‫سطأل َ َط َي ْطِْ ح َ ْا ِم اِأ َ ْم‬
َ ‫ َا َي َ َاا ح نْ َِ لَ ا َا َأط ْح َي ِ ََط ْح ع َ َط َي ِ ََط ْح حْ نم‬.‫ل حْ نم ِِ ِم‬
ِ ‫ِ حْ نم ِْا‬
Sayi 1/Yil 1
YIL 3/ SAYI 32
ŞEVVAL 1435/ TEMMUZ 2014
....İşte
Bayramımız!
Aylık;
Islami,
Siyasi
ve
Ilmi
Dergimiz...
kkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk
kkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk
k
‫ب ِ ْس ِم‬
Hediyemiz olsun!
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Fihrist
Dersler
Konular
Yazarlar
Sayfa
—
—
2
Onurlu direnişimiz, Gazze
Editör
3
Tefsir Dersleri
Adiyat Suresi (1-11)
Ebu Abdurrahman
4
Tefsir Dersleri (devam)
Adiyat Suresi (1-11)
Ebu Abdurrahman
5
Gençlerle Başbaşa
...Avrupa ve İslam!
M. Metin Müftüoğlu
6
Temel Meseleler (18)
Ibni Abdulhalim
7
Sualler ve Cevaplar (6)
Ebu Ensar
8
İMKÂNLAR ve HAMLELER-(8)
Cemaleddin Hocaoğlu
9
Islam/Ibadet
Kelime-i Şahadetle çelişen tutumlar-(12)
Said Havva
10
Siyer/Davet
Peygamberimizin Hayatı;
B. Çobanoğlu
11
Misafir Kalemler
12
Ibni Abdulhalim
13
Anonim
14
—
15
Fihrist
Gündem/Yorum
Suffa Mektebi
Dördüncü Delil; KIYAS (4)
Fetva Köşesi
Beyyineler
Ibretler ve Öğütler (2)
Kadın-Erkek eşitliği (10)
Hanımlar Köşesi
(Eşlerin Seçimi Ve Uyumu 1)
Sohbetler/Düşünceler
İHYA ERİNİN ÖZELLİKLERİ
2
Müslüman Çocuğun edebi,
Yarının Büyükleri
ÇOCUĞU KÖTÜ EĞITMENIN YOLLARI
Basından Seçmeler
Mısır Yardım Konvoylarının Gazze'ye Geçişine İzin
Vermiyor...
Erdoğan'dan Filistin Davası İçin Şok Sözler ...
IŞİD İsrail'e neden saldırmıyor?...
IŞİD Gazze’ye girmeye hazırlanıyor...
Muhacirun Dergisi:
www.muhacirun.net
Yazışma Adresimiz:
[email protected]
Sayfa 2
MUHACIRUN DERGISI–
Doğrular Islamın doğrulardır,
hatalar/yanlışlar bizim
yanlışlarımızdır. Okuyucularımızdan
(Islama göre varsa) Hatalarımızın
düzeltilmesini istirham ediyoruz.
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Gündem/Yorum
Onurlu direnişimiz, Gazze
Filistinde/Müslümanların işgal edilen Vatanında her
zaman ki gibi yine kanlar akıyor. Fiili olarak dur diyen
yok. Sözlü olarak dur diyen varmı? Yok, yok…Belki
haklı kim hakksız kim soran varmı?Yok, yok… Haklıya
yardım, haksıza karşı mücadele eden varmı?Yok, yok…
Çünkü Müslümanların ve Dünya insanlığının ekseni
kaydı, hakk nedir zulüm nedir ayıramıyor.
Yıllardan(1948) beridir kanayan yaramızdır Filistin.
Akan kanımızdır Filistin. Yok edilen Canlarımızdır Filistin. Harab edilen Mallarımızdır Filistin…Sadece Filistin mi? Elbetteki hayır. Tüm dünyada yaralar kanıyor,
kanlar akıyor…
Belki bu kanları akıtanlar Kim? Kimin kanını akıtıyorlar?
Kimden yardım alıyorlar? Kimin eliyle yapıyorlar?
Zalimler, Mazlumların kanını akıtıyor. Müstekbirler,
Mustazafların kanını akıtıyorlar, Yerli uşaklarının veya
Menfaatperestlerin eliyle…
Bizler müslümanlar olarak bu konuya Islamın ışığında bakmalıyız.
Taraflara/Olaylara Kur´an eksenli
bakmalıyız. Biz olaylara Batının
ölçüsüyle /demokrasinin penceresinden bakamayız.
Belki insan hakkları açısından baksak nasıl olur? Fakat bunu Muvahhid Müslümanların dışında insan
haklarına önem vereni görmedim.
Söylemlere aldanmayın, faaliyetlerine bakın…
Tüm Dünya ve Medyası/TC Hükumeti ne diyor? Çocukları öldürmeyin, Kadınları öldürmeyin, Mabedleri/
Hastahaneleri yıkmayın, Orantısız güç kullanılıyor, Israil
meşru hakkını kullanıyor…
Bu şu anlama geliyor; Haması öldürebilirsin, Hamas Insanları/Evleri kalkan olarak kullanıyor, Hamas teröristtir,
Gazze halkı Hamasa sırt çevirmelidir, Hamas füze atmamalıdır, Hamas Silahlarını bırakmalıdır, Hamasın ve ona
tabi olanların/yardım edenlerin yaşama hakkı yoktur..vs.
Yani eli Silah tutan, Işgalcilere Mukavemet edenleri öldürebilirsiniz..
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Editör
Filistin Savaşı 1948 de Yahudinin gelmesiyle başlayan
bir Müdafa Savaşıdır.
Haklının haksıza karşı Mücadelesidir.
Işgal edilenlerin işgalcilere karşı mücadelesidir.
Mustazafların zalimlere karşı mücadelesidir.
Islamın küfre karşı mücadelesidir.
Tevhidin, Şirke karşı mücadelesidir.
Hakkın batıla karşı mücadelesidir.
Evine, Vatanına, Namusuna, Dinine el koyanlara karşı
yapılan Onurlu bir istiklal savaşıdır.
Bunun tek haklısı vardır o da Filistindir/Hamasdır…
Israil devleti Zalim, Işgalci bir devlettir ve onu haklı çıkaracak hiç bir gerekçe, tutum veya durum yoktur…
Sizin evinizi birileri işgal etmistir, Annenizi-Babanızı
öldürmüşler sizi de tuvalete hapsetmişler ve sizden susup
orada yaşamanızı, dışarıya çıkmamanızı bekliyorlar. Böyle bir durumda yaptığınız her Hareket meşrudur.
Şöyle bir proje düşünün; Obama, Netanyahu, Putin, Merkel, Esad, Kral Abdulaziz ve
R. Tayyib kurt avına çıkmışlar. Hepsi ayrı
ayrı avlanıyorlar. Netanyahu hariç Biribirinin avlarına atmıyorlar. Bir yaralı kaplan
ailesi Tayyibe sığındı. Tayyib ise Netanyahunun kendine sığınan Kaplanları vurdugunu görünce; dişilerini ve küçüklerini
vurmayın/aç bırakmayın senin olsunlar,
fakat büyüklerini vurabilirsiniz diyor…
Ey Rasulullahın övdüğü Şam gençliği,
Ey Onurlu, itaatkar, sabırlı Şam gençliği.
Ey mübarek beldelerin mübarek gençleri,
Siz bizim göz aydınlığımızsınız,
Siz Mescid-i Aksanın Müdafilerisiniz,
Siz bu dünya mazlumlarının temsilcilerisiniz,
Siz Yahudiyle taviz vermeden savaşan Allah
dostlarısınız…
Allah (cc )ise dostlarına mutlaka yardım edecektir.
Şeyh Ahmed Yasin(rh.a.) yıllar önce şöyle diyordu;
...Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş
Değerli müslümanlar kendinize sorun, insan hakkı/adalet ölüler!
nedir ve düşünce/Fikir hürriyeti nedir?Terörist Kimdir?
Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı
Şöyle mi düşünüyorsunuz;
felâketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse
Sizin gibi düşünen, sizin dostunuza dost olan, düşmanını- yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?
za düşman olan, güçlü olan, zengin olan, sizin emrinizde
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan
olan, sizin partinizde olan, sizin kulübünüzde olan, çok
edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi
taraftarı olanlar haklı…
Sizin gibi düşünmeyen, sizin dostunuzla dost olamayan, çiğnenirken?...
düşmanınızı düşman görmeyen, zayıf olan, fakir olan,
Şahadetiniz/Gazanız Mübarek olsun…
size karşı gelen, başka partiden olan, başka takımdan
olan, azınlık olanlar haksızdır/Teröristtir...
Sayfa 3
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
TEFSIR DERSLERI
)2( ‫ت دَحْاا‬
َ ‫ت‬
ِ ‫) فَا ْل ُمو ِريَا‬1( ‫ب ْحاا‬
ِ ‫َوا ْل َعا ِديَا‬
ْ ‫س‬
َ‫طن‬
ُ ‫ت‬
َ ‫) فَ َو‬4( ‫) فَاَثَ ْرنَ هِ ِ عَ ْاعا‬3( ‫ب ْحاا‬
ِ ‫فَا ْل ُم ِغي َرا‬
َ‫) َواِعَّ ُ َلى‬6( ‫اانَ لِ َرهل ِ لَ ٌَ ُود‬
َ ‫اِ ْع‬
ِ ْ َّ‫) اِن‬5( ‫هِ ِ َم ْمعا‬
‫) اَفَ ََل‬8( ‫ه ِحيح‬
َ َ‫) َواِعَّ ُ لِ ُا ل ا ْل َر ْي ِر ل‬7( ‫ه ِييح‬
َ َ‫َذلِ َك ل‬
‫) َو ُا ل‬9( ‫يَ ْعىَ ُم اِ َذا هُ ْع ِ َر َىا فِ ا ْلاُحُو ِر‬
ِ‫ص َل َىا ف‬
)11( ‫) اِنَّ َرهَّيُ ْم ِه ِي ْم يَ ْو َىَِ بَ لَ َرحِير‬10( ‫الصحُو ِر‬
ُّ
100- ÂDİYÂT SÛRESİ
Mushaftaki Sıralamaya Göre 100. Sûredir.
Mufassal Sûreler Kısmının On Dördüncü
Grubundaki Birinci Sûredir.
On bir âyettir.
Mekke'de nazil olmuştur.
el-ÂDİYÂT SÛRESİ VE EKSENİ
el-Âdiyât sûresi, insan karakterinden, onun
çok inkarcı oluşundan ve çıkarını
sevmesinden sözeder. Bu sûre insana
öldükten sonra dirilmeyi, hesabı, Allah'ı
tanımayı hatırlatarak insandaki bu hastalığı
tedavi etmeye çalışır. el-Bakara Sûresi'nin
mukaddimesini hatırladığımız zaman onun
takva sahiplerinden, kâfirlerden ve
münafıklardan bahsettiğini görürüz. Bu sûre
de kâfirliğin ve münafıklığın sebebini ortaya
koyup, insanın takva sahibi olabilmesi için
bunu tedaviye çalışıyor. İşte bu, bu sûre ile el
-Bakara Sûresi'nin mukaddimesi arasındaki
ana ilişkidir.
ez-Zelzele sûresi Allah Teâlâ'nın: "Kim zerre
kadar hayır yapmışsa, onu görecek. Kim de
zerre kadar kötülük yapmışsa onu
görecek." (ez-Zelzele, 99/7-8) buyruklarıyla
sona erer. el-Âdiyât sûresi ise, insanın
yapısından, onun nankörlğünden, malı ve
dünyayı sevmesinden sözedip bu hastalığı
tedaviye çalışır. Bununla insan iyilik
yapmaya ve kötülüğü terketmeye teşvik
Sayfa 4
MUHACIRUN DERGISI–
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Ebu Abdurrahman
edilmektedir. Demek ki bu sûre ile bundan
önceki sûre arasında pek çok yönden ilişki
bulunmaktadır.
el-ÂDİYÂT SÛRESİ (1-11. ÂYETLER)
1. Andolsun o harıl harıl koşan atlara;
2. Ve kıvılcım saçanlara,
3. Sabah sabah baskın yapanlara,
4. Derken tozu dumana katanlara,
5. Onunla bir topluluğun ta ortasına
dalanlara,
6. Gerçekten insan, Rabbine karşı çok
nankördür.
7. Doğrusu kendisi de buna hakkıyla şahittir.
8. Şüphesiz o menfaatine pek düşkündür.
9. Yoksa bilmez mi o kabirlerdekilerin
çıkarılacağı zamanı;
10. Göğüslerde ne var derlenip toparlanacağı
anı?
11. Şüphesiz Rableri o gün onların her
şeyinden haberdardır.
Savaşlarda Harıl Harıl Koşup Kıvılcımlar Saçan
Atlara Yemin Olsun ki... (Âyet 1-5)
"Andolsun o harıl harıl koşan atlara." İbn Kesîr
şöyle der: "Allah Teâlâ, kendi yolunda sürülünce
koşup harıl harıl ses çıkaran atlara yemin etmektedir.
Buradaki ses, koşma esnasında attan duyulan nefes
sesleridir." Ben derim ki: Mâna şöyle takdir edilir:
"Andolsun hızlı nefes sesi çıkararak koşan atlara."
"Ve kıvılcım saçanlara." İbn Kesîr burada da şöyle
der: "Nallarının kayalara çarpıp bundan kıvılcımların
çıkması kastediliyor." Nesefî de: " ‫القدح‬kelimesi
çarpmak,
‫ايراء‬da ateş çıkarmak anlamınadır" der.
"Sabah sabah baskın yapanlara." İbn Kesîr: "Sabah
vakti yapılan baskın kasdediliyor" der. Nesefî ise: "(
( ‫المغيرات‬sabah vakti düşmana baskın yapan
atlardır" der. "Derken tozu dumana katanlara."
Nesefî şöyle der: "Bu vakitte toz savuranlara." İbn
Kesîr bu âyet hakkında der ki: "Süvarilerin savaştığı
yerlerde savrulan tozlar kasdediliyor." "Onunla bir
topluluğun ta ortasına dalanlara." Nesefî der ki: "O
vakitte düşman topluluklarından birinin ortasına
girenlere."
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Sûredeki Atlar Hangi Atlardır?
Tercih edilen görüş, sûredeki yeminlerin atlara
yapılmış olduğudur. Ancak bu atlar konusunda
değişik görüşler ileri sürülmüştür. Acaba bu atlar
gazilerin atları mıdır, yoksa Arafat'tan Müzdelife'ye
oradan da Mina'ya hareket halindeki hacıların atları
mıdır? Fakat bu üzerinde durulmaya değer bir ihtilâf
değildir. Zira hac da Allah yolunda cihadın bir
çeşididir. Atlara yemin edilmesi şüphesiz bir cihad
aracı olarak onlara değer verildiğini gösterir. Bu da
müslümana daima harp araç ve gereçlerini
düşündürür.
ki: "Şüphesiz insan malı çok sevmesinden dolayı
cimridir. Yahut şüphesiz insan Allah'a ibadet sevgisi
zayıf olduğu halde malı sevmesi çok kuvvetlidir."
İbn Kesîr de şöyle der: "Doğrusu o malı sevmede
çok şiddetlidir. Bu âyetin anlamı konusunda iki
görüş vardır:
1- İnsanın mala karşı sevgisi çok kuvvetlidir.
2- İnsan malı sevmesinden dolayı hırslı ve cimridir.
Her iki anlam da doğrudur."
Burada şu noktayı belirtmek isterim: Bu anlatım
DÜZENİ içinde âyette geçen ( (‫الخير‬kelimesinden
maksadın, maldan daha genel
bir anlam yani insanın
kendisi için hayırlı kabul
ettiği her şey olması da
mümkündür. İbn Kesîr der ki:
"Allah Teâlâ daha sonra
dünyayı önemsememeye,
âhirete yönelmeye teşvik
ederek, bundan sonra
meydana gelecek şeylere ve
gelecekte insanı bekleyen
korkunç hallere dikkat
çekerek şöyle buyurur..."
Gerçekten İnsan Rabbine
Karşı Nankördür (Âyet 6-7)
"Gerçekten insan Rabbine karşı
çok nankördür." Nesefî şöyle
der: "Doğrusu o özellikle
Rabbinin nimetine pek
nankördür." İbn Kesîr der ki:
"Yeminin cevabı budur ve şu
anlamdadır: Gerçekten o
Rabbinin nimetlerine karşı çok
nankör ve pek inkarcıdır."
"Doğrusu kendisi de buna
hakkıyla şahittir." İnsan kendi
Yoksa Kabirdekilerin
nankörlüğüne yine kendisi
Çıkarılacağı Zamanı
şahitlik eder. Muhammed b.
Bilmiyor mu? (Âyet 9)
Kâ'b el-Kurazî de âyette geçen
"Yoksa bilmez mi o
zamirin insanla ilgili olduğu
kabirdekilerin çıkarılacağı
görüşündedir. İbn Kesîr der ki:
zamanı?" Yani insan
"Bu takdirde mâna şöyle olur: Şüphesiz insan
kabirlerde bulunan ölülerin çıkarılacağı zamanı
kendisinin çok nankör oluşuna lisan-ı haliyle şahittir. bilmiyor mu?
Yani bu hal onun sözlerinde ve davranışlarında
açıkça görülmektedir."
Göğüslerde Gizlenenlerin Ortaya Çıkarılacağı
Zamanı Bilmiyor mu? (Âyet 10)
"Göğüslerde ne varsa derlenip toparlanacağı anı?"
Âyette Bahsedilen Nankör Kimdir?
Nesefî burada şöyle der: "Göğüslerde bulunan hayır
Nankör konusunda yukarıda değindiklerimizden
başka şeyler de söylenmiştir. Hasen-i Basrî: Nankör ve şerrin ayırdedileceği zamanı." İbn Abbas ve
diğerleri derler ki: "İçlerinde gizlemekte oldukları
Allah'ın üzerindeki nimetlerini unutup musibetleri
şeylerin ortaya çıkarılacağı anı."
sayan kimsedir" der. İbn Kesîr de şöyle der:
"İbn Ebî Hâtim'in Ebû Ümâme'den rivayet ettiğine
göre Rasûlullah (s.a.v): "Gerçekten insan, Rabbine
karşı çok nankördür" âyeti hakkında şöyle
buyurmuştur: "Nankör tek başına yiyen, kölesini
döven, infak etmeyen kimsedir." İbn Ebî Hatim bu
hadisi başka bir kanaldan zayıf bir senetle de rivayet
etmiştir. İbn Cerîr de yine bu hadis-i mevkuf olarak
Ebû Ümâme'den nakletmiştir."
Şüphesiz İnsan Menfaatine Çok Düşkündür
(Âyet 8)
"Şüphesiz o menfaatine pek düşkündür." Nesefî der
Sayfa 5
MUHACIRUN DERGISI–
Allah O Gün Onların Herşeylerinden
Haberdardır (Âyet 11)
"Şüphesiz Rableri o gün onların her şeyinden
haberdardır." Nesefî der ki: "Allah her şeylerini
kesinlikle bilir ve onlara işledikleri iyilik ve
kötülüklerine göre karşılık verir. Allah Teâlâ onların
hallerini her zaman bildiği halde, bu âyette özellikle
"o gün" zikredilmiştir. Bunun sebebi mükâfat ve
cezanın o gün verilecek olmasıdır." İbn Kesîr de
şöyle der: "Yapmakta oldukları şeylerin hepsini
Allah bilir ve onlara bunların tastamam karşılığını
verir. Zerre kadar haksızlık etmez."
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Gençlerle Başbaşa
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Emîr’ul Mu’minîn
teşhis ve tesbit, sonra tedavi!..
Netice ise, iki şarta bağlı: Teşhisin doğru konması, tedavinin
ellerce yürütülmesi!.. Bu iki şart tahakkuk etmediği taktirMÜDAFAA -SAVUNMA-(9) ehil
de netice alınmaz ve alınamaz; hasta ameliyat masasında kalır!
Avrupa ve İslam:
Atalar boşuna söylememiş: „Yarım molla dinden, yarım hekim
Binaenaleyh; Avrupa da müslümanlar vardır. Müslümanlar
candan eder!..“
olunca onların dinleri vardır. İster İslam dinini resmen tanısın, Günün dünyasında cereyan eden savaşlar ve çatışmalar: Kan
ister tanımasın. Madem müslüman bir kitleyi Fabrikasında işçi dökülmemesi çağrısında bulunulacak, anlaşmazlıkların adalet
olarak çalıştırıyor, o halde onun dinine de razı olacak. Dinine
çerçevesi içinde halledilmesi tavsiye edilecek ve hatta yardımcı
karşı da müsamahakar davranacak. Ve dininin gereği olan,
olunacaktır. Hususiyle Filistin ve yahudi anlaşmazlıkları mevimanının icabı olan devletinden
zuunda şeriat esas alınacak, hak sahibine verilecektir. Keza;
ve siyesetinden bahsetmesine müsade edecektir. Zaten müsade doğudaki çatışmalar, derhal durdurulacak; aslında ve temelinde
de istemiyoruz ya!
kardeş olan ve aynı zamanda Ümmet-i Muhammed bulunan ve
Biz bahsedeceğiz, bahsettik ve bahsediyoruz! Elhamdulillah!
fakat kemalist rejimin kâfirliği ve zalimliği, eğitim sisteminin
Ey Muhammed! Sen de bil ki; senin tebliğ ettiğin İslam dininin materyalistliği neticesinde oyuna getirilmiş olan taraflar çatışkarşısında küfür ehl-i, küfür milletleri ve devletleri yıkılıp gide- mayı durdurup, Kur’an etrafinda sulh ve seleme davet edilecek
cek. Niye? Allah'ın fermanı ilahisi var.
ve bu suretle yaralar sarılacak ve İslam kardeşliği biiznillah
''Resulünü hidayet olan Kur'an ve hak din İslam ile gönderen
yeniden teessüs edecektir. ("Doğudaki Olaylar ve Arkasında
O'dur. Çünkü, müşrikler hoşlanmasalar da, onu bütün dinlere
Yatan Gerçekler" başlığını taşıyan yazımız bir daha okunmalı.)
üstün kılacaktır!'' (Fetih Suresi, 28) Ayeti-i Kerimenin sırrı
Tabiplerin ifadesine göre hastalığın sağlam teşhisi tedaviyi
tecelli edecektir.
kolaylaştırır.
Sizin gündeme getirdiğiniz bir avuç hareket, diğerlerine göre
Elhamdulillah Kur'an ışığında hastalık teşhis edilmiştir. Şirk ve
bir avuçtur.
inkar hastalığı, nifak ve cehalet hastalığı, tefrika hastalığı, v.s.
Fakat görüyorsunuz; yer yerinden oynuyor, kıyametler kopuy- Kur'an ışığında tesbit ve teşhisi yapılan hastalıkların tedavisi de
or, kimi dudak büküyor, kimi ellerini
yine Kur'an ışığında yapılacaktır ve
ovalıyor, kimisi tehditler fırlatıyor, kimisi
yapılması da mümkündür. Kur'an tmayalan ve iftiralar yazıyor, kimisi baskı
mihi ortadadır. Hadis külliyatı ortadadır.
yapıyor, ne oldu size?
Akaid ve Fıkıh külliyatı ortadadır. Ve
Kur'an'a inanan bir avuç müslüman adam
bu kaynaklardan istifade edecek ve ettiöldürecek, Kur'ana inanan bir müslüman,
rilecek tabiplerimiz, ülemamız mevcutkarıncanın ayağını incitmesini istemez.
tur ve ortadadır. Elhamdulillah.
Ne korkuyorsunuz? Fakat korku o değil!
Başka bir şey. Korku şu: Hareketin önünHülâsa:
de bulunan, istikbalinde olan İslam'ın
Gayemiz İslam'ın devlet olmasıdır, Şeridevlet olmasıdır, Kur'anın anayasa olat'ın kanun, Kur'an'ın anayasa olmasıdır;
masıdır. Korktukları bu, uykularını kaçıKaynağımız Kur'an, örneğimiz Hz. Muran şey işte bu!
hammed'dir!
İslam devlet olmasın da, müslümanlar
Müslümanların İslamî manada hürriyete kavuşmasını istiyoruz;
camilerinin sayısını çoğaltsınlar, cemaatlerini çoğaltsınlar,
Kemalizmi ve kemalist kanunları reddediyoruz ve buna mecbuokullarda din dersi olsun, ama devlet olmasın. Niye? Devlet
ruz!
oldukları zaman kendilerinin tahtları, taçları yıkılacak, saltanat- Neden? Çünkü, günün Türkiye'sinde vatandaşın inancıyla devları alt-üst olacak, artık İslam milletlerini sömüremiyecekler.
let hayatı, günlük hayat birbiriyle çatışma ve çarpışma halinde70-80 seneden beri müslümanların elinden devletlerini aldıkları dir. Buna bir son vermek her medenî insanın ve her vatanseveiçin bugün sömürge gibi kullanıyorlar.
rin görevidir!
Kuklalarını, jandarmalarını başlarına geçirmişler, ipin ucu ken- Açığız:
di ellerinde istedikleri gibi oynatıyorlar. İşte bu ipin ucunu
İşte halimiz; herşeyimiz ortadadır ve açıktır, gizli ve kapalı bir
bırakmamaya ve müslüman milletlere lider olmaya, söz sahibi tarafımız yoktur. Tenkid edilmeye de açığız, açık oturuma da
olmaya devam yolunda çıkabilecek her türlü engelden, her tür- hazırız. Hatalarımiz varsa ilim ve fikir adamları yazsınlar!..
lü tehlikeden endişe duyuyorlar. Hava da uçan kuştan bile seSilahların gölgesinde, baskı rejimleri altında fikirler öldürüleziyorlar. Ama Allah kadiri mutlaktır. Kendisine inanan, Peymez, imanlar söndürülemez!
gamberine bağlanan, Kur'an-ı kaynak, Hz. Peygamberi örnek
Biz işte bunlara karşıyız; biz zulme, hürriyetsizliğe, baskı rejialan bir cemaatin eliyle onların ipini, tuttuğu adamları da
mine karşıyız; biz fanilerin ilâhlaştırılmasına karşıyız, biz put
alaşağı eder ve Kur'anın anayasa olmasını ve İslam'ın devlet
kanunlarına karşıyız.
olmasını gerçekleştirir. Misalin özü ve hedefi bu!
Ve nihayet bütün bir dünyaya sesleniyor ve diyoruz ki: Hür
Doğu olayları ve Kürt meselesi:
doğan insanoğlu, kula kul olmasın; Allah'a kul olsun, İslamî
Bugün bir takım isimler adı altında açılımdan söz edilmektedir. manada hür yaşasın, yol ve yöresini kendi hür iradesiyle seçsin,
Ne yazık ki, teşhis de yanlış, tedavisi de.
baskı rejimleri ona müdahele etmesin!..
İlmen sabit olan bir gerçektir; doktor, önce hastalığı teşhis eder;
yani hastalığın cins ve seyrine, safha ve şiddetine bakar, tesbiti- Selâm Hakk'a tabi olanlara!..
ni yapar, sonra tedavisine geçer; ilaçla mı tedavi edilecek, yok- M. Metin Müftüoğlu (Kaplan)
sa ameliyatla mı? İşte önce onu yapar!.. Demek oluyor ki, önce
Emir’ül-Mü’minin ve Halifet’ül-Müslimin
M. Metin Müftüoğlu (Kaplan) Hoca
Efendi’nin 2.7.2010 /Istanbul:
Sayfa 6
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Suffa Mektebi
ŞER'Î DELİLLER
DÖRDÜNCÜ DELİL; KIYAS
İlletin Şartları dörttür;
Temel Meseleler-18
vasıf sayılması lazım gelir.
(4)
Bulûğ çağına gelmenin illeti aklın olgunluğu değildir, çünkü bu
anlaşılmaz bir haldir, onun için bulûğ, görülebilen ve aklın
kemalini de gösteren bir vasıfla ta'lil edilir ki bu, kişinin 15
yaşına gelmesi veya hayız görmesi, meni gelmesi gibi ihtilam
alâmetlerinden birinin ortaya çıkmasıdır.
1- İllet hükme münasib bir vasıf olmalıdır.
Yani hükmün konulmasındaki hikmetin
tahakkuku muhtemel bir vasıf olmalıdır. Bu
3- İllet munzabit bir vasıf olmalıdır. Yani şahısların ve durumun
ihtimal zann-ı galibdir. Hikmet de
değişmesiyle büyük değişiklik göstermeyen mahdut ve
maslahatın celbi mefsedetin veya zararın defidir.
muayyen bir hakikati olan bir vasıf olmalıdır. Çünkü kıyasın
Meselâ: Sarhoş etme, alkolün haram edilmesi için münasip bir
esası asıl ile fer' arasındaki illet eşitliğidir. Bu da illetin
vasıftır. Haram hükmü verilmesi sebebiyle insanların akılları ve
durumun değişmesiye değişmeyecek mahdut ve munzabit bir
bedenleri eza ve zarardan korunarak gelecek mefsedet veya
vasıf olmasını gerektirir. Aksi halde kıyas olmaz.
zarar def edilmiş olur.
Sarhoş edici olan, şarabın haram kılınması hususunda mahdut
Hırsızlık, hırsızın elinin kesilmesi hükmünün konulması için
bir vasıftır, o halde sarhoşluk veren her şey buna kıyas
münasib bir vasıftır. Çünkü hükmün bu vasfa bağlanması yolu
edilebilir. Bu içeceklerin az veya çok sert olmasındaki basit
ile insanların malı muhafaza edilmiş olmak­tadır.
farklılıklar dikkate alınmaz, çünkü aralarındaki fark basit bir
Seferîlik ramazanda oruç tutmamanın caiz olması hükmüne
farktır, şartların ve şahısların değişmesiyle açık farklılıklar
münasip bir vasıftır. Çünkü buna cevaz verilmesi suretiyle
arzeden gayri munzabit veya muzdarip (kararsız) olan
kolaylık sağlanmış ve meşakkat giderilmiş
vasıflarla hükmü ta'lil etmek sahih olmaz.
olmaktadır.
Meselâ, "meşakkat" seferî olan kişinin
Hükmü, ona münasip olmayan vasıfla ta'lil
ramazanda oruç tutmaması için illet kabul
etmek sahih olmaz. Meselâ alkolün haram
edilemez, çünkü meşakkat şartlar ve
kılınmasını onun kırmızı bir sıvı olması veya
şahıslara göre değişir. Bilakis munzabit olan
şişeye doldurulmuş olması ile ta'lil etmek,
bir vasıftda ta'lil edilmelidir ki o da seferdir.
hırsızlıkta el kesmenin farz olmasını hırsızın
4- İlletin müteaddî (intikal edici) olup sadece
zengin veya ahlaksız veya bir mevki sahibi
asla ait bir vasıf olmamalıdır. Yani illet çeşitli
veya esmer renkli olması, malı çalmanın fakir
hallerde tahakkuku mümkün olan ve aslın
ve cömert olması ile ta'lil etmek; seferi halde
dışında da bulunan bir vasıf olmalıdır. Eğer
oruç tutmamanın caiz olmasını yolcunun
illet sadece asla ait bir vasıf olursa onun
yaya olması ve kısa boylu olması veya kadın
üzerine kıyas yapmak sahih olmaz. Çünkü
olması veya ârâbî olması ile ta'lil etmek bu
illetin böyle kasır olması onun fer'de da
hükümleri münasib olmayan vasıflarla ta'lil
bulunmasına mani olur. Halbuki kıyasın
etmek olur.
temeli fer'in asla hükmün illetinde ortak olmasıdır. Bu ortaklık
Aslında münasib olup da bu münasebetin bozulmasına sebep
olacak bir durum arız olan vasıflarla da ta'lil sahih olmaz.
Meselâ tehdit altında yapılan satış akdi ile mecnunun akdi
mülkiyetin intikali için illet sayılmaz. Nikah akdi yapıldıktan
sonra bir araya gelmedikleri sabit olan kadının nikahlı oluşu
ne­sebin sübûtu için illet sayılmaz.
tahakkuk etmezse kıyas sahih olmaz.
Bu sebeple şarabın haram kılınmasını onun keskinleşmiş üzüm
suyu olması ile ta'lil etmek sahih olmaz. Çünkü bu illet
başkasında bulunmaz. Ama sarhoş edici olması ile ta'lil
edilebilir çünkü bu vasıf şarapta da başkasında da , bulunur.
Yine aynı sebebten, Hanefîlere göre altın ve gümüşte faizin
2- İllet açık bir vasıf yani duyulardan biri ile varlığı anlaşılabilen haram olmasını bunların semen (yani eşyanın değer ölçüsü)
bir vasıf olmalıdır. Çünkü illet orada hükmün varlığını gösteren olması ile ta'lil etmek sahih olmaz. Çünkü semen olma vasfı
bir vasıf olmalıdır. O halde hem asıl da hem fer'de varlığı
başkasında bulunmayan kasır bir vasıftır. Dörtten fazla
anlaşılabilen açık bir vasıf olması lazım gelir. Meselâ: "Sarhoş
hanımla nikahlanma, vefatından sonra hanımlarının başkaetme" vasfı şarapta ve başka sarhoş edici herhangi bir nebîzde larıyle evlenmesinin caiz olmaması gibi.Rasûlullah'a ait (hasâisvarlığı hissedilebilen bir vasıftır.
i nebî) hükümlerin ta'lili ile sahih olmaz.
Kedinin evde aramızda dolaşması gözle görülen bir vasıftır o
Alimler nass veya icmâ ile sabit olan illetlerle kasır da olsa taiil
halde bu, onun artığının temiz sayılması için bir illettir.
yapılabileceği üzerinde ittifak etmişlerdir. Meselâ sefer ve
Altı cins ribevî mal ve diğer benzerlerinin kendi cinsIeriyle takas hastalık ramazanda oruç tutmamanın cevazı için birer kasır
illettir. Ama illet ictihad ve istinbatla tesbit edilmişse kıyas için
edilmesi durumunda faiz carî olmasının illetinin aynı cins
bunu ta'lil etmenin bir faydası olmadığından Hanefîlere göre
olmalarının yanında kile ve kilo ile satılır olmaları hepsinde
hüküm bu illetle ta'lil edilmez.
müşterek olan anlaşılabilir bir vasıftır.
Şu halde illet cumhura göre iki çeşittir:
Eğer bu vasıf hafi (gizli) olursa hükmün onunla ta'dil edilmesi
isabetli olmaz. Çünkü bu takdirde o vasfın var olup almadığını a) Müteaddî illet: Bu, bulunduğu mahalden başka mahallere
tesbit etmek mümkün olmaz. Cima gizli olması hasebiyle
geçen, başkalarında da bulunabilen illettir.
nesebin subûtu için münasib bir vasıf değildir. Dolayısıyle açık b) Kasır illet: İster nasla ister istinbât yoluyle tesbit edilmiş
olup gözle görülen nikah akdinin bu hüküm için münasib bir
olsun bulunduğu mahalden başkasına geçmeyen illettir.
Sayfa 7
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Fetva Köşesi
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Ebu Ensar
Sual: Hocam! Çorap üzerine mesh etme hangi
mezhebde vardır?
Sual: Hocam! şahıs bulunduğu mezhepde fetvası
Cevab: Ayağa giyilen ve mesh hükmünde bulunan
verilen, kararı belli olan bir mesele hususunda kendi şeyler üzerine abdest alınırken mesh edilmesi caizdir.
arzusu doğrultusunda (hoşuna gidiyor gerekçesiyle) Bu dinin gösterdiği bir kolaylıktır. Hanefi’lere göre
diğer mezhebin fetvasından amel edebilir mi? Bu
ayağa giyilen bir şeyin mest sayılması için şu özellkleri
şekilde cemaata duyurabilir mi? Ve şayet bulunduğu taşıması gerekir:
mezhep bir başka mezhep ile değişse, değişmiş olduğu 1- Mestler, bağsız olarak ayakta durabilecek
mezhebe amel ederken önceki bulunduğu mezhep
derecede kalın olmalıdır.
üzerine namazında vs. amellerinde karıştırma
2- Ayağa giyilen bir mestle en az bir fersah, yani üç
yapabilir mi?
mil kadar yol yürümek mümkün olmalıdır.
Cevap: Genelde herkes kendi bağlı bulunduğu
3- Mestler dışarıdan aldığı suyu hemen içine çekerek,
mezhebin doğrultusunda amellerini yerine getirebilir. ayağa ulaştıracak incelikte olmamalıdır.
Öyle istediği gibi arzu ve isteklerine göre, istediği
4- Ayaklar topuklarıyla birlikte her taraftan örtmüş
mezhebe göre amel edemez. Bir mukallid,
bulunmalıdır.
mezheplerden birini seçti mi, artık onda devam etmesi
Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in abdest alırken deriden
isabetli olur.
yapılmış mestler üzerine mesh ettiği sağlam hadis’lerle
Geniş mâlumat için Merhum Halife’mizin
nakledilmiştir. (Buhari, Müslim)
„Mezhepler“ isimli kitabına müracaat edilebilir.
Adi çorapların üzerine meshetmenin hükmü
mevzusunda görüş ayrılığı vardır. Ebu Hanife, Malikî
Sual: Burçlara inanmak günah
ve Şafiiler bunun caiz olmadığını
mıdır?
söylerler. Ancak Hanbeli mezhebinde
Cevap: Bu mevzuda merhum
caizdir. Hanefiler’de kalın çorapla bir
Elmalı Hamdi Yazır, Buruc
fersahdan fazla yol yürümek mümkün
Suresi’nin tefsirinde şöyle diyor:
olduğu, kendi üzerinde durabildiği ve
Buruç, mâlum ki, burcun cem’idir.
altını göstermediği ya da altına hemen
Burç, aslında zahir şey demek olup
suyu geçirmediği için meshin cevazına
sonra her bakanın gözüne çarpacak
izin verilmiştir. (Beda’is-Senai, c.1, sf.
vechile zahir olan yüksek köşk
343-345; Büyük İslam İlmihali, sf. 82„Kasr-i Âli“ manasında hakikat
83)
olmuştur. şehir surlarının, kalelerin
yüksek yerlerine de aynı vechile
Sual: Deniz hayvanlarından nelerin
burç denilmiştir. Bunlara teşbih tarikıyla veya zuhur
yeneceğini, ayet ve hadis’lerle açıklayabilir misiniz?
manasıyla semadaki yıldızlara veya büyüklerine veya
Cevap: “Sizin için deniz avı ve onu yemek size ve
bazı yıldızların içtimaından müteşekkil suretlere de
(yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal
ıtlak olunmuş ve bahusus ma’ruf olan „Koç, boğa,
kılındı.“ (Maide, 96) Bu ayet-i kerime’de Mevlay-ı
ikizler, yengeç, aslan, başak, terazi, akreb, yay, oğlak, Müteâl Hazretleri, deniz avını ve onu yemeyi helal
kova, balık“ diye oniki burç da hakikat olmuştur. Onun kılmıştır.
için hey’et ve nücum ıstilahında burç tâbiri, altısı
Bir hadis-i şerif’te de, adamın biri Peygamberimiz’e
şimali ve altısı cenubi olan bu onikiye mahsus olup
geliyor ve, „Ey Allah’ın Resulu! Biz, deniz
diğerlerinde suret tâbiri kullanılmıştır. Semada bu
yolculuğuna çıkıyor, beraberimizde az bir su
oniki burcun bulundukları sahaya “Mıntakat’ültaşıyoruz. şayet deniz suyu ile abdest alacak olsak
Buruc“ tesmiye edilir. Mamafih zikrolunan
kusarız. Deniz suyundan abdest alabilir miyiz?“
tefsirlerden her birinde bir faide-i mahsuse
Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: „Deniz suyu
bulunduğuda derkârdır.
temizdir, ölüsü de helaldir!“ (İmam Şafii, Imam
Hangisine göre mülahaza edilse semai zat’il-buruc,
Ahmed, Buhari, Tirmizi ve İbni Hibban)
dünya semayı en yüksek tabakasıyla ifade etmiş olur.
Fıkıh kitaplarımıza göre suda yaşayan, suda barınan
Bu şekilde inanmak ve kabul etmek lazımdır.
hayvanlardan her nevi balık etleri yenebilir, helaldir.
Ancak gaypla ilgili bilgilerin onlardan alınması veya Mesela: Kalkan, Sazan, Yunus balığı, yılan balığı vs.
şahısların şahsiyetleri hakkında bir takım ileri geri
Fakat habaislerden (pislerden) sayılan yengeç,
tahminler söylemek ve buna inanmak batıldır,
midye, istiridye, istakoz vs. gibi hayvanlar yenmez,
günahtır, haramdır.
helal değildir.
(Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen)
Sualler –Cevaplar (6)
Sayfa 8
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Cemaleddin Hocaoğlu
Beyyineler
İMKÂNLAR ve HAMLELER-(8)
Bu arada şu hususu da bilmemiz lazım: Bir emir, bir
idareci ne zaman görevinden alınır?
1- Kâfir olursa: Emir. (Allah korusun!) öyle bir söz
söylemiş veya öyle bir hareket yapmış ki, dinden
çıkmıştır; artık imanı gitmiştir, kâfir olmuş, mürted
olmuştur. Onun bu hali şer’i delillerle sabit olmuş ve
isbat edilmiştir.
revinin başına gelmiyor, ümitsiz bir hava içerisine girmiş, cesaretini kaybetmiş, korkak ve ürkek bir hale
gelmiş ise, uyarılır; mesuliyeti sık sık kendisine hatırlatılır ve şu hadis-i şerif’lerin ifade ettikleri akibetler
kendisine sık sık anlatılır:
,,(En az) on kişinin üzerine emir tayin edilen kimse kıyamet gününde onlardan sorulur.” (Camiüssağır)
,,Ya Ebazer! Sen zayıfsın, emirlik ise bir emanettir.
Şüphe yok ki, bu emanet kıyamet gününde hakaret ve
Böyle bir emir görevinden alınır ve uzaklaştırılır. Bunda pişmanlık olacaktır. Ancak, bu emaneti haklı olarak
İslam ulemasının ittifakı vardır. Artık bir müslüman
üzerine alıp da onun gerekli kıldığı vazifeleri yerine gecemaatın başında bir kâfir bulunamaz.
tirenler müstesnadır,” buyurdu.
2- Emir Fasık olursa: Emir nasıl fasık olur? Haram
,,Adalet edenler, Allah katında nurdan minberler üzeişliyor; farzlardan birini veya birkaçını terketmiş.
rinde olacaklardır. 0 nurdan yükseklikler, haddizatında
Mesela: Namaz kılmıyor veya oruç tutmuyor. Veyahut huzuru yüksek aziz ve celil Rahman’ın yüksekliğindenharamlardan birini veya birkaçını işliyor. Mesela: İçki
dir. Bu adiller öyle kimselerdir ki, onlar,
içmeye veya kumar oynamaya
kendi ehilleri ve velayetlerinde bulunanbaşlamış, faiz yiyor, karısının başını
lar hakkında verdikleri hükümlerde daiaçık gezdiriyor. Böyle bir duruma düşen
ma adalet ederler.”
emir fasık olmuş olur. Bu durum, yine
,,...Ey Allah’ım! Her kim ümmetimin işinöyle dedikodu ile değil, şer’î delillerle
den bir işi üzerine alır da onlara meşakisbat edilmiş olması lazım.
kat verirse, sen de ona meşakkat ver.
Bu hale düşmüş bir emirin görevden
Her kim de ümmetimin işlerinden bir
alınmasında İslam ulemasının ihtilafı
şeyi üzerine alıp onlara lütuf ve merhavardır; kimi âlimler derler ki, ,,Emir
metle muamele ederse sen de ona lügörevinden alınsın. Çünkü, fasık olunca,
tuf ve merhametle muamele et!”
emir artık adalet ve ehliyetini
,,Allah’ın; bir halk topluluğunu güdüp
kaybetmiştir.” Kimi âlimler ise
idare etmek vazifesini verdiği kimse,
alınmasında fitne çıkması kuvvette
idare ettiklerini aldatıp zulmetmiş olamuhtemel olduğundan görevden
rak ölürlerse, Allah ona cennetini mualınması yoluna gidilmez. Ancak
hakkak haram kılauyarılır, öğüt ve nasihat edilir ve
caktır.”
,,Müslümanların
işini üzerine alan, sonra da
sabredilip itaat edilir...
onların hayrına çalışmayan ve onları idare etmekte
3- Hata: Emir bir veya birkaç hata işlerse ne olur?
hulüs ve sadakat göstermeyen her emir, idare ettiği
Önce hatanın ne olduğunu bilelim: Hata demek, iyi
cemaatle birlikte cennete (yani cemaatı girerse de
niyetle ve bilerek meşru bir işe başlanmış ama sonu iyi
kendi) giremeyecektir.” (Bu beş hadis Müslim’ den)
gelmemiş; hatalı olmuş, zararlı olmuş. Mesela: Cemiyet
,,Emir, (kendisine bağlı) insanlar arasında şübhe ararnamına bir ticarethâne açılmış; hem üyeler kazanır
sa (yani onlardan şübhe ve tereddütler içerisinde olur,
hem de cemiyetimize yardım olur, denmiş. Fakat her
onlara inanmaz ve güvenmezse), onları fesada venedense bir fitneye sebep olmuştur. İşte bu hatadır.
Veya işe bir adam alınmış, adam yaramaz çıkmış. Bu
rir.” (Ebu Davud, Hakim)
da bir hatadır...
,,Adil bir imam (vazifesini hakkıyle yapan bir emir) mezara konduğu zaman sağ yanı üzerinde kalır; adaleti
Bu hatalara düşmede emirin kusuru yok mu? Elbette
terkederse (üzerine düşeni yapmazsa), sağdan sola
vardır; son derece dikkatli olması, sonunu çok iyi
hesap etmesi ve böyle bir hataya düşmemesi lazımdır. çevrilir.” (İbn-i Asakir)
Ancak; hatasız kul olmaz, herkes hata edebilir.
Bütün bu ikaz ve uyarılara rağmen, emir hâlâ ihPeygamberler de bile bazı zelle!er (hatalar) vaki
malkârlığına devam ederse durum ne olur? Artık o,
olmuştur. Binaenaleyh, emir böyle hataları yüzünden
kendi kendini azletmiş sayılır. Ona: ,,Arkadaş! Ya hizgörevinden alınmaz. Uyarılır; icraatında daha dikkatli
met veya gitmek! İkisinden birini seç! Çünkü, cemiyet
olması için öğüt ve nasihatlar yapılır.
ve cemaatin işleri, din ve mukaddesât işleri yüz üstü
4- İhmalleri halinde: Emirin ihmalleri görülürse: Mese- kalamaz, bu önemli işler ihmal edilemez. Hem sen vela; fırsatları kaçırıyor, imkanları değerlendirmiyor, tem- bale girersin hem de cemiyet zarar görmüş olur...” debellik yapıyor, vaktinde, meşru muazereti olmadan gö- nir.
Sayfa 9
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Islam/Ibadet
ISLAMIN RUKÜNLERIŞAHADET KELiMESi iLE ÇELiŞEN TUTUMLAR –(12)
18-Şahadet davası ile çelişen bir diğer tutum da,
Şahadet cümleciklerini benimseyip onaylayanları
kafirlikle suçlamak, buna karşılık şahadet kelimesini reddedenleri kafir saymamak ve şahadeti
onaylayanların kanını dökmeyi helal görmektir.
Bu konudaki kuralları şöyle sıralayabiliriz.
a) Kim bir mü'mini kafirlikle suçlarsa küfre girer.
b) kim bir kafiri kafir saymazsa küfre girer.
c) Kim bir kafirin kafir olup olmadığı hususunda
şüpheye düşerse küfre girer.
Bu konuda Peygamber Efendimiz (SAV)şöyle buyuruyor:
Dikkat ediniz, sakın benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirler olmayınız.
(Buhari, Muslim)
Mü'mine sövmek fasıklık, onunla savaşmak küfürdür. (Buhari,
Muslim)
Eğer biri bir başkasını fasık
veya kafir olmakla suçlarda
karşı taraf gerçekten dediği gibi
olmaz ise bu suçlamalar kendisine dönner.(Buhari)
Ümmetim hakkında en çok şu
üç şeyden korkuyorum: Bir
adam düşününüz ki Kur'anı
okuyup haşmetini içine sindirdi,
kalbinde kökleştirdi. Aynı zamanda Islam'ı koruma
görevide taşıyan bu kimse günün birinde kılıçını
çekip komşusunu vurdu ve onu müşriklikle suçladı. Sahabilerin Ya Resulellah, bu durumda suçlayan mı, yoksa suçlananmı şirke daha yakındır?
şeklindeki sorularına Peygamberimiz Suçlayan
şirk'e daha yakındır diye cevaplandırmıştır
(Taberani)
Bir mü'mini kafirlikle suçIamanın küfre yol açmasının sebebi, bu suçlamanın imanın özüne
karşı girişilmiş bir saldırı niteliği taşımasıdır.
Kafirin, kafirliğine şüphe ile bakmanın veya onun
inanç sistemini doğru görmenin yada bu inanç
sistemini küfre götürücü saymamanın küfre yol
açması da bu tutumun Allah'ı ve Peygamberimizi
yalanlama anlamına gelmesinden, ötürüdür.
19-Şahadet davası ile çelişen bir diğer tutum da,
Sayfa 10
MUHACIRUN DERGISI–
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Said Havva
sadece Allah'a sunulması gereken ibadet nitelikli
bir davranışı Allahdan başka birine takdim etmektir. Allahdan başkası için kurban kesmek, rukua
varmak, secde etmek,veya Kabeden başka bir yeri
Allah'ın yakınlığını kazanmak amacı ile ziyaret etmek gibi.
Çünkü yüce Rabbimiz -c.c.- şöyle buyuruyor:
De ki; Benim namazım, diğer ibadetlerim, hayatım
ve ölümüm bütün alemlerin Rabbi olan ortaksız
Allah içindir. Bana verilen emir böyledir. (Enam,
162-163)
Insanın yararlı veya zarar savıcı olduğu kanaatiyle
Allah'dan başka birine dua etmesi, ondan bir şey
dilemesi de bu kategoriye girer. Nitekim yüce Allah-c.c.- şöyle buyuruyor:
Gerçek dua, yalnız Allah'a yöneltilen çağrıdır.
Müşriklerin Allah dışında çağrı yönelttikleri putlar,
onların hiçbir dileklerine cevap
veremezler. Böyleleri ağzına su
gelsin diye avuçlarını ona doğru
açan kimseye benzerler ki, asla
bu yolla ağzına su gelmez. İşte
kâfirlerin çağrısı böylesine
boşunadır.(Rad, 14)
Allah'dan başka birini yüce
sayarak adına yemin etmek de
eğer, bu yemine bağlı kalmanın
gerekli olduğuna inanılıyorsa,
yine bu kategoriye girer. Çünkü
Peygamber Efendimiz (SAV)
şöyle buyuruyor:
Kim Allah'dan başkası adma
yemin ederse Allah'a ortak koşmuşdur. (Tirmizi)
Allah'dan başkasına, ibadet amacı ile bir şey
adamak da böyledir. Çünkü yüce Allah -c.c .:
Adaklarını yerine getirsinler buyurmuştur. (Tirmizi)
Yine ibadet amacı ile Kabe'den başka bir yeri
ziyaret etmek veya Allah tarafından ziyaret
edilmeleri ibadet sayılmış belirli yerler dışında
başka yerlere ibadet amaçlı özel geziler
düzenlemek de bu meyandadır.
Bu konuda göz önünde tutulacak temel kural şudur.
a) MüsIüman işlediği her ameli, yaptığı her hareketi Allah için yapar.
b) Müslüman sadece Allah'ın şeriatına uygun olan
ameli yapar.
c) Eğer müslüman Allah'ın izin vermemiş olduğu
bir ameli, bir hareketi yaparsa bu günah olur.
d). Müslüman eğer hiç ameli Allah'dan başkasına
sunarsa Allaha şirk koşmuş oIur..
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Siyer/Davet
Peygamberimizin Taife Hicreti
İbretler Ve Öğütler 2
Resûlullah (s.a.v.)'ın Taife hicretini, bu hicret esnasında
gördüğü işkence ve eziyetleri, sonra Mekke'ye geri dönüş
şeklini aklımızdan geçirince, şu hikmetleri aşağıya
şöylece özetlememiz mümkündür :
Birinci Hikmet: Resûlullah'ın karşılaştığı çeşitli sıkıntılar,
hele özellikle Tâife gidişinde karşılaştığı eziyetler, ancak
insanlara yapılan tebliğ faaliyetlerinin neticesinde
doğmuştur...
İkinci Hikmet: Resûlullah (s.a.v.)'ın kavmiyle birlikte
yaşadığı olayları düşündüğümüz zaman, bu olaylardaki
eza ve cefanın bazan çok katı olduğunu görüyoruz.
Ancak bu olayların tümünde de, Resûlullah'ı teselli etmek
ve derdine ortak olmak için; ayrıca, nefsinde elem ve
sıkıntıların etkisiyle onu umutsuzluğa sokacak şeylerin
doğmaması için; bu eziyetlere ve bu işkencelerin
sonuçlarına karşı ilâhî bir cevab niteliğini taşıyan lütufları
görmekteyiz:
Resûlullah'ın Taife hicret sahnesinde ve o hicrette, görevi
yerine getirememenin verdiği
azabla birlikte, işkencecilerin
yönelttikleri hakaret sahnesinde,
arkasından koşan ve ona eziyet
eden bu ipsizlerin akılsızlıklarına
karşı açık bir şekilde ilâhî bir
protesto görüyoruz: İpsizlerin
kabalıklarından
ve
akılsızca
yaptıkları
işlerden
dolayı
Resûlullah tan özür dilediğini
görüyoruz. Bu protesto ile özür
dileme durumunu daha çok elinde
üzüm salkımı bulunan bir tabak
olduğu halde, Resûlullah'a doğru
koşarak gelen ve sonunda elini yüzünü ve ayaklarını
öpmeye başlayan Hristîyan köle Ad-das'ın ortaya
çıkışında görmekteyiz. Addas bu davranışlarını
Resûlullah'ın bir peygamber olduğunu haber alınca
yapmaya başlamıştı.
Şu akılsızların incitmelerinden dolayı, Resûlullah'tan özür
dileme tablosunu tasvir etmek için, olayı zikrettikten
sonra Mustafa Sadık er-Rafii (rh.a.)'nin şu sözlerini
nakletmemiz bize yeter:«Bu olayda kaderin sembolleri ne
kadar da şaşırtıcı!...
Hayır, iyilik ve yücelik çabucak geliverdi ve şerri
beyinsizliği ve düşüncesizliği protesto ile karşıladı.
Düşmanlık dolu kelimelerden sonra güzel sözler geldi.
Rebia'nın oğlu da, hem islâm düşmanlarının en
amansızlarından, hem de Kureyş'in ileri gelenlerinden ve
Peygamberimizin amcası Ebû Tâlib'e gidip, Ebû Tâlib'in
ondan elini çekmesini, kendileriyle Peygamberimizin
arasına girmemesini, veya iki gruptan biri helak oluncaya
Sayfa 11
MUHACIRUN DERGISI–
B.Çobanoğlu
kadar onunla savaşacaklarını söyleyenler arasında
bulunanlardandı. Bu duruma göre vahşi karakter, bu dinin
getirmiş olduğu insani mânâsına dönüştü. Çünkü dinin
geleceği fikir olacaktır...
Hristiyanlık Islâm ile kucaklaşmaya ve onu üstün kabul
etmeye geldi. Çünkü kardeşin kardeşten yana olduğu
gibi, sahih din de, sahih dinden yanadır. Ancak
kardeşliğin akrabalık bağı kan, dinin akrabalık bağı ise
imandır, akıldır...
Sonra kader, bu olayda kendi sembolünü halâvet dolu bir
üzüm salkımı ile bütünleştirdi. Bismillah ile üzüm
salkımından koparmakta, her çekirdeğinde bir ülke
gizlenmiş olan çekirdek dolu koca İslâm salkımına âit bir
sembol idi».
Üçüncü Hikmet: Zeyd b. Hârise'nin, ipsiz sapsızların
attığı taşlardan Resûlullah'ı korumak için kendi vücudunu
siper etmesi, hattâ başından birkaç da yara alması, îslâm
da'vetçüerinin dâva liderleri karşısındaki durumlarına
güzel örnektir. Bir müslüman, hayatını feda etmeyi dahi
gerektirirse, kendi liderlerini korumak ve savunmak için
böyle yapmalıdır.
Sahâbe-i Kirâm'ın durumu, Resûlullah'ı koruma
hususunda işte böyle idi. Şu an Resûlullah aramızda
bulunmadığına göre, ona ashabının
koruduğu tarzda davranmamız mümkün
olmaz. Çünkü bugün savunma başka
tarzda gerçekleşiyor. O da şudur: İslâm
dâvası uğrunda işkence ve sıkıntılardan
çeknimememiz
gerekir.
Resûlullah
(s.a.v.)'ın yüklendiği meşakkat ve
gayretten kendi hissemize düşeni
almamız gerekir...
Aynı şekilde, her asırda ve her zamanda
îslâm
dâvası
için
Re-sûlullah'ın
komutasına
halef
olan
kişilerin
bulunması gerektiğine göre, bütün müslümanların da o
komutanın etrafında samimî bir ordu oluşturmaları ve
Resûlullah aralarındaymış gibi, mallarını ve canlarını o
komutanların yolunda feda etmeleri gerekir.
Dördüncü Hikmet: Resûlullah (s.a.v.), Nahle
mevkiinde, geceleyin namaz kılarken, cinlerden bir
topluluğun onu dinlemek istemelerini bize nakleden İbn
İshâk'ın bu rivayeti, cinlerin varlığına ve onların da
mükellef olduklarına, yine onlardan Allah'a ve Resûlü'ne
inananlar olduğu gibi, inanmayan ve kâfir olanlar
bulunduğuna delil teşkil etmektedir.
Bu delâlet, Ahkaf sûresinde: «Hani biz cinlerden bir
topluluğu, Kur'an dinlesinler diye, sana doğru
çevirmiştik..» âyetinde «...Ve sizi elem verici bir azabtan
kurtarsın» âyetine kadar olan âyetlerle, Cin süresindeki
âyetlerin açık bir şekilde bahsetmesiyle kesinlik
derecesine ulaşmıştır.
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Hanımlar Köşesi
Kadın-Erkek eşitliği (10)
Evlilik Ve Aile (Eşlerin Seçimi Ve Uyumu
1)
İslam evlilik meselesinde müslümanlara tam manasıyla muhayyerlik
vermemiş, "İsteyen, istediği ile evlensin" diyerek, müslümanları bu
önemli konuda başıboş bırakmamıştır. Bu konuda helal ve haramlarla
birlikte, teşvik ve tavsiye hükümleri de bulunmaktadır. Müslümanların
kimlerle evlenip, kimlerle evlenilemeyeceğine dair Kur'an-ı Kerim'de
zikredilen ayet-i kerimelerden bazıları şunlardır;
Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir
cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik, bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir
köle, -hoşunuza gitse de-müşrik bir erkekden daha hayırlıdır. Onlar,
ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izni ile cennete ve mağfirete çağınr. O,
insan-lara ayetlerini açıklar. Umulur ki Öğüt alıp-düşünürler.
[Bakara,221]
Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlan-mayın. Ancak
(cahiliyyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çirkin bir hayasızlık' ve 'öfke
duyulan bir iğrençliktir'. Ne kötü bir yoldu o !.[Nisa, 22]
Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı (Kendilerine) Kitab verilenlerin yemeği size helal sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ik sizden önce (kendilerine) Kitab verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu,
fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinme-mişler olarak onlara ücretlerini
(mehirlerini) Ödediğiniz tak­dirde- size (helal
kılındı) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa,
elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette
hüsrana uğra-yanlardır.[Maide,5]
Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan
bir ka-dından başkasını nikahlayamaz; zina
eden bir kadım da, zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası
nikahlaya-maz. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır.[Nur,3]
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadın-lara; iyi ve
temiz kadınlar, iyi ve temiz erkeklere; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz
kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların de-mekte olduklarından uzaktırlar.
Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir nzık vardır.[Nur,26]
Müslümanlann evlenecekleri eşleri seçme veya seçe-bilme insiyatifleri, yukanda bir kısmını zikrettiğimiz bu hükümler çerçevesinde kalan
bir insiyatiftir. Resululiah (s.a.v.)'in konuyla ilgili hadis-i şerifleri de,
yine müsiümanlar tarafından dikkate alınması gereken hadis-i şeriflerdir.
Mesela Buharı ve Müslim'de rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resululiah (s.a.v.), kadının dört şey (Malı, soyu ve şere-fi, güzelliği ve dindarlığı) için nikahlanacağını belirtip, dindar olanın tercih edilmesini
tavsiye etmiştir. İbn-i Mace'de ise aynı konuda şu hadis zikredilmektedir; Kadınlarla güzellikleri için evlenmeyiniz. Çünkü umulur ki güzellikleri kendilerini felakete götürsün. Malları için de evlenmeyiniz. Çünkü umulur ki malları onlan bastan çıkarsın. Fakat onlarla din(leri) için
evleniniz. Allah'a yemin ederim ki, siyah, kulağı delik ve dindar bir
cariye (diğerlerinden) daha faziletlidir.
Bu hadis-i şerifte kendilerini felakete götürecek bir güzelliğe, baştan
çıkarmaya götürecek bir mala sahip olan kadınlar, güzelliğe veya mala
sahip olmalarına rağmen dindar olmayan kadınlardır. Nitekim kendilerini güzelliğin ve malın fitnesinden koruyabilecek dini vasıflara sahip
ol-madıkları için, istenmese de bir felakete gidebilecekleri ve baştan
Sayfa 12
MUHACIRUN DERGISI–
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Misafir Kalemler
çıkacakları umulmakta veya beklenmektedir.
Konuyla ilgili olarak zikrettiğimiz ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde dikkate almamız gereken diğer bir husus; kadın erkek ayırımı yapılmadan bütün emir, nehiy veya teşviklerin genele şamil kılınamayacağıdır. Mesela müslüman erkeklerin Ehl-i Kitap'tan kız alabileceklerini
be-yan eden ayet-i kerimesi, bu izini kadın erkek bütün müslümanlara
değil, sadece erkek müslümanlara vermektedir. Tabi ki bu durumun,
kendi şartlarında gözlemleyebileceğimiz hikmetli nedenleri bulunmaktadır.
Aile reisinin erkek olması ve ailedeki yaptırım gücünün erkekte bulunması, böylesi evliliklerde aileye vaziyet etme noktasında erkek için bir
avantaj olurken, kadın için dezavantaj olacaktır. Dirayetli müslüman
bir erkek Ehl-i Kîtap'tan bir kızla evlendiği zaman, aileye vaziyet etme
noktasındaki bu avantajını kullanabilecek ve dolayısıyle kendi dinini
koruyabildiği gibi, Ehli Kitap'tan olan eşinin de bazı hayırlara ulaşmasına vesile olabilecektir. Tabi ki bu olumlu durum, Ehl-i Kitap'tan bir
erkekle evlenmeye kalkışan müslüman bir kadın için söz konusu değildir. Ehl-i Kitap'tan bir erkekle evlenen kadın, kocasında Ehl-i Ki-tab'ın
şu vasfını, şu arzusunu görecektir; Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyan-lar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De kv Kuşku-suz doğru yol Allah'ın
(gösterdiği) dosdoğru yoldur. Eğer sana gelen
bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve
tut-kularına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost, ne de bir yardımcı
vardır.[Bak,120]
Ehl-i Kitap erkeğin bu arzusu, zamanımızda
dini bir istek olarak değil, bir hayat görüşü ve
bu görüşün paralelindeki tavırlar olarak
karşısına çıkacaktır. "Şunu şöyle yapalım,
bunu böyle yapalım!." şeklindeki istekler, aile
için-deki erkeğin avantajlı durumuyla ağırlık kazanacak ve yaptırım
gücü bulunmayan kadını çaresizlik içinde bırakabi-lecektir.
Aileye vaziyet etme ve yaptırım gücü noktasında er-keğe nazaran
dezavantajlı bir durumda bulunan müslüman bir kadının, böyle bir
duruma düşmemesi ve bu dezavanta-jını bir avantaj durumuna getirebilmesi, kendisinden daha dindar olan müslüman bir erkekle evlenmesine bağlıdır.
Herhangi bir erkeğe zenginliği veya güzelliği için talip olmak, müslüman kadınlar için oldukça sakıncalı bir durumdur. Çünkü aile reisliğine
sahip olan müslüman erkeklerin bile sadece zenginlik ve güzellik için
yapacakları evlilikten sakındınlmalan, aile reisliğini ellerinde bulundur-mayan ve bulundurmayacak olan müslüman kadınlar açısından çok
daha vahim bir sakındırma olarak algılanmalıdır.
Ehl-i Kitab'ın günümüzde yeniden tanımlanması ise dikkate alınması
gereken diğer bir husustur. Ehl-i Kitab'ın en kısa tarifi, kendilerine
semavi bir Kitab verilen insanlardır. Ehl-i Kitab'ın Kur'an-ı Kerim'deki
ıstılahı manası ise kendilerine semavi bir Kitab verilmesine ve hak bir
din vazedilmesine rağmen, dinlerinin gereğini yapmayan ve dinlerini
tahrif eden kimseler topluluğudur.
Eh Kitab'ın bu tanımını dikkate aldığımız zaman, günümüzde Ehl-i
Kitab ifadesiyle kastedilen zümrenin, sadece Yahudiler veya Hıristiyanlar olmadığını anlayabiliriz. Çünkü kendilerii Kur'an-ı Kerim verilmesine ve kendileri-ni İslam'a nisbet etmelerine rağmen, halleriyle,
yaşantılarıyla, akideleriyle müşriklerden bir farkı olmayan, bid'at ve
hurafelerle dinierini tahrif eden kimseler, Ehl-i Kitaptan farklı kimseler
değildir.
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Sohbetler/Düşünceler
Ibni Abdulhalim
geleneklerinin bilinmesi, in­san­larla yakınlaşma konusunda
büyük fayda sağlayacaktır…
İhya erinin, gerek kendi bölgesi ve gerekse dünyada ya­şanan,
meydana gelen günün mes’eleleri ve haberlerinden haberdar
olmalıdır… Bütün bunları bilen ve İslâm ölçü­süyle
değerlendirip yorumlayan muvahhid mü’min, İs­lâm’ı tebliğ
edip Allah’a davet etme konusunda çok daha rahat hareket edip
etkili olabilir… Bunun hepsi de, sağlam bir ilimle
gerçekleşir… Malum olduğu üzere, her mü’min müs-lüman
âlimdir ve Peygamberlerin varisidir…
Ebu’d-Derda (r.a.)’dan:
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Muhakkak âlimler,
Peygamberlerin varisleridirler. Şübhesiz Peygamberler, ne
altın, ne de gümüş miras bıra­kırlar. Peygamberler, miras
olarak ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim Peygamberlerin
mirası olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur.”
Rasullerin ve Nebîlerin varisleri olan muvahhid mü’minler,
devraldıkları ilim mirasını gereği gibi emrolundukları şekilde
sarfederken, varisleri oldukları Rasuller ve Nebîler gibi
davranmalıdırlar… Sadık varislere düşen vazife budur!..
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:“Onlar (o peygamberler),
Allah’ın risaletini tebliğ eden­ler,
O’ndan içleri titreyerek, korkanlar
ve Allah’ın dışında hiç kimse­den
korkmayanlardır. Hesab görücü
olarak Allah yeter.”
“İşte bu örnekler, Biz, bunları
insanlara vermekteyiz. Ancak
âlimlerden başkası bunlara akıl
erdiremez.”
“Kulları içinde ise, Allah’dan ancak
âlim olanlar içleri titre­yerek
korkarlar.”
İbn Abbas (r.a.) bu ayetin tefsirinde
şöyle demiştir:- Kim Allah’dan korkarsa o, âlimdir.
Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah
(s.a.s.):“Hikmetli söz, mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa,
o mü’minin kendisi ona daha layıktır.”
1)Sarsılmaz, Sağlam ve Katıksız Bir İman
İlmi ve hikmeti elde eden âlim muvahhid mü’minler, onunla
2) Yeterli İlme Sahib Olmak
amel eder ve kulluk vazifelerini gerçekleştirirler… Onlar ilmi,
3) Takvalı Olmak
kendisiyle ibadet etmek için öğrenir ve uygu­lar-lar… Yoksa
4) Tevazu
sadece birçok şeyi bilmek ve bilmezlerin karşı-sında onunla
5) Dosdoğru Olmak
övünmek için ilim elde etmezler… Böyle bir ilmin faydasız
6) Sabır Etmek
olduğunun farkındadırlar… Ayrıca bu şekilde ilim sahibi
7) Ümitvar Olmak
olmanın günah olduğunun idrakındadırlar…
8) Ekonomik Bağımsızlık
Cabir b. Abdullah (r.anhuma)’dan:
2) Yeterli İlme Sahib Olmak
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:“Ne âlimlere karşı iftihar ve
Enes b. Malik (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah
övünmek için, ne ca­hillerle münakaşa etmek için ve ne de
meclislerin seçkin köşelerinde yer almak için ilim taleb
(s.a.s.): “İlim aramak, her müslüman üzerine farzdır.”
etmeyiniz.
Faydalı ve kendisiyle amel edilecek ilmi arayıp elde et­mek,
kadın olsun, erkek olsun her muvahhid mü’min için farz-ı
Bu yasağa rağmen kim böyle yaparsa, ateşe (müstehaktır),
ayn’dır. O muvahhid mü’minin, akîde ve amel ile ilgili
ateşe (müstehaktır).”
mükellef olduğu bütün ilmi öğrenmesi gerekir… Ayrıca insanı Cabir (r.a.)’dan:
ihya vazifesinde bulunan muvahhid şahsiyetin, diğer insanların
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:“Allah’dan faydalı ilim
öğretim ve eğitimiyle meşgul olacağı için, başka bilgilere de
dileyiniz ve (sahibine) fayda sağlamayacak ilimden Allah’a
ihtiyacı vardır… İçinde yaşadığı toplu­mun, siyasî, iktisadî,
sığınınız.”
hukukî, ictimâî durumlarıyla ilgili mes’eleleri bilmesi gerekli…
Bununla beraber, bölgelerin ve kavimlerin adetleri, örfü ve
İHYA ERİNİN ÖZELLİKLERİ
2
Bir insanı ihya eden, bütün insanları ihya etmiş gibi olur
gerçeğine katıksız iman eden muvahhid mü’minler, bir insanın
hidayetine vesile olmanın, hoşlarına giden her şeyden, hatta
dünya ve içindekilerden hayırlı olduğuna şübhesiz
inanmışlardır. (Buhari)
Rabbimiz, ihya erlerinin önderleri olan Rasullerini, kullarını
ihya etsinler ve onları aşağıların aşağısı olmaktan, tağuta
kulluktan, şirke düşmekten kurtarip yücelik ve üstünlük sahibi
olan Allah’a kulluk etmeye, yani Tevhid üzere olmaya
cagirsinlar calissinlar... Onları içine düştükleri zulüm
çukurundan kurtarıp adalet düzlüğüne çıkarsınlar... Onlara en
doğrusunu tebliğ edip anlatsınlar ve doğruya davet etsinler...
Onları, vahiy ile aydınlatsınlar, öğretip eğitsinler...diye
gönderdi.
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah: “Andolsun Biz, her ümmete:
‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğ etmesi
için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle onlardan kimine Allah,
hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu.
Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradığı sonucu
görün.” (Nahl, 36)
Muvahhidlerin önderi Rasulullah
(SAV), bu ihya hareketinin önderlerinin
en sonuncusu olan Allah’ın Nebîsi ve
Rasulü’dür... O, en son Rasul ve en son
Nebî’dir... O’nun vefatından sonra,
insanları ihya vazifesi, O’nun izi üzere
yürüyen ve O’nun Sünneti ile hareket
eden Muvahhid ve Muttaki
Müslümanlar tarafından yerine
getirilmeye çalışılmıştır...
Insanı ihya vazifesi ile mükellef olan
muvahhid mü’minler maddî ve mânevî
yönleriyle çok iyi yetişmelidirler… Bir
mü’min-i kâmil, bir insan-ı kâmil ve
örnek bir şahsiyet olmalıdırlar… Böyle olgun bir şahsiyet için,
çok iyi bir öğretim ve eğitim gereklidir…Bu katıksız iman
sahibi muttaki mü’minin belli başlı özellikleri şunlardır:
Sayfa 13
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Yarının Büyükleri
Müslüman Çocuğun Edebi
ÇOCUĞU KÖTÜ EĞITMENIN YOLLARI
Kötü bir çocuk, ya babanın yahut da her ikisinin
eseridir. Çocuğunuzda gördüğünüz kötü bir huyun
suçunu, mutlaka kendinizde arayın. Her annebaba, genellikle, çocukta gördüğü yanlış bir davranışın suçunu; ya çocuğa ya da çevresine yükleme eğilimindedir. Çocuk, aileden gördüklerini
taklit ederek büyür. Eğer siz, ona iyi bir terbiye vermiş iseniz; etraftan duydukları ona fazla tesir etmeyecektir.
Kötü eğitimin ilk ve en tesirli basamağı, kötü örnek sergilemektir. Her akşam eve sarhoş dönen
ve kazandığı paraları meyhaneci ile paylaşan bir
baba, çocuğuna ahlâki nutuklar çekse, acaba ne
kadar tesirli olacaktır!..
Kötü eğitimin ikinci basamağı, çocuğunuza yeterli
zaman ayırmamaktır. Sadece dersi için onunla bir-iki
saat beraber olmakla, anne-babalar görevlerini
yapmış sayılamazlar. Çünkü, çocuk geri kalan zamanını sokakta, gelişigüzel
arkadaşlarla veya evde televizyon karşısında geçirmektedir.
Çocuğuna ayırması gereken kıymetli vakitlerini, misafir ağırlamakla, süslenip
püslenmekle, ve dedikodu
yapmakla geçiren bir annenin onun üzerinde ne hakkı vardır? Böyle bir
anne, herhalde, iyi bir anne olduğunu iddia edemez…
geçirilirse; acaba onlardan iyi ve sadık birer evlat
olmalarını beklemeye hakkınız var mıdır? Kötü
eğitimin üçüncü basamağı, terbiye şeklindeki hatalardır. Bu basamak öylesine çok derindir.
Eğer çok neşeli ve keyfiniz yerinde olduğu zaman
onların en büyük yaramazlıklarını tebessüm ve
kahkaha ile karşılıyorsanız... Işlerinizin yolunda
gitmediği ve canınızın sıkıldığı zamanlarda, ilginizi
çekmek için yaptıkları küçük yaramazlıkları, dayakla, hakaret ve küfürle karşılıyorsanız... Dürüstlükle itiraf ettiği bir suçunda ceza görüyor, fakat inkâr ettiğinde dayaktan kurtuluyor ise... Rica
ve yalvarma ile sizden bir ihtiyacını koparamıyor,
ancak şirretlik ve tepinme ile bunu elde ediyor
ise... Normal zamanda göremediği ilgi, şefkat ve
sevgiyi, bir hastalık veya kaza sırasında görüyor
ise... Eğitim şekliniz
yanlış demektir.
NE EKERSENIZ ONU
BIÇERSINIZ
Şüphesiz, her anne ve babanın ideali, aile şerefini
koruyacak, ihtiyarlık zamanlarında kendilerine
destek olacak, onlara
saygısını eksik etmeyecek
evlâtlar yetiştirmektir. Ancak, bu o kadar kolay bir
iş değildir. Hiçbir çocuk,
anne-babaya nankörlük
etmez; ne verirseniz onu
alırsınız.
Mesut bir ailede, karşılıklı
sevgi ve saygıya dayanan samimi diyaloğu hangi
tiyatro eseri taklit edebilir? Küçük yavrunun anne ile mırıl mırıl kuş dili konuşmasını, hangi müzik
parçası taklit edebilir?
Kıymetli vakitlerini çocuklarından ayrı geçirenler...
Servetine servet katmaya çalışan, işinden başka
Onların tatlı cıvıltılarını rahatsız edici bulanbir şey düşünmeyen, akşamlarını ya hesap yapalar...Evlâtlarından, ruhsal gelişmeleri için gerekli
rak veya kahvehanede arkadaşlarıyla oyun oynayolan, sevgi, şefkat ve ilgiyi esirgeyenler... Ne duyarak geçiren bir baba da, iyi bir baba olduğunu
gusuz, ne bahtsız insanlardır!..Böyle insanların
söyleyemez.
teşkil ettiği aile, vahşi bir topluluktur. Bu topluluk
içinde büyüme bahtsızlığına uğrayan çocuklar,
Çocuklarınız, şahsiyet teşekkülü için gerekli olan cılız, hasta ve ruhsal dengeleri bozuktur. Işte böyle
en kıymetli "Çocukluk çağı" nı', yakınlığınızdan ve ailelerdir ki, bana bu konuları yazma ihtiyacı hissıcak ilginizden yoksun, hoyrat ve yabancı ellerde settirmişlerdir .
Sayfa 14
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Basından Seçmeler
Mısır Yardım Konvoylarının Gazze'ye
Geçişine İzin Vermiyor
25.07.2014 13:18
Mısır yönetiminin, Gazze'ye insani yardım
konvoylarının geçişine izin vermediği bildirildi.
AA muhabirine konuşan Hamas Sözcüsü
Fevzi Berhum, "Onlarca yardım konvoyu,
Mısırlı yetkililer izin vermediği için Refah Sınır
Kapısı'nda bekliyor. Mısır yönetimi, cumartesi
günü de Gazze'ye insani yardım götüren gıda
ve tıbbi malzeme yüklü konvoyun bölgeye
geçişine izin vermemişti" dedi.
Refah Sınır Kapısı’nın acilen açılıp, Gazze'ye yardım ve sağlık malzemelerinin girişinin sağlanması çağrısında bulunan Berhum,
"Refah Sınır Kapısı'nın bu zor şartlar altında
kapalı tutulması, Mısır'ın bölgedeki rolüne hiç
yakışmayan bir tutum" ifadelerini kullandı.
Mısır yönetimi, 3 Temmuz 2013'teki askeri
darbenin ardından, İsrail'in ablukası nedeniyle Gazze'nin dünyayla tek bağlantı noktası
durumundaki, Refah Sınır Kapısı'ndan geçişlere, istisnai durumlarda ve süre
sınırlaması koyarak izin veriyor.
AA
IŞİD İsrail'e neden saldırmıyor?
sürece onlara dokunmayacağız” denildi. Gazetenin analizinde IŞİD'in ele geçirdiği
topraklarda kurumsallaşmak için adımlar
attığını ve bu nedenle çevresindeki müslüman
olmayan devletlerle herhangi bir mücadeleye
girşmediği belirtiliyor. Örgüt daha önce de
öncelikli mücadelesini şii müslümanlara karçı
verdiğini de açıklamıştı.
"SALDIRMAYACAĞINI BİLMEK GÜZEL"
İsrail gazetesi Haaretz 'en azından müslüman
bir örgütün İsrail'e saldırmayacağını bilmek
güzel' ifadeleri de oldukça dikkat çekti. Irak ve
Suriye topraklarındaki aşiretlerle ittifaklar kuran IŞİD'in bu ittifakın bozulmaması için ciddi
çaba gösterdiği de dile getirilirken İsrail'e
saldırı seçeneğinin şu anda örgütün öncelikli
gündem maddeleri arasında olmadığı dile
getiriliyor.
—————IŞİD Gazze’ye girmeye hazırlanıyor
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Suriye’deki
eğitim kamplarında ‘IŞİD’in Gazze Mücahitleri’
olarak adlandırdığı bir grubun görüntülerini
yayınladı. IŞİD'in Gazze’ye girmesi durumunda Gazze'de dengeler değişebilir.
IŞİD’in sosyal medya hesabında yayınlanan
görüntülerde, üyelerin ellerindeki silahların
üstünde “IŞİD’in Gazze Mücahitleri” ve
“geliyoruz ey Yahudiler” cümleleri yer alıyor.
IŞİD, ‘Gazzeli Mücahitler’ olarak isimlendirdiği
grubun ‘Şeyh Ebu Nur Makdisi Tugayı’ adı
altında Suriye’deki askeri eğitim kamplarında
Gazze’ye girmek üzere eğitildiğini duyurdu.
Hamas’a mesaj
IŞİD, Gazze’de yönetimi elinde bulunduran
Filistin İslami Direniş Hareketi’ne (HAMAS)
“yüzleşmek yakındır ve çatışma kaçınılmazdır” şeklinde doğrudan bir mesaj gönderdi.
İsrail'in önde gelen gazetelerinden Haaretz,
IŞİD'in İsrail'e yönelik herhangi bir tehdit
açıklamasında bulunmamasını analiz etti.
Son 6 ayda Irak Şam İslam Devleti örgütü
IŞİD'in adı tüm dünyanın dilinde. Suriye'de
bazı kentleri ele geçirdikten sonra Irak'ın en
büyük kentlerinden Musul'u ele geçiren IŞİD
Bağdat'a doğru hareket etmiş ancak hem Irak
ordusu hem de Bölgesel Kürt Yönetimi'nin
direnciyle karşılaşmıştı. Tüm dünyanın gözü
bu bölgelerdeyken İsrail'in Gazze'ye hava
operasyonu başlatması ve ardından kara
harekatına girişmesi uluslararası arenada
odağın tekrar Filistin meselesine dönmesine
neden oldu.
İSRAİL ŞAŞKIN
Batı tarafından 'İslami terör örgütü' olarak
gösterilen IŞİD'in İsrail'e yönelik keskin bir
açıklamasının olmaması ve Gazze katliamıyla
ilgili hatırı sayılır çıkışlar yapmaması İsrail'i de
şaşkına çevirmiş durumda. İsrail'in önde gelen
gazetelerinden Haarets'te yer alan bir soru ve
aranan cevap IŞİD'le ilgili farklı yorumlara
neden oldu. Haarets, 'IŞİD neden İsrail'e
saldırmıyor' sorusunu sordu.
"FİTNEYE KARIŞMADIKLARI SÜRECE.."
IŞİD militanları twitter üzerinden bir mesaj
yayınlayarak İsrail’e neden saldırmadıklarını
açıkladı. Mesajda “İsrail fitneye karışmadığı
Sayfa 15
kalamayız, sessiz kalmayacağız da'' dedi.
Erdoğan, CNN International'ın deneyimli sunucusu Becky Anderson'ın gündeme ilişkin
sorularını yanıtladı.
İsrail ile Gazze arasında yaşananlar ve
—————————İsrail'in Gazze'ye saldırılarının sorulması üzeErdoğan'dan Filistin Davası İçin Şok Sözler rine Başbakan Erdoğan, Tel Aviv’de yaptığı
Erdoğan'dan Filistin Davası hakkında şok
görüşmede eski İsrail Başbakanı Ariel Şasözler: Siz İsrail'i kabul edin İsrail de sizi kabul ron’un kendisine söylediği, ''Hayatımda en
etsin
mutlu olduğum anlar; Filistin’de tankların
25 Temmuz 2014 Cuma Saat 04:16
üstünde olduğum zamanlardı’’ sözünü hiç
Başbakan Erdoğan, ''İsrail’in batı tarafından
unutamadığını dile getirerek, şu anda İsrail’in
savunulması ve dünyanın İsrail’e suskun kal- Filistin’deki konumunun belli olduğunu söyledi.
ması anlaşılamaz. Biz sessiz kalamayız, ses- Amerikalı dostlarıyla, ABD eski Başkanı Gerosiz kalmayacağız da. İsrail ölüm kusuyor, kan ge W. Bush ve Barack Obama ile bunu konuşkusuyor'' dedi.
tuklarında, hep söylenenin "bölgede iki devletli
bir yapı İsrail ve Filistin arasında" olduğunu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in
kaydeden Erdoğan, kendilerinin her zaman
halen batı tarafından savunulması ve dünyFilistin’de bunu dillendirdiklerini ve Filistin
anın İsrail'e suskun kalmasının anlaşılamaz
tarafına "Siz İsrail’i kabul edin, İsrail de sizi
olduğunu belirterek, ''Bundan dolayı biz sessiz kabul etsin" dediklerini aktardı...
MUHACIRUN DERGISI–
IŞİD, Gazzeli savaşçı grubun adının Ebu Nur
Makdisi olduğunu belirterek 2009’da Hamas
askerleri tarafından öldürülen Selefi din
adamının öcünü alacağını duyurdu.
Asıl adı Abdullatif Musa olan Ebu Nur Makdisi,
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentinde
yaşıyordu. Makdisi, Refah’taki İbni Teymiye
Camisi çevresinde kümelenen ve ‘Ensarullah
Ordusu’ olarak adlandırdığı silahlı Selefi bir
grup kurdu. Makdisi, Gazze’deki Hamas hükümetine 'İslam’ın kurallarını uygulaması' uyarısında bulunarak Hamas’a savaş ilan etti.
Hamas üyeleri ile ortaya çıkan grup arasında
şiddetli bir çatışma yaşandı. Çatışmada örgütün lideri Ebu Nur Makdisi ile birçok örgüt
mensubu öldürülmüştü.
Hamas'tan yanıt
IŞİD’in Gazze Şeridi’ne girmesi halinde Hamas’ın nasıl bir karşılık vereceğine dair Al
Jazeera’ya konuşan Hamas’ın kurucu liderlerinden Abdülfettah Duhan, “doğru İslami yoldan sapmış olan hiçbir grubun Gazze’ye girişine asla izin vermeyeceğiz” dedi.
Duhan’a göre, IŞİD’in Gazze’ye girişi, Gazzelilerin kanını mubah kılması anlamına geliyor.
Duhan, “Hamas’la mücadeleye gelen bir grup,
sadece Siyonist işgal gücüne yarar” dedi.
Filistin Yasama Komisyonu üyesi ve Gazze’deki Hamas Yönetimi Adalet Bakanı Muhammed Ferec Gul ise IŞİD’in Gazze’ye girişinin
spekülatif bir yalan olduğunu belirtti.
Al Jazeera’ya konuşan Gul, “bizim hiç kimseye bir düşmanlığımız yok. İslam Ümmeti
bütün gücünü Filistin halkına yönelik katliamlara imza atan ve Müslümanların mukaddesatını ayaklar altına alan Siyonist İsrail’e karşı
toplayarak mücadele etmelidir” dedi…
Kaynak: Al Jazeera, UPI ve As-Sawsana
YIL-3/ SAYI– 32 ŞEVVAL 1435 / TEMMUZ 2014
....İşte
Bayramımız!
Download

Sayi 1/Yil 1