınlıklar, din ve
kültür olacağını”nı söyledi.
Basın özgürlüğü ile ilgili geçmişten günümüze örnekler veren tarihçi, akademisyen
Dr. Ion Cojocaru, basın özgürlüğü ile ilgili en
Ev ve işyerlerinize
toplu sipariş alınır
dikkat çekici hususun “basın özgürlüğü engellendiği zaman konuşuluyor” olması dedi.
Cojocaru, bugün Türkiye’de olduğu gibi geçmişte Romanya’da da basın-yayın üzerinde
ağır baskılar yaşandığına işaret etti.
Akademisyen Liana Ionescu ise Romen
halkı gözünde “basın özgürlüğü” konusunda iki araştırmanın sonuçlarını aktarırken, vatandaşların yüzde 28’inin medyanın
tamamen özgür olduğunu savunurken,
yüzde 43’ünün ise medyanın özgür olmadığını ifade ettiklerine işaret ederek, “2013
ve 2014’teki yapılan araştırmaların sonucuna göre ülkemizde medyaya güven her
geçen yıl artıyor.” dedi.
Hyperion Üniversitesi Öğretim Görevlisi Gelu Sabu da ifade özgürlüğünü
sınırlandıran tarihsel gelişmeler ve gelenekler üzerinde durdu.
04GÜNDEM
09-15 MART 2015 ZAMAN
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN YURT DIŞI SEÇMEN UYARISI:
Oy kullanmak istiyorsanız 14
Mart’a kadar kaydınızı yaptırın
1
Dışişleri Bakanlığı, Yurt Dışı Seçmen
Kütüğü’ne kaydolmak için son günün
14 Mart olduğunu açıkladı. Yurt Dışı
Seçmen Kütüğü’ne kaydolma gerekliliğiyle ilgili bir açıklama yapan Dışişleri
Bakanlığı, “2015 yılında ülkemizde
gerçekleştirilecek 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde bulunduğunuz
ülkede kurulacak sandıklarda oy
kullanabilmeniz için “Yurtdışı Seçmen
Kütüğü”ne kayıtlı olmanız, bunun
için de adres beyanında bulunmanız
gerekmektedir” uyarısında bulundu.
1
Yurt dışındaki Türk seçmenler, yarım asrı aşkın göç tarihinde ilk kez, önümüzdeki haziran
ayında Türkiye’de yapılacak Milletvekili Genel Seçimleri’nde, bulundukları ülkeden oy kullanarak,
genel seçimlerde sonuçları etkileyecek. Ancak yurt dışında, gurbetçilerin yoğun olduğu bölgelere kurulacak sandıklarda sadece Yurt Dışı
Seçmen Kütüğü’ne kayıtlı olanlar
oy kullanabilecek.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Yurt
Dışı Seçmen Kütüğü’ne kaydolmak
için son günün 14 Mart olduğunu açıkladı. Yurt dışındaki Türkler
ilk olarak geçtiğimiz yılın Ağustos
ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı
Seçimleri için bulundukları ülkelerde
oy kullanma hakkına kavuşmuştu.
Yurt Dışı Seçmen Kütüğü’ne
kaydolma gerekliliğiyle ilgili bir
açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı,
“2015 yılında ülkemizde gerçekleştirilecek 25. Dönem Milletvekili
Genel Seçimlerinde bulunduğunuz ülkede kurulacak sandıklarda
oy kullanabilmeniz için “Yurtdışı
Seçmen Kütüğü”ne kayıtlı olmanız, bunun için de adres beyanında bulunmanız gerekmektedir”
uyarısında bulundu.
Bir seçmenin Yurtdışı Seçmen
Kütüğü’ne kayıtlı olup olmadığını
Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı’nın
(YSK) internet sitesinden (http://
www.ysk.gov.tr) kontrol edebileceğini hatırlatan Dışişleri Bakanlığı, Yurtdışı Seçmen Kütüğü’nün
14 Mart 2015 Cumartesi günü
YSK’nın internet sitesinde ilan
edilecekğini kaydetti.
Alman Dışişleri 1
bakanı
Romanya'ya
resmi ziyaret
gerçekleştirecek
Başbakan Ponta’nın eniştesi yolsuzlukla
suçlandı, annesi savcıya ifade verdi
Romanya Cumhurbaşkanı Klaus Iohannis'in iki hafta önce
gerçekleştirdiği Almanya ziyareti sonrası Almanya Dışişleri bakanı FrankWalter Steinmeier bu hafta başında
Romanya ziyaret gerçekleştirmesi planlanıyor. Alman Bakan Frank-Walter
Steinmeier'in Cumhurbaşkanı Klaus
Iohannis, Başbakan Victor Ponta ve Romen meslektaşı Bogdan Aurescu ile ikili
görüşmeler yapması bekleniyor. Ste-
Dışişleri Bakanlığı, “www.ysk.
gov.tr internet adresinden kontrol ettiğiniz seçmen bilgilerinizde
adres beyanınızın hatalı olduğunu
tespit etmeniz halinde, 14-27 Mart
2015 tarihleri arasında Büyükelçiliklerimizin Konsolosluk Şubelerine
ve Başkonsolosluklarımıza şahsen
müracaat ederek itiraz başvurusunda bulunabilirsiniz” bilgisini verdi.
Adres beyanının hatalı olduğunu tespit edenlerin 27 Mart’a kadar
itiraz hakkını kullanabileceğine dikkat çeken Bakanlık, “İtiraz başvurusu için son gün 27 Mart 2015 olup
bu saatten sonra itiraz başvurusu
kabul edilmeyecektir. İtiraz başvurularının şahsen yapılması gerekli
olup, posta ile itiraz başvurusu yapılması mümkün değildir” açıklamasında bulundu. BÜKREŞ, ZAMAN
inmeier ‘in Romanya'da Alman azınlığın yoğunlukta olduğu, aynı zamanda
Alman asıllı olan Romanya Cumhurbaşkanı Klaus Iohannis'in memleketi
Sibiu'da bu sene 25. gerçekleştirilecek
Romanya Almanları Demokratik Forumuna da katılması planlanıyor. Ayrıca
Bakan'ın Alman ekonomi temsilcileri
ile görüşmesi ve bir Alman şirketin Romanya'daki yatırım açılışına katılacağı
duyuruldu. BÜKREŞ, CIHAN
Avrupa Birliği içinde
eleştiri konusu olan
yolsuzlukla mücadele karnesini düzeltmeye çalışan
Romanya’da Başbakan Victor
Ponta’nın annesi Cornelia
Naum, damadının gözaltına
alındığı bir soruşturmada ifade verdi. Naum, Yolsuzluklarla Mücadele Kurumu’nun
(DNA) geçtiğimiz ay başlattığı yolsuzluk ve dolandırıcılık soruşturması kapsamında savcılara tanık sıfatıyla
bir saat ifade verdi. Naum,
ifadesini verdikten sonra
gazetecilere yaptığı açıklamada, “Ben kaynanasıyım
danışmanı değil.” dedi.
Naum’un damadı ve Başbakan Ponta’nın eniştesi Iulian Hertanu, başkanı olduğu
SC Grossman Engineering
Group adlı şirketin, AB fonuyla yapılan bir kanalizasyon inşaatında zimmetine
para geçirdiği suçlamasıyla
geçen ay gözaltına alınmıştı.
Cornelia Naum’un avukatı Bogdan Vlad, ifadeyle ilgili, “Naum soruşturmada adı
geçen şirkette sadece sözleşmeli olarak çalışan biridir. Şirketin iddia edilen gayri meşru
işleriyle bir bağlantısı yoktur.
Ancak şirket yönetimiyle ailevi bağı olduğu için elbette
soruşturmada adı geçen kişilerle görüşmeleri olmuştur.
Savcının sorduğu sorular da
bu yöndeydi.” açıklamasında
bulundu.
DNA’nın yürüttüğü soruşturmada Avrupa Birliği
fonlarında yolsuzluk ve dolandırıcılık yapıldığı iddiası
ile geçtiğimiz ay Başbakan
Victor Ponta’nın aile üyelerinin de aralarında olduğu
birçok kişinin ev ve işyerlerinde aramalar yapılmıştı. Ponta’nın eniştesi Iulian
Hertanu’nun da suç örgütü
yönetmekle suçlandığı ve
gözaltına alındığı soruşturmada 1,8 milyon Euro değerinde dolandırıcılık ve vergi
kaçakçılığı tespit edildiği
kaydediliyor. 2007’de AB’ye
üye olan Romanya, yolsuzlukla mücadeleyi her geçen
gün artırarak sürdürüyor.
Romanya, Bulgaristan ile
birlikte yolsuzlukla ve organize suçla mücadeledeki eksikliği sebebiyle AB’ye üye ülkeler arasında serbest dolaşım
imkânı sağlayan Schengen
sistemine hâlâ dahil edilmedi.
ÖMER SAİD BURGAZLI - BÜKREŞ
05EKONOMİ
09-15 MART 2015 ZAMAN
Türk lirasını siyasî risk
kaygıları zayıflatıyor
Financial Times,
Türkiye’de doların geçtiğimiz
perşembe günü
2.680’e kadar çıktığına işaret ederken iktisatçıların
liranın zayıflığının
temelinde “siyasi
kaygıların” bulunduğunu söylediklerini yazıyor.
1
Türk Lirası’nın hızlı değer
kaybı, yabancı medyada
haber ve yorumlara konu olmayı
sürdürüyor. Financial Times, doların geçtiğimiz perşembe günü
2.680’e kadar çıktığına işaret
ederken iktisatçıların liranın zayıflığının temelinde “siyasi kaygıların” bulunduğunu söylediklerini yazıyor. İngiliz gazetesinin
“Türk Lirası’nı siyasi risk kaygıları vuruyor” başlığı ile verdiği haberde“ dolara karşı liranın yedi
gün peş peşe düşmesine katkıda
bulunan bu kaygılar büyük ölçüde bir kişiye odaklanıyor: faiz indirimleri için yürüttüğü kampanyayı şaşırtıcı biçimde hızlandıran
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan.” deniliyor.
Erdoğan’ın, Başçı’yı zor durumda bıraktığını yazan gazete,
2006’da 28,5 milyar dolar olan
Türk şirketlerinin dış para borçlarının geçen yıl sonu itibarıyla
180 milyar doların üstüne çıktığının altını çiziyor. Haberde
kredi derecelendirme kuruluşu
Fitch’teki başlıca Türkiye analisti Paul Rawkins gibi analistlerin
Türkiye’nin verimlilik ve tasarrufları artıracak yapısal reformlar yoluyla ekonomisini yeniden
dengeye kavuşturması gerektiğini savunduklarını belirterek
“Ancak Erdoğan, bunun yerine
büyümeyi daha düşük faizler
ve daha zayıf bir para birimi ile
sağlamaya çalışıyor gibi.” diyor.
Hazır yemek zinciri Aladin Foods Romanya pazarına girmeye
hazırlanıyor. EKONOMİ SERVİSİ
Bloomberg: Türkiye, dünyanın en sefil 9'uncu ekonomisi
Türkiye ekonomisindeki kötü gidişat uluslararası araştırma şirketlerinin raporlarına da yansıdı.
ABD'nin önde gelen ekonomi ve iş
dünyası yayını Bloomberg'in, dünyanın durumu en kötü olan ekonomilerini sıraladığı araştırmada
Türkiye, 9’uncu sırada yer aldı.
Bloomberg'in ‘sefiller' (Les Miserables) adını verdiği araştırmada, ülkelerin işsizlik oranları ve
enflasyon (tüketici fiyat endeksi)
verileri baz alınıyor.
2023'e kadar dünyanın en
gelişmiş 10 ekonomisinden biri
olmayı hedefleyen Türkiye, dünyanın durumu kötü olan 9’uncu
ekonomisi oldu. Listede ilk 5 sırayı ise Venezuela, Arjantin, Güney
Afrika, Ukrayna ve Yunanistan
alıyor. Ukrayna için bu denkleme
savaş faktörünün de dahil edildiği
ve savaşın kurbanlarından birin de
ekonomi olacağı belirtildi.
Bloomberg'in en berbat ekonomiler sıralamasında 9. sırada
yer verdiği Türkiye ekonomisi,
2014 yılı 3'üncü çeyreğinde sert
fren yaparak sadece yüzde 1,7
oranında büyüdü. Ekonomideki
yavaşlama, istihdamı da olumsuz etkiledi. Türkiye İstatistik
Kurumu'nun (TÜİK) Kasım 2014
verilerine göre Türkiye genelinde
15 yaş ve üzeri yaş işsiz sayısı son
4 yılın zirvesine çıkarak 3 milyon
96 bin kişiye oldu. Ekim, kasım
ve aralık aylarını kapsayan kasım
dönemi işsizlik oranı, zayıf iç talep ve işgücüne katılımdaki artışla en son Şubat 2011'de görülen
yüzde 10,7 düzeyine yükseldi.
Rönesans İnşaat’tan dünya rekoru
1
Rönesans İnşaat, Rusya’ nın Saint Petersburg
şehrinde yapımını üstlendiği
gökdelenin temel döşemesinin
19 bin 624 metreküplük beton
dökümünü kesintisiz 49 saatte
tamamladı. Böylece şirket, bu
alandaki dünya rekorunu 3 bin
metreküp farkla aştı. Kompleksteki 462 metre uzunluğunda ve
670 bin ton ağırlığında inşa edilecek kulenin temel döşemesi 2
metre çapında ve 65 metre uzunluğunda, toprağı 85 metre delen
kazıklar üzerinde oturuyor.
Türkiye'den seçilen tek şirket oldu
1
2012 yılından bu yana
Birleşmiş Milletler Kadını Güçlendirme İlkeleri'ne
imza atan kuruluşlar arasında
yer alan Borusan Holding aldığı davet üzerine Birleşmiş
Milletler Kadını Güçlendirme
İlkeleri Liderlik Grubu'na üye
olarak seçildi. Grupta akademisyenler, uluslararası sivil
toplum kuruluşları, emek örgütleri, kadın kuruluşları ve iş
dünyası temsilcilerinin yer aldığı toplam 30 üye bulunuyor.
Borusan ise Türkiye'den katılan ilk ve tek şirket.
06DÜNYA
09-15 MART 2015 ZAMAN
DÜNYACA ÜNLÜ AMERIKAN HABER AJANSI ASSOCIATED PRESS’TEN (AP) TÜRKIYE ANALIZI:
Erdoğan'ı eleştirirseniz hapse girebilirsiniz
Dünyaca ünlü Amerikan haber ajansı Associated Press (AP), Türkiye'de son dönemde ifade ve basın özgürlüklerine yönelik hükümetin giderek
artan baskılarına dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a hakaret etmek suçlamasıyla hapse girmenin giderek kolaylaştığını anlatan
ajans, son dönemde Başbakan ve Cumhurbaşkanı'na hakaret iddiasıyla hakkında soruşturma açılan pek çok kişinin ismine yer verdi.
1
“Demokratik Türkiye'de bir kral yok,
ama bu günlerde haberleri izliyorsanız bunu bilmiyor olabilirsiniz.” Dünyaca ünlü Amerikan haber ajansı Associated
Press (AP), Türkiye'de son dönemde ifade
ve basın özgürlüklerine yönelik hükümetin
giderek artan saldırılarını ele aldığı analizine bu cümleyle başladı. Cumhurbaşkanı
Tayyip Erdoğan'a hakaret etmek suçlamasıyla hapse girmenin giderek kolaylaştığını
anlatan ajans, son dönemde Başbakan ve
Cumhurbaşkanı'na hakaret iddiasıyla hakkında soruşturma açılan pek çok kişinin ismine yer verdi. AP, kraliyete hakaretin suç
addedildiği ülkelerdeki kanunlara benzettiği
bu trendin, Türkiye'yi bir zamanlar İslam
dünyasında demokrasinin öncüsü gibi gören
pek çok insanı ‘alarma geçirdiğini' belirtti.
Eski Türkiye güzeli Merve Büyüksaraç'ın
bir sosyal medya hesabından paylaştığı hicivli
bir yazı nedeniyle Erdoğan'ın ismi geçmemesine rağmen soruşturmaya uğradığını ve
ifade verdiğini aktaran ajans, Büyüksaraç'ın
iki yıla kadar hapis cezasıyla yargılandığını
dünyanın dört bir tarafındaki abonelerine aktardı. AP'ye konuşan Büyüksaraç, kendisinin
paylaştığı yazıyı binlerce başka kişi daha paylaşmasına rağmen kendisinin hedef alınmasının, hükümetin ünlü birini seçerek tüm muhalifleri korkutma amacına bağladı. Erdoğan
henüz başbakanken bu yazıyı paylaştığı için
Büyüksaraç'ın ‘şanslı' olduğunu söyleyen AP,
Erdoğan'ın ağustos ayında cumhurbaşkanı
seçilmesiyle beraber kendisini eleştirenlere
karşı ‘beş yıla kadar hapis' öngören çok daha
katı bir yasayı seferber ettiğini anlattı. AP, 7
yıllık görevi boyunca bir önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün söz konusu yasa kapsamında yalnızca ‘bir avuç' dava açmasına
karşın Erdoğan'ın görevinin ilk altı ayında 80
kişiyi ‘cumhurbaşkanına hakaret' suçlamasıyla yargı önüne çıkardığını kaydetti. Ajans, 17
Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını yürüten savcılardan Zekeriya Öz'le röportaj gerçekleştirdiği için mahkemede savunma veren
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar'ı bu bağlamda örnek gösterdi.
Dündar'ın “En küçük rahatsız edici haberi ve
eleştiriyi dahi hakaret kabul ediyor ve hakkında soruşturma başlatıyor ya da dava açıyorlar.” ifadelerine yer verdi. AP, Konya'da 16
yaşındaki M.E.A.'nın ve Balıkesir'de 13 yaşındaki U.R.E.'nin de Erdoğan'a hakaret ettikleri gerekçesiyle mahkemeye çıkarıldıklarını abonelerine aktardı. Cumhurbaşkanı'nın
Iğdır'da yapılan bir heykele ‘ucube' dediği için
bu hafta 4 bin lira tazminat ödemeye mahkûm
edildiğini hatırlatan AP, Erdoğan'ın avukatı
Ferah Yıldız'ın ‘ucube' kelimesi için ‘hakaret
değil eleştiri' savunması yaptığını belirtti.
Yıldız'ın ‘istemeden' Cumhurbaşkanı'na
hakaret' yasasıyla hakkında dava açılanların savunmasını seslendirdiğine dikkat
çekti. DIŞ HABERLER SERVISI
NYT: Erdoğan ‘krallar gibi'
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın beslendiği gıdaların
analizi için bir laboratuvar kurulacağının
açıklanması, New York Times (NYT) tarafından ‘kralların ve firavunların' yemeklerini denemeleri için görevliler bulundurmasına benzetildi. Gazete, Erdoğan'ın
doktorluğunu da yapan AKP Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl'ün açıklamalarıyla
kamuoyuna yansıyan laboratuvarın kurulmasıyla Cumhurbaşkanı'nın yediği ve
içtiği her şeyin radyoaktif madde, zehir ya
da belli tipte bakterileri barındırıp barındırmadığının araştırılacağını okuyucularına duyurdu. Yaklaşık 600 milyon dolarlık
maliyetiyle Saray'ın muhalefet için güçlü
bir sembol haline geldiğini belirten
NYT, dünyadaki pek çok liderin de yiyeceklerinin
güvenliği için kimi
yöntemlere başvurduklarının
altını çizdi.
3 Müslüman gencin katil zanlısına idam talebi
1
ABD'nin Kuzey Carolina eyaletindeki Chapel
Hill kasabasında, üç Müslüman genci öldürdüğü iddiasıyla
tutuklanan katil zanlısı, idam
cezası talebiyle yargılanabilir.
Kuzey Carolina Bölge Savcılığı,
10 Şubat'ta 3 Müslüman genci
öldürmekten hakkında birinci derece cinayet ve meskun
mahalde silah kullanma suçlamalarıyla üç dava açılan Craig
Hicks hakkında idam cezası
davası açılacağını duyurdu. 46
yaşındaki Hicks, 23 yaşındaki
diş hekimliği öğrencisi Deah
Barakat, 21 yaşındaki eşi Yusor Muhammed Ebu Salha
ve 19 yaşındaki baldızı Razan
Muhammed'i başlarından vurarak öldürmüştü.
Sos. Oltenitei, 219-B, Popesti
Leordeni, Ilfov, Tel: 021 361 1872
07AVRUPA BİRLİĞİ
09-15 MART 2015 ZAMAN
AVRUPA PARLAMENTOSU (AP) BAŞKANI MARTIN SCHULZ’DAN TÜRKIYE’YE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ UYARISI:
Basın özgürlüğü, AB’nin müzakere
edilemeyecek en temel değeridir
Avrupa Birliği'nin müzakere edilemeyecek temel değeridir. Türkiye'deki yetkililerden bu uluslararası kurallara uymalarını rica ediyorum."
Schulz, Türkiye'deki gazetecilerin
tutuklanmasını eleştirdi ve "Gazete-
cilerin bağımsızlığı ve basın özgürlüğü Avrupa Birliği'nin müzakere
edilemeyecek temel değeridir. Türkiye'deki yetkililerden bu uluslararası
kurallara uymalarını rica ediyorum."
ifadeleri ile tepkisini dile getirdi.
AB'den Baransu açıklaması:
Yakından takip ediyoruz, soruşturma şeffaf olmalı
ATACAN CUMA MADRİD
Avrupa Parlamentosu (AP)
Başkanı Martin Schulz, son
dönemde gazetecilere yönelik artan baskıya ilişkin Türkiye'ye basın
özgürlüğü uyarısı yaptı. Başkan seçildikten sonra ilk kurumsal ziyaretini İspanya'nın başkenti Madrid'e
yapan Martin Schulz, gazeteci
1
Mehmet Baransu'nun tutuklanmasına ilişkin Cihan Haber Ajansı'na
(Cihan) konuştu.
Yakında Türkiye'yi ziyaret edeceğinin bilgisini veren AP Başkanı, Türk
yetkilileri basın özgürlüğüne saygı
duymaya davet etti. Başkan Schulz
tepkisini şöyle dile getirdi: "Gazetecilerin bağımsızlığı ve basın özgürlüğü
ABD'nin ardından Avrupa Birliği de Taraf gazetesi yazarı gazeteci Mehmet Baransu'nun tutuklanmasına tepki gösterdi. AB
Komisyonu, Baransu davasını 'çok
yakından' takip ettiklerini vurgularken, Taraf yazarının 'sanık olarak
haklarına tam saygı gösterileceği
bağımsız ve şeffaf bir soruşturma ve dava süreci' beklediklerini ifade etti. AB Komisyonu'nun
Komşuluk Siyaseti ve Genişleme
Müzakereleri'nden sorumlu üyesi
Johannes Hahn'ın sözcüsünün bir
soruya karşılık olarak verdiği cevapta, ifade hürriyeti konusundaki
Avrupa standartları hatırlatıldı. "Genel bir ilke olarak bilhassa Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa
Temel Haklar Şartı'nda yer aldığı
şekilde her vatandaşa ifade hürriyeti veren ve gayet iyi bilinen Avrupa
standartlarını hatırlatmak isteriz."
denilen açıklamada ifade hürriyetine
getirilen kısıtlamaların 'istisnai' ve
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) ve içtihatlarıyla uyumlu ve
orantılı olması gerektiği vurgulandı.
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı
Martin Schulz,
son dönemde gazetecilere yönelik
artan baskıya
ilişkin Türkiye'ye
basın özgürlüğü
uyarısı yaptı.
Yakında Türkiye'yi
ziyaret edeceğinin bilgisini
veren AP Başkanı,
Türk yetkilileri
basın özgürlüğüne
saygı duymaya
davet ederek,
“Gazetecilerin
bağımsızlığı ve
basın özgürlüğü
Avrupa Birliği'nin
müzakere edilemeyecek temel
değeridir." dedi.
Karadeniz'de tatbikat gerilimi
NATO, Karadeniz'de tatbikata başladı, Rusya tepkili
1
DRISTOR
Camil Ressu, Nr.1, Sector 3
021 346 81 00
BUDAPESTA
Bulevardul Marasesti Nr.42, Sector 4
021 336 35 36
Ukrayna krizi sebebiyle Rusya ile Soğuk Savaş'tan bu yana
en gerilimli dönemini yaşayan NATO,
Karadeniz'de tatbikata başladı. ABD
Vicksburg kruvazörünün öncülüğündeki tatbikatta Türkiye'den Turgutreis
firkateyni yer alıyor. Almanya, İtalya,
Kanada, Bulgaristan ve Romanya'dan
da savaş gemileri katılıyor. NATO Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan yapılan
açıklamada, “Bu tatbikat, uçak ve denizaltılara karşı görev yapacak ve küçük
gemilerin saldırılarına karşı hazırlık mahiyetindeki simülasyon ile temel manevraları içerecek.” denildi. Rusya ise NATO
gemilerinin Karadeniz'e girmesini ve or-
tak tatbikat yapmasını “provokasyon”
olarak niteledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Aleksandr Lukaşeviç, “Bu gemilerin Karadeniz'e girişi ile ilgili alarm
durumu ve provokasyon olduğunu söyleyebilirim. Bu girişim Ukrayna'da barış
sürecinin devamı ve istikrarın oluşmasına katkı sağlamayacak." uyarısında bulundu. Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov ise, “NATO ülkeleri,
güneydoğu Ukrayna'daki durumu ilerlemek ve Rusya sınırlarına daha da yaklaşmak için bahane olarak kullanıyor.”
dedi. Rus ordusu da Kırım ile Güney ve
Kuzey Kafkasya'da büyük bir askeri tatbikat başlattı. FARUK AKKAN MOSKOVA
SUN PLAZA
Calea Vacareşti, Nr. 391, Sector 4
021 780 70 07
PLAZA ROMANIA
Bd. Timişoara, Nr.26, Sector 6
021 318 28 98
LIPSCANI
Str. Franceza, Nr.17, Sector 3
021 315 55 40
Str. Bobalna
Nr. 28, Sector 5
Bucureþti
COLENTINA
Şos. Colentina Nr.12 Bloc 58, Sector 2
021 346 81 00
MALL VITAN
Calea Vitan, Nr. 55-59, Sector 3
021 346 81 00
PANTELIMON
Şoseaua Pantelimon Nr. 243, Sector 2
0766 055 725
Telefon: 021 3377000/01/02
Mobil:0 747 497 351
0 722 533 262
08BALKANLAR
09-15 MART 2015 ZAMAN
Türk askerinin söylediği
şarkı izlenme rekoru kırıyor
1
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 20 Mayıs 2011’de Cuma namazı sırasında Sofya Banya Başı Camii’nde Müslümanlara karşı yapılan
saldırıdan dolayı Bulgaristan’ı tazminata mahkum etti. Olaydan etkilenen Veli Karaahmet, Strasburg AİHM’de Bulgaristan’a karşı dava açmıştı.
AİHM, Bulgaristan’ı camii saldırısı
nedeniyle tazminata mahkum etti
1
Strasburg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 20 Mayıs 2011’de Cuma
namazı sırasında Sofya Banya Başı
Camii’nde Müslümanlara karşı yapılan saldırıdan dolayı Bulgaristan’ı
tazminata mahkum etti. Olay
esnasında, Cuma namazı öncesi caminin önünde ezan sesini
protesto etmek için toplanan Ataka Partisi taraftarları, daha sonra
saldırıya geçmişti. Olaydan etkilenen Veli Karaahmet, Strasburg
AİHM’de Bulgaristan’a karşı dava
açmıştı. AİHM, Veli Karaahmet’e
3 bin Euro tazminat ödenmesine
ve ayrıca 4 bin 668 Euro mahkeme masraflarının karşılanmasına
karar verdi. Mahkeme, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nde dini
ibadetlerin serbestçe yapılmasına imkan tanındığını hatırlattı. Karar metninde, olayla ilgili
Bulgaristan’da 7 kişinin tutuklanıp bunlara karşı suç duyurusunda bulunulduğu, fakat bir sonuç
alınamadığı kaydedildi. 20 Mayıs
2011’deki olayda, camiden gelen
ezan sesini protesto etmek için
cami önüne gelen parti sempatizanları, sloganlar atmış, camideki
hatibin vaaza başlamasının ar-
tartışmalara neden
Makedonya, 1Büyük
olan ve öğrencilerin protesneden olan yeni eğitim yatepkiler üzerine tolarına
sası geri çekildi. Yükseköğretim ile
yasa değişikliğine tepki gösteeğitim yasasını ilgili
ren üniversite öğrencilerinin "özerk
ilan ettikleri A. Kiril ve Metogeri çekti bölge"
diy Üniversitesi Felsefe Fakültesi ve
dından ise ırkçı Ataka taraftarları,
ibadet eden cemaati ıslıklamaya
başlamıştı. Daha sonra göstericilerden biri hoparlörü götürmeye
kalkınca, Müslümanlardan bir
grup, bunu engellemeye çalıştı.
Müslümanların namaz kıldığı yere
yumurta, taş ve sopalar atılmıştı.
Kısa zaman içinde birbirine giren
gruplar, polisin müdahalesiyle
önlendi. Ataka lideri Volen Siderov, olay yerine gelerek polisleri
suçlayıp İçişleri Bakanı’nın istifasını istemişti. Olay esnasında
dışarıya serilen seccade halılar da
yakılmıştı. BEYNUR SÜLEYMA, SOFYA
diğer fakültelerdeki eylemler sonuç
verdi. Baskılara boyun eğen hükümet teklifi geri çekeceğini açıkladı.
Üsküp Üniversitesi Rektörü Velimir
Stoykovski, varılan karardan dolayı
memnun olduğunu ve gelinen noktanın, her iki tarafın da görüşlerini
yansıttığını söyledi. ÜSKÜP, ZAMAN
Kosova'da 1999 yılından bu yana KFOR barış gücü bünyesi altında görev
yapan Türk askeri, 7'den 70'e
tüm Kosova halkı tarafından
çok seviliyor. Kosova'nın
Prizren kentindeki Sultan
Murat Kışlası'nda konuşlu
bulunan Türk askeri her türlü
destekle Kosova halkının yanında olmaya devam ediyor.
Kıdemli uzman başçavuşun
Kosovalı bir vatandaşın mü-
zik aletleri sattığı mağazayı
ziyaret ettiği sırada dükkan
sahiplerinin ricası üzerine
Orhan Gencebay'ın Akşam
Güneşi şarkısını saz çalarak
söylemesi büyük ilgi gördü.
Müzik aletleri satan dükkan
sahibinin saz çalan ve şarkı
söyleyen başçavuşun görüntüsünü Facebook hesabından
paylaşması üzerine kısa bir
süre sonra video sosyal medyada paylaşım rekoru kırdı.
Sırbistan meclis başkanı ilk
kez Arnavutluk'u ziyaret etti
1
Sırbistan Meclisi Başkanı Maja Gojkovic,
Arnavutluk Meclis Başkanı
İlir Meta'nın davetlisi olarak
bu ülkeye geldi. Meta ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Gojkovic,
iki ülke arasındaki ilişkilerin
daha üst seviye olması gerektiğini ifade etti. Gojkovic, bu
ziyaretin parlamentolar arası işbirliğini artırmak için bir
fırsat olduğunu dile getirdi.
Sırbistan'dan Arnavutluk'a
meclis başkanı düzeyinde ilk
ziyareti gerçekleştirdiğini ifade eden Gojkovic, ekonomik
ve siyasi ikili ilişkilerin yanı
sıra Avrupa entegrasyonu
için ortak bir yol geliştirmeleri gerektiğini söyledi.
Arnavutluk Meclis Başkanı
İlir Meta ise "Arnavutluk
Başbakanı Edi Rama'nın
Sırbistan ziyareti ilişkilerimiz daha üst seviye getirdi."
dedi. Sırbistan Halk Meclisi Başkanı Maja Gojkovic,
Arnavutluk'ta cumhurbaşkanı ve başbakan ile de görüştü. ERVİN SHKULAKU, CİHAN
Orban: Tahkim maddesi bulunan
hiçbir kararı kabul etmeyiz
1
Macaristan Başbakanı
Viktor Orban, ABD ile
AB arasında, ticari anlaşmazlıklarda karar yetkisini Macaristan mahkemelerinin elinden
alacak hiçbir serbest ticaret anlaşmasına onay vermeyeceklerini söyledi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, ABD ile AB
arasında, ticari anlaşmazlıklarda karar yetkisini Macaristan
mahkemelerinin elinden alacak
hiçbir serbest ticaret anlaşmasına onay vermeyeceklerini söyledi. Devlet radyosuna konuşan
Orban, “Anlaşmazlıklarla ilgili
yetkiyi Macaristan yargı sisteminden alıp uzakta, bilmediğimiz, adil kararlar çıkma ihtimali
bulunmayan ya da en azından
bu ihtimali göremediğimiz bir
yere taşıyacak hiçbir serbest
ticaret anlaşmasını destekleyemem.” dedi.
09RÖPORTAJ
09-15 MART 2015 ZAMAN
BU HAFTA VİZYONA GİRECEK 'SELAM; BAHARA YOLCULUK' FİLMİ OYUNCULARI:
Seyirciler mendillerini hazır tutsunlar
Bu hafta (13 Mart) vizyona girecek filmlerden biri de 'Selam; Bahara Yolculuk'. Kendini eğitime adamış ve bu uğurda birçok şeyi
feda etmiş bir öğretmenin hikâyesini anlatan filmin başrol oyuncuları Mert Yavuzca ve Gürol Güngör ile bir araya geldik. Filmle ilgili düşüncelerini aldık, oynadıkları role nasıl hazırlandıklarını, oynarken ya da filmi izlerken neler hissettiklerini sorduk.
GÜLCAN BAĞIRKAN
Selam; Bahara Yolculuk vizyona girdiğinde
seyirciyi nasıl bir film bekliyor olacak? Nelerle
karşılaşacağız?
Mert Yavuzcan: Bir yol hikâyesine tanık olacaklar. Yolculuklar nasıldır bilirsiniz insanları
heyecanlandırır ve yaşanılan tüm sıkıntılara
rağmen bize birçok şey katar. Kim olduğunu anlarsın. Filmde de İsmail öğretmen ve
Mehmet karakterlerinin yolculuğunu ve
bir buluşma hikâyesini izleyeceğiz. Mendillerini hazır tutsunlar.
Gürol Güngör: Kendini eğitime adamış ve bu
uğurda birçok şeyi feda etmiş bir öğretmenin
hikâyesini anlatan adanmışlık filmi, Bahara
Yolculuk. Kendi adıma Kırgızistan'da kırk
beş gün kaldım ve ilk günümden son günüme kadar ailemle görüntülü konuşma fırsatı
buldum. Ama o insanlar oraya gözü kapalı
hiçbir şey bilmeden ellerinde sadece bir valizle yola çıkıyor. Bunu oradaki insanlara eğitim vermek ve bir şeylerin tomurcuklarını
atmak için yapıyorlar. Daha iyi hayat sunmak ve dilimizi dünyaya yaymak amaçları
işte biz filmimizle buna değiniyoruz.
M.Y: Hele ki Kırgız stiliyse (gülüyor).
Karakterle empati kurarken gözlemlerinizden yararlandığınızı söylediniz. Peki sizden neler vardı o rollerde?
G.G: Her karakter oyuncunun içerisinde
olan bir şeydir, okursunuz, giyinirsiniz ve sunarsınız.. İsmail öğretmene ben kendimden
çok şey katmaya çalıştım. Ama gördüklerim
ve öğrendiklerim de etkiliydi. Kötülüğe ve
kaba kuvvete karşı hep sakin olmaya çalışan,
konuşarak çözüme ulaşabilen ve barışa inanan bir insan İsmail öğretmen. Zaten oradaki öğretmenlerin hepsi bu özellikleri taşıyor.
M.Y: İsmail öğretmenin tam tersi bir karakter Mehmet. Aralarında hep bir gözlem
var. Seyirci de zaten Mehmet'in İsmail öğretmenle kendini keşfetmesine tanık olacak.
Her insanın içinde var olan şey sevgi ama
ne yazık ki günümüzde en çok şikâyet ettiğimiz şey de sevgisizlik. Herkes birbirine karşı öfke ve nefret duyuyor. Öyle bir
çağda yaşıyoruz ki artık şiddet olayları ve
cehalet giderek çoğalıyor. Mehmet de
tüm bunlardan biraz taşıyor.
1
‘FEDAKARLIK ÜZERİNE KURULU HAYATLAR’
Sizi hikâyeye dâhil eden ve senaryoyu beğenmenizde etkili olan en ikna edici güç ne oldu?
G.G.: Film için görüşmeye gittiğimde yapımcımız Haluk Örgün ve yönetmenimiz
Hamdi Alkan ile bir araya geldik. Hepsiyle
orada ilk kez tanışma fırsatı buldum ve film
hakkında çok bilgim yoktu. Fakat oradaki
samimiyet ve yaklaşım beni çok etkiledi. Senaryoyu da beğenmiştim..
M.Y.: Senaryoyu okuduğumda gerçekçi
olması ve bir dönem filmi niteliği taşıması
hoşuma gitmişti. Oyuncu olarak bunlar her
zaman benim ilgimi çekmiştir. Projelerimi
seçerken hikâyeler önceliğim oluyor sonrasında ise karakter geliyor. Genelde aşırı zıtlıkları olan, özü derinlikli ve ters açıya yatan
karakterleri tercih ediyorum. Mehmet de
benim için öyleydi. Başından sonuna büyük
değişimin içinde olan bir roldü.
Film aynı zamanda bir dönemi de yansıtıyor. Olaylar Sovyet rejiminden yeni ayrılan ve hâlâ etkisinden
kurtulamamış olan Kırgızistan'da geçiyor. Bu açıdan
nasıl hazırlandınız?
M.Y.: Tabii ki bir oyuncu olarak o dönemi
tanıyıp bilmek bizim sorumluluğumuz. Kırgızistan komünist rejimden çıkmış ve kendilerini dünyaya yeni tanıtıyorlar. O dönemki
cumhurbaşkanımız onlara büyük destek veriyor. Bu insanlar oraya Türkçe öğretmek ve
eğitimin standardını yükseltmek için gidiyor
ve her daim bu misyonu taşıyor. Sonuçta bir kültürün doğuşu eğitimden başlar.
Bu çok güzel bir misyon ve bizlerin farkındalığını da artırdı. Çünkü bire bir onlardan dinleyip, işin aslını bizzat yaşayan
insanlardan dinleyince bambaşka bir bakış
açısına sahip oluyorsunuz. O realiteyi görünce hem çok fazla empati kuruyorsunuz
hem de rollerimize katkı sağlıyor.
G.G.: Okuduğumuz kitaplar haricinde
oradaki insanlarla tanışmak ve Mert'in de-
diği gibi onlardan yaşanılanları dinlemek
Nele
çok büyük bir tecrübeydi açıkçası. Neleri çektiklerini ilk ağızdan duyuyorsunuz.
Kaldıkları barakaları görüyorsunuz yani
yan tarafta duvarları ayıran sadece karton
bir mukavva var o kadar. Ayrıca hiç bilmedikleri bir dilden söz ediyoruz. Vücut
dillerini kullanarak o tohumları atıyorlar.
Bu öğretmenler ve gönüllü kahramanlar
gerçekten büyük işler başarmışlar.
Kırgızistan'da farklı bir iklim ve coğrafya ile karşılaştınız. Çekimler de yorucu muydu?
M.Y.: Açıkçası hava şartları çok cömert değildi (gülüyor).
G.G.: Bizim gittiğimizde güzel bir hava
vardı zaten mevsim ilkbahardı. Fakat sonlarına doğru donduk. Kar vardı tepelerde
aşağıya doğru sert rüzgârlar esiyordu. Göle
giriyorduk sıcak ama çıktığımızda soğuktan
titriyorduk. Ama tabiat inanılmaz derecede
güzel ve el değmemiş.
Kadroda birçok Kırgız oyuncu da yer alıyor. Onlarla
çalışmak size neler kazandırdı?
M.Y.: Amatör oyuncuların yanı sıra profesyoneller de vardı. Örneğin filmde Sultanbek
rolündeki Egemberdi Bekbolıev hem Bişkek'teki drama okulunun başkanı hem de
devlet tiyatroları oyuncularından bir tanesiydi. Kendisi ile çalışmak, onu tanımak ve tecrübelerinden yararlanmak bizim için onurdu
diyebilirim. Mesela onunla sessiz oyunlarımız vardı ve replikli sahnelerimiz çok fazla
yoktu. Ama birbirimizin dilini bilmeyişimiz
bize engel olmuyordu ve başarıyorduk.
Rolleriniz için ata binme eğitimleri almışsınız. Ama
eyersiz bir şekilde kayalık zeminde ata binmenin yine
de zorlukları olmuştur.
M.Y: Büyük tecrübeydi benim için.
G.G: Ben bugüne kadar hiç eğersiz ata binmemiştim. İkimiz de daha önceden ata binmeyi az çok biliyorduk ancak ata binmekle
eyersiz ata binmek arasında fark varmış.
Filmin ana teması fedakârlık ve zaten
hikâyesini de bunun üzerine kuruyor. Siz kendi
yaşamınız için böyle bir fedakârlığa nasıl bakı
bakıyorsunuz? Gidebilir miydiniz?
G.G.: Bu çok zor bir şey. Ortamı gördüğünüz zaman idrak edi
ediyorsunuz. Siz ülkenizi, ailenizi ve
dostlarınızı geride bırakıp bilinme
bilinmeze gidiyorsunuz. Geri dönmeye
niyetiniz yok yani. Oralara gidip
imkânsızlıklardan bir şeyler çıkarmaya çaça
lışıp ve emeklerinin karşılığını görüyorlar.
Şimdi gider misiniz Kırgızistan'a öğret
öğretmen olarak derseniz evet giderim. Ama
oraya ilk giden kişiler gibi hiçbir şey
bilmeden oralara gidemezdim. Çünkü yokluklarla mücadele ediyorsunuz.
Düşünün ki telefon, elektrik, telgraf ve
hijyen yok, yok işte.
M.Y.: Oradaki insanları görünce anlıyorsunuz. Resmen bile bile gidiyorsunuz.
Ne olacağı belli değil. Öyle insanlarla tanıştık ki eksi 40 derecede soğuklarda bir
daha çocuk sahibi olamayacak hale gelseler de vazgeçmemişler. Sırf bu fedakarlık
ve misyon uğruna gidip kendi sağlıklarını
görmeden bu işe gönül veriyorlar. Şimdi
düşününce bu duygu anlatılmaz.
Siz izleyince neler hissettiniz?
G.G.: Filmi parça parça çekiyorsunuz,
sahneyi biliyorsunuz ama montajdan sonraki halini oturup izlediğinizde oynadığınız filmde duygulanıp ağlıyorsanız. Yani
ben ağladım ne diyebilirim, başkaları da
muhakkak ağlayacaktır.
M.Y.: Ben inanılmaz etkilendim bir kere
etkilenmemek elde değil. Öyle sahneler var
ki işin içindeyken görememişiz ama bağlandıktan sonra onu filmde görmek bambaşka.
Oyuncu olarak atlaya atlaya çekiyorsunuz
sonuçta. Her seyircinin yaşanmışlıklarını
cımbızlayacağı anlar oldukça fazla.
10AİLE
09-15 MART 2015 ZAMAN
Çok fazla çizgi film izleyen Çağdaş ailede değişen değerler
çocuk saldırgan oluyor
1
1
Televizyon izlemek, büyüklerde olduğu gibi çizgi film izleyen çocukların da hayatını olumsuz etkileyebiliyor.
Çizgi filmlerin çocukların hayal dünyasını
genişlettiğini söyleyen Reem Nöropsikiyatri
Merkezi'nden Uzman Dr. Mehmet Yavuz,
ancak içeriği her zaman masum olmayan
çizgi filmlerin çocukların ahlaki ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebileceğini
kaydediyor. Çocukların 18 aylıktan itibaren
televizyondan gelen uyarılara, seslere ve
görüntülere aşina olacağını aktaran uzman,
“Sürekli şiddet içerikli çizgi film izleyen çocukların diğer yaşıtlarına göre daha fazla
kavga ettikleri ve çok daha gergin oldukları
gözlemlenmektedir. Bu çocukların annebaba ve büyükleriyle ilişkilerinde daha gergin, sabırsız ve asi oldukları görülür.” diyor.
Şiddet içeren çizgi filmleri izleyen çocukların
acı ve üzüntülere daha az hassas olduklarını
belirten Yavuz, yapılan araştırmalara göre
şiddet içerikli çizgi film izleyen çocukların
çevrelerine karşı saldırgan davranışlarda
bulunmada diğerlerine göre daha yatkın
olduklarını kaydediyor. Günde ortalama
3-4 saat televizyon izleyen çocukların diğer
çocuklara göre yüzde 40 dikkat eksikliği ve
hiperaktivite oluşumuna daha yatkın olduğunu belirten uzman şunları söylüyor:
“Çocukların TV ve çizgi film saatlerini kontrol altında tutun. Şiddet ve öfke içeren çizgi
filmleri izlemesini engelleyin. Farklı hobi ve
uğraşlara yönlendirin.”
Televizyon izlemek, büyüklerde olduğu
gibi çizgi film izleyen çocukların da hayatını
olumsuz etkileyebiliyor. Çizgi filmlerin çocukların hayal dünyasını genişlettiğini söyleyen Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden
Uzman Dr. Mehmet Yavuz, ancak içeriği
her zaman masum olmayan çizgi filmlerin
çocukların ahlaki ve psikolojik gelişimini
olumsuz etkileyebileceğini kaydediyor. Çocukların 18 aylıktan itibaren televizyondan
gelen uyarılara, seslere ve görüntülere aşina
olacağını aktaran uzman, “Sürekli şiddet
içerikli çizgi film izleyen çocukların diğer
yaşıtlarına göre daha fazla kavga ettikleri ve
çok daha gergin oldukları gözlemlenmektedir. Bu çocukların anne-baba ve büyükleriyle ilişkilerinde daha gergin, sabırsız
ve asi oldukları görülür.” diyor. Şiddet
içeren çizgi filmleri izleyen çocukların acı
ve üzüntülere daha az hassas olduklarını
belirten Yavuz, yapılan araştırmalara göre
şiddet içerikli çizgi film izleyen çocukların
çevrelerine karşı saldırgan davranışlarda
bulunmada diğerlerine göre daha yatkın
olduklarını kaydediyor. Günde ortalama
3-4 saat televizyon izleyen çocukların diğer çocuklara göre yüzde 40 dikkat eksikliği ve hiperaktivite oluşumuna daha yatkın
olduğunu belirten uzman şunları söylüyor: “Çocukların TV ve çizgi film saatlerini kontrol altında tutun. Şiddet ve öfke
içeren çizgi filmleri izlemesini engelleyin.
Farklı hobi ve uğraşlara yönlendirin.”
DR. RAGIP GÖKÇEL (*)
Aile, bütün toplumlarda var olan ve
dayanışmaya bağlı oluşturduğu, en dar
hali ile ebeveyn ile çocuklardan oluşan sosyal
bir gruptur. Bu sosyal grubun liderleri hiç şüphesiz anne ve babadır.
Anne ve babanın birbirini seçme şansları varsa da, çocuklarını seçme veya çocukların ebeveynlerini seçme imkânları yoktur.
Ebeveynler çocuklarının karakteri veya fiziksel özellikleri üzerinde genetik mirasları
hariç herhangi bir etki ve tercihe sahip değiller. Yine aynı şekilde çocuklar ebeveynleri
üzerinde herhangi bir tercih hakkına sahip
olamazlar ve onların kültürel dini ve ahlaki
miraslarının etkisi altında yetişirler.
Ebeveynlerin fıtratlarında mevcut olan
‘şefkat’ ve ‘sevgi’ sayesinde çocukların, ruh
ve kişilik sağlığı içinde yetişme zemininin hazırlandığı en yaygın ve güvenilir kurumdur
aile. Ailenin en temel özelliği (istisnai durumlar hariç) ilişkilerin özellikle de çocuklar
ile süresiz, şartsız ve ömür boyu olmasıdır.
Bu nitelikleri ile benzer görevleri üstlenen
resmi kurumlardan farklılık göstermektedir.
Çocukların bakımını üstlenen ve ailenin fonksiyonlarını kısmen karşılamaya çalışmasının
yanında barınma ihtiyaçlarını karşılayan kurumlar, ekonomik maliyetinin yüksekliğine
ilaveten asla aile içindeki sıcak yuva ortamını
sağlayamamıştır. Aile içi düzenin eğitimin
temelinde kültürel, ahlaki ve dini değerler
etkinliğini devam ettirmektedir. Ancak sosyal değişimler beraberinde aile modelinde
değişimi de beraberinde getirmiştir. Konuyu
açıklama adına özetleyebileceğim değişimler
adına; evlenilecek hayat ortağının seçimde
artan özgürlükler, kadınların ilk evlilik yaşının ilerlemesi, genç çiftlerin giderek artan
ekonomik bağımsızlığı, yakın akrabalar arası evliliklerin azalması, boşanma oranlarındaki artış, boşanma veya eşinin ölümü sonrası
tekrar evlenme oranlarındaki artış sayılabilir.
Elbette değişim sadece aile kurumu ile sınırlı
kalmamakta ailenin önemli bir unsuru olan
çocuklarını da içine almaktadır. Konuyu araştıran Alman Profesör Klaus Hurrelmann ve
ekibinin 15. Shell Gençlik çalışmasında öne
çıkan sonuçları şunlardır:
Çocuklar, ergenlik yaşına çok çabuk ulaşmaktadırlar ve 1800 ile 2000 yılları arasında
ergenlik çağı beş yıl öne gelmiştir. Hatta gü-
Bilet almak hiç
bu kadar
kolay olmamýþtý!
Necmettin Yücel
Mobil: 0 726 682 222
e-mail:[email protected]
nümüzde dokuz yaşında bile biyolojik olarak
kadın olan kız çocuklarına rastlamaktayız.
Ergenlik yaşı ortalaması kızlarda 11,5 yaşa
kadar, erkek çocukları da ise 12,5 yaşa kadar
düşmüştür. Geleneksel olarak gençlikten yetişkinliğe geçişi kabul edilen iş hayatına geçiş
ve evlenerek çocuk sahibi olmanın giderek
ileri yaşlara ertelenmesi hatta bazen tamamen
terk edilmesi eğilimleri yaygınlaşmaktadır.
Eskiden nesiller arasında yavaş ve tedrici gerçekleşen değişimler, günümüzde iletişimin sınırsızlığı içinde daha hızlı ve belirgin olmaktadır. Birçok nesil içinde tamamlanan sosyal ve
kültürel değişimler günümüzde bir nesil içinde geçekleşmektedir. Modern Batılı sanayileşmiş toplumlarda yaşam tüm yaş gruplarındaki insanlar için önceki dönemlere kıyasla çok
daha esnek hale gelmiştir. Çocuklar ve gençler hayatlarının oluşum aşamasında bu durum ile karşılaşırlar. Bu onlara dünyanın çok
çoğulcu sosyal yaşam çeşitliliği içinde yaşam
alanı kurmalarına fırsat verir. Hayat tarzlarının
çokluğu içinde aile kurumunun fonksiyonlarını tamamen üstlenen bir yapı oluşmadığı halde ailenin giderek yok olması toplum için bir
tehlike sinyalidir. Aile ile birlikte yeni nesillere
aktarılan evrensel, kültürel ve dini değerlerin
durumu ne olacak? Yeni toplum yapımızın bu
değerlere ihtiyacı mı kalmadı? Toplumumuzun bu ve benzer hayati sorunlarına çözüm
yolları bulmamız gerekmektedir. Egosantrik
ve tüketim temayüllü bir hayat tarzını dikte
eden küresel eğilimlere karşı milli ve manevi
değerlerimizin ayakta tutacak, kültürel zenginliğimizi devam ettirecek başlıca kurum
ailedir. F. Gülen Hocaefendi’nin ‘Çekirdekten
Çınara’ adlı eserindeki tanımla: “Aile, cemiyetin en önemli rüknüdür. Bu rüknün sağlamlığı
millet ve devletin sağlamlığı demektir.” Çözüm olarak; aile içi eğitimden başlayarak, örgün eğitim içinde konu ele alınmalı ve çözüm
yolları araştırılmalıdır. Aile, çocuklar için bir
koruyucu kalkan ve çocuklarımızın dışarıda
karşılaşacağı maddi-manevi hastalıklara karşı tedavi merkezi olmalıdır. Rol-model vazifesini üstlenmiş ebeveynlerin çocukların
eğitiminde anahtar bir pozisyona sahip olduklarını göz ardı etmemeliler ve her hareketlerini bu açıdan değerlendirmeliler. Çünkü
çocuklar anne ve babasının sözünden ziyade
fiillerini taklit ederler. (*) GÜNEYDOĞU AVRUPA
LUMINA ÜNIVERSITESI SENATO BAŞKANI
N
E
C
M
E
T
Ý
N
BU SAYFA, M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ’NİN SOHBET VE YAZILARI ESAS ALINARAK HAZIRLANMAKTADIR
Haftanın Duası
Ya Rab! Sana sığınıyor, isteyeceğimizi sadece Sen’den istiyor ve yalnızca
Sana teveccühte bulunuyoruz. Sen de biliyorsun ki, başka bir şey değil,
Sen’den sadece Sen’i istiyoruz ve Rab olarak da bir tek Sen’den razı
olabiliriz. Ne olur, bahtına düştük, bizi cismaniyetin ve bedene kulluğun
derekelerinden (alt basamaklar), kalbin, ruhun ve sırrın derecelerine
(üst basamaklar) çıkar. Çıkaracağına inancımız da tamdır.
09-15 MART 2015 SAYI: 693
{{
Sözün Özü
İnsanları aydınlatma yolunda koşanlar, hep onların saadetleri için
çırpınıp duranlar, hayatın çeşitli uçurumlarında onlara el uzatanlar,
kendilerini idrak etmiş öyle yüce ruhlardır ki; bunlar, içinde yaşadıkları cemiyetin koruyucu melekleri gibi, toplumu saran musibetlerle
pençeleşir, fırtınaları göğüsler, yangınların üzerine yürür ve muhtemel
sarsıntılar karşısında daima tetikte bekler dururlar.
Şeytan ve çağdaş takipçileri
Ş
eytan, Allah’ın rahmetinden uzak
düşmüş, işi azgınlık ve azdırma;
varlığını fitne, fesat, nifak ve şikak
ekseninde sürdüren lanetlik bir tali’sizdir.
Şeytânettir onun her işi ve şer peşinde
koşar sürekli; koşar ve insanlarda kötülük
duygularını tetikleyerek, onları iyilikten,
güzellikten ve faziletten uzaklaştırarak
âdeta kendine benzetip aveneleri hâline
getirir. Dinî emirlere başkaldırma, Allah
ve Peygamber’in dediklerini tersine çevirme, menhiyât yollarına su serpip insanları bohemleştirme onun en çok üzerinde
durduğu hususlardandır. O her zaman ve
her yerde kanun ve kural tanımazlığı
yeğler atmosferine girenlere. Böylelerinin hırslarını şahlandırır, cismanî ve
bedenî arzularını kamçılar, onlara sürekli çalma-çırpma yollarını gösterir,
zevk u safâ ile başlarını döndürür ve
pek çoğunu kendi gibi iblisleştirir.
İnsanoğlu bu muzır mahlûku ilk defa
Hazreti Âdem’e secde hâdisesinde Allah’a
başkaldırmasıyla tanısa da, bu bahtsızın
sergüzeştisi, -Allahu a’lem- iç problemleri
ve düşünce çelişkilerine bağlı olarak çok
daha eskilere dayanmaktadır. O, tabiatındaki potansiyel kıskançlık hissi, aldatma
cibilliyeti, benlik duygusu, isyan ruhu ve
şöhret zaafıyla -bütün bunlarda iradesi bir
şart-ı âdî- günümüzdeki takipçileri gibi
isyan ahlâkıyla sürekli köpürüp duran, fesada kilitlenmiş, bayağılardan bayağı bir
varlıktır. Onun iç dünyasını ve mahiyetini teşkil eden esas unsurlarında sürekli
kötülük duyguları kaynayıp durduğu için
yörüngesine giren ins ve cinden herkese de aynı şeyleri mırıldanır. Hususiyle
de bir kısım karakter problemi olanları
kendine benzetmeye çalışır ve böylelerine mütemâdiyen şeytanî mülâhazalar
üfler.. onların dem ve damarlarında dolaşır.. ve bu bahtsızlara hep negatif şeyler fısıldar. Bu zavallılar, iç dünyalarında
şekillenen söz, beyan ya da yazıya dökülen düşünce şeklindeki olumsuzlukları kendi fikirleriymiş gibi sanırlar ama
bütün bu menfîliklerin arkasında şeytanî
dürtülerin olduğu açıktır.
Hazreti Âdem’e secde emrine “hayır”
diyerek isyan bayrağı açan, hatta daha da
ileri giderek Hakk’a karşı diyalektik ve cedele girişen şeytan ne ise günümüzün modern Mefisto’ları da onun izinde hemen
her zaman sürekli iyiye-güzele baş kaldırmakta, Allah’ı, Peygamber’i unutturmaya
çalışmakta ve şeytanî mülâhazaların gelişip güçlenmesine zemin hazırlamaktadırlar. Goethe’nin de Faust kitabında ifade
ettiği gibi, dünden bugüne şeytan ve insan
mücadelesi, küfür ve iman retleşmesi hiç
dinmemiştir ve dinmeyecektir de...
MAZLUMUN ALLAH’I VARDIR
Bu mücadele çerçevesinde bazen zemin
küfür ve ilhada müsait hâle getirilmiş ve
mülhidler bütün bütün küstahlaştırılmış,
bazen mü’min gönüller kaba kuvvetle
sindirilmiş, bazen bir kısım şımarık ruhlar
kendilerinden başka kimseye hakk-ı hayat tanımama despotizmasına girmiş,
bazen de günümüzde pek çok emsaliyle ürperdiğimiz türden ne zulümler ne
zulümler işlenmiş ve işlettirilmiştir!..
Düşünmemişlerdir bu tiranlar kendilerinden daha güçlü bir “Kudret-i
Kahire”nin mevcudiyetini.. düşünmemişlerdir zâlimin zulmü varsa
mazlumun da Allah’ı olduğunu, bugün insanlara cevr u cefâda bulunanların yarın sürüm sürüm hâle gelip
inleyeceklerini. Bundan daha acısı da,
hayatlarını zâlim ve müstebitlerin güdümünde sürdüren tali’sizler, olup bitenlerden hiç mi hiç bir şey anlamamışlardır; anlamamış ve hep başlarındaki
tiranların emellerine hizmet etmişlerdir.
Fark edememişlerdir ne duruma düştüklerini ve ne bayağı işlere itildiklerini.
İşin doğrusu, böylelerinin sonu da her
zaman çok acı olmuştur ve olmaktadır.
Atalarımız, “Şeytanın dostluğu darağacına kadardır!” derler. Bunların akıbeti
de işte hep böyle noktalanmıştır. Bunlar
dünyada hiç gülmedikleri gibi geleceklerinden de asla emin olamamışlardır;
olamazlardı da, zira insî-cinnî şeytanlar
onların ruhlarını çarpmıştı.. evet, onlar
bir kere daha Mefisto’nun o sinsi oyununa gelmişlerdi.. aldanmışlardı dost görünen düşmanlara ve kendilerinden sandıkları yabancılaşmış ruhlara.
Şimdilerde bu gariplerden garip dünyaya musallat olan mülhidler, münkirler, bohemler, şehvet simsarları, hak ve
adalet bilmez tiranlar; tali’siz yığınlara
şeytanların yapmadıklarını, yapamadıklarını yapmaktadırlar. Öyle ki, düşünceleri olabildiğine kirli, ağızları bozuk,
içleri kin ve nefretle köpürüp duran bu
şer şebekeleri, kendileri gibi düşünmeyenlere sürekli saldırmakta, herkese bir
çeşit kara çalmakta, istediklerini göklere
çıkarırken istemediklerini de rahatlıkla
yerin dibine batırmaktadırlar.
Allah, bizleri, “Şeytanın arkasına takılıp gitmeyin; o sizin için apaçık bir düşmandır ve sizi hep hayâsızlık ve çirkin
işler yapmaya teşvik etmektedir.”(Bakara
Sûresi, 2/168-169) diyerek ondan uzak
durmaya çağırmış.. “(O lanetlik küstah,
Allah’ın kendisini kovmasına karşılık) Ben
de Senin kullarından bir kısmını kendime
râm ederek her zaman onları saptıracak
ve çeşit çeşit kuruntularla avutacağım.”
(Nisâ Sûresi, 4/118-119)
beyanıyla bu mel’ûnun
hıncını hatırlatarak bizi
teyakkuza sevk etmiştir.
Keşke bütün bunları
anlayabilseydik!
1
Şeytan, Allah’ın rahmetinden
uzak düşmüş, işi azgınlık ve
azdırma; varlığını fitne, fesat,
nifak ve şikak ekseninde sürdüren lanetlik bir tali’sizdir.
2
Şeytan, hususiyle de bir kısım
karakter problemi olanları
kendine benzetmeye çalışır
ve böylelerine mütemâdiyen
şeytanî mülâhazalar üfler..
3
Zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı vardır. Bugün
insanlara cevr u cefâda bulunanlar yarın sürüm sürüm
hâle gelip inleyeceklerdir.
12YORUM
09-15 MART 2015 ZAMAN
HIDAYET KARACA*
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Özgürlük bedel ister
Adam, kendisine çalışıyor
Türkiye'nin özgür geleceği adına kaygılanan herkes bedel ödüyor bugünlerde. Demokrasi ve
şeffaflık talebinde bulunanlar baskına uğruyor,
tutuklanıyor ya da en iyi ihtimalle Nazi Almanya'sını hatırlatan baskı yöntemleriyle linç ediliyor.
Franz Kafka'nın 1914'te yazdığı Dava adlı kitabında anlattığı hukuki kaos, yüz yıl sonra ülkemizde
gerçeğe dönüştü. Karanlık adli bürolarda yukarıdan gelen talimatlarla oluşturulan dosyalar, neyle
suçlandığını bilmeden yargılanan masum insanlar,
sanıksız ve savunmasız duruşmalar, kısıtlanan özgürlükler ve özellikle de hukuktan uzak kararlara
imza atan yargıçlar… Yüz yıl öncesinde bir yazarın
hayal dünyasında şekillenen bu manzara günümüz Türkiye'si için hiç de yabancı değil. Hukuk
bir yana akla ve mantığa aykırı kurgular üzerinden
suçlama geliştirip bir tek delil gösterilmeden tutuklandım. Bu kararı da yukarıdan gelen talimatlarla
‘proje' olarak kurulan Sulh Ceza Hakimliği sistemi
verdi. Ve ben bu satırları kaleme aldığım sırada 73
gündür bu kaos planı kapsamında tutukluyum.
Özgürlüğümden mahrum bırakıldığım bu dört
duvar arasında ülkemin gidişatını yakından takip
ediyorum. İnsan haklarına kasteden taciz ve tecavüzlerin artık zulüm eşiğini de aştığını görüyor
ve çok üzülüyorum. Birçoğu gazeteci meslektaşım
olmak üzere bu sıkıntılara maruz kalanların acısını
derinden yaşıyorum. Ama en çok da ülkemin geleceği adına endişeleniyorum. Özgür ve huzurlu bir
hayat arzulayan her vatandaş gibi ben de demokrasi kültürünün tamamen bertaraf edilmesinden
korkuyorum. Meclis'teki sandalye sayısına sığınıp
Anayasa ve demokrasiye aykırı yasa maddelerinin
birer birer hayata geçirildiğini gördükçe endişelerim artıyor. Molotof ve bonzai düzenlemesini kılıf yaparak iç güvenlik paketindeki yasakçı birçok
maddeyi milletin gözünden kaçıran siyasi anlayış,
bu korku iklimini daha da büyütüyor. Yine de
ümidim tükenmiş değil. Baskılar karşısında pes etmeyen gazeteci meslektaşlarımı, akademisyenleri,
aydınları ve siyasileri görüyorum. Demokratik bir
ülkede yaşayacağımız günlere inancım artıyor.
Dünyadan gelen tepkileri gördükçe huzur ve
özgürlüklere uzanan bu yolda yalnız olmadığımızı
anlıyorum. Avrupa Parlamentosu, 14 Aralık 2014
tarihli özgür basına darbe operasyonunu duyar
duymaz ayağa kalktı. Parlamento, oybirliğiyle kabul ettiği raporda ismimi de anarak özgürlüklere
kasteden bu darbeyi diplomasideki en ağır tavırla
kınadı. Amerikan Kongresi'nden 88 vekil özgür
basına darbe operasyonuna tepki için ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'ye mektup gönderdi. Dünyanın saygın basın kuruluşlarından Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Başkanı Joel Simon, medyaya
yönelik saldırıların durdurulması talebiyle Başbakan Davutoğlu'na mektup yazdı. Freedom House
ve İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün de aralarında
bulunduğu birçok uluslararası kurum ve örgüt,
ben ve diğer gazeteci meslektaşlarımın gasp edilen hakları için seslerini yükseltti. Sadece bu birkaç
örnek bile ülkemizdeki siyasi baskı ortamının dış
dünyadan net bir şekilde görüldüğünü ve yakından takip edildiğini gösteriyor. “Umursamıyorum”
ifadeleriyle sınırlarımıza otoriter bariyerler inşa
edilse de henüz dünyadan kopmadık. Ümitliyim…
Türkiye'nin geleceği için bedel ödemeyi göze alanlar, dar dairedeki menfaatlerini koruma pahasına
ülkemizi özgür dünyadan koparmaya çalışanlara
engel olacak. Bu direnç, özgürlüklerin önündeki
tüm bariyerleri yıkacak.
Çünkü özgürlük bedel ister..
*Samanyolu Yayın Grubu Başkanı
MEHMET KAMIŞ
AKP seçimde ne vaat ediyor?
AK Parti 2002 yılında iktidara hazırlanırken 3Y’den
bahsediyor ve bunu ortadan kaldırmayı vaat ediyordu. Bu 3Y’nin açılımı Yolsuzluk, Yoksulluk ve
Yasaklardı. Türkiye, 28 Şubat sürecinden ve bu
sürecin meydana getirdiği derin ekonomik krizden
kurtulmaya çalıştığı bir dönemi yaşıyordu. Gerçekten de ülkenin yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla başı büyük dertteydi. Banka hortumlamalarıyla meydana gelen ekonomik türbülans ülkeyi
batma noktasına getirmişti. Devlet bu hortumlamaya göz yumarken toplum anlamsız, lüzumsuz
yasaklarla bir hayli gerilmişti. AK Parti’nin vaatleri
seçmen için oldukça etkileyiciydi.
2007’ye ise Cumhurbaşkanlığı seçimleri damgasını vurmuştu. 2002 seçimlerinden sonra başlatılan Avrupa Birliği’ne uyum yasaları toplumda
karşılık bulmuştu ancak bürokrasi son bir hamle
ile 367 konusunu icat etmişti. Bu gerginlikle gidilen
seçimlerde AK Parti, Avrupa Birliği standartlarında
demokrasi vaat ediyordu ve inandırıcı bulunuyordu. Hele de seçim gecesi Recep Tayyip Erdoğan’ın
yaptığı balkon konuşması siyaset literatürüne geçecek kadar önemliydi. Erdoğan burada yaptığı konuşmada, “Bize oy vermeyenlerin de mesajını anlıyorum. Kime oy vermiş olursanız olun oylarınız
bizim için değerlidir. Tercihlerinize saygı duyuyoruz. Farklı tercihlerinizi demokrasimizin zenginliği
olarak görüyoruz.” şeklinde ifadeler kullanmıştı.
Tayyip Erdoğan kendisi gibi düşünmeyenlere, rahat olun bize oy vermiş gibi size de hizmet edeceğiz, sizi ötekileştirmeyeceğiz, diyordu.
12 Haziran 2011 seçimlerine ise demokratik,
insan merkezli yepyeni bir anayasa vaadiyle girildiğinde herkes Türkiye’nin artık bir demokrasi volesi
vuracağını zannediyordu. En önemli seçim sloganlarından birisi “Üstünlerin hukuku değil hukukun
üstünlüğünü tesis edeceğiz.” sözüydü. AKP bu se-
çimlere demokrasi, insan hakları ve yeni anayasa
vaadiyle gitti ve millet bu vaatlere hakikaten kandı.
İktidar partisi, tarihinde görmediği bir oy topladı.
Ancak bu, AKP’nin daha çok demokrasi vaat ettiği
son seçimler oldu.
Peki 7 Haziran seçimlerine giderken AKP topluma ne vaat ediyor? Yolsuzlukla, yoksullukla ve
yasaklarla mücadeleyi mi? Demokratik bir anayasayı mı? Avrupa Birliği’ne uyumlu bir ülke olmayı
mı? Herkesin kendini kolayca ifade ettiği, yasakların kaldırıldığı, gelir adaletinin sağlandığı ve kamu
malları üzerinden zenginleşmenin sonlandırıldığı
bir ülke olmayı mı? Ya da Türkiye’yi bir dünya ülkesi yapmayı mı? Kalkınmasını tamamlamış, hem
bölgenin hem de bütün dünyanın yükselen yıldızı
olmayı mı? Bütün bu sorulara verilecek cevap tabii ki kocaman bir hayır! Ya ne vaat ediyor? Polis
devleti olmayı, ne olursa olsun, ne pahasına olursa
olsun iktidarda kalmayı, kendisi gibi düşünmeyen
herkes ve her inançla mücadele etmeyi, ülkeyi MİT
üzerinden yönetip bütün herkesi tek tek fişlemeyi,
kendisinden olmayan herkesi ötekileştirmeyi... Seçimle gelmiş krallar için daha çok debdebe, daha
çok şatafat, daha yeni makam arabaları, daha büyük saraylar vaat ediyor. Bütün her şeyi bir kişinin iki dudağı arasında yönetebileceği yeni bir
sistem vaat ediyor. Dünyada yalnızlaşmış, bütün
dünya ile köprüleri atmış, ekonomisi krizde, sadece bir grup seçkinin mutlu olduğu bir ülkeye
doğru gitmek var, vaatleri arasında. Hiçbir hükümet döneminde bu kadar idarenin tetiği haline
gelmeyen yargıyı büsbütün kontrol altına alma
sözü veriyor! Böylece tam anlamıyla üstünlerin
hukukunu uygulamayı vaat ediyor. Olayı ajite
etmiyorum, sakin bir kafayla oturup düşünün
lütfen; Türkiye nereye gidiyor, AKP’nin murat
ettiği ülkenin gerçek fotoğrafı nasıl diye...
Adam yerinde duramıyor, üstelik elini attığı her işi istediği gibi sonuçlandırıyor,
yani başarıyor; ancak ne var ki sadece kendisine çalışıyor. Memleketin yüksek
menfaatleri tek kişinin kaprislerine, hesaplarına ve en önemlisi çaresizliğine
feda ediliyor. Mehmet Baransu'nun tutuklanması, 17/25 Aralık savcıları ve hakimi için HSYK kararı ile kovuşturma açılması "millî orduya kumpas kuruldu"
tezgâhının içi kurt dolu meyvelerinden sadece ikisi. Türkiye'de son bir buçuk
yılda kimin nasıl değişip tanınmaz hale geldiğini anlamaya çalışanlar bu tezgahın faillerini, maksatlarını ve sonuçlarını sorgulamalı. En çok da bu ülkeye maliyetini... Yanlış hesap mutlaka geri dönecek, bu arada ne kadar gecikirse milletin
ödediği bedel o kadar artacak.
Tek tek memleketin uğraştığı sorunlara ve kabaran faturaya bakın, sorumlusu sadece tek kişi.
"Ben diyorum ki faiz sebeptir, enflasyon da neticedir". Erdoğan'ın Başçı
ve Babacan'a karşı ileri sürdüğü bu tez, sıradan bir tavuk-yumurta meselesi
değil. Kimin doğru düşündüğünü döviz kuru bağıra bağıra söylüyor. Koskoca Cumhurbaşkanı'nın belli ki Merkez Bankası Başkanı'na ve Ekonomi
Bakanı'na "uyarıyı yaptım, artık biraz kendilerine çekidüzen versinler" deme
yetkisi var, ama bu yüksek ekonomi dehası dolara bir türlü söz geçiremiyor.
Ülke ekonomisi sürekli kan kaybediyor.
Suudi Arabistan'a gidip Sisi'nin ayak izlerine basmanın Türkiye'de değil, sadece Erdoğan'da karşılığı var; çünkü mesele onun kişisel meselesi. Apar topar
koalisyona katılıp Musul'a gitme kararı da, sadece ve sadece Erdoğan'ın uluslararası yalnızlıktan kurtulmak için bulduğu bir çözüm. Putin'in "Türk akımı"
önerisi, gençlerin tabiriyle bir "keklenme" durumuydu. Arabistan, Erdoğan'a
önüne bir alternatif koyarak sıkıştığı yerden kurtarmayı teklif ediyor. Dikkat
edin bu politikaların hiçbiri devletin kurumlarında, kurullarında belirlenmiyor.
Gazeteci tutuklayan, yargının bağımsızlığını ortadan kaldıran, muhalefeti susturan, gırtlağına kadar şaibelere gömülmüş, kişisel-keyfî bir yönetimde ısrar eden
tek bir kişiye uluslararası alanda çıkar sağlamak ve meşruiyet kazandırmak için
uygulanıyor. Devlet aklı ve milletin ezeli-ebedî bekası için değil, tek kişiyi yolsuzluk şaibeleri ile beli bükülmüş yönetimiyle birlikte ayakta tutmak için. Dikkat
edin, Türkiye'nin koalisyona katılması, gazeteci tutuklamasını dengeleyecek.
Çözüm sürecinde gelinen son safha, hükümetin değil doğrudan Erdoğan'ın
kişisel teşebbüslerinin eseri. Arınç'ın Dolmabahçe görüşmesine hükümet sözcüsü sıfatıyla yaptığı itirazlardan belli. Hakan Fidan'ın istifasıyla, Devlet'in
inisiyatifi dağılmış durumda. "PKK silah bırakacak!" vaadi ile seçim kazanma hesabı, ancak tepede bütün gücü elinde tuttuğunu zanneden birinin
görebileceği bir rüya. Türkiye'nin üç temel sorun alanında her şeye müdahale
eden ve attığı her adımda milletçe ödeyeceğimiz faturayı kabartan tek bir kişiden
bahsediyoruz. Bölge politikası, ekonomi ve çözüm süreci tek bir kişinin artık
sistematik hale gelen hataları ile giderek ağırlaşan sorun alanlarına dönüşüyor. Sorun çok büyük. Bu üç temel sorun alanının tamamında hükümetin
kurumları ve mekanizmaları ile oluşturduğu farklı perspektifleri var. Devlet
tek kişinin verdiği kararlarla yönetilmez. Bu yüzden bütün devlet cihazı elinin
altında olan Başbakan'ın ağzından çıkan sözle, "yetkisiz ve sorumsuz" cumhurbaşkanının söyledikleri aynı terazide tartılmaz. Erdoğan devleti yönetmiyor,
politikaları belirlemiyor; sadece yüksek perdeden pişmiş aşa soğuk su boca edip
işleri karıştırıyor, yönetilmesini engelliyor.
Erdoğan'ın döviz kuruna sözü geçmiyor, uluslararası çevrelerde itibarı yok ve
çözüm sürecine sadece iktidarda kalma hesapları ile yaklaşıyor. Ayakta tutmaya
çalıştığı inşaat sektörü çökerse, Erdoğan ekonomisi çökmüş olacak. Çözüm süreci devletin ve -Kürt'üyle, Türk'üyle- milletin kaybettiği, PKK'nın sürekli mevzi
kazandığı ve Erdoğan'ın seçim hedefine dayalı bir çıkar hesabına dönüştü. Bölgemizdeki inisiyatif kaybı, tek kişiye bağlı politikaların eseri ve o tek kişi çalışıyor,
çok çaba harcıyor ama sadece kendisine çalışıyor. Memleket kaybediyor.
09-15 MART 2015 SAYI: 693
INTERNATIONAL
NEWSPAPER
S.C. Romzaman
Impex S.R.L.
Romanya Temsilcisi
Representative
in Romania
Bahadýr Van
[email protected]
Dobruca Temsilcisi
Representative
in Dobrogea
Yusuf Küçük
Abone &Reklam
0 721 294 265
[email protected]
ISSN: 1224-113X
Genel Yayýn Yönetmeni
Editor in Chief
Hayri Gül
[email protected]
Reklam Sorumlusu
Marketing Manager
Nihat Altun
[email protected]
Sayfa Tasarým
Graphic Designer
Evghin Veli
Corespondent
Haber Merkezi
Ömer Said Burgazlı
Mirela Popa
KÖSTENCE
Ebubechir Tanior
Adres: Strada Suceava, No. 2C,
Biro No.2, Kat: 2, Constanta
Tel / Faks: 0341 469 676
Mobil: 0 764 337 736
BÜKREÞ
Tel: 021 / 211 21 31 - 32
Faks: 031 / 103 21 36
E-mail: [email protected]
Adres: Str. Vasıle Lascar, Nr. 102, Et.1, Ap.2 Sector, 2
TIPOGRAFIE: UNITED PRINT
Köþe yazýlarýndan yazarlarý, ilan ve reklamlardan reklam sahipleri sorumludur.
Gazetemiz abone usulü ve posta yoluyla daðýtýlmaktadýr
13
09-15 MART 2015
Haftalık Bulmaca
14 SERİ İLANLAR
09-15 MART 2015 ZAMAN
DE VANZARE
CENTURA CONSTANTEI
A4 - Iesirea Constantei
vand teren extravilan pretabil. Constructii 1983m2,
deschidere drum,
vecinatate nod rutier A2,
A4 loc. Cumpana.
Pret: 10 000 Euro.
Pentru depozit, benzinarie
& popas. Prim - propietar,
acte, english speaker.
Tel: 0 732 957 726
İŞ ARIYORUM
Oturum sorunum yok.
Kara fırında pişirici
ve hamurkar olarak
işinin ehli bir ustayım.
Bükreş’te iş arıyorum.
Sait usta.
Tel: 0 722 874 103
İŞ ARIYORUM
Oturum problemim yok.
Uzun süre Romanya'da
çeşitli sektörlerde yöneticilik yaptım. Nakliyecilik
sertifikam var. İngilizce,
Romence ve Türkçe
biliyorum. Ehliyetim var.
Seyahat problemim yok.
Birçok bilgisayar programı kullanıyorum. Köstencede yaşıyorum. Kendime uygun bir iş arıyorum.
Tel: 0 724 863 092
DEPO VE MALZEME
SİGORTASI
USTA ARANIYOR
TRAFİK SİGORTASI
VE KASKO
Köstence'de, restorantta
çalışmak üzere vize
problemi olmayan, kebap
ve döner ustası aranıyor.
İBRAHİM ERDOĞMUŞ
Tel: 0745 45 45 25 / e-mail: [email protected]
Türkiye’nin Bükreþ Büyükelçiliði
Büyükelçi: Osman Koray Ertaş
Tel: (+40-21) 206 37 00 - 04 (5 hat)
Faks: (+40-21) 206 37 37
[email protected]
Konsolosluk Þubesi:
(Vize ve Pasaport iþlemleri için)
Tel: (+40-21) 206 37 27 - 29 (3 hat)
Faks:(+40-21) 206 37 30
www.e-konsolosluk.net
Ticaret Müþavirliði
(+4021) 318 39 39
Türkiye’nin Köstence
Baþkonsolosluðu
Baþkonsolos: Ali Bozçalışkan
Tel : (+40-241) 60 79 10
Faks : (+40-241) 60 79 14
[email protected]
Türkiye’nin Cluj
Fahri Konsolosluðu
Fahri Konsolos Vita Vasile Andrei.
Adres: Str. Buna Ziua FN 400495 Cluj-Napoca
Tel : 0264 438 402
Faks: 0264 438 400
Romanya’nýn
Ankara Büyükelçiliði
Büyükelçi : Radu Onofrei
(Embassy of Romania in Ankara)
Tel : (+90 312) 466 37 06 - 427 12 43
Faks: (+90 312) 427 15 30
[email protected]
Romanya’nýn Ýstanbul
Baþkonsolosluðu
Baþkonsolos : Adriana Ciamba
Tel: (+90 212) 358 05 15 -16 -17
Faks: (+90 212) 358 05 18-19
Vize iþlemleri (+90 212) 358 05 35
Tic. Ateþeliði: (+90 212) 292.41.27
E-mail: [email protected]
Romanya’nýn Ýzmir
Baþkonsolosluðu
Baþkonsolos : Cerasela Nicolaş
Tel: (+90 232) 465 04 63
Faks: (+90 232) 465 09 38
Güney Doðu Avrupa
‘Lumina’ Üniversitesi
(Lumina University)
Tel: (+40-21) 240 30 22
Faks: (+40-21) 240 30 33
www.lumina.org [email protected]
Þos. Colentina Nr. 64B, BÜKREÞ
Lumina Eðitim Kurumlarý
Genel Müdür: Fatih Göktaþ
Tel: (+40-21) 306 95 30
Faks: (+40-21) 306 95 34
www.lumina.ro - www.lumina.org
Uluslararasý Bükreþ
Bilgisayar Lisesi (ICHB)
Tel: (+40-21) 327 54 43 - 327 65 70
Faks: (+40-21) 320 95 60
www.ichb.ro - [email protected]
Uluslararasý
Bükreþ Koleji (ISB)
Tel: (+40-21) 306 95 30
Fax: 021-306 95 34 (Primary School)
Faks: 021-306 95 50 (Secondary School)
www.isb.ro - [email protected] [email protected]
Spectrum Bükreþ
Anaokulu ve Ýlkokulu
Tel: (+40 -21) 327 55 71
Faks: (+40- 21) 327 15 41
www.scoalaspectrum.ro
Email: [email protected]
Uluslararasý Köstence
Bilgisayar Lisesi (ICHC)
Tel: (+40- 241) 693 262 - 665 083
Faks: (+40 -241) 545 627
www.ichc.ro - [email protected]
HALT Language Center
Tel: (+40 -21) 335 58 58
www.halt.ro
RODİAP
(Romanya Diyalog Platformu)
www.rodiap.ro
Tel: 0 768 257 566
0 733 713 385
APRT
(Türk-Romen Dostluk Derneği)
email: [email protected]
web: www.aprt.ro
TUNA Vakfı
Tel: (+40 -21) 335 58 58
www.tuna.ro
Türk Ýþadamlarý Derneði (TÝAD)
Baþkan: Aykut Akbulut
Tel : (+40-21) 250 67 46 -250 18 77;
Faks: (+40-21) 250 45 93 www.tiad.ro
Romanya-Türkiye
Ticaret ve Sanayi Odasý
Adresa: Str. Nerva Traian ,
Nr. 27-33 (Complex Nerva Traian)
Tel: 0 734 439 098 / 0 768 599 905
web: adress63.ro
faceebook : Adress” restaurant&terasa
EK,
ÇORBA, SULU YEM
,
TA
LA
SA
PILAV,
KARIŞIK KEBAB, I
LE
TATLI VE IÇECEK 50 LEI
25
IN
IÇ
AR
ÇOCUKL
Baþkan: Tamer Atalay
Tel: (+40 -21) 326 97 22
Faks: (+40-21) 326 36 67
e-mail:[email protected]
Dobruca Ýþadamlarý Derneði
Baþkan: Zeki Uysal
Tel: 0241.692 841 - 0241.610 636
Fax: 0241. 692 841
e mail : [email protected]
website : www.dobrucatiad.org
15
SAĞLAM'IN YENI HEDEFI AVRUPA. Türk
futbolunun en önemli yerli teknik direktörleri arasında gösterilen Ertuğrul Sağlam,
kariyerine yurtdışında devam etmek istediğini söyledi. Altyapı ve oyuncu izlemek için
Brezilya'da araştırmalarda bulunan başarılı
çalıştırıcı, "Avrupa'da takım çalıştırmak
istiyorum." ifadelerini kullandı.
spor
09-15 MART 2015 ZAMAN
Hagi Akademisi'nden Chelsea'ye transfer!
1
İngiliz Premier Lig
devi Chelsea, Hagi
Akademisi'nin
genç yıldızı
Cristian Manea ile
anlaşmaya vardı.
Galatasaray'ın efsane ismi
Gheorghe Hagi'nin patronu olduğu FC Viitorul takımının 17
yaşındaki defans oyuncusu Cristian
Manea, İngiltere ligi ekiplerinden
Chelsea ile 3.1 milyon Euro bonservis
bedeli karşılığında anlaşmaya vardı.
Mediafax’ta yer alan habere
göre 16 yaşında Romanya Milli Takımı'nda forma giyerek milli
takımda oynayan en genç futbol-
cu olma rekorunu elinde tutan
Cristian Manea, Chelsea ile anlaşmaya vardı. Gelecek sezonda
Chelsea forması giyeceği belirtilen
genç defans oyuncusunun 5 yıllık
sözleşme imzaladığı belirtildi. Bu
sezonun sonuna kadar takımında
kalacağı belirtilen genç sporcuya Chelsea dışında Arsenal, Ajax,
Udinese ve AS Roma'dan da teklifler geldiği kaydedildi.
Schumacher'in oğlu, Formula 4'te yarışacak. Şimdiye kadar
7 kez dünya şampiyonu olan efsane Formula 1 pilotu Michael Schumacher'in
oğlu Mick, Hollandalı Van Amersfoort Racing takımı ile anlaşma imzaladı.
15 yaşındaki Mick, buna göre Formula 4'te yarışacak. Takımın başkanı Frist
van Amersfoort, test sürüşlerinde Mick'in yeteneklerini yakından takip etme
fırsatı bulduklarını söyledi. Amersfoot, Mick ile başarılı bir sezon geçirmeyi
umduklarını aktardı. 2013'te kayak yaptığı sırada kaza geçirerek yaralanan ve
o gün bu gündür tam anlamıyla düzelemeyen Michael Schumacher, Formula
1'in gelmiş geçmiş en iyi pilotu olarak anılıyor. FRANKFURT AP
BARÇA, BERNABEU'DA
OYNAYACAK! İspanya Kral Kupası yarı
finalinde, 3-1 kazandığı maçın rövanşında
Villarreal'e konuk olan Barcelona, Real
Madrid'i kızdıracak. 2012 yılındaki finalde
Athletic Bilbao ile Santiago Bernabeu'da
karşılaşma istemi gerçekleşmeyen Katalan
temsilcisinin, Federasyon'dan yine aynı
talepte bulunacağı ileri sürüldü.
Misimovic, futbola veda etti.
Türkiye'de Galatasaray forması giydikten
sonra Çin ekibi Guizhou Renhe'e transfer
olan Zvjezdan Misimovic, futbol kariyerine
son verdiğini açıkladı. Guizhou Renhe
ile sona eren sözleşmesini yenilemeyen
32 yaşındaki Bosna-Hersekli futbolcu,
2010-11'de yer aldığı Galatasaray'da 10
karşılaşmada oynamıştı.
09-15 MART
2015
BÜKREÞ
09 MART
10 MART
11 MART
12 MART
13 MART
14 MART
15 MART
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
04:58
06:35
12:33
15:42
18:19
19:45
04:57
06:33
12:33
15:42
18:21
19:47
04:55
06:32
12:33
15:43
18:22
19:48
04:53
06:30
12:33
15:44
18:23
19:49
04:51
06:28
12:32
15:45
18:24
19:51
04:49
06:26
12:32
15:46
18:26
19:52
04:47
06:24
12:32
15:46
18:27
19:53
T.C Diyanet İşleri Başkanlığının belirttiği vakitler esas alınmıştır
Megyer köyümüz kiralıktır,
konaklamaya gelmez misiniz?
Kaçırılan kızlarına 17
yıl sonra kavuştular
Şehir hayatından sıkılanlar için
Macaristan'da kiralık bir köy var.
Başkent Budapeşte'ye 190 kilometre uzaklıktaki Megyer isimli köyde
günlük konaklamanın bedeli 750
Euro. Megyer Belediye Başkanı Kristof Pajer, bölgeyi hareketlendirmek
için bu yolu seçtiklerini söylüyor.
1
Macaristan’da Megyer isimli bir köy… Tek katlı evlerin,
ineklerin, yemyeşil çayırların olduğu
sessiz ve sakin bir yer. Pek çok köy
gibi.. Buraya kadar her şey sıradan.
Ne var ki bu köyü, diğerlerinden
ayıran bir farkı var: Kiralık olması.
Şehir hayatından sıkılanlar, gidip
burada rahatlıkla konaklayabiliyor.
Köy evlerinde konaklamanın günlük bedeli 500 sterlin (yaklaşık 750
Euro). Megyer Belediye Başkanı
Kristof Pajer, köydeki şartların biraz kötü olduğunu söylese de doğal
bir atmosfere sahip olduğunu belirtmeden geçemiyor. Köyü 10 yıl
önce gördüğünü ve âşık olduğunu
dile getiren Pajer, bir yıl sonra da
belediye başkanı olduğunu aktarıyor. Onun haftada bir köyü ziyarete
gittiğini söylemek mümkün. Aynı zamanda mühendis olan 42 yaşındaki
Pajer, köyü kiralamak isteyenlerle
ilgili çeşitli programlar hazırladıklarını anlatıyor. Örneğin arzu edenler
bir hafta sonu köyün sahibi olabilir,
hatta istediği caddenin ismini değiştirebilir. Pajer, köyü kiralamalarının
arkasındaki sebepleri; bölgeyi canlandırmak ve hareketlilik kazandırmak olarak açıklıyor. Ona göre herhangi bir müşteri çıkmasa bile köyün
adının duyurulması bile güzel. Köyün
kiralık olduğunu söyledik ama aklınıza hiçbir sakini olmadığı gelmesin.
Zira başkent Budapeşte’ye 190 kilometre uzaklıktaki köyün nüfusu; 18. Veszprem iline bağlı olan köyün bir resmi
dairesi, 7 misafir evi, 2 kültür odası, dört
sokağı ve bir otobüs durağı var. Köydeki
hayvan sayısı bile belli. 6 at, 2 inek ve 3
koyun var. MAGAZİN SERVİSİ
1
Güney Afrika'da bebekken ailesinden kaçırılan
kız, 17 yıl sonra gerçek ailesine kavuştu. Bebeği
Cape Town'daki bir hastaneden kaçıran kadın, mahkemeye çıkarıldı. Kızları kaçırılan Celeste ve Morne Nurse adlı çift, "Kaçırılan kızımız diğer kızımızla aynı okula
gidiyordu. Aradaki benzerliği görünce şüphelendik ve
hemen kahve içme bahanesi ile Café'de oturduk. Polise
haber verdik ve DNA testi, haklı olduğumuzu gösterdi.” dedi. 17 yaşına gelen kızın gerçek annesi Morne
Nurse, kızın sosyal hizmet çalışanları tarafından büyütüldüğünü ve psikolojik destek aldığını öğrendiklerini
ifade etti. Bebek kaçırmaktan tutuklanan çiftin çocuklarının olmadığı anlaşıldı. Çift, 6 Mart'ta tekrar mahkemeye çıkarılacak. TÜRKMEN TERZİ JOHANNESBURG
Download

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEMOKRASİ