PazaR
Tarih: 29 Haziran 2014 YIL:(8) SAYI: 473 “AFRÝKA”NIN ÜCRETSÝZ HAFTALIK EKÝ
Öteki deðil
"Baþka" bir
Lefkoþa
YKP-fem ile
söyleþi 6 ve
7. sayfalarda
Bu sayýda; Faize Özdemirciler, Filiz Naldöven, Emre Ýleri,
Tüge Daðaþan, Halil Aða, Murat Türker ve M. Kansu...
2
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
KAYIP YAZ(I)LAR
Deðmez kaybolan bir yazý'nýn
ardýndan üzülmeye. "Nerde o kaðýttan
günler" nostaljisinde oyalansanýz da
bir süreliðine; 'kaðýttan günler'deki
mecazý teselli niyetine bile kabul
ettiremezsiniz yaralý gönlünüze.
Býrakýnýz kayýp yazý kendi kendini
arasýn kaybolduðu yerde. Siz
durmayýnýz, bir yaz daha geçip
gitmeden, yürüyünüz. Çünkü o
kaybolan yazý üzerine yazacaðýnýz
yazý'nýn, kayýp yazý'nýn bizzat
kendisinden daha güzel ve anlamlý
olma ihtimali fevkalade yüksektir.
Çünkü yazýlar çoðalýr yazýldýkça; ama
yaþandýkça azalýr, çoðalmaz yaz'lar.
Çünkü geçip giden her yaz
ömrümüzden bir parçayý da alýr
götürür. Tam da bu yüzden yazý
yazmak yaz'ý yazmaktan kolaydýr.
Üstelik, herkes ayný kitabýn
okuyucusu, ayný hantal rejimin
yiyicisiyken ve memleket külliyen
seçelim-seçilelim sarhoþluðunda iken
ve ezber bozan adýmlar hýþýmla
geleceðin bilinmezliðine havale
edilirken, münasip olmaz kayýp
yazý'lardandan söz etmek. Baksanýza
"tarih affetmeyecek" diyorlar da baþka
bir þey demiyorlar, tarihin
affetmediðini görmüþlüðümüz hiç
olmamýþken. "Tarih yazacak" diyorlar
mütemadiyen ve utanmadan. Oysa
sizin kaleminizde tüyler bitmiþtir
"tarih yazmaz, tarihi yazarlar
kardeþlerim" demekten. Geliniz bir
yaz daha geçip gitmeden dönelim
kendi kalplerimize. Geliniz yürüyelim
dudaklarýmýzda "Tutunamayan" bir
yazarýn muazzam cümlesi ile: "Çok
yükseðe çýkamam, bende yükseklik
korkusu var; kimseyi yarýyolda
býrakamam, bende 'alçaklýk' korkusu
var…"
Faize Özdemirciler
[email protected]
Pazar
Sahibi:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk
Limited
Editör:
Faize
ÖZDEMÝRCÝLER
Dizilip Basýldýðý Yer:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk Limited Tesisleri
Görsel Tasarým:
Erdem YORGUNOÐLU
Matbaa Teknikeri:
Bünyamin NAZÝK
E-Mail: [email protected]
Web: www.afrikagazetesi.net
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
3
Tayyip Erdoðan kendini "Tutunamayan" ilan
etti de kimse ona "one minute" diyemedi…
Oðuz Atay: "Bir sosyalist
eleþtirmenimizin dediði
gibi 'Türk solu geç
kalkar, çünkü bir gece
önce sabaha kadar
içmiþtir.' Bu insanlardan
Türk halký artýk bir þey
beklememeli. Üç
kaðýtçýlýkla ne devrim
olur, ne de ümmeti islâm
kurtulur. Bunlar 'çürüyen
et, dökülen diþ' gibidirler.
Bayrak yaptýklarý
inançlarýna raðmen,
aslýnda inançsýzdýrlar.
Kim hangi kapýdan ekmek
yiyorsa, o kapýnýn
kulluðunu etmektedir.
Bunlar Osmanlý
Ýmparatorluðu'nun
mirasýnýn kötü bölümü
olan kapýkulu kurumunun
temsilcileridir."
Birkaç hafta önce Tayyip Erdoðan
Türkiye edebiyatýnýn en önemli
isimlerinden Oðuz Atay'ýn ölümsüz
romaný "Tutunamayanlar"a atýf yaparak
þöyle dedi:
"Rahmetli Oðuz Atay, onlarý yani
bizleri 'tutunamayanlar' olarak tarif
etmiþti."
Erdoðan yýllar önce de CHP'lileri
hedef alarak "Merhum Oðuz Atay'ýn çok
güzel bir sözü var. Türk solu geç kalkar
çünkü sabaha kadar içmiþtir" ifadesini
kullanmýþtý. Oysa Oðuz Atay, Ýletiþim
Yayýnlarý'ndan çýkan Günlüðünün
134'üncü sayfasýnda bu sözü
söylememiþ, sadece aktarmýþtý:
"Bir sosyalist eleþtirmenimizin dediði
gibi 'Türk solu geç kalkar…'"
Üstelik, Erdoðan'ýn atýfta bulunduðu
cümlenin de yer aldýðý bölümde yazar
yalnýzca Türk solunu ve solcusunu
eleþtirmemiþ, halkýn deðerlerine sahip
çýkmaya çalýþanlarý da "gerici ya da saðcý
denilen ve orta çaðýn karanlýðýnda yaþayan
zavallýlar" olarak tanýmlamýþtý.
Atay, 5 Ocak 1975 tarihli yazýsýnýn
devamýnda dönemin sað-muhafazakar
anlayýþýný, "Gerçekten 'korkak bir karanlýk
içinde'dirler. Yaþamaktan, eðlenmekten
korkarlar. Ýnsaný, özellikle kadýný
tanýmaktan korkarlar. Dünya nimetlerini
çað dýþý boþ inançlar yüzünden teperler.
Aslýnda bir ruh hastasýnýn tepkisidir bu;
daha doðrusu reddettikleri nimetlere
kapýlmaktan korkan bozuk ruhlarýn
tepkisidir bu. Bu yüzden sosyalizmi
ahlâksýzlýk sanýrlar, bu yüzden
emperyalizm ile sosyalizmi birbirine
karýþtýrýrlar" sözleriyle eleþtirmiþti.
Türkiye'nin son fotoðrafý þudur:
Erdoðan kendini Oðuz Atay'ýn
"Tutunamayanlar"ýndan ilan etmiþtir ve
kimse de Ona "one minute"
diyememiþtir…
Durum bu kadar vahimdir…
Gelin Oðuz Atay'ýn ta 1975?te yaptýðý,
"yarý-aydýn çeteleri"ni ve "kültür
gangsterleri"ni teþhir edin çaðrýsýný
okuyalým þimdi. Bakalým kim
"tutunamayan" , kim "korkak bir karanlýk
içinde":
"… Ýlerici, gerici her türlü akýmlarýn
tekelini ellerinde tutan bir küçük yarý-aydýn
çetesi, yýllardýr kendini yenileme
gereðini duymadýðý için bugün artýk
yerini kaybetmemek için ancak bezirgân
oyunlarýyla
ayakta
durmaya
çalýþmaktadýr. Yýllardýr halký ve aydýn
potansiyelini hor gördüðü için kendini
geliþtirmek
için
parmaðýný
oynatmamýþtýr. Bugün haksýz olarak
gaspettikleri yerler gerçek sahiplerini
beklemektedir. Halkýn evrensel ruhuna
inanan, onu derinliðine tanýmaya çalýþan
gerçek bir aydýn topluluðu bu kültür
gangsterlerinin yerini almazsa
toplumun, çaðýn çok gerisinde
kalacaktýr Türk edebiyatý. Birbirlerine
ödül daðýtan, oyunun kurallarýný
bozmaya cesaret edemeyen bu kuru
kalabalýk aslýnda tek bir kütledir;
ilericilik-gericilik kavgasý görünüþte bir
çekiþmedir. Ýlericiler, yerlerinde kalmak
için deðil namuslu bir sosyalistin,
sahtekâr bir bezirgânýn yapmayacaðý
oyunlarla uðraþýrlar, kendilerini övenlere
pay verirler. Ne yazýk ki halkýn
deðerlerine sahip çýkmaya çalýþanlar da
-kendilerine bir isim vermedikleri haldegerici ya da saðcý denilen ve orta çaðýn
karanlýðýnda yaþayan zavallýlardýr. Sanat
sanat içindir- sanat toplum içindir kýsýr
çekiþmesine karþý sanat insan içindir
parolasýyla çýktýklarý halde insanýn,
gerçek insanýn farkýnda deðillerdir.
Gerçekten 'korkak bir karanlýk
içinde'dirler. Yaþamaktan, eðlenmekten
korkarlar. Ýnsaný, özellikle kadýný
tanýmaktan korkarlar. Dünya nimetlerini
çað dýþý boþ inançlar yüzünden teperler.
Aslýnda bir ruh hastasýnýn tepkisidir bu;
daha doðrusu reddettikleri nimetlere
kapýlmaktan korkan bozuk ruhlarýn
tepkisidir bu. Bu yüzden sosyalizmi
ahlâksýzlýk sanýrlar, bu yüzden
emperyalizm ile sosyalizmi birbirine
karýþtýrýrlar. Allah için bazý
sosyalistlerimiz de özel yaþantýlarýyla
onlara hak verdirecek durumdadýrlar.
Bir sosyalist eleþtirmenimizin dediði gibi
'Türk solu geç kalkar, çünkü bir gece
önce sabaha kadar içmiþtir.' Bu
insanlardan Türk halký artýk bir þey
beklememeli. Üç kaðýtçýlýkla ne devrim
olur, ne de ümmeti islâm kurtulur.
Bunlar 'çürüyen et, dökülen diþ'
gibidirler. Bayrak yaptýklarý inançlarýna
raðmen, aslýnda inançsýzdýrlar. Kim
hangi kapýdan ekmek yiyorsa, o kapýnýn
kulluðunu etmektedir. Bunlar Osmanlý
Ýmparatorluðu'nun mirasýnýn kötü
bölümü olan kapýkulu kurumunun
temsilcileridir. Kendilerine karþý
çýkýlmasýný, haksýz yere iþgal ettikleri
görüþlere karþý hakaret sayarlar. Kendini
sosyalist sayan biri, suçunu ortaya
dökeni halk düþmaný olarak suçlayarak
yavuz hýrsýzlýk oynar. Kendini kapitalist
olarak ilân eden birinin serveti, fabrikasý
yoksa böyle birine herkes güler; haydi
ordan çulsuz derler, züðürt kapitalist
olur mu? Nedense kendisini sosyalist
sayanlardan
kimse
ehliyet
sormamaktadýr. Olsa olsa 'sosyalizme
sempati duyan' yani özel deyimiyle
'sempatizan' sayýlmasý gerekenler
ortalýðý kasýp kavurmaktadýrlar. Sonra
solda ve saðda hayli kalabalýk olan bu
çýkarcý zümre, bütün gösteriþine
raðmen kim parayý bastýrýrsa ona
hizmet etmektedir. Ele güne karþý, hele
saðcýlara karþý ayýp olmasýn diye de
kabahatlar örtbas ediliyor. Kol kýrýlýr yen
içinde.'Artýk her yerde, hangi kampýn
adamý olurlarsa olsunlar bunlarý teþhir
etmenin, önce halka örnek olabilmek
için aydýnýn kendisiyle hesaplaþma vakti
gelmiþtir. Yazarlar da romanýnda
hikâyesinde þiirinde bu hesaplaþmaya
giriþmelidir. Kendinden korkanlara bir
diyeceðimiz yok tabii…"
4
Pazar
n Filiz Naldöven
29 Haziran 2014 Pazar
/ ([email protected])
SABAHTAN AKÞAMA/
KAHKAHADAN AH’A KADAR/18
Bir gün, Haziran, 2014
Sýcaðýn bedeni
eritmekten kýl payý
vazgeçtiði, terin gövdeyi
sel olup götürmekten
son anda kendini
alýkoyduðu anda,
irkilen düþünceni
uykunun yastýðýnýn
altýna bastýrmak. Sonra
onun bir düþ, bazen bir
kabus olarak
uykularýný delik
deþik etmesi.
Sudan bir beden
kalýbý içinde
korkuyla uyanmak.
Yaz.
SABAH
"Yaz günleri en tatlý hayaller gibi
geçti/Rüyadaki esrar dolu haller gibi
geçti/Ruhumda derin, en derin
hicrandýr o günler/Rüyadaki esrar
dolu haller gibi geçti"*
Sahilde, gövdem denizde, baþým,
saçlarým kumlara yayýlmýþ yatýyorum.
Dalgalar ta baþýma kadar gidip
geliyor. Dalgalanan kum hafiften içeri
çekiyor beni. Gizli bir el yumuþakça
içeri çekecek, o derin suda
bilmediðim bir yolculuða çýkacaðým,
yolumu kaybedeceðim sanýyorum.
Korkmuyorum.
Güneþ zerre zerre kirpiklerime
birikiyor. Gözlerimi bir an aralasam,
yekpare bir ýþýk. Kapatýyorum ama
olanca renk üþüþüyor göz
bebeklerime. Denizin tuzuyla terimin
tuzu birbiriyle hemhal oluyor.
Dudaklarým, soluðum hafiften yanýyor.
Suyun gövdemde gidip geliþi, beni
hafiften kaldýrýp kuma býrakmasý, o
sallantý, gövdemin izini siliyor, yeni bir
iz býrakma çabasýndayken yeniden…
Hiç orda olmamýþým gibi. Bir hayal
hakikati…
Suyu ta derinden hissediyorum.
Kumu. Kollarýmý açýp avuçlarýmla
kuma iyice tutunmak, kumun beni
içeriye çekmesi, ta magmaya
kadar… Bütün sesleri duyuyorum.
Masmavilikten küçük beyaz birkaç
bulut geçiyor, gözkapaklarýmý
aralayýnca. Çok eski bir soru düþüyor
aklýma.
"Gökyüzünün arkasýnda ne vardýr?/
Ölürüm sorusundan/Gökyüzünün
arkasýnda ne vardýr?"
KUÞLUK
Gövdene bulanmýþ tuz, ince ince
tuza çizgiler çeken terle, bir gölgelikte,
gözlerini kýsmýþsýn, uzun uzadýya
mavi suya bakýyorsun. Azgýn güneþin,
dalga uçlarýna sinmiþ ýþýklarýna,
yataðýnda sallanýp duran suyun dýþarý
taþamayýþýna. Sanki bir çaresizlik.
Ama bir çeþit yerini bilme. Yerine
uygunluk.
Yerin uygun mu? Durduðun,
yaþadýðýn, ara sýra öfkeyle çalkalanýp
taþarak baþka bir mecraya dökülmek
istediðin. Sonra vazgeçerek, yeniden
o alýþýk olduðun, kök saldýðýn yere
çakýlýp kalýþýn. Bin bir çare içinde
kendine ördüðün duvar. Güven
duygusunu baþka hiçbir duyguya
deðiþmediðin, riske girmediðin,
dehþetle o sýnýrsýz düþünceyi
beyninden kovduðun. Yerin uygun
mu?
Ýçinden taþan o özgürlük, o aþk, o
mahvedici serüven duygularýný dört
duvarýn arasýna gömerek yaþadýðýn.
Ama baþýný yastýða güvenle
koyduðun, yanýndaki bedene güvenle
sarýldýðýn, içten içe býkkýn ama
dýþarýdan sanki huzur veren bir
prangayla tutturulmuþ olduðun.
Bir defa denesen dýþarý taþmayý,
ördüðün bütün taþlar sallanacak. Sadece
senin deðil, beraberindekilerin de
taþlarýn altýnda kalacaðý korkusu. Hadi
denedin. Baþ edebilmek diye bir yetenek
var.
Ýçerdeki dehþetin katmerlisi dýþarýda.
Orada bilinmezlik, orada yolunu
kaybetmiþlik. Orada uçurumlar.
Bir de söz vermiþliðin var. Ýçerde
duracaðýna dair…
Bunlar yaza uymuyor. Yaza uyan
çýplanmak. Yaza uyan taþýp dökülmek.
Yaza uyan, bilmedik bir denize dalar gibi
hayatýn meçhulüne dalývermek.
Yaz.
ÖÐLE
"Nasýl býraktým yazý bir hançer gibi
göðsüne…"
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
Belki de bu yüzden, yazla aþk birlikte anýlýr.
Gövdenin soyunmasý, ruhun soyunmasýný da
körükler. Elbiseler azalýrken, ruhun perdeleri de
iniverir. Daha çýplak, daha arý, daha hücresel bir
görünüm. Daha sarih bir ruh.
O ruh su yüzüne çýkýnca kabaran bir deniz
coþkusu. Dalgalanmalar. Med-cezir. Her yaz,
prangalarýn hatýrlanmasý. Her yaz onlarý kýrýp
yürümek istemek. Ama sadece onlarý þaklatabilmek.
Gidememek.
Az biraz coþkuya kapýlýp sonra kendini geri çekmek
hýzla.
…"Seni býraktýðým yaz arkama dönmedim/Bir
manga el bombasýyla yürüdüm yolu/Yürüyemedim/
Ýnfilak etti gövdem daðýldý/Faþist bir darbeydi bu
kendime karþý/Devrildim. Sürüldüm. Geri
dönmedim"...
Sýcaðýn bedeni eritmekten kýl payý vazgeçtiði, terin
gövdeyi sel olup götürmekten son anda kendini
alýkoyduðu anda, irkilen düþünceni uykunun
yastýðýnýn altýna bastýrmak. Sonra onun bir düþ,
bazen bir kabus olarak uykularýný delik deþik etmesi.
Sudan bir beden kalýbý içinde korkuyla uyanmak.
Yaz.
Uyandýðýn kýþ uykusu. Biçimini esnetmek, özünü
kazýmak. Kumsala çýplak, tuhaf kývrýmlarýyla
konuþlanan ve kumdan kaleler yaparken kendini
unutan çocuk gibi. Her þeyin yeniden ve yeniden
yýkýldýðýný göre göre kahkahalar atmayý becermek.
Yaz.
Söz verdim oraya gitmeyeceðim. Girdiðim
rüyadan çýkmayacaðým. Baþka þeyler, yaþanmasý
gereken þeyler, insanýn savaþlarla, büyük felaketlerle
muhatap olmadan bir ömür sürmesi, sürebilmesi
üzerine þeyler.
Söz verdim. Bilinçaltýmýn dibinde bombalanmýþ
bir gemi gibi parça parça duran o yazdan söz
etmeyeceðim. O yaz ve hala saklý duran yarada,
bitmek tükenmek bilmeyen iltihabý deþmeyeceðim.
ÝKÝNDÝ
Kapýda çalýþýr durumdaki arkasý açýk kamyondan,
kan ter içinde, karpuzlar atýyor þoför. Babam iki
koluyla yakalayýp avluya yere koyuyor. Büyüklü
küçüklü. Küçüklere dikmiþim gözümü ayýramýyorum,
kapý eþiðinde dururken.
Kamyon hareket edince, küçükler senin, diyor
babam. Sevinçle eðiliyorum ve bir bir büyük kerpiç
odaya taþýyorum. Sonra, kuþ nakýþlý, kaymak beyazý
sargýsýný kaldýrýp dört direk karyolanýn, karpuzlarý bir
bir altýna yuvarlýyorum. Hepsi benim. Onlar duvar
dibinde serinleyecek, ben arada gelip yataðýn altýna
sokulacak, bir taneyi yuvarlayarak dýþarý
çýkaracaðým. Annem dilimleyecek, ben üzerime
akýta akýta yiyeceðim.
Yaz.
Oymalý elbise dolabýnýn üzerinde dört tane
kullanýlmayan, bakýr, büyük tencere var. Babam
gittiði köylerden, panayýrlardan þahane kuru
meyveler, kuru yemiþler getiriyor. Tencerelere
dolduruyor. Sonra bana ve arkadaþlarýma, tencereler
doðurdu, diyor. Biz sandalyeleri dizerek üzerine
çýkýyoruz. Kimimizin kolu yetiyor kimimizin yetmiyor.
Küçük avuçlarýmýza alabildiðimiz kadar Yeroþibu
þeker leblebisi, badem þekeri, ceviz, kuru üzüm, kuru
incir, köfter doldurup ayaküstü aðzýmýza týkarak,
tekrar elimizi tencerelere daldýrýyoruz.
Yaz.
Ev ahalisi öðle uykusundayken, babamýn bir
panayýrdan getirdiði hasýr kapaklý sepete, gizli gizli
mezdekili leblebi doldururdum tencerelere uzanýp.
Sonra Þöhret neneme götürürdüm. Þöhret nenemin
hiç diþi yoktu. Pýrýl pýrýl parlatýlmýþ büyük bir havaný
vardý. Leblebileri havanda ezer, diþsiz aðzýnda zevkle
çevirirdi. Karþýsýndaki küçük sandalyeye oturur
hayranlýkla onu izlerdim. Ara verir, Hayýr duvalarým
dutsun seni nenem, da böyüg haným olasýn, derdi.
Yaz.
AKÞAMÜSTÜ
O yaza gitmeyeceðim söz verdim. Bodruma
sýðýnýrken, mutfaðýn giriþindeki dikiþ makinesinin
üstünde unuttuðum þiir defterimi, kurþunlar
tepemden geçerken nasýl çýkýp aldýðýmý
anlatmayacaðým.
…"Çektiðim yerde durmuyor akýl kumdur/kayar
kumdur kayar yeniden"…
Sonra bodrumda, dehþetten titreyerek ter
dökenlere serin yapmalarý için sayfa sayfa kesip
daðýttýðýmý da yazmayacaðým.
Yaz.
Þimdi denize yakýn yerlerde giderek artan bir
nem. Sarý otlara sinerek kokularý artýran. Aðustos
böceklerinin sesine karýþan belirsiz çýtýrtýlar.
Esintisiz, iç bunaltan nemin altýnda, balkonda
çok soðuk bira içmek. Ýri bira bardaðýnýn terleyen
dýþ yüzeyi ve hafif yanýk fýstýk. Yalnýzlýk ya da
birkaç dost. Bir süre sonra acýkmak. Ne varsa
balkona taþýmak. Öðleden kalan yemek, yanýnda
kýzarmýþ patates, cacýk, domates, beyaz peynir,
kavun. Uzakta bir dostun sesi geliyor kulaðýma.
"Hey Allahým, beyaz peynir ve kavunu yaratan
Allahým, rakýyý mý yaratmayacaktýn?"
Yaz.
O yaz dokuz gün aðzýma suyun dýþýnda bir þey
koymadýðýmý, o gece hastanenin avlusunda, esir
alýnmýþ otururken, bana birinin bir parça
peksimet verdiðini; o peksimeti çantama
koyduðumu ve yaklaþýk üç ay sonra Ýstanbul'a
götürdüðümü de yazmak istemiyorum.
Yaz.
"Yaz senin ölüme geçiþindi benim sensizliðe/
Oysa tenlerimizi deðiþmiþtik giymiþtik birbirimizi/
Turunçlar döküyorduk"..
Kahpedir yaz.
"Yine gel, aç kapýlarýný/Dönüyor olacaðým"…
GECE
Yataðýma oturmuþ, bir sigara yakmýþým. Saat
üç civarý. Pencereyi aralamýþým. Esmiyor.
Karþýdaki aðaçlardan gelen çok cýlýz aðustos
böceði sesleri. Sokak lambasýnýn ýþýðý vuruyor
odaya. Uyku, nereye gittiði, ne yaptýðýný
bilmediðim; gelip gelmeyeceði belli olmayan bir
sevgili gibi. Ýçse, zil zurna sarhoþ gelse,
elbiseleriyle yataða düþse, ona sarýlsam.
Uykunun yaz hali, bir türlü uyunur olmamasý.
Yaz.
Yatýyorum, gözlerimi kapatýyorum. Ýçin için bir
tedirginlik büyüyor. Dönüyorum olmuyor. En
sevdiðim embriyon pozisyonunu alýyorum, en çok
bir dakika. Biri yardýma çaðýrýyor sanki, alarm
var sanki, deprem oluyor… Fýrlayýp oturuyorum.
Bir sigara daha yakýyorum.
Yaz.
Pencere bahçeye güllere bakýyordu. Ve sabaha
kadar gözümü tomurcuktan ayýrmadan beklemiþ,
þarap rengi gülün açýlýþýný izlemiþtim.
"Gülü suda unutan nedir?/Pusuda bekleyen
þaraba karþý"…
Geceler boyu bacaklarýmý dizlerimden katlayýp
üzerlerine abanarak…
Kimsenin, hiçbir soru soranýn yanýtlayamadýðý
þeyler… Düþünce gide gide ýþýðýmý zayýflatýrken,
baþucumdaki komodine uzanýp bir edebiyat
dergisi çekiyorum geliþigüzel.
Geliþigüzel bir sayfa açýyorum. Güneþin
incecik ýþýðý vuruyor içeri.
Yazýnýn baþlýðý "Bir Kiþi Daha Vardýr". Yazar,
Özdemir Asaf.
Var mý? Buna inanmak istiyorum. Yazdýr,
gecedir; benim kadar tedirgin, tuhaf, sorularýn
girdabýna düþmüþ bir kiþi daha var mý? Varsa,
ses etse! Varsa, baþýný pencereden uzatýp
muzipçe bir gülücük atsa…
Yaz.
"Her yaz balkonlar yýkýldý/Sýkýþtý pencereler ah'ýn tuttu- / Odalarda daraldým.."
…"Yaseminleri sevmeye çýktýmsa da bahçeye/
Elimi sanki dudaklarýna sürdüm/Geldin sandým/
Yalanladým, geldin sandým"…
Kahpedir yaz.
*Ýsmail Baha Sürelsan'ýn nihavent bestesi.
Þiir parçalarý, Filiz Naldöven
5
RESÝMLER
dýþarýda güzel bir hava vardý
rüzgar tarýyordu aðaçlarýn saçlarýný
güneþ saklambaç oynarcasýna
bir bulutun arkasýndan bakýyordu
yürüyorduk aðýr aðýr
ben ve babam
iki çocuk gibi þakalaþarak
Sarayönü'ne kadar yürüdük
Dikilitaþ'ýn önünde güvercinler
emekleyen çocuklar gibiydiler
renkler bizi bebek gibi emziriyordu
güneþ, þaha kalkan bir at gibi
yüzünü gösteriyordu
sesleri çiçek gibi
topluyordu kulaklarýmýz
konuþsak, aðzýmýzdan renkler çýkýyor
rüzgarýn gözleri içimizi okuyordu
ay, gecenin orkestra þefiydi
yýldýzlar, orkestranýn üyeleri
yýldýzlar, gecenin dizeleri!
düþe dönüþtü tüm maddeler sanki
ve düþe dönüþtü içimizin renkleri
iþte birgün suzaman olup böyle geçti
resimlerini kalbimizin
tuallerine býrakarak
Emre Ýleri
6
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
n Söyleþi...
Öteki deðil "Baþka" bir Lefkoþa…
L
efkoþa Türk Belediyesi
Yeni Kýbrýs Partisi
(YKP) listesinden aday
olan YKP-fem aktivistleri:
Faika Deniz Paþa, Ezgi Bertiz,
Hazal Yolga, Münevver
Özakalýn ve Tuðçe Koruoðlu ile
röportaj:
Önce kendinizi biraz tanýtýr
mýsýnýz?
Ezgi: 1989 Lefkoþa
doðumluyum. Bakü devlet
konservatuarý mezunuyum. Müzik
öðretmeniyim. Ayrýca adadaki
azýnlýk gruplardan bireylerle müzik
çalýþmalarý yapýyorum. Þu anda
mülteciler ile çalýþmalarýmýz
devam ediyor. Caravan Blue isimli
müzik grubu ile de sahneye
çýkýyorum.
Hazal: 1987 Lefkoþa
doðumluyum. Matematik ve
Ýletiþim, Kültür-Teknoloji
alanlarýnda ABD'de eðitim aldým.
Kýbrýs Toplum Medyasý
Merkezi'nde (CCMC) Proje ve
Ýletiþim Koordinatörü olarak
çalýþýyorum. Basýn özgürlüðü,
toplum medyasýnýn geliþmesi ve
barýþ inþasý sürecinde toplumsal
cinsiyet eþitliðinin saðlanmasý üzerine
projeler yürütmekteyim.
Münevver: 1982 Lefkoþa
doðumluyum. Brighton Fizyoterapi
ve Ýþletme mezunuyum.
Fizyoterapistler Birliði Yönetim
Kurulu üyesiyim, son 10 yýldýr engelli
bireylerin sosyo-kültürel
rehabilitasyonu, mimari düzenlemeler
ve koruyucu saðlýk hizmetleri
alanýnda projeler üretip hayata
geçirdim.
Tuðçe: 1984 Lefkoþa
doðumluyum. Ýngiliz dili ve edebiyatý
eðitimi aldým. Ýngilizce öðretmeni
olarak çalýþýyorum. Ayný zamanda,
Büyük Han'da el emeðim olan çeþitli
ürünleri ürettiðim Masal Atölyesi
adýnda bir dükkaným vardýr. Diyabet
derneðinde 4-5 yýl boyunca gönüllü
olarak aktif oldum. Özgür okul isimli
bir proje kapsamýnda surlar içindeki
kadýnlara ücretsiz Ýngilizce dersleri
verdim.
Faika: 1987 Lefkoþa
doðumluyum. Essex'de hukuk ve
ekonomi alanlarýnda lisansüstü eðitim
aldým. Mülteci Haklarý Derneði'nde
hukukçu olarak çalýþýyorum. Kýbrýslý
Türk Ýnsan Haklarý Vakfý bünyesinde
Kýbrýs'ta kadýnýn insan haklarý üzerine
haritalandýrma raporu yazdým, bu
2012 yýlýnda yayýmlandý.
YKP-fem'den bahseder misiniz?
Münevver: Herþeyden önce ne
olmadýðýmýzla baþlamakta yarar var:
YKP-FEM, YKP'nin Kadýn Kolu
deðildir! (Kol da ne ise zaten…)
YKP-FEM, YKP'nin altýnda faaliyet
göstermez, partiyi zemin alarak
feminist politika yapar.
Hazal: Yani YKP-fem, YKP ile
baðlantýlý hareket eder ancak kendi
bünyesinde özerk ve baðýmsýz bir
gruptur. Þöyle ki; YKP-fem, antimilitarist, ekolojist, barýþ yanlýsý
politikalar, vicdani ret hakký, mülteci
haklarý, LGBTQ (Lezbiyen Gey
Transgender ve Queer) haklarý gibi
alanlarda politika yapar ve partinin bu
alandaki çalýþmalarýyla paralel
eylemlilik içine girer. Öte yandan,
YKP FEM, YKP'den baðýmsýz olarak,
partinin þimdiye kadar hiç dahil
olmadýðý bir konuyu partinin
desteðini alarak veya almayarak
ileriye götürebilen özerk bir yapýdýr.
Neden belediye meclis üyesi
adayý oldunuz?
Faika: Seçimlere, kent sakinlerinin
bir kenti dönüþtürme hakkýný ve
talebini yükseltmek, tüm sakinlerin,
yani kadýnlarýn, LGBTTI bireylerin,
kentin kurgulanýþ þeklinden ötürü
engellenmiþ bireylerin, göçmenlerin,
mültecilerin bu hakký olduðunu
hatýrlatmak, dayatýlan toplumsal
cinsiyet rollerine, bunlarýn doðurduðu
eþitsizliklere ve gündelik hayatta
yarattýðý zorluklara karþý "toplumsal
cinsiyet özgürlükçü" bir yerelden
yönetim mücadelesini örgütlemek ve
askersiz bir Lefkoþa'nýn
gerçekleþtirilmesinin mümkün
olduðunu dillendirmek için aday
oldum.
Ezgi: On yýllardýr süregelen
yorgunluðun ve kadere
alýþtýrýlmýþlýðýn hüküm sürdüðü, artýk
nefes darlýðý çeken adanýn yeni ve
taze nefeslere, seslere ihtiyacý
olduðuna ve buna bir umut
olabileceðime inandýðým için adayým.
Hazal: Yerel yönetimlerde ataerkil
zihniyetle þekillenmiþ sistemin
sunduðu dar alanda küçük
deðiþikliklere deðil, kadýna ve
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
toplumsal ihtiyaçlara duyarlý
demokratik ve yeni bir anlayýþa
ihtiyaç olduðuna inanýyorum.
Lefkoþa'da yaþayan tüm bireylerin
mahallelerine ve ortak yaþam
alanlarýna sahip çýkýp, þehirleri
üzerinde eþit söz sahibi olabileceði,
kaynaklarýn toplumsal ihtiyaçlar
doðrultusunda eþit ve adil
kullanýlabileceði bir Lefkoþa'nýn,
toplumsal cinsiyet özgürlükçü,
katýlýmcý, demokratik ve çoðulcu bir
yerinden yönetim modeli ile mümkün
olacaðýný dillendirmek için adayým.
Münevver: Deðiþim rüzgarlarýnýn,
insandan, mahalleden ve þehirden
baþlayarak adayý sarmasý gerektiðine,
yeni kuþaðýn yeni dilini konuþmamýz
gerektiðine inanýyorum.
Gökkuþaðýndan feyz alarak.
Tuðçe: Yeni kuþaðýn sözünün
geçtiði, üretimin, özellikle de sistemin
görünmez kýlmaya çalýþtýðý kadýn
emeðinin görünür hale getirilmesi,
yok sayýlmamasý için… Popülizm
yapmadan da politikanýn mümkün
olduðuna, böylelikle de deðiþimin
saðlanabileceðine inanýyorum.
Belediyeler kadýnlarýn
hayatlarýný iyileþtirmek için neler
yapabilir?
Münevver: Toplumsal cinsiyet
eþitliði bu adanýn tamamý için henüz
olgunluðuna ulaþmamýþ kocaman bir
yaradýr. Kadýna yönelik þiddet
toplumsal cinsiyet eþitsizliðinin bir
sonucudur. Gönül isterdi ki kadýn
sýðýnma evleri talebinde
bulunmadýðýmýz bir toplumda
yaþayabilelim. Ancak, kadýnlar
öldürülüyorken bu gerçeði
yadsýyamayýz. Her üç kadýndan
birinin erkek þiddetine maruz kaldýðý
bu toplulukta, eþitlikten konuþurken
ilk önce 'maalesef' kadýný korumak
adýmý ile baþlamalýyýz.
Faika: Sýðýnma evlerinden,
bunlarýn kurulmasýndan bahsederken
altýný çizmemiz lazýmdýr ki yeni
projeler sunmuyoruz. Aslýnda
halihazýrda bulunan ancak yerine
getirilmeyen yükümlülükleri
hatýrlatýyoruz. Meclis tarafýndan
onaylanan Kadýnlara Yönelik Her
Türlü Ayrýmcýlýðýn Önlenmesi
Uluslararasý Sözleþmesi (CEDAW)
kadýna yönelik þiddeti önlemek için
tüm önlemler alýnmalýdýr demektedir.
Yine yerel yasa ile onaylanan Kadýna
Yönelik Þiddet ve Aile Ýçi Þiddetin
Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye
Dair Avrupa Konseyi Sözleþmesi'nin
23. Maddesinde 'maðdurlara güvenli
barýnma imkaný sunmak ve onlara
iliþkin önceden önlem almak amacýyla
yeterli sayýda, kolay eriþilebilir ve
uygun sýðýnma evleri kurmak üzere
gerekli hukuki veya diðer tedbirleri'
almak ile ilgili yükümlülük
bulunmaktadýr. Bu yükümlülükleri
yerine getirmenin yasal zemini de
Belediyeler Yasasý'nda mevcuttur.
Belediyeler Yasasý muhtaç duruma
düþenlere gerekli her türlü yardýmý
yapmak, rehabilitasyon merkezleri
kurmak ve yönetmek ile ilgili
belediyeye görev vermektedir.
Ezgi: Kadýna yönelik þiddetten
bahsetmiþken sokaklarýn
aydýnlatýlmasý alýnmasý gereken
önlemlerden bir baþkasýdýr. Kadýnlar
olarak taciz ve tecavüz korkusu
olmadan Lefkoþa sokaklarýnda
gezmek hakkýmýzdýr. Kadýna yönelik
þiddet ev içlerinde de meydana
geldiðinden 24 saat açýk acil yardým
hattý ve þiddete uðrayan kadýnlara
sosyal ve hukuki desteðin
saðlanacaðý bir merkezin kurulmasý
da gerekir.
Hazal: Yerel yönetimler halkla en
çok temasta olan kamu birimleridir ve
böylelikle ihtiyaçlarý en iyi tespit
edebilme olanaðýna sahiptirler. Bu
noktada sokaklardan, mahallelerden
baþlayarak, ezilen ya da marjinalize
edilen toplumsal gruplarýn da katkýsý
ile ve bu alanlarda çalýþan örgütlerle
istiþare içerisinde hizmetin bu
doðrultuda planlanmasý ve
uygulanmasý saðlanabilir. Bu
söylediklerim çok zor þeyler deðil,
esas zor olan ortak yaþam alanýmýz
olan þehrimizle ilgili kararlarý tek bir
belediye baþkanýnýn ve merkezileþmiþ
bir yerel yönetim anlayýþýnýn
vermesidir. Yerel yönetim ve
yerinden yönetim arasýndaki farkýn
altýný çizmemiz de bu yüzden zaten.
Faika: Bunun yaný sýra
belediyelerin görevi olan bakým
hizmetlerinin saðlanmasý, bu konuda
belediyelerin görevini yerine
getirmesi de önemlidir.
Coðrafyamýzda kadýnlar erkeklere
oranla daha az kazanýyorlar. Ayrýca,
bu hizmetler, örneðin yaþlý bakýmý,
çocuk bakýmý, engelli bireylerin
bakýmý, yerel yönetimler tarafýndan
saðlanmadýðýnda bunlarý toplumsal
cinsiyet rolleri gereði, aile içerisinde,
ücretsiz olarak, kadýnlarýn yapmasý
beklenmektedir.
Ezgi: Bakým hizmetini ücretsiz ve
tam zamanlý saðlayabilecek bir kadýn
aile üyesi olmadýðý durumlarda ise
düþük ücretlere, uzun saatler
boyunca, güvencesiz olarak göçmen
kadýnlar çalýþtýrýlmaktadýr. Bu
pratikler bazen kölelik koþullarýna
dönüþmektedir.
Tuðçe: Birçok kadýn da evde
bakýlmasý gereken bir birey
bulunduðunda ona bakmak veya
ücretli bir iþte çalýþmak arasýnda
seçim yapmaya zorlanmaktadýr.
Ücretli bir iþte çalýþýrsa da geri kalan
vaktinde kendini geliþtirme
doðrultusunda aktivitelerde
bulunmak, bir dernekte, sendikada
veya siyasi partide aktif olmak için
zamaný kalmamaktadýr. Bugün
bakýyoruz kamusal hayatta,
örgütlerde hep erkekler yer alýyor.
Toplumun sadece yarýsý kadar olan
erkek deneyimleri çerçevesinde hayat
þekilleniyor.
Faika: Ayrýca Lefkoþa özelinde de
tabii kadýn ve kent yaþamýný göz
önüne aldýðýmýzda adamýzdaki iþgalci
ordularýn varlýðýný ve kurulan
militarist düzeni de gözardý edemeyiz.
Militarizmin etkisi askeri kamplarý
kentin tam da ortasýna koyarak veya
düzenlenen törenlerle trafiði felç
etmesi ile kýsýtlý deðil. Bunun yaný
sýra Lefkoþa'nýn çember, cadde ve
meydanlarý bayraklar, erkek savaþçý
heykelleri ve diðer militarist sembol
ve öðelerle donatýlarak da bu ayrýlýkçý
erkek egemen ideoloji
dayatýlmaktadýr. Neden erkek
egemen? Çünkü militarizm aktif,
saldýrgan ve kamusal bir erkek ister.
Biz kadýnlarý da pasif, evcimen
olmaya zorlar. Diðer yandan da bu
özellikleri aþaðýlar. "Karý gibi erkek"
derken erkek aþaðýlanýr, "erkek gibi
kadýn" derken kadýn övülür.
Militarizmin temel yapý taþlarýndan
biri toplumsal cinsiyet ayrýmcýlýðýdýr.
Erkeklerin ve üstün erkekliðin
örgütlendiði bir sistemdir. Bizler bu
nedenle Lefkoþa'nýn
askersizleþtirilmesi gerektiðini de
savunuyoruz.
Tuðçe: Kadýn istihdamý erkeklere
oranla fark edilebilir derecede azdýr.
Kadýnlarýn ekonomik olarak ailedeki
erkeklere baðýmlý olmalarý, kadýn
özgürleþmesinin önünde engeldir.
Belediyeler ücretsiz, nitelikli meslek
kurslarý verebilir. Tabii bunlar
geleneksel kadýn iþleri olarak
tanýmlanan alanlar ile kýsýtlý
kalmamasý gerekir. Belediye'nin
kendisi de bir istihdam alanýdýr, bu
kurumda da kadýn çalýþanlarýn tüm
mevkilerde yer alabilmesi için
önlemler belediye bünyesinde
alýnabilir. Örneðin Türkiye'de
Diyarbakýr'ýn Baðlar Belediyesi'nde
kadýnlar otobüs þoförlüðü yapmak
için eðitim gördüler ve iþe alýndýlar.
Bu þekilde hem kadýnlarýn çalýþma
hayatýna katýlýmý desteklendi, hem de
toplumsal cinsiyet rollerini kýrmak
için bir adým atýlmýþ oldu. Böyle
adýmlar neden Lefkoþa'da da
atýlmasýn?
Münevver: Tabii tüm bunlarýn
hayat bulmasý için belediye
bünyesinde çalýþanlarýn toplumsal
cinsiyet farkýndalýðýný yaratmak,
çoðaltmak için eðitim çalýþmalarý da
düzenlenmelidir. Mesela, yerel
yönetim kadrolarýndan baþlayarak
nefret içeren söylemlerin
yumuþatýlmasý ve ortadan
kaldýrýlmasý.
YKP-fem olarak LGBT
(Lezbiyen, Gey, Biseksüel,
Transeksüel) Özgürlük
mücadelesinde de taraf
olduðunuzu söylüyorsunuz.
Bununla ilgili belediyelere sizce
düþen görev ne?
Hazal: Katýlýmcý bir modelle LGBT
bireylerin deneyimlerinin karar verme
süreçlerinde yer alabilmeleri, bir
toplumsal grup olarak LGBT'lerin de
ihtiyaçlarý ve sorunlarý doðrultusunda
(güvenli ulaþým, saðlýk, barýnma vs.)
cinsel yönelim ve cinsiyet kimliði
konularýnda çalýþan sivil toplum
kuruluþlarý ile yerel yönetimlerin
diyalog içerisinde olmalarý, birlikte
politika üretmeleri ve hayata
geçirmeleri gerekmektedir. Yerel
yönetimlerde LGBT eþitliði
politikalarý kapsamýnda hizmet
birimlerinde çalýþanlarýn LGBT
haklarý ve eþitliði konularýnda meslek
içi eðitimler almasý da önemli tabii.
Faika: Her yerde olduðu gibi
þüphesiz belediyelerin bünyesinde
çalýþan, çalýþmak için baþvuruda
bulunan LGBT bireyler vardýr.
Belediyeler de insan haklarýna saygý
göstermeyi kendi kurumlarýndan
baþlayarak hayata geçirmeli gerek
istihdam yaparken, gerekse çalýþma
hayatýnda ve terfi süreçlerinde
bireylere cinsel yönelimleri ve/veya
cinsiyet kimlikleri nedeni ile
ayrýmcýlýk yapmamalýdýrlar. Bunun
yaný sýra ayrýmcýlýk içeren
uygulamalara tabii olunduðunda,
bunu kendi bünyelerinde
soruþturmalýdýr. Özellikle de trans
bireylerin, gerek erkek trans gerekse
kadýn trans olan, çalýþma alanýnda, iþ
bulma sorunu yaþadýklarý, istihdam
7
edilmedikleri bilinen bir gerçek.
Belediyeler yasasýnda muhtaç
duruma düþen kiþilere iþ bulmak
belediyenin sosyal yardýma iliþkin
görevleri arasýnda yer almaktadýr.
Bu doðrultuda belediyeler eþit
fýrsat tanýnmasý için politika
geliþtirebilir, bunu beyan
edebilirler.
Münevver:Her kamu
kurumunun olduðu gibi
belediyelerin de insan haklarýna
saygý gösterme yükümlülükleri
olduðu gibi haklarýn yükseltilmesi,
ihlallerin olmamasý için üzerlerine
düþen çabalarý sarf etmeleri
beklenmektedir. Bu baðlamda
yýllarca yapýldýðý gibi yandaþ
olunan örgütler yerine,
belediyeler, LGBT kiþilerin haklarý
ile ilgili çalýþmalar yapan sivil
toplum örgütlerine destek
verebilir, belediyenin fiziksel
olanaklarýndan faydalanmalarýný
saðlayabilirler. Ayrýca, belediyenin
sosyal yardýma iliþkin yasalarda
belirlenmiþ görevleri
doðrultusunda saðladýðý saðlýk,
bakým ve sosyal hizmetleri
LGBT'ler için elveriþli hale
getirebilir.
Toparlayacak olursak YKPfem'den kadýnlarýn düþündeki
Lefkoþa nasýl bir yer?
Münevver: Öteki deðil "Baþka"
bir Lefkoþa hayal ediyoruz.
Ötekileþtirmeyen, liderlerin veya
iktidarlarýn emrivaki
dayatmalarýndan arýnmýþ, bireyin
taleplerini gerçekleþtirecek
katýlýmcý bir Lefkoþa hayal
ediyoruz. Gelenek, görenek diye
arkasýna sýðýnýlan yanlýþlarýn
içselleþtirilmediði, kadýnýn ve
ötekileþtirilen her bireyin
önemsendiði bir Lefkoþa hayal
ediyoruz.
Hazal: Toplumsal cinsiyet
eþitlikçi, katýlýmcýlýk esaslý,
ekolojik, insana deðer veren bir
yerinden yönetimi mümkün
kýlmak için tüm çabalarýmýz.
Düþlediðim herkesin kendi
rengiyle özgürce var olabildiði,
bütün dayatmalara raðmen
öðrenilmiþ çaresizliði üzerinden
atabilmiþ, deðiþimi bir merkezden
beklemek yerine kendisi
baþlatabilen bir Lefkoþa...
Ezgi: Ýktidardan, ki eril bir
hiyerarþiden bahsediyoruz, deðil
de toplumun, yerelin, bireyin
isteklerine duyarlý ve o ihtiyaç ve
istekleri karþýlayabilecek
dinlemesini bilen bir Lefkoþa…
Tuðçe: Yaratýma, üretime, güzel
ilerlemeye katký koymak için
toplumun bütün kesimlerinden
bireylerin de katýlýmý ile
saðlanabilecek, geçmiþle
hesaplaþmalarýný demokrasi
çerçevesinde verebilecek bir
Lefkoþa…
Faika: Lefkoþa'da yaþayan
herkes yani erkekler, kadýnlar,
heteroseksüeller, eþcinseller,
translar, engelliler, üretenler,
yerliler ve göçmenler olarak kendi
arzu ve ihtiyaçlarýmýzýn
çerçevesinde yaþadýðýmýz þehri ve
böylelikle de hem kendi
yaþamlarýmýzý hem de birbirimizle
kurduðumuz iliþkilerimizi
deðiþtirebileceðimiz bir mekan.
8
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
Perçinci Rosie
Patriyarka ve kapitalizm iki ayrý
sistemdir ve kapitalizm patriyarkanýn
olanaklarýný da kullanarak daha hýzlý
yükselmiþtir. Bu iki sistem birçok
konuda çatýþmakla birlikte çýkarlarý söz
konusu olduðunda ittifak yapmaktan
geri durmamýþlardýr. Kapitalizmin
tarihinde kadýn iþgücüne ihtiyaç
duyulduðu dönemlerde kadýnlarýn
erkek iþi olarak kabul edilen birçok iþte
çalýþtýrýlmýþ olmasý kapitalizmin
patriyarkayý ihtiyaçlarýna göre nasýl
þekillendirdiðinin göstergesi olmuþtur.
II. Dünya Savaþý esnasýnda erkek
iþgücünün savaþta olmasýndan dolayý,
kadýnlarý iþgücü piyasasýna çekmek
için yürütülen kampanyalar, bu
konudaki ilginç örnekler olduðu gibi,
kadýn doðasý, kadýnlarýn erkek iþlerini
yapamayacaðý gibi ön kabullerin de
sistem tarafýndan uydurulduðunu
gözler önüne sermektedir.
II. Dünya Savaþý sýrasýnda ABD ve
Ýngiltere'de erkek iþgücünün önemli
bir bölümü savaþa katýlmýþ
olduðundan, kadýnlar bu boþluðu
doldurmak için göreve çaðrýlmýþlardý.
Endüstriyel üretim sorununun asýl
nedeninin iþgücü eksikliði deðil, kadýn
iþgücü eksikliði olduðu ifade edilerek;
kadýnlarýn bir süreliðine de olsa
ücretsiz ev iþçisi rollerini býrakýp,
iþgücü piyasasýna girmeleri için yoðun
bir kampanya baþlatýlmýþtý.
Patriyarkal sistemin kadýnlarýn
fiziksel olarak erkek iþlerini
yapamayacaðý görüþüne karþýlýk,
kadýnlarý iþgücüne çekmek için erkeksi
tavýrlara ve hatta erkeksi bir vücuda
sahip "Perçinci Rosie" poster tiplemesi
yaratýlmýþtý. II. Dünya Savaþý'nda
fabrikalarda çalýþan kadýn iþçileri
temsil eden bu figür güzel, güçlü ve
kendine güvenen Amerikan kadýnýný
göstermekteydi. Kampanyanýn baþarýlý
olabilmesi için bu posterle birlikte, dört
erkek tarafýndan seslendirilen bir þarký
ve dönemin bütün medya araçlarý da
etkin bir biçimde kullanýlmýþtý.
Yine II. Dünya Savaþý sýrasýnda,
Ýngiltere'de kullanýlan "Ýngiltere'nin
kadýnlarý fabrikalara gelin" adlý
propaganda afiþi de kadýnlarý iþgücü
piyasasýna çekmek için tasarlanmýþtý.
Kampanyalarýn amacý, o güne kadar
var olan kadýn imajýný yerle bir ederek,
ihtiyaç duyulan yeni role uygun bir
imaj yaratmaktý. Toplumsal cinsiyet
rolleri kapitalist sistem tarafýndan
baþtan kurgulanmýþ, hatta ters yüz
edilmiþti. Mevcut erkek egemen
ahlâka aykýrý sayýlabilecek bu
kampanyalar, kadýnlarý iþgücü
piyasasýna katmak, üretimin
devamlýlýðýný saðlayabilmek için
"vatansever, güçlü, kahraman kadýnlar,
ülkeleri için, savaþtaki sevdikleri için"
kelimeleri bol bol kullanýlarak,
baþarýyla yürütülmüþtü.
Ýngiltere'de kadýnlarýn çalýþma
hayatýna katýlmasý için yürütülen
kampanyalara, devlet de çeþitli teþvik
tedbirleri alarak önemli destek
saðlamýþtý. Kadýnlarýn hangi iþlerde kaç
saat çalýþacaðý belirlendiði gibi, evleri
için yapacaklarý alýþveriþ saatleri dahi
düzenlenmiþti. Savaþ malzemeleri
üreten bazý fabrikalarda iþverenler,
kadýnlarýn alýþveriþ iþlerini yapmasý için
bazý elemanlar iþe almýþtý. Çocuklarýn
bakýmý için kreþ ve yuvalar açýlmýþ,
kadýn ve çocuklarýn iþyerlerinde saðlýk
olanaklarýndan yararlanmalarý devlet
tarafýndan desteklenmiþti. Devlet
tarafýndan iþletilen restoranlarda ucuz
yemek servisi yapýlarak, kadýnlarýn ev iþi
yükü azaltýlmýþtý. Evli-bekâr, siyah-beyaz,
orta sýnýf ya da iþçi sýnýfý, genç-yaþlý bütün
Perçinci Rosie'ler kendilerine ve tüm
ülkeye, bir erkeðin iþini yapabildiklerini ve
daha iyisini yapabildiklerini kanýtlamak için
savaþ malzemeleri üretimi, gemi inþaatý ve
uçak montajý gibi aðýr iþler de dahil olmak
üzere her türlü "erkek iþi"nde çalýþmýþlardý.
Sevdiklerini geri getirebilmek
umuduyla
Perçinci Rosie kampanyasýna destek
veren dönemin medyasý, özellikle
gazeteler, çalýþan kadýnlar hakkýnda
"Sevdiklerini geri getiriyor olma umuduyla
teþvik ediliyorlar. Elbette ki sevdikleri eve
döner dönmez çalýþmalarýna gerek
kalmayacak" diyerek; kadýnlara eþlerine ya
da sevgililerine yardýmcý, müþfik,
korumacý konumlarýný hatýrlatmayý ihmal
etmemiþti. Böylece erkek egemen ideoloji
kadýnlarý savaþ sonrasýnda tekrar eve
göndereceðinin altým da sürekli olarak
çiziyordu.
II. Dünya Savaþý'nýn bitmesiyle birlikte,
artýk kadýnlara ihtiyaç kalmadýðýndan
Perçinci Rosie'lerin evlerine dönmesi
gerekmiþ; bu sefer de bu yönde
kampanyalar düzenlenmiþti. Yeniden
kadýnlarýn annelik, zevcelik ve tüketicilik
rolleri yüceltilmiþ, kadýnlarýn çalýþmalarýný
kolaylaþtýrmak için kurulan kreþ ve çocuk
yuvalarý da kapatýlmýþtý. Perçinci
Rosie'lerin yüzde 95'i -savaþýn baþýnda
planlandýðý gibi- zorla iþten çýkarýlmýþta.
Ýþgücü piyasasýndan ayrýlmayý reddeden
kadýnlarsa 1947 yýlýndan itibaren pembe
yakalý hizmet sektörü iþçisi Pamela'lara
dönüþtürülmüþlerdi.
Çocuk-mutfak-kilise
II. Dünya Savaþý'nda ABD ve kýsmen
Ýngiltere'de etkin bir þekilde kullanýlan
Perçinci Rosie benzeri bir kampanya Nazi
Almanya'sýnda kullanýlmamýþtýr. Nazi
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
Patriyarkal sistemin kadýnlarýn fiziksel
olarak erkek iþlerini yapamayacaðý
görüþüne karþýlýk, kadýnlarý iþgücüne
çekmek için erkeksi tavýrlara ve hatta
erkeksi vücuda sahip "Perçinci Rosie"
poster tiplemesi yaratýlmýþtý...
ideolojisinde kadýnýn toplumsal konumu
çocuk-mutfak-kilise olarak belirlenmiþti.
Evlenenlere vergi indirimleri, faizsiz
borçlanma gibi imkânlar saðlanarak
evlilikler teþvik edilirken, çok çocuk yapan
kadýnlara madalyalar takýlmýþ, çocuk
paralarý verilmiþti. Kadýnlar ücretli iþlerde
çalýþsalar bile, erkeklerin yapmasýnýn hoþ
karþýlanmadýðý iþlerde çalýþtýrýlýyorlardý.
Nazi ordusu Kýzýlordu karþýsýnda
yenilmeye baþladýðýnda, kadýn istihdamý
ihtiyacý arttýðý halde, iþe alman 17-45 yaþ
arasý kadýnlarýn herhangi bir ailevi
sorumluluklarýnýn olmadýðýný belgelemeleri
zorunlu hale getirilmiþti. Nazi
Almanya'sýnda kadýn iþgücünün
kullanýlmamasýnýn
tek
nedeni
muhafazakârlýk deðildir; esirlerle erkek
iþgücü ihtiyacý bedava karþýlandýðýndan
kadýn iþgücüne ihtiyaç duyulmamýþtýr.
AKP ve yeni muhafazakârlýk
Kadýn erkek eþitliðine inanmadýðýný her
fýrsatta dile getiren Baþbakan'ýn Kadýn ve
Aile Bakanlýðý'ndan kadýnýn adýný
kaldýrmasý, "Her kürtaj bir Uludere'dir"
söylemiyle kürtajý fiilî olarak yasaklamasý,
en az üç/beþ çocuk söylemi (ki bu sadece
kutsal aileyi övme deðil gelecekteki ucuz
iþgücü ihtiyacýný planlama ve pazarý
geniþletme çabasýdýr), boþanmalarý
zorlaþtýrmak için alman önlemler, erken
evlilikleri teþvik politikalarý, kýzlý erkekli bir
arada yaþayamayacaðýmýz açýklamasý gibi
muhafazakâr söylemleri, Hitler'i
aratmayacak kývama geldi.
Ancak günümüzde kapitalizmin
patriyarkayý þekillendirmesi baþka türlü
oluyor. Patriyarka ve kapitalizm arasýndaki
gerilimli noktalar yeni muhafazakâr
politikalarla aþýlmak isteniyor. Kadýnlar bir
yandan ev içinde konumlandýrýlýrken, diðer
yandan esnek, kýsmi zamanlý, ev eksenli
çalýþma gibi yeni çalýþma biçimlerine
yönlendiriliyor. Babaya kocaya daha
baðýmlý hale getirilirken, ev iþleri ve çocuk
hasta yaþlý bakýmý da doðrudan kadýnlarýn
iþi olarak tanýmlanýyor. Mevcut
muhafazakâr
söylemler,
ailenin
kutsallaþtýrýlmasý kapitalist sistemin iþine
geliyor. Ucuz iþgücü olarak görülen
kadýnýn sömürüsü, patriyarka ve
kapitalizmin
uzlaþmasý
sonucu
katmerlenerek artýyor. Yeni muhafazakâr
söylemin kadýnlar üzerindeki denetim ve
karþýlýksýz
emek
sömürüsünü
arttýrmasýnýn yolu heteroseksüel kutsal
aileyi yüceltmekten geçiyor.
Sonuç yerine
Deðiþen koþullar karþýsýnda kapitalist
sistem toplumsal yapýyý belirli ölçülerde
deðiþtirebilme gücüne sahiptir. Bahsedilen
örnekler göstermektedir ki kadýnlarýn
iþgücü piyasasýna ne þekilde katýlacaðý
dönemin ihtiyaçlarýna göre sistem
tarafýndan belirlenmektedir. Bugün bir
efsaneye dönüþmüþ olan Perçinci Rosie
kampanyasý, kadýna yüklenen toplumsal
cinsiyet rollerinin tam tersi biçimde,
kadýnlarýn erkek iþi olarak tanýmlanan
birçok iþte erkekler kadar etkin ve baþarýlý
bir biçimde çalýþabileceðini kanýtlamýþtýr.
Kadýnlarýn çalýþmasý sistem tarafýndan
gerekli önlemler alýndýðýnda sorun
yaratmamaktadýr. Ancak sistemin
toplumsal cinsiyet rollerini tamamen altüst
etmek gibi bir niyeti olmamýþ, sadece
geçici bir dönem için kadýn emeðini etkili
bir biçimde kullanmayý amaçlamýþtýr.
Bunun nedeni patriyarkal sistemin
direngenliði olduðu gibi kapitalist
sistemin kadýnýn karþýlýksýz emeðinden
elde ettiði dolaylý kazaným-dýr.
Ýki
ayrý
sistem
olarak
deðerlendirdiðimiz patriyarka ve
kapitalizmin zaman zaman çatýþtýðý
noktalar olsa da kapitalist sistemin
bazen patriyarkayý, bazen de
patriyarkanýn kapitalizmi þekillendirdiði
ve her iki sistemin de kadýnýn
karþýlýksýz emeðinden faydalandýðý
gerçeðini
unutmamamýz
gerekmektedir. (SK/EKN)
Perçinci Rosie kampanyasýnda
kullanýlan þarkýnýn tam sözleri:
Diðer kýzlar popüler bir kokteyl bara
takýlýp, martinilerini yudumlar,
havyarlarýný çiðnerken; Onlarý
gerçekten utandýran bir kýz var, ROSÝE
'dir adý.
Yaðmur yaðsa da güneþ açsa da gün
boyu montaj hattýnýn bir parçasýdýr
Perçinci Rosie, zafer için çalýþýr, tarih
yazar.
Sabotaj olmasýn diye tetiktedir, uçak
gövdesinde oturan bu küçük narin þey.
Bir erkeðin yapacaklarýndan daha
fazlasýný yapar, Perçinci Rosie.
Rosie'nin bir erkek arkadaþý var, ismi
Charlie, Charlie bir denizci.
Rosie perçin makinesinde fazla
mesai yapýp Charlie'yi korur.
Bir üretim ödülü aldýðýnda bir kýzýn
olabildiðince gururlanýr.
Kýrmýzý, beyaz, mavi'de (Amerikan
bayraðýnýn renkleri) doðru bir þeyler
var, o da Perçinci Rosie'dir.
Rosie B-19'da (aðýr bombardýman
uçaðý) çalýþýr, herkes bu manzarayý
durup yüceltir, petrole ve makina
yaðýna bulansa da Perçinci Rosie asla
söylenmez ya da gerilmez. Müttefik
silah programý için görevini yapýp
ekibini toplar, onlarla takýlmayý sever,
Perçinci Rosie.
Savaþ tahvilleri alýr, bu kýz gerçekten
akýllý, parasýný ulusal savunmaya yatýrýr.
Daha çok tahvil almak ister, meþhur
Senatör Jones bu sözleri radyoda
haykýrýr, Berlin bunlarý duyar, Moskova
bunlarla neþelenir, Perçinci Rosie
Kaynakça:
Çýtcý, Erol. "Görsel Kültür Elemaný
Olarak 20. yy'da Afiþin Toplumsal
Süreçlere Etkisi", Yüksek Lisans Tezi,
Adana/2009. Ünlütürk Ulutaþ, Çaðla.
"Yoksulluðun Kadýnlaþmasý ve
Görünmeyen Emek", Çalýþma ve
Toplum, 2009/2.
Omay, Umut. "Yedek Ýþgücü
Ordusu Olarak Kadýnlar", Çalýþma ve
Toplum, 2011/3.
Acar Savran, Gülnur. "Bir Kez Daha
Patriyarka-Kapitalizm iliþkisi üzerine",
Feminist Politika, sayý 18.
Ulusoy, Deniz."Akp'nin Aile
Politikalarý ve Yeni Muhafazakârlýk",
http://sosyalistfemi-nistkolektif.org/
guencel/aile-disinda-hayat-var/786kad-nlar-n-uecretli-uecretsiz-emek-kskac-akp-nin-aile-politikalar-ve-yenimuhafazakârl-k.html
* Bu yazý Feminist Politika'nýn 22.
sayýsýndan alýnmýþtýr.
Baba sen
yalancý mýsýn
Babam "savaþ bitti" diyor
"Artýk savaþ olmaz" diyor
Baba sen yalancý mýsýn
Baba sen yalancý mýsýn
Baba sen yalancý mýsýn
Bir çocuk orda gözleri yaþlý
Bir çocuk burda yüreði yaslý
Annesi kan aðlýyor
Gözleri nemli çocuklar
anne kucaðýnda
Yaþlarý bak nasýl akýyor
Baba sen yalancý mýsýn
Baba sen yalancý mýsýn
Baba sen yalancý mýsýn
Sen demiþtin ben inandým
Sen söyledin sana kandým
Beni neden aldattýn
Gözleri geçmiþte çocuklar
Gelecekten bihaber bakýyor
Baba sen yalancý mýsýn
Baba sen yalancý mýsýn
Bak her yerde savaþ çýkýyor
Tüge Daðaþan
(yaþ 12den yukarý, 16dan aþaðý..
bilemedin þimdiki yaþýn yarýsý..
çocuk aklýmdan milyon çocuk geçerken
penceremin önünden..
elimde kalem.. dilimde sözler..
kaðýt habersiz mürekkepten.. kalemden
dinler yazdýklarýný..)
9
10
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
The Weeknd… Mutlaka dinleyin!..
Nükhet Duru'nun seslendirdiði
þahane þarký 'Ben Sana Vurgunum'u
sample olarak kullanan ve yepyeni bir
þarký yapan Kanadalý trip hop projesi
'The Weeknd' ve bahsi geçen þarkýlarý
'Often'ý mutlaka dinleyin. Cover'in
ötesi, yaratýlmýþtan pay almak deðil
yaratýlmýþa yeniden can vermek böyle
bir þey olsa gerek.
*
Ýliþki durumu ne olursa olsun, söz
konusu 'Aþk' olunca herþey deðiþir.
Deðiþmeye mahkumdur. Ne toplumsal
baský, ne kurulu düzen nasýl bozulur
kaygýsý. Aþk, yýkar geçer. Yürü be Aþk
kim tutar seni.
*
Hayatta da þarkýcý Zeynep kadar
ýsrarcý olmayý öðrendiðim gün
materyalist tarafým çok mutlu olacak.
Hiç sevilmeyen pis yan o. Terbiyesiz.
Zira hiçbirimiz materyalist deðiliz deðil
mi? Eveet. Hatta hangi ortamda olursa
olsun biri bize materyalist desin hemen
aksini ispat etmeye çalýþýyoruz. Evet,
hiçbirimiz materyalist deðiliz, sadece
Zeynep'in yeni albüm ve þarký yapma
hýrsý ile hareket etsek çok deðiþik
þeyler olurdu. Ha, iyi mi olurdu? Zor.
*
Evinde inþaatý olanýn da havasý bir
baþka. Bu hava görgüsüzce bir hava
deðil. Hani bizim paramýz var ve tadilat
yaptýrýyoruz havasý deðil. Aþaðý yukarý
þöyle birþey; 'Çok iyi olurdu ama
gelemem caným, evde inþaat var'
'Ütüleyemedim / yapamadým evde
tadilat var' 'Nasýl yapayým yavrum,
adamlar gezer evin içinde' 'Temizlik
da yapamayyorum..' Hani evde tadilat
olmasa çamaþýr suyu arkasýndaki
temiz ýþýltýlý evler gibi evin var
sanacaðýz. Birde tüm bunlar tatlý,
endamlý bir çaresizlikle söylenmiyor
mu? Ýþte tadilatlý havasý da böyle bir
þey.
*
Þimdi düþündüm de, tadilatlý evin bile
havasý atýlabiliyorsa dünya aslýnda
güzel bir yer. Evet, evet, küçük mavi
gezegen seni seviyorum.
*
Üzülerek bildireceðim birþeyler var.
Konser kafamýz þöyle çalýþýyor; konser
oturmalý mý deðil mi? Eðer
oturmalýysa, o konsere gidelim ve
gerçekten oturalým. Arada bir þarký
bitince alkýþlayalým, ayaða kalkýp
oynayýp eðlenmeye kalkýþanlara ya
'Öff -Pöff' çekelim ya da laf atalým ya
da en fanasý böðürelim. Üzgünüm
ama oturmalý konser deyince genel
olarak 'oturaklý bir konser hayal
ediliyor'. O sebepten sevdiðim
sanatçýlarýn tüm konserleri ayakta
olsun diye iyi dilek yolluyorum
Evren'e. Duydun beni deðil mi?
*
Ohh, her baþý sýkýþan evren'e
koþssun. Evrenin halini soran yok ama.
*
Ve bir yaz mevsimi daha geldi a
dostlar. Sýcaklýk 43 derece demek
Türkçe Pop kliplerinde üstü açýk araba
mevsimi geldi demek. Hadi bakalým,
üstü açýk arabada havalý havalý
giderken tek tip samplelarla bezeli
þarkýlarýnýzý söyleyin. Biz Lana Del Rey
dinliyor olacaðýz. Kendinize iyi bakýn.
Byes:)
*
Öyle her ruh halini çekince, fýrtlayýp
gitmeyince dosytluk oluyor. Sabýr.
*
Lana Del Rey'in son albümü
'Ultraviolence' iyi hissettiren duygusal
þarkýlarla dolup taþýyor. Eþsiz bir ses,
Nükhet Duru'nun
seslendirdiði þahane
þarký 'Ben Sana
Vurgunum'u sample
olarak kullanarak
yepyeni bir þarký
yapan Kanadalý 'The
Weeknd' ve bahsi
geçen þarkýlarý
'Often'ý mutlaka
dinleyin. Cover'in
ötesi, yaratýlmýþtan
pay almak deðil
yaratýlmýþa yeniden
can vermek böyle bir
þey olsa gerek.
harika müzik, düzenlemeler, ne kadar
övsem az. Ýlk klip 'West Coast'a geldi
ya, o harika þarkýyý ilk dinlediðimiz an
klipdeki gibiydik ya. Ýþte o aný kolay kolay
unutmam. Deniz, yýldýzlar ve bir de
dostluk. Lana'da onu anlatýyor bence.
Ýngilizce bilmemek þarkýlar açýsýndan
daha güzel. Hayal gücüne kalýyor sözler.
*
'Garanti Kapsamý' tam anlamýyla iki
kelimeden oluþan bir ikiyüzlülük abidesi.
Tahrik edip edip -tam- anýnda uzaklaþan
insan modeline benziyor. Malý almadan
çýkýyor karþýna. Manyaklaþma be diyor,
al bu malý ben arkandayým diyor. Ben
seni kollarým, arabada cop var ben o
copla korurum seni. Yeterki, biri birþey
desin aslaným sana. Yeterki isim ver, sen
hiç düþünme bunlarý ver parayý al
istediðini diyor. Gönül bu alýyor malý.
Sorun çýkar mý? Çýkar. Ýþte 'Garanti
Kapsamý' bu sýrada yavaþ yavaþ arkandan
kaçar. Sorarsýn 'nerdesin beuww?' diye,
'Hiçç be bir cin-soda-limon alayým da
geleyim' diye sinsi gibi sesini kýsa kýsa
biþeyler mýrýldanýr. Sonra senin satýn
aldýðýn mal ciddi ciddi sorun çýkarýnca
bir de bakmýþssýn 'Garanti Kapsamý'nýn
yerinde yeller esiyor. Yerine baþka birini
býrakmýþ hayýrsýz. Ne zaman gelecek,
nerde diyorum? 'Kullanýcý hatasý' diyip
duruyor. Onu artýk bulamazsýnýz diye
ekliyor. Ýþte o an Garanti Kapsamýný
yaradana havale ediyorum. Senin
dostluðun buysa düþmanlýðýn nasýl olur
be insafsýz deyi de sitem ediyorum. Sahte
seni.
*
Düðünlerde oynamayýp oynamayýp
aniden oynamaya karar verenin enerji
patlamasýna hiçbirimiz yetiþemeyiz, onu
söyleyeyim. Ne hevesmiþ, prangalarýný
kýrar kýrmaz gerdanlar, yere çökmeler,
omuzlar, kývrýlmalar. Bambaþka güzelsin
H a li l AÐl.cA
om
ai
[email protected]
be geç gelen. Ýyi ki geldin piste.
*
Yani sokak köpeklerine yemek
koyduðumuz, mama koyduðumuz
kaplarý sen çöpe attýn diye bizim
gerçekten ama gerçekten o hayvanlara
baþka bir þey koymayacaðýmýzý mý
düþündün. Yani 'vay be madem attýlar
bu kaplarý biz beslemeylim sokak
hayvanlarýný' diyeceðimizi mi
düþündün gerçekten. E, senin kafacýk
maaþallah pýrýl pýrýlmýþ. Temiz yani.
Örselenmemiþ. Afferim sana.
*
Sit-com böcüklerinden daha fenasý
stüdyo
konuklarýnýn
sürekli
alkýþladýðýný ve güldüðünü gösteren
yönetmen. Niye böyle yapýyorsun.
Tamam 1 defa göster 2 defa göster.
Onlar güldü diye bizde güleceðimizi
anlarýz. Dakikada 2 kez fazla geliyor.
Olur mu?
Pazar
29 Haziran 2014 Pazar
Ne Mutlu Farklýyým Diyene
T
ren istasyonlarýnda, erotik film
gösteren
sinemalarda,
þehir
parklarýnda, tesislerin kuþatmadýðý
plaj ve kaplýcalarda eþcinselliðin gizli bir
hoyratlýkla yaþandýðý dönemler sona ermiþ gibi
görünüyor.
Yeni nesiller geyliklerini belirli bir rahatlýkla
ilan edebildikleri gibi sanal ortamdan
yararlanarak çok daha pratik çözümlerle cinsel
hayatlarýný idame ettirebiliyorlar ne de olsa.
Fakat
homoseksüelliðin
pedofiliyle
karýþtýrýlabildiði homofobik Ýtalya'da vaziyet
sanýldýðýnýn aksine, hala parlak deðil.
Dinin baskýsý bir yana, ataerkil toplumun
muhafazakar yapýsý eþcinselleri yýllar boyunca
güdülerini kaçamaklarla yaþamaya iterken
ülkenin yetkin sinemacýlarýndan 1945 doðumlu
Gianni Amelio, belki yoksul ve tutucu Calabria
bölgesinden geldiði için homoseksüel
olduðunu ancak bu sene resmen açýklayabildi.
69 yaþýndaki Amelio bu sene yapýlan 64.Berlin
Film Festivaline Ne Mutlu Farklýyým Diyene
(Felice chi e' diverso/Happy to be different) adlý
belgeseliyle katýlmýþtý. Faþist dönemden
günümüze, Ýtalya'daki erkek eþcinsellerin
maruz kaldýðý muameleleri teþhir eden yapým
tüm Akdeniz ülkelerinde benzer dinamiklerin
geçerli olduðunu bir kez daha hatýrlatýyor.
Ülkenin resmî medya kuruluþu Rai
Cinema'nýn desteðiyle çekilip daðýtýmý Rai
Trade tarafýndan yapýlan 93 dakikalýk belgesel,
Istituto Cinema Cinecittà damgasýný taþýyor.
Faþist rejimin propaganda filmleri dahil olmak
üzere çeþitli dönem çekimleriyle güçlendirilmiþ
olan yapým deðerli tanýklýklarla muhafazakar
siyasetçilerin ve toplumun ikiyüzlülüðünü de
teþhir ediyor.
Kaslý erkek vücudunu yücelten heykellerle
Ýtalya'yý donatan BenitoMussolini eþcinselleri
kastederek "Meyve vermeyen aðaç kesilir"
dediði gibi Favignana ve Ustica adasýný
eþcinsellerin sürgün edilip zorla çalýþtýrýldýðý
birer zindana çeviriyordu.
Belgeselde Hýristiyan Demokratlarla ilgili
çeþitli itiraflarda bulunan bir kiþi ise ülkeyi
laiklikten uzak yöntemlerle yýllarca yöneten
...film...
Giulio Andreotti için biseksüel tanýmýný
kullanmaktan geri durmuyor. Bu arada tutucu
basýnýn zorlamasýyla Hýristiyan Demokrat
bakanlardan Fiorentino Sullo'nun eþcinsellik
damgasý yememek için evlenmesine raðmen
göstermelik nikahýyla yine ayný medya
kuruluþlarýnýn soytarýsý haline gelmekten de
kurtulamadýðýna þahit oluyoruz.
Eþcinselliðin nispeten kabul gördüðü kültür
ve sanat dünyasý da, birleþip belki yeterince
mücadele etmediði için ayný basýnýn hedefi
haline geliyor, eþcinselliðini saklamayan
yönetmen Pier Paolo Pasolini'nin aleyhinde
adeta bir linç kampanyasý yürütülüyor. Çok
sonra milli deðer kabul edilecek olan þairsinemacý adeta lanetleniyor ve aradan yýllar
geçmiþ olmasýna raðmen hunharca
katledilmesinin arkasýndaki gizli güçler ortaya
çýkarýlamýyor. Belgeselde Ninetto Davoli,
Pasolini'yle tanýþtýktan sonra hayatýnýn nasýl
deðiþtiðini ustasýna minnetle ifade ediyor.
*
Ýtalya'da eþcinseller yýllarca kliniklerde
"tedavi" edilmeye çalýþýldý, kendi cinsine ilgi
duyan oðlanlar aileleri tarafýndan kadýnlarla
seks yapmaya zorlandý, akýl hastanelerine
kapatýlýp elektroþoklara ve lobotomilere tabi
tutuldular; AIDS'in patlamasýyla heteroseksüel
refleksli toplum gerildi, eþcinseller Katoliklerin
saðlýklý ve steril hayatlarýna tehdit olarak
algýlandý, adeta Orta Çað'a dönüldü.
O
dönemin
tanýklarýndan
biri
çamaþýrhanede eþcinsellerin çamaþýrlarýnýn
diðerlerinkinden ayrý yýkanmaya baþlandýðýný
anlatýrken Sodom ve Gomorra'nýn lanetinin
Ýtalya toplumunda adeta hortlatýldýðýný hatýrlýyor.
(…)
Söyleþi yapýlan yaþlý eþcinseller kendi
cinslerine olan ilgiden ebeveynlerinin haberdar
olduðu durumlarda annelerin genelde anlayýþlý
olup oðullarýný koruduklarýný, babalarýn ise
beklentilerinin aksine davranan çocuklarýný
aþaðýladýklarýný hatýrlýyorlar. (…) Napolili bir
eþcinsel gey teriminin ABD'den ithal edildiði
döneme kadar halk diline yerleþmiþ olan eski
terimlerin çok daha neþeli, hatta sevecen
olduðunu, gey teriminin mutfaklarda kullanýlan
floresan lambalarýnýn ýþýðý gibi her þeyi tekdüze
hale getirdiðini, bir çimento örtüsü gibi tüm
nüanslarý örttüðünü ve anlamsýzlaþtýrdýðýný
teessüfle ifade ediyor.
Belgeselin adýna ilham veren þair Sandro
Penna'nýn dediði gibi Gianni Amelio da
"Sadece cinsel farklýlýðýna takýlýp kalma, çünkü
bu durum hayatýný senden alýp götürebilir"
cümlesini düstur haline getirin, diyor.
(…)
Filmin afiþinde Jean Cocteau'nun bir çizimi
kullanýlmýþ, müziklerde Ennio Morricone, Nino
Rota, Fabrizio de Andrè gibi saygýn
müzisyenlerin adlarýný görüyoruz. Bestesi
Domenico Modugno'ya, sözleri Pasolini'ye ait
Che cosa sono le nuvole? (Bulutlar nedir?) adlý
þarkýda Modugno'nun içli sesi nostaljik
duygularýmýzý kabartýyor.
Mario Monicelli'nin Il Sorpasso adlý filminde
genç Vittorio Gassman maço görüntüsünden
güç alarak bir eþcinseli küçümsüyor, Vittorio de
Sica'nýn Ieri, Oggi, Domani'sinde Sophia Loren,
Marcello Mastroianni'nin canlandýrdýðý
karakterlerden birini aþaðýlamak için
arkasýndan "ÝBNEEE" diye baðýrýyor.
Memleketin en saygýn sanatçýlarýndan
Corrado Levi, eþcinsel haklarý militanlarýndan
Mario Mieli, ressam Filippo de Pisis gibi
simalar da yapýmda adý geçen önemli
þahsiyetlerden bazýlarý. Filmin sonunda beliren
genç bir gey memlekette bazý þeylerin hâlâ
deðiþmediðinin ifadesi olsa da yönetmen
Amelio LGBT haklarýyla ilgili geleceðe ümitle
bakmamýz gerektiði için yeni nesle de
yapýmýnda yer verdiðini röportajlarýnda ifade
ediyor ve kendininkine benzer bir belgeselin
lezbiyenlere eðilmek üzere çekilmesini temenni
ettiðini de söylüyor.
Ne Mutlu Farklýyým Diyene Ýtalya'nýn imajý
konusunda kliþelere saplanmýþ olanlara
hararetle tavsiye edilir…
(Bu yazý Murat Türker'in bianet.org'da
yayýmlanan "Ne mutlu farklýyým diyene"
baþlýklý yazýsýndan kýsaltýlmýþtýr…)
...film...
n Murat Türker
11
TUZA AÇ BÝR DENÝZÝN ÜSTÜNDE
“... insanlarýn sefaletinin, alçalmasýnýn,
bahtsýzlýðýn önünde eðilmiyorsunuz,
onlarý yeterince sevmiyorsunuzdur.”*
sol avucumda, artýk soluk alamayan deniz yýldýzý.
dipsiz derinliðin kum ýslaklýðý ve yanýltýcý akýþkanlýðýndan ölümün,
yosunlu duvarlarýna yapýþýp –“tutunup”- beklerken...
ölü olsa bile orada, çekirdeðindeki titreþimleri duyumsarým arada bir:
dalgalarýn içinde boðuþan flüt sesleri.
kaçýp gideyim desem, nereye?
gövdem,
tuza aç bir denizin
M. KANSU
üstünde bir tabut gibi yüzer.
*: Marguerite Yourcenar
“Ateþler”-Metis/2013
öksürüklü akýntýlar da
Çeviri: Sosi Dolanoðlu
geçer, rüyalarýmýn içinden:
18-31 Mayýs 2014/Lefkoþa
çamurlu bir havuzun
dibinden havalanan.
en yumuþak ortasýndan sýzarak
boþluða kayan tuzlu suyun acý ezgisi.
açýk pencere ve kapýlarýn içinde
ve ötesinde yaþanan hayatlar.
sonra, birden “irtifa kayýplarý”.
o deniz yýldýzý, denize dönebilse yeniden, umutlanýrdým ne kadar.
Download

sayı 473.p65 - Afrika Gazetesi