PazaR
Tarih: 11 Mayýs 2014 YIL:(8) SAYI: 468 “AFRÝKA”NIN ÜCRETSÝZ HAFTALIK EKÝ
Son
fotoðraf
ve
son el
yazýsý...
Evrim Kamalý’nýn
Gülten Kaya ile söyleþisi
6, 7 ve 8. sayfalarda
Ahmet Kaya’nýn en son çekilen fotoðrafý...
2
Pazar
11 Mayýs 2014 Pazar
THALÝS'iN HÝKAYESÝ VE "ÇILGIN"
RUMLAR'IN UMUT TABURLARI ÖRGÜTÜ!
Mihalis Bumburis'in "Kýbrýs'taki Yaþamdan Bir
Kesit: THALÝS'in Hikayesi" adlý eserini Yunanca'dan
Türkçe'ye Lefkoþa'daki Alaþiya Yayýnlarý(Galeri
Kültür) kazandýrdý.Çeviriyi Çaðdaþ Polili yaptý.
Bumburis 1919'da fakir bir çiftçi çocuðu olarak
dünyaya geldi. Bumburis 1941'den beri AKEL üyesi
olup, 1981-1991 arasýnda Maðusa bölgesi AKEL
milletvekilliði yaptý. Ayný zamanda 30 yýldan uzun
bir süre AKEL Merkez Komite ve Politbüro üyeliði
yaptý. Albaylar Cuntasýnýn 15 Temmuz 1974'de
Kýbrýs'ta yaptýðý darbe sýrasýnda hapse atýldý ve
Güney Kýbrýs eski Cumhurbaþkaný Tasos
Papadopulos ile ayný hücreyi paylaþtý. Bumburis'in
1955-1988 yýllarýnda AKEL Maðusa Sekreterliði
yaptýðýný düþündüðümüzde Ali'nin yardýmýna ilk
koþan ve onu kollamaya çalýþan "Evsizler"
Komitesine de Baþkanlýk yapan kiþinin yazarýn
kendisi olduðunu ileri sürmek mümkündür. Halen
hayatta olan Bumburis'in romancý olmadýðýný,
sadece gördüðü ve yaþadýðý gerçekleri yazdýðýný
söylemesi de bu tezi güçlendirmektedir.
Bu eserin güçlü tarafý gerçek bir tanýklýða dayalý
olmasý ve 2. Dünya Savaþý sonrasý Kýbrýs'ta iki ayrý
yerleþim yerindeki (Görneç-Maraþ) insanlarýn
hayatlarýný bir süre sonra teslim alacak olan "radikal
milliyetçiliðin" anatomisi gibi yazýlmýþ olmasýdýr.
Eserdeki aktör isimleri tümüyle deðiþtirilmiþ ama
olaylar gerçek.
Kitapta Sellahili diye geçen köyün kuzeyde
Görneç olduðu bilinmektedir. Görneç Beþparmak
daðlarýnýn eteklerinde ve Ali'nin doðduðu köydür.
Ali'nin köyüne yakýn olan ormanda büyük bir
yangýn olur ve bazý evler o yangýnda yok olur.
Sonradan Lefkoþa'da sohbet ettiðim yaþlýlar bu
orman yangýnýný hatýrladýklarýný ifade ettiler. Annesi
Ali doðarken ölür, Babasýný ise yýldýrým çarpmasý
sonucu daha önce kaybeder. Ali, hem yetim hem
de öksüz olarak büyür. Ali'nin hayat hikayesi yakýn
köydeki bir Rum kadýnýn "süt" anneliðiyle baþlýyor
ve 2 yaþýna kadar böyle devam ediyordu.
Ali'nin milliyetçi olan teyzesi bu duruma isyan
edip kendisini alýp köye getirmiþ olsa da çok
aðladýðýndan ötürü kendisini tekrar geri "süt"
annesine vermiþti. Lakin Ali biraz daha büyünce
tekrar teyzesinin yanýna geldi.
Ali'nin doðuþtan gelen talihsizliði onun
serüveninde farklý ve zengin bir yolculuðu da
getirmiþti. Ali'nin köyden uzaklaþmasý sadece iþsiz
olmasý deðildi. Ali'nin "süt annesinin" Rum
olmasýndan ötürü baþta teyzesi olmak üzere
etraftakiler ona cüzzamlý muamelesi yapmaktaydý.
Ali ise doðal olarak "süt annesi" Maria'yý ikinci
annesi olarak görüyor ve onu zaman zaman
özlediðini ifade ediyordu.
Ali'nin dramatik ve hüzünlü hikayesi olarak da
okunabilecek olan bu kitap, "sýradan" insanlarýn
yükselen etnik kavgada kiþisel serüvenlerinin
aðýrlaþmasýna da ayna tutmaktadýr. Ali doðuþtan
þanssýzlýklarla dünyaya gelmiþ annesiz ve babasýz
kalarak bir süre sokakta yaþamak durumunda
kalmýþtý. Ailesinin yakýnýndakiler ile köyde
tanýþtýklarý insanlarýn bir "görünen" bir de "gerçek
kimliklerinin" bulunmasý da etnik bir kavganýn
eþiðindeki baþka bir paradoksal durumdu.
Ali ekmek kavgasý ve ayakta durma arayýþýyla
Maraþ'a yakýn bir bölgede iþe baþlar ve bu yanýnda
çalýþtýðý kiþinin yan komþusunun evinin avlusunda
konuþlanmýþ "Umut Taburlarý Örgütü"nden
haberdar olur. Ali'yi iþe kabul eden Rum
kooperatifte çalýþan ve bu yolla insanlara yardým
etmek isteyen biriydi. Ali'yi iþe alýrken ona bir þart
öne sürer: "Ali iþ yerinde Thalis olur." Bu vesileyle
Bumburis'in kitabýnda yükselen
milliyetçiliðin bireylerin
hayatlarýný ve aþklarýný nasýl
kuþattýðýný görüyoruz.
Bumburis'in öz tanýklýðýyla
kaleme aldýðý eserinin gücü
"hakikatlerden" gelmektedir.
Son 60 yýlýn toplumsal
muhasebesine bir de
Bumburis'in aktardýðý bireylerin
kiþisel öyküleri üzerinden
bakmak farklý bir pencere
açmaya katký koyabilir.
"radikal milliyetçi" komþunun kýzý olan Eleni ile
(Thalis)Ali'nin tanýþmasýnýn yolu açýlýr. Ali'nin bu
kompleks iþlerdeki en büyük avantajý Yunanca'yý
Rumlar kadar iyi konuþmasýdýr.
Köy bakkaliyesi iþleten Emil Asafoðlu ise (1922'de
Ýzmir'den "Küçük Asya Felaketi"nden sonra ailesiyle)
sonradan Görneç'e yerleþti. Emil de karma bir ailenin
çocuðudur. Emil bakkaliyesi üzerinden ciddi bir tefeci
olmuþ ve etnik kökeninden çok topraðýna toprak katma
yani zenginleþme konusuna konsantre olmuþtu. Ýngiliz
Sömürge Ýdaresinde tefecilikten ötürü köylerde çok
ciddi sorunlar yaþandý ve bunun üzerine Kýbrýs'ta
kooperatifçilik teþvik edildi. Erken tarihlerde
kooperatifçiliðin Kýbrýs'ta kurulmasýnýn ana nedeni
tefeciliðin köylüleri periþan etmesi ve topraklarýnýn
ellerinden tefeciler tarafýndan alýnmasýydý. Kýbrýs'ýn
gerçek acýlarýndan birisi Rumun da ve Türkün de
tefecilere top yekün teslim olduðu gerçeðiydi.
Bir tarafta Ali'ye dönük bu önyargýlý yaklaþýmlar öte
tarafta ise yakýnýndaki "gizli" kimlikler onu köyün
dýþýnda bir kasabada Maraþ'ta hayatýný kazanmaya
itiyordu. Thalis olarak Rumlarýn yanýnda çalýþan Ali
ise henüz 15 yaþýnda iken tefeciye mahkeme salonunda
"hýrsýz" ve "sahtekar" dediði için 3 ay hapse mahkum
olmuþtu… Görneç'teki Emil'in de köylülerin borçlarýnýn
yazýldýðý defterin sonunu kahraman Ali þöminede
yakarak getirmiþti. Bilindiði gibi tefecilere dönük
en etkili önlem 1940'daki "Çiftçi Borçlarýný
Kurtarma Yasasý"nýn yürürlüðe girmesiyle alýnmýþtý.
Bu yasayla sömürge idaresi Kasaba ve büyük
köylerde "Borç Tanzim Encümeni" bile kurmuþtu.
Bu yolla Ýngiliz sömürge idaresi Kýbrýslý köylüleri
tefecilerin elinden bir ölçüde de olsa kurtarmýþtý.
Eleni'nin babasý "fanatik ve tutkulu" bir milliyetçi
olarak avlusunu "Ýstanbul'u Türklerden geri alma"
hedefindeki "Umut Taburlarý" örgütünün
kullanýmýna vermiþti. Elbette kendisi de örgütün
üyesiydi. Ali'ye 1821'in kahramanlarýnýn isimlerini
ve resimlerini göstermekte ve evde Yunan
Bayraðýný, Evzon Eteðini, Çarýklarýný ve
karabinasýný göstermekten büyük gurur duyardý.
Bu örgüt bir süre sonra etnik temizlik yapmak üzere
Türkleri hedefine koyacaktý. Öyle ki bu örgüt
sadece Maraþ'ta deðil baþka þehirlerde de
örgütlendiðini söylemek mümkündür. Umut Taburu
Örgütü ise kendisine "Ýstanbul'u Türklerden
Kurtarma" misyonunu vermiþti. Böyle bir örgütü
kuranlara ve hele ona inanýp üye olanlara "Çýlgýn
Rumlar" dememek elde deðil! Ortodoks ayinlerinde
Hazreti Ýsa'nýn dirileceðini ve Ýstanbul'un
kendilerine geri döneceðine iliþkin ritüeller olmasý
da böylesi bir örgütün varlýðýna önemli bir dinsel
temel saðlamaktadýr. Zaten Kýbrýs'ta Helen
milliyetçiliðinin Ortodoks Kilisesinin önderliðinde
yükselmiþ olmasý da ayrýca önemli bir ayraç
noktasýdýr.
Benzer zaman diliminde Görneç'te de
Türkiye'den gelen askerlerin okulda toplantýlar
yaptýðýný ve örgütlendiðini ve bu örgüte Ali'nin
teyzesinin de katýldýðýný öðreniyoruz. Özellikle
Rumlarla iliþkisi olan Türklerin cezalandýrýlmasý
konusunda bu örgüt de bazý kararlar almýþtý. Bunlar
arasýnda Ali'nin isim (ve din) deðiþtirmesi üzerine
kendisini
örgütün
cezalandýracaðý
da
anlatýlmaktadýr. Lakin Ali bu durumu bir süreliðine
Ýzmir'de bir pastahanede çalýþmaya giderek ve
oradan Atatürk büstü önünde çekilmiþ resimleri
postayla teyzesine göndererek aþmak istemiþti ve
bunu bir ölçüde baþarmýþtý da…
Bumburis'in kitabýnda yükselen milliyetçiliðin
bireylerin hayatlarýný ve aþklarýný nasýl kuþattýðýný
görüyoruz. Ýki toplumun birbirlerine karþý
örgütlenmesine ve düþman kamplara bölünmesine
raðmen Ali ile Eleni'nin beraberliðinden bir çocuklarý
dünyaya geldi. Ali doðan oðlunu göremedi. Çünkü
Ali, Eleni'nin babasýnýn evinde konuþlanan "Umut
Taburlarý Örgütü" tarafýndan öldürüldü. Örgütün
þiddet eylemlerinin önceden öðrenilmesi ve "Barýþ
Komitesi" tarafýndan deþifre edilmesinin faturasý
Ali'ye kesilmiþti. Eleni hem öksüz hem yetim olan
Ali'den doðan oðlu ile bundan sonraki hayatýný
yalnýz yaþadý. Eleni'nin, Ali'nin ölümünden sorumlu
tuttuðu babasý ise kýzýnýn bir Türk'ten oðlu
olduðunu öðrendiðinde akýl hastanesine düþtü ve
2 yýl sonra orada öldü.
"Umut Taburlarý" olsun Türklerin köydeki
örgütlenmesi olsun "etnik kamplaþmanýn" büyük
kasabalar dýþýnda kýrsal alanda da varlýk gösterdiðini
öðrenmek bu anlamda yeni bir bilgidir. Aslýnda
karma hayatlara etnik çatýþmanýn "üniform" edici
gücüne bir de doðrudan göz tanýðý olan Bumburis'in
penceresinden bakmak gerekiyor. Bumburis, sözlü
tarih yoluyla ve öz tanýklýðýyla kaleme aldýðý eserin
gücü de bu "hakikatlerden" gelmektedir. Son 60
yýlýn toplumsal ve tarihsel muhasebesine bir de
Bumburis'in "sözlü" tarih yoluyla bireylerin kiþisel
öyküleri üzerinden bakmak farklý bir pencere
açmaya katký koyabilir.
Mehmet HASGÜLER
Pazar
Sahibi:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk
Limited
Editör:
Faize
ÖZDEMÝRCÝLER
Dizilip Basýldýðý Yer:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk Limited Tesisleri
Görsel Tasarým:
Erdem YORGUNOÐLU
Matbaa Teknikeri:
Bünyamin NAZÝK
E-Mail: [email protected]
Web: www.afrikagazetesi.net
11 Mayýs 2014 Pazar
Pazar
BEÞPARMAK
BEÞLÝKLERÝ
BEÞPARMAKTIM YÜCEYDÝM
KUYU KUYU BEZENDÝM
BRE HEY NANKÖR ÝNSANCIK
YONTTUN BENÝ KURUTTUN…
BEÞPARMAKTIM YEÞÝLDÝM
ADIM ADIM EZÝLDÝM
ODUN OLDUM SEVÝLDÝM
BRE HEY NANKÖR ÝNSANCIK
YAKTIN BENÝ KARARTTIN…
BEÞPARMAKTIM KARTALDIM
ÖZGÜR ÖZGÜR UÇARDIM
KALLEÞLERE AVLANDIM
BRE HEY NANKÖR ÝNSANCIK
VURDUN BENÝ TÜKETTÝN
BEÞPARMAKTIM KAYAYDIM
KOCA KOCA MAÐARAYDIM
PARÇALANDIM ÇÝZÝLDÝM
BRE HEY NANKÖR ÝNSANCIK
YAKTIN BENÝ ÝNCELTTÝN
BEÞPARMAKTIM BESTEYDÝM
ÞÝÝR ÞÝÝR SÖYLENDÝM
DÝLLERDE HEP ÞARKIYDIM
BRE HEY NANKÖR ÝNSANCIK
YIRTTIN BENÝ YOK ETTÝN…
MUSTAFA C. AZÝZOÐLU
Aðustos, 2005 - Girne
3
4
Pazar
n Filiz Naldöven
11 Mayýs 2014 Pazar
/ ([email protected])
SABAHTAN AKÞAMA/
KAHKAHADAN AH’A KADAR/13
Bir gün, Mayýs, 2014
SABAH:
Sonsuz
bir
evdir
evren.
Tümdengelimle, birçok baþka evreni
aþarak yerküreye inince, o baþka bir ev.
Ev kýta oluyor önce, sonra ülke
daralýrken, giderek þehir, ardýndan
semt. Semtin sokaðýnýn bir kapýsýna
anahtarý takýp kilidi çevirirsin. Trýk!
Sonra pat! Kapatýrsýn kapýyý.
Diðer evler dýþarýda ve yaban
kalakalýr.
Orada baþka bir koku var. Baþka
sesler, renkler. Deðiþik bir ýsý. Elbisenize
sinen kokularla, ayakkabýlarýnýzýn altýna
biriken toz toprakla, zihninize yapýþýk
yýðýnla düþünce ve imgeyle girersiniz
içeri.
Ezberdir, konsolun üzerindeki resimli
çukur kaba anahtarlarý býrakývermek. Ya
da askýnýn bir yerine takývermek.
Ayakkabýlarý, ceketi bir çýrpýda
çýkarmak, terliðin yumuþaklýðýna
sýðýnmak ve en yakýn koltuða
çöküvermek. Ohhh!
Ýç içe odalar gibisin önce, ortadaki
sündürme bölmese. Üstüne baþýna,
dimaðýna sinen dýþarý henüz sýcaktýr.
Markette dolaþýrken edindiðin sebze
kokularý burnundadýr henüz. Eczanenin
kokusu. Karþýlaþtýðýn eski bir dostun
gülüþü gözlerine iliþiktir, kasada
beklerken sakýz alan çocuðun bozuk
paralarý sayýp döküþü. Hýzla önünden
geçen arabanýn sýçrattýðý su ve senin
telaþla kaldýrýma atlayýþýn. Uzun
zamandýr bir türlü çözemediðin
bürokratik iþ ve memurlarýn asýk suratý.
Koltuða yayýlýp kapatýrsýn gözlerini.
Alacalý bir karanlýk basar. Her þey
birbirine karýþýr.
KUÞLUK
Yaþlý bir zeytin aðacýnýn gövdesidir
çocukluk. Henüz zeytin vermeyen
gümrah, yeþil bir aðaççýkken, rüzgarla
neþelenip dururken, altýnda top
oynayan çocuktur.
Çocuk sonradan hangi gövdelere
dokunacaðýný, hangi ellere kendini
teslim edeceðini, hangi aðaçlarýn
altýnda oturacaðýný, hangi evlerde
yaþayacaðýný bilmeyendir.
Ýlk evini hatýrlamaz. Ýlk evi, ilk yataðý,
içinde yumuþakça dönüp durduðu
plazma. Bir virgülü andýran duruþu,
hatta dudaklarýnýn arasýndaki minik
parmaðýyla, göbek baðýndan
kopmadan, hafifçe dolandýðý ev. Bir
baþka canýn içinde, baþka bir gövdenin
verdiðiyle yetinen. Öyle orada gizli.
Güvende mi, emin deðilim. Aslýnda
içinde bulunduðu gövdenin ne
yaptýðýna, neye maruz kaldýðýna baðlý.
Boþuna mý o kadar aðlamasý,
paralanmasý? O mutedil denizciðin
korunaklý koyundan çýkýnca oksijen
travmasý. Ve her þey devasa. El
deðmemiþ bedene deðen, onu
hýrpalayan, evirip çeviren bir sürü el.
Yanýp duran akciðerleri. Çýðlýklar
Biz ada halký, duvarlarýn dilini çözecek kadar yetkin olsaydýk eðer, çoktan
geri vermiþtik birbirimizin evini. Orada kurulan hayatlarý, orada beslenen
umutlarý, yakan acýlarý.Belki de itiraf, bir parça karþýlýklý geri verme
halidir. Herkese, hakký olana. Barýþmak belki de evlerin de kucaklaþmasýný
getirir sonra. Duvarlarýna sevinç yazýlabilir...
çýðlýklar…
Sonra yumuþacýk, sýcak baþka bir ev.
Mührünü ömrüne vuracak bir koku. Anne
kucaðý, kolu, dudaklarýna deðen meme
ucu. Süt!
Bir daha asla, kendini böyle seven bir
evde oturmayacak. Hiçbir duvar böylesine
yumuþak, böylesine þefkatli, böylesine aþýk
olamayacak ona. Hiçbir gövde aðzýna süt
damlatmayacak. Kucakladýðý hiç kimse
onu bu kadar korumayacak.
Öyle karþýlýksýz, öyle sonsuz
sevilmeyecek. Bir bilse, ah bir bilse, nasýl
da büyümez, nasýl da çýkmaz o evden!
ÖÐLE
Dallanýp budaklaþýnca geniþliyor ev.
Nesneye dönüþüyor. Yatak, yorgan, oda,
masa, sandalye oluyor. Kokular, renkler, ýþýk
deðiþiyor. Pencere, kapý. Sütün tadý, kokusu,
cam bardak. Çok özlenilen anne teni
eskisinden az dokunuyor.
Evin bütün kokularý her hücresine siniyor.
Temizlik kokularý, kir kokularý, yemek
kokularý, parfüm kokularý…
Her dönemde evde baþkadýr kokular.
Mangal kömürüyle ýsýnmayan, mangalda
kestane piþirilmeyen bir evin kokusu,
elektrikli ocak, soba, fýrýn kullanan bir evde
yoktur. Gaz lambasýnýn yakýldýðý bir evde,
islimin, mutlaka sinmiþtir kokusu duvara,
eþyaya. Gaz yaðýnýn, ispirto rakýsýnýn
kokusunu pek tanýmaz þimdiki evler. Tüp
gazýn kokusunu tanýr.
Biz küçükken beyaz çamaþýrlar kazanda
kaynatýlýrdý fokur fokur. Suya beyaz tozdan
bir deterjan eklenirdi. Sonra durulama
suyuna çivit katýlýrdý. Çivit mavi bir parlaklýk
verirdi beyazlara. Ýplere asýlmýþ, rüzgarda
dalgalanan çamaþýrlarý seyrederdim.
Hafifçe salarlardý kokularýný. Bir temizlik
sarhoþluðuydu, giderdi. Avlu kokardý önce,
sonra çamaþýrlar katlanýp ütülenirken
odalar kokardý.
Böylece birikir her þey içinde yaþadýðýnýz
mekandan, içinize. Koku ki, çok tuhaf bir
algýsýdýr gövdenin, uzun yýllar sonra buruna
dokunduðu anda sizi baþka bir mekana
ýþýnlar. Baþka bir hatýraya, baþka bir
dokunuþa, baþka bir sese gidersiniz.
Bambaþka bir cümleye yazýlýrsýnýz. Bam
adlý telinize basmýþtýr koku ve bilinçaltýna
yýðdýðýnýz ne varsa geriye çaðýrýr.
ÝKÝNDÝ
Ben-im ev-im dediðimiz mekana olan
aidiyet duygusu ne zaman, nasýl oluþur?
Uzun zamanlar yaþayýp anýlar biriktirdiðiniz
mekan mý, yoksa geçen süre önemli deðil
mi? Doðduðunuz ev midir en unutulmaz
olan yoksa çocuk sahibi olduðunuz ev mi?
Bir eve veda ederek ayrýlmak mý daha
etkilidir onu hatýrlamada, yoksa zorla
koparýldýðýnýz hal mi? Kovulduðunuz ya da
bir felaket, ölüm, savaþ nedeniyle terk
etmek zorunda olduðunuz ev mi iþgal eder
hatýranýzý en çok?
Bir evden gitmek istemek kaçar gibi,
neyin belirtisidir?
Terk ettiðiniz bir eve zaman sonra
dönünce hissettiðiniz nedir?
Duvarlarýn, eþyanýn, kapý ve pencerelerin,
niþlerin hafýzaya dokunduðu yerde yeniden
oluþabilir mi ev? Ne yaparsanýz yapýn
geçmiþe geri dönememek üzere kuruludur
hayat. Bir zamanlar gittiðiniz, sonra da
döndüðünüz bir evin eskiye dair her gereðini
yapsanýz bile artýk ev o ev deðildir. Çünkü
içinde yaþayan da o insan deðildir. Evin
hafýzasý ve içinde yaþayanýn hatýrasý bir
beraberliði oluþtursa bile, geçmiþe kazýnan
bir resimdir. Yeniden içinde kurgulanan
hayat bellekte bir hatýra olmaya
mahkumdur.
Yeni bir ev boþ bir sayfadýr yazýlacak
olanlarý bekleyen. Duvarlarýn, kapý ve
pencerelerin gözleri kayda almaya baþlar
yaþananlarý. Uzun yýllar sonra bir ruh
mikroskobuyla derinlemesine bakýlsa
orada yaþanan hayatýn üst üste binili
Pazar
11 Mayýs 2014 Pazar
cümleler, kelimeler halinde yazýlý olduðu
görülür. Hayatýn hikayesini bir turnusol
kaðýdý gibi emip duruverir eþya. Kapýlar,
pencereler sonuna kadar açýk bile kalsa
yazýlar uçup gitmez hiçbir yere. Kat kat boya,
kat kat cila sürülse eþyalara; eprise, çürüse
de kulaðýnýzý dibine yaklaþtýrýnca cümleler
sese dönüþecek ve anlatacaktýr hikayeyi.
AKÞAMÜSTÜ
"Akþamüstüyüm kendimi bildim bileli/
günberi olmadý ya çok uzakta…"
Doðduðum ev kerpiçti. Büyük, yüksek
pencereli, tavaný mertekli odanýn duvarýna
dayalýydý yataðým. Pencerenin dibinde.
Erken uyanamayan ben, çoðunlukla
sabahýn henüz mavi vaktinde gözlerimi
açar, pencereden gökyüzüne bakardým.
Parlayan birkaç yýldýz görürdüm adýný
koyamadýðým o mavilikte. Sonra uzaktan
deve çýngýraklarýný duyardým.
"… Eðilip öpmek isterdim göðsüme
saplanan o aþký eskiden/Gür tabanlý bir
bahçeydi
ömürdü
meyvelerdi
çocukluðuma düþen/Develerin çýngýraklarý
bakýp durduðum o yüksek pencereden/Var
mýydýlar, yoktular gibi geçiyor içimden ama
her sabah/Çýnlardý ve çalardý uykumu
gövdemden…" *
63'ü, on yaþýma girmeden, yýkýlýp beton
yapýlan kerpiç evin kapalý bir odasýnda
kurþun ve silah temizleyip hesabýný tutarak
geçirdim. Korktukça merdiven altýna
týkýldýk. Eve girip çýkan mücahitlere ekmek
zeytin kýzarttým gabiralýkta. Yüzlerini
yýkarken onlara peþkir tuttum. Arama yapan
BM askerlerini, yatakta sözüm ona nakýþ
iþlerken karþýladým. Annem baþörtüsünü
taktý, okuyup evin her köþesine üfledi. Çok
üþüdüm. Nedense o iki ýzbandut evin her
köþesine göz gezdirdiði halde,
çekmeceleri, dolaplarý, kapaklý kanepeyi,
yatak altlarýný karýþtýrmadý. Karýþtýrsalardý
evin her köþesinin silah, kurþun ve el
bombasý dolu olduðunu göreceklerdi.
Üzerinde oturduðum yataðýn altý dahil…
Sonradan metal kokusundan neden
nefret ettiðimi buldum. Sarý bez ve yaðla
'kurþunlarý, silah parçalarýný parlat ve say'
buyruðuna uymak zorunda kalýþýmý ve o
kokularý hatýrladým. Þimdi nerede o koku
burnuma gelse kaçacak yer arýyorum
kendime. Bir de suçluluk duygusu ki, tarif
edilemez…
Zeytin yerken merdiven altýndaki büyük
küp gelir hemen aklýma. Annemle
babamýn kavga ede ede tuzladýklarý
kilolarca zeytin. Annemin, üç kiþiyiz, kim
yiyecek sorusu; babamýn kýsmeti olan yer,
savunmasý. Kýsmeti olan mücahitlere
gabiralýkta kýzarttýðým zeytinler…
2003'te Limasol'daki evimi ziyarete
gittiðimde, kapýdan girer girmez bütün
kokular burnuma ve ruhuma doldu. Ayný
zamanda annemin piþirdiði güzelim
yemeklerin kokularý, gül suyu, garbolit
sabunu, masalara serilmiþ beyaz çarþaflar
üzerinde kuruyan molehiya kokusu,
dolaplarda asker gibi dizili ütülü beyazlar
arasýndaki kuru yaseminler, mis çiçekleri
kokusu…
GECE
Ev hem yaþanmýþlýðý hem düþleri taþýr
bünyesinde. Kurduðumuz hayaller,
yazdýðýmýz þiirler, mektuplar… Hepsi
taþlarýn arasýnda, sývanýn katmanlarýnda,
köþe dipte uykudadýr. Düþünceler,
kurduðumuz mühür cümleler birbirimize.
Hatta hýzla atýlmýþ, beþ parmak izinin
yanaðýmýzda leke kaldýðý aðýr bir tokadýn
sesi. Ýçli bir aðlama. Bir hasret hiç bitmeyen.
Tellerine dokunduðumuz kemanýn sesi.
Çaðýran anne. Dinmeyen aðýr bir öfke.
Her rengin kullanýlýp çizildiði katman
katman resimlerdir.
Çok eski evler yýkýlýrken duvar
aralarýndan eskiden yapýlan büyüler;
örneðin bir tutam saç, küçük bir þiþeye
konmuþ civa, naylona sarýlmýþ diþ
fýrçasý, bir yerine çivi çakýlmýþ küçük bir
vudu bebeði düþebilir. Büyü birçok
negatif
enerjiyi
kendinde
barýndýrdýðýndan evde huzursuz bir hava
yaratabilir. Evin bir köþesinde oturmak
insana keyif verirken, baþka bir
köþesinde huzursuz olunabilir.
Ýnsanýn içerlek duygularýyla evin
herhangi bir yeri birbirine düþman ya
da dost olabilir. Eþya için de geçerlidir
bu. Bazý eþya bizi rahatsýz eder. Tozunu
bile almak istemeyiz. Bazýlarýna baðlýyýz
gönülden. Eskise de, yýpransa da onu
atmaya kýyamayýz.
Göçmen oldunuz mu? Kendinizi
baþkasýnýn, üstelik korkuyla, zorla terk
etmek zorunda kaldýðý bir evde yaþadýnýz
mý? Yaþadýnýzsa karþýnýzdaki
pencerede nasýl bir perde asýlý
olduðunu, evdekilerin mutlu olup
olmadýðýný, kaç kiþi yaþadýklarýný,
savaþta aileden birini kaybedip
kaybetmediklerini düþündünüz mü?
Evdeki herhangi bir leke, bir yýkýntý,
bir toprak fýrýn, dolap dolusu çeyiz size
ne anlatýr? Duvarda asýlý kalmýþ cezve,
banyodaki saç kurutma makinesi,
merdivenin dibinde tepetaklak olmuþ
bahçe terlikleri? Bombadan çöken bir
damýn altýnda kalan gramofon ve
plaklar… Askýdaki giyilmemiþ gelinlik…
Hayýr etmez artýk bu ev, derdi annem.
Hele yýllarca birikmiþ fotoðraf
albümleri? Hayat, hayatlar. Sonra
üstüne eklediðiniz sizin hayatlarýnýz. O
'hayýr etmeyecek' evde kurguladýðýnýz
her þey, -asla sizin olmayan- benimdir
dediðiniz o evin içli içli aðlayan
duvarlarý.
Evin acý çektiði, geceleri uykusuz
kaldýðý, geçmiþi deþip deþip kanadýðý
ve ruhunuza bir þeyler fýsýldadýðý vaki
midir? Yoksa hiç kulak vermediniz mi?
Gecenin ýssýz bir vaktinde panjurlarýn
çarparken ne söylediði, kapý gýcýrtýsýnýn
mýrýltýsý, iki duvarýn bir biriyle
konuþmasý…
Evi terk eden de baþka evdedir ve
onun duvarlarýný dinlemelidir. Eskilerin
dediði, duvarlarýn dili olsa da konuþsa,
deyimini unutarak; gerçekten bütün
ruhuyla dinleyip onlarýn dilinden
anlamalýdýr. Biz ada halký, duvarlarýn
dilini çözecek kadar yetkin olsaydýk
eðer, çoktan geri vermiþtik birbirimizin
evini. Orada kurulan hayatlarý, orada
beslenen umutlarý, yakan acýlarý.
Belki de itiraf, bir parça karþýlýklý geri
verme halidir. Herkese, hakký olana.
Barýþmak belki de evlerin de
kucaklaþmasýný getirir sonra.
Duvarlarýna sevinç yazýlabilir.
Ara bölgedeki metruk evler, ada
tarihinin en önemli sembolleridir.
Geçmiþ, bütün yaþanmýþlýðý ve
acýlarýyla o metruk evlerin birbirlerine
fýsýldadýðý hikayelerdedir.. Ve onlara
yaklaþýp seslerini iþitebilmek, oracýkta
içteki düþmanlýðýn çözülüp gitmesini
saðlayabilir.
Bu defa sýnýrdan geçerken, bir kulak
misafiri oluverin derim.
*Filiz Naldöven/ Hafýzalý Doku, Ýkinci
Cemre adlý þiirden.
Fotoðraf: Hasan Gazi
anakapýn
nefesteki su damlasý
güçlü itme yetisi
aðýr mý aðýr
insan giren
insan çýkan
çektikçe açýlan
ittikçe kapanan
her þartta ve her daim
en becerikli hali elin
gülmenin kýsýk göz kenarý
cama yapýþan gözyaþý
tek damlasý
iz býrakan dýþtan içi
içten dýþý gözetleyen
duvarýn esnek þeffaf yaný
sevinmek ve
sevilmek gayesiyle
ve her zaman
ne davet ne vize ne genelge
geçiþler fora
serbest akýþý gönlün
aktýkça daha ana
aktýkça daha ada
tanrý aslýnda
zamansýz mayýs yaðmuru
belki biraz aðustos
aðaran azalan saçlarýn
hasrete tutuþmasý
tükenmezi
bilinmezi
ANA
kapýn
fatma akilhoca
5
6
Pazar
11 Mayýs 2014 Pazar
Gülten Kaya ile Söyleþi…
n Evrim Kamalý
Gülten Kaya: Masum biz þarkýdan
hazin bir öykü çýkartýlmamalýydý...
Gülten Kaya denince akla
Ahmet
Kaya
gelir,
onun
gölgesinde kaldýðýnýzý düþünüyor
musunuz?
Ahmet Kaya sürecinin benimle
birlikte algýlanmasýnýn bir nedeni var
tabii. Çünkü bir yol arkadaþlýðý
yürüttük. Bir de çok erken ve genç
yaþlarda baþlayan bir beraberlikti. Ben
25 yaþýndaydým, 25 yaþýndan geriye
gittiðimde; ortalama 4 yýllýk hapishane
hayatým var, siyasi tutuklu olarak.
Onun dýþýnda eðitim hayatý ve
aktivistlik hayatým var. Çok fazla bir
þey yok aslýnda. Bir kasabada
dünyaya geldim, sonra kente geldik,
sonra daha da büyük bir kente geldik.
Türkiye'nin 70li yýllarýný; bir Kürt,
Alevi, kadýn olarak, muhalif ve
devrimci kiþiliðimle yaþadým.
Üniversite sýrasýnda da zaten 12 Eylül
darbesi oldu ve biz tutuklandýk.
Tutuklanma gerekçeniz ne idi?
O sýralar çok þablondu gerekçeler,
"örgüt yöneticiliði" ya da "örgüt
üyeliði."
Bu iki þablon madde ve gerekçe
dýþýnda çok fazla bir þey yoktu.
Hepimize ayni þey uygulandý. Önce
168/1 numaralý, karþýlýðý idam olan
bir madde vardý. Onunla yargýlamak
istediler. Daha sonra "örgüt üyeliðine"
karar verdiler. Ortalama 4 yýlým askeri
cezaevinde geçti. Çýktýktan sonra
birtakým saðlýk problemleri yaþadým
ve her þey darmadaðýn olmuþ
durumdaydý. Dýþarýda býraktýðýnýz
hayat daðýlýyor, çünkü içerisinde yer
aldýðýnýz, ruhunuzu ve ütopyalarýnýzý
paylaþtýðýnýz hiç kimse kalmýyor
geride. Her þeye sýfýrdan baþlamak
gerekiyor. Eðitim hayatým zaten
daðýlmýþ bir vaziyette idi. O haklar
elimizden alýnmýþtý. Bir de o ara,
sürgün cezalarý veriliyordu. Mesela
benim iki buçuk yýl kadar Çankýrý'da
bir sürgün cezam vardý. Onu
beklerken hayata baþlayamýyorsunuz.
Sürgüne gönderilecek miyim?
Çankýrý neresi? Bir yýl o belirsizlikle
geçti. O arada Ahmet'le tanýþtýk zaten
1985'te. O dýþarýda, ben içerde ne
biriktirmiþsek hayata karþý ayný
pencereden baktýðýmýzý görüp,
bildiklerimizi biriktirdiklerimizi
ortaklaþtýrdýk ve bu ilk albümden
itibaren üretime dönüþtü. Hem
ütopyalarýmýzýn aynýlýðý, hem hayatý
ayný yorumlama biçimimiz, þiir,
edebiyat
seviyor
olmamýz,
hayatýmýzýn bir parçasýnýn sanat
olmasý, benim önerdiðim bir þeyden
onun çok etkilenmesi, o yeteneðiyle
onu besteleyebilmesini gördükçe,
baktýk ki aslýnda bu da bir kavga alaný.
Sanatla muhalefet etmek. Onun için
ikimiz de enerjimizi bu potada
kullanmaya baþladýk. Ben mutfak
dediðim arka planda, o üreten insan
olarak ön planda. Ama bu hep birlikte
yürütülmüþ bir süreçti. Mesela abim
Yusuf Hayaloðlu'nun büyük emeði
vardý çalýþmalarýmýzda. Hem þarký
sözleriyle, hem de her türlü katkýsýyla.
Yani biz üç kiþiydik, Yusufcan,
Ahmetcan ve Gültencan. Benim
Gülten KAYA: “Ahmet Kaya'nýn mezarýný Türkiye'ye getirmek mi… hayýr…
Diyelim ki getirdik buraya, bu iþ olmadý mý sayacaðýz? Yani temize mi çekeceðiz
tarihi? Böyle bir þey olamaz. Tarih yazýlmýþtýr. Deðiþtirmek bizim haddimiz deðil.
Orada olduðu sürece bu sayfa açýk kalýr ve sorgulanýr ama diðer türlü bu sayfa
kapanýr. Bu ülkede hani özgürlükler? Hani nerede? Dün giden sanatçýydý, þairdi
belki yarýn bir sinemacý, gazeteci gidecek. Zihniyet duruyor ayný yerde. Ruhi Su'nun
mezarý, Can Yücelin mezarý tahrip ediliyor belirli aralýklarla. Nereye getiriyoruz? O,
bu topraklarda özgürce dolaþabilmeliydi. Oysa, onun artýk itirazýný duyamýyoruz. O
duyamayacaðýmýz itiraz bu topraðýn altýnda olsa ne fark eder, öbür topraðýn altýnda
olsa ne fark eder. Yani sokaklarýnda özgürce yürüyemediði bir ülkeye onu
omuzlarda getirmenin hiçbir anlamý yok diye düþünüyorum...”
açýmdan, bu bir varoluþ biçimiydi. Gülten
Kaya aslýnda gölgede deðildi, Gülten
Kaya üretimin bizzat içindeydi. Vitrinde
olmasý gereken insan artýk olmayýnca,
vitrine benim çýkmam gerekti böylece
insanlar beni merak etmeye ve kim
olduðumu biraz anlamaya baþladýlar.
Deðiþim stüdyosu süreci var, orada
ne gibi çalýþmalar yapardýnýz, o
stüdyodan neden GAM müziðe
geçildi?
Sanatçý Selda Baðcan, ben Metris'te
tutukluyken bir vesileyle, bir þarkýsýndan
dolayý tutuklandý ve yanýmýza getirildi. Biz
cezaevinde onunla arkadaþ olduk. Selda
Baðcan ve abisi Sezer Baðcan bir ses
kayýt stüdyosu açmýþlardý. Selda da hep
birlikte çalýþalým istiyordu, dolayýsýyla ben
cezaevinden çýktýktan sonra, Deðiþim
stüdyoda beraber çalýþmaya baþladýk.
Ahmet de birinci albümünü orada
hazýrlamýþtý. Ahmet'le orada tanýþtýk.
Orada da ortak üretim dönemi oldu çünkü
ikinci albümü Acýlara tutulmak'ý orada
birlikte hazýrladýk. Sonra kendi iþlerimiz
yoðunlaþýnca ve biz evlenince, ben
oradan ayrýldým. Deðiþim stüdyo, bize ait
deðildi, Baðcan kardeþlere aitti. Çok uzun
yýllar sonra, biz kendi kayýt stüdyomuzu
kurduk. Gülten Ahmet Kaya - logosunda
karga olan bir þirket "GAK" diye karga
ötüþünü çaðrýþtýrdýðý için, öyle bir ironi
yapmýþtýk. Ahmet Kaya'nýn son üç
albümünü orada hazýrlamýþtýk. Sonra
sürgün süreci baþlayýnca, Ahmet ülkesine
dönemeyince, o stüdyoyu tasviye etmek
zorunda kaldýk. GAK anonim þirketti ve
orada çok iyi bir stüdyo kurmuþtuk.
Ahmet'in çok büyük hayalleri vardý. Ýlk
defa kendine ait bir stüdyosu olmuþtu.
Fakat dönüþü olmayan bir süreç oldu
hayatýmýzda. Ben Ahmet'ten sonra bir
stüdyoyu açýk tutmanýn çok gereksiz
olduðunu düþündüm.
Ahmet
Kayayla
siyasi
görüþlerinden dolayý zýt düþtüðünüz
veya bir birinizi etkileyeme
çalýþtýðýnýz, fikirlerinizi tartýþtýðýnýz
zamanlar oldu mu?
Sabahlara kadar! Hayatý yorumlamada
bir zýtlýðýmýz olmadý çünkü siyasi bakýþ
açýlarýmýzda çok fazla zýtlýklar yoktu.
Tartýþmalarýmýz daha çok üretimle
ilgiliydi. Bir þarkýnýn yapýlmasý, oluþum
süreci tartýþmalarýydý onlar. Siyaseten
farkýmýz yoktu, ama sabahlara kadar
siyaset konuþtuðumuzu biliyorum. Hatta
bu öyle bir durumdu ki, mesela abim hep
"siz berbat bir çiftsiniz, hiç romantik
deðilsiniz" derdi. "Sürekli televizyondaki
bir açýk oturum programý açýp karþýsýnda
oturan bir çiftsiniz, düþünemiyorum
böyle bir aþk" diyordu. Hâlbuki o aþký
çok besleyen bir þeydi. Dünyayý birlikte
yorumlama haliydi. Ama sahiden, þimdi
düþünüyorum, bizim en romantik þeyimiz
oydu. Bir konuyu, bir gündemi ya da
geleceði tartýþmaktan ve fikir üretmekten
çok büyük keyif alýyorduk. Öyle bir
noktaya gelmiþtik ki, Ahmet gittikten
Pazar
11 Mayýs 2014 Pazar
sonra, ben yarý zamanýmý Türkiye ve
Fransa'da geçiriyordum. Biraz orada
biraz burada, o nasýlsa geri dönecek diye.
Bazen, telefon açardý bir tartýþma
programý sýrasýnda, oradan bir sohbet
açýlýrdý, sonra bir bakardým 3 saat
telefonda konuþarak geçmiþ. Sanki
biraradaymýþýz gibi o alýþkanlýðý devam
ettirmiþtik. Paris'te iken de siyaset bizim
gündemimizde hep vardý ve siyaseti hep
konuþurduk. Tartýþmalarýmýz daha çok
üretirken, o da en iyi olmasý adýna idi.
Genelde bu hacimde bir sanatçý,
profesyonel bir ekiple çalýþýr. Ama biz o
kadar profesyoneldik ki, dýþarýdan hiç
kimseyle bir þey yapma ihtiyacý
duymadýk. Tabii o sýralar belki buna
ihtiyaç da yoktu. Çünkü bu kadar özel
yayýnlar, medya, özel kanallar, dergi,
gazete yoktu. Mevcut olanlar da bizimle
zaten ilgilenmiyordu. Biz üvey evlattýk,
ülkenin "Piçleri" gibiydik. Oralarda
görünmekten de hoþlanmazdý Ahmet.
Ama üretimin bütün safhalarýný, çok
didikleyerek, çok incelterek, tartýþarak
yürütürdük.
"Ülkenin piçleri" iken günümüze
nasýl geldiniz? Bu gün artýk çeþitli
sanatçýlarla çýkardýðýnýz albümlere
imza atabiliyorsunuz. Sizce ne gibi
açýlýmlarla bu güne gelindi?
90larýn sonundaki mantalite ile, þimdi
13,14 yýl sonraki bakýþ açýsýnda küçük
çaplý da olsa bir geliþme var. Esasýnda, o
fonun önde duran bu yalýn gerçek
çeliþkisi kýsmen giderilmiþ durumda. Ama
halen bitmemiþtir. Daha dün Alevilerin
özel radyo kanalý Cem'de, "bu programda
Kürtçe de okutmam, Arapça da okutmam,
sadece Türkçe okunur. Bu benim
programým" diye bir sunucu çýkýþ
yapýyor. Bu zihniyet olduðu yerde
duruyor. Duymuþsunuzdur; üzerinde
Ahmet Kaya T-shirtü olan kiþiler
dövülüyor, Ahmet Kaya dinliyorsa CD'si
kýrýlýyor, bunlar halen karþýlaþtýðýmýz
þeyler maalesef. 14 yýldýr bir mücadele
veriyoruz. Özellikle kiþisel olarak ben
yürütüyorum. Her defasýnda bunun bu
ülkeye hayrý dokunmayan bir zihniyet
olduðunun, ýrkçýlýk olduðunun altýný
7
ýrkçý zihniyetin, o zihniyetin
neredeyse temsilciliðini yapan
medyanýn, bu korkularý yaratan
sistemin, yargý sisteminin, her þeyin
çok büyük payý var. Neyi
baðýþlamýyorsunuz dediniz, hiçbir
þeyi baðýþlayamýyorum. "sizden özür
dileniyor" diyorlar, bana çok sýk
geliyor bu soru ama sahicilik diye bir
þey vardýr. Mesela diyelim ki bir
gazetenin tepesinde hâlâ "Türkiye
Türklerindir" diye yazýyorsa, o gazete
özür dileriz Ahmet Kaya diye manþet
atsa bile benim için bir þey ifade
etmez. Çünkü bu zihniyet baþkalarýna
da zarar verir. Bu zihniyetin bitmesi
gerekiyor. Bunun tedavi edilmesi,
düzeltilmesi gerekiyor.
GÜLTEN KAYA - AHMET KAYA
çizdim. Sesim kime kadar ulaþtý
bilmiyorum. Ama masum bir þarkýdan
hazin
bir
öykü
çýkartmamak
gerektiðini,azýnlýk da olsa bir kesim
anladý. Dolayýsýyla sanatýn aslýnda
bölmeyen, ayrýþtýrmayan, tersine,
siyasetin bir araya getiremeyeceði
insanlarý bir araya getiren, çok özgür
olmasý gereken bir alan olduðunu
kavrayanlarla ancak bu yolu yürümek
mümkün olabiliyor.
10 Þubat gecesinden sonraki
hayatýnýzda en çok hissettiðiniz,
affedemeyeceðiniz olaylarýn baþýnda
hangileri vardýr?
Ertesi günden itibaren çok ciddi bir
kýstýrýlmýþlýk duygusu içerisine sokulduk.
Nefes alamayacaðýmýz kadar üzerimize
çöken bir duyguydu o. Çok manipüle
ediliyordu her þey. Ana haber bültenleri,
basýn... Bir can güvenliði sorunu çýktý
ortaya. Çocuklar okula gidiyorlardý,
onlara zarar verilebilirdi, Ahmet'e zarar
verilebilirdi, tehdit mektuplarý alýyorduk.
GAK stüdyo kurþunlanmýþtý. Evin önünde
arabamýz kurþunlandý. Ahmet kafasýna
GÜLTEN AHMET
NÝKAH TÖRENÝ...
estiði anda çýkýp herhangi bir yere
gidebilmeyi çok seven bir insan. Arabaya
atlayýp Adana'da portakal bahçelerine
gitmeyi isteyebilir mesela. Bu kadar
özgürlüðüne düþkün bir adamý biz can
güvenliði sorunundan dolayý kapattýk.
Yaratýlan o ürkütücü havadan dolayý da,
kimse gelip gitmemeye baþladý. Normal
hayatýmýz
bitmiþti,
bambaþka
kurgulanmýþ bir hayatýn içinde bulduk
kendimizi. Her türlü çok ürkütücüydü,
çok griydi, çok karanlýktý, çok siyahtý.
Tanýmlayamýyorum açýkçasý. Benim
bütün meselem Ahmet'i ve çocuklarý
korumaktý. Tabi bütün günlük hayat alt
üst oluyor. Üretim duruyor. Her þey
duruyor. Ve ne olacaðýný bilemediðiniz bir
bekleme sürecine gidiyorsunuz. Böyle mi
yaþayacaðýz? Bu televizyonlar gazeteler
ne zaman susacak, bunlara kim dur
diyecek? Niye hiç kimsenin sesi
çýkmýyor? Bu adam ne dedi? Tabii ki
Kürtler var, tabii ki onlarýn bir dili var,
bir kültürü var, ne dedi bu adam? diye
sormuyor hiç kimse. Bu sorulmadýðý için
mütemadiyen pervazsýzca haber
üretmeye devam ediyorlardý. Günü birlik
tutuklanmasý oldu, sonra serbest
býrakýldý, mahkemeler baþladý. Bizim çok
önceden yapýlmýþ bir turne anlaþmamýz
vardý. Onun da zamaný gelmiþti, Ahmet'e
yurt dýþýna çýkýþ yasaðý konmuþtu.
Mahkemeye baþvuru yaptýk, bu yasaðý
kaldýrýn, bakýn böyle bir anlaþma var ve
bir tazminat yükümlülüðü var burada,
maðduriyet oluþuyor deyip. O yasaðý
kaldýrdýlar ve Ahmet turneyi yapmak
üzere gitti yurt dýþýna. Daha ilk konserden
itibaren korkunç haberler üretilmeye
baþlandý. Bu sefer onlar yüzünden davalar
açýlmaya baþlandý. Her haberden sonra
dava, arkasýndan da, tutuklama ve
görüldüðü yerde yakalama kararý çýktý.
Yani fiilen Ahmet'in Türkiye'ye dönüþ
yollarý kapatýldý, can güvenliði zaten
yoktu. Dolayýsýyla orada kalmasý
gerektiðine karar verdik, her an
dönecekmiþ gibi. Yarý ayakta bir hayat.
Her þey bir buçuk yýl içerisinde olup bitti.
Türkiye'de hem bu yalnýzlaþtýrma, izole
etme, hem de manipüle haberler devam
etti. Bütün bunlar Ahmet'i çok sýktý, çok
etkiledi, çok büyük üzüntüler stresler
yaþadý. Ahmet'i 43 yaþýnda kaybettik.
Çok genç bir yaþ. Ben þimdi 55
yaþýndayým. 43 yaþýma dönüp
bakýyorum, kendimi çocuk gibi
zannediyorum. Ahmet bir de çok buralý,
buranýn kültüründen beslenen biriydi.
Onu baþka bir topraða ektik. Çiçek olarak.
Soldu dolayýsýyla. Yani bunda, bütün bu
Ahmet Kaya'nýn aramýzdan
ayrýlmasýndan sonra, hayatýnýzda
ne gibi eksiklikler yaþýyorsunuz?
Ahmet benden söz ederken, ben
tek kiþi olduðum halde, beni kast
ederek; "Kurmay heyetim bilir",
"kurmay heyetime sormam lazým"
derdi. Tek kiþilik heyet olarak,
býraktýðýmýz yerden devam ettim.
Devam etmek zorundaydým. Çünkü
bu
benim
de
sistemle
hesaplaþmamdýr. Bir daha kimsenin
baþýna gelmemesi adýna, bu zihniyetle
savaþmak adýna. Çok büyük, artýk
doldurulmasý asla mümkün olmayan
o boþlukla beraber nasýl yaþanabilir,
kopuk bir kolla yaþamak gibi.
Boþlukta bir yeriniz acýr ama kolunuz
orada deðildir. Siz onu öyle
zannedersiniz. Ve boþluðu tedavi
etmeye çalýþýrsýnýz bu öyle bir duygu.
Ama bir taraftan da çocuklardan
dolayý da, Ahmet'e yapýlanlar
üzerinden de, üretimin hayatýn
ortasýnda tutulmasý gerekiyordu.
Bunlar doðru ve iyi þarkýlardý, ortada
deðerli bir üretim var ve onu devam
ettirmek gerekiyor. Onun için,
açýkçasý, benim yasýný tutma gibi bir
fýrsatým bile olamadý. Özellikle, o
Kürtçe þarkýnýn olduðu albüm yarým
býrakýlmýþtý, onu hemen çýkartmak
istedim. Kendimi þarkýlarla da tedavi
etmeye çalýþtým. Þarkýlarý yeniden
kucaðýma alýp, onlarý okþayarak ve
yeniden üreterek iyileþmeye çalýþtým.
Ama tam bir iyilik hali tabii ki
olmuyor. Çocuklar için de öyle.
Çünkü bir elmanýn iki yarýsý
durumudur Anne-Baba bir çocuk
açýsýndan. Yarým bir elmayý saðlam
ve saðlýklý tutmak lazým. Çünkü baba
bir yarýsý idi ve artýk yok. Onlar da
küçüklerdi, çok ürkütülmüþlerdi.
Gerçekten ciddi acý çekmiþlerdi ve
babalarýný da kaybetmiþlerdi.
Dolayýsýyla onlar için de iyi durmak,
ayakta durmak gerekiyordu.
GAM müzik kuruluþunu
anlatýrmýsýnýz?
GAK'ý kurarken o ismi Ahmet
bulmuþtu. "karga ötüþlü insanlar bile
þarký söylüyorlar, adý niye karga
olmasýn ki bu þirketin, üstelik Gülten
Ahmet Kaya, isimlerimizin de baþ
harfi" demiþti. Kýzýmýz Melis, o sýrada
ilkokuldaydý, piyano dersi alýyordu,
neden Gülten Ahmet Melis
yapmadýnýz hem GAM bir nota
diziliþi, müzikal bir deyim, neden
GAM yapmadýnýz demiþti. Biz de çok
üzülmüþtük. O sýrada þirketin bütün
belgeleri basýlmýþtý artýk. Ýçimizde çok
kalmýþtý o GAM önerisi. Sonra GAK'ý
8
Pazar
tasviye edince, buranýn adýný GAM
koyduk. GAM'ý kurduktan sonra
hemen kollarý sývayýp Ahmet'in baþka
yapým þirketlerinde olan tüm
albümlerini buraya topladým. Bütün
haklar burada olsun diye. Ondan
sonra da, albümler, nota kitaplarý,
doðaçlama türkülerini çýkardýk,
stüdyoya bir defada girip okuduðu
þiirler vardý onlarý çýkardýk. Onu da
üretimini de taþýmaya çalýþtýk ve
bugünlere geldik.
Halen yayýnlanmamýþ kayýtlar
var mýdýr?
Evet, ama var olanlar onun
tamamlamadýðý kayýtlar. 43 yaþýnda
gideceðini ön göremediðiniz için,
bütün o yoðun yýllar içerisinde hiç
stok yapmamýþýz. Çünkü öyle
bakýlmýyor hayata. Mesela sayýsýz
konserler olmuþ, bir tane profesyonel
video çekimi yapmak aklýmýza
gelmemiþ. Zaten Ahmet böyle
þeylerle hiç ilgilenmezdi. O zaman
arþiv mantýðý da çok olmadýðýndan,
þimdi çok üzülüyorum, daha ciddi bir
þekilde arþiv çalýþmasý yapsaymýþýz
diye. Onun sadece sohbetlerde
çalmýþ olduðu þarkýlar bile kayda
geçseymiþ, muhteþem þeyler
paylaþýrdýk þimdi. Ahmet müziðin
bütün türlerinden okurdu. Ala-turka
okurdu mesela çok güzel. Hiç öyle
bir kayýt yok örneðin. Keþke
olsaymýþ.
11 Mayýs 2014 Pazar
Korsandan söz eder misiniz biraz…
Dünyada birisine verilebilecek en güzel
hediye, sanatasal bir üretimin orjinalidir.
Orijinal bir resimin ücreti çok yüksektir,
bilemediniz
onun
iyi
bir
reprodüksiyonudur, ama yine orjinaldir.
Bir orijinal CD, kitap, bunlar en deðerli
hediyeler. Ama bu bir kültür. Mesela ben
çok sýk Paris'e gidiyorum siz de orada
kaldýðýnýz için çok daha iyi bileceksiniz.
Kýþýn soðuðunda ayazýnda, küçücük
Tiyatrolarýn, Cep sinemalarýnýn önlerinde
bile saatlerce bekleyen kuyruklar
görüyorum ve inanýlmaz mutlu
oluyorum. Sahiden birinin birine orijinal
eser hediye etmesi çok önemli bir þey.
Dolayýsýyla, bir kültür anlayýþý oluþmasý
lazým burada. Ama tüketim çok
pompalandýðý için, dinliyor atýyor. Onu
alayým rafýma koyayým duygusu yok.
Kültür devrimi yapmamýþ bir ülke sonuç
olarak. Kalite o yüzden düþüyor.
Sektörde bir ekonomi dönmezse, üretim
kötüleþir. Prodüksiyon maliyetleri var, bu
sektörden hayatýný kazanan o kadar çok
insan var ki, yüzbinlerce. Stüdyo
sinemayý þimdilik dýþýmýzda tutmak
durumundayýz. O yapabilmeliydi onu.
Onun yapmasýný çok isterdim. O
dokunsaydý sihirli bir þey olurdu.
Yapmak isteyip de yapamadýðýnýz
bir çalýþma var mý?
Çok var aslýnda. Bir kýsmý Ahmet'in
hayalleri. Ama onlarý benim yapma
þansým yok. Bir kýsmý da kendi
hayallerim. Ahmet Kaya bestelerinden
senfonik bir çalýþma yapmak isterim.
Türkiye'yi Ahmet Kaya bilboardlarýyla
donatmak isterim. Buradayým, bir yere
gitmedim gibi. Ýþin duygusal kýsmý tabii
ki. Elimden gelse her yerde kütüphane
kurmak isterim. Her yere aðaç dikmek
isterim. Çünkü hem okumayý hem doðayý
çok severdi. Mümkün olsa kültür
merkezleri yapmak isterim. Çocuk
okutmak isterim. O kadar çok hayalim
var ki. Ama ben de tek kiþiyim ve benim
de alaným, gücümle sýnýrlý bir alan. Mesela
özellikle Kürt bölgelerinde Ahmet Kaya
Caddesi, parký, halk evi, sokaðý gibi
þeyler olmaya baþladý. Onlar moralimi
AHMET KAYA
YUSUF HAYALOÐLU
Yazýlmýþ ama besteleyemediði
þarkýlar var mý?
Küçük ses kayýt aletlerinden taþýrdý
yanýnda, daha doðrusu ben koyardým
arabaya, eve, ofise, her yere. Çünkü
çok hýzlý üretebilen birisiydi. Onlarý
da hep kaybederdi, çünkü daðýnýk
birisiydi. Ama tabii ki kaydedip
üzerinde daha sonra çalýþmak istediði
þeyler vardý.
Þiir olarak var mý?
Var.
Onlarý kitap haline getirmeyi
düþünüyor musunuz?
Elimizde ne kaldýysa her þeyi
paylaþýp üretmeyi amaçlýyoruz.
GAM Ahmet Kaya'ya yönelik
yayýnlar mý yapýyor sadece?
Aslýnda burasý profesyonel bir
yapým firmasý. Adan Zye,
prodüksiyonun her þeyini yapan bir
firma. Fakat ayný
zamanda
Ahmet
Kaya'yla
sýnýrladýðýmýz bir firma. Bunun da
nedenleri var. Birincisi, sektörel
gidiþatýn
içerisinde
olmak
istemiyorum.
Müzik sektöründe oluþturulan
deðerler sistemi bana göre deðil.
Onun içinde yer almak istemiyorum.
Küçük bir ekibiz, çok büyümek de
istemiyorum, çünkü kendimi de
yorgun hissediyorum açýkcasý.
Buranýn butik kalmasýný isteyerek
özenle de koruyorum. Burada bizim
GAK döneminde yaptýðýmýz bazý
albümler de var, Kent Ozanlarý, Çetin
Oranel gibi. Fikret Kýzýlok, Sibel Sezal
gibi albümler var. Benim sevdiðim bir
arkadaþým, Servet KocaKaya'nýn
beðendiðim bir çalýþmasýný da burada
çýkartmýþtýk. Ýki CD'lik; bir CD
Kürtçe, bir CD Türkçe. Yani Ahmet
Kaya ismiyle yan yana gelebilecek,
onun duruþuyla onun üretimiyle yan
yana gelebilecek çalýþmalar
olduðunda, elbette düþünebiliriz.
Profesyonel bir firma gibi ama
amatör ruhla devam etmeyi daha
doðru buluyorum.
sahibinden enstrümantiste kadar, kapak
tasarýmcýsýndan, CD'nin ham üreticisine
kadar. Onun fabrikasýndan, daðýtýmcýsýna
kadar. O kadar çok insan çalýþýyor ki
mutfakta. Dolayýsýyla siz bu üretime para
ödüyorsunuz, sonra birisi bunu alýp,
aynýný sýfýr maliyette satýyor ve üzerinden
kar elde ediyor. Sizin bu yaptýðýnýz
harcamalar dönmeyince, kaliteniz
giderek düþüyor böylece. Daha küçük
bütçelerle, daha kötü iþler yapmaya
baþlýyorsunuz. Bunu bilmek, bu bilinçte
olmak gerekiyor iyi þeylerin üretilebilmesi
için.
Ahmet Kayanýn resmi sayfalarý var
mýdýr?
"www.ahmetKaya.com"
"AhmetKayagam" olarak Twitter'da,
Facebook'da,Youtube'da. Bunlarýn hepsi
bizim resmi sayfalarýmýz. Youtube'daki
resmi sayfaya girildiðinde lisanslý
olduðundan dinlediðiniz veya izlediðiniz
videolarýn bize sembolik olarak dönüþü
oluyor. Fakat herhangi rastgele bir
sayfadan dinlediðinizde, izlediðinizde boþa
gidiyor.
Ahmet Kaya'nýn "Mülteci" isimli
film projesini hayata geçirmeyi
düþünüyor musunuz?
Açýkçasý var diyemeyeceðim. Sinema
baþka bir alan, baþka bir sektör. Bizi aþar.
Ahmet çok hýzlý düþünen çok üretken bir
insandý, dolayýsýyla fikrini hep paylaþýrdý.
Sonradan yapýlan bir iki þeyde Ahmet'in
projesinden parçalar gördüm bir iki
filmde. O fikirlerin kýsmen uygulandýðýný
gördüm. Tabii çok da üzüldüm. Ama
düzeltiyor. Orada çocuklar oynarken
Ahmet Kaya kimdir, öðrenecekler ve
tanýyacaklar. Ahmet Kaya halk evinde
gidip bir takým kültürel çalýþmalar
yapanlar. Ahmet Kaya köprüsünde
buluþalým diyenler. Bunlarýn hepsi birer
aktarýcý benim için.
Paris'te benim moralimi düzelten çok
þey oluyor. Sartre'ýn evini orada gidip
görmek, Victor Hugo bulvarý oluþu.
Böyle bir þey. Ben yýllar evvel freeland
gazeteci olarak çalýþmýþtým. Çetin Altan'la
bir röportaj yapmýþtým. Tarih konulu.
Bana çok çarpýcý bir örnek anlatmýþtý.
Dünyanýn baþka bir yerinde Bonapart
bulvarýndan geçiyorum derken çocuklar
bunlarýn kim olduðunu bilirler. Ama
burada Fatih'te oturuyorum, okulum
Sultanahmet'te der çocuk ama onlarýn kim
olduðunu bilmez. Tarih bilinci doðru
oluþturulmuyor burada.
Süleymaniye'de açýlan parkla ilgili
görüþleriniz nelerdir? Sizi nasýl
etkilemiþtir?
Mersin'de de Ahmet Kaya Parký var.
Ama oradaki özel olarak çok etkiledi.
Çünkü orasý kendisine burasý "Kürdistan"
diyen bir yer. Güney Kürdistanýz biz,
diyen bir yer, gerçekten orasý güney
Kürdistan.
Orada Irak Cumhurbaþkaný Celal
Talabani'nin eþi Hero Ýbrahim Ahmet
muhteþem bir insan. Yani alýþýlageldiðimiz
First Lady tipolojisinin çok dýþýnda aydýn
bir entelektüel, zaten kendisi eski bir
peþmerge, ülkesinin kurtarýlmasýnda ve
oluþmasýnda bizzat savaþmýþ bir insan.
Kentin entelektüel hayatýna da çok büyük
katký sunan bir insan. Yani her yerde
onun izlerini görebildik. Þehir
müzesini kim yaptýrdý diye sorunca,
First Lady, galeriyi, kadýn merkezini,
hep o yaptýrdý. Çocuklarýn özgürce
koþup oynadýðý, Kürdistan'da
yemyeþil bir park Ahmet Kaya
isminin verilmesi ve orada
yaþatýlacak olmasý bir deðer benim
için. Kürtçe þarkýsýnýn sözlerinde, o
zaten bir hasret þarkýsýydý. "Finale
doðru
geleceðim,
mutlaka
geleceðim. Geleceðim gün bir gün
gelecek" diyordu Ahmet. Parkýn
açýlýþý sýrasýnda o sözler geldi aklýma.
Yani "geleceðim" diyordu o
þarkýsýnda ve bence bugün itibariyle,
Irak Kürdistan'ýna gelmiþtir, dedim.
Çok etkilendim tabii. Ahmet'i
düþündüm. Onun adýna bir gökdelen
yapýlamaz. Onun adýna bu yapýlabilir.
Çünkü o öyle mangalýný koysun,
çimlere ayaðýný bassýn, otursun,
köpekleri de yanýnda olsun isterdi,
hayata dair en büyük keyfi bundan
alan bir insandý.
Son olarak da, mezarýný ülkeye
taþýmayý düþünüyor musunuz?
Tek seferde, düþünmeden hayýr.
Diyelim ki getirdik buraya, bu iþ
olmadý mý sayacaðýz? Yani temize mi
çekeceðiz tarihi? Böyle bir þey
olamaz. Bu kimin haddi olabilir.
Tarih yazýlmýþtýr. Deðiþtirmek bizim
haddimiz deðil. Kimsenin haddi deðil.
Yani 50 yýl sonra, böyle bir þey
olmadý denilecek. Burada bir mezar
var Ahmet Kaya mezarý, ee noldu,
bu hafýza siler. Orada olduðu sürece
bu sayfa açýk kalýr ve sorgulanýr ama
diðer türlü bu sayfa kapanýr. Çünkü
bu böyle yaþandý, böyle oldu, böyle
yazýldý. Bunu deðiþtiremeyiz. Bu
ülkede hani özgürlükler? Hani
nerede? Daha yenile iki kiþi Ahmet
Kaya ile ilgili bir þarký yapmýþlar,
üstelik de bir alevi televizyonunda,
o bile konuþulamýyor. Bunun
hakikaten deðiþmesi gerekiyor. Bir
daha
kimseye
yapýlmamasý
gerekiyor. Dün giden sanatçýydý,
þairdi belki yarýn bir sinemacý,
gazeteci gidecek. Zihniyet duruyor
ayný yerde. Örneðin Mehmet Ali
Alabora bir tweet'i yüzünden risk
altýnda yaþýyor. Ruhi Su'nun mezarý,
Can Yücelin mezarý tahrib ediliyor
belirli aralýklarla.
Çok korkunç. Nereye getiriyoruz,
neyi getiriyoruz yani? Yakýp atýyoruz
bu sayfayý. Bence hem sayfa açýk
kalsýn, yüzleþilsin, hem de tarihi
deðiþtirmeyelim. O mezarlýkta dünya
tarihinde isimleri anýlan þairler,
ressamlar, yazarlar, sanatçýlar var.
Sanatçý dünyalýdýr. Onun için benim
topraðým senin topraðýn diye bir þey
olamaz. O, bu topraklarda özgürce
dolaþabilmeliydi.
Oysa,
onun artýk itirazýný
duyamýyoruz. O duyamayacaðýmýz
itiraz bu topraðýn altýnda olsa ne fark
eder, öbür topraðýn altýnda olsa ne
fark eder. Yani sokaklarýnda özgürce
yürüyemediði bir ülkeye onu
omuzlarda getirmenin hiçbir anlamý
yok diye düþünüyorum.
Kýbrýs'a mesajýnýz var mýdýr?
Sabýrlar diliyorum. Kýbrýslý okurlara
sevgilerimi yolluyorum. Oradan
kiminle tanýþtýysam, bana hep sýcak,
yakýn geldiler. Eminim ki gazetenizin
okur profili de böyledir, birbirimizi
hiç görmeden, tanýmadan bu
aracýlýkla tanýmýþ oluyoruz.
Dolayýsýyla bunu bir tanýþma
sayýyorum
ve
sevgilerimi
yolluyorum herkese.
Pazar
11 Mayýs 2014 Pazar
9
Yansýma
KUM SAATÝ
Annem çok güzel bir þehirdi
koca yüreði tüm insanlara açýk
binlerce kapý gibiydi
acýsýyla tatlýsýyla
bakýþlarýnda zamaný biriktirdi
sonunda koca bir çöl gibi ömrü
bir kumsaatine sýðdýrýp gitti!
DEVRÝM
KOÞUSU
camdan dýþarýya bakýyorum
yuvasýndan dýþarýya bakan
yavru bir kuþ gibi
renklerin bir sureti var çiçeklerde
þefkatin bir sureti var
Deniz Gezmiþ'lerde
yaðmurun ardýndan güneþ açmayacak
bugün
çünkü bugünün adý hüzün
çünkü biz hala ilk yüz metresindeyiz
devrim koþusunun
E mre ÝLERÝ
8 Mayýs 2014, Lefkoþa
Tüge Daðaþan
Annem çok güzel bir þiirdi,
dizelerle dokunmuþ su gibi.
Dokun dokun
dokunuyorum hayaline
sanki bir þehrin sessiz sabahýnda
ýlýk gün ýþýðýna dokunur gibi
sesi ah sesi o eski gramofon
çalardý gözlerindeki ay ýþýðý þarkýsýný
ve ben oturur izlerdim
gece yüzüne sinmiþ tüm yýldýzlarý
kýmýldamaz hiçbir yaprak bu bahar
bu bahar
ellerim avuçlarýndan kayar..
tutamaz hiçbir dal yapraðý
tutamaz
bu bahar deðil sonbahar..
taþýyamaz gözlerim yaþlarý
taþýyamaz
yaprak yaprak göðsüme kayar..
gözlerimde hapsolur yaþlarým
yaþlarým avuçlarýmdan kayar..
bu bahar gizlenir düþlerim
gizlenir
bu bahar deðil sonbahar..
10
Pazar
11 Mayýs 2014 Pazar
Sevgili internet nerdesin?..
Ha l i l A Ð.cA
il om
a
[email protected]
'Tekerlek döner' þakasýný büyük bir
ciddiyetle yapan yeni nesil genç
gördüm. Anlamsýz bir paniðe
kapýlmadým desem yalan olur.
'Tekerlek döner' yine yeniden
þaþýrtmýþtý. Fakat genci ayrý takdir
ettim. Sahalarda görmek istediðimiz
aha böyle gençler.
*
Bela geliyorum derse, dur denilebilir
sanki. Hani çok horozlanmamak
lazým.
*
Yanýlmýyorsam þu an ülkedeki tüm
internet baðlantýsý gitti. Tabii internet
olmadýðý için bakýp göremiyoruz tarzý
bir Levent Kýrca esprisi yapma
isteðimden bir þey eksilmedi. Durum
komedisini gerçek bir trajik durum ile
baðlayýnca ortaya böyle nahoþ þeyler
çýkýyor. Sahi internet nerede? Sevgili
Ýnternet Servis Saðlayýcým senden
özür dilerim. Ben sana, bana, bize özel
sandýydým. Beni affet. Sen
masumsun.
*
Gavrýntýlý, mavruntulu kalorili
kocaman bir yemeðin yanýnda ýsrarla
daha
saðlýklý
olduðunu
düþündüðünden diet kola isteyeni
anlýndan öp. Öylesine temiz bir canlýyý
bir daha nerde bulursun? Bulamazsýn.
*
Sayýn tasarýmcý, sayýn mühendis,
sayýn üretici. Biliyoruz uzun yýllar
arabanýzý geliþtirmek, yaratmak için
uðraþtýnýz. Ortaya da þahane bir
otomobil çýktý. Ýþçilik, malzeme
kalitesi, detaylar, özellikler hepsi
mükemmele yakýn. Fakat, sizin için
üzgünüz. Hem de çok. Yine sizi
incelemek yerine bulduðunu yeyen,
hiçbirþey umrunda olmayan kitleyle
tanýþacaksýnýz. Alýn yazýnýn burada
böyle haberiniz olsun. Çok fazla
beklentiye girmeyin.
*
Gözlerinde hüzün olan, gözlerinde
hüzün olaný çok kolay bulur.
*
Öyle çýlgýn bir yazdý ki o yaz. Çok
çýlgýn. Deli gibi dondurma yiyor,
sokaklarda fink atýyor, jöleyi yeni
keþfetmiþ olmanýn heyecanýyla kafamýza
boca ediyor, tshirtlerimizi buz mavisi
kotlarýmýzýn içine sokuyor ve hiç
durmadan Mustafa Sandal'ýn 'Arabasý' ný
dinliyorduk. Öylesine bilinçsiz bir yazdý
o yaz.
Tüm bunlar bize az gelmiþ olacak ki,
bir de ithal Macerena geldi hayatýmýza.
Ellerimizi çapraz yapa yapa oynuyor,
müziðin bir yerinde ters sekme gibi
figürlerle kareografiyi renklendiriyorduk.
Ne yazýk ki, herkesler sevmiþti
Macerena'yý. Büyükler de. O yaz birsürü
anne baba gece pikniklerinde, deniz
kenarlarýnda, glubun balosu (!)nda
Macerena oynamayý deneyip bütün
evlatlarýný zor duruma sokmak ve
utandýrmak için çýrpýnýp durdular. Baþarýlý
da oldular. Ve dünün çocuklarý bugün
büyüdü. Þimdi de aileleri onlarýn feysbuk
paylaþýmlarýnýn altýna yorumlarda
bulunarak utandýrmaya devam ediyor.
Bazý deðerler asla eskimez.
*
Ayný þarjörde tanýþan iki soðuk mermi,
iki katil kurþun iken; katille kurban
arasýndaki birkaç saniyelik telaþda
vuruldum sana' yaz dedi büyük usta.
Ardýndan ekledi; bir gün laýzm olur, belli
mi olur birini tavlamak istersin bu sözle
kesin tavlarsýn dedi. Napan napayým
adamý olmadýðý için çok mutu olup mesajý
sinsi gibi sakladým. Kimsenin tam olarak
ne bahsedildiðini anlamadýðý bu havalý
sözler biz var oldukça iþe yarar. Malum,
insan anlayamadýðýný sever.
*
Sen de büyük hayalkýrýklýðýydýn
þampanya. Seni hep çok 'birþey'
zannettiydik filmlerde. Kandýrýldýk. Belki
de seni de gaza getirdiler tadýn öyle iyi,
böyle iyi. Yok be þampanya olmadý. O
süse, o havaya, o seramoniye bu tat
olmadý.
*
Kalp kýrýklýklarýnýn birbirine batmadýðý
bir yerde yaþamak da zor olurdu. Býrak
kýrýlsýn, býrak batsýn.
*
Suriçini dinliyorum bir öðlen. Tamam
esrik þair taklidi yaptým. Suriçinde birini
bekliyordum. Yaz baþlangýcý, güneþ gayet
cömert. Önce ince bir pastýrma kokusu
geldi yandaki tostcudan, sonra adamýn
biri yere tükürdü tüm gücüyle ve
eteklerinin ucunda gerçekten zil gibi bir
sürü küçük þeyin olduðu bir bayan
þangýrdaya þangýrdaya yürüyerek
önümden geçti. Etekleri zil çalmak
deyimini kullanan öðretmenim geldi
aklýma. Hepimiz suriçindeydik; ben,
tüküren adam, pastýrmalý tost, zilli etek,
yaz güneþi. Bir tek öðretmenim olamazdý
buralarda. Deyimler de sokaktan
öðrenilmeli.
*
Telefonda 'tamam' deme þampiyonasý
olsam kesinlikle adaylýðýmý koyardým.
Hatta belki de bu adaylýðýmý
koyabileceðim ilk ve tek þampiyona da
olabilir.
Çok iddialýyým bu konuda. Karþýdaki
konuyu uzattýkca, kelime tekrarýna
düþtükce basýyorum 'tamam'ý. Hiç
tutmuyorum kendimi. Tamam.tamam
.tamam. Hayýr, yani bir dedikodun olur,
bir haberin olur anlat dur dinlerim ama
hep ayni hep ayni olmaz. Biraz
dalgalanma ister fani gönül.
*
Spor yapaný deðil spor izleyeni daha
sporcu gören zihniyet deðilmidir
göðüs üstünden sýcaklýkla karýþýk bir
tayfalma saðlayan. O deðilmidir
bunalttýkca bunaltan. Düzlüðün
sýnýrsýzlýðý sadece modern binalarda
olmalý.
*
Çocuðun belki bünyesi öyle; zayýf.
Belki kemiði ince. Belki ciddi bir kilo
alma problemi var. Herþey olabilir.
Hele hele iki kardeþ de ayni þekilde
zayýfsa onlar için artýk yapýlacak pek
bir þey yok. Birçoklarýnýn gözünde
'yetinmediktirler'. Artýk nasýl bir
damgaysa bu heryerde böyle anýlýr olur
o insan. Belki de bunun karma
enerjisinden kilo alamýyor adam.
*
Bu hafta çok iddialý kapaða sahip,
pikselleri düzgün resimlere sahip,
kaliteli bir kaðýda sahip çok sýkýcý bir
dergi gördüm. Azim de eklenirse
olacak gibi. O minnak aþk eklenirse
belki olabilir birþeyler.
*
'Erkek görünce hýzla kapýyý kapatan
kadýn', nasýlsýn? Seninle konuþmaya
geldim. Evine gelemiyorum malum
kapýný kapýyorsun. Burdan dertleþelim.
Anlat derdini, nedir bu erkeklerden
çektiðin? Kim üzdü? Nasýl üzdü? Ne
zaman üzdü seni. Sana neler yaptýlar.
Neden beni ve muhtemel diðer tüm
erkekleri görür görmez büyük bir
öfkeyle kapýyý kapýyorsun. Resmen
'drangadak' kapýyorsun kapýyý. Sonra
ben komplekse giriyorum. Tipim mi
kötü, kýyafette mi sorun var, bakýþým
mý pis. Lütfen bir daha yapma. Sana
kimse saldýracak deðil, kendimizi bize
suçlu hissettirme tamam. K.Ý.B
Byesss
Pazar
11 Mayýs 2014 Pazar
GÖRÜNMEYEN KADIN
(The Invisible Woman)
KÖTÜ KOMÞULAR
(Bad Neighbors)
Yönetmen: Ralph Fiennes
Senaryo: Abi Morgan
Görüntü: Rob Hardy
Müzik: Ýlan Eshkeri
Oyuncular: Ralph Fiennes, Kristin Scott Thomas, Felicity
Jones, Joanna Scanlen, Tom Hollander, Perdita Weeks/ Ýngiliz
filmi
Yönetmen: Nicholas Stoller
Senaryo: Andrew J. Cohen, Brendan O'Brien
Görüntü: Brandon Tost
Müzik: Michael Andrews
Oyuncular: Seth Rogen, Rose Bryne, Zac Efron, Elise Vargas,
Zoey Vargas, Brian Huskey, Carla Gallo, Dave Franco/
Universal (UÝP) filmi.
Yetenekli Ýngiliz sanatçýsý Ralph Fiennes'in ikinci yönetmenlik
denemesi (ilki Shakespeare'in Coriolanus uyarlamasýydý), yine
edebiyatýn yakýn çevresinde hayat buluyor. 19. yüzyýl ortalarýnda,
tanýnmýþ yazar Charles Dickens'in hayatýndan bir kesit bu...
Dickens'in dünyasý, aslýnda günümüz popüler yazarlarýnýnkinden
çok farklý deðil. Özellikle kitaplarýn okura ve kitleye ulaþma ve
tanýtýmý politikalarý açýsýndan... Mr.
Dickens de zaten çok satan
kitaplarýnýn tanýtýmý için sayýsýz
konuþma yapýyor, okuma ve imza
günlerine katýlýyor ve modern kitle
iletiþiminin var olmadýðý bir çaðda,
kendisini beden ve ruh olarak
mesleðine ve kariyerine adýyor.
Etrafýnda hep kalabalýklar var. En
çok da kadýnlar... Ne ruhsal, ne de
entelektüel bir uyum saðlayamadýðý
anlaþýlan karýsý, tombiþ ve silik
Catherine'in yanýsýra, özellikle de
bayan Frances Ternan ve üç kýzý.
Bir tiyatro oyuncu ailesi. En küçüðü
Felicity, Dickens'i özellikle çekiyor.
Ve bir iliþki baþlýyor. Genç kadýn hem
kendisinden hayli büyük olan, hem
de okurlarýnýn baþ köþeyi aldýðý bu
adamýn dünyasýnda, onunla gerçek bir uyum saðlamakta
zorlanacaktýr. Özelikle ününü ve sosyal statüsünü tehlikeye atmak
istemeyen Dickens, onun hep gölgede kalmasýný, bir 'görünmeyen
kadýn' olmasýný istediði için...
Filmin temel kusuru, çok uzun ve hayli aðýr olmasý. Ancak
seyirciyi ödüllendiren yanlarý da da var. Fiennes bizlere 1860'larýn
Londra ve çevresindeki entelektüel hayat, yazýnýn edebiyat ve basýn
olarak geniþçe bir kitlenin yaþamýndaki yeri vb. þeyler üzerine ilginç
gözlemlerin yanýsýra, birçok ünlü eserin yazýlýþý ve topluma arz ediliþi
üzerine de anekdotlar sunuyor. Bu arada, Dickens'in yakýn dostu
ve bizde en çok Beyazlý Kadýn romanýyla tanýnan Wilkie Collins'i de
tanýyoruz.
Film ayrýca dönemin kadýn-erkek iliþkileri üzerine de hayli önemli
þeyler söylüyor. Kadýn yazarlarýn çokluðu ve popülerliðiyle tanýnan
o çað Ýngiltere'sinde (Bronte Kardeþler, Mary Shelley, Jane Austen,
vs.) kadýn olmanýn yine de zor iþ olduðunu ve erkek egemenliðinin
süregeldiðini gösteriyor.
Sonuç olarak, bu edebi ve duygusal bir film. Genel dönem tasviri
ve oyunculuklar kusursuz. Sonuç olarak filmden en büyük keyfi,
kuþkusuz has edebiyat meraklýlarý alacak.
Elbette Amerikan komedisi ve Holywood'un güldürü sanatýna
katkýlarý asla küçümsenemez. Sessiz dönemden baþlayarak Mack
Sennett, Chaplin, Keaton, Harold Lloyd, Marx Kardeþler, LaurelHardy gibi ustalar komedi sanatýnýn temellerini atmýþlar, sesle birlikte
Amerikan 'salon komedisi' de ölümsüz ustarýna kavuþmuþtur: Ernst
Lubitsch, Preston Sturges, George Cukor, Billy Wilder, Blake
Edwards, Woody Allen. Ve daha
kimler de kimler..
Tüm bu dehalardan geçerek, bugün
nerelere geldik...Çaðdaþ Amerikan
güldürüsü artýk bu mirastan çok, daha
yakýn yýllarýn komedi anlayýþýný
yansýtýyor. Biraz Saturday Nihgt Live,
çokça TV sitcom'larý, bolca da yeniyetmelere seslenen seks soslu bir yeni
güldürü anlayýþý. Ama ayni eleþtiriyi
Ýngiliz veya Fransýz güldürüsü için de,
Arzu Film, Kemal Sunal veya ZekiMetin komedisinin yerine Recep
Ývedik veya Düðün-Dernek tarzý yeni
anlayýþý koyan Türk güldürüsü için de
yapmak mümkün.
Yönetmen Nicholas Stoller,
2008'den baþlayarak Forgetting Sarah
Marshall, onun devamý Get Him to the
Geek ve de The Muppets filmlerini
yönetti. Yeni zevklerin sýnýrlarýný çizdiði bu yeni güldürü akýmý içinde,
oyuncu Seth Rogen'in de payý var. 2000'lerden beri, aralarýnda The
40 Year Old Virgin, You Me and Dupree, Knocked Up, Superbad,
Take This Waltz, This Ýs the End gibi bir bölümü bize dek gelen
komedilerle popüler olan komedyen, durmaksýzýn çalýþýyor. Film, TV
þovu, sahne diye ayýrmadan...
Bu yeni filmi, tipik Amerikan bir banliyö semtinde geçiyor. Yeni
bebek sahibi olmuþ bir çift, komþularý olan ve parti-sever, özgür
cinsellik peþinde, gürültücü bir grupla takýþýyor. Önce karþýlýklý
nezaket ziyaretleri, sempatik konuþmalar. Sonra bu eðlenceye tapan
grupla bebek ana-babasý arasýnda, polisin de karýþtýðý çekiþmeler.
Film, o yeþil Amerikan banliyösünü bir büyük sahne gibi kullanýyor:
Abartýlý eðlence ve ayine benzeyen alem sahneleriyle... Bu arada belli
bir dinamizme ve tempoya da ulaþýyor. Ama sonuç olarak son dönem
Amerikan gençlik komedilerinin baskýn ögeleri galip çýkýyor. Yani
alabildiðine zevksizlik, bayaðýlýk, ucuz espriler ve kabalýk. Bu þamata
içinde, belki geçerken birkaç espriye veya durum komedisine gülmek
kabil. Ama iþte o kadar. Ben bir saatten fazla fazla dayanamadým,
meraklýlarý deneyebilir.
...film...
...film...
n Atilla DORSAY / t24
11
KOYDAKÝ BATIK ZIRHLI
sanki güney-doðu,
henüz görünmemiþtir
çoban yýldýzý.
alacakaranlýk
gelecek ve yas.
görüntü bulanýk.
iþitilen hýrýltýlar.
çýplak ayakla gezinen
kim oralarda?
kum serili geniþ koyda
batýk zýrhlý,
demir kapýlarýnýn içinden
denizin tuzlu suyu geçer.
ve kamaralarýn
birinde boðulan
askerin açýk aðzý.
kimin elinde kaldý eli
ve kimin gözlerinde
gözleri.
ikiye yarýlan göðün
altýnda, topraðý elleriyle
kazýyan en çok yaþlýlar.
o görünmeyenler, onlar!..
iþaret ettikçe denizi.
M. KANSU
Nisan, 2014
-Hangover- Lefkoþa
Download

sayı 468.p65 - Afrika Gazetesi