‫سطأل َ َط َي ْطِْ ح َ ْا ِم اِأ َ ْم‬
َ ‫ َا َي َ َاا ح نْ َِ لَ ا َا َأط ْح َي ِ ََط ْح ع َ َط َي ِ ََط ْح حْ نم‬.‫ل حْ نم ِِ ِم‬
ِ ‫ِ حْ نم ِْا‬
Sayi 1/Yil 1
YIL 3/ SAYI 29
RECEB 1435/ MAYIS 2014
‫ب ِ ْس ِم‬
Hediyemiz olsun!
‫لُس رقَقق‬
‫قَُسهقق سق‬
‫ل عقق سق‬
‫ر رقق ر ع‬
‫قلعق رَّللاُر َلصقق ر ر‬
‫قلق ر‬
} ‫ل‬
‫ق{قإذقاققاطع قشققأح قشققفليس قَق ُلحها قشق ط قق‬
Ebû Hureyre (ra) Peygamber Efendimizin (SAV) şöyle buyurduklarını rivayet ediyor:
Birinizin ayakkabısının bağı bile kopsa "Innâ lillâhi ve Innâ ileyhi râciûn (Biz Allah'ın kullarıyız, yine Ona döneceğiz)" desin. Çünkü bu da bir Musibettir.
Camiüs Sağir [Hadîs No: 503]
kkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk
kkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk
k
Aylık;
Islami,
Siyasi
ve
Ilmi
Dergimiz...
SOMA´DA YÜREKLER ve UMUTLAR
KÖMÜR KARASI
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Fihrist
Dersler
Konular
Yazarlar
Sayfa
—
—
2
Soma!...
Editör
3
Tefsir Dersleri
Fecr Suresi (6-14)
Ebu Abdurrahman
4
Tefsir Dersleri (devam)
Fecr Suresi (6-14)
Ebu Abdurrahman
5
...Bize yönelik suçlamalar tarihte de cereyan etmiştir...
M. Metin Müftüoğlu
6
Temel Meseleler (15)
Ibni Abdulhalim
7
İslâm Fıkhı Açısından Organ Nakli-(3)
Ebu Ensar
8
İMKÂNLAR ve HAMLELER-(5)
Cemaleddin Hocaoğlu
9
Islam/Ibadet
Kelime-i Şahadetle çelişen tutumlar-(9)
Said Havva
10
Siyer/Davet
Peygamberimizin Hayatı;
B. Çobanoğlu
11
Misafir Kalemler
12
Ibni Abdulhalim
13
Anonim
14
—
15
Fihrist
Gündem/Yorum
Gençlerle Başbaşa
Suffa Mektebi
Dördüncü Delil; KIYAS
Fetva Köşesi
Beyyineler
6. Hüzün Yılı
Kadın-Erkek eşitliği (8)
Hanımlar Köşesi
Başka açılardan Tesettür...
Sohbetler/Düşünceler
Kur´anda Gençler ve Gençlik değerleri-(14);
DIN EĞITIMININ GAYESI
Müslüman Çocuğun edebi,
Yarının Büyükleri
Bunları Biliyormusunuz?
Basından Seçmeler
."Hilafet" Hashtag'ı Korkuttu(!)
Tutuklanan Ezher Öğrencisinden Mektup Var
Muhacirun Dergisi:
www.muhacirun.net
Yazışma Adresimiz:
[email protected]
Sayfa 2
MUHACIRUN DERGISI–
Doğrular Islamın doğrulardır,
hatalar/yanlışlar bizim
yanlışlarımızdır. Okuyucularımızdan
(Islama göre varsa) Hatalarımızın
düzeltilmesini istirham ediyoruz.
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Gündem/Yorum
Soma
Bu hep böyledir. Ateş düştüğü yeri yakar. Biz ne kadar üzülürsek üzülelim, ölümlerin acısını madencinin ailesi, çocukları kadar hissetmeyeceğiz. Önce bunu bilelim ve bu acıya
saygı duyalım.Mü´min olarak ölenlere Allahtan rahmet, ailelerine başsağlığı dileriz...
Bu felaket karşısında başlıca iki tür tavır gördük bu ülkede.
Toplumun bir bölümü başkasının acısını bir insanın hissedebileceği kadar derin hissetti, her yerde keder ve yas kendisini
belli etti ve güçlü bir dayanışma duygusu sergilendi. Ama
aynı anda toplumun başka bir kesiminde ise her zamanki gibi
ölümü siyasi fırsatçılık vesilesi yapanlar vardı.
Hükümetin bu felaket karşısındaki ilk tutumu, kriz yönetiminde başarısız olduğunu bir kez daha gösterdi.
Erdoğan’ın geçen yüzyılın verilerinden söz ederek bu felaketin başka yerlerde de olduğunu veya bu işin doğasında böyle
kazaların olduğunu söylemesi yanlıştı. Oysa sadece derin bir
acı içinde olduğunu söylemiş olsaydı ve gereklerini vakit
geçirmeden yapacağını taahhüt etmekle yetinseydi, bu çok
daha değerli olurdu ve ona ilave bir fatura da kesilmezdi.
Böyle bir durumda, hatası olsun veya olmasın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
istifa etmeliydi.Güney korede bu yapildi.
İstifa için mutlaka onun ihmal veya başka
türden bir hatasının olması veya bunun ispatlanması gerekmez.
Enerji Bakanı Taner Yıldız Gerçeği örtmeyen makul ve dengeli açıklamaları, sorumlu
ve sorumluluğa davet eden dili ve çabasıyla
haklı bir takdir topladı. “O işçiler için bu
kaza normaldir. Hatta müstahaktır. Türkiye
layığını buldu” diyen Yılmaz Özdil’e cevabı
olağanüstü zarif ve muhteşemdi: “77 milyonumuzun yaralı olduğunu söylemiştim, o
rakamdan 1 tanesini çıkarın arkadaşlar.”
Bu dil herkese örnek olmalı. Sadece zarafeti
bakımından değil, etkisi bakımından da. Küfretseydi bu kadar
ağır olmazdı.
Muhalefetin bu felaket karşısındaki yaklaşımı ise genel olarak doğruydu(lehte aleyhte konuşmadı).
Medya her zamanki gibi, başarılı bir siyasal iletişim stratejisiyle faturayı hükümete çıkarmak isteyenler ve madenin
patronuna faturayi kesenler vardı. Cemaat medyası da bu
konuda iyi değildi. Erdoğan’ın “taksirle adam öldürmek”ten
yargılanması gerektiğinden söz ediyordu. Hükümet medyası
bu kez daha iyi bir sınav verdi; eleştirel yazılar ve bakan istifa çağrısı orada da vardı.
Soma tartışması, toplumun bir kesiminin ruh sağlığının ve
algılama yetisinin sahiden tehlikeli biçimde zedelendiğini
ortaya koydu. “Aynı görüntüleri izliyoruz, ben başbakanın
birini dövdüğünü görmüyorum, o görüyor” dedi birisi.
Akit Başyazarı “tekmelerine sağlık” diye yazmış yerde birini
tekmelerken görüntülenen başbakanlık danışmanı için.
AK Partililere önerim, küfür de yersiniz, yuh da. Eğer bu bir
provokasyon değilse tahammül etmek zorundasınız; provokasyonsa da provokasyona gelmemek zorundasınız. Fakat
olayın öncesini vermeyip, sadece Yerkel’in tekmelediği kareyi kullanmış olabilirler. Ama siz de hem ahlaki hem de siyasi sebeplerle öyle kare vermeyeceksiniz.
Sayfa 3
MUHACIRUN DERGISI–
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Editör
Ama mesele bundan da ibaret değil. Akit’i de aratanlar var.
Türk solu, Bu olay vesilesiyle içindeki bütün ayrımcı Kemalist önyargıyı döken, insanları dini inançları dolayısıyla aşağılamak için Soma’yı fırsat bilen bir ruh hali sergiledi.“1400
yıl öncesinin çöl değerlerine sımsıkı sarılmış bir zihniyet”
AK Parti’ye oy vererek ölmeyi hak ettiklerine dair sayıklamalar vs.
Ağlayan üç kız öğrencinin konuşmalarına göre Derste Soma’dan dolayı AK Parti’ye oy verenleri suçlayan hocalardan söz
ediyorlar. “Van depreminden dolayı BDP’yi suçlayanlar gibi”.
Biz başbakanın üslubunu eleştiriyoruz, haklı olarak eleştiriyoruz, ama onun muhaliflerinin dili, onu da geçtik, onun muhalifi olan insan hakları savunucularının dili yerlerde sürünüyor, onunkini mumla aratacak düzeye inmiş görünüyor.
Nefret söylemi yasaklansın mı diyordunuz? Bir kez daha
düşünün bence…
Soma’da gösterilere polisin müdahalesine gelince: Şiddete
varmayan her gösteri demokraside meşrudur ve engellenmemelidir.
Bu olaydan sonra işçilerin topluca sınıf bilincine kavuşup
CHP’ye oy vermesini bekleyen Türk solu
yine hüsrana uğrayacak.
Biz bütün bunlarla henüz olayın mahiyeti
netleşmeden konuşuyoruz. Bu bile yeter
bir şeylerin yanlış gittiğini anlamak için.
Kaza değil sabotaj diyenler de var ama ben
bir maden felaketi olduğunda önce bunun
kaza olduğunu düşünürüm.
Soma’da ne olduğunu ancak soruşturma
sonuçlanınca tam olarak öğrenebileceğiz(eger müdahale olmazsa). Ve ancak o
zaman hükümetinden denetçisine, patronundan sendikasına kime ne kadar fatura
çıkaracağımızı bileceğiz.
Ama bugünden bildiklerimiz de var. Türkiye iş kazalarında yüksek bir orana sahip. Pek çok maden
ekonomik sebeplerle işletilmiyor görünüyor ve kapatılması
gündeme alınmalı. Kapatılmıyorsa, işçilerin can güvenliğini
sağlamak için hükümetin ilave bir şeyler yapması gerek.
Bugün hiçbir gerçek, ailelerin yarasını sarmak için yapılacak
hiçbir şey, çocukların babasız büyüyecekleri gerçeğini değiştirmiyor.
Birkaç haftaya kalmadan ülke gündemi değiştiğinde, siyaset
değirmeni başka konuları öğüttüğünde, biz evlerimize çekildiğimizde, bu gerçek hayat boyu onlara eşlik edecek.
Tüm bunların hariçinde ölenlerin maddi ve manevi hangi
halde bulunduklarından, hangi din ve iman üzere öldüklerinden kimler sorumludur. Bunların cevabını dünyada ve
Allahın huzurunda kimler verecek...
Işçilere ve ailelerine iş eğitimi ve dini eğitim vermeyen, kazayı, kaderi, rızık konusunu ve bunlara inanmayı ögretmeyen, ahiretlerini düşünmeyen , hakklarını vermeyen, onları
köle gibi kullananlar, kullanılmalarına yol veren/göz yuman, zengini düşünen, fakiri ezen/yok sayanlar, görevini/yükümlülüklerini yapmayanlar, peşkeş çekenler ne olacaklar, bunların dünya hesapları ne olacak/ hesabını kim
soracak...
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
TEFSIR DERSLERI
َّ
ْ َ ‫َم لَ ْق‬
ْ ‫) اَلتى ل‬7(
‫) َوَ ْ َع ْو َن ا‬9( ‫َ ل َْوا‬
َِ َْ‫) ا ََِم اَا ال‬6( ََ َ ‫د‬
َ ‫َم َر َ َف ْ َ ََر ََ َُّ ََِا‬
ْ ‫اَل‬
َّ
َ ‫) َوثَ َِو َ اليل َ َُ ََوا ال َّ ْق‬8( َ ‫مثْر َ َه َى الْد‬
)12( َ ََ ‫) َََ ْفثَر َوا َ َه الْ َا‬11( َ ‫) اَلَّيل َ غَوَ ْوا َى الْد‬10( َ‫ْاْلَ ْو‬
)14( ِ
َ ‫د َ ْو‬
َّ َ ََ
َ َََِّ ‫) ا َّن‬13( ‫َ َع َيا‬
َ ‫ب َع َْه ْم ََِا‬
َ ْ ِْ‫د لَد ل‬
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Ebu Abdurrahman
bunlar sûrenin kendine has bütünlüğü içinde
gerçekleştiriliyor.
Bu sûre üç fıkradan oluşur. Birinci fıkra 14., İkinci
fıkra 20., Üçüncü fıkra 30. âyette sona erer.
6. Görmedin mi Rabbin nasıl yaptı Ad milletine?
7. O sütunlara sahip İrem’e.
8. Ki o ülkeler içinde bir benzeri yaratılmayandı.
9. Ve vadide kayaları kesip yontan Semûd kavmine,
10. Kazıklar sahibi Fir’avn’a.
11. Ki bunlar memleketlerde azgınlık etmişlerdi;
12. Ve fesadı çoğaltmışlardı. 1
89-FECR SÛRESİ (2)
3. Bu yüzden Rabbin onlara azab kırbacı
Mushaf'taki Sıralamaya Göre 89. Sûredir. Mufassal
yağdırıverdi.
Sûreler Kısmının On İkinci Grubundaki İlk Sûredir. 30
14. Çünkü Rabbin hep gözetlemekteydi.
âyettir. Mekke'de nazil olmuştur.
SÛREYE GİRİŞ
İbn Kesîr, el-Fecr sûresi hakkında: "Bu sûre Mekke'de
nâzil olmuştur" der sonra şöyle devam eder: "Nesâî'nin
Câbir'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Muâz,
namaz kılıyordu. Bir adam gelip onunla birlikte
namaza durdu. Muâz namaz; uzattı. O adam da
mescidin bir köşesinde namazını kıldı. Sonra çekip
gitti. Bu durum Muâz'a ulaşınca: O münafıktır, dedi.
Olay Rasûlullah (s.a.v)'e anlatılınca o gence bunun
sebebini sordu. Genç: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben onunla
birlikte namaz kılmak için gelmiştim. Fakat o bana
göre namazı uzattı. Ben de ayrılıp mescidin bir
köşesinde namazımı kıldım, sonra deveme yemini
verdim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) buyurdu ki:
"Ey Muâz; sen fitneci misin?
( ‫ا‘علا‬
‫ا‬
‫ وال والالشل والوحى و اسم ال‬، ‫واليل ا ا‬
sûreleri yetmiyor mu?"
el-FECR SÛRESİNİN EKSENİ
Sûre, baş taraflarında öğüt verip uyarıyor. Arkasından
yadırgayarak bazı insan karakterlerinden söz ediyor.
Sonra insana Kıyamet gününü ve o gün ikram için
hazırlanan tarzı hatırlatıyor. Sûre Allah'ın azabından,
Allah'ın fiillerini yanlış anlamaktan sakındırıyor ve
yetime ikramda bulunmamayı, yoksulu doyurmaya
teşvik etmemeyi, helâlden başka mal yemeyi, malı aşırı
sevmeyi kınıyor. Âhiret günü için önden salih ameller
göndermenin gerekliliğini hatırlatıyor, huzur içinde
olan candan bahsediyor. Bu sûre kendisine has anlatım
tarzı içinde takvaya yönlendiriyor ve ona ters düşen
şeylerden kurtarıyor. İşte bu yönüyle sûre,
mü'minlerden, kâfirlerden ve münafıklardan bahseden
el-Bakara Sûresi'nin mukaddimesi ile ilgi kuruyor.
Çünkü sûre kâfirlerin ahlâkını açıklarken takva
sahiplerinin ahlâkına davet etmeye çalışıyor. Bütün
Sayfa 4
MUHACIRUN DERGISI–
Allah'ın Ad Kavmine Ne Yaptığını Görmedin mi?
(Âyet 6-8)
"Görmedin mi?" Nesefî şöyle der: "Ey Muhammedi
Kesinlik konusunda görmeye denk olan bir bilişle
bilmedin mi? Bu soru onaylatma sorusudur." "Rabbin
nasıl yaptı Âd milletine?" Hûd (a.s)'ın kavmine. Daha
sonra Allah Teâlâ Âd'ı şu âyeti ile açıklamıştır: "O,
sütunlara sahip İrem'e"
Ad kavmi dedelerinin adıyla isimlendirilmiştir.
Direklere sahip İrem kabilesi anlamınadır. Buna göre
mâna şöyle olur: "Onlar badiyelerde yaşayan ve
yanlarında göçüp kondukları çadır direkleri bulunan
kimselerdi." İbn Kesîr onların böyle
vasıflandırılmalarının sebebini açıklamak üzere der ki:
"Çünkü onlar kuvvetli direklerle kurulan kıl çadırlarda
oturmaktaydılar. Kendi zamanlarında insanların
yaratılış bakımından en güçlüsü ve yakalama
yönünden en kuvvetlisi idiler."
"Ki o ülkeler içinde bir benzeri yaratılmadandı." İbn
Kesîr der ki: "Ad kavmi; güçlü kuvvetli, iri cüsseli
oldukları için ülkelerinde benzeri yaratılmamış bir
kavimdi."
Ben derim ki: Bu İbn Kesîr'in görüşüdür. İbn Cerîr de
bu görüşü tercih etmiştir. Bu âyetin tefsîrinde Katâde
de aynı görüşü benimsemiştir.
Semûd Kavmine (Âyet 9)
"Ve vadide kayaları kesip yontan Semûd kavmine."
Âyette geçen ( (‫ )جم وا‬kelimesi kesme yahut oyma ve
yontma yahut kazma anlamınadır. Burada Nesefî:
"Vadi'l-Kurâ'da dağların kayalarını kesip orada evler
edinen Semûd kavmine" der. Ben derim ki: Onların
kalıntıları, Arap yarımadasında Medine-i
Münevvere'nin kuzeyindeki şimdiki Ula bölgesinde
hâlâ mevcut ve maruf bulunmaktadır.
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Firavun'a (Âyet 10)
"Kazıklar sahibi Fira'avn'a." Nesefî der ki: "Bol ordu
sahibi Firavun'a." İbn Kesîr de şöyle der: "Avfî'nin İbn
Abbas'tan naklettiğine göre âyette geçen "((‫ا‘وتمد‬
=kazıklar" kelimesi onun idaresini destekleyen
ordulardır. Mücahid ise şu görüşü benimsemiştir:
Firavun böyle nitelendirildi. Çünkü o insanlara işkence
yapmak için onları kazıklara bağlardı." Ben derim ki:
Bu ifadenin onun güç ve kuvvetine yahut zulmüne
işaret etme ihtimali vardır. İbn Abbas bunlardan
birincisini, Mücâhid ise ikincisini almıştır.
rak anlaşılmaktadır."
"Görmedin mi Rabbin nasıl yaptı Ad milletine? O
sütunlara sahip İrem'e. Ki o ülkeler içinde bir benzeri
yaratılmayandı." âyetlerinin tefsîrinde İbn Kesîr şöyle
der:
"Sonuç olarak burada geçen sütunlar, ister yapmış
oldukları binaların sütunları olsun, ister badiyedeki
çadırlarının direkleri olsun, ister savaştıkları silahları
olsun, isterse de boylarının uzunluğu olsun, İrem bir
kabile ve ümmettir. Onlar Kur'ân'da birçok yerde
burada olduğu gibi Semûd'la birlikte zikredilmiştir. En
iyisini Allah bilir.
"O sütunlara sahip İrem'e" âyetindeki İrem'in bir şehir
Bunlar Azgınlık Ettikleri İçin Allah Azab Kırbacı
olduğunu iddia edenlere
Yağdırıvermişti (Âyet 11-13)
"Ki bunlar memleketlerinde,
göre bu şehir ya -Saîd b. el
azgınlık etmişlerdi." Ad, Semûd ve
-Müseyyeb ve İkrime'den
Firavun; idareleri altındaki ülkelerde
rivayet edildiği gibi;haddi aşmışlardı. "Ve fesadı
Dimeşk, yahut çoğaltmışlardı." İnkâr ederek,
Taberânî'den rivayet
öldürerek ve zulmederek fesadı
edildiği gibi- İskenderiye;
artırmışlardı. İbn Kesîr der ki:
yahut da bu ikisinin
"Onlar azdılar, haddi aştılar ve
dışında bir şehirdir. Ancak
yeryüzüne bozgunculuğu yaydılar ve
bu görüş pek doğru
insanlara işkence yaptılar." "Bu
değildir. Çünkü bu
yüzden Rabbin onlara azab kırbacı
takdirde söz nasıl uyum
yağdırıverdi." Nesefî der ki: "Bu, en
sağlayacaktır? "( ‫ا م ا‬
beliğ şekilde onlara azab etmeyi
( ‫=العحمد‬O sütunlar sahibi
ifade eden bir mecazdır. Çünkü
İrem'e" âyetindeki İrem, "(
yağdırma devamlılığa, kırbaç da
( ‫ع مد‬
‫أل تش فيل كعل‬
fazla acı çektirmeye işaret eder.
=Görmedin mi Rabbin
Yani mâna: "Onlara elem verici ve
nasıl yaptı Ad milletine?"
sürekli bir azapla azab edildi"
âyetindeki "Ad"
şeklinde olur". İbn Kesîr de: "Allah
kelimesinde bedel veya atf
onların üzerine gökten azap indirdi
-ı beyân kabul edilirse bu
ve suçlu kavimlerden engellenemeyecek bir bela verdi" takdirde sözde uyum olmaz. Sonra maksat, sadece Ad
der.
adındaki kabilenin helak edilişini ve Allah'ın başlarına
verdiği karşı konamayan musibetini haber vermektir.
Çünkü Rabbin Her Zaman Gözetleyicidir (Âyet 14) Yoksa maksat bir şehir veya bölgeden haber vermek
"Çünkü Rabbin hep gözetlemekteydi" Nesefî burada
değildir.
şöyle der: "(‫ )الحشصمد‬kelimesi ‫= صد‬gözetildi fiilinden
(‫ )ماعمل‬vezninde türetilmiş bir kelimedir. Gözlemcinin Bu hususa dikkat çekmem müfessirlerden bir grubun
gözlem yaptığı yer anlamınadır. Bu Allah'ın kullarını
bu âyetin tefsîrini yaparken zikrettikleri şeylerin bir
gözetlemesine ve onların Allah'tan kaçıp
çoğuyla aldanılmaması içindir. Buna göre"Sütunlar
kurtulamayacaklarına, O'nun kullardan meydana
sahibi İrem" denilen, köşkleri, evleri ve bahçeleri, altın
gelecek şeyleri bildiğine ve bunları koruduğuna;
ve gümüş kerpiçlerle yapılmış bir şehir varmış. Şehrin
kullarına buna göre yani hayır işlemişlerse hayırla, şer taşlan inci ve cevherden, toprağı misk tanelerinden
işlemişlerse kötülükle karşılık vereceğine bir misâldir." imiş. Irmakları kolayca akar meyveleri sarkarmış.
İbn Kesîr; İbn Abbas'tan, âyetin anlamının: "O işitir ve Evlerinde, surlarında ve kapılarında hiç kimseler
görür" demek olduğu görüşünü nakletmiştir. Yani
bulunmazmış. Bu şehir gezici bir şehirmiş. Bazan Şam,
Allah yaratıklarını yaptıkları işler konusunda gözetler. bazan Yemen, bazan Irak bölgelerinde, bazan da
Onların hepsine dünya ve âhirette yaptıklarına göre
bunların dışında başka bir ülkede olurmuş. Sonuç
karşılık verir. Yaratıkların tümü O'na arzedilir de O,
olarak bunların tümü İsraillilerin hurafelerindendir.
onlar hakkında adaletiyle hükmeder ve hepsine
Onların bazı zındıklarının uydurmasıdır. Kendilerini, o
hakettiği karşılığı verir. O zulmetmekten ve
konunun tümünde tasdik etmeleri için, cahil insanların
adaletsizlik yapmaktan münezzehtir.
akıllarını bununla denemek istemişlerdir."
Sayfa 5
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Gençlerle Başbaşa
M. Metin Müftüoğlu (Kaplan) Hoca
Efendi’nin 2.7.2010 /Istanbul:
MÜDAFAA -SAVUNMA-(6)
Bize yönelik suçlamalar tarihte de cereyan etmiştir:
Prof. Dr. Şehid Seyyid Kutup idam edildiğinde ''Savt’ul-Arab'' radyosunda yayınlanan haberde Seyyid Kututb'un idam sebebi şu şekilde verilmişti:
''Mısır'ın en ünlü şarkıcılarından Ümmü Gülsüm'ü öldürmek
istediği, (Mısır'da bir gezinti yeri olan ve fuhuşun en yaygın
yapıldığı bölge olan) el-Kanatır el Hayriyye'yi yıkmak istediği,
Kahire’de yayın yapan Kur'an-i Kerim radyosunu bombalamak
istediği, batı istihbarat ajanları ile ilişki içerisinde bulunduğu,
Amerika'nın uşaklığını yaptığı ve batı hesabına çalışır olduğu...''
Her dönemde İslam davetçilerine karşı yapılan suçlama, karalama ve iftiralar genelde aynı olmuştur. Gayeleri, bu türden yalan
ve iftira haberler yaymakla İslam davetçilerini halkın gözü
önünde küçük düşürmek, onları lekelemek ve karalamaktan başka bir şey
değil. Cahiliyye toplumunun karekterleri
hep aynıdır ve hiç değişmez!
Basın-yayın bizler hakkında neler yayınlayıp yazdılar:
''Bu kişiler Almanya'da Metin Kaplan'ın
talimatı ile 29 Ekim Cumhuriyet bayramı kutlamalarını kana bulayacak, Fatih Cami'ni işgal edip, camidekileri rehin
alacak ve saatlerce polisle çatışmaya
girecekler!''
Malum medyanın bizleri linç etme
oyunu!
Yazılı ve görsel basın şahsımıza karşı
bir linç etme operasyonu başlatmışlardır.
Tıpki Danıştay saldırısının akabinden malum medya, gazete ve
televizyonların laik kesimi sokaklara dökmek için insafsız
yayınlar yaptıkları gibi...
Birlikte hafızalarımızı bir yoklayalım:
Danıştay 2. Dairesi'ne 17 Mayıs 2006 günü yapılan saldırıda,
üye Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti. Halen Danıştay
başkanı olan Mustafa Birden ve 3 hâkim yaralanmıştı. Saldırgan Alparslan Arslan, bir polis memuru tarafından yakalandı.
İlk tepkiler, bir düğmeye basıldığını, daha önce gördüğümüz
tertip ve provokasyonların, aynısıyla karşı karşıya olduğumuzu
gösteriyordu.
Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, saldırıdan birkaç saat sonra,
"Bu, aslında laik Cumhuriyet'e yapılan bir saldırıdır. Bu
saldırıya neden olanlar (AK Parti'yi kastediyor) davranışlarını
yeniden gözden geçirmelidirler!" dedi. CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal, "Türkiye'de siyasete kan bulaşmıştır!" tahrikini
yaptı. Dönemin Danıştay Başkan Vekili (Emin Çölaşan'ın eşi)
Tansel Çölaşan, "Saldırgan, 'Allah'ın askeriyim, Allahü Ekber'
diyerek ateş etti!" diyerek yangına körük salladı. (Bu ifadeler,
saldırıya maruz kalan Danıştay üyelerince ertesi gün yalanlandı.)
Bizimle hiç bir ilgi ve alakası olmayan Anıtkabir’e bomba
yüklü uçakla intihar saldırısı ve İstanbul’da Fatih Cami’ni işgal
etme hadisesinde de malum medyanın manşetlerine taşıdıkları
basın anlayışına ters düşen o ifadelere bir göz atalım:
Sayfa 6
MUHACIRUN DERGISI–
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Emîr’ul Mu’minîn
- ''Kaplancılar’ın hedefi Anıtkabir:
Cumhuriyet Bayramı'nın kana bulamak amacıyla eylem
hazırlığı yaparken yakalanan Cemaleddin Kaplan yanlısı
militanların, gerçek hedefinin Anıtkabir ve Fatih Camii olduğu ortaya çıktı. Türkiye'yi kaosa sürüklemek amacıyla 29
Ekim'de devlet erkanı ve onbinlerce vatandaşın kutlamalar
için hazır bulunduğu Anıtkabir'e ölüm uçuşu yapmak niyetindeki Kaplancılar’ın, bu saldırı gerçekleşemeyince eylem
için 10 Kasım'ı seçtikleri öğrenildi!''
- ''29 Ekim sabahı silahlı 13 militanın Fatih Cami'ne girerek,
caminin minare ve kubbelerine pankart asacağı, gerekirse
polisle çatışmaya gireceği öne sürüldü. Namaza gelen insanları kalkan olarak kullanacakları belirtilen militanların, türban yasağı protestosuyla halkın desteğini almayı planlayarak
isyan başlatacağı kaydedildi. 13 kişinin, 28 Ekim'de Fatih
Camii'ne giderek prova yaptığı da belirlendi.
İntihar timinin asıl eyleminin ise Anıtkabir olduğu ortaya
çıkarıldı. İntihar timi, devlet erkanı, konuk devlet başkanları
ve onbinlerce insanın 29 Ekim sabahı tören için Anıtkabir'de
hazır bulunduğu sırada, kiraladıkları uçakla intihar uçuşu
yaparak Cumhuriyet tarihinin en büyük eylemini gerçekleştirecekti!''
- ''Patlayıcılar camiye gömülü!''
- ''Cephanelik gibi!''
- ''Diyanet: Delilik, Kaplan meczup!”
- “PKK'dan farksız!''
- ''Kaplan, siyasi suçlu sayılamaz!''
- ''Anıtkabir'e çakılacaklardı!''
- ''Haini istiyoruz!''
- ''Ucuz atlattık! ABD'ye yönelik
saldırılarının bir benzeri 1998'de Anıtkabir'e karşı gerçekleştirilmeye
çalışılmıştı!''
28 Şubat sürecine yardım, yataklık ve
yalakalık yapan o günkü "kartel gazeteleri"nin verdiği korkunç ve ürpertici
manşetleri ile fitillemişlerdir.
Zamanlama da çok ilginçtir:
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı (!) ile 19 Mayıs arefesinde
danıştay saldırısı. Bütün bunlar laik ve kemalist kesimi Şeriat’ı
baş taçı yapan ve İslam'ın devletine talip olan müslümanlara
karşı tahrik etmekten başka bir şey değildir. Çünkü her iki tarih
de kemalistler açısından dini bayramdan daha kutsaldır!
Adliye üzerinden savaş uçağı niçin geçti?
Ergenekon davası görülürken, Erzurum Adliyesi'nin üzerinden
iki savaş uçağının uçtuğunu duyunca bir tuhaf oldum. Bir zamanlar bu jetler, daha önce Rumlar’a korku salmak için Kıbrıs
üzerinde uçuyordu.
Adliye üzerinden bu uçuş neyin nesiydi?
Genelkurmay Başkanı her fırsatta; "Biz, daima demokrasiye
bağlı, yargıya saygılı olduk!" dediği için, bu uçuş, yargıya
saygı uçuşu olamazdı. Kaldı ki, adliye binası üzerinden savaş
uçağı uçurmak ve yargıya korku salmaya çalışmak, ancak aklı
başından gitmiş olanların işidir. Hangi komutan, milletin parasıyla alınmış ve düşmana karşı kullanılacak savaş uçaklarını,
sözde milletin hukukunu savunan yargı mensuplarının üzerinden uçurur?
Bir ülke düşünün ki, Adliye binasının üzerinden savaş uçağı
geçiyor, mahkeme heyetine göz dağı mı verilmek isteniyor?
Sonra milletten devlete, hukuka ve kanunlara saygı istenilir, siz
o hukuktan ve çıkacak karardan güven duyabilir misiniz?
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Suffa Mektebi
Temel Meseleler-15
özelliğinin diğer meyva ve hububattan elde edilen
içeceklerin içilmesiyle de görüldüğünü tesbit etse -ki
DÖRDÜNCÜ DELİL; KIYAS
bunlara nebiz = şıra denilir- böylece içilmesi haram
Kıyasın Tarifi
olması açısından nebiz de şaraba ilhak edilmiş olur. Bu
kıyasın rükünleri: Hamr = şarab asıl, nebîz,fer'dir.
Kıyas lügatta bir kaç manaya gelir:
Hakkında nass bulunan aslın hükmü: Haram olması, asıl
"Takdir" manası: Benzerlerine göre bir
şeyin miktarını bilmek. "Kumaşı metre ile fer' yani makîs ile makısun aleyh arasındaki ortak vasıf
"sarhoş etmesi" dir.
veya zira ile kıyas ettim" demek,
"metreye veya ziraya göre onun miktarını öğrendim"
2- Rasûlullah (s.a.) "Katil miras alamaz" sözüyle katili
mirastan men etmiştir. Bunun illeti "vakti gelmeden bir
demektir.
"İki şeyin arasını maddî ölçülere göre eşitlemek" manası: şeyi elde etmede acele etmesi" dir. Dolayisıyle bundan
Meselâ: Bu tahtayı şu tahtayla kıyasladım" demek "bunu mahrum edilerek cezalandırılır. Bu illet kendisine vasiyet
yapılan şahsın vasiyet edeni öldürmesi hadisesinde de
onun hizasına getirdim ve denkledim" demek olur.
mevcuttur, bu sebeple Şafiîler hariç cumhura göre bu
Kıyas "iki şey arasını manevî olarak eşitlemek" manasına
vasiyet mirastaki öldürmeye kıyas edilerek vasiyetle mal
da gelir. "Filan kişi filan ile kıyaslanamaz" demek ilimde
alacak olan şahıs, katil vârisin mirastan menedildiği gibi
fazilette ve şerefte ona eşit olamaz" demek olur.
bu vasiyetten men edilir.
Usûlcülerin ıstılahında kıyas: Aralarındaki ortak illet
3- Rasûlullah (s.a.) "Biriniz diğerinin
dolayısıyla, hakkında nass bulunmayan
pazarlığı üzerine pazarlık, dünürü
şer'î hükmü, hakkında nass bulunan bir
üzerine dünür yapmasın" hadisiyle
hükme ilhak etmektir. İlhakın manası
dünür üzerine dünürlüğe gitmeyi haram
var olan hükmü açmak ve ortaya
kılmıştır. Bunun illeti müşterinin ve ilk
çıkarmak demektir. Zaten yok olan bir
dünürün rahatsız edilmesi, kin ve
hüküm çıkarmak değildir. Çünkü hüküm
düşmanlığının kazanılmasıdır. Bu mal
aslında şer'an sabittir, ancak bunun
satış akdinde olduğu gibi kira ve diğer
ortaya çıkması, müctehidin illet
akidlerde de mevcuttur. Dolayısıyle
vasıtasiyle bunu beyan ettiği vakte
hükmün illetinde müşterek oldukları
kadar gecikmiş olması demektir. Şu
için dünür üzerine dünür gitmenin
halde kıyas var olan hükmü ortaya
haram olmasına kıyas edilerek bu
çıkarır yoktan var etmez.
hareket diğer akidlerde de haram olur.
İllet hükmün temelidir. Müctehidin
4- Kur'an-ı Kerîm: "Ey iman edenler!
yaptığı, hükmün illetindeki
Cuma günü namaza çağrıldığı za­man
ortaklıklarından dolayı asılda var olan
hemen Allah'ı anmaya koşun ve alışhükmün fer'de de var olduğunu ortaya
verişi bırakın" (Cuma: 9) ayetinde cuma
koymaktan ibarettir.
ezanı okunduğu sırada alış-verişi haram
Yani muayyen bir meselenin hükmü
kılmıştır. Bunun illeti alış-verişle meşgul
üzerine Kur'an'da veya Sünnette bir nass varid olsa veya olurken namaz kılamamasıdır. Hanbelîler hariç cumhura
icmâ bulunsa, sonra müctehid bu hükmün şeriatte meşru göre bu mana kira ve rehin gibi herhangi bir akid ve işde
kılınmasına sebep olan illeti tesbit etse, sonra aynı illeti
de mevcuttur, dolayısıyle alış­verişin nehyine sebep olan
hakkında nass bulunan meseleye benzer başka bir
illet o akidlerde da bulunduğu için onlar da haram olur.
olayda bulsa, bu iki olayın o hükümde ortak oldu­ğuna
Rükünleri
dair zanni galip hasıl olsa hakkında nass bulunmayanı,
hakkında nass bulunana ilhak etse işte bu ilhaka "kıyas" Kıyas dört rükün üzerine oturur: Asıl, fer', asıl ile fer'i
denir. Hakkında nass bulunana asıl veya ınakisun aleyh, birleştiren vasıf -ki bu illettir-, ve aslın hükmü.
hakkında nass bulunmayana fer' veya makîs, hükmün
1 - Asıl: Nass veya Icmâ ile sabit olan hükme konu olan
şeydir. Şaraba kıyas edilerek nebîzin de haram kılınması
meşru kılınmasına sebep olan manaya da illet denir.
misalindeki şarap asıldır.
Kıyasa misaller çoktur. Bunlardan bazıları şöyledir:
I - Allah (c.c.) "Şarap, kumar, dikili taşlar, fal ve şans okları 2- Fer': Hakkında herhangi bir nass veya icmâ
bulunmayandır ki yukarıdaki misalde bu nebîzdir.
birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durun ki
kurtuluşa eresiniz." ayet-i kerimesinde içkinin (hamı)
3- İllet: Aslın hükmünün üzerine bina edildiği vasıftır.
haram olduğunu sarahaten söylemiştir. Hamr taze üzüm Yukarıdaki misaldeki "sarhoş etme" vasfı illettir.
suyundan elde edilmiş ve kaynatılmamış sarhoşluk veren 4- Aslın hükmü: Asıl hakkında varid olan nass veya
içecektir. Müctehid bunun haram kılınmasının illetinin
icmânın ifade ettiği ve fer'a nakledilmesi istenilen şer'î
aklı gideren sarhoş edici vasıf olduğunu tespit etse ki
hükümdür. Geçen misaldeki "şarabın haramlığı" aslın
şüphesiz bunda insanların arasına düşmanlık ve kin
hükmüdür.
sokmak, içene tıbben tespit edilmiş zararlar vermesi gibi
Kıyas yolu ile fer'de sabit olan hükme gelince -ki bu,
dinî ve dünyevî sağlık ve toplumu ilgilendiren pek çok
yukarıdaki misalde nebîzin haram olmasıdır- bu kıyasın
zararlar vardır- sonra müctehid bu "sarhoş etme"
neticesidir, kıyasın bir rüknü değildir.
ŞER'Î DELİLLER
Sayfa 7
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Fetva Köşesi
ORGAN NAKLİ
(3)
RUHSAT MESELESİ
Ruhsat durumu, çok şiddetli ihtiyaç anında Allah’ın kişiye
bazı hususlarda izin verdiği durumdur. Çünkü o kimsenin
herhangi bir yiyeceği yoktur ve hayatı tehlike altındadır. Bu
nedenle o kişiye bulabildiği herhangi bir yiyeceği -ölü eti,
kan, domuz eti veya Allah’ın haram kıldığı başka bir şey
dahi olsa- hayatta kalabilmesi için (en fazla hayatta kalmasına yetecek kadar) yemesine izin verilmiştir.
Peki, çok şiddetli ihtiyaç sahibi olan ve hayatta kalması
yapılacak olan organ nakline bağlı bir kimseye, ölen bir
kimseden (cesetten) organ nakli yapılabilir mi? Bu soruya
cevap vermek için, bunun ruhsat ile ilgili olup olmadığını ve
bu konudaki hükmü bilmeye ihtiyacımız vardır ki, ölen kimsenin organlarının ihtiyaç sahibi olan kimseye transferi
hakkındaki hükme de ulaşabilelim.
Ruhsat ile ilgili hükmü hatırlayalım: “Çok şiddetli ihtiyaç
durumunda Allah’ın kişiye bazı hususlarda izin verdiği durumdur. Çünkü o kimsenin herhangi bir yiyeceği yoktur ve
hayatı tehlike altındadır. Bu nedenle o kişiye bulabildiği
herhangi bir yiyeceği -ölü eti, kan,
domuz eti veya Allah’ın haram kıldığı
başka bir şey dahi olsa- hayatta kalabilmesi için (en fazla hayatta kalmasına yetecek kadar) yemesine izin verilmiştir.” O kimseye hayatta kalması
için ölü eti, kan, domuz eti ve Allah’ın
haram kıldığı diğer yiyecekleri yemesine izin verilmiştir.
Allah (CC) şöyle dedi:
Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı,
domuz etini ve Allah'tan başkası
adına kesileni haram kıldı. Her kim
bunlardan yemeye mecbur kalırsa,
başkasının hakkına saldırmadan ve
haddi aşmadan bir miktar yemesinde
günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça
esirgeyendir. [Bakara, 173]
Bundan dolayı ihtiyacı bulunan kişiye bulabildiği herhangi
bir yiyeceği Allah’ın haram kıldığı bir şey dahi olsa hayatta
kalabilmesi için, en fazla hayatta kalmasına yetecek kadar
yemesine izin verilmiştir. Eğer o, yasaklanmış (haram kılınmış) yiyeceği yemezse, günahkar olur ve o kimse kendini
öldürmüş sayılır.
Allahu Teala şöyle buyurdu:Kendinizi öldürmeyin! [Nisa
29]
Bahsedilen ruhsat hükmüne dayanarak, kıyas kuralları
çerçevesinde; bu hüküm, ihtiyacı olan kişinin hayatta kalması için ölü kimseden yapılan organ transferi konusunda
kullanılabilir mi? Cevap için dikkatli bir araştırmaya ihtiyaç vardır.
Bu meselede kıyas hükümlerinin tatbik edilebilmesi için, her
iki meselenin illetinin aynı olması gerekir. Kıyas yapılacak
olan konu (Makis) yani burada organ nakli meselesi ve
kendisiyle kıyas yapılacak olan konu (Makis Aleyhi) yani
burada açlık nedeniyle ölüm tehlikesi bulunan kimseye
haram yiyecekler yemesine ilişkin verilen ruhsat meselesinin
Sayfa 8
MUHACIRUN DERGISI–
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Ebu Ensar
illetleri ortak olmalıdır. Bu ise, ya Ayn (asıl-esas) ya da
Cins (asıldan gelen) olmalıdır.
Bu böyledir. Çünkü kıyas: Hakkında nass bulunan bir meselenin hükmünü, bu hükme esas teşkil eden aralarındaki ortak bir illet sebebiyle hakkında nass bulunmayan meseleye
uygulamaktır. Eğer kıyasa konu olan meselenin illeti
kendisiyle kıyas yapılacak olan asli meselenin illeti ile uyuşmuyorsa, bu durumda asli meselenin illeti bu konuda yer
almayacaktır ve dolayısıyla asli meselenin hükmü, bu
konunun hükmü olmayacaktır.
Organ nakli konusu ile ilgili iki durum vardır. Bunlardan
ilki, hayatta kalmayı sağlayan kalp, akciğer, tek böbrek gibi
hayati organların nakli. İkincisi ise, zorunlu olmayan el,
ayak ve burun gibi organların nakli. Zorunlu olmayan yani
olmadıklarında da hayatın devam edeceği el, göz ve kulak
gibi organlar için gerekli olan illet, burada mevcut değildir.
Bu yüzden, ruhsata ait hüküm burada kesinlikle tatbik edilemez. Bundan dolayı, bir gözü, eli, böbreği veya bacağı sağlam olan bir kimseye, ölü bir kimseden bir göz veya ikinci
böbrek gibi bir organın nakline izin verilmemiştir.
Hayati organların nakli hususunda ise,
çok iyi bilinmesi gereken iki durum
vardır:
İlk durum; hayatın korunması konusundaki illet, ihtiyaç halinde haram kılınan
yiyecekler konusundaki gibi, kesin olarak yoktur. İhtiyaç halinde haram
kılınan yiyeceklerin yenmesinde kesinlikle hayatın korunması vardır. Diğer
taraftan; kalp, karaciğer, akciğer veya
böbrek gibi bir organın bir şahsa nakli,
o şahsın hayatını kesin olarak korumaya yetmeyebilir. Yani o kişi hayatta
kalabilir de, ölebilir de. Hayatı korunabilir de korunmayabilir de. Bunu
destekleyen, organ nakli sırasında ortaya çıkan durumlara (tıbbi hatalar, kan uyuşmazlığı, sakatlanma gibi) bir çok örnek vardır. Bu nedenle burada, illet
tamamlanmamıştır.
İkinci durum ise, Kıyas için gerekli bir diğer husus ile ilgilidir. Fer’i (hükmü aranan) mesele, kıyasa konu olan illetin
sonuçlarına ters düşecek herhangi bir engele sahip olmamalıdır. Bu organ nakli meselesinde ise, kıyasa konu olan
illetin sonuçlarına ters düşen belirgin bir engel bulunmaktadır. Bu engel; cesede kırmak, kesmek veya yaralamak gibi
herhangi bir yolla zarar vermenin haram kılınmış olmasıdır.
Daha önemli olan ve ağır basan bu engel; bu illetin kullanılmasını ve organ nakline izin verilmesini engellemektedir.
Bu iki durum göz önünde bulundurularak; ihtiyaç sahibi
olan ve hayatının korunması ancak yapılacak olan organ
nakline bağlı olan bir kimseye, ki bu kimse ister bir Müslüman, bir Zımmi (İslam Devletinin Tebası olan kafirler - gayri müslimler), bir Mu’ahid (İslam Devleti ile anlaşmalı olan
bir devletin tebası olan kimseler), bir Müste’min (İslam
Devleti’ne ancak bir izin ile girebilenler) veya isterse başka
bir kimse olsun farketmez, ölü bir kimseden kesinlikle organ nakli yapılamaz.
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Beyyineler
Cemaleddin Hocaoğlu
İşte bu yol kavşağında acele etmeyecek, durup
düşünecek ve danışacaktır. Sahte cemiyetleri değil,
CEMİYETLEŞME VE CEMAATLEŞME
hakiki İslam cemiyetlerini bulup onlara üye olacaktır.
Çünkü, dünyada hangi cemiyet ve cemaatle beraber
b) Emir komuta:
Yukarıda da görüldüğü üzere, cemiyetleşmede emir- olursa ahirette de o cemaatle haşrolacaktır. Üzüntü
komuta esastır; yukarısı da aşağısı da olacaktır, altı ile kaydedelim ki, bugün ortada kol gezen birçok
üstü olacaktır. Bir nizam, bir organizasyon olacaktır, sahte cemiyetler vardır, fakat bunların yanında
hakiki ve sağlam cemiyet ise o bir tanedir. Ama
merkezi ve muhiti olacaktır. 0 halde:
hangisidir?
Her şeyden önce cemiyetin kuruluş tarzını ve çalCevap şu:
ışma şeklini gösteren bir nizamnâmeye, bir tüzüğe
Hangi cemiyet İslam Dini’nin tümüne ve bu arada
ihtiyaç vardır.
İslam’ın siyasetine, İslam’ın devletine sahip çıkıyAllah’a hamdolsun! Bizim fikir aramaya, yeniden
tüzük yapmaya ihtiyacımız yoktur; Kur’an ve sünnet, orsa, ,,namazı ve orucu İslam’dan ayırmak mümkün
olmadığı gibi, devleti de İslam’dan ayırmak mümkün
icma ve kıyas cemiyetleşmenin asıl ölçülerini ve
değildir” diyorsa işte hakikî İslam cemiyeti ve cegenel esaslarını getirmiştir. Binaenaleyh; bizlere
maati odur. Yoksa; ,,Bizim siyasetle, bizim devletle
düşen sadece İslam nizamına
bir işimiz yoktur. Bizim imanımıza,
göre evvela başımıza bir emir
ibadetimize karışan mı var?! Camilgetirmektir, o emirin yardımerin kapısı arkasına kadar açıktır...
cılarını getirmektir ve üyeleri kayBiz siyasete karışmayız, biz siyaseti
detmektir: Demek oluyor ki, cemicamiye sokmayız. Varsın siyasetçiler
yetleşmede üç unsur var: Emir,
siyaset yapsınlar, devleti
idareciler ve idare olunanlar.
yürütsünler...” diyenler veya ,,Efendim
güzel! Güzel ama hele onun zamanı
gelmemiştir. Zamanı geldiğinde bizler
Tabii uyeler:
de devletten, devletin siyasetinden
Önce idare olunanlardan başlıbahsedeceğiz elbette...” diye kendilyalım: Bunlar cemiyetleşmenin
erini haklı göstermek isteyenlerin kurtemelini teşkil eden unsurlardır,
dukları cemiyetler ve cemaatler sahte
fertlerdir, üyelerdir. Bunlar alt
cemiyetlerdir, zararlı cemiyetlerdir.
yapıyı ve tabanı teşkil ederler ve
Bunlar komünistlerden, kemalistlerisimlerini deftere kaydettirirler,
den daha zararlıdırlar. Çünkü bunlar,
aidatlarını da muntazam bir şeİslam kisvesi altında İslam’ı yıkilde öderler,
kanlardır. İslam adına çıkıp İslam’ı
parçalayanlardır.
İslam namına çıkıp küfür salHer müslüman; İslam cemiyetinin tabii üyesidir, muttanatını
devam
ettirenlerdir.
İslam’ı devletsiz, devleti
laka kaydolacak, cemiyet ve cemaatini bilecek; hizdinsiz
bırakan
ve
buna
rıza
gösteren
ve nihayet put
met ve hedefini bilecek, emirini tanıyacaktır. Emirini
tanımadan; cemiyet ve cemaate katılmadan ölürse rejiminin, tağut rejiminin sürüp gitmesine yardımcı
olan, oylarıyla putçuları ve masonları destekleyenlerkötü bir ölümle ölmüş olur. Peygamberimiz (s.a.v.),
,,...Her kim ki boynunda bey’at olmayarak ölürse ca- dir, onlara alt yapı olanlardır.
hiliyet ölümüyle ölmüş olur!” (Müslim) buyuruyor.
İMKÂNLAR ve HAMLELER-(5)
Bunlara ,,Yanm Müslüman” demek yerinde bir tabir
olur. Çünkü, bunlar İslam Dini’nin yarısına, dört
Hangi Cemiyet:
bölümünden ikisine sahip çıkıyor ve dini yarı yarıya
Evet; her müslüman cemiyetin tabii üyesidir. Ama,
bölüyorlar... Bunların vebâli, küfür ve kâfir düzenini
hangi cemiyetin? İşte bu noktada müslüman durasürdürenlerin vebâlinden daha ağırdır. Çünkü; yucaktır; burası yolların ayrıldığı bir noktadır!.. Özellikle karıda da dediğim gibi, küfür ve kâfir saltanatı
zamanımızda bu gaye ile kurulan cemiyet ve cebunların yardımıyla, bunların desteği ile ayakta durmaatler çoktur. Bunların hangisini seçecek, hangmakta ve devam edip gitmektedir. Bu sahte
isine üye olacaktır? Bu sorunun cevabını bulmada
müslümanlar ve bunların kurdukları cemiyetler
ve bilmede hayli zorluk çekecektir. Herkes ,,Benim” fasıklara, zalimlere ve kafirlere yardım etmektediyecek ve kendi tarafına çekmek isteyecektir...
dirler. Belki de o maksatla kurulmuş cemiyetlerdir.
Sayfa 9
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Islam/Ibadet
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Said Havva
de boşa çıkmıştır. Onlar artık cehennemliktir, orada ebedi
olarak kalacaklardır" (Bakara, 217 )
DüşüneIim ki, Peygamberimize yüksek sesle konuşmak,
12- Şahadet davası ile çelişen diğer bir davranış,
kafirleri ve münafıkları dost edinmek ve Tevhid ilkesine O'na başkaları ile konuşur gibi hitap etmek eğer dinden
çıkma tehlikesi taşıyan bir hareket ise bundan daha büyük
bağlıları (mü'minleri) sevmemektir.
edepsizliklerin durumu nice olur? Peygamberimizin herhangi
Nitekim yüce Allah -c:c.- şöyle buyuruyor:Ey müminler
bir tutumunu veya davranışını alaya almak gibi. Tıpkı şu ölyahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar
dürülmeyi hakeden kafirlerin yaptıkları gibi. Hani Peygambebirbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o
rimizin dokuz kadınla evlendiğini alay ederek söyleyenler var
onlardan olur. Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola
ya, onIarı demek istiyorum.
iletmez. Kalpleri hasta olanların «Başımıza bela gelir diye
Yukardaki ayetin kapsamı geniştir, çeşitli durumları içine
korkuyoruz» diyerek onlara koştuklarını görürsün. Olur ki
alır. Hiç şüphesiz onun kapsamına giren saygısız tutumların
Allah yakında size fetih nasib eder ya da kendi tarafından
bir örneği de kitaplarında, makalelerinde ve konuşmalarında
süpriz bir gelişme gösterir de o zaman bu kimseler
Peygamber Efendimizi Peygamberlik sıfatı taşımayan, sırakalplerinde gizli tuttukları duygulardan pişman olurlar. O
dan bir kimseden söz ediyormuş gibi anan kimselerin ifade
zaman müminler onlara «Bütün güçleri ile sizin yanınızda
edepsizliğidir. Sözde bu davranışları "ilmi mantık", "bilimsel
olacaklarına Allah adına yemin edenler bunlar mı?» derler.
uslub", "bilimsel inceleme" ve daha bilmem ne asılsız ve
Onların bütün çabaları boşa gitmiş ve hüsrana
yaldızlı saçmalıkların gereği oluyormuş!
uğrayanlardan olmuşlardır.(Maide, 51-53)
Böyleleri hakkında yüce Allah -C.c- ne güzel buyuruyEy müminler, sakın sizden önce kendilerine kitap verilmiş
or:Böylece biz insandan ve cinden şeytanları her
olanlardan ve kafirlerden dininizi alaya alanları, eğlence
peygambere düşman kıldık. Bunlar birbirlerini aldatmak için
konusu yapanları dost edinmeyiniz. (Maide, 57)
yaldızlı sözler söylerler. Eğer Rabbin dileseydi, bunu
Erkek- kadın bütün münafıklar hep birdirler. Kötülüğü
yapamazlardı. Onları asılsız uydurmalarıyla başbaşa
emrederler, iyiliği yasaklarlar, elleri sıkıdır, onlar Allah'ı
bırak.Ahirete inanmayanların kalpleri bu yaldızlı
unuttukları için Allah da onları unuttu. Münafıklar yoldan
uydurmalara kansın, onlardan hoşlansın ve işledikleri
çıkmışların ta kendileridirler. Allah erkek- kadın münafıklar
kötülükleri işlemeye devam etsinler diye. (Enam,112-113)
ile kâfirleri cehennem ateşi ile cezalandıracağına söz
vermiştir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Orası
onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir. Onları sürekli bir
14- Şahadet davası ile çelisen bir başka tutum
azap beklemektedir. (Tevbe, 67-68)
da,Allah'ın ortaksız birliğini vurgulayan sözlerden
Münafıklara acı bir azabın kendilerini beklediğini müjdele.
tiksinmek, buna karşılık Şirk niteliği taşıyan, Allah'a
Onlar müminleri bırakıp kafirleri dost ediniyorlar. Acaba
ortak koşma anlamına gelen sözlerden hoşlanmak,
onların yanında şeref mi arıyorlar? Oysa şeref bütünüyle
Allah'ındır.(Nisa,138-139)
haz duymaktır.
Onlara şu adamın olayını anlat: Adama ayetlerimizi sunduk,
fakat o onların içinden sıyrılıp çıktı. Arkasından onu şeytan
Nitekim Allah -C.C.- şöyle buyuruyor:Allah, onların
peşine taktı da azgınlardan oldu. Eğer dileseydik bu ayetler Ilahlarından ayrı olarak, tek başına aıldığı zaman Ahirete
aracılığı ile onun düzeyini yükseltirdik, fakat o yere saplandı inanmayanların kalbleri tiksinti duyar. Ama Allah dışındaki
kaldı. Onun durumu üstüne varsan da, kendi haline
ilahları aıldığı zaman seviniverirler.(Zümer,45)
bıraksan da dilini sarkıtıp horlayarak soluyan köpeğin
Bu ayetin en bariz uygulamasını günümüzün şu tip
durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu
insanlarında görürüz. Bu kimselerle konuşurken eğer
budur. Bu hikâyeyi onlara anlat, ola ki, üzerinde düşünürler. olayların ve gelişmelerin sebeplerini Allah'ın iradesine
Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmeden toplumun
dayandıracak olursan yüzlerini buruşturduklarını,
durumu ne kötü bir örnektir. (Araf, 175-177)
hoşnutsuzluğa kapıldıklarını, buna karşılık olayların ve
SöyIendiğine göre ayette söztiedilen şahıs, daha önce saIih gelişmelerin sebebini tabiata, tesadüfe veya velilerin
amel işleyen iyi bir adam olduğu halde Hz. Musa (a.s.)'a
etkisine bağlayacak olursan ağızları kulaklarına varacak
karşı çıkan kavmi ile bir olup Hz. Musa ile arkadaşIarına
derecede sevindiklerini görürsün.
beddua etmişti.
Mesela böyleleri ile konuşurken eğer "savaşa iyi
hazırlandığımız, başarılı bir taktik uyguladığımız ve
kahramanca çarpıştığımız için zafer kazandık" derseniz,
13- Şahadet davası ile çelişen başka bir tutum da
Peygamberimiz(SAV)'e karşı edepsizce davranmaktır. keyiflerine diyecek yoktur. Fakat eğer "Bizi zafere erdiren
Allah'dır" dersen yüzlerini buruşturuverirler. Yine eğer
Nitekim yüce Allah- C.C.-şöyle buyuruyor:Ey inananlar!
"Elimizde modern savaş araçIarı olmadığı için yenilgiye
Seslerinizi, peygamberin sesini bastıracak şekilde
uğradık" derseniz, sözlerini hararetle onaylarlar. Fakat eğer
yükseltmeyin. Birbirinize yüksek sesle konuştuğunuz gibi
onunla da öyle yüksek sesle konuşmayın; yoksa siz farkında "işlediğimiz günahlar yüzünden Allah yenmemizi istemedi,
hezimete uğramamızın asıl sebebi budur" dersen kaşları
olmadan amelleriniz boşa gider.(Mücadele,2)
çatılıverir.
Ayette sözü edilen edepsiz davranışın, amellerin boşa
Yine bunun gibi eğer, onları her konuda sırf Allah'ı gaye
çıkmasma yol açacağının tehdit uslübu ile bildirilmesi bu
edinmeye çağırırsan, bu davetini buruk karşılarlar. Fakat
edepsizliğin sahibini Islam'dan çıkarabileceğini kanıtlar.
eğer kendilerine nefisleri ile dünyaları ile, şahsi arzuları ile
Çünkü yüce Allah -c.c:- başka bir ayette şöyle
ve menfaatleri ile ilgili hedefler gösterecek olursan sözlerine
buyuruyor:Aranızdan kim dininden döner de kafir olarak
kulak kesilirler. Işte böyle.
ölürse, böylelerinin işledikleri ameller dünyada da ahirette
ISLAMIN RUKÜNLERI-
ŞAHADET KELiMESi iLE ÇELiŞEN TUTUMLAR –(9)
Sayfa 10
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Siyer/Davet
6- Hüzün Yılı
Resûlullah (sav)'ın bi'setinin 10. yılına bu ad verilmiştir. Bu
yılda, Resûlullah'ın hanımı Hz. Hatice (r.a.) ve amcası Ebû
Tâlib vefat etti. İbn Sa'd, Tabakat'ında, Hz. Hatice'nin vefâtiyle
Ebû Tâlib'in vefatı arasında 35 gün bulunduğunu söyler.
İbn Hişâm'ın da dediği gibi; Hz. Hatice (r.a.), Hz. Peygamberin, İslâm'ı ilk tasdik eden yardımcısı olmuştu. Resûlullah
(s.a.v.) derdini ilk önce ona açar, onun yanında huzur ve sükûn
bulurdu. Ebû Tâlib de Peygamberimizin işinde ona destek ve
koruyucu ol-muştu. Müşriklere karşı yeğenine yardımcı olmuştu.
İbn Hişâm naklediyor: Ebû Tâlib vefat edince Kureyş müşrik-leri, Hz. Peygamber'e Ebû Tâlib'in sağlığında taddıramadıklan
işkenceleri yönelttiler. Hattâ Kureyş'in akılsızlarından bir beyinsiz, yolda Resûlullah'ın önüne çıkıp, onun mübarek başına
toprak saçtı. Resûlullah toprak başında olduğu halde evine
girdi. Hemen kızlarından biri ayağa kalkıp, mübarek başındaki
toprakları ağlayarak silmeye ve yıkamaya başladı. Allah Resulü de kızına: -Ağlama kızım! Şübhesiz ki Allah, babanı korur[»
buyurdu.
Resül-i Ekrem (s.a.v.) İslâm'da da'vet
yolunda göğüs verdiği musibetlerin
şiddetinden dolayı, bu yıla «Hüzün Yılı»
adını verdi.
İbretler Ve Öğütler
Müslümanlar, Mekke'de güçlenmeden
önce, Ebû Tâlib'in vefatında, ilâhi kazanın acele etmesindeki hikmet nedir,
acaba? Halbu-ki o, Resûlullah'ı, imkânları ölçüsünde - birçok musibet ve
güçlük-lerden koruyordu. Yine, ilâhi
kazanın, Peygamberimizin hanımı, Hz. Hatice'nin vefatında da
acele etmesindeki hikmet nedir?...
Burada, İslâm inancının temeliyle ilgili önemli bir olay ortaya
çıkıyor.
Eğer Ebû Tâlib, islâm devleti Medine'de kuruluncaya ve Resûlullah müşriklerin işkence ve tasallutundan kurtuluncaya kadar, yeğeninin yanında kalıp, onu desteklemeye ve gözetmeye
devam etseydi; elbette bu hususta, bu dâvanın arkasında Ebü
Tâlib'in bulunduğu zehabı uyandırdı. Her ne kadar o, dâvaya
inandığını ve onun altına girdiğini açıklamamış olsa bile, yine
de kavminin arasında-ki gücü ve mevkisiyle onu koruyan ve
öne süren bir kişi olduğu şübhesini uyandırırdı. Ve yine amcasının Peygamberimizi koruması sebebiyle, Peygamberimiz'in
da'veti uygulama esnasında kendisi için hazırlanmış olan bu
güzel şansı açıklarken, ileri geri söz söyleyen birçok kişi
çıkardı. Onlar şunu rahatlıkla söyleyebilirlerdi: Hz. Peygamber'in etrafında bulunan diğer müslümanlara bu şans ta-nınmamış iken; peygamber başkaları tarafından korunuyor, onlar
ise işkence görüyorlar. Onun gönlü rahat iken onlar azab
tadıyorlar.
Ilâhi hikmet, Resûlullah'ın amcası Ebû Tâlib'i ve hanımı Hz.
Hatice'yi yitirmesini ve zahirde kendisini koruyan ve teselli
eden kişileri kaybetmesini gerekli gördü ki, iki önemli hakikat
ortaya çıksın!
Sayfa 11
MUHACIRUN DERGISI–
B.Çobanoğlu
Birinci Hakikat: Koruma, yardım ve zafer, bunların tümü
yalnızca Allah'tan gelir. Zaten Allah, Resûlü'nü düşmanlardan
ve puta tapanlardan korumayı garanti etmiştir. Onu koruyan
kişinin insanlardan olup olmaması eşittir. Ne olursa olsun o,
insanların sû-i kastından korunmuştur. Onun dâvası sonunda
yardım ve tevfikten dolayı hedefine varacaktır.
İkinci Hakikat: İnsanlardan korumanın mânâsı Resûlullah'ın
onlardan eza, cefa ve işkence görmemesi anlamına gelmez.
Yüce Allah'ın: «Allah seni insanlardan koruyacak..(Maide,67)»
sözüyle taahhüd ettiği korumanın anlamı, ölümden, işini engellemekten ve Islâm da'vetini durdurma gibi bir düşmanlıktan
korumak demektir. İlâhi hikmet, peygamberlerin, işkenceden
pek de kolay olmayacak kadarını tatmalarını gerekli gördü. Bu
husus, peygamberler ve Resullere va'dedilen korumaya aykırı
düşmez.
Bundan dolayı Yüce Allah, Peygamberine: «Şimdi sen, emrolunduğun şeyi kafalarını çatlatırcasına açıkla. Müşriklere de
aldırış etme. Allah ile beraber başka bir tanrının bulunduğunu
kabul eden alaycılara karşı, şübhesiz biz sana yeteriz» diye
buyurduktan sonra, yine şöyle hitabeder: «Andolsun, biliyoruz
ki, onların söyleyip durduklarından hakikaten göğsün daralıyor. Sen hemen Rabbini hamd ile teşbih et ve secde edenlerden
ol. Sana ölüm gelinceye kadar da Rabbİne
ibâdet et».(Hicr. 94-99)
İlâhi Kader'in, dine da'vet uğrunda, Resûlullah'ın sıkıntılarla karşılaşmasını gerek
görmesindeki açık hikmetlerden biri de;
her asırda omuzlarına Islâm da'vetinin
sorumluluğu yüklenen müslümanların,
da'vet yolundaki çile ve sıkıntıları kolay
görmeleri ve gözlerinde büyütmemeleri
içindir.
Resûlullah'ın siyretinin bu kesiti ile ilgili
diğer bir yönü de vardır ki, o da bir kısım
insanların şu zanna kapılmalarıdır. Onlar, Peygamberimizin
bu yılı «Hüzün Yılı» olarak isimlendirmesini, onun amcası Ebû
Tâlib'i ve hanımı Hz. Hatice'yi kaybetmesinden dolayı zannediyorlar. Bazan da onlar, bunu delil göstererek, ölülerine uzun
süre yas tutmayı caiz görürler.
Gerçek şudur ki, bu bir anlayış ve değerlendirme hatasıdır.
Çünkü Resûlullah (s.a.v.) bu şiddetli üzüntüsünü, amcasının ve
hanımının ayrılışından dolayı göstermedi. Ve yine bir kısım
akra-balarını kaybedip onların kaybından dolayı, yalnız kaldığı
için bu seneye; «Hüzün Yılı» adını vermemiştir. Bunun asıl
sebebi, onların vefatlarının ardından islâm da'vetine yol veren
bazı imkânların ortadan kalkmasıydı. Amcasının onu himaye
etmesi, da'vet için bir-çok imkânlar, irşad, ta'lim ve yönlendirme içinde birçok yollar sağlıyordu. Bu himayede o, Rabbinin
kendisine emrettiği faaliyette bazı başarılar görüyordu.
Ama amcasının vefatından sonra bu imkân kapıları yüzüne
kapatıldı. Ne kadar uğraştıysa, düşmanlık ve engelleme gördü.
Nereye gittiyse, bütün yollan kapalı gördü. Da'vetini, götürdüğü gibi, geri getirdi. Anlattığı şeylere ne bir kulak tutan, ne
de bir inanan vardı. Bilâkis herkes zulüm, istihza ve hakir görme arasında bir tavır takınıyordu. Allah'ın kendisine yüklediği
vazifeyi bir neticeye götürememiş olarak geri dönmesi onu
üzüyordu. Işte bundan dolayı bu yıla, «Hüzün Yılı» adı verildi.
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Hanımlar Köşesi
Kadın-Erkek eşitliği (8)
Başka açılardan Tesettür...
2. Nesli Ve Aile Kurumunu Korumak İçin
Zinaya yaklaşmak ve zina yapmak, kendi başına değerlendirebileceğimiz veya kendi çerçevesinde kalan bir eylem değildir.
Çünkü zina eylemi, topluma yansıyan, nesli ve aile kurumunu
derinden etkileyen bir eylemdir. Zinaya hoşgörüyle yaklaşılan
Batı toplumlarında her yıl milyonlarca gayrimeşru çocuğun
doğması, hiç şüphesiz ki ferdi değil, toplumsal bir olaydır.
Gerçi zina nedeniyle yıkılan yuvalara, sönen ocaklara
yaşadığımız coğrafyada da sık sık rastlamamız mümkündür.
Halkı müslüman olduğu iddia edilen bu ülkede, her-gün yüzlerce aile kurumu zina nedeniyle yıkılmaktadır.
Gazetelerde bir tanesini okuyup, yaşadığımız bölgede yüzlercesini gördüğümüz bu gibi olaylar, günümüzdeki birçok aile kurumunun geldiği çöküş noktasını göstermektedir. .
Karısına tecavüz edilen adam, mahkemede hakime olayı şöyle
anlatmaktadır; Efendim bu adam benim iş arkadaşımdı. Ben bu
adama evimi açtım, evimde yemek yedirdim, evimde yatırdım.
Fakat bu namussuz, evde olmadığım bir zaman eve gelerek,
kanma tecavüz etmiş.
Mahkemenin öbür tarafındaki namussuz ise sanık sandalyesinde oturmakta ve kendisine yöneltilen suçlamaları dinlerken
olayları baştan sona tekrar düşünmektedir. Arkadaşı kendisi
hakkında doğru söylemektedir. Evini gerçekten kendisine
açmıştı. Bazı akşamlar kendi karısıyla birlikte arkadaşının evine gider, gayet samimi olarak karşılanırdı. Arkadaşının karisıyla tokalaştığı, onun sımsıcak elini sıktığı ilk gün, heyecanlanmış ve etkilendiğini hissetmişti. Daha sonra arkadaşından
ziyade kadın için gitmişti o eve. Kadının hareketleri, konuşması, gülmesi, yürüyüşü, oturuşu, bacak bacak üstüne atması
kendisini hayli etkiliyordu. Bazen arkadaşının da onun karısı
hakkında böyle şeyler düşünüp düşünmediğini merak ediyordu.
"Yok canım sende" diyordu kendi kendine. Arkadaşı onun
karısı hakkında böyle şeyler düşünmez, onun karısına böyle bir
gözle bakmazdı. Fakat kendisi etkilenmişti işte arkadaşının
karısından. Bu etkilenmeden kaynaklansa gerek, yalnız başınayken dahi kadınla ilgili bazı fantaziler kuruyordu. Nitekim
kurduğu bir fantazide arkadaşı evde yokken eve gidiyor ve
olaylar arzuladığı biçimde gelişiyordu. İşte o gün, bu fantaziyi
denemek için bir emaneti bırakma vesilesiyle arkadaşının evine
erken gitmişti. Kadın kapıyı açmış ve içeri buyur etmişti.
Kadınla on-onbeş dakika-ne konuştuğunu pek hatırlamıyordu.
Çünkü konuştuğu mevzu ne olursa olsun, iç dünyasındaki tüm
düşünceler tek bir hedefe kilitlenmişti. Ve olan olmuştu işte!.
Gerçi arkadaşı eve biraz erken gelmeseydi, belki de hiç açığa
çıkmayacaktı bu hadise.. Tabi ki bütün bunları anlatmadı hakime, ayıptı anlatamazdı!. "Ya hakim bey! Ben bir erkeğim ve
böyle durumlarla karşılaşarak etkilendim. Engelleyemedim
kendimi!." diyemezdi. Zaten hakim beyde meselenin bu yönünü dikkate alarak arkadaşına dönüp "Ulan deyus! Bu adamı
tahrik eden, bu işe teşvik eden sizsiniz!. Demek ki meselenin
bu yönü hiç önemli değildi. Suçlu sadece ve sadece kendisiydi!. Hakim de kendisini suçlu bulmuştu. Şimdi yapılacak iş
şikayetin geri alınması ve cezanın biraz daha hafifletilmesi için,
avukat aracılığı ile arkadaşıyla tazminat pazarlığına girmekti.
Nasıl olsa arkadaşı "Ulan ben pezevenk miyim?" demiyecek
olan çağdaş bir insandı. Hem olaydan sonra arkadaşı yakasına
yapışarak "Ulan bunu neden yaptın" dememişti. Herhalde bir
erkek olarak anlayabilmişti neden yaptığını!.
Sayfa 12
MUHACIRUN DERGISI–
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Misafir Kalemler
Ayrıca yapmış olduğu şey, cinsi bir sapıklık değildi ki! Zaten
bir psikoloğa giderek başından geçenleri anlatsa, psikolog anlattığı birçok şeyi normal karşılayacaktı. Psikoloğun koltuğuna
uzanıp "Doktor bey! Bir akşam arkada-şımla birlikte oturmuş,
hem konuşuyor ve hem de televizyon seyrediyorduk. Arkadaşımın hanımı ayağında dar bir pantolon ve üstü açık bir bluz
ile bize servis yaptıktan sonra o da televizyon seyretmeye başladı. TV´de oldukça açık bir yatak sahnesi vardı. Bir an kadına
baktım, o da bana bakmıştı. İşte o an kadınla ikimizi aynı yatak
sahnesinde düşündüm. Aklımdan hep buna benzer şeyler geldi
geçti. Söyleyin doktor bey, bütün bunlar sapıklık mı? Yoksa
kadınla birbirimize baktığımız o an, dağdaki keçileri, ovadaki
inekleri mi düşünmem lazımdı? Falancanın düğününde arkadaşımın karısıyla dansederken, kollarımın arasındakini annem
olarak mı, yoksa bir yastık, bir valiz olarak mı görmem
lazımdı?" dediği zaman, doktor ne diyecekti ki!. Sıhhatli bir
erkeğin aklına gelebilecek şeyler değil miydi bütün bunlar?
Nitekim buna benzer şeyleri doktora anlattığı zaman, doktor
onun cinsi bir sapık değil, normal bir erkek olduğunu anlıyacaktı ve belkide "Düşündüğün ve hissettiğin şeyler fıtri olarak
normal olmasına rağmen bütün bunları gizlemeliydin, yapmamalıydın, frenlemeliydin kendini.." diyecekti. Tabi ki bunları
bir doktor olarak, doktor hasta ilişkisinde söyleyecekti. Oysa
aynı doktora bütün bunları bir arkadaş olarak anlatsa ve
"Kocasına yakalanmadan işi bitirdim" dese, doktor kendisine
nefsani bir gıpta ile bakacak ve "Sen gerçekten bitirim bir
adamsın" diyecekti!.
İşte anlatmaktan iğrendiğimiz fakat anlatmak zorunda
kaldığımız bu gibi olaylar, yaşadığımız toplumda ne yazık ki
sık sık karşılaşılan olaylardır. Bu olayların nedeni cinsi sapıklık
ise, bu cinsi sapıklığın önlenmesi gerekmektedir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu olayların nedeni cinsi sapıklık
değil, normal cinsi isteklerdir.
Size güzel gelen bir kadının, bacaklarına veya göğüslerine hangi duygularla bakıyorsanız, hiç şüpheniz olmasın ki karınızı
güzel kabul eden bir erkek de, karınızın bacaklarına ve göğüslerine aynı duygularla bakacaktır!.
Bu apaçık ifademiz, namusuna düşkün bütün erkeklerin, öfkeyle sarsılmalarına ve kendilerine gelmelerine neden olabilecek
bir ifadedir!. Zaten bu ifade ile muhatap aldığımız kimseler de,
bu ifadeyi nefsi bir tebessümle karşılayacak olan deyyuslar
değil, aile kurumuna ve ailesinin onuruna değer veren şahsiyetli erkeklerdir.
Herhangi bir aileyi yıkıma götürebilecek olan zina olayından
sakınmak demek, bu gibi olaylara neden olan davranışlardan da
sakınmak demektir. Kadının kendisini böylesi durumlardan
koruyamadığı aile kurumları, ne yazık ki korumasını yitirmiş
aile kurumlandır. Çünkü aile kurumunun korunması, öncelikle
ve özellikle kadının korunmasıdır.
İşte bu öğretilerden sadece bir tanesi ve en önemlisi olan tesettür buyruğu ise, kadını böylesi durumlardan korumakla, aynı
zamanda nesli ve aile kurumunu da korumaktadır. Nitekim
yukarıda ki iğrenç olayların İslam'a teslim olan ailelerde meydana gelmemesi tesadüf değil, bu tertemiz öğretinin, temiz sonuçlarından birisidir. Tesettürün nasıl ve ne kadar olacağı ise,
hiç şüphe-siz ki İlahi ölçülere göre belirlenen bir gerçektir.
Tesettürün sınırları, toplumsal anlayışa göre değil, İlahi ölçülere göre belirlenen bir sınırdır. Nitekim her türlü ahlaksızlıktan
Allah'a sığınan ve Allah'ın yardımına mazhar olan kadınlar, bu
İlahi ölçüleri dikkate alan kadınlardır.
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Sohbetler/Düşünceler
KUR´ÂNDA GENÇLER VE GENÇLIK DEĞERLERİ(14)
DIN EĞITIMININ GAYESI
Din eğitiminin gayesi, insanların yaratılışının esası
olan dine yönelmeleri için fıtrata uymalarıdır. Bu
fıtrata uymaları için de dininin esaslarını öğrenerek
kendilerine arız olmuş kötülüklerden temizlenip, dini,
hikmetleriyle öğrenmeleri gerekir.
Fıtrat iki türlüdür:
Birincisi kalb ile olan fıtrat, bu, Allahı bilmek, O nu
sevmek ve O nu O ndan başka her şeye tercih etmektir.
Ikincisi amel ile olan fıtrattır ki bedenin temizlenmesidir. Birinci fıtrat ruh ve kalbin temizlenmesi, ikinci
fıtrat ise bedenin temizlenmesidir. Bunlardan her biri
diğerini takviye eder.
a. Temizlenme
Ferdin mânevî hayat ve huzuru için inanan insanların fıtrî özelliklerine uygun
terbiye ve düzenleyici fiillere
ihtiyaç vardır. Bu terbiyeyi sağlayacak önemli unsurlar, şahsiyetin itidali, kötülüklerden
temizliğidir. A´lâ ve Şems Sûrelerinde, insanların kendilerine
ârız olan kötülüklerden, kötü
huylardan temizlenmesinin
kendilerinin kurtuluşuna ve
yükselmesine sebep olduğunu
görüyoruz.
Yaratıp düzene koyan, takdir edip yol gösteren, yeşil
otu çıkartıp sonra da onu kapkara bir sel artığına
çeviren yüce Rabbinin adını tesbih et. Sana Kur´ân
okutacağız; Artık Allahın dilediği hariç, sen hiç unutmayacaksın. Şüphesiz Allah açığı ve gizleneni bilir.
Seni en kolaya muvaffak kılacağız. O halde öğüt fayda verirse öğüt ver. (Allah tan) sakınan (yahşa) öğütten yararlanacak. En büyük ateşe girecek olan kötü
kimse ise, öğütten kaçınır. Sonra o, ateşte ne ölür ne
de yaşar. Temizlenen ve Rabb inin adını zikredip de
namaz kılan kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir. Fakat siz (ey insanlar!) âhiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Şüphesiz bu önceki kitaplarda, Ibrahim ve Musanın kitaplarında da vardır. (A lâ, 1-19).
Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlğına, güneşi takip
ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu
örttüğünde geceye ve gökyüzüne ve onu bina edene,
Sayfa 13
MUHACIRUN DERGISI–
Ibni Abdulhalim
yeryüzüne ve onu yayıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler veren, düzenleyerek dengeleyene,
kötülük ve iyiliklerini ilham edene yemin ederim ki,
nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu
kötülüklere gömen de ziyan etmiştir. (eş -Şems,91/110).
Şems suresindeki insanın şahsiyetinin dengelenmesi
ve düzenlenmesinden sonra, kendisine arız olan kötülükler görülmekte ve böylece temizlenme başlamaktadır. Temizlenme ilâhî yardımla olmakta ve
dengelenen ve temizlenen insan, öğrenme, anlama
olgunluğuna yükselmektedir.
Çünkü tezkiyenin bir manası da yükselmektir.
b. Öğretim Ve Hikmet
Din eğitiminin gâyesi olan temizlik, öğretim ve hikmet (derin idrak) hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurur: O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara
ayetlerini okuyan, onları
arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir.
Oysa onlar, bundan önce
gerçekten açıkça bir
sapıklık içinde idiler.
Ve henüz kendilerine ulaşıp
-katılmamış olan diğerlerine de (peygamber gönderilmiştir); O (Allah), üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.(Cum´a, 2-3).
Insanlar, ilâhî öğretimin vasıflarını kazanacak bir
potansiyelde bulundukları halde bu öğretim olmadan sapıklık içinde kalmaktadırlar; bunun için Islâm
da şahsiyet terbiyesi ancak ilâhî öğretim ve terbiye
ile olmaktadır. Öğretimden önce nefsi kötülüklerden,
kötü niyetlerden temizlenmek ve tam bir yöneliş ve
ihlâs ile bu öğretime hazırlanmak gereklidir. Değerlerin öğretiminde değerleri yaşayarak öğrenip, derinden kavranılmasını sağlamalı, onları basma-kalıp
değer olmaktan kurtarmalıdır.
Ey Muhammed ümmeti! Işte böyle bir doğru yola
(sırât-ı müstakîm) hidayet etmek suretiyle biz sizi
vasat, merkez ve her tarafı denk, mutedil, hayırlı bir
ümmet yaptık ki siz diğer insanlara söz veya fiil veya
hâlen adâlet şahidi ve nümûnei imtisal (uyulacak
örnek) olasınız.
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Yarının Büyükleri
müslüman olamaz. Bu alemi bildiniz mi?
Ahiret
13)-INSANLARA KARŞI GÖREVLERIMIZ
Soru : Nefis terbiyesinde başarılı olmak için terbiye edilmesi
A) Kocanın karısına olan görevleri şunlardır:
gereken iki unsur nedir?
1. Kadın, bir erkeğinin yanında Allah'ın bir emanetidir. Bu
emanete gerekli şefkat ve nezaket gösterilmelidir. Peygam- a- Akıl b- Kalp
berimiz: "Hayırlı olanlarınız, kadınlara karşı Hayırlı olan- Soru : Hakkı batıl, batılı hak yapmaya çalışan nedir?
lardır" buyurmuşlardır.
Tağut
2. Koca, karısının hata ve kusurlarını büyüterek, bunları
Soru : “Rabb” kelimesinin manası nedir?
kavga ve geçimsizlik meselesi haline getirmemelidir.
Terbiye eden, yöneten, mülkün sahibi, koruyan.
3. Erkek evine bağlı olmalı, parasını dışarıda lüzumsuz yere
Soru : “Ilah” kelimesinin manası nedir?
harcayarak, karısını evde zor durumda bırakmamalı.
Kendisine sığınılan, güvenilen, sevilen, tapılan.
4. Erkek, hanımını her türlü kötülüklere karşı korumalıdır.
Soru : Gizli şirke örnek veriniz.
5. Erkek, hanımının itikat, ibadet ve ahlak konularında bilgi
- Başkasının övgüsünü kazanmaya çalışmak,- Başkasının gözüsahibi olmasına yardımcı olmalıdır.
ne girmek için namaz kılmak,- Nam ve şöhret için cihad,- Mevki ve makam için ilim.
B) Kadının kocasına olan görevleri şunlardır:
Soru : Ehli Sünnet itikadının mezhep alimlerinin Kimlerdir?.
1. Kadın, kocasının Allah'ın emirlerine uygun olan sözlerini
a– Imam Ebu Mansur Maturidi b– Imam Eş´ari
dinlemeli, ona karşı daima saygılı olmalıdır.
2. Kadın, namusunu,
Soru: Herhangi bir
şeref ve haysiyetini ko- Anlamak, anlatabilmek, anlaşılkonuda ayrı ayrı yerrumak suretiyle kocası- mak ve anlaşabilmek üzerine kude bulunan alimlerin
na bağlı kalmalıdır.
rulu bir yol, bir yöntem ve bir çöaynı görüşe varmaPeygamberimiz şöyle
züm…
larına ne denir?
buyurmuştur: "Kadın
beş vakit namazını kılar,
Icma denir.
orucunu tutar, namusu- S. H. diyor ki ;
nu korur ve kocasına
Soru Herhangi bir
Düşündüğünüz, söylemek istediğiitaat ederse ona:
konuda ayrı ayrı yer"Hangi kapısından diniz, söylediğinizi sandığınız, söylelerde bulunan alimlelersen oradan Cennet'e
diğiniz, karşınızdakinin duymak
rin farklı görüş bilgir denir."
dirmelerine ne denir?
istediği, duyduğu, anlamak istediği,
3. Bulunduğu hale kaIçtihad
anladığını sandığı, anladığı…
naatkâr ve tutumlu olmalı israf etmemeli.
Soru : Insanın kendi4. Kadın, kocasının iste- arasında farklar vardır. Dolayısıyla
ni maddi ve manevi
mediği yerlere gitmeme- insanların birbirini yanlış anlaması
kötülüklerden koruli, gideceği yerler için
için en az 9 ihtimal var….
masına ne denir?
önceden izin almalıdır.
Takva.
Müslüman Çocuğun Edebi
Bunları Biliyormusunuz?
Soru : Allah (c.c.)’ın katından yeni bir din getiren peygambere
ne ad verilir?
Rasul
Soru : Yeryüzünde bütün varlıklar kime hizmet için yaratıldı?
Insanlar için.
Soru : Insanın yeryüzündeki konumu nedir?
Yeryüzünde Allah (c.c.)’ın halifesidir.
Soru : Kıyamet hangi gün kopacaktır?
Cuma günü.
Soru : Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi alemdir. Kıyamet
koptuktan sonra bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur. Bu yere inanmayan insan
Sayfa 14
MUHACIRUN DERGISI–
Soru Tağuti güçlerle işbirliği yapan ve onların iktidarlarını
Islam’ı istismar ederek ayakta tutmaya çalışan din adamına ne
denir?
Belam denir.
Soru : Küfrün çeşitleri nelerdir?
a- Cehli küfür b- Inadi küfür c- Hükmi küfür
Soru : Insanı küfre götüren haller nelerdir?
a- Kur’an ve Sünnetin açık hükümlerine gizli manalar vermek
b- Kur’an’ın ve sünnetin hükümlerini yalanlamak
c- Din ile alay etmek
d- Allah’tan ümidi kesmek
e- Allah’ın azabını emin olmak
f- Gaibden haber verdiğini söyleyen kahinlere inanmak.
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Basından Seçmeler
."Hilafet"
Hashtag'ı Korkuttu(!)
şekilde Dünya Twitter Gündeminde 1. Sıraya oturdu.
Aynı zamanlarda Türkiye’deki Twitter gündeminde de
Müslümanların hilafetin kaldırışının yıldönümü dolayısıyla twitter'da açtığı #BenDeHilafetİstiyorum hash- ilk sıralara yerleşen "BenDe Hilafetİstiyorum" Hashtagı
tag'ı büyük ilgi gördü fakat bu ilgi bazı kesimleri korkut- 24 saatten fazla ilk onda yer aldı.
Böyle bir Hashtaga alışık olmayan Twitter kullanıcıları
tu.
karşılarında
"BenDe Hilafetİstiyorum" Hashtagını gö5 Mart 2014 14:17
rünce ne derece şaşkına döndükleri attıkları twitlerden
açığa çıktı. Kimi kullanıcılar taga destek verirken kimileri de "BenDe Hilafetİstiyorum" sözünü hazmedemedi.
Klasik bir şekilde hilafet istediklerini belirten kullanıcıları her zaman yaptıkları gibi İran’a, Suudi Arabistan’a
göndermeye kalktı.
#BendeHilafetİstiyorum tagı 4826 Tw ve 275Rt ile TT
olurken, bundan endişe duyan malum medya korku
dolu haberlerini "Twitter'da Korkutan Deprem" türünden başlıklarıyla yayınladı.
Hilafetin kaldırılışının 90. yılına denk gelen 3 Mart
2014 Pazartesi günü, Twitter gündeminin en yoğun
olduğu bir saatte "BenDe Hilafetİstiyorum" Hashtagı,
Türkiye sosyal medya gündemine bomba gibi düştü.
Twitter'da "BenDe Hilafetİstiyorum" hastagı, hızlı bir
Tutuklanan Ezher Öğrencisinden Mektup Var
Mısır'da darbe karşıtı gösterilere katılmak suçlamasıyla dün ikinci mahkemeleri görülen Ezherli 14
kız öğrenciye 11'şer yıl hapis cezası verildi.
28 Kasım 2013 21:42
SÜTUN HABER, İskenderiye'de dün çıkarıldıkları mahkemede 11 yıl hapis cezası alan genç bir kızın mektubuna ulaştı.
Sizler için Sütun Haber Tercümanı Şeyma ENES'in tercüme
ettiği o mektup;
HABİBE'NİN MEKTUBU
Silahımız, en faziletli ibadet dua. Dua korkulması gereken
Sayfa 15
MUHACIRUN DERGISI–
Bu toprakların sahipleri olduğunu zanneden bu kesim
hilafete karşı kinleri, attıkları twitlerden açıkça görülebildi. Bununla birlikte çok farklı kesimlerden bir çok
Müslüman laik, Kemalist, ateist güruhun bu saldırılarına birlik olarak cevap verdi.
Yoğun fikri tartışmaların ve çatışmaların yaşandığı 24
saatin ardından "BenDe Hilafetİstiyorum" Hashtagı medyada şu şekilde yer aldı:
Twittrda Korkutan TT
Twitter’da Hilafet Propagandası
53.134 Twitin atılıp, 29.403 Retweet
yapıldığı "BenDe Hilafetİstiyorum" Hashtagı 2 milyon
180 bin kişiye ulaşarak gündemi belirledi.
Kaynak : Değişim Haber
bir amel. Dua bize sebat ve umut veriyor. Dua gönüllerimize
şifadır. Dua imanımızı güçlendirir. Dua, Allah'ın yardım ve
zaferinin yakın olduğuna imanımızı artırıyor. Size duayı tavsiye ediyorum. Bize ve tüm müslümanlara dua edin. Allah
bizden bu amelimizi kabul etsin. Bizi ihlas ve sebat ile
rızıklandrsın ve razı olduğu yolunda şehadeti bahşetsin.
Allah'ım! Müslümanlara zulm edenlerden intikam al.
Rabbimiz! Yeryüzünde fesad çıkaranlardan ve müslüman
kanı dökenlerden intikam al.
Bize "kahraman" demeyiniz. Biz bu isimlendirmeyi hak etmiyoruz. Bunu asıl hakeden sizlersiniz. Çünkü siz tuğyana
karşı direniyorsunuz. Her gün bir işkence, şiddet, baskı ve
her türlü sıkıntıya karşı direnişe devam ediyorsunuz. Hedefinizi gerçekleştirmek için onlara sabrediyorsunuz. Ama bizler,
Rabbimizle halvetteyiz, itikaftayiz.
Namaz, Kur'an, gece namazı, zikr, dua, sebat ve sabır.. Bunlarla direniyoruz biz. Ve siz de yaptıklarınızla ve umutsuzluğa
düşmemenizle direniyorsunuz.
#Tamamlayacağız (En başından beri darbe karşıtlarının sloganı bu ifade, anlamı devrimi tamamlayacağız demek) Ye'se
düşmeyin. Gerçekten zafer çok yakın.
Yarın zaferle, özgürlükle, nimetlerle sevineceğiz.
Yakında güçlü ve özgür bir vatanımız olacak. Adalet ve emaneti gözeten bir vatan. Yiyeceğimizi, ilacımızı ve silahımızı
kendimizin ürettiği bir ülke...
Mısır'ımızla uyanacağız ve kalkınacağız.
Habibe
YIL-3/ SAYI– 29 RECEB 1435 / MAYIS 2014
DOSTU - DÜŞMANI TANIMAK
Bugüne kadar bir çok değerlerimizi kaybetmişiz
dir. Müslümanlar olarak devletimiz elden gitmiş,
Kur’an harflerimiz, Kur’an yazılarımız kaldırılmış
ve yasak edilmiştir. Cuma tatilleririmiz pazara
çevrilmiş, takvimimiz değiştirilmiştir; ailelerimi
ze, mahkemelerimize, mekteplerimize, basınımıza yabancı unsurlar, yabancı örf ve adetler musallat olmuştur; hukuk sistemimiz ve şeriatımız kaltırılmış, yerine
insan yapısı kanunlar ve anayasalar getirilmiştir.
Elhasıl; elli altmış seneden beri devletin çarkı, bütün müesseseleriyle batıla ve batıya, küfre ve kâfire doğru döndürülmüştür. İşte bir aşağı bir yukarı bütün İslam aleminin hali budur, başına gelen bela ve musibetler budur.
Bütün bunların sebebi nedir? Biliyor musunuz? DOSTUDÜŞMANI iyi tanımamaktır; bunları birbirine karıştırmaktır. Hatta, çok defa dosta düşman gözüyle, düşmana da dost gözüyle bakmaktır. Allah için olanı tersine
çevirmek veya terk etmektir.
Cenab-ı Hak Hz. Musa’ya sormuştu:- Ya Musa! Benim
için ne yaptın?
0:- Ya Rabi! Senin için namaz kıldım, senin için zekat ve
sadaka verdim, senin için zikir yaptım, diye cevap verdi.
Allah Teâlâ: - Ya Musa! Namaz senin için, bir kalkandır,
zekat ve sadaka senin için gölgeliktir. Zikir ise senin için
nurdur. Benim için ne yaptın, diye tekrar sordu.
Musa Aleyhisselam: - Öyle ise Ya Rabbi! Bana öyle bir
amel gösterki ki, o Senin için olsun, dedi.
Allah Teâlâ: - Benim dostuma dost, düşmanıma da düşman oldun mu? diye cevap verdi.
İşte o zaman Musa Aleyhisselam bildiki, amellerin, Allah
indinde en sevimlisi, Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir.
Kur’an-ı Kerim; Yahudi ve Hıristiyanlara, putperestlere
dost olmayın; onları kendilerinize dost edinmeyin, diye
müslümanları sık sık uyarmakta ve onlara tenbih etmektedir.
Ez cümle: “Ey İman Edenler! Kendinizden başkasını
kendinize dost edinmeyin; onlar sizi bozmaktan geri
durmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isterler. Onların
ağızlarından öfke taşmaktadır. Göğüslerinde gizledikeri (kin) ise daha büyüktür. Düşünürseniz, biz size
ayetlerimizi açıkladık” (Al-i Imran, 118)
“Ey İman Edenler! Yahudiler ve Hristiyanları dost edin
meyin! Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden
kim onları dost edinirse, o onlardandır. Şüphe
siz Allah zalim bir toplumu doğru yola hidayet
etmez. Kalplerinde hastalık bulunanların: “Bize
bir felaket gelmesinden korkuyoruz” diyerek
onların arasına koşuştuklarını görürsün. Belki
Allah, fetih ya da kendi katından bir iş getirir
de onlar içlerinde gizlediklerine
pişman olurlar.” (Maide, 51-52)
“Ey İman Edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin! Onlar size gelen hakkı inkar ettiler...” (Mümtehine, 1)
İşte o hadis-i kudsi ve bu ayet-i kerimeler müvacehesinde açıkça anlaşılıyor ki,
Iman ehlinin dostu; Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in peygamberliğine inanan, namaz kılan ve diğer
ibadetleri yerine getirmenin yanında İSLAMI DEVLET,
KUR’AN-I ANAYASA kabul eden, yani Allah kanunlarından başka kanun tanımayanlardır. Düşmanı ise; Nasraniler ile Yahudiler ve onların dümen suyuna girerek,
onların telkin ve tesiri altında kalarak şeriatı kaldırıp,
kafirlerin kanunlarını getirerek, devlete ve devletin
bütün müesselerine hakim kılan ve bu suretle kafirlerin
desteğine mazhar olan münafiklardır.
İşte bu noktada; yani kendisine dost seçmede hatta
kendisine önder ve lider bulmada müslüman çok uyanık
ve çok dikkatli olmalıdır. Keza iki millet mücadele
halinde veya iki devlet savaşıyor. İman ehli ne yapacak?
Hangi safta yerini alıp o saftakileri sevecek onlara yardım edecek? Bu hususta son derece dikkatli ve uyanık
olmalıdır.
Ölçü yukardaki ölçüdür; İslami ölçülerdir; hangi taraf
İslam’ı bir bütün olarak yaşıyorsa; dini devletten, devleti
dinden ayırmıyorsa ve bunların ruhla beden gibi biribirini tamamlayan iki unsur olduğuna inanıyorsa ve bunun
tahakkuku için mücadele veriyorsa işte o taraftır,
müslümanın dostudur. Yoksa, bizde müslümanız dedikleri halde, İslam’ın Devlet, Kur’an’ın anayasa olmasına
karşı çıkan, küfür ve kafir kanunlarını getirip
müslümanların başına musallat eden ve o yönde
mücadele eden ve hatta bunun için, küfür rejimini korumak için savaş açan kişi ve kişiler değildir. Bunlar
Müslümanın dostu olamaz. Kendi soyundan, kendi milletinden olsalar da; kendi akrabaları, hatta baba ve
kardeşleri olsalar da.
Müslümanlar, İRAN-IRAK savaşını da bu ölçüler içerisinde değerlendirmeli; hangi taraf tağuti rejimi yıkıp
onun yerine İslam rejimini getirmişse, onun yanında yer
almalı, onu takdir, tebrik etmeli, onu dost bilmeli ve kabul etmelidir.
Buna karşılık, İslam’ın düşmanlarının dümen suyuna
girip onların borusunu çalan, İslam’ın Devlet olmasını
istemeyen hatta İslam’ın Devletini yıkmak için savaş
açanlar, kimler olurlarsa olsunlar, hangi milletten olurlarsa olsunlar, böylelerinin de karşısına çıkmalı ve
onları sevmemeli, onların yanında asla yer almamalıdır.
Download

Sayi 1/Yil 1