‫سطأل َ َط َي ْطِْ ح َ ْا ِم اِأ َ ْم‬
َ ‫ َا َي َ َاا ح نْ َِ لَ ا َا َأط ْح َي ِ ََط ْح ع َ َط َي ِ ََط ْح حْ نم‬.‫ل حْ نم ِِ ِم‬
ِ ‫ِ حْ نم ِْا‬
Sayi 1/Yil 1
YIL 3/ SAYI 34
ZILHICCE 1435/ EYLÜL 2014
‫ب ِ ْس ِم‬
Hediyemiz olsun!
Çilekeş Anadolu halkı Dinsiz, Laik
Aylık;
Kemalizm´den
Islami,
kurtuldum derken...
Siyasi
ve
Ilmi
Dergimiz...
kkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk
kkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk
k
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Fihrist
Dersler
Konular
Yazarlar
Sayfa
—
—
2
Cumhur, başkanını seçti!
Editör
3
Fihrist
Gündem/Yorum
Tefsir Dersleri
Maun Suresi
-2
Ebu Abdurrahman
4
Tefsir Dersleri (devam)
Maun Suresi
-2
Ebu Abdurrahman
5
Beraat Gecesi Tebriği –2
M. Metin Müftüoğlu
6
Suffa Mektebi
Temel Meseleler (20)
Ibni Abdulhalim
7
Fetva Köşesi
Sualler –Cevaplar (8)
Ebu Ensar
8
İMKÂNLAR ve HAMLELER-(10)
Cemaleddin Hocaoğlu
9
Islam/Ibadet
Hayat Metodu Olarak La Ilahe Illellah
Said Havva
10
Siyer/Davet
Peygamberimizin Hayatı;
B. Çobanoğlu
11
Misafir Kalemler
12
Ibni Abdulhalim
13
Müslüman Çocuğun Edebi
Anonim
14
Metin Kaplan’ın yeniden yargılama talebine ret...
İç savaşın bilançosu...
Şeriat Polisi'ne tepki...
—
15
Gençlerle Başbaşa
Beyyineler
İsra Ve Mi'rac Mûcizesi
Kadın-Erkek eşitliği (12)
Hanımlar Köşesi
Evlilik Ve Aile
Sohbetler/Düşünceler
Yarının Büyükleri
Basından Seçmeler
İHYA ERİNİN ÖZELLİKLERİ
3
Asıl tehdit IŞİD değil ...
Muhacirun Dergisi:
www.muhacirun.net
Yazışma Adresimiz:
[email protected]
Sayfa 2
MUHACIRUN DERGISI–
Doğrular Islamın doğrulardır,
hatalar/yanlışlar bizim
yanlışlarımızdır. Okuyucularımızdan
(Islama göre varsa) Hatalarımızın
düzeltilmesini istirham ediyoruz.
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Gündem/Yorum
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Editör
Türklerin Cumhurbaşkanıdır. Mesela;
Gerçekten Cumhur başkanını seçti mi? Hristiyanların Cumhurbaşkanı değildir.
Ermenilerin Cumhurbaşkanı değilHaberlerde yaklaşık 13 Milyon seçmedir.Muvahhid Müslümanların Cumhurnin seçime katılmadığı bildirildi.
başkanı değildir. Aynı Merkelin, Hollandın v.b. Cumhurbaşkanımız olEvet, Çıraklık devresi, ustalık devresi, madığı gibi…
şimdi Profesörlük devresi…
Tam Profesör. Artık hiç heyacanIslami anlamda/ Anadolunun hakiki salanmıyorlar, yapmaları gereken herşeyi hipleri indinde RTE´nin hiç bir konumu
yapıyorlar. Mesela yüzleri kızarmadan yoktur. Anadolu işgal altındadır ve olsa
yalan konuşabiliyorlar, iftira atıyor
olsa O´da işgalci
veya Atasının huzurungüclerin bir Liderida kıyama durabiliyordir. Aynı Atalari olan
lar. Eskiden utana/
IT, M.Kemal ve Inösıkıla/zorla yaptıklarını
nü gibi…
şimdilerde güle, oyIT, M.Kemal ve
naya, zevkle yapıyorlar.
diğer işgalciler inNeden bu kadar görsanları korkutarak,
kemli bir Merasimle
aldatarak, kandıraCumhurbaşkanlığını
rak, zolayarak istila
devraldıklarını ben analtına almışlardı bunlayamadım. Zaten Cumlar ise şirin görünehurbaşkanlığı kendilerek, müslüman görürindeydi. Necdet Sezernerek, para ve mal
den devraldıklarında bukadar görkemli vererek, makam vererek, insanların
merasim yapmamışlardı. Halk seçmiş- vurdum duymazlığından faydalandılar
miş. Şimdiye kadar halkın direk seçtiği ve anadoluyu istila altına aldılar.
veya endirek seçtiği diye bir olay yoktu. Nasıl isterseler öyle kullanıyorlardı.
Kendisi söyledi ya; Istiklal Savaşını
Yoksa bizim bilmediğimiz bir şeylermi
tekrar başlattıklarını…
var parti içinde? Paralel gibi. Mesela;2002 Seçimlerinde kendisi aday bile
Merhum Halifemiz Cemaleddin Hocadeğildi. Davutoğlunu da halk seçmedi…
oğlunun dediği gibi, Kudüs fethe muhEvet RTE Türkiye Cumhuriyetinin
taç, Istanbul fethe muhtaç, Mekke/ MeCumhurbaşkanıdır. Yani Demokrat
dine fethe muhtaç…
Cumhur, başkanını seçti!
Sayfa 3
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
TEFSIR DERSLERI
ْ ِّ َ‫ك اذِىي ي‬
)2( َ َ ََْ‫ل اذ‬
َ ‫) فَ َىذ‬1( ‫ِ يِذ بي‬
َ ْ‫اَ َراَي‬
ِّ ‫ت اذِىي يِّ َب بى‬
)4( َ َ‫لىب‬
ْ ‫َوََليَ ِّح‬
َ ‫ْي‬
ِّ ‫) فَ َويْ ٌل ذى‬3( َ‫ض َلىَط اَ َِِل اذْي ِْب‬
)6( َ ِّ ‫) اَذِىي َ ِّم ْ يِّ َُا‬5( َ ‫ِمو‬
ِّ َ ْ َ ‫ه َم‬
َ ْ ‫اَذِىي َ ِّم ْ َل‬
)7( َ ‫َويَ ْينَ ِِّو َ اذ َْيِلِّو‬
107- MÂÛN SÛRESİ
-2
Mushaftaki Sıralamaya Göre 107. Sûredir.
Mufassal Sûreler Kısmının On Beşinci Grubundaki
Beşinci Sûredir. Yedi âyettir.
Mekke'de nazil olmuştur.
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Ebu Abdurrahman
kılmakla; bu sûrede münafıkları namaza aldırmamakla,
kıldıkları zaman da riyakârlık yapmakla tanıttı. Bundan
anlıyoruz ki, el-Mâûn sûresi, el-Bakara Sûresi'nin
mukaddimesi tarafından çizilen takva sahipleri, kâfirler
ve münafıklık konusunda daha geniş bir açıklama
vermiştir. Öyleyse bu sûrenin ekseniyle ilişkisi açıktır
ve sûrede ele alınan konular grubundaki konuları
tamamlayıcı niteliktedir. Şöyle ki, el-Asr Sûresi'nin
takva sahiplerinin özelliklerini anlatan âyetlerle elHümeze, el-Fîl ve Kureyş sûrelerinin kâfirlerden
bahseden âyetlerle ilişkisi vardır. el-Mâûn sûresi de
münafıkları ele alan âyetlerle ilişkilidir.
Bunların hepsinin ise takva sahipleri, kâfirler ve
münafıklardan söz eden el-Bakara Sûresi'nin
mukaddimesi ile ilişkisi vardır.
Namaza Dikkat
Etmeyenler
1- İbn Kesîr'in: Allah
Teâlâ'nın: "Ki onlar
namazlarına
aldırmazlar" âyeti
kapsamına girmesi
mümkün olan herşeyi
söylediğini gördük.
Burada onun daha
sonra söylediği
şeyleri ilave etmek
istiyoruz:
"Bu niteliklerden
birşey taşıyanların bu
âyetten payı vardır.
Bu niteliklerin
tümünü taşıyanların
ise bu âyetten hissesi
tamdır. Artık onun
amel yönünden
münafıklığı
tamamlanır. Nitekim
Buhârî ve Müslim'in
Sahih'lerinde yer alan bir hadiste Rasûlullah (s.a.v)
şöyle buyurmuştur: "İşte şu münafığın namazıdır. İşte
şu münafığın namazıdır. İşte şu münafığın namazıdır.
Oturur güneşi gözetler. Nihayet güneş şayianın iki
boynuzu arasına girince kalkıp, Allah'ı pek az andığı
çarçabuk dört rekât namaz kılar." İşte bu kimse
Kur'ân'da geçtiği üzere orta namaz olarak nitelendirilen
ikindi namazını son vaktine kadar geciktirir. Halbuki
bu vakit namaz kılınması mekruh olan vakittir. Sonra
namaza kalkıp, kargaların yiyecek gagaladığı gibi
namazı gagalar. Namazında huzur ve huşûya dikkat
etmez. Bundan dolayı da: "Allah'ı pek az zikreder"
Şüphesiz bu din gösteriş ve merasim dini değildir. İhlas ve
samimiyetle yapılmadıkça, bu samimiyet vasıtası ile kalpte
insanı salih ameller yapmaya sevkeden tesirler meydana
getirmedikçe, şu dünyada insanların yaşayışlarını düzeltecek
ve yükseltecek bir ahlak biçimini almadıkça bu dinde
ibadetlerin ve dinî değerlerin şeklen yapılması yeterli değildir.
Yine bu din insanın dilediğini yapıp dilediğini terkedeceği
parçalar halinde de değildir. O, ibadetleri, değerleri, ferdî ve
toplumsal yükümlülükleri birbirini destekleyen eksiksiz bir
programdır. Öyle ki, bunların hepsi insana fayda sağlayan bir
gayeye, kalplerin temizleneceği, hayatın düzeleceği, insanların
hayırda, iyilik ve gelişmede dayanışma içinde olacağı, Allah'ın
kullarına geniş rahmetinin şekilleneceği bir gayeye yöneliktir.
İnsan diliyle müslüman olduğunu, bu dini ve onun
prensiplerini benimsediğini söyler; namaz kılar, namazın
dışındaki diğer görevleri yerine getirir. Fakat bütün bunlara
rağmen, bu dine gerçek mânada iman ve tasdik ona, o da, bu
dine gerçek mânada iman ve tasdike çok uzaktır. Çünkü
gerçek iman ve gerçek tasdikin varlığını ve gerçekleştiğini
gösteren pekçok alâmetler vardır. Bu alâmetler bulunmadıkça
dil ne söylerse söylesin insan ne kadar ibadet ederse etsin o
kimsede iman ve tasdik yoktur.
ANLATIM DÜZENİ
1- Bu sûrenin anlatım
düzeninden
öğrendiğimize göre,
dini yalanlamadan,
yetimi şiddetle itme,
yoksulu doyurmaya
teşvik etmeme
niteliklerini taşıyan
bir huy
kaynaklanmaktadır.
Yine dini yalanlama,
münafıklarda, namaza
aldırma, onu kıldığı
zaman riyakâr olma,
sahip olanların maunu
vermemesi
görünümündeki bir
huya sebep
olmaktadır. O halde
münafıklar Allah
Teâlâ'nın bir başka
sûrede kendilerini nitelendirdiği gibidirler: "Elleri de
sıkıdır" (et-Tevbe, 9/67).
2- el-Bakara Sûresi'nin mukaddimesinde Allah Teâlâ
takva sahiplerini gayba inanmakla, münafıkları da
inandıklarını iddia edip inanmamakla nitelendirdi. Bu
sûrede de kâfirleri ve münafıkları dini yalanlamakla
tanıttı. el-Bakara Sûresi'nin mukaddimesinde takva
sahiplerini, infak etmekle; bu sûrede ise, kâfir ve
münafıkları infakta bulunmamak ve infaka teşvik
etmemek, aksine yetime eziyet edip maundan
sakınmakla nitelendirdi. el-Bakara Sûresi'nin
mukaddimesinde takva sahiplerini namazı dosdoğru
Sayfa 4
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Belki de onu namaza kalkmaya, Allah rızası değil
insanlara gösteriş yapmak arzusu sevketmiştir. Nitekim
o namazı tamamen de terketmektedir. Bu konuda
Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Doğrusu münafıklar
Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Oysa O onlara aldatmanın
ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel
tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı
pek az anarlar." (en-Nisâ, 4/142) Burada ise Allah
Teâlâ : "Ki onlar gösteriş yaparlar" buyurur."
İbn Kesîr der ki: "İbn Cerîr'in Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan
rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ben Rasûlullah
(s.a.v)'e namazlarına aldırmayan kimseleri sordum. O
da: "Onlar namazlarını vaktinden sonraya
geciktirenlerdir" buyurdu. Dedim ki: Namazı
vaktinden sonra geciktirmek, onu bütünüyle terketmek
anlamına gelebileceği gibi, vakti çıktıktan sonra
kılmak veya namazı ilk vaktinden sonraya bırakmak
anlamlarına da gelebilir. Hafız Ebu Ya'lâ da bunu aynı
senetle naklettikten sonra yine anı
şeyi Ebu'r-Rabî'den, o Âsım'dan O
Mus'ab'dan, Mus'ab da babasından
mevkuf olarak şöyle rivayet etmiştir:
"Vakti çıkıncaya kadar namaza
aldırmayan kimselerdir." Bu senet
senetlerin en doğrusudur. Beyhakî bu
rivayetin merfû rivayetine zayıf,
mevkuf rivayetine sahih demiştir.
Hâkim de aynı görüştedir."
İbn Kesîr'in rivayet ettiğine göre; Ata
b. Dînâr şöyle demiştir: Allah'a
hamdolsun ki O:
‫عن هم س ن‬
=Namaz larından yanılırlar"
buyurmuş "
‫فى هم س ن‬
=Namazlarında yanılırlar"
buyurmamıştır. Buna yorum olarak
Nesefî şöyle der: "( ( ‫عن‬harfi cerri ile mânâ şöyle
olur: "Onlar namaza karşı terk ve onu az önemseme
hatası yaparlar." Bu münafıkların işidir.( (‫فى‬harfi çeri
ile mâna: "Namazda onların başına, şeytanın vesvesesi
yahut nefsin telkiniyle hata gelebilir" şeklinde olur.
Bundan ise hiçbir müslüman yakasını kurtaramaz.
Diğerleri şöyle dursun, Rasûlullah (s.a.v) bile
namazında hataya düşüyordu. Bunun gibi ifade
inceliklerinde Kur'an'daki icaz göstergelerinden birine
şahit oluyoruz."
İbadetlerde Gösteriş Yapmak
2- "Ki onlar gösteriş yaparlar" âyeti ile ilgili olarak
Nesefî şöyle der: "İnsan farzları açığa vurmakla
riyakâr olmaz. Çünkü farzları açığa vurmak onlara ait
haklardan biridir. Zira Rasûlullah (s.a.v): "Allah'ın
farzları gizlenmez" buyurur. Nafile ibadetleri gizlemek
daha uygundur. Ama kendisine uyulması niyetiyle
nafileleri açığa vurursa güzel olur."
Bu âyetle ilgili olarak İbn Kesîr şöyle der:
Sayfa 5
MUHACIRUN DERGISI–
"Teberânî'nin İbn Abbas (r.a)'dan rivayet ettiğine göre
Peygamber (s.a.v) buyurmuştur ki: "Gerçekten
cehennemde bir vadi vardır. Cehennem günde dörtyüz
kere bu vadiden Allah'a sığınır. Bu vadi Muhammed
ümmetinden riyakârlar için hazırlanmıştır. Gösteriş
için Allah'ın kitabını ezberleyen, Allah için sadaka
vermeyen, riyakâr olarak Beytullah'ı hacceden ve
Allah yoluna çıkan kimseler için hazırlanmıştır."
Ahmed b. Hanbel'in Ma'mer b. Mürra'dan rivayet
ettiğine göre o şöyle demiştir: Biz Ebû Ubeyde'nin
yanında oturuyorduk. Riyadan söz açtılar. Ebû Zeyd
lâkaplı bir adam dedi ki: Abdullah b. Amr'ı şöyle
söylerken işittim: Rasûlullah (s.a.v): "Kim insanlara
amelini yayarsa Allah da onu yaratıklarının işitenlerine
duyurur ve onu horlar ve küçültür" buyurmuştur."
Maun Nedir?
3- "Ve maunu da sakınırlar" âyeti ile gili olarak İbn
Kesîr şöyle der: "İbn Ebî Hâtim'in Abdullah'tan rivayet
ettiğine göre o şöyle demiştir:
Maun; tencere, kazan, terazi ve
kova gibi iğreti verilen şeylerdir.
İbn Ebî Necîh'in Mücâhid kanalıyla
İbn Abbas'tan naklettiğine göre o:
"Ve maunu da sakınırlar"
âyetindeki maun kelimesi, ev eşyası
anlamına gelir demiştir. Mücâhid,
İbrahim en-Nehaî, Saîd b. Cübeyr
ve bir çokları bu kelimenin iğreti
verilen eşya olduğunu
söylemişlerdir. İbn Ebî Süleym ve
Mücâhid, İbn Abbas'ın bu âyet
hakkında: Henüz bu âyetin ifade
ettiği insanlar gelmedi, dediğini
rivayet etmişlerdir. Avfî ise İbn
Abbas'ın bu âyet hakkında: Bu
konuda insanlar ihtilâf ettiler. Kimisi bu âyeti: "Zekâtı
sakınırlar"; kimisi: "İtaati sakınırlar" kimisi de "iğreti
verilen şeyleri sakınırlar" diye anlamıştır. Bunu İbn
Cerîr de rivayet eder.
Haris kanalıyla Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet
edilir: Maun; balta, tencere ve kova gibi şeyleri
insanlara vermemektir. İkrime de der ki: Mâûn'un en
üstü, malın zekâtı; en altı da kalbur, elek, kova ve iğne
gibi şeylerdir. Bunu İbn Ebî Hatim de rivayet etmiştir.
İkrime'nin bu söyledikleri güzeldir. Çünkü o bütün
görüşleri kapsamaktadır. Bunların hepsi sonuçta tek bir
şeye dayanır. O da başkasına malın kendisi veya
menfatiyle yardımı terketmektir. Bu sebeple
Muhammed b. Kâ'b bu âyetteki mauna, iyilik anlamı
vermiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte: "Her iyilik
sadakadır" buyurulur. İbn Ebî Hatim, Zührî'nin; adı
geçen âyetle ilgili olarak: Maun, Kureyş'in ifadesiyle
maldır; der."
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Gençlerle Başbaşa
Medrese-i Yusufiye’den;
Beraat Gecesi Tebriği –2
’’Ümmetimin fena (yok) olması
kılıçla’dır’’ (Haşiyet’ül Keşşaf, cild.2/24)
İbn-i Mace’nin Sünen’inde de İbn-i Ömer’den şöyle
dediği nakledilmektedir: Resulullah (s.a.v.) sabah ve
akşam olduğunda mutlaka şu duaları yapardı:
’’Allah’ım, dünyada da, ahirette de senden afiyet
isterim. Allah’ım dinimde, dünyamda, aile halkımda ve malımda senden af ve afiyet dilerim. Allah’ım, kusurlarımı ört, korkularımı güvenliğe dönüştür. Önümden arkamdan, sağımdan solumdan,
üstümden beni koru. Altımdan da auikasta uğrmaktan
sana sığınırım.’’
(Hadisin ravilerinden birisi
olan) Veki’ dedi ki: Bununla
yerin dibine geçirilmeyi kastetmektedir. (İbn-i Mace, Dua 14;
Ebu Davud, edeb 101; Müsned, II, 25)
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Emîr’ul Mu’minîn
Zülcelal’dan dua ve niyaz ederiz!
Not: 2. Bir de Soma felaketi, büyük bir felaket.
Rabb’imiz bir daha böyle felaketleri insanoğluna
yaşatmasın. Amin!
Bu felaketlerle ilgili meseleyi ileride hem meddi
hem de manevi (dini) yönünden analizini, bir insan,
bir müslüman ve aynı zamanda Peygamber varisi
olup, Allah ve Ümmet önünde mes’ul olan bizler de
yapmaya çalışacağız bi iznillah. ’’Takdir, Tedbir,
Tevekkül, Teknik ve Muhkem!’’ Bunların üzerinde
bir daha durup insanımızın, müslümanımızın gözleri
önüne sereceğiz. Bosna da ve diğer ülkelerde ki, sel
felaketleri gibi, malesef dünyanın iklimi alt-üst oldu.
Tüm ümmetin başı sağ olsun. Geri de kalan ailelerine sabr-ı cemil diler, yaralılara
da acilen şifalar için Rabb’imizden dua ve niyza ederim.
Bu tür afet ve felaketler de
ölenler, hükmen şehid’dir.
’’Şehid-i Hükmi’’ denir.
Cenab-ı Hakk cümlemize
şuur, basiret ve feraset ihsan
buyursun da, hakkı hak bilip,
hakka tabi olan, batılı batıl
bilip batıldan ictinab eden kullarından eylesin! (Amin)
O halde bizler de bu duayı sabah-akşam tekrar etmeliyiz.
İslam alemindeki günün manzarası malesef işte budur.
(Taha, 124; Secde, 21; En’am, 129 ve Rum, 41 ayet- Bu vesile ile tüm müslümanların mübarek Beraat
i kerimelerin tefsirine bakıla. Cemaleddin Hocaoğlu, gecelerini ve yaklaşmakta olan Ramazan-ı şerif ayKöln-Almanya, Ulu Cami kürsüsü, Tefsir Sohbetleri) larını tebrik ve teberrük ederim. İnşaallah, bu mübarek gece de, gerçek Beraat’ını alan kullarından oluNot: 1. (Tarih 24 Mayıs 2014 Cumartesi) bu yazıyı ruz.
Rabb’iyi Zülcelal Hazretleri’nden dua ve niyazımız
kaleme aldığım saatte, (12:25)’de merkezi
odur ki, bu feyizli, bereketli gecenin ve ayların bizle’’Gökçeada’’ olmak üzere 6,5 ölçekli bir zelzele
re, Kur’an hakikatlarını hatadan uzak olarak ve an(deprem oldu. Acizane bizde Edirne F Tipi Cezaevinde hissettik. 40 saniye sürdü. Ege denizi ve Mar- laşılır bir şekilde beyan etme yolunda hüsn-ü tabirler, şu yazıyı okuyan cemaat-ı müslimine de, hüsn-ü
mara bölgesinde de hissedildi. (Kur’an da, Zilzal
kabuller ihsan eylemesidir. İhsan eylesin. Amin.
suresi, yerin sarsılacağını bildirdiği için bu adı
almıştır.)
Tebliğ ve dua bizden, tevfik ve kabul Rabb’imizden.
Bir an meselesi. Yukarıdaki ayet-i kerimenin tefsiMuhammed Metin b. Cemaleddin (Kaplan)
rinde geçtiği gibi; Felaketler, musibetler,
’’üstümüzdende’’ gelir, ’’altımızdan’’ da.
Lokman suresinin 34. ayet-i kerimesi fehvasınca,
İnsanoğlu aciz, nerede öleceğini bilemez.
Ya ne yapacağız? Tedbirimizi alıp, ’’Allah’a firar
edeceğiz!’’ O büyük kapıya sığınacağız, sağlam
iman, sarsılmaz tevekkülle. Hepimize geçmiş olsun. Medrese-i Yusufiye Edirne-Türkiye
Bir daha bu gibi felaketlerin olmamasını Rabb’iyi
4 Şaban 1435 / 2 Haziran 2014
Sayfa 6
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Suffa Mektebi
ŞER'Î DELİLLER
DÖRDÜNCÜ DELİL; KIYAS (6)
İlleti Bulma Yolları
Müctehidi illete ulaştıran yollar nelerdir.
En önemlileri şunlardır.;
1- Nass, 2- İcmâ, 3- Sebr ve Taksim
4- Münâsebe
Bu, hüküm ile vasıf (illet) arasında uygunluk bulunmasıdır, tâ
ki o vasfın olduğu yerde hüküm de bulunarak ya şer'î bir
Maslahat elde edilsin veya bir Mefsedet def edilsin. Meselâ
sarhoş edici olma vasfı. Bu, şarabın haram kılınması hükmüne
uygun bir vasıftır. Halbuki akıcı olması veya filan renkte
olması, tadının şöyle olması gibi vasıflar münasip olmayıp
sadece sarhoş edici olma vasfı haram kılınmasına uygun bir
vasıftır. "Küçük yaşta olma" babanın küçük kızını nikahlama
konusunda velayet hakkı sabit olması için münâsib bir vasıftır.
Çünkü bu yaş onun kendi masla­hatını idrakten aciz olduğu bir
yaştır. Velayetin sübutunda âciz kişiye gelecek zararı defetme
gayesi vardır. Zararın defi de şâri'in hedeflediği bir
maslahattır. Müctehid ancak vasfın illet olduğuna dair nass
veya icmâ bulunmadığı takdirde bu yola başvurur.
Münasib Vasfın Çeşitleri
Münâsebet, din ona itibar etmedikçe veya münâsip olduğuna
dair delil bulunmadıkça ta'lil için bizatihi bir şey ifade etmez.
Münasib vasıf, dinin onun münasip olup olmadığına delâlet
etmesi açısından dört çeşittir:
1- Müessir münasib:
Bu, dinin bir nass veya icmâ ile ona itibar ettiğini gösterdiği
münasib vasıftır. İttifakla bu vasıfla ta'lil yapılması sahihtir.
Meselâ "Sana kadınların hayız halini sorarlar. De ki: o bir
ezadır. Hayız halinde kadınlardan uzak durun" (Bakara, 222)
de "hayız", "Katil varis olmaz" hadisi şerifindeki "katil",
"Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri deneyin, eğer onlarda
bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendi­lerine verin."
(Nisa, 63) de mâlî velayetin sübutu için illet kabul edilen
"küçüklük"... bütün bu vasıflar münasiptir, çünkü din bu
vasıflara bu hükümlerde itibar etmiştir. İşte bu münasib vasfın
en yüksek derecesidir.
2- Mülayim münasib veya muteber münasib:
Bu, şâri'in üzerine herhangi bir hüküm bina ettiği, ancak bu
vasfın bizzat o hükme illet olduğuna dair her hangi bir nas
veya icmânın bulunmadığı, lâkin o hükmün cinsine illet olduğu
sabit olan veya o vasfın cinsinin muayyen bir hükme veya o
hükmün cinsine illet olmasına şâri'in itibar ettiği sabit olan
vasıftır. Şâri'in, müctehidin illetini araştırdığı hükmün
cinsinden bir hükmün illeti olarak itibar ettiği muteber
mülayim vasfa misal: Küçük yaştaki kızı evlendirme velayetinin
baba hakkında sabit olmasının illeti "küçüklüktür". Müctehid,
küçüğün malı üzerindeki velayeti babında Şâri'in "küçüklük
vasfına" itibar etti­ğini tesbit eder. Mâlî velayet ile nikah
velayetinden her biri kişi üzerindeki velayet hallerinden biridir.
İkisi de velayet cinsindendir. Sâri' Taâla küçüğün malı
üzerindeki velayet konusunda "küçüklük" vasfını illet itibar
edince sanki velayetin her çeşidinde ona illet olarak itibar
etmiş demek olur. Nikah velayeti de velayet çeşitlerinden
biridir. O halde bu bizzat vasfın aynına itibardır.
Müctehidin illetini araştırdığı hükmün cinsine illet olan vasfın
cinsine itibar edilişine misal, hayzın, hayız günlerinde namazı
Sayfa 7
MUHACIRUN DERGISI–
Temel Meseleler-20
iskat etmişidir. Müctehid bu iskatın illetini araştırır ve hayızlı
o günlerde geçen çok sayıda namazı kaza etmekle mükellef
tutulsa bunun meşakkat olacağından hayzın bu İskata münasip
vasıf olduğunu tesbit eder, sonra hayzı bu meşakkatin yerine
koyar. Çünkü hayız zahir ve münzabit bir vasıftır. Sonra fer'î
hükümlerde bu görüşünü teyid edecek bir meselenin olup
olmadığını araştırır, bakar ki, Şâri', meşakkate sebep olduğu
için sefer halini namazların kısaltılmasına illet saymıştır. Sanki
Şâri' böylece meşakkat ve sıkıntı getirmesi muhtemel olan her
vasfa kolaylaştırma ve hafifletme yapılmak istenen her
hükümde illet olarak itibar etmiştir.
3- Mürsel münasib:
Bu, Şâri'in ne itibar ne de ilga ettiği bilinmeyen münsib vasıftır.
Bu vasıf münasibtir yani bir maslahat getirir, lakin mürseldir
yani ne itibar ne de ilgasına dair delil yoktur. "İstıslah" veya
"masalih-i mürsele"den de bu kasdedilir. Kur'an-ı Kerîm'in
tedvini ve benzeri amellerde dayandıkları masalih işte bu
kabildendir.
Bu ihtilaflıdır; çünkü Hanefî ve Şafiîlere göre bu vasıfta ta'lil
caiz olmaz ve hüküm bina edilmez. Çünkü sâri'in buna itibar
ettiğine dair delil yoktur. Allah (c.c.) "Hakkında bilgin olmayan
şeyin peşine düşme" (İsra: 17/36) buyur­maktadır. Zann-ı
galibe göre de bu vasıf bu hükme illet olabilir. Zan ile amel
etmek vacib olur.
4- Mülga münasib:
Bu, müctehidin nazarında maslahat celbedecek derecede olup
lâkin fer'î hükümlerde şâri'in onu ilga ettiğine ve itibar
etmediğine dair delil bulunan vasıftır. Bununla ta'lil sahih
olmayacağında âlimlerin ittifakı vardı. Meselâ, ölenin oğlu ve
kızı evlad olma vasfında müşterektirler, bu mirasta eşit
olmaları için münasip bir vasıf sayılır. Ramazanda oruç bozan
zengin kişiyi, keffaret olarak köle azad etmeğe değil de iki ay
peşpeşe oruç tutmaya mecbur etmek, keffaretin gayesi olan
caydırıcılığın gerçekleşmesi bakımından münasip bir vasıftır.
Çünkü köle azad etme fakir doyurma ona göre kolaydır. Ancak
sâri' mükellefler arasında zenginliği sebebiyle rahatça köle
azad edebileceği için zarar görmeyecek olanı ayırt etmeden,
keffareti önce köle azadı, sonra iki ay peşpeşe oruç tutma,
sonra altmış fakiri doyurma, şeklinde tertip ederek farz kılmak
suretiyle bu vasfı ilga etmiştir.
5- Tenkîhu'l-Menat
Tenkîhu'l-Menat, nass veya icmâ ile sabit olan bir hükmün illet
olabilecek vasıflarının içinden, hükme tesiri olmayanlarını
ayıklamak suretiyle nassın mecmuunun işaret ettiği illeti tayin
etmek için yapılan ictihaddır. Meselâ ramazanda bilerek
hanımıyle temasta buluna bedevi hadisindeki oruç bozma
keffaretinin ta'lili bu kabildendir. Bu hadis, imâ yolu ile bu
bedevinin üzerine keffaretin farz olmasının illetinin "temas"
olduğunu göstermektedir. Temasta bulunanın bir bedevi
olması, bu hanımın onun eşi olması gibi başka vasıfların ise
müctehid tarafından hükme tesiri olmadığı tesbit edilmiştir.
Çünkü hükümler konulurken eğer hususî olduğuna dair bir
delil yoksa fertler arasında fark gözetilmez. Hanımı ile temasta
bulunana keffaret farz olursa yabancı ile bulunana evleviyetle
(daha öncelikli ve gerekli olarak) farz olur. Çünkü yabancı
gece olsun gündüz olsun mutlak haramdır. Halbuki hanımı
ramazanda gündüz haram ise de gece helaldir. Bu sebeple
bedevî olma, kadının onun eşi olması vasıflan mülgadır,
keffaretin farz olmasında bunlann tesiri yoktur.
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Fetva Köşesi
Sualler –Cevaplar (8)
Sual: Anne ve babalarına asi olanların affı ve fasıkların
affı ne derece kabul görür?
Cevap: Cenab-ı Allah dilerse anaya, babaya asi olan ve
olanlara her türlü fenalığı yapan bir evladı, Ehl-i Sünnet
akidesince tevbeli ve tevbesiz affeder. ış meşiyet-i
ilâhiyeye bağlıdır. Fakat böyle bir adamın affa mazhar
olabilmesi için, Hz. Hamza’yı öldüren Vahşi gibi o büyük
suçunu bastıracak bir çok dinî mesaisi, önemli hizmetleri,
taat ve ibadetleri bulunmak ister ki „İyilikler kötülükleri
giderir!“ mealinde olan Hud Sure-i şerife’sindeki ilâhi
kanun ve vaiz tahakkuk edebilsin, yoksa mecanen tevbesiz
affetmek çok uzaktır.
Fasıkların affı meselesine gelince:Ömrünün sonuna
kadar şarap içen, kumar onyayan ve her türlü menhiyatı
yapan bir adamın günahlarının
affedilmesi ilâhi meşiyete aittir, fakat
Sahih-i Müslim, İbn-i Mâce ve
Cami’üs-Sağir’de sabit „Her kul
öldüğü hal üzere haşir ve neşir
olunur!“ mealindeki hadis-i şerif’e
bakılırsa, her tarafını katmerli pas
katları kaplamış, fakat içinde az çok öz
cevheri bulunmuş demir gibi iman
üzere ölmüş olan böyle bir adamın bir
çok ayet ve hadisler gereğince
cehennem ateşinden kurtulamıyacağı
tabiîdir.
Sual: Amel-i kesir ne demektir ve amel-i kesir namazı
bozar mı?
Cevap: Amel-i kesir namazı bozar, amel-i kalil bozmaz.
şöyle ki, namaza ve namazı ıslaha ait olmayan ve amel-i
kesir sayılan her hareket namazı ifsad eder. Amel-i kesir
odur ki, onun failini hariçten gören, onun namazda
olmadığından şekketmez. Mukabili amel-i kalil’dir ki,
sahibini gören, onun namazda olup olmadığından
şekkeder. Mesela: Bir namaz kılan, yerden bir taş alarak
kuşa ve emsaline atacak olsa namazı bozulur. Çünkü bu
hareketi bir amel-i kesir’dir. Fakat yanında bulunan bir
taşı bir eliyle atacak olsa bozulmaz, zira bu bir amel-i
kalil’dir. Şu kadar var ki, namaz içinde başka bir şey ile
uğraşmış olacağından dolayı isalette bulunmuş olur.
Sual: Bal tefsiri ve onun yazılıp bastırılmasında,
taşınmasında veya hediye edilmesinde vaad edilen (200)
peygamber sevabı ve diğer sevaplar doğru mudur?
Cevap: Hayır, böyle bir şey, sağlam kitaplara (sağlam
kaynaklara) dayanmamaktadır. Vaad edilen sevaplar da
doğru değildir. Dinimizin prensipleriyle bağdaşmaz. Bu
Sayfa 8
MUHACIRUN DERGISI–
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Ebu Ensar
gibi şeylere inanmak doğru değildir. Yazmak, dağıtmak
veya taşımakta da bir fayda yoktur. Hatta sakıncalıdır!
Sual: Allah’a, Peygamber’e veya Kitab’a küfreden kişi
mürted olup katli vacib olur mu?
Cevab: Allah’a, Peygamber’e veya Kur’an’a küfreden bir
müslüman mürted olur ve katli vacib olur. Ancak şer’î
mahkeme neticesinde tevbekâr da olmazsa o öldürülür.
Şayet şer’î mahkeme yoksa, müslümanlar ona karşı
boykot ilan edeler; onunla kimse konuşmaz, alış-veriş
yapmaz ve kız alıp vermezler, tevbesi zahir oluncaya
kadar.
Sual: Adak kurbanından adayan kimse yiyebilir mi?
Cevap: Adak (Nezir) kurbanının etini, nezreden
yiyemiyeceği gibi, zevcesi ile usul ve füruu da -yani
babası, annesi, dedeleri, evlâdı, torunları da- yiyemezler.
Bunu fakirlere tasadduk etmek lazımdır.
Şayet yiyecek olursa yediklerinin
kıymetini tasadduk etmeleri icab eder.
Sual: Bir müslüman kız, okula devam
etmek için başını açabilir mi?
Cevab: Devam edemez! Çünkü okula
devam etmesi olsa olsa farz-ı kifayedir.
(Günümüzde olmaz ya! Çünkü devam
eden çok!..)
Başını açması ise haramdır. Haramı
işleme tehlikesi karşısında artık her şey
durur. Bazı haller müstesna. Fakat bu
mesele müstesnalara girmez.
Sual: Bir müslüman, müslüman olmayan bir kişiden ve
müslüman olmayan bir devletten ilim tahsili yapabilir
mi veya meslek öğrenebilir mi?
Cevab: Şahsından ve İslam’dan taviz vermemek kaydıyla
öğrenebilir, caizdir.
Sual: Bir müslüman vakit namazlarının peşinden o
vaktin kazaya kalmış namazını kılabilir mi?
Cevap: 24 saat içerisinde üç vakit vardır ki, ne kaza, ne
de nafile namazı kılınmaz. Bü üç vakit; güneşin
doğumundan 40-50 dakika geçinceye kadar, güneşin
batmasına 40-50 dakika kalıncaya kadar ve öğle vaktine
üç-beş dakika kala olan vakitlerdir. Bu üç vaktin dışında,
ister vakitler arasında olsun, kaza kılmak caizdir.
Sual: Bir kimse yeğenine fitresini verebilir mi?
Cevap: Evet; yeğenine de, kardeşine de fitresini de,
zekâtını da verebilir. Yeter ki, bunlar fitre ve zekât
alabilecek derecede fakir olsunlar.
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Cemaleddin Hocaoğlu
Beyyineler
İMKÂNLAR ve HAMLELER-(10)
b) Adalete harfiyyen riayet:
Buradaki adaletle yukarıda emirin şartları arasında
geçen adalet birbirine bağlı ise de mâna ve
masadakleri bakımından birbirinden farklıdır. Oradaki
adalet demek, emir olacak zatın kendi yaşantısı ile
ilgilidir; dininde ve siretinde dosdoğru olması, dinî
hayatı bütünüyle yaşaması, büyük günahlardan
tamamen kaçınması, küçük günahlara musir
olmaması, şahsiyetinin küçüklüğüne ve düşüklüğüne
delalet eden adi hallerden uzak bulunması demektir.
Buradaki adalete gelince:
Buradaki adalet dışa dönük bir adalettir. Yani emir;
icraatında, muamelatında ve münasebetlerinde,
hüküm ve kararlarında adalet ölçülerine uyması
demektir. Birine karşı başka, bir
başkasına karşı daha başka
olmayacaktır. Kim olursa olsun; hakkı
ne ise onu verecek, görevi ne ise onu
da isteyecektir. Yani kendi arzusuna,
kendi kafasına göre değil de İslam’ın
adalet ölçüleri ne ise ona göre
icraatını yapacaktır. Yapmazsa ne
olur? Haksızlık etmiş olur, zulmetmiş
olur, günahkâr olmuş olur. Hesabını
ne dünyada ne de ahirette veremez.
Bu husustaki ayet ve hadislerden
birkaçı:
,,Her biriniz çobansınız. Ve her çoban güttüğünden
sorulacaktır. Emir de üzerinde bulunduğu insanların
çobanidır. 0 da güttüğünden sorulacaktır.” (Müslim)
c) Faal ve aksiyoner olacak:
Emir olan zat; adaletle emretmenin, görev vermenin
yanında kendisi de faal olacak, aksiyoner olup üzerine
düşeni hakkıyla yapacaktır, yorulma ve yılma
bilmeyecektir. Açık vermeyecek, ,,İnsanlara hayır
tavsiye ederken kendinizi unutur musunuz?”
mealindeki ayet-i kerime’nin sitem ve ayıplamasına
muhatap olmayacaktır. Her hususta tebaasına örnek
olup Peygamber (s.a.v.) gibi çalışacaktır. Kendisinin
yapması gereken bir hizmeti yapmadığı halde
başkalarına ,,Yapın!” demesi, en azından kendisine
karşı tereddütler ve şüpheler uyandırır, dolayısıyla
tebaası üzerinde itibar ve itimadı
sarsılır.
d) Ahlak-ı Hamide’ye sahip olacak:
Emir olan zat; İslam ahlakına
uyacak, Peygamber’in ahlakıyla
ahlaklanacaktır. Bir kere mütevazi
olacak, kibirlenme nedir,
bilmeyecektir. Cömert olacaktır;
cemiyete yardım hususunda
herkesten önde gidecektir. Cesaret
sahibi olacak, yapılması gereken
,,...Ve insanlar arasında
hizmetlere, istişareden sonra ,,...ve
hükmettiğiniz zaman, adaletle hüküm
etrafınla müşavere et; kesin karara
vermenizi emreder. Hakikaten Allah
vardıktan sonra da Allah’a tevekkül
bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah, et!..” mealindeki ilahî fermana uyarak ve Allah’a
hükümlerinizi hakkıyla işitici ve işlerinizi hakkıyla
tevekkül ederek tam bir cesaret ve metanetle o
görücüdür.” (Nisa, 58)
hizmetlere girecektir, fırsat ve imkanları asla
,,Ey mü’minler! Allah için hakkı ayakta tutan hakimler kaçırmayacaktır.
ve adaletle şahitlik eden kimseler olun! Bir topluluğa
Ketum olacaktır! ,,Sırrını saklayan işlerine hakim
olan kininiz, sizi adaletsizliğe götürmesin. Adalet yapın olur” şeklindeki Peygamber tavsiyesine uyacak, olur
ki, o takvaya en çok yakın olandır. Allah’tan korkun!
olmaz şeyleri olur olmaz yerlerde konuşmayacak, her
Çünkü, Allah yaptıklarınızdan haberdârdır.” (Maide, 8) yerde ve her sözünde ölçülü olacaktır. Çünkü, ,,büyük
başın büyük ağrısı olur” derler; bir emirin, bir reisin her
,,Adalet edenler, Allah katında nurdan minberler
attığı adım, her söylediği söz, her verdiği beyanat
üzerinde olacaklardır. 0 nurdan yükseklikler, haddi
mana ifade eder, anlam taşır. Binaenaleyh; adımlarını
zatında huzuru yüksek olan Aziz ve Celil Rahman’ın
yüksekliğindendir. Bu adaletli insanlar öyle kimselerdir ihtiyatlı atacak, sözlerini kelimesi kelimesine ölçüp
biçip öyle konuşacaktır ve kıl-ü kale sebep
ki, onlar, kendi ahalileri ve kendi emirleri altında
olmayacaktır. Yapıcı ve birleştirici olacak, bölücü ve
bulunanlar hakkında verdikleri hükümlerde daima
kırıcı söz, fiil ve davranışlardan son derece
adalet ederler.” (Müslim)
sakınacaktır. ,,Ben farzları yerine getirmekle
,,Ey Allah’ım! Her kim ümmetimin işinden bir şeyi
emronulduğum gibi, insanlara mudara ile (yani
üzerine alır da onlara meşakkat verirse, sen de ona
müsamaha, kolay ve yumuşak güler yüzlü idare ile) de
meşakkat ver. Her kim de ümmetimin işlerinden bir işi emrolundum!” mealindeki hadis-i şerif ile ,,İnsanlara
üzerine alıp onlara lütuf ve merhametle muamele
karşı mudara ile davranmak sadakadır” mealindeki
ederse sen de ona lütuf ve merhametle muamele
hadis-i şerif’i kendisine rehber edinip sert idareden
et.” (Müslim)
ziyade yumuşak ve tatlı bir idare şekli takip edecektir...
Sayfa 9
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Islam/Ibadet
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Said Havva
Her iki yarısı ile bu ilke Mü'minin kalbinde temsil edilir.
Çünkü gerek bu ikisinden sonra gelen, iman ilkeleri ve
ŞAHADET KELIMESININ IÇERIĞI, SONUÇLARI
gerekse Islami rükünler bu iki esasın gerekleridir. Çünkü
Yüce Allah -C.C.- şöyle buyuruyor: Allah'ın nasıl bir
Allah'ın meleklerine, kitaplarına ve Peygamberlerine
benzetme yaptığını görmedin mi? Hoş bir söz olan
inanmak, Ahiret günü ile hayır da olsun şer de olsun
şahadet kelimesi, yere sağlam bir biçimde kök salmış,
kadere inanmak, bunun yanında namaz, zekât, oruç ve
dalları göğe yayılan ve Rabbinin izni ile her mevsimde
hacc, hadler, hafif cezalar, helâl, haram, sosyal işlemler,
meyve veren bir ağaç gibidir. (Ibrahim,24-25))
islâm hukuk sistemi ile Islami görüş sistemi, bunların
"La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah" cümlesindeki tümü tek Allah'a kul olma ilkesine dayanır, ayrıca bütün
bunların kaynağı, Peygamber'imiz (SAV) Rabb'inden
ürünlerin meyveleri çoktur, sayılamaz. Bundan dolayı
alarak bize bildirdikleridir.
gerek bu cümleciklein taşıdıkları anlamlar ve gerekse
onlardan kaynaklanan içerik sonuçlar nerede ise ihata
Müslüman toplum, bu ilke île gerektirdiklerini temsil
edilecek kadar geniştir.
eden toplumdur. Çünkü bu ilke ile onun gerektirdiklerini
içine sindirmeksizin, hiç bir toplum Müslüman olamaz. Bu
Biz burada bu cümleciklerin anlamı ile içerdiği ilkeleri
öğrendiğimize göre şimdi de bu cümleciklerin diğer bazı yüzden « La Ilahe Illellah Muhammedün Resulullah»
içerikleri ile sonuçlarının bir kısmını öğrenmeliyiz. Şüphe şehadet cümlesi tüm yönleri ile Müslüman ümmetinin
yok ki, Islam, Islam topIumu ve bu toplumda iyi olan ne hayatının dayanağı olan metodun temel ilkesidir. Bu ilke
olmadan bu hayat da olmaz. Aynca bu ilkeden başkası
varsa hepsi bu ana kaynaktan fışkırmaktadır. Bundan
üzerine dayandığı zaman, yahut bununla birlikte başka
dolayı bu cümlelerin içerik ve sonuçlarını tümüyle ele
bir ilkeye de dayandığı vakit veya bunun
alabileceğimizi düşünemeyiz bile.
dışında bir kaç ilkeye dayandığı zaman,
Böyle olunca seçme yapmayı
ortaya çıkan hayat tarzı artık İslâmi
kararlaştırdık. Seçme yaparken de
hayat tarzı değildir. Yüce Allah şöyle
çoğunlukla gözden kaçırılan içerik ve
buyurur :Hüküm yalnız Allah'ındır. O
sonuçlar üzerinde durmayı daha
size sırf, kendisine kulluk etmenizi
yararlı saydık.
emretti. İşte dosdoğru din budur.
Şehid Seyyid Kutub (Rh.a.) Yoldaki
(Yusuf,40)
Işaretler adlı eserinde bildiğimiz tatlı
Yine Yüce Allah şöyle buyurur:Kim
uslubu ile bu noktaları ele alıp
Peygamber'e itaat ederse aslında
inceledik. Biz onun bu konudaki bazı
Allah'a itaat etmiştir.(Nisa,80)
yazılarının bir kısmını olduğu gibi
okuyucularımıza aktarmak istedik.
Bu kesin,kısa ve kayıtsız şartsız ifade
Rahhmetli şehid okuyacağımız bu
gerek bu dinin özü ile ilgili temel
yazılarında şehadet kelimesinin içerdikleri meseleleri ile meseleler hakkında ve gerekse pratik hareketleri
sonuçlarının başlıcalarını söz konusu etti. Bu satırlarda
hakkında şu öz ve ayırıcı sözleri belirlemekte bize yararlı
cevabını bulacağımız önemli sorular şunlardır.
olur.
Şehadet kelimesi, bir pratik hayat metodu mudur? nasıl? Önce, şehadet cümlesi, Müslüman toplumum
Bu kelime nasıl inananlarını evrenin yasaları ile uyumlu
özelliğini belirtmekte bize yararlı olur.
hale getiriyor, bütünleştiriyor? Bu kelimelerden nasıl
Ikinci olarak bu cümle, Müslüman toplumun
örnek bir uygarlık ve yüksek bir düzeyli bir kültür
kaynaklanabiliyor? Yine bu kelime nasıl insanlarına hakkı, meydana gelme metodunu belirtmekte bize yarar
sağlar.
gerçeği tutup yüceltme heyecanı aşılıyor. Günümüz
müslümanlarının Tevhid davasını köklü bir biçimde
Üçüncü olarak, bu cümle, Müslüman toplumun
benliğine sindirebilmesi için bu soruların cevaplarını iyi
cahiliyye toplumuna karşı koyma metodu»nu
kavraması gerekir. Şimdi sözü Seyyid Kutuba bırakıyoruz. belirtmekte bize yararlı olur.
Hayat Metodu Olarak La Ilahe Illellah
Hayat Metodu Olarak La Ilahe Illellah
Tek Allah'a kul olmak. « La Ilahe Illellah » şahadet
cümlesi tarafından temsil edilen İslâm inancının ilk
rüknünün yarısıdır. Bu kulluğun keyfiyetini
Peygamberimize (SAV) dayandırmak da «Muhammedün
Resulullah» cümlesinde ifade edilen diğer yarısıdır.
Sayfa 10
MUHACIRUN DERGISI–
Dördüncü olarak, bu cümle, beşerî pratiğe karşı
koymadaki Islamın metodunu belirtmede bize
yararlıdır.
Bunlar, eskiden olduğu gibi şimdi de İslâmî
hareketin metodu bakımından alabildiğine önemli
temel meselelerdir.
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Siyer/Davet
(a.s.)'in yaptığı gibi sabah ve akşamleyin ikişer rek'at namaz
kılıyordu.
İsra Ve Mi'rac Mûcizesi
Isrâ kelimesiyle, Yüce Allah'ın peygamberine Mekke'deki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya kadar lütfettiği
yolculuk kastedilir. Mi'râc kelimesi ise, bu yolculuğun ardından, Resûlullah'ı yüksek gök tabakalarına çıkarmak, sonra
insan, cin, melek ve diğer mahlûkatın bilgilerinin tükendiği
sınıra ulaştırmak anlamında kullanılmaktadır. Bunların tümü
bir gece içinde olmuştur.
Bu mucizenin tarihin tesbitinde; Bi'setin onuncu yılında mı,
yoksa bundan sonra mı oldu diye ihtilâf edilmiştir. İbn Sa'd'ın
rivayetine göre Mi'rac hâdisesi hicretten on-sekiz ay önce olmuştur.
Müslümanların büyük çoğunluğu bu yolculuğun, ruh ve beden
birliğinde olduğu kanaati üzerindedirler. Bunun için Mi'rac,
Allah'ın kendi Resûlü'ne ikram buyurduğu, hayret verici mucizelerinden biridir.
Mi'rac kıssasına gelince, onu Buharı ve Müslim uzun bir şekilde rivayet etmiştir. Özet olarak şöyledir:
Mi'rac gecesinde, Resûlullah'a bir burak getirildi. Burak, eşekten büyük, katırdan küçük, adımını gözünün erişebildiği yerin
ilerisine koyan bir binek hayvanıdır... Yine o gecede Resülullah
(s.a. v.) Mescid-i Aksâ'ya girdi. Orada iki rek'at namaz kıldı.
Sonra Ceb-rail a.s.) ona, süt dolu bir kâse ile yine şerbet dolu
bir başka kâse getirdi. Resülullah süt
dolu kâseyi içti. Bunun üzerine Cebrail
Aleyhisselâm: «Fıtratı seçtin» dedi.
Yine o gecede birinci, ikinci, üçüncü...
kat göğe çıkarıldı. Bu şekilde ta, Sidretü'l-Müntehâ'ya götürüldü. İşte o zaman Yüce Allah ona vahyedeceğini
vahyetti. Beş vakit namaz o gecede
farz kılındı. Aslında namaz, gece ve
gündüzde elli vakit idi.
Ertesi gün sabah olunca ve Resülullah
(s.a.v.) gördüğü şeyleri halka anlatınca müşrikler bu taze haberi birbirlerine anlatmak ve onunla alay etmek için
öbek öbek toplanmaya başladılar. Bir kısım müşrikler,
«Mademki oraya gittin ve içinde namaz kıldın» diyerek, Mescid-i Aksâ'yı kendilerine tasvir etmesini istediler. Resülullah
Mescid-i Aksâ'yı ziyaret ettiği vakit; bakışlarıyla etrafı süzmeyi,
duvarlarının sayısını ve şeklinde aklında tutmayı düşünmemişti.
Bunun üzerine Yüce Allah Mescid-i Aksâ'nm şeklini gözünün
önüne getirdi de onların sordukları gibi tafsilâtlıca onun özelliklerini teker teker sa-yıverdi. Buhâri ve Müslim, Resûlullah'ın
şöyle buyurduğunu naklediyor: «Kureyş beni yalanlayınca,
Hicir'da ayağa kalktım. Yüce Allah benimle Beyt-i Makdis
arasındaki uzaklığı giderdi. Ben de ona bakarak bütün özelliklerini onlara haber verdim.»
Bir kısım müşrikler Hz. Ebû Bekir (r.a.)'e giderek onun Mi'rac
olayını tasdik etmeyeceğini ve bu durumu yadırgayacağını
umarak, Resûlullah'ın söylediklerini ona anlattılar. Hemen Ebû
Bekir (r.a.) : «Eğer bunu o söylediyse, mutlaka doğrudur. Ben
bundan daha akla uzak görünenleri tereddütsüz kabul ediyorum...» diyerek onlara gerekli cevabı verdi.
Isrâ gecesinin sabahında, Cebrail (a.s.) gelip Resûlullah'a namazın nasıl kılınacağını ve namaz vakitlerini öğretti. Zaten Hz.
Peygamber (s.a.v.) namaz farz kılınmadan önce Hz. Ibrahim
Sayfa 11
MUHACIRUN DERGISI–
B.Çobanoğlu
İbretler Ve Öğütler
1- Peygamberimiz Ve Mucizeler Hakkında Birkaç Söz:
Bazı araştırmacılar, Resûlullah'ın hayatının basit bir beşeri
hayat olduğunu tasvir etmekte, pek de mübalâğaya düşkündürler. Bu husus onun hayatının mucize ve hârikaların ötesinde
sihirli bir hayat olmadığını açıklamadaki mübalâğadan dolayıdır. Onlar şunları da söylüyorlar: Zaten Hz. Muhammed
mucize ve hârikaları hoş karşılamıyordu. Kendisinden mucize
isteyenlere pek de iltifatta bulunmuyordu. Bunlar şunu sürekli
söylüyorlar: «Mucizeler ve hârikalar onun kendi işi değildir.
Buna imkânı da yoktur.» Yine o araştırmacılar bu konuda
Cenâb-ı Hakk'ın şu türlü: »De ki, o âyetler ancak Allah'ın katandandır» âyetlerini sık sık delil gösteriyorlar ve hep okuyucunun kafasında; «Hz. Peygamberin yaşayışının, Allah'ın sadık
peygamberlerin desteklediği mucize ve hârikalardan büsbütün
uzak olduğu...» fikrini yerleştirmek istiyorlar.
Resûlullah'ın siyreti hakkındaki bu düşüncenin kaynağını
araştırdığımız zaman, onun aslında Le Bon, Comte, Hume,
Goldziher vb. müsteşriklerin fikirleri olduğunu görüyoruz. Bu
nazariyenin esası ve sebebi öncelikle bu mucizeleri yaratana
imanın olmayışıdır. Çünkü Allah'a iman, gönüllere iyice yerleşince, bundan sonra diğer şeylere iman
etmek kolay olur. Böyle olunca da artık şu
dünyada mucize diye isimlendirmeye değer
hiç-bir şey kalmaz...
Müsteşriklerin bu görüşünü müslümanlardan
bir grub hemen kapıverdi. Zaten Islâm dünyasının en büyük talihsizliği de, müslümanların, bu yabancıların fikirlerini etrafa yaymak için tüm gayretlerini ve bilgilerini seferber etmeleri olmuştu. Aslında onların Avrupa
içinde doğan ilmi uyanış görüntüsüyle gözlerinin kamaşmasından ve yabancıların süslü
yalanlarıyla büyülenmelerinden başka bir
sebeb yoktu. Bu müslümanların başında M.
Abduh, F. Vecdi ve H. Heykel gibi kişiler gelmektedir.
İslâm'a karşı fikri savaş açan ve İslâm'a şübhe sokmak isteyen
müsteşrikler, etraflarına bakınca; bizzat müslümanlardan bazı
kişilerin ifadelerinde; müslümanları dinlerinden şübheye sokmak ve kendi görüşlerini benimsetebilmek için yeni fırsat ve
imkânlar buldular. Yine onların bu sözleri Islâm düşmanlarına,
kafalarda dinsizlik fikirlerini yerleştirmek, Islâm akidesini
değiştirmek için eski usullerini kullanmaya da ihtiyaç bırakmadı.
Bu müslüman aydınlar(!), Resûlullah'ın: kahramanlık, dâhilik,
komutanlık gibi muayyen vasıflarını, çarpıcı ve övücü cümlelerle gündeme getirme yolunu seçtiler. Aynı zamanda, onlar,
müslümanların kafasında, Resûlullah'ın yepyeni bir portresini
çizebilmek için, aklın kavrayamadığı hârika ve mucizelerden
uzak bir şekilde genel hayatını anlatmakta mübalâğaya girdiler. Onların ifadelerinde Hz. Peygamber'in hayatı bazan «Dâhi
Muhammed», bazan «Komutan Muhammed», bazan da
«Kahraman Muhammed» şeklini alıyordu. Fakat bunların
hepsinde, her halükârda «Nebi ve Resul Muhammed» sıfatını
örtmesine özen gösteriliyordu.
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
Hanımlar Köşesi
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Misafir Kalemler
oldukları gibi ahirette de beraber olmak isteyen müslüman kadınlar
için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Onlar da cennet arzusu ile kocalarını
hayra davet edecekler ve kocalarının hayırlı davetlerine, yine cenAile yapısı içersinde itaat eden değil, itaat edilen merci olan ernet arzusuyla icabet edeceklerdir. Nitekim müslüman bir erkek için
keklerin durumu ise kadınlara nazaran çok daha zor, çok daha
ailesine namazı emretmesi ve bunda kararlı olması, ailesinin hayır
endişe verici bir durumdur. Çünkü kadınlar itaat hükmüyle mükelve rahmetinde kararlı olması gibi asil bir davranıştır.
lef tutulurken, bir yönetici durumunda olan erkekler, yönetimle ilgili
Ehline namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden nzık istediğer bütün hükümlerie mükellef olmaktadırlar. Müslüman bir erkeğin sağ eliyle yani meşru olarak sahip olduklarına güzellikle dav- miyoruz, biz sana nzık vermekteyiz. Sonuç da takvanındır.
ranması, bir yönetici olarak dikkate alması gereken ilk hükümlerHayra ve rahmete davetteki bu kararlılığı, karşı tarafa kesinkes
dendir.
dayatmalarda bulunmak şeklinde anlamamalıyız. Buradaki kaBir erkeğin ailesine güzellikle davranması demek, onların meşru
rarlılık, bazı yaptırımlardan ziyade davette kararlılıktır.
ihtiyaçlarını karşılaması, onları hayra ve rahmete güzellikle davet
etmesi demektir. Yoksa ailesini hoşnut etmek isteyen günümüzdeki Şanı yüce Rabbimiz yerlere ve göklere İsteyerek veya istemeyerek
emrime gelin buyurmuş, yerler ve gökler de İsteyerek geldik şeklinbazı erkeklerin yaptıkları gibi ailesinin bütün nefsani isteklerini
yerine getirmeye çalışmak değildir. Yönetici durumunda olan bütün de bir cevapla, bu davete icabet etmişlerdir. Ancak "İsteyerek veya
istemeyerek emrime gelin" şeklindeki bu davet, herhangi bir mumüslümanlann öncelikle İlahi hukuku, Allah ve Resulünü dikkate
hayyerlikleri ve tercih hakları bulunmayan yerlere ve göklere yapıalmaları gerekir. Allah ve Resulünün isteklerini, eşlerinin ve çocukîannın isteklerinden önceye almaları ve nihai tercihlerini bu önce- lan bir davet şeklidir. İnsanlar ise Allah'a kulluk bazında belirli ter­cih haklarına sahiptirler. Dolayısıyle İnsanlara kulluk bazında götüliğe göre yapmalıdırlar.
Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan receğimiz bütün davetlerde, onların bu daveti, emrivaki olarak
bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. değil, öncelikle isteyerek icabet etmelerine önem vermeliyiz. Daveti
götürdüğümüz karşı tarafın bir tercih hakkı olduğunu bilmeli, hayrı
Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız, artık elbette Allah,
ve rahmeti tercih edebilmeleri için bu daveti yumuşak bir üslupla
bağışlayandır, esirgeyendir.
ve hikmetli açıklamalarla götürmeliyiz. Muhatabımızı herhangi bir
Rabbani fiile davet etmeden önce, bu fiilinin önemini, neden ve ne
Eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşiçin yapılacağını, yapıldığı ve yapılmadığı zamanlar ne olacağını,
mandırlar buyruğunu, eşlerimizin ve çocuklarımızın bir kısım
neyi karşılaşılacağını yine muhatabamızın seviyesine göre anlaşılaisteklerinin, bilerek veya bilmeyerek yapılan
bilir örneklerle izah etmeliyiz.
düşmanca istekler olabileceği şeklinde de
İslam dininin asli meseleleriyle ilgili davetleriEfendimiz
şöyle
buyurmaktadır:
anlıyabiliriz. İlahi buyruk istikametinde bunlardan sakınmak ise, hiç şüphesiz ki İlahi ölçüleri Dininden ve ahlakından razı olduğu- mize inadi olarak icabet edilmediği durumlarda
dahi, onları her ne pahasına olursa olsun müsdikkate alarak gerçekleşebilecektir. Dolayısıynuz bir kimse kızınıza talip çıkarsa,
lümanlığa zorlamak değil, gerekirse bir erkek
le müslüman bir kadın olarak kocanızdan bir
kızınızı ona nikah ediniz. Eğer yapolarak boşama veya bir kadın olarak boşanistekte bulunacağınız veya müslüman bir koca mazsanız, yeryüzünde fitne ve fesad
mayı İsteme hakkımız vardır. Kadınların boşaolarak karınızın bir isteğini yerine getireceğiniz olur.
ma değil, boşanmayı isteme hakkı olması,
zaman, mutlaka ve mutlaka İlahi ölçüleri dikResulullah (s.a.v.)'e "Ey Allah'ın
kadınları çaresizlik içinde bırakacak bir eşitsizkate almanız gerekmektedir.
Resulü.. Eğer fakirse ne olacak?"
lik değildir. Çünkü aile yapısı içersinde kadın
Mesela Resulullah (s.a.v.) hanımlarının isteğidiye sorduklarında Resulullah
erkeğinden değii, erkek kadınından sorumluni ve hoşnutluğunu dikkate alarak, bir rivayete (s.a.v.) üç defa tekrar ederek Dînindur. Dolayısıyie erkeğini hayra davet etmesine
göre bal yememek hususunda yemin etmişti.
den ve ahlakından razı olduğunuz
rağmen bu davetine icabet edilmeyen kadın,
Bunun üzerine nazil olan ayet-i kerimelerde
birisi kızınıza talip olarak gelirse,
kendi kulluk farizasını yerine getirerek kurtuiEfendimiz (s.a.v.) şöyle İkaz edilmektedir, Ey
kızınızı onunla evlendiriniz buyurdu. uşa erebilir. Fakat aynı şey, kadınından sorumpeygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek,
lu erkekler için geçerli değildir.
Al­lah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram
Eşlerimizde
hoşlanmadığımız
bir şeyle karşılaştığımız zaman, bu
kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Allah,
(böylesi) yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz kıldı Allah şeyin bizler için hayır, çok çok hayır olması, hoşlanmadığımız bu
şeye Allah'ın nzasını gözeterek sabretmemize, affetmemize, hoşsizin mevlanızdır. O bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
lanmadığımız bu şeyi, hoşgörmeye çalışmamıza bağlıdır. "Allah
Bu ayeterden hareket ederek, kendilerine herhangi bir helali harızası için affeden, affedilecektir.." vaadini düşünmemiz bile, böyle
ram kılan erkekleri eleştirmeye kalkışmayacağız. Çünkü eşlerinin
bir durumda karşılaşacağımız ilk hayrı görmemize vesile olabilecekhoşnutluğunu dileyerek bir helali değil, eşlerinin hoşnutluğu için
tir.
farz olan cihadı terkeden binlerce erkekle(!) karşılaşıyoruz.
Ayet-i kerimede Onlarla güzelikle geçinin. buyurulmaktadır. Bu
Peki, ne demeli bu şaşkınlara? "Behey şaşkınlar! Neyi nerede arıy- hayırlı davet, erkeklerle beraber kadınları da muhatap almakta,
orsunuz? Lütfen istikametinizi değiştirin.." desek, olmaz, doğru
kadın ile erkek güzellikle geçinmeye davet edilmektedir. Biz müslüanlaşılır!. O halde nasıl, nasıl kendilerine getirebiliriz bu şaşkınları!. manlar için bunun en pratik yolu, eşlerimize bir mümin veya bir
Oysa kendilerine erkek denilen bu aile reisleri şayet Allah'a ve Re- mü'mine olarak değer vermek ve onlara bu değere yakışan davranışlarda bulunmaktır. Mesela mümine bir bacımızla evli olan tüm
sulüne iman ediyorlarsa, kendilerini ve yakınlannı nefsi hoşnutluk
erkeklere sormak isteriz, Nikahınız altındaki kadın, Resulullah
ile cehenneme sürüklemekle değil, kendilerinin ve yakınlarının
(s.a.v.)'in bir kızı olsaydı, ona karşı haksız veya kaba davranabilir
nefislerine hoş gelmese de ateşten korumakla mükelleftirler.
Ey iman edenler, kendinizi ve yalanlarınızı ateşten koruyun ki onun miydiniz?
Bir müslüman olarak bu sorulara vereceğiniz cevap­lar bellidir.
yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler
Oysa mesele bu örnekten farklı bir mesele değildir. Nikahınız altınvardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve
daki mü'mine bacımız, sadece kızlarına değil, ümmetine de aynı
emredildiklerini yerine getirirler.
merhametle yaklaşacak olan Resulullah (s.a.v.)'in ümmetinden
olup, alemlerin Rabbi olan Allah'ın kuludur. Daha açık bir ifadeyle
Ailesini, eşini ve çocuklarını seven, onları gerçekten seven müslübabası pey­gamber değildir, peygamber değildir ama, Rabbi ve
man bir erkek, gücü nisbetince onlan ateşten sakındıran, onları
sahibi Allah'tır.
hayra davet eden bir erkektir. Ailesini seven, dünyada beraber
Kadın-Erkek eşitliği (12)
Evlilik Ve Aile
Sayfa 12
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
ِ‫إن إ مْكُ م إ ل ّ ل‬.
ِ
ِ
Sohbetler/Düşünceler
İHYA ERİNİN ÖZELLİKLERİ
3
Bir insanı ihya eden, bütün insanları ihya etmiş gibi olur
gerçeğine katıksız iman eden muvahhid mü’minler, bir insanın
hidayetine vesile olmanın, hoşlarına giden her şeyden, hatta
dünya ve içindekilerden hayırlı olduğuna şübhesiz
inanmışlardır. (Buhari)
Rabbimiz, ihya erlerinin önderleri olan Rasullerini, kullarını
ihya etsinler ve onları aşağıların aşağısı olmaktan, tağuta
kulluktan, şirke düşmekten kurtarip yücelik ve üstünlük sahibi
olan Allah’a kulluk etmeye, yani Tevhid üzere olmaya
cagirsinlar calissinlar... Onları içine düştükleri zulüm
çukurundan kurtarıp adalet düzlüğüne çıkarsınlar... Onlara en
doğrusunu tebliğ edip anlatsınlar ve doğruya davet etsinler...
Onları, vahiy ile aydınlatsınlar, öğretip eğitsinler...diye
gönderdi.
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah: “Andolsun Biz, her ümmete:
‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğ etmesi
için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle onlardan kimine Allah,
hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu.
Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradığı sonucu
görün.” (Nahl, 36)
Muvahhidlerin önderi Rasulullah (SAV), bu ihya hareketinin
önderlerinin en sonuncusu olan Allah’ın Nebîsi ve
Rasulü’dür... O, en son Rasul ve en son
Nebî’dir... O’nun vefatından sonra,
insanları ihya vazifesi, O’nun izi üzere
yürüyen ve O’nun Sünneti ile hareket
eden Muvahhid ve Muttaki
Müslümanlar tarafından yerine
getirilmeye çalışılmıştır...
Insanı ihya vazifesi ile mükellef olan
muvahhid mü’minler maddî ve mânevî
yönleriyle çok iyi yetişmelidirler… Bir
mü’min-i kâmil, bir insan-ı kâmil ve
örnek bir şahsiyet olmalıdırlar… Böyle
olgun bir şahsiyet için, çok iyi bir öğretim ve eğitim
gereklidir…Bu katıksız iman sahibi muttaki mü’minin belli
başlı özellikleri şunlardır:
1)Sarsılmaz, Sağlam ve Katıksız Bir İman
2) Yeterli İlme Sahib Olmak
3) Takvalı Olmak
4) Tevazu
5) Dosdoğru Olmak
6) Sabır Etmek
7) Ümitvar Olmak
8) Ekonomik Bağımsızlık
4) Tevazu
Muvahhid mü’min, kibirden ve riyâdan tamamen arınmış ve
alçak gönüllü bir olgun şahsiyettir… Rabbi Allah’a gereği gibi
kulluk ederken mütevazi ve hemcinsi olan insanlarla her türlü
muamelede mütevazi olan bir kişidir… Haddini ve seviyesini
bilir… Neyi, nerede konuşacağını ve neyi, nerede yapacağını
bilen, her şeyi yerli yerince değer-lendiren ve bulunması
gerekli yere koyan ilim sahibi bir insandır…Onun tevazusu,
sahib olduğu katıksız imandan ve faziletinden kaynaklanır…
Gurur ve kibir, mutevazi mü’min-den uzaklaşmış ve ona
yaklaşacak herhangi bir ve-sile bula-mamaktadır… Rabbimiz
Allah, mutevazi mü’min kullarını şöyle övmektedir:
Sayfa 13
MUHACIRUN DERGISI–
Ibni Abdulhalim
“O Rahmân olan (Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak
gönüllü (mütevazi) olarak yürürler ve cahiller kendi­lerine
muhatab oldukları zaman da, ‘selâm’ derler.
Iyaz b. Hımar (r.a.)’dan:Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Şübhesiz ki, Allah bana, sizin tevazu göstermenizi bil-dirdi.
Tâ ki kimse, kimseye karşı böbürlenmesin; kimse, kimseye
tecavüzde bulunmasın.”([33])
Ebu Hureyre (r.a.)’dan:Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Bir
kimse, Allah için tevazu gösterirse Allah onu, ancak yükseltir.”
5) Dosdoğru Olmak
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:“Ey iman edenler, Allah’dan
sakının ve sadıklarla bir­likte olun.”
İman eden mü'min, imanın gereği olan salih ameli işleyerek
takva ehli olmalı ve dosdoğru olanlarla beraber
bulunmalı-dır… Katıksız iman edip salih amel işlemek, Rabbi
Allah’a verdiği misak ahdine sadık kalmak, yani dosdoğru
olmak demektir...([36]) İman konusunda dosdoğru olmak,
Âlemle-rin Rabbi Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmadan ve İslâm
ilkele-rin-den hiçbirini inkâr etmeden inanmak demektir…
Salih amel konusunda dosdoğru olmak, ibadet ederken, ya-ni
Allah’ın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)’in gösterdiği gibi
yaşarken, ibadette Allah’a ortak koşmadan yaşamak
de-mektir… Hayata, Allah’ın hükümlerinden başka hiçbir
hükmü egemen kılmamak gerek… Çünkü
mü’min müslü-manın, namazı, bütün
ibadetleri, hayatı ve ölümü Allah içindir…
Muvahhid mü’min, böyle
emrolunmuştur...O, yaşarsa, Allah için yaşar
ve ölürse, Allah’ın razı olduğu bir hâl üzere
ölür… Her şeyi Allah için olmak demek,
Alla-h’ın emrettiği ve razı olduğu şekilde
ol-mak demektir… Bu da, yegâne önder ve
hayat örneği olan Rasulullah (s.a.s.)’e tabi
olmak, O’nun Sün-neti’ne uymakla
gerçekleşir… Sadık olmak ve sadıklarla
beraber bulunmak, bu demektir…
Rabbimiz Allah, sadıkları şöyle beyan buyurur:“Mü’min
olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah’a ve Rasulüne
iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte on-lar, sadık (doğru)
olanların tâ kendileridir.”
Süfyan b. Abdullah es-Sakafî (r.a.) şöyle demiştir:- Ya
Rasulullah, İslâm hakkında bana öyle bir söz söyle ki, onu,
senden sonra hiçbir kimseye sormayayım, dedim. Rasulullah
(s.a.s.):“Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol!” buyurdu. (
Abdullah İbn Mes’ud (r.a.)’dan:Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:“Doğruluk, insanı hâlis iyiliğe götürür. Hâlis iyilik de,
cennete kılavuzluk eder. İnsan, doğruluk ede ede nihayet bu
seciyesiyle sıddîk olur.”(
Misak ahdine sadık kalan ve imtihan yurdu olan dünya
hayatında Rabbi Allah’a verdiği sözde duran muvahhid
mü’minler, Allah Teâlâ tarafından şu şekilde
mükafatlandırılacaklar…
“Allah dedi ki: ‘Bu, sadıklara, doğru söylemelerinin yarar
sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedî kalacakları, altından
ırmaklar akan cennetler vardır. Allah, onlardan razı oldu,
onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte, büyük kurtuluş ve
mutluluk bu­dur.”
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Yarının Büyükleri
medikleri veya camiye gitmek istemedikleri
zaman dövün.
Çocukları dinden soğutmanın etkili bir yoÇOCUKLARI TABIATIN GÜZELLIKLERINE
lunu daha söyleyeyim: Din adamlarını, dinKARŞI HİSSİZ YAPMANIN YOLLARI
darları küçük düşürücü sözler sarfeOnlar, Allah'ın sanat hârikaları ile dolu olan din.Onların, her insanda bulunabilecek,
tabiatla ilgilenince bu meraklarıyla alay
küçük hatalarını abartarak anlatın. Dindar
edin. Otla, böcekle boş insanların uğakrabalarınızı çekiştirerek gözden düşüraştığını söyleyin. Böylece onların tefekkür rün.
hislerini köreltin. Tâ ki, duygusuz, kaba biÇOCUKLARI INATÇI YAPMANIN YOLLARI
rer insanlar olsunlar...
Onların her isteğini yerine getirin. Bir deÇocuklarınızın duygularını köreltecek,
diklerini iki yapmayın. Hiçbir arzularını geri
düşünme kabiliyetini dumura uğratacak bir çevirmeyin. Göreceksiniz ki, söz dinlemez,
yol daha göstelaftan anlamaz
reyim: Onlara EĞER BIR ÇOCUK...
birer inatçı çoçok küçük
Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa suçlamayı öğrenir.
cuk olup çıkayaşta, zorla
Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar içinde yaşarsa kavga etmeyi
caklardır...
okuma yazöğrenir.
Çocukları
ma öğretin.
Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa sıkılganlığı öğrenir
inatçı yapEğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa suçluluk duymayı öğrenir.
Seviyesinin
manın etkili bir
üzerinde bilgi Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa sabırlı olmayı öğrenir.
yolunu daha
Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa güvenmeyi öğrenir.
vermeye
söyleyeyim:
Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa saygı duymayı öğrenir.
çalışın. Ders
Onların haklı
Eğer bir çocuk eşitlik ortamında yaşarsa adaleti öğrenir.
çalışmadığı
Eğer bir çocuk güven duygusu içinde yaşarsa inanmayı öğrenir.
isteklerine kuzaman üzeEğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa kendisinden hoşlanmasını öğrenir.
lak asmayın:
rinden dayağı Eğer bir çocuk kabul ve dostluk yaşarsa dünyada sevgi aramayı öğrenir.
"illa da istiyoeksil etmeyÇocukların öğütten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır.
rum?" diye tein.
Çocuğun aynası anne ve babasıdır. Bu aynadan daima güzel şeyler
pinmeye başÇOCUKLARIN görmelidir.
layınca arzusuÇocuklarınıza vereceğiniz en güzel ve değerli hediye ilgi ve zamanınızdır.
HAYAL VE
nu yerine getiKABUS GÖR- Çocuklar, hayat piyangosunun çok pahalı alınmış biletleridir.
rin. C. G.
Bu bilete büyük ikramiye vurması ya da boş çıkması sizin elinizdedir.
MELERINI
SALZMAN
SAĞLAMANIN Çocuklar donmamış beton gibidir. Üzerlerine ne düşse iz yapar.
Çocuklara yüz değil, kulak vermeli.
Çocuğun baYOLLARI
bası üzerindeki
Onlara sihirhakkı, ona güzel bir isim koyup ve uygun bir
den, büyüden, peri masallarından, kaf
şekilde terbiye verip, edepli yapmasıdır. Hadağının ardındaki devden, kötü kalpli cadıdis-i Şerif
dan bahsedin.
Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi ve
ÇOCUKLARI DINSIZ YAPMANIN YOLLARI
ona edep öğretmesi, her gün sadaka verÇocukları devamlı Allah'la korkutun. O'nun
mesinden hayırlıdır. Hadis-i Şerif
yaramaz çocukları cehennemine attığını,
Müslüman Çocuğun Edebi
cayır cayır ateşlerde yaktığını söyleyin. Onlara dinlerini zorla öğretin. Dua ezberleyeSayfa 14
MUHACIRUN DERGISI–
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
H a k i m i y y e t, K a y ı t s ı z ve Ş a r t s ı z
A l l a h ( c. c.)´ı n d ı r .
Basından Seçmeler
Metin Kaplan’ın yeniden yargılama
talebine ret
ma talebini reddetti. İstanbul 14. Ağır
Ceza Mahkemesi, Metin Kaplan’ın, tahliye ve yeniden yargılanma talebine iliş“Anadolu Federe İslam Devleti/İslami
Cemaat ve Cemiyetler Birliği yöneticisi” kin kararını verdi.
Kararda, yargılamanın yenilenmesindeki
olduğu iddiasıyla yargılandığı davada
17,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Metin amacın, gerçeğin araştırılması ve böylece
Kaplan’ın, tahliye ve yeniden yargılanma toplumun ve sanığın menfaatinin korunması olduğu belirtildi. Yeniden yargılama
talebi reddedildi
için iddia edilen hususların, tüm yargılama ve temyiz sürecinde de ileri sürül09 Eylül 2014 Salı 12:43
düğü, temyiz mahkemesi tarafından da
İSTANBUL - İstanbul 14. Ağır Ceza
Mahkemesi, “Anadolu Federe İslam Dev- savunmanın iddialarının kabul edilmediği
leti/İslami Cemaat ve Cemiyetler Birliği ve yerel mahkeme kararının onandığı
hatırlatıldı.
(AFİD/İCCB) yöneticisi” olduğu iddiasıyla yargılandığı davada, “silahlı terör Hükümlü Metin Kaplan’ın sağlığı ile
ilgili taleplerin ise yargılamanın yenilenörgütü kurmak ve yönetmek” suçundan
17,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Metin mesini gerektirecek nedenlerden olmadığı
belirtilen kararda, “Dolasıyla belirtilen
Kaplan’ın, tahliye ve yeniden yargılanhususların sanık lehine yeni bir durum
İç savaşın bilançosu
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Suriye’de üç yıldan uzun süredir
devam eden iç savaşın 191 binden fazla
kişinin ölümüne neden olduğunu ve bu
sayının kaydı yapılamayan gerçek sayının
altında olduğunu duyurdu.
desteklediği Hür Suriye Ordusu son bir
yıl içerisinde sahada büyük güç kaybetti.
El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra
Cephesi sahadaki rejim karşıtı ana unsur
haline gelirken, Irak Şam İslam Devleti
(IŞİD) uzun süredir muhalif gruplara
karşı savaşıyor.
Irak’ta da ilerleyen ve burada Irak ordusundan ele geçirdiği ağır silahları Suriye’ye taşıyan IŞİD, Deyr Ez Zor ve Rakka
kentlerini kontrol ediyor.
-------------------'Şeriat Polisi'ne' tepki
'Şeriat polisi' yazılı yelekler giyen Selefilerin diskotek, oyun salonları ve kafelere
giden gençleri önlemeye çalışmaları üzeBM İnsan Hakları Yüksek Komisyonu
rine yetkililer yasadışı paralel hukuka izin
Direktörü Navi Pillay, Suriye rejimi ve
verilmeyeceğini açıkladı.
ülkede faaliyet gösteren dört farklı insan Almanya’nın en büyük eyaleti Kuzey
hakları grubunun verilerinin temel
Ren Vestfalya'daki Wuppertal kentinde
alındığı inceleme sonucuna göre, iç sayaşayan Selefiler tarafından kurulan ve
vaştaki ölümlerin son bir yıl içerisinde,
Müslüman gençlerin yaşamlarını kontrol
ilk iki yıl yaşanan ölümleri ikiye katederek, kentte şeriat kurallarını hayata
ladığını söyledi.
geçirmek isteyen sözde ‘Şeriat Polisi’ne
tepkiler büyüyor.
Pillay uluslararası toplumun harekete
Bild gazetesi bir grup Selefinin Wuppergeçmeden yalnızca izlemesinin mevcut
tal’da, arka tarafında 'Şeriat Polisi' ibatabloyu ortaya çıkardığını belirtti ve
resi bulunan turuncu yelekleri giyen Sele“Yaşanan uluslararası felç, katilleri, yok filerin kentte akşamları Türk ve Müslüedicileri ve işkencecileri cesaretlendirdi” man gençlerin gezdiği yerlerde kontroller
ifadelerini kullandı. BM temsilcisi, iç
yaptığını duyurmuştu.
savaşta 191 binden fazla insanın öldüğü- Olay daha sonra televizyon ekiplerince de
nü ve bu sayının ülkedeki kaos nedeniyle belgelendi. Söz konusu televizyon habertakibi tam olarak yapılamayan gerçek
lerinde, Selefi ‘Şeriat Polisi’nin diskotek,
rakamın altında olduğunu kaydetti.
oyun salonları ve kafelerden çıkan gençleri durdurarak ‘yanlış yoldan dönmeleri
Rapora göre, en fazla kayıp başkent
konusunda uyarıda’ bulundukları dikkati
Şam’da gerçekleşti ve çatışmalarda
çekiyor.
yaklaşık 40 bin kişi öldürüldü.
Selefiler alkol tüketiminin, kumarın, müSuriye’de rejime karşı savaşan ve Batı'nın
Sayfa 15
MUHACIRUN DERGISI–
oluşturmayacağı kanaati ile sanık avukatının talebi kabule değer görülmeyerek
reddi yönünde hüküm kurulmuştur” denildi.
Mahkeme heyeti, ret kararını oy birliğiyle
aldı.
ziğin ve pornografinin İslam kurallarına
uygun olmadığını söyleyerek, gençleri
şeriat kurallarına göre yaşamaya çağırıyor.
Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maizière bugün yaptığı açıklamada, Almanya’da şeriat kurallarına izin verilmeyeceğini, ayrıca ‘polis’ isminin kötüye kullanılarak, istismar edilmesine de önlem alacaklarını açıkladı.
———————————
'Asıl tehdit IŞİD değil'
İsrail’in The Jerusalem Post gazetesi
başyazarlarından analist Yossi Melman’a
göre Tel Aviv, IŞİD’i asıl tehlike olarak
görmüyor ve kendine göre terör örgütü de
saymıyor.
Timetürk’te Furkan Azeri imzalı habere
göre Siyonist analist, IŞİD’in kendi
sınırında olmadığını; bu nedenle IŞİD
tehlikesinin belirmediğini belirtiyor. Ancak İsrail’in sınırında bulunan ve geçtiğimiz günlerde Esed güçlerini püskürterek
Kuneytra’da İsrail’e sınır bir bölgeyi ele
geçiren Nusra Cephesi savaşçıları İsrail
için tehlike olarak değerlendiriliyor.
İsrail sınırında daha çok İslami Cephe ve
Nusra Cephesinin olduğunu söyleyen
gazete, bunların içinde Müslüman Kardeşler (İhvan) teşkilatına mensup şahısların da olduğunu ve İsrail için gelecekte
daha çok bu yapıların tehlikeli olabileceğini yazdı.
Suriyeli birçok muhalif grubun birleşmesiyle oluşturulan İslami Cephe ve ElKaide merkezî örgütlülüğüne bağlı Nusra
Cephesi, İsrail’in işgali altında bulunan
Suriye'nin Golan Tepelerinde bulunan
sınır kapısını ele geçirmiş ve İsrail’de
hareketli saatler yaşanmıştı.
YIL-3/ SAYI– 34 ZILHICCE 1435 / EYLÜL 2014
… İki Dinli, Demokrat
Erdoğanizm´e
yakalandı...
Download

Kemalizm´den