MARX, SCHUMPETER SERMAYE İLE GÜCÜN
"SONSUZ" BİRİKİMİ
Adam Smith, geç dönem emperyal Çin'i pazara dayalı gelişmenin örneği olarak
görmezlerin kalmayıp, aynı zamanda Çin'i neredeyse bu gelişmenin gidebileceği yere
kadar gitmiş olan bir ülke olarak değerlendirir. Burada kullanılan "neredeyse"
sözcüğünün kullanılmasını da yazar şu şekilde açıklıyor çünkü Smith, dış ticarette
kaydettiği büyük ilerlemenin, hele de kendi gemilerine gerçekleştirilirse, Çin'in ulusal
zenginliğini daha da artırılabileceğini düşünmesinden kaynaklandığını belirtiyor.
Smith, bu noksanlığa rağmen Çin'i Avrupa'ya kıyasla, bir hükümet için en uygun yol
olan pazara dayalı ekonomik kalkınmaya model oluşturabilecek bir ülke olarak alıyor.
Bu açıdan bakıldığında, Frank'ın, Smith'e atfen Avrupa'nın ulusların zenginliğinin
gelişmesine geç katıldığı yolundaki savı ancak kısmen doğruluğunu belirtiyor. Smith
Avrupa'daki ekonomik kalkınmayı, hem Çin'e göre daha küçük ulusal ekonomiler
içerisinde, hem de " doğal olmayan" olmayan yoldan gerçekleşen bir olgu olarak
gördüğünü belirtiyor, Smith bunun ulusal çıkar açısından, Çin'in izlediği "doğal
kalkınma" yoluna kıyasla, daha elverişsiz olduğunu düşünüyordu. Smith, Hollanda'nın
coğrafi büyüklük açısından kıyaslanmayacak derecede küçük olmasına rağmen,
Çin'in
kine
benzer
bir
zenginliğe
ulaşmış
olduğu
kanısındaydı.
Wong, Frank ve Pomeranz 'la onları eleştirenlerin kullandığı Smith 'den büyüme
nosyonuyla ilgili problemi de şu şekilde açıklıyor; Smith tek bir yoldan değil, fakat iki
ayrı yoldan ilerleyen ekonomik kalkınmanın kuramını yapmıştır: " doğal", ya da Çin'e
özgü olan iç ticaret temelli yol. Vries, Huang ve Brenner gibi Smith de, Çin ve
Avrupa’yı ayrı yollardan giderek kalkınan ülkeler olarak görür; ama Smith, onlardan
farklı olarak, Avrupa'nın izlediği yolun Çin'inkinden daha büyük bir büyüme
potansiyeli taşıdığını düşünmez. Tam tersine Smith, her iki yolunda durağan bir
duruma ya da üst düzey denge durumuna yol açtığını görür. Çin ve Hollanda bu
duruma çoktan ulaşmışlardır. Halen " sermeye mevcudu az" ve " nüfusu az" olan
Kuzey Amerika sömürgelerinde dahil olmak üzere, bütün ülkelerde ki ekonomik
büyüme en sonunda benzer bir durumla karşılaşacağını söylüyor.
SERMAYENIN
"SONSUZ"
BİRİKİMİ
Marx ekonomi politik eleştirisinde " kapitalin alt başlığı" Sermeye birikimi, azalan kar
oranı ya da toplumsal ve teknik iş bölümü gibi spesifik konularda Smith 'den hangi
konularda ayrı düştüğünü ve kendi tezinin merkezinde neler olduğu konusunda
açıklama yapar. Mars'ın muhatapları hükümetler iken Smith 'in muhatabı yasa
koyucu değil, toplumsal sınıflardır. İlgilendiği konu ise ulusların zenginleşmesi ve
güçlenmesi değil, sermeye sahiplerinin emek gücü sahipleri karşısında
zenginleşmesi ve güçlenmesidir. Marx'ın araştırma stratejisi pazardaki rekabete
değil, sınıf çatışmasına ve işyerindeki teknik değişmeye ayrıcalık tanır. MARX
dünyanın öngörülebilir bir gelecekte düzeleceğiz konusunda o kadar emindi ki,
kapitalist üretime ilişkin kuramını bütünüyle sınırsız bir dünya öncülüne dayandırdı.
Marx, açıktan açığa bir ulusal kalkınma teorisi kurmasa da, onun kapitalist gelişmeyi
çözümleyişinde örtük olarak varlığını hissettiren teorisi Smith'inkinden birkaç yönden
farklılık gösterir diğer farklılıkları da etkileyen birinci farklılıkta şudur: Marx'a göre
kapitalist özneler pazar mübadelesine katılırken, metaları daha yararlı metalara
dönüştürmek gibisinden bir amaçlarının olmadığını söyler. Smith ise bu olasılığı şu
nedenlerle ortadan kaldırır: metalar kendi içinde yararlı olsa da, " para mal satın
almanın
dışında
başka
bir
amaca
hizmet
etmez."
Hobbes'un zenginlik eşittir güç denkleminden hareket edersek Smith bu denklemi
paranın gücünü satın alma gücüne indirmemeliyiz kaydıyla kabul eder. Marx bu
indirgemeyi açıkça reddeder, paranın ne tür bir güç taşıdığını ve onun diğer çeşit
güçlerle ne gibi bir ilişki içerisinde olduğunu tam olarak anlatmamasına rağmen, onun
tüm eseri kapitalist bir toplumda paranın sonsuz birikiminin Başar güç kaynağı
olduğunu
ima
eder.
Pazara dayalı ulusal kalkınmaya ilişkin olarak Marx'ın örtük, Smith'in ise açık biçimde
dile getirdikleri teorileri arasındaki bir ikinci farklılık ise, Marx ekonomik kalkınmada
Avrupa'nın izlediği yolun kısa mesafeli (iç) ticaretten çok uzun mesafeli (dış) ticarette
dayandığı hususunda Smithle mutabıktır. Smith için "doğal olmayan" iktisadi
kalkınma yolu neyse Marx için kapitalist yol da odur. Smith'in ki hükümetin eyleme
geçerek kapitalist güce karşı koyması gereği üzerinde durması, gerekse de tarım ve
iç ticarete dayanan bir kalkınmayı yeğ tutması Marx'a bütünüyle yabancı olan
şeylerden. Marx'a göre, modern sanayinin ve dünya pazarının kurulmasıyla birlikte
hükümetler burjuvazinin gücüne karşı kapasiteleri hepten yitirdi, o burjuvazi ki
hükümetleri adete kendi işlerini yöneten bir komiteye indirgeyerek modern temsili
devlette siyasal egemenliği bütünüyle ele geçirdi. Marx, bütünüyle sınıf iktidarı
üzerine yoğunlaştı, burjuvazi'nin zenginliğinin ulusal ve uluslararası güce nasıl
ulaştığı konusuna pek açıklık getirmedi. Ulusal düzlemde Smith'le belki de şu konuda
hem fikirdi: Servet ve nüfusun belli yerlerde yoğunlaşması burjuvaziye, kendi tikel
sınıfından çıkarını, genel ulusal çıkarın zararına olacak şekilde, devlete dayatma
gücü
veriyordu.
Marx ve Smith arasında ki üçüncü fark ise, Smith'in araştırma programı onu iğne
fabrikasında çıkarıp pazarı ve toplumsal iş bölümünden çıkarıp pazarı ve toplumsal iş
bölümünü mercek altına almaya yöneltirken, Marx'ın araştırma programı onu emek
ve sermeye ile teknik işbölümü arasındaki ilişkiyi incelemek üzere üretimin gizli
kapaklı gerçekleştiği alanlara şevk eder.Marx bu yerlerde, teknik ve örgütsel
değişimin sadece, Smith'in daha önce kuramsallaştırdığı gibi kapitalistler arasındaki
rekabetten, ticaret ve üretimde yeni uzmanlık kollarının doğuşundan değil, aynı
zamanda ücretlerle çalışma koşulları üzerinde sermeye ve emek arasında durmak
bilmecesinden kaynaklandığını keşfeder.ekonomik verimliliği ve işgücünün
entellektüel niteliğine etkisi ne olursa olsun, üretim birimlerinin giderek büyümesi ile
teknik iş bölümlerinin artması, Marx' a göre sermeye sahiplerinin emek gücü sahipleri
karşısında güçlenmeleri ve zenginleşmelerinin başlıca koşulu olmaktadır. Teknik ve
örgütsel değişim bir sınıfın yararınayken diğer bir sınıfın zararınadır.bu değişim
emeğin sermayeye daha beter tabi olmasında birer araçtır. Bu tabi olma süreci
gerçekte kapitalist girişim tarafından istihdam edilen iş gücünün üretkenliğinde sürekli
bir artışı içerse de, Marx'ın ulusal, bölgesel ve küresel düzlemde ekonomik gelişmeyi
özendirmede bu süreçin ne gibi faydalar sağladığına ilişkin düşünceleri pek net
değildir. Marx ve Smith teknik iş bölümünün işgücünün moral ve entellektüel nitelikleri
üzerinde
zararlı
etkiler
yarattığı
noktasında
hem
fikirdirler.
Smith'in, sermeye mallarının üretiminde uzmanlaşsan sektörlerin doğuşu ile bilimsel
bilginin üretiminde uzmanlaşsan bireylerle örgütlerin doğuşunda dahil olmak üzere,
ekonomik gelişmeyi giderek artan toplumsal bir iş bölümünün sürüklediği bir süreç
olarak değerlendirdiğini belirtebiliriz.
KAPİTALİST
KRİZLER
VE
YARATICI
YIKIM
Smith'e göre, sermeye birikiminin zamanla kar oranını aşağıya çekme eğilimi taşıdığı
ve nihayetinde ekonomik gelişmeyi sona erdirdiği fikri Marx'a göre de gerçektir, fakat
Marx Smith'in düşündüğünün aksine, hiçbir şekilde ekonomik genişlemenin daha da
ilerlemesinin önünde aşılmaz bir engel değildir kanısındadır. Tam tersine paranın
temsilcisi olarak sermeye, kendisini kısıtlayan engellerin ötesine geçme yönünde
sonsuz sınırsız bir itkiye sahip olduğunu savunur. Her kısıt aşılması gereken bir engel
gibidir. Bu sorunsuz ve sınırsız itki, kapitalist gelişmenin kriz doğurucu eğilimlerinden
ayrılmaz. Smith aşırı birikim durumu , sermayeler arasındaki rekabetin
yoğunlaşmasını ve nihayetinde ekonomik genişlemeyi sona erdirmen bir etken olarak
karlılığın düşüşünü karakterize eden krizden söz etmez. Ona göre böyle bir durum,
belli bir coğrafi ve kurumsal çerçeveye ve bu çerçeve tarafından sınırlanan bir
ekonomik gelişme sürecinin doğal sonucudur; oysa Marx 'a göre ticaretin, üretimin ve
birikimin hep kar açısından görüldüğü bir ekonomide kar oranının genel ve sürekli
biçimde düşmesi, bir kriz yaşanmasını yani istikrarsız ve bozuk işlevli bir dönemi
kaçınılmaz kılar. Daha önemlisi, kapitalist öznelerin parayı kendi başına bir araç
olarak ya da toplumsal ve siyasal güç getirdiği için biriktirme olasılığını bir kenara
atan ve üretim sürecinde emeğin giderek daha ağırlıklı olarak sermayeye tabi
olmasını da bir kenara atmaktadır. Buna karşılık Marx bu tür krize en az, sermayenin
aşırı birikimiyle ve kar oranının düşme eğilimiyle ilintili krizlere verdiği kadar önem
atfeder. Aşırı üretim krizleri nosyonu, aşırı birikim krizlerinden çok, reel ücretlerin
emek üretkenliğinde ki artışları yakalama kapasitesiyle ilgili zıt sayılara
dayanmaktadır. Aşırı. Birikim krizlerinin gerçekleşmesinin sebebini aşırı sermeyanin
ticaret ve üretimin yerleşik kanallarında yatırım yapma arayışına girmesidir. Sermeye
sahipleriyle arasında ki rekabet reel ücretlerin emeğin üretkenliğinde ki artışlara at
başı gitmesini ve hatta bu artışlardan daha hızlı yükselmesini mümkün kılmaktadır.
Aşırı üretim krizlerinin oluşmasını da: sermeye sahiplerinin rekabetten doğan
basınçları emeğin üzerine yüklemede başarı olmaları ve böylece toplam efektin
talebin
toplam
arzın
önüne
geçmesini
önlemeleridir.
Smith gibi Marx da, kar oranındaki daimi ve genel düşüşün, kapitalistler arasında
rekabeti toplamı artı olan bir oyundan toplamı sıfır olan bir oyuna yani "kıyasıya
rekabet" ana hedefin diğer sermayeleri devre dışı bırakmak olduğu, hedefe
götürdüğü sürece kendi karlarını bile feda etmeye dayanan bir oyuna nasıl
dönüştürdüğüne vurgu yapıyor. Bu dönüşümün temelinde, kar oranının "makul" ve
"katlanılabilir" olarak görülmeye başlanan bir düzeyin altına düşmesini önleyen ve o
düzeyin üzerinde meta satın almayı ve satmayı amaçlayan bir sermeye fazlası ya da
artığının varmakta olduğunu vurguluyorlar. Böyle bir düşüşün olmamasını sağlamak
için
artı
sermeyeye
yer
bırakmamak
gerektiğini
söylüyorlar.
"Modern sanayi sistemi" içsel olarak sınırsız bir emek arzı yaratır ve bir esneklik
kazanır; hammadde tedariki ve ürünün elden çıkarılması dışında hiçbir engel
tanımayan ani ve devasa boyutlu bir genişleme yeterliliğine kavuşur. Bu engel aynı
zamanda, aşılması gereken bir bariyerden başka bir şey değildir. Makine aynı şekilde
hammadde arzını da artırır; örneğin çırçır makinesinin çırçır üretimini artırması gibi.
Marx burada, modern sanayinin ucuz fiyatlarının, Avrupa burjuvazisinin küresel
pazarı fethetmesini ve yeniden yapılandırmasını sağlayan başlıca silahı olduğu yolu
savunu belirtir. Bu bağlamda artı nüfusun yeniden iskan edilmesiyle, diğer ülkelerin
kapitalist olmayan ekonomilerin tahrip edilmesi ve yabancı toprakların
sömürgeleştirilmesi, Avrupa burjuvazisinin sürecinde bir dünya değil, Avrupa
sanayine
ham
madde
tedarik
eden
bir
dünya
yaratmaktır.
Kapitalistler para ve mal sahibi kişilerdir, para üzerinde hak iddia eden kişilerdir,
girişim diye adledilecek işler de yapabilirler, fakat onları tanımlayan şey yaptıkları
girişim değildir. Kapitalistlerin örgül işlevi, girişimcilere ekonomik sistemi yeni
kanallara zorlamak için gerekli olan ödeme araçları sağlamaktır. Bu genel olarak
kredi provizyonu yoluyla gerçekleştirilir. Bütün dağıtılmamış karlar ve tasarruflar
çoğunlukla kredi kuruluşlarına aktığı ve ister mevcut ister yaratılacak olan satın alma
gücüne yönelik toplam talep bu kuruluşlarda yoğunlaştığı için, bir banker, en
mükemmel kapitalistir. Banker, yeni kombinasyonlar oluşturmak isteyenlerle üretim
araçları sahiplerinin arasında bir yerde durmaktadır. Satın alma gücünü üretenler
girişimcilerle para yada sermeye piyasalarında karşılaşırlar, bu piyasalarda mevcut
satın alma gücü gelecekteki satın alma gücüyle mübadele edilir. Yeni
kombinasyonların yazgısı bu iki taraf arasında günlük fiyat savaşımızda belirlenir.
"Marx'ın ve Schumpeter'in kapitalist gelişmeye ilişkin kavramsallaştırmaları, farklı
gibi
görünse
de
birbiriyle
çelişmekten
çok
birbirin
tamamlayan
kavramsallaştırmalardır. SCHUMPETER'in kendisi de kapitalizmin işleyişi üzerine
söylediği şeylerin kapitalizmin Marx 'ın manifesto da sunduğu haliyle göz kamaştırsan
başarılarını geliştirmekten öteye geçmediğini kabul etmiştir".
Muzaffer Çakır
12944616
Dünya Ekonomisi Dersi
Küresel ve Bölgesel Çalışmalar 
Download

MARX, SCHUMPETER SERMAYE İLE GÜCÜN