PazaR
Tarih: 21 Eylül 2014 YIL:(8) SAYI: 485 “AFRÝKA”NIN ÜCRETSÝZ HAFTALIK EKÝ
Bu sayýda;
Faize Özdemirciler, Ümit Ýnatçý,
Filiz Naldöven, Fatma Akilhoca,
Sezai Sarýoðlu, Mustafa Erkan,
Nehir Demirel, Emre Ýleri,
Halil Aða, Atilla Dorsay,
Tüge Daðaþan ve
Fatoþ Avcýsoyu Ruso...
KAYIP BEDEN,
KAYIP BELLEK,
KAYIP BENLÝK.
Ümit ÝNATÇI
2
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
Kuru yapraða
hasret bir güz
sarkar
yaz'ýn uzayan
ömründen
Sonbahar’dan gün çalarak uzatýr
ömrünü Yaz. Kuru yapraða hasret bir
Güz sarkar Yaz’ýn uzayan ömründen.
Temmuz utanmaz, Aðustos arlanmaz.
Eylül artýk tarih olmaya gücü yetmemiþ
beceriksiz hatýralarýn galeyana geldiði
uzak bir bahçe. Kaybedilmiþ bir
davanýn olanca mahcubiyeti bir de…
Ah! Kimbilir nerdedir þimdi eskiden
konuþtuðumuz o dil. O mülayim lehçe.
-Ki asmalarýn kýyýsýndan eþgeren anne!
Eksik bir cümledir þimdi Yaz. Cemal
Süreya’nýn bir iddiada kaybettiði
soyadýndaki “y” kadar üzgün ve
yalnýzým ve de piþman. Keþke
hatýralarýn koynunda bir gramofon
olsam. Bir kedim olsun istemem ama
keþke ben bizzat bir kedi olsam…
Manþetlerden küf demeçlerden pas
savrulurken, soyunun nefretinizi,
soyunun bayramýnýz nü-barek olsun.
Görmüyor musunuz Sonbahar’dan
çaldýðý günleri hovardaca harcayarak
geçip gidiyor Yaz. Kadýnlarýn deniz yüzü
görmeyen memelerinde ezilip de þarap
olamayan üzümlerin maðlubiyeti. Ah!
Kimbilir nerdedir þimdi eskiden
konuþtuðumuz o dil! Yazýya
dökülemeyen o kayýp lehçe. -Ki
yavrularý tarafýndan terkedilmiþ bir kuþ
gibi marazýyla baþbaþa hanayaltýnda
oturan anne!
Sonbahar’dan sözcük çalarak uzatýr
cümlesini Yaz. Sarýya hasret Güz utanýr
da Yaz’ýn yüzsüzlüðünden. Temmuz
utanmaz, Aðustos arlanmaz. De’ler
da’lar bitiþik kuzey güney ayrý yaþayýp
gidiyoruz memleket denilen bu
yarýbuçuk cümlede. Dolandýrýcý bir
umut, sahtekar bir coþku sürat ile geçip
gidiyor barikatlardan. Çekilin sürsün
at’ýný þair tarih olmaya gücü yetmemiþ
beceriksiz hatýralarýn galeyana geldiði o
tenha bahçeye. Ah! Kimbilir nerdedir
þimdi eskiden konuþtuðumuz o kýrýk
Türkçe. O baldan tatlý aðýz. -Ki bir
lasecikkomþuya kadar gidip gelen
anne!
Faize
Özdemirciler
Pazar
Sahibi:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk
Limited
Editör:
Faize
ÖZDEMÝRCÝLER
Dizilip Basýldýðý Yer:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk Limited Tesisleri
Görsel Tasarým:
Erdem YORGUNOÐLU
Matbaa Teknikeri:
Bünyamin NAZÝK
E-Mail: [email protected]
Web: www.afrikagazetesi.net
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
n Ümit Ýnatçý /
3
[email protected]
KAYIP BEDEN, KAYIP BELLEK, KAYIP BENLÝK…
Hatice Tezcan'ýn giyindiði bu rol oyunun en zor rolüydü. Hem anneydi hem de hafýzasýný yitiren bir babanýn kýzý.
Þefkat, sadakat, merhamet ve öfke arasýnda paramparça olan bir kadýnýn her halini gösterebildi Hatice. Erol
Refikoðlu bir yandan ezberi saðlam bir oyun yönetmenini diðer yandan da bunamanýn sýfýr noktasýna yaklaþmýþ
bir babayý oynarken unutmak ve unutmamak arasýna sýkýþmýþ olmanýn hallerine tanýk olduk. Ýyi oyuncularla iyi
yazýlmýþ ve yönetilmiþ bir oyun izlemek keyif verici olur. Aliye Ummanel'in tiyatro oyunlarýndaki yaratýcý
buluþlarýna hakkýný veren kadrodaki tüm diðer isimleri de ayný derecede tebrik ediyoruz.
Toplumsal belleðimiz birçok trajik
yarým kalmýþlýklarla yontulduðundan,
yaþadýklarýmýzý her zaman bir "eksik
an" olarak algýladýk. Eksik an,
tamamlanmamýþ süreç ya da yolunu
þaþýrmýþ zaman gibi metafiziðe varan
tanýmlamalar
bizim
yaþam
deneyimlerimizden aldýðýmýz bellek
yaralarýndan kaynaklanýr. Bu yüzden
tarihin bir istifleme deðil de boþalma
veya eksilme akýþý olarak da ortaya
çýktýðýna inananlardaným. Yani tarih,
sadece bir olaylar külliyesi deðil, bir
þeylerin eksik kalmasýna neden olan
tamamlanmamýþ süreçlerin de sonucu
sayýlmalýdýr. Belki de tarih yarým
kalmýþlýðýn ta kendisidir.
Kýbrýs adasýnda, birbirini azaltarak
kendi varlýðýný çoðaltmayý arzulayan
toplumlarýn yücelik imgelerini
beslemek için ürettiði kahramanlýk
vakalarý bir bakýma eksilmenin eyleyici
gücüne adanmakla ilgili durumlardýr.
''Kayýp'' sözcüðü iþte böyle adanma
durumunun ortaya çýkardýðý anlamý
içerir. Yok saymanýn yok etmeye
varan yýkýcý tahammülsüzlük hali
sadece kayýp bedenlerin deðil, kayýp
bellek ve benliklerin ortaya çýkmasýný
saðlamýþtýr. Unutmamakta direnerek
öç alma duygularýmýzý beslerken
benlik inþa etmenin harcýndan da
oluyoruz... sevgiden, öz sevgiden
yani...
Aliye Ummanel'in yazýp yönettiði
''Kayýp'' adlý oyunu izlerken aklýma
dolanan þu yakýn geçmiþimizin utanç
sahneleri silik yüzlerden oluþan hayaletler
alegorisine dönüþüyordu. Poetik drama
omurgasýna yerleþtirilmiþ oyunun
diyakronik geçiþlerle Shakespeare'in
Hamlet'iyle bütünleþmesi kurgulanan
estetik dilin karakterini oluþturdu. Anlam
ayrýmý, anlam belirsizliði ya da anlam
kaybý anlamýna gelen ''Hamlet''
sözcüðünü bir ad olarak kullanan
Shakespeare, ihanete uðramýþlýk
kuþkuculuðu nedeniyle yitirilen ''ben''
duygusuna dikkat çekmek istiyordu.
Þekspiryen dilem olarak da sosyal
psikoloji terimlerinin içinde yer alan bu
yol ayrýmý hali kiþiyi kendi olmaktan alý
koyan bir geri çekilme halidir. Hamlet
oyunu da iþte bu tür gel- gitlerle örülen
bir kurguya sahiptir. ''Kayýp'' oyununun
aksý bir kayýp çocuðu olan erkek
oyuncudur. Oðul, kayýplarýn etlerinin,
topraða karýþtýðý yerden sökülüp bir
baþka ''mezar''a defnedilmelerinin
gereksiz bir merasim olduðuna dikkat
çekmek isterken, kayýp eþi olan anne ise
eþinin
o
toplu
mezarlardan
çýkarýlmasýndan ve kendi mezarýna sahip
olmasýndan yanadýr. Ýþte þekspiryen
dilem tam da buradadýr. Aliye Ummanel'in
izleyiciye sunduðu görsel metin ve dip
anlam da burada aranmalýdýr.
Shakespeare'in dik sesten kurguladýðý
poetik dramalarýn en belirgin yönü ise
soliloquio þeklinde (karþýnda biri varmýþ
gibi konuþma - monolog deðil) yapýlan
konuþmalardýr. Anne ve oðul arasýnda
geçen konuþmalarýn -varlýðý var sayýlan-
üçüncü bir þahsa yönelikmiþ gibi olmalarý
bundan kaynaklanýr. Hamlet oyunu da
böyle bir konuþma þekli üzerine
kuruludur. Sýrasýyla -Erdoðan Kavaz,
Hatice Tezcan, Erol Refikoðlu, Osman
Ateþ, Ýzlen Seylani- tüm oyuncular
rollerine hakkýný verirken sahne
tasarýmýndaki isabetli uygulamanýn sahibi
olan Özlem Deniz Yetkili'yi de
oyuncularla birlikte tebrik etmek lazým.
Sahnenin hem dýþ mekan (Hamlet
sahnesi) hem de iç mekan (kayýp ailesinin
evi) olarak tek bir sahne halinde
tasarlanmasý oyuna sembolik bir güç
kazandýrdý.
Mezar topraðýnýn taþýyla tozuyla evin
içinde dolanmasý ve mobilyalarýn üzerine
oturmasý, zihinleri iþgal eden ölülerin
hatýrasýyla özdeþleþmiþ oldu. Kayýp
bedenin bulunmasýndan sonra annenin
mobilyalarýn ve özellikle de hatýrayý temsil
eden çekmeceli mobilyanýn tozunu almasý
zihinsel bir rahatlamanýn göstergesiydi.
Dikkat çeken bir baþka þey de mezar
kazýcýnýn giydiði, üzerinde ''Two beer or
not two beer'' yazan tiþörttü.
Reel zamanla temsili zaman arasýnda
ironik bir ayraç gibi duran bu tiþört yazýsý
''to be or not to be'' ile yer deðiþirken
Can Yücel'in özgün çevirisi geldi aklýma:
''Bir ihtimal daha var o da ölmek mi
dersin.''
Oyuncularýn, oyun içinde oyun olan
bir oyunda deðiþik karakterlere can
vermesi kurgu ve gerçeklik arasýndaki
ince sýnýrý zorlayan bir giriþimi iþaret
ediyordu. Kayýp Þahýslar Komitesi'nde
görevli olan antropologlar ve Hamlet
oyunundaki mezar kazýcýlarý arasýnda
kurulan bað uzayan süreç sonucu
soðuyan duygularý resmediyordu.
Bununla birlikte bir kaybýn
hatýralarýyla belleðini taze tutan eþ ve
ananýn, zamana nasýl direndiðine tanýk
oluyoruz. Kadýnýn, kayýp kocasýnýn
bedeninden geri kalanýna sahip olmak
istemesi ve onu ayrý bir mezara
taþýmak istemesi aslýnda o kiþiye
yeniden bir eþ olarak sahip olmak
istemesinden kaynaklanýr; ama ölü bir
eþ. Kayýp bedenin deðil, ayný zamanda
kayýp anýn ve eksik kalmýþ bir
yaþanmýþlýðýn da son halini almasýyla
ilgili bir durum söz konusudur; çünkü
ancak bu þekilde yeniden bir hayata
baþlanýlabilir. Hatice Tezcan'ýn
giyindiði bu rol oyunun en zor
rolüydü. Hem anneydi hem anaydý
hem de hafýzasýný yitiren bir babanýn
kýzý. Þefkat, sadakat, merhamet ve
öfke arasýnda paramparça olan bir
kadýnýn her halini gösterebildi Hatice.
Erol Refikoðlu bir yandan ezberi
saðlam bir oyun yönetmenini diðer
yandan da bunamanýn sýfýr noktasýna
yaklaþmýþ bir babayý oynarken
unutmak ve unutmamak arasýna
sýkýþmýþ olmanýn hallerine tanýk olduk.
Ýyi oyuncularla iyi yazýlmýþ ve
yönetilmiþ bir oyun izlemek keyif
verici olur. Aliye Ummanel'in tiyatro
oyunlarýndaki yaratýcý buluþlarýna
hakkýný veren kadrodaki tüm diðer
isimleri de ayný derecede tebrik
ediyoruz.
4
Pazar
n Filiz Naldöven
21 Eylül 2014 Pazar
/ ([email protected])
SABAHTAN AKÞAMA/
KAHKAHADAN AH’A KADAR/30
Bir gün, Eylül, 2014
SABAH
Gecede iki defa uyanýp ilaç içmem
gerekir. O kadar çok ilaç içmem gerekir
ki, gündüz saatleri buna yetmiyor. Çünkü
bazý ilaçlarý epeyce aralýkla almam
gerekiyor. Böylece araya giren saatler,
günü kýsaltarak zamanlamayý kaydýrýyor.
Gece almam gereken ikinci ilaç için
saati kurmama gerek yok. Aslýnda
birinciye de gerek yok, zaten üçlerde
falan uyumuyorum. Tedbir olsun diye
yine de kuruyorum saati.
Ama sabah ezaný -yataðýmdan
baktýðýmda caminin kubbe ve minaresi
pencereden içeri girecek sanýrým- ikinci
ilacý almam için her sabah alarm
vermekte. Allahuekberle gözlerimi açýp
lailahe illalahla hapý yutarak yastýða
býrakýyorum baþýmý. Artýk adýna uyumak
mý denir, bizim dilde sýkça kullandýðýmýz
'beyhutluk' mu, bilemem. Çünkü
birazdan iki adým ötedeki marketin
sabah sesleri giriyor devreye; kepenkler
açýlýyor, kasalar taþýnýyor, insan sesleri
çoðalýyor.
Azýcýk uykuya daldým diyelim,
pencerenin altýnda ya da caminin
kaldýrýmda çantalarýný yere sererek
konuþlanmýþ, iki sokak ötedeki
ortaokulun öðrencileri atýþýyor birbiriyle.
Her halükarda güzeldir sabah ve
insan sesleri. Ama bunun için gece
erken uyumuþ, güzelce uykunu almýþ,
beyhutluðunu gidermiþ olman gerekir.
Artýk benim için kendi olmaktan
çýkmýþ, bir sanrý haline dönmüþtür uyku.
Böylece kendimi o bitkinlik, dayak
yemiþlikten alamayarak, güne
gecikerek doðruluyorum yataktan.
Bu saatlerde, tam da yazýyý yazmaya
baþlamýþken, bir gürültü, araba sesi,
kalabalýk… Sala okunurken camiye
doluþan insanlar…
KUÞLUK
Bazen caným, günde beþ vakit
minareye çýkýp þiir okumak istiyor.
Bazen, þiþelere su doldurup içine þiir
üflemek, sonra cami avlusunda
daðýtmak istiyorum.
Kuralsýz, inançsýz, yüzsüz, büyülü þiiri
aðzýmdan salývermek ve bütün kalýp
inançlarý yýkmasýný, bütün yerleþik
muhafazakar düþünceleri berhava
etmesini görmek istiyorum.
Sabahlarý ezan sesi yerine þiirin
sihirli sesiyle uyanan bir topluluðun artýk
iflah olmayacaðýný, biat etmekten,
itaatten kurtulacaðýný, sonsuz bir
özgürlük aþkýna düþeceðini biliyorum.
Biliyorum ki, þiirle uyanan bir daha
çok zor uyuyacak, þiirin anarþizmine
kapýlan akýl, düþtüðü kaostan elinde
pýrlanta düþüncelerle çýkacaktýr.
Doðaya, canlýya, cansýza, kainatýn
bütününe, uzayýn sonsuzluðuna
aracýsýz temas edebilen þiirin
samimiyeti, biliyorum ki, akýl ve ruha
giyilecek en güzel giysidir.
Çünkü, þiiri ortaya çýkaran gerçeðin
cazibesi hiçbir þeyde yoktur. Her ne
kadar þiir hayale, rüyaya benzetilse de,
Bazen caným, günde beþ vakit minareye çýkýp þiir okumak istiyor.Bazen,
þiþelere su doldurup içine þiir üflemek, sonra cami avlusunda daðýtmak
istiyorum.Kuralsýz, inançsýz, yüzsüz, büyülü þiiri aðzýmdan salývermek ve
bütün kalýp inançlarý yýkmasýný, bütün yerleþik muhafazakar düþünceleri
berhava etmesini görmek istiyorum.Sabahlarý ezan sesi yerine þiirin sihirli
sesiyle uyanan bir topluluðun artýk iflah olmayacaðýný, biat etmekten,
itaatten kurtulacaðýný, sonsuz bir özgürlük aþkýna düþeceðini biliyorum.
aslýnda gerçeðin bize kurdurduðu, olmasý
gereken gerçekliðin taslaðýný çizmektedir.
Bu yüzden, çaðlar boyu þiir iktidarlarý,
gerici toplumlarý ürkütmüþ ve þairin üstüne
salmýþtýr. Bu yüzden þairler sürülmüþ, hapse
atýlmýþ veya toplumdan dýþlanmýþtýr.
Bin bir türlü afyonla uyutulmaya ve
kayýtsýz þartsýz, köle gibi yönetilmeye müsait
hale getirilen toplum, bu yüzden hakiki
þiirden uzak yetiþtirilir. Ýktidarlarýn ektiði
acýmasýz ve cehaleti sonuna kadar
korumaya almýþ kalýplar yýkýlmasýn diye.
ÖÐLE
Hava sýcak, nemli ve kapalý bir kýþ günü
gibi birkaç gündür.
Aðrýdan duramýyorum, olduðum yerde
uzanmak, gözlerimi kapamak ve uyuþuk
uyuþuk yatmak istiyorum.
Çok sýkýntýlý ve verimsiz… Ne yazým, ne
de güz.
Alýþkanlýðýmýn tersine, gündüzleri hiç
televizyon açmazken, belki uyuþukluktan
kurtulurum düþüncesiyle kumandaya
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
dokundum. Siyah beyaz, hangi sinemaya
ait olduðunu bilmediðim, Hristiyan bir film
çýktý karþýma. Ortadan baþladým sanýrým.
Tutucu, kilise inanç ve baskýsýnýn güçlü
olduðu bir kasaba ve çocuklarýna
kontgerilla iþkencesi yaparak onlarý
sakatlayan aileler. Fakat en etkileyici sahne,
þu alýntýyý yaptýðým cümlelerin geçtiði
kilisedeki sahne. Papaz, elinde metal bir
kaseyle tek sýra dizilmiþ çocuklarýn
önünden duraklayarak geçiyor. Ayný
cümleyi tekrarlayarak tek tek kaseyi
çocuklarýn aðzýna tutuyor. Onlar da birer
yudum içiyorlar.
"Kabul et ve iç! Bu, yüce
peygamberimizin sizin günahlarýnýzý
temizlemek için döktüðü kandýr!"
Tüylerim diken diken, ekrana
bakakalýyorum.
Ýlkokul
çaðýndaki
çocuklara
peygamberin kanýný içmelerini öðütleyen
din adamýnýn kafasýný, elindeki kaseye
bastýrýp uzun bir süre tutmak istiyorum.
Kan içici yetiþtirmek bu olsa gerek.
Bütün dünyada, ne zaman ki toplumlara
böyle papazlar atanmaktadýr, ya da hocalar;
kan içici ordular türemekte, insan aleyhine,
toplum aleyhine cinayetler iþlemekte,
caniliði, zulmü son kertede uygulamayý
seçmektedirler.
Bizi kurtaracak olan, doðduðu günden
baþlayarak çocuðun kulaðýna þiir
okumaktýr.
ÝKÝNDÝ
Yaðmur yaðsa uzun uzun…
"bugün yaðmur uzun bir kadýn saçýdýr
yeryüzüne dökülen" (Bülent Ortaçgil)
Yaðmur yaðsa, topraðýn canýna deðse…
Topraðýn içine sinmiþ kokuyu dünyaya
salsa… Mis gibi koksa ortalýk… Ohhh!
Bu kokuya yaseminler karýþsa,
menekþeler, fullar, gecetütenler, Pakistan
geceleri…
Bu aðýr, giderek daha da aðýrlaþan,
belimizi büken havadan, karadan, anadan
arýndýrsa bizi…
Yeniden doðmuþ gibi olsak.
"Safça bir þeydi yaptýðým/Ýstedim aþk
olsun vefa olsun adalet her nedense…/
Sindiremem huysuz hayal gücümü/Ve
bilmem varsa onu köreltecek bir hile…"
Küçük bir kaçýþa teslim ettim kendimi.
Ama biliyorum geri dönünce hepsi kafama
üþüþecek. Beynimin yollarýnda ralliye
çýkacaklar. Ýnat olsun diye bazý dehlizlerimi
kapatacaklar. Barikatlar kurarak orada
daha uzun ve tedirgin durmam için
zorlayacaklar. Ýki yana kimlikçiler,
yoklamacýlar koyacaklar. Gözümün içine
baka baka, tükürür gibi kimliðime mühür
vuracaklar.
Ben yarým bir þehre mahkum
kalacaðým. Bu yarým þehir, surlarýnýn
çevirdiði yerlerde baþka bir yarýmlýk- hayýr
parçalanmýþlýk- olarak içime dýþýma
sinecek. Bu yarým þehrin manasýný
bilmeyen, tarihine ortak olmayan, kendi
ülkesinin fýrlatýp buralara savurduðu
insanlarla beraber parçalanacaðýz.
Birbirimize çarpýp parçalanacaðýz. Bu
yarýmlýk ve darlýkta birbirimizin boðazýna
sarýlarak nefessiz kalacaðýz.
AKÞAMÜSTÜ
Bunlar, yönetiyorum sananlarýn hiç derdi
deðil.
Onlar özel localarýnda oturarak ve bu
sýcakta yelpazelerini sallayarak, yüzlerinde
plastik bir gülümsemeyle bize bakacaklar.
Biz kendimizi ve birbirimizi yerken, sefil
ve yoz bir hayatý omuzlarýmýzda kaldýrmaya
ve bunalmaya ve bunalmaya ve bunalmaya
devam ederken; onlar içten içe hesap ve
pazarlýklarýný yaparak, o plastik
5
gülümsemeyle bize bakacaklar.
Kerhaneler, barlar açýlacak boyuna.
Uyuþturucu þekercik gibi daðýtýlacak.
Kafasý bozuldu mu, belinden tabancayý
çeken istediði kadar ateþ edecek. Ölen
ölene olacak. Faslý kadýnlar, Rus
kadýnlar, Moldovyalý kadýnlar ve daha
baþkalarý on beþte bir gidip Burhan
Nalbantoðlu hastanesinde, deri ve
zührevi hastalýklarda muayeneden
geçecekler.
Evli kadýnlarýn birçoðu da, dehþet
içinde, baþka bir ülkede deri ve zührevi
hastalýklar servisinde kontrolden
geçecekler.
Ýçinde
bir
türlü
huzurla
oturamadýðýmýz yepyeni havuzlu evler
ve lüks apartman dairelerinde
çekiþmeler, kavgalar, boþanmalar alýp
baþýný gidecek.
Çocuklar
bu
örneklerle
büyüyecekler. En paralý okullarda
okusalar ne yazacak?
En lüks elbiseleri giyseler, son model
arabalar kullansalar ne olacak?
O içlerindeki yalnýzlýk, atýl
býrakýlmýþlýk duygusu, 'bir halt olacaðý
yok bu hayattan' inancý!
Þiir de okumuyorlar, kimse onlarýn
kulaðýna fýsýldamýyor.
GECE
Sonunda hepsi gider belki.
Anadan babadan para, mal mülk
bulamayan, çalýþmasýna raðmen
harçlýk koparamayanlar gider.
On yýl önceki Limnidi köyü gibi, biz
ihtiyarlar baþ baþa kalýr, zivaniya içer,
birbirimizle dalaþýrýz.
Har vurup harman savuran bir kesim
genç var, kendi maaþýný bir hafta
sonunda harcayan. Zaten devletin ona
layýk gördüðü sadaka ne ki? Düzgün
bir restorana gitse hafta sonu, birkaç
bar gezse gitti iþte maaþ. Sonra anaya
babaya el açýlýr.
Ama bir sonraki nesil, el açacak,
para isteyecek bir aile bulamayacak.
Böyle giderse yoksulluk gýrtlak boyuna
gelecek. Üzüm üzüme bakarak
kararacak. Ya çekip gidecek, ya
olmadýk pis iþlere bulaþacak
yaþayabilmek için.
Kendini yönetici sananlarýn bunlar
zerre umurlarýnda deðil.
Okullarý da açtýlar þimdi; emme
basma tulumbalar, kara cahiller
yetiþtirmek üzere. Onlar çocuklarý
horlayýp aþaðýlayacak, çocuklar da cep
telefonundan porno film seyredecek ya
da sevgilisiyle yazýþacak. Gelinen
noktanýn cazibesinden(!) kendimi
alamýyorum.
Hala sorumluluk duyan, bilgi küpü
deðil, insan yetiþtirdiðine inanan ve
bunun için çaba harcayan öðretmenleri
tenzih ederim. Onlar, asýl olan neyse,
insanýn deðeri neyse; nasýl bir toplum
yaratýrsak mutlu olacaðýmýzý bilen
insanlardýr. Sadece bilgi aktaran
bilgisayar ekranýna benzemezler.
Eðer durum tersiyse: we don't need
no education!
Ne boþa harcanan zaman, ne boþa
harcanan hayatlara ihtiyacýmýz vardýr.
Duvardaki tuðlalar gibi birbirine yapýþýk
ve hayatla arasýna surlar ören kimseye
gerek yoktur.
Ve ben böylece bunalýyorum ve
bunalýyorum ve bunalýyorum…
Yaðmur yaðsa diyorum…
"Vallahi ölümü öp!" dedi. Nasýl
öperim seni/þimdi yol ortasýnda dedim
kendi kendime: /Bas git, iki þiir oku en
iyisi, sigara iç!
TANRIKADIN
Hayatýnýn tüm hüzünlerini, acýlarýný, yüzündeki solgun,
minik zeytin gözleriyle örtmeye çabalarken düþüyor kelimeler,
cümleler aðýr aðýr aðzýndan. Bir býçak gibi vurmamýþ
isyanlarýný, öfkelerini olanca haksýzlýðýn, kayýrmacýlýðýn,
sevgisizliðin üzerine. Kanatmamýþ diken gibi kendine uzanan,
yakýn sandýðý o soðuk elleri. Onlarý okþamayý görev bilmiþ.
Uzaklara dalýyor gözleri, aradýðý noktaya varýnca kilitleniyor
bakýþlarý. Varmak istediði belki de hep orasý. Sýðýnaðý, odasý...
Nemleniyor içi, gözlerinden çok. Söyleyemedikleri,
söyleyeceklerinin tonunu azaltýp, rengini bulandýrýyor. Yabancý
birinin duymasýndan hâlâ daha endiþeli. Ser verip, sýr
vermeyenlerden. Sýr vermek bir ölüm, Kuran'a dayalý o ele,
ihanet geliyor ona. Söyleyeceklerini o üþüten yana kaydýrýyor.
Ýrkiliyor. "Aman duyan olmasýn"la taçlanan sohbetimiz,
akþama kadar uzuyor. Süpürüp temizleyebilsem, akan onca
kaný durdurabilsem, acýyý silebilsem yüreðinden, diye
konuþuyorum kendimle ki, bu konuþmalar beni ondan
koparýyor bazen. Ne çok kýþ geçmiþ, ne çok yaz geçmiþ
yaþadýklarýnýn üstünden. Ne çok can topraðýn altýna uzanmýþ,
kýsacýk bir hayata baþ eðerek. Ne çok göz uçup gitmiþ rüzgârla
onsuz, uzaklara... Yüzünün her kývrýmýnda sevgi ile
gezdiriyorum bakýþlarýmý Tanrýkadýn'ýn. O kýrýþýklýklarýn,
bugüne kadar aldýðý tüm aðrýlý yollarýn izdüþümleri,
yorgunluklarýn, gözyaþlarýnýn izleri olduðunu görebiliyorum.
Ýnançlarýnýn gölgesinde yine de huzurlu ve serin koca bir
aðaç...
"Neçin okutacaglardý ya beni ilkokulda? Evdeki
gardaþlarýma kim bakacak, kim temizliklerini yapacaðdý,
annem yemegleri ve dokuma iþi yaparkan. Ben okulda fing
atarkanonlar bakýmsýz, sefil galacaklardý, belki da. Babam,
rahmetli babam, böyle düþünmüþ ki, beni bir yýldan sora
okuldan aldý. O minik, o sýsga beni, o isyan bilmeyen, söz
ve toz galdýrmayan beni, itaade hep müsaid beni. Artýg
evlenene gadar onlara, evlendikten sonra da gocama itaad
edeceðdim. Ýnsanlýðýmdan önce analýðým önde yürüdü giddi"
diyordu tanrýkadýn.
Fatma Akilhoca
6
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
n Sezai Sarýoðlu
ORTADOÐU'YA KARIÞIK veya OLAY MAHALLÝ
Olay, daðlarda ve Ortadoðu'nun yeni kalbi Rojava'da geçer...
Petrolle abdest alan iþbirlikçi zalimler bir yana, Rojava hakikati
ve imgesi "tarihte mekapýn rolünü" anlamayanlara cevap olarak
da okunabilir. Öte yandan, bölgenin yeniden paylaþýmý
projesinin parçasý olarak örgütlenen IÞÝD'in amaca ulaþmak için
kullandýðý stratejiyi, Cemal Süreya'nýn "Ödleriyle öten kuþlar
gibi" dizesinin anlam kapýsýndan geçip algýlamak mümkün..
Olay, eski adý Habeþistan olan
þimdiki Etiopya'da geçer...
Afrika'yý Hristiyanlaþtýrma ve
sömürgeleþtirme projesine gönül
vermiþ iki misyoner papazýn yolu
Afrika'ya düþer. Uzun bir
yolculuktan sonra ufukta bir köy
görünür. Ýyice yaklaþtýklarýnda
köyün kilisesi gözlerine iliþince
kendilerinden önce davranan
baþkalarýnýn
bu
köyü
Hristiyanlaþtýrdýðýný düþünüp içten
içe sevinirler. Papazlardan biri
diðerinin omzuna dokunup kulaðýna
eðilerek "Bu köyde iþimiz kolay!" diye
durum tespiti yapar. Diðeri susar.
Hem dinlenmek hem de köydeki
inanç deðiþtirme tecrübesini yerinde
görmek için köye uðrarlar. Köyün
yerli papazý, Avrupalý iki kafadar
misyoneri misafir eder. Gece
boyunca Ýsa dahil Hristiyanlýk
üzerine yüksek muhabbet yaparlar.
Ertesi gün yerli papaz, baþka köyde
þanslarýný
denemeden
önce
kiliselerini görmelerini ister. Kabul
ederler. Papaz boynuna baðladýðý
demirden dökme devasa anahtarý
çýkarýp kilisenin kapýsýný açar.
Gördükleri manzara karþýsýnda
misyonerlerin ezberi bozulur;
bildikleri tüm dualarý unuturlar!
Çünkü duvarda çarmýha gerilmiþ
zenci bir Ýsa ile gözgözedirler. Bir
gün önce arkadaþýnýn "iþimiz kolay"
cümlesi üzerine susan papaz
arkadaþýnýn kulaðýna fýsýldar: "Sen
dün, iþimiz kolay mý demiþtin?"
Olay, Ece Ayhan'ýn "Þiir ve
Kadavra" isimli yirmi dört ayar tarih
eleþtirisi kýymetindeki þiirinde geçer:
"1. Parþömen kaðýtlar okunduðunda,
kývrýktýrlar; þiirin ve/ 2. kadavranýn
içi açýlmamýþtýr, insaninsanýn hiç."
Dönmeyi unutan, aklýna geldikçe
yanlýþ dönen dünyaya, kiþi baþýna düþen
milliyetçilik ve ýrkçýlýk miktarýnýn giderek
arttýðý yanlýþ yaþayan ve yanlýþ yaþlanan
dünyalýlara bakarak tarihin ve
coðrafyanýn içi açýlmamýþtýr, diyebiliriz.
Olay, bijim mahallede bir masada
geçer...
Masanýn tarihteki rolünü unutmadan
söylemek gerekirse; daðbanlarý ve tarihin
marangoz hatasý devleti temsilen
görüþmeler sürmektedir. Hikaye bu ya,
görüþme masasýna her oturuþta yan
masadan çözüme dair "cevaplarla" eþit
olmayý isteyen dikkate alýnmasý gereken
"sorular" yükselir: Daðda, sokakta ve
hatta sandýkta kazanýlanlarýn masada
kaybedilme ihtimalinin mümkünlüðünü
yabana atmadan, daðlarý ve özgürlükleri
devrim masasýyla iliþkilendirmek
çözüme dahil. Tarihen ve siyaseten
"masa" demiþken "fazla þiirden öldüðü"
rivayet edilen Edip Cansever'in "Masa
Da Masaymýþ Ha" þiirini muhabbete
dahil etmemek olmaz:
"Adam yaþama sevinci içinde/
Masaya anahtarlarýný koydu/ Bakýr
kâseye çiçekleri koydu/ Sütünü
yumurtasýný koydu/ Pencereden gelen
ýþýðý koydu/ Bisiklet sesini çýkrýk sesini/
Ekmeðin havanýn yumuþaklýðýný koydu/
Adam masaya/ Aklýnda olup bitenleri
koydu/ Ne yapmak istiyordu hayatta/
Ýþte onu koydu/ Kimi seviyordu kimi
sevmiyordu/ Adam masaya onlarý da
koydu/ Üç kere üç dokuz ederdi/ Adam
koydu masaya dokuzu/ Pencere
yanýndaydý gökyüzü yanýnda/ Uzandý
masaya sonsuzu koydu/ Bir bira içmek
istiyordu kaç gündür/ Masaya biranýn
dökülüþünü koydu/ Uykusunu koydu
uyanýklýðýný koydu/ Tokluðunu açlýðýný
koydu./ Masa da masaymýþ ha/ Bana
mýsýn demedi bu kadar yüke/ Bir iki
sallandý durdu/ Adam ha babam
koyuyordu..."
Olay bizim mahallede daðlarý,
sokaklarý, fabrikalarý ve dilimizin tozunu
taþýdýðýmýz sandýk mahallinde geçer...
Bizim mahallenin çocuklarýnýn
Lenin'in "parlamento burjuvazinin
ahýrýdýr" mealindeki ünlü alýntýsýna demir
atarak "sol" gösterip "sað" vurarak/
durarak, milliyetçi partilere yardým
yataklýk etmeleri akýl tutulmasýný aþan
bir siyaset "taktiði" olarak tarihin zaptýna
geçmelidir. "Boykot" taktiðine kalben ve
lisanen inanan az sayýda devrimciyi
tenzih ederek söylemek gerekirse, seçim
çalýþmalarý boyunca ben, bu arkadaþlara
"bir ahýrýn içinde gezdirilmiþ gül kokusu"
diye mecazlandýkça onlar seçimlerde
9.8'lik sevincimizden hicap duymakta
beis görmeyerek daðlarýn, sokaklarýn
kalbini kýrdýlar ki sormayýn. Ez cümle,
neye sevineceðini neye üzüleceðini
unutan, yenilmenin ötesinde kapitalizme
kesin kayýt yaptýran ama bunu bir
"devrimci retorikle süsleyen" bir siyasal
kümeyle karþý karþýyayýz... ("Bütün söz
vermelerin tarihçesi/ Sevgim acýyor"
Turgut Uyar) Daðlara, daðbanlara,
sokaklara sevineceðine, yerel seçimlerde
Mansur Yavaþ'ýn afiþlemesini yapanlara,
Cumhurbaþkanlýðý
seçimlerinde
Ekmeleddin Ýhsanoðlu'nun sandýðýna
gizli-açýk oy taþýyanlar için "Marx ýslah
etsin" desem ne fayda... Ýþ bu kadarla
bitse iyi, devlete yenilenlerin birbirine
devlet olmakta ýsrar etmeleri, birbirini
yemeyi/yenmeyi marifet bilme geleneði
trajedinin bir baþka boyutu. Tarihin ve
coðrafyanýn bu belalý aþamasýnda
devrim ve sosyalizm ipine sarýlmak
yerine AKP korkusuyla devlet, ordu
ipine sarýlan özetle devlet çöpünü çeken
þairler için derin bir âh çeksem ne
fayda...
Olay, daðlarda ve Ortadoðu'nun yeni
kalbi Rojava'da geçer...
Petrolle abdest alan iþbirlikçi zalimler
bir yana, Rojava hakikati ve imgesi
"tarihte mekapýn rolünü" anlamayanlara
cevap olarak da okunabilir. Öte yandan,
bölgenin yeniden paylaþýmý projesinin
parçasý olarak örgütlenen IÞÝD'in amaca
ulaþmak için kullandýðý stratejiyi, Cemal
Süreya'nýn "Ödleriyle öten kuþlar gibi"
dizesinin anlam kapýsýndan geçip
algýlamak mümkün...
Olay Edward Said'in Ýsrail tarafýna taþ
attýðý Gazze'de geçer...
AKP'nin yeni gözdelerinden Orhan
Miroðlu, "Bizim Edward Said'imizdir
Davutoðlu. Said'ten daha farklý olarak,
inançlarýný yazdýðý kitaplarýn dýþýna,
siyaset alanýna taþýmayý denemiþ, elini
taþýn altýna koymuþ ve gördüðünüz gibi
bunda da baþarýlý olmuþ bir Edward
Said.." diyorsa, bize "tarih baþka keder
vermesin!" demek düþer... Musa
Anter'den "emanet" Miroðlu'nun bu
"amaneti" yani "kendini" yeni muktedir
AKP'ye ve Ahmet Davutoðlu'na
kayýtlamasýný tarihin ironisi olarak
okumak mümkün. Muhsin Kýzýlkaya,
Etyen Mahcupyan, Markar Eseyan vs.
ile birlikte halklarýn öfkesini sýnayan
Miroðlu'nun bu muhteþem dönüþünü
Can Yücel'in "Musa Beð Ýçin" þiiri
üzerinden okumak ve tarihe not düþmek
mümkün: ''Musa Anter çaðýmýzda/ Yeni
bir Selâhaddin-i Eyubiydi/ Onun ipek
kesen kýlýcý varsa/ Musa Beðin Türkçesi/
Ve de o güzelim Kýrmancasý vardý/
Herkesin yaya gittiði yerde/ O filinta
bacaklarýyla/ koþardý/ Musa Peygamber
Kýzýldeniz'in/ dalgalarý arasýndan/ nasýl
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
ulaþtýysa/ O da kardaþlýkla/ dünya
kardaþlýðýyla/ ulaþtý karþý kýyýya/ Musa
Beð için akan göz yaþlarý/ yediveren
mermilerdir/ birer birer..''
Olay, tanrýdan özeleþtiri isteyen
þeytan mahallinde, Melek Tavus'un
kanatlarý altýnda, katliamýn yeni adresi
Þengal'de geçer...
Ezidiler'in uðradýklarý katliam genel
bir katliam olmanýn yaný sýra kadýnlara
yönelik özel bir yok etme, köleleþtirme
yanýyla da önemli... Belki daha da
önemli olan, özel bir mitolojik ve
tarihsel hikayesi olan halkýn çok
katmanlý bir acýya kiracý olmasý,
"sürgün", "göçebe" sözcükleriyle
karþýlanamayacak belirsiz bir baþka
konuma sürüklenmesidir... Pek çok
devrimcinin ilk kez tanýdýðý bu halkýn
yerlerinden yurtlarýndan sürgün
edilirken yanlarýna neler aldýklarýný
düþünmüþümdür hep...
Olay þiirin sokak, sokaðýn þiir
çocuðu Can Yücel'in "Sürekli Aydýnlýk
Ýçin Bir Dakika Karanlýk" eylemine
nazire olarak yazdýðý "Tekerlenmemek
Ýçin Bir Tekerleme" þiirinde geçer:
"Komþu, komþu, huu?/ - Huuu!/
Iþýðý kapadýn mý?/ - Kapadým./ Iþýðý
örttün mü?/ - Örttüm./ Camý açtýn mý?/
- Açtým./ Aydýnlýða ses verdin mi?/ Verdim./ Zili çaldýn mý?/ - Çaldým./
Sokaða çýktýn mý?/ - Çýktým./ Mumu
söndürdün mü?/ - Söndürdüm./
Demokrasi diye haykýrdýn mý?/ Haykýrdým./ Ne getirecek diye?/ Özgürlük./ Kime kime?/ - Hepimize./
Daha kime?/ - Güneydoðu'ya./ Ne
getirecek ki?/ - Barýþ, barýþ./
Güneydoðu nerde?/ - Daða çýktý?/ Dað
nerde?/ - Cumhuriyetin içinde./ Yangýn
söndü mü ki?/ - Sönecek./ Yurttaþ,
yurttaþ, huu?/ - Huuu!// Iþýðý kapattýn
mý?/ - Kapattým./ Iþýðý açtýn mý?/ Açtým./ Neye, nereye açtýn?/ Aydýnlýða, sürekli aydýnlýða./ Komþu,
komþu, huu?/ - Huuu!/ Seni çok, çok
seviyorum."
Olay, egemenlerin petrolle abdest
aldýklarý Ortasýdoðu'da geçer...
ABD'nin Irak'ý iþgal günleridir...
Kumul zararlýsý olan tanklar kum
fýrtýnasýna benzer bir havada çölde
ilerlemektedir. Bir ayaðýnda adidas
diðer ayaðý çýplak bir çocuk devesinin
sýrtýnda ters yöne doðru seyir
halindedir. Aralarýnda bir taþ atýmý
mesafe vardýr. Tankla deve, çocukla
askerler uzaktan da olsa göz göze gelir.
Tanklar çocuðun üzerine doðru gelir.
Çocuk devenin dizlerine sopa yerine
eliyle hamle yapýp "kýh" diye seslenince
deve çöker. Tanklar iyice yaklaþarak
taþ menziline girer. Tank ýþýðýný
çocuðun gözüne tutar. Gözleri
kamaþan çocuk tankla devenin
arasýnda ayakta bekler. Tank ve çocuk
karþý karþýyadýr. Çocuk, hiç telaþa
kapýlmadan yere eðilerek iki uvucunu
kumla doldurur. Ve tankýn gözlerine
kum atar. Tankýn gözleri söner. Gözleri
sönen tank, çölün ortasýnda zikzaklar
çizerek uzaklaþýr. Tankýn gözlerini kör
eden çocuk devesine binip yoluna
devam eder...
Olay dünyada ve dünyalýlar
arasýnda geçer...
Ömrünün son yýllarýnda Ortadoðu
üzerine þiirler yazmayý düþünen ama
bunu baþaramadan ölen bir þair Cemal
Süreya "Havlýyor barut" diye seslenir
bizlere... Evet, Ortadoðu'da ve her
yerde havlamaktadýr barut... Ve "Hep
kazanýrsýn ey çözümsüzlük!"
Þimdilik hal ve gidiþ budur...
Alternatif nedir diyenlere "Mahsus
selam eder Devrim'in ellerinden
öperim..." derim ve o ân'â kadar
susarým...
(Tiroj Dergisi)
7
Ýstanbul
Sanki sen Ýstanbul'dun,
bense minik bir martý.
Ayný þehre uðrayan binlerce basit martýdan
biriyim belkide ben.
Ve buna raðmen giderken aklýmda
kalan tek þehirsin sen...
Sonsuza dek, senin mevsimini yaþamalý diye
düþünüyorum bazen.
Eðer ben yalnýzca, bir martýysam...
Varolmak istediðim mavi, yalnýzca senin
denizlerinin yansýmasýdýr.
Sonsuza dek aç da kalsam olur boðazýnda.
Sen yeterki istanbul kadar sev ikimizi.
12 Eylül
Yüksek sesle susmaktýr bugün eylül.
Çýlgýn çocuklarýn evlerinden çýkýp,
evlerine dönemedikleri
o günlerdendir gün...
Kalem tutan ellerin,
yüreksiz býrakýldýðý gündür bugün.
Karanlýktýr eylüller...
Ölü çocuklar var içlerinde.
Sessizdir eylüller. Soðuktur .
Yüksek sesle susmaktýr bugün eylül.
Konuþamadýðýmdan beri…
Ýpek Ýbretler
8
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
n Mustafa Erkan
Ýtalya'nýn kalbinde bulunan, Mutlak Monarþiye dayalý en küçük ülke:
Vatikan Þehir Devleti
Katolik
kilisesinin
genel
baþkaný, Vatikan Devleti'nin de
baþkaný olur. Papa yasama,
yürütme
ve
yargýnýn
da
baþkanýdýr. Ülkede, Papa ne
derse, yasa odur.
Dünyanýn metrekare baþýna en
çok turist düþen, bu turistler
baþýna da en çok papaz, kardinal
ve rahibe düþen ülkesini merak
ediyorsanýz doðru yerdesiniz;
aradýðýnýz ülke Vatikan.
***
Ýtalya'nýn baþkenti ve Lazio
bölgesinin en büyük þehri olan
Roma, uygarlýklarýyla birlikte
monarþi gibi bir yönetim þeklini da
içinde barýndýrýyor. Batý uygarlýðýnýn
beþiði ve Katolik dininin kalbi Roma,
demiþtik. Yaklaþýk 900-1000 civarý
bir nüfus bulunur. Bunlarýn çoðunu
çeþitli ülkelerden gelen papazlar ve
Ýsviçreli muhafýzlar oluþturur. Mutlak
monarþiyle yönetilen devletlere
örnek Vatikan'ý ziyaret etmek bizim
için ilginç oldu. Yüzölçümü olarak
dünyanýn en küçük ülkesi... Katolik
mezhebinin yönetim merkezi...
Çevresi yüksek duvarlarla kaplý... 24
saat kameralarla izleniyor. Roma'nýn
adeta içine hapsolmuþ. Vatikan da,
yýllar süren kuþatma altýndaki kale
gibi . Roma Vatikan ikilisini sadece
bir duvar ve bir meydan ayýrýyor.
Yüzlerce turist akýnýna uðrayan
Vatikan, hem dini, hem turistik
ziyaretçilere ev sahipliði yapýyor.
Katedral içerisine girmek için Katolik
dininin merkezi kabul edilen 0.44 km
karelik alanda oluþan kuyrukda sýrayý
beklemek gerek. Sýra güvenlik
yoklamasý içindir. Güvenliðe gelindiði
zaman kýyafetler de kontrol ediliyor.
Çok açýk kýyafetlerle içeri giriþ yasak.
Bir pürüz çýkmadan güvenlikden
geçerek koridordan içeri doðru yol
aldýk. Yürürken muhtelif giriþlerde
Vatikan'ýn, Ýsviçre vatandaþý ve
Katolik olmasý þart olan geleneksel,
ilgi çekici giysileriyle nöbet tutan
muhafýzlarý hem izleyip, hem
giderken kendimizi katedral giriþinde
bulduk. Þehir küçük olduðu için,
ordusu da küçükdür. 1929 senesinde
Mussolini, Papalýk ile Laterano
Antlaþmasý'ný yaptý, Vatikan devleti
kurulmuþ oldu. Ýsa "aleyhisselam"ýn
havarilerinden
Petrus'un
kabri
buradadýr. Papalar kendilerini Petrus'un
halefleri olarak görmektedirler. 15.
yüzyýldan beri de Papa'yý korumaktan
bu, yaklaþýk 100 kiþilik elit birlik
sorumluymuþ. Ýsviçreli Muhafýzlar'ýn
yanýndan usul usul uzaklaþýp artýk San
Pietro Bazilikasý'na girebiliriz.
Roma'daki en büyük 4 bazilikadan
ikincisi olan Aziz Petrus Bazilikasý veya
San Pietro Bazilikasý Vatikan'daki en göze
çarpan binadýr. San Pietro, 12 havariden
birisi ve dolayýsýyla ilk Papa olarak kabul
edilen azizmiþ… San Pietro Bazilikasý da
onun mezar yeri olarak kabul
ediliyormuþ. Kubbe yükseklik 138 m, ön
yüzü 114 m geniþlik olan katedral, Barok
mimari tarzýný yansýtýyor. Roma'nýn
siluetindeki en önemli parçalardan biri
olan bazilikanýn Michelangelo tarafýndan
tasarlanan kubbesi,800?den fazla iþçinin
nasýrlý elleri ile inþa edilmiþ. Kubbe
altýndaki kilise iç mekaný da ayrý bir
etkileyici atmosfere sahip. Ýçeriye girer
girmez yerden metrelerce yukarýya
uzanan parlak mermer duvarlar, yüksek
duruþlarýyla insaný etki altýna alýyor.
Hamurdan yapýlmýþ gibi duran
heykeller, ucundaki püsküllerden
kýrýþýklýklara kadar en ince ayrýntýsý
düþünülmüþ mermerden halýlar
ziyaretçileri adeta ihtiþamýn içine;
derinliklerine doðru çekiyor. San
Pietro Bazilikasý'ný gezerken bu
muazzam zenginliðin yüzyýllar
boyunca milyarlarca insaný nasýl
etkilediðini daha iyi anlýyorsunuz.
San Pietro Bazilika'sýnda çok da göz
önünde olmayan cam duvarlar
arkasýnda korunan Michelangelo'nun
Pieta heykelini de mutlaka
görmelisiniz. "Ben Ýsa'yým" diye
baðýran bir meczup tarafýndan elinde
çekiç ile saldýrýlan Pieta heykeli, sizi
hayrete düþürecek gerçeklikte
detaylar sahip bir þaheser… Basilica
di San Pietro in Vaticano), Hristiyan
dünyasýnýn en büyük bazilikasýdýr,
22.000 metre karelik alaný ile bu
devasa ibadethanede 20.000 insan
ayný
anda
dua
edebilir.
San Pietro Meydaný (St Peter's
Meydaný) , Papanýn belirli aralýklarla
halka seslendiði bölge turistik olarak
da çok önemli bir nokta. Günümüzde
bu meydan Papa'nýn halka seslendiði
ve diðer bir takým önemli olaylarýn
organize edildiði bir yerdir. Katedral
ve meydan gezisinden sonra son
duraðýmýz vatikan postanesi oldu.
Vatikan dan kart atmak önemliymiþ.
Bize de eðlenceli geldi. Ben kart deðil
de kendi adresime bir zarf atmayý
tercih ettim. Posta memurunun
adresi merak edip "North Cyprus
neresidir" sorusuna karþýlýk 'Mersin
10 - Turkey' dedim. Adam ne demek
istediðimi anlamasa da, boynunu
bükerek, mecburen pulladýðým zarfý
aldý. Attýðým zarf ortalama da 2
haftada elime ulaþtý:)
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
n Nehir Demirel / [email protected]
n Emre Ýleri /
[email protected]
PSÝKOLOJÝK GERÝLÝM...
Sapýtma-2
Orda bir kapý var, bir anahtar, bir liman,
bir gemi… 'dört tarafý denizlerle çevrili!' O
zaman mümkündür bir gemiye atlayýp
gitmek… mümkün müdür? Ýlla ki denizi
yarýp bir asayla ortasýndan geçmeye gerek
yok… yoksa böyle bir göze almak mýdýr,
böyle bir mücadeleden geçmek midir bir yere
gitmek, ya da bir yerden gitmek? Denizler
olmasaydý ya da okyanuslar, bu kadar ayrý
düþer miydik birbirimizden? Kýtalar, ülkeler,
sýnýrlar, belki dinler, diller, ýrklar birbirinden
bu kadar ayrýlýr mýydý? Ki hepsi ayný kapýya
çýkar ama hiçbiri de bir kapýdan çýkamaz…
öylesine kýsýtlý… deniz olmasa nehir olur
muydu? Deniz olmasa insan ölür müydü?
Burada bir ada var… bir sýkýþma, bir
anahtarsýzlýk… bavulu
hazýr, bilinci altýný ýslatmýþ, leþ
gibi kokuyor… burada bir insan var, insan
yok… burada herkes birbirini tanýyor ama
kimse yok… burada yüzler var sesler yok…
sessiz þikayet sesleri yükseliyor, yataklar çok
rahat… burada bir Afrodit yok… burada
göçün yasasý var… iþi var maaþý yok…
maaþý var hayatý yok… ölse, çöpe atýlsa
yeridir… yeri yok… yerin kulaðý var, insanýn
sesi yok… dinleyecek anlatacak öyküsü yok,
hepsi birbiriyle ayný, ayný aldatmaca/
aldanmaca… tahammül yok, kimsenin mecali
yok… burada gidiþ yok, duruþ var… aslýnda
duruþ da yok… duran bir adam kadar tavýr
yok… söylemeden geçemeyeceðim, bir tek
milletvekillerinin maaþlarýna zam var
burada… ha biraz da yaþadýðýmýza dair bir
sinyal var, frekans arýzalý…
Dünyayý birileri ya da bir þeyler
yönetirken, iktidarlar iktidarsýzken, solcular
nasýl muhalif olabilir ki? Ya da muhalifler
solcu? Ýþte tam da istenilen tuzaktýr bu,
iktidar ancak muhalefetiyle var olabilir fikri!
Yok öyle bir þey… var mý? Bu sadece bir
rahatlatma, halklarýn bölünmesi adýna…
saðcý solcu, daha solcu, biraz daha solcu,
bir çýngý daha solcu… oldu! Baþka? O
zaman nasýl olacak? Burada hala solcu
olduðunu düþünenler var… ve daha ve daha
da solcu… hala bunlarla oyalanmakta, hala
siyaset denilen þeye inanmakta… karþýtý
olduðun bir þey varsa, ona inanýyorsun
demek deðil midir? "O zaman mücadele
etmeyelim mi?" Soru bu mu? Ýlk aklýna gelen
soru bu mu? Soru bu deðil… o yüzden
cevap vermiyorum… çünkü hala
buradasýn… ilkel insan! Hakaret mi ettim
þimdi ilkel insana? Anlamýyorum… hadi
soldan soldan birbirinizi yeyin! Afiyetler! Ha
bir de hem sanatçý hem solcu olanlar
var! Bayýlýrým! Solundan yenmez,
saðýndan dönmez… yaþayýþ biçimini
uydura uydura…. Yani demem o ki,
büyük bir oyun var, herkes bir þekilde
buna hizmet ediyor, dolayýsýyla tüm
dünya ayaklanmadýkça herhangi bir
þeyin deðiþebileceðine
inanmýyorum… dolayýsýyla zaten,
birbirimizi yememiz oyunun ilk þartý
…
Her þeyden baðýmsýz ya da her
þeyle baðlý olaraktan þunu söylemek
isterim, aslýnda herkesi paranoyama
dahil etmek bile isteyebilirim : geçen
sene Türkiye'deki 'Gezi'
ayaklanmasý - ki baþta ben bu
dünyada bir þeylerin
deðiþebileceðine inanmýþtým devlet eliyle tasarlanmýþ bile
olabilir. 'aðaç' meselesini bilinçli bir
þekilde seçmiþ olup - hem de
Taksim'in göbeðinde - halký
ateþleyecek ilk kývýlcýmý orda
baþlatmýþ olabilir. Halký
rahatlatmak, halkýn nefretini
kusabileceði, kendini 'devrim'
yaptýðýna inandýracaðý, dolayýsýyla
kendini iyi hissedeceði ve günün
sonunda 'ben bir þeyler için
mücadele ettim' demenin
huzuruyla insanlarýn yataðýna
yatacaðý, iktidarýn yönettiði
stratejik bir politika olabilir bu.
Aslýnda sen belki de hiçbir þey
için mücadele etmedin, belki de sadece sana
sunulan ortam içinde debelenip durdun ve
kendini iyi hissettin… halk meydanlarda
'oyalanýrken' bu arada neler döndü neler…
oysa o huzurluydu, devrimciliðinin içinde
mutluydu… günün sonunda, böylesine canla
baþla mücadele sonrasýnda, artýk herkes
rahatladý, sakinleþti ve 'ben yapacaðýmý
yaptým, ötesinde bir þey yapamam'a kadar
geldi… istenen rahatlama ve ardýndan gelen
uyku elde edilmiþ oldu… iktidarýn halklara
orgazm yaþatmasý gibi belki… suni… (bu
arada gene suni dedim aklýma tüp sanatçýlar
geldi… tamam hiç girmiyorum) Neyse,
anlattýðým, þüphelendiðim, dilemediðim bu
hikaye biliyorum çok paranoyakça! Mümkün
mü? Her olasýlýk gibi…
Okyanus olmasa bunlar olur muydu? Ýnsan
olur muydu? Burada, göremediðin bütün
rüyalar var… o yüzden benim için hala orda
bir deniz var, bir gemi, bir anahtar… gitmek
isteyene kimse kýzamýyor… 'her aþk
doðduðu yere (mi) benzer'? Mümkün mü?
Her olasýlýk gibi…
9
HÝÇ KÝMSELÝÐÝMDEN
BÝR YAZI
Devrimlere baþ koyup yolu devlete çýkan çýkmaz
sokaklar...
Amaçlar araçlarý haklý çýkarýr diyen yolu þiddete
varan totaliter akýllar. 'Güzel' konuþaný, güzel yapar
sananlar varken, bize söz düþmez!.. Yazý düþer, þiir
düþer. Ýþte bu vesileyle bir yazýya daha sondan
baþlamýþ bulunuyoruz sevgili okurlar! Son
kelamýmýz söylenmemiþ olsa da daha, rahatlýkla,
istediðimiz gibi devam edebiliriz sanýrýz artýk. Biliyor
musunuz kahkaha atan kadýnlara hayran oluyorum
en çok bu aralar. Kahkahanýn bir tarihini yazmak
isterdim ya da þu an senin yüzünde oluþmasý pek
muhtemel olan tebessümün. Ýnsanýn sahici
hüznünün. Fakat bazý þeyler kolay kolay yazýlmaz,
yaþanýr, deðil mi? Biraz serbest düþ-ü-nü-yoruz da
ondan mý böyle yazýyoruz? Herhalde. Gecenin
koynunda bir düþ gibiyim. Herkes mýþýl mýþýl uyuyor
mu sence? Uyumayanlar da bu düþe dahildir sevgili
okur-yazar kardeþim. Okur-yazar diyorum çünkü
bir metni her okuyan kafasýnda kendi metnini de
yazar ayný zamanda. Ýþte bu yüzdendir ki ortaya
farklý yorumlar çýkar. Fakat ayný zamanda þunu da
eklemeliyiz ki Can Baba'nýn deyimiyle göte de göt
denir, bunun baþka yorumu da yok gibidir!
Bilmiyorum anlatabiliyor muyum? Her soru
iþaretinin arkasýnda bir kahkaha. Katýla katýla gülmek
lazým hayata. Ýtiraf ediyorum bunu kafiye olsun diye
yazdým, olmadý! Varsýn olmasýn, biz yine de, yeni
bir cümlenin bedenimiz ve ruhumuz üzerinde
yarattýðý heyecanla devam edelim ve umalým ki yeni
cümlemiz senin de, evet elbette senin de üzerinde
benzer bir heyecaný uyandýrmýþ olabilsin. Kiracýyým
bu cümlenin içinde. Farkýnda mýsýn ki aslýnda sen
de kiracýsýn bu hayatýn içinde, bu tenin, bu gözlerin,
bu düþlerin. Cümlelere hayat veren bizler birgün
gideriz, geriye cümleler kalýr, anýlar kalýr, fotoðraflar
kalýr siyah ve beyaz. Birkeresinde çekmecedeki
fotoðraflarý beni anýlara uçuran kuþlara
benzetmiþtim. Annem öldükten sonra çekmecede
bulduðum fotoðraflardý bunlar. Bu dünyada kiracý
olduðumu o gün idrak etmiþtim ve bundan sonra
bunu hep akýlda tutarak yaþayacaktým… Hiçbir yere
ve hiçbir þeye ait olmadan.
10
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
Merkür gibisin sevgilim
Merkür gibisin sevgilim
Gece -170 derece;
gündüz +400 derece
Merkür gibisin sevgilim
Iþýltýsýna kapýldýðýn güneþe
yaklaþtýkça küçülüyorsun
Merkür gibisin sevgilim
Yerçekiminle beni yakýp
bitiriyorsun
Merkür gibisin sevgilim
Hem çok bildiðim,
hem de hiç bilmediðim.
*
Ýstanbul'dan yeni gelen ile
Ýstanbul'da çok görmüþ geçirmiþ de
gelmiþ arasýnda fark vardýr. Yeni gelen
acemiliðiyle ön plana çýkarken,
Ýstanbul'da çok görmüþ geçirmiþ
sürekli birþey öðretir, mekanlarý anlatýr,
davranýþ biçimlerine girer, harika
yeniliklerden bahseder. Ýstanbul'da çok
görmüþ geçirmiþ konuþurken sessiz
kalýp
dinleyeceksin,
onu
kýzdýrmayacaksýn. Kýzmasý an
meselesidir.
*
Hayat bazen dibinde çok az su kalmýþ
damacana pýhlamasý gibidir. Sen
pompaya basarsýn elinle, o pýhlar. Sen
zorlarsýn hayatý, o hep ters yapar.
Olsun be dersin inat ediyorum
deðiþtirmeyeceðim suyu. Deðiþtirme.
O hep pýhlayacak. Ya da deðiþimi iste,
pýhlamayacak baþka biþey olacak.
Baþkayý iste. Deðiþ.
*
Çok terbiyesiz, çok hýrçýn,
aðzýbozuk, baþýbozuk, hoyrat ve
serseri bir roman okuyorum büyük bir
heyecanla. Ne zaman bizim gibi olanlarý
'30 yýl ayný iþi yapýp, hemen hemen
hergün ayný hayatý yaþýyorlar. Tanrým,
bu inanýlýr gibi deðil. Çok sýkýcý' tarzý
birþeyler yazýp kendi çýlgýn hayatýnýn
inceliklerini verip (alkol, ayýplýk vs.)
10 yýl içinde öleceðini ama bu hayatý
tercih ettiðini belirtmesi. Çýlgýn
yazarmýþ. E ben senin aðzýna elimin
tersiyle vurmak istiyorsum neyleyim
böyle çýlgýn yazarlýðý.
*
Gecenin gidiþatýnýn ve sonunu
tahmin edemiyorsan bil ki, o gece iyi
gecedir.
*
Ýçinde yapay çiçekler hapsedilmiþ bir
cam küre. Sadece çiçeklerle de
kalmamýþ hava kabarcýklarý da
hapsedilmiþ. Belki gerçek bir hapislik
durumu yok ama görüntü öyle.
Görüntü çaresiz.
*
En gereksiz eþyalar yarýþmasý
yapýlsa, 'Çýppana çalýnca dans eden
çiçek' kesinlikle birinci olur. 20 yýlý
aþkýn bir geçmiþi olan bu geleceðin
habercisi nesnenin daha acayibi
gerçekten yok. Hiç bir fonksiyonu yok.
Sadece biraz þaþýrtacak gibi oluyor o
kadar. Geliþmiþ versiyonu olan, 'Ses
duyunca böðürdeyen maymun'
günümüzde bu þaþýrtma olayýný yerine
getiriyor. Babadan oðula geçen bayrak
misali.
*
Devran Çaðlar'ýn 'Öldürürüm
Kendimi' klibini izleyip, Devran'ýn
kendisine birþey yapmasýndan
korkmayan insana ben kalpsiz derim.
Gerçekten öldürebilecekmiþ gibi
görünüyor.
*
Can sýkýsýndan 5 etkili sakýz aldým.
Pek sakýz çiðnemeyi sevmem. Yýllardýr
ambalaj ve çeþit olarak çað
atladýklarýnýn farkýndaydým fakat pek
H al il A Ð A
Çam Sakýzý
aðda sadece
bir aðda
deðildi.
Kadýnlarýn bir
nevi ayiniydi.
O el
bombasý
ile kozalak
arasýnda
gidip gelen
tasarýmýyla
bir nevi toplu
seans.
Adamlar
evde yokken,
çocuklar
güneþin
altýnda
köpeklenirken
kadýnlarýn
özel vakti gibi
bir þeydi.
ilgilenmemiþtim. Kutucuklara bakarken '5
etki' gözüme çarptý. Bu sakýzý çiðnedikten
sonra resmen hayatým düzene gerecekti.
Diþ çürümelerini önleyecek, plakla, tartarla
savaþacak, diþ eti bakýmý yapacak ve
diþlerimi beyazlatacaktý. Üstüne üstlük
nefesimi tazeleyecekti. Kutuyu açar açmaz
sakýzý daha bir hýrsla ýsýrmaya baþladým.
Resmen zevk deðil, etki bekler olmuþtum.
1,25 TL'ye aldýðým üründen maksimum
fayda saðlamak elbet hakkýmdý. Sakýzý
döve döve çiðnedim. 10 dakika sonra dikiz
aynasýnda acý gerçeði fark ettim. 'Yalak
yalak sakýz çiðneyen cins insan'
olmuþtum. Sakýzý hemen attým. Kutuyu
da mahallenin çocuklarýna verdim. Beyaz
diþler uðruna kendimden tiksinir
olmuþtum. 'Ucuz etin yahnisi / 1.25'in diþ
eti bakýmý' bu kadar olur diyerek yoluma
devam ettim.
*
Çam Sakýzý aðda sadece bir aðda deðildi.
Kadýnlarýn bir nevi ayiniydi. O El bombasý
ile kozalak arasýnda gidip gelen tasarýmýyla
bir nevi toplu seans birleþtirici. Adamlar
evde yokken, çocuklar güneþin altýnda
köpeklenirken kadýnlarýn özel vakti gibi bir
þeydi.
*
Kadýnlarýn özel vakti dedim de 'Kadýnlar
Matinesi' modasý da iyi ki çok hýzlý geçti.
m
[email protected]
Mutfakta, salonda annesinin yapýlmýþ
saçlarý ve mýsmýl yabanlýk urubalarýyla
oynarken çekilmiþ fotoðrafýný çerçevede
gören çocuk sayýsý azalmýþ oldu. Fena bir
þey.
*
Bugünlerde o kadar baþým aðrýyor ki.
Hem 'piisiikolojiktir' diyenlerden, hem de
sorunu tam olarak bulamamak moral
bozuyor. Ýþte böyle durumlarda benim
Kürþat olasým var. Kürþat bir popçu, adýný
daha önce hiç duymadýðýmýz bir plak
þirketinden albümünü çýkarmýþ. Müzik
usta bir bakkal müziði. Arkada tek ritm
müzik, sözler 'elimi sallasam ellisi'
kývamýnda. Kürþat kadife bir koltukta
oturmuþ etrafýnda bir sürü kadýn dans
ediyor. Kimisi yarý çýplak, kimisi yarýdan
öte çýplak. Kürþat þarkýsýný söylüyor.
Kamera Kürþat'ýn yüzünü kesintisiz 3
saniye bile gösteremiyor. Çünkü,
Kürþat'ýn önünden geçen popo'ya
odaklanýyor kamera. Biraz Kürþat, biraz
þatafatlý avize, biraz popo. Kürþat belki
de çok anlamsýz bir þey yaptýðýnýn
farkýnda, belki deðil. Kürþat iþte tam da
benim durumumda. Ben sorunu
bilmiyorum, Kürþat cevabý bulmuþ sorunu
unutmuþ. Elvada Kürþat, 3 saniyeyi yine
bulamayacaksýn. Ve siz, çevremdekiler
psikolojik deðil!
*
Eski nesil-yeni nesil muhabbetinden
deðil de, biz eskiler genellikle sokakta
oynardýk.
Öðle
sýcaðýnda,
geceyarýsýndan sonra yasaklanan
sokak oyunlarýndan sonra elbette evde
oyuncaklarla oynardýk. Solo test, lego,
plastik hayvanlar falan filan. Atari
isterdik hepimiz. Veya akülü araba
isterdik ama hiçbirimiz alamamýþtýk.
Çikolata'nýn zararýndan çok parasýnýn
düþünüldüðü günlerdeydik. Çocuk
oyuncak ister. Bu gayet normal. Ama
bu hafta içi gazetede gördüðüm bir
oyuncakçý reklamý beni düþüncelere
gark eyledi. Bisiklet, akülü araba,
barbie, spiderman, monopoly, kaka
yapan bebek. Pardon!. Evet, 'KAKA
YAPAN BEBEK'. Babasýndan 'kaka
yapan bebek' isteyen bir çocuk hayal
ettim. Eve resmen pislik getirmek
istiyor. Evi mundar edecek. Bebek
neden kaka yapsýn, sen onu neden
isteyesin. Böylesi evlat olsa sevilmez.
Yani þimdiden buna alýþan ilerde
internet pornosu deryasýnda neler
araþtýrýr neler. Lütfen, çocuðunuzu
seviniz.
Onlarý
yanlýþ
yönlendirmeyiniz. Gaz çýkaraný da
varmýþ bu bebeklerin. Parayla baþa
bela almak bu olsa gerek.
Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
The most wanted man:
Terör, Ýslam, ajanlýk ve insanlýk üzerine
ÝNSAN AVI
(A Most Wanted Man)
Yönetmen: Anton Corbijn
Senaryo: Anderw Bowell
Görüntü: Benoit Delhomme
Müzik: Herbert Grönemeyer
Oyuncular: Philip Seymour Hoffman,
Rachel McAdams, Willem Dafoe, Grigory
Dobrygin, Nina Hoss, Robin Wright, Rainer
Bock, Homayoun Ershadi, Mehdi Dehbi, Neil
Malik Abdullah, Daniel Bruhl, Derya Alabora,
Vedat Erincin/ Amerikan filmi.
Film hayli aðýr akan temposuyla beklediðimiz
türden, aksiyona dayalý bir ajans filmi deðil, hiç
deðil. Ama yine tanýnmýþ casusluk romanlarý
yazarý John Le Carre'den uyarlanan -ve kiþisel
olarak bana fenalýklar geçirten- KöstebekTinker Sailor Soldier Spy tarzý ukala bir film de
deðil.
Daha çok, Le Carre'nin ününü yapan ilk
sinema uyarlamalarýna benziyor: Utanç
Duvarýnda Casusluk, Casuslar Mücadelesi, Rus
Evi, Panama Esrarý, Arka Bahçe, vs.
Günümüzde, filmdeki deyiþle "tarih boyu,
özelikle 'duvar'ýn yýkýlýþýndan beri herkesi dostça
aðýrlayan, ama 11 Eylül olayýndan beri esmer
renklilere þüpheyle bakan" bir kent olan
Hamburg'da geçen bir öykü anlatýlýyor. Le Carre
belli ki yaþýna raðmen (84) aktüaliteyi çok iyi
izliyor, hayal gücüne temel olarak gayet çaðdaþ
ve gerçeðe yakýn olaylarý ve durumlarý alýp
kullanýyor.
Film, babasý Rus, annesi Çeçen olan Ýssa
Karpov'un çevresinde dönüyor. Ýsa'yý andýran
adýna yakýþýr biçimde çekingen, ezik duran bir
genç adam... Aile öyküsü bile tam bir trajedi.
Hele Ruslardan gördüðü ve sýrtýnda dayanýlmaz
...film...
izlerini taþýdýðý iþkence...
Karpov kaçak olarak Almanya'ya gelmiþ,
babasýndan miras kalýp yýllardýr onun yakýn
arkadaþý olan bir iþ adamýnýn bankasýnda yatan
paranýn peþine düþmüþtür. Yüz milyon avro
kadar küçük bir þey!..
Hem bu para, hem de gizemli kiþiliði nedeniyle
Alman hükümeti kadar Amerikalýlar da Karpov'un
peþindedir. ABD, Berlin'deki elçiliðinden gelen
bir (kadýn) memur, Almanlar ise 'kirli iþlerini'
yüklenen küçük bir ekip aracýlýðýyla... Ekibin
baþýnda Günther Bachmann vardýr: Tam zamanlý
alkol ve sigara tutkunu, neler neler görüp
geçirmiþ, casusluk yolunda iyice katýlaþmýþ bir
eski ajan... Hedefinde Karpov'dan çok, onun
aracýlýðýyla eriþmeyi umduðu Ýslam kökenli bir
terörün elebaþlarý vardýr. Özellikle de bir tür din
adamý/bilge karýþýmý olarak sunulan, camide
insancýl vaazlar veren Abdullah...
Ve çevrelerinde daha bir avuç ilginç kiþilik.
Göçmenlere yardýmý görev bellemiþ idealist kadýn
avukat Annabel Richter... Günther'in sað kolu
kadýn ajan Ýrna Frey... ABD elçiliðinden kadýn
görevli Martha Sullivan... Günther'in can
düþmaný meslektaþý Dieter Mohr... Abdullah'ýn
genç oðlu, belki ona yardým etmek için Günther'le
tuhaf bir iliþki kurmuþ Jamal...
Tüm bu insanlar, çaðýmýzda Doðu ile Batý,
inançla maddiyatçýlýk, dürüstlükle namussuzluk,
aþkla nefret arasýnda gidip gelen karmaþýk bir
iliþkiyi yaþarlar.
Günther, tüm o her þeyi görev çerçevesinde
ele alan ve hiçbir þeyden etkilenmeyen sert kiþiliði
ardýnda yatan altýndan kalbini, ancak finalde belli
eder. Masumiyetin timsali gibi duran Karpov,
avukat Annabel'le adý konmamýþ bir aþk yaþar.
Jamal'la Günther'in iliþkisinin bir baþka babaoðul mu, yoksa bir eþcinsel çekicilik mi olduðu
anlaþýlmaz.
Ve bu alttan alta, neredeyse sýkýcý biçimde
seyrederken çaðýmýzýn en önemli sorunlarýna
deðinmeyi baþaran film, ayrýca Ýslam'la
eþleþtirilen terör konusunda Batý'ya yaman bir
tokat atar: özellikle o haþin ve unutulmaz
finalinde... Çünkü bir kereliðine, hikâyenin
Müslüman kahramanlarý asýl masumlar ve
kurbanlardýr. Gerçi terörle bunca özdeþleþen bir
Ýslam'ýn eleþtirisi yine yapýlýr: en azýndan buna
yeterince engel olamayan Müslüman toplumlar
açýsýndan...
Ama Batý'nýn hainliðe varan kurnazlýðý, entrika
kurmadaki þeytani ustalýðý, tertemiz yüreklere
(burada özellikle Karpov-Annabel ikilisi söz
konusudur) eriþmedeki yetersizliði, tabak gibi
ortaya çýkar. Siyasal hýrslar uðruna bir avuç insan
hayatýnýn un-ufak edilip savrulmasý önemli
deðildir: Yeter ki egolar doysun, sistem yürüsün,
vatan kurtulsun!...
Ve bu kendine özgü bir hüzün ve karamsarlýk
içeren film, yazarý John Le Carre'den yönetmeni,
özgün sanatçý Anton Corbijn'e, projeye katýlan
herkesi onurlandýrýr.
Ya oyuncular? Baþta Günther'de yalnýz kendi
kariyerinin deðil, tüm sinema tarihinin en iyi
oyunlarýndan birini veren 'merhum' Philip
Seymour Hoffman olmak üzere? Baþka þeylerin
yanýnda, film boyu sürdürdüðü o tipik Alman
þiveli Ýngilizcesiyle? Seymour'un önümüzdeki
Oscar'larda aday olmasý bakalým mümkün olacak
mý?
Ayrýca bankacý Tommy Brue'da Willem
Dafoe, Annabel'de Rachel McAdams, Martha'da
Robin Wright da harikadýr. Bizden Derya Alabora
ve (Almanya'daki þöhretimiz) Vedat Erincin'in
rollerinin çok kýsa olduðuna ise üzülmeyin...Bir
Alman idolü olan Daniel Bruhl bile o minik rolde
oynadýktan sonra!…
(T24)
...film...
n Atilla Dorsay
11
z
a
r
bi
.
.
n
se
yürüdüm kaldýrýmlarýn kenarýnda gece
boyu
geceler çoðalttým adýmlarýmda
aðaçlarýn elleri deðdi kollarýma
el ele verdik
kokladým parmaklarýný dallarýn
kokularý biraz sen..
çiçeklerle göz göze geldim
kokunu býraktým usulca
kelebekler kondu
kelebekler uçarken umursuzsa
gittikleri yere kokunu serdiler pervasýzca
gittikleri her yer biraz sen..
Tüge Daðaþan
(Perþembe aþkken)
KÜL
gizli seviþmelerin
günahýný asar
boynuma
için/m/deki
çocuk
hiç gidilmeyen
pazarlarda
satýþa çýkar
giysilerim
ayrý sahillerde
dururuz sonra
senle
deniz
ayný deniz
ve
küllerini
savurduðumuz
ölü
ayný
biz
Fatoþ
Avcýsoyu Ruso
Download

sayı 485.p65 - Afrika Gazetesi