Türk
Dış
Politikası
Gündemi
Gözde KILIÇ YAŞIN
Ekim-2014
Türk Dış Politikası Gündemi
Beyaz Saray Biden’ın neden özür dilediğini açıkladı
7 Ekim 2014
Beyaz Saray Biden’ın Erdoğan’dan dilediği özürün, Erdoğan ile olan özel görüşmelerini yanlış aksettirmesiyle
ilgili olduğunu açıkladı. Ve ısrarlı sorulara rağmen Biden’ın Türkiye ve diğer ülkelerin Suriye’deki aşırı örgütlere
yardım ettiğine işaret eden sözlerini yalanlamadı.
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın geçen hafta Harvard Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada, aralarında
Türkiye’nin de bulunduğu bölgedeki ABD müttefiklerinin Suriye’deki aşırı unsurlara milyonlarca dolar para ve
tonlarca silah akıttığını söyleyip Türkiye’den Suriye’ye giden yabancı savaşçılar konusunda da Cumhurbaşkanı
Tayyip Erdoğan’ın kendisine “Siz haklıydınız” dediğini iddia etmesinin ardından Erdoğan’dan dilediği özüre
Beyaz Saray bir açıklama getirdi. Pazartesi günü hem Beyaz Saray hem de Amerikan Dışişleri Bakanlığı günlük
basın toplantılarında mesele gündemin birinci sırasında tartışılırken, Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Başkan
Yardımcısı’nın özür olarak ilettiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özel konuşmalarındaki görüşlerini yanlış ifade etmesiydi. Telefon açmasının sebebi buydu” dedi. Ve ısrarlı sorulara rağmen, Biden’ın Türkiye ve diğer ülkelerin
Suriye’deki aşırı örgütlere yardım ettiğine işaret eden sözlerini yalanlamadı.
TÜRKİYE TEHDİDİ ANLADI
Earnest, Erdoğan’ın o konuşma sırasında Biden’a “Siz haklıydınız” deyip demediği konusunda, “Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın özel görüşmelerinde Başkan Yardımcısı Biden’a dediklerini tarif etmek istemiyorum. Ancak ABD’nin
Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle olan ilişkisinin özellikle IŞİD olmak üzere bölgedeki aşırılara silah, personel
ve daha geniş anlamda destek akışını kesmek için olduğunu söyleyebilirim. Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerin
IŞİD’in bölgeye ve teker teker ülkelere yönelik bir tehdit olduğunu anladıklarına şüphe yok” dedi.
ANKARA DESTEK SUNDU
Earnest, Biden’ın konuşmasında bahsettiği ülkelerin hükümetleri ya da en azından bu ülkelerdeki bazı bireylerin
Suriye’ye para, silah ve yabancı savaşçı akışında rolü olup olmadığı sorusuna ise doğrudan bir cevap vermeyi
reddederek, “Başkan Obama, iki hafta önce Birleşmiş Milletler’de bir toplantı düzenledi. IŞİD’e yabancı savaşçı
akışının önlenmesi için ABD’nin başkanlık ettiği BM Güvenlik Konseyi toplantısı yapılırken diğerlerinin yanında
Türkiye de Başkan’ın (yabancı savaşçılarla mücadele kararı) önerisine destek sundu. Suriye’de faaliyet gösteren
IŞİD ve diğer aşırı uç gruplara desteği kesmek için Türkiye-Suriye sınırı dahil bu sınırlardan bazılarında sıkılaştırılmış güvenlik belirledik” diye konuştu.
İŞBİRLİĞİ İÇİNDE ÇALIŞIYORUZ
Earnest, Biden’ın IŞİD konusunda bölgedeki müttefikleri suçlayan sözlerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı sorusuna da yine açıkça cevap vermeyi reddetti. Ve Biden’ın özüre konu yorumlarının “doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olan özel görüşmesiyle ilişkili” olduğunu belirterek, “Bu konu (yabancı savaşçılar) uluslararası toplumun
işbirliğini gerektirecek. Yabancı terörist savaşçıların ortaya koyduğu tehditle mücadele ederken ABD ile birlikte
çalışan Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle işbirliği içinde olduğumuzu söylemekten mutluluk duyuyorum” dedi.
BİRAZ FARKLI SÖYLESEYDİ
Earnest, “Başkan Yardımcısı Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a neden bir özür borçlu olduğu konusunda oldukça
samimiydi, çünkü özel konuşmalarını yanlış tarif etmişti” derken, bu olaya rağmen bölgedeki ülkelerin Başkan
Obama’nın belirlediği IŞİD’e karşı stratejiye yönelik taahhütlerinden emin olduklarını söyledi. Earnest “Biden
bu yorumları söylememeli miydi” sorusuna ise aynen şöyle yanıt verdi: “Yani, gerçek şu ki, bu ülkelerin (Türkiye
ve Birleşik Arap Emirlikleri) liderlerini ya da en azından üst düzey isimlerini özür dilemek için araması, bunları
biraz farklı biçimde söylemiş olmayı tercih ettiğinin bir göstergesi.”
HATASINI İTİRAF EDEBİLİR
Biden’ın daha önceki gaflarını hatırlatan başka bir gazetecinin, “Söyledikleri şeyler yüzünden devamlı çıkıp özür
dilemek zorunda kalan Başkan Yardımcısı’na Başkan’ın cevabı nedir?” sorusuna ise Earnest, “Bence Başkan Yardımcısı, bir hata yaptığında bunu itiraf edebilecek karaktere sahip biri” diye cevap verdi. Earnest, “Çok kısa bir
2
Türk Dış Politikası Gündemi
zaman içinde çok fazla hata yapmadı mı” sorusuna ise “Başkan Yardımcısı, Başkan’ın ulusal güvenlik ekibinin
çekirdek üyesi olmaya devam eden biri. O dünyanın her yerindeki liderlerle görüşme konusunda onlarca yıllık
tecrübesi olan biri” diye yanıt verdi.
POZİSYONUMUZ AYNI
Öte yandan, Washington Yönetimi, bu hafta ABD’nin IŞİD’e karşı küresel koalisyon özel temsilcileri emekli Orgeneral John Allen ve Brett McGurk’ün Ankara’ya yapacakları kritik ziyaret öncesi, Türkiye’nin ABD’den beklentileri konusunda da önemli açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koalisyona katılmak için
Türkiye’nin ortaya koyduğu üç şartı (Suriye’de güvenli alanlar kurulması, uçuşa yasak bölgeler oluşturulması ve
Türkiye’nin Suriye’deki ılımlı muhalefete eğitim ve ekipman sağlaması) değerlendiren ABD Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Jen Psaki, “Elbette Cumhurbaşkanı’nın yorumlarını gördük. Uçuşa yasak bölge ya da bir tampon bölge
konusunda ya da neyin düşünülüp neyin düşünülmediği konusunda geçen haftadan beri hiçbir değişmedi” diyerek,
Washington’ın bu konulara sıcak bakmadığını bir kez daha yineledi. Psaki, Başbakan Davutoğlu’nun dün CNN‘de
yayınlanan mülakatında dile getirdiği, ABD’nin Suriye Lideri Esad’ı da hedef alan bir stratejisi olursa Türkiye’nin
Suriye’ye asker göndermeye hazır olacağı yönündeki sözleri için ise “Pozisyonumuz değişmedi. Bizim odaklandığımız konu IŞİD. Suriye muhalefetini desteklemeye elbette devam ediyoruz ama bu konuyla ilgili ekleyeceğim
başka bir şey yok” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27341512.asp
Rumlar masadan kalktı
7 Ekim 2014
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nicos Anastasiades, Türkiye’yi suçladı ve müzakere sürecinden çekildi. Rum
basını, Rum Yönetimi lideri Anastasiades’in, Türkiye’nin Akdeniz’de saldırgan bir tutum izlediğini öne sürerek
müzakerelerden çekildiklerini duyurdu. Rum basınına göre, Anastasiades, Güney Kıbrıs açıklarında sondaj yapan
gemilerin, Türk askeri gemileri tarafından taciz edildiği gerekçesiyle böyle bir karar aldı. Anastasiades’in, Perşembe günü Eroğlu ile yapacağı görüşmeye gitmeyeceği açıklanırken, Rum müzakereci Andreas Mavroyiannis’in
de Türk müzakereci Kudret Özersay ile görüşmelerini askıya aldığı bildirildi. Diğer Rum siyasi parti liderlerinin
de, Anastasiades’in kararını desteklediği ifade edildi. Eroğlu ile Anastasiades, Şubat ayından bu yana adada kalıcı
bir çözüm bulmak amacıyla yeni bir müzakere süreci başlatmıştı.
http://www.yenisafak.com.tr/dunya/rumlar-masadan-kalkti-690804
Kıbrıs Rum Tarafı Masadan Kalktı
8 Ekim 2014
Gözde Kılıç Yaşın
21Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, konuya ilişkin değerlendirmeyi alttaki adresten okuyabilirsiniz.
http://www.21yyte.org/tr/arastirma/balkanlar-ve-kibris-arastirmalari-merkezi/2014/10/08/7794/kibris-rum-tarafimasadan-kalkti
Rumlar müzakere masasından kalktı
8 Ekim 2014
Kıbrıs barış görüşmelerinde doğal gaz krizi patlak verdi. Rum lider Anastasiadis, Türkiye’nin sondaj çalışmalarını
izlemek üzere bölgeye gemi göndermesini gerekçe göstererek, Atina’nın da desteği ile barış müzakerelerini askıya
aldıklarını duyurdu
Güney Kıbrıs Yönetimi, Türkiye’nin Deniz Kuvvetleri’ne ait gemilerin Rum sondaj çalışmalarını izlemesini gerekçe göstererek Kıbrıs barış müzakerelerini tek taraflı olarak askıya aldıklarını açıkladı. Rum Yönetimi lideri
Nikos Anastasiadis, dün parti başkanları ile acil bir toplantı yaptı. Türk savaş gemilerinin takibine tepki gösteren
3
Türk Dış Politikası Gündemi
Anastasiadis, parti başkanlarından ‘görüşmelerin askıya alınması konusunda’ destek istedi. Atina’nın da onay verdiğini anlatan Anastasiadis, parti başkanlarından tam destek alarak görüşmeleri dondurdu. Alithia gazetesi,
KKTC’ye olan sınır kapılarının da kapatabileceğini yazdı. KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Rumlara “Yanlış
bir tutum içerisindesiniz, böyle çözüm bulunmaz” şeklinde tepki gösterdi. Müzakerelerin çökmesini istemeyen
Birleşmiş Milletler de liderler ile acil görüşme talep etti. Ada’ya gelen BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Espen Barth
Eide’nin bugün liderlerle ayrı ayrı görüşmesi bekleniyor.
Atina’dan Türk elçiye nota
Ada’daki kriz, Genelkurmay Başkanlığı’nın Rumların Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini takip ettiklerini açıklaması ve Dışişleri Bakanlığı’nın, ‘aramaları durdur’ uyarısı ile patlak verdi. Rum lider Anastasiadis, Yunanistan
Başbakanı Antonis Samaras’ı aradı ve ‘Türkiye’nin kendilerini açıkça tehdit ettiğini’ ileri sürdü. Samaras’ın da,
‘Kıbrıs’ın egemenlik haklarına müdahale edilemeyeceğini savunarak ‘görüşmelerin askıya alınmasına’ destek
verdiği öne sürüldü. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da, Atina Büyükelçisi Kerim Uras’ı Dışişleri Bakanlığına çağırarak, Kıbrıs’taki durum nedeniyle protesto notası verdi.
Rum tarafının tek taraflı olarak görüşmeleri askıya almasından sonra Ankara, Lefkoşa hattında diplomatik görüşmeler hız kazandı. Ankara ile KKTC yönetimi, Rumların tutumunun kabul edilemez olduğu görüşünde birleşti.
Yazılı bir açıklama yapan Eroğlu, “Rum tarafı bu tutumu ile Kıbrıs konusuna görüşmeler yolu ile bir çözüm bulunması çabalarında samimi olmadığını da bir kez daha göstermiştir. Biz çözüm için her zaman hazırız” dedi.
Görüşmeler hangi aşamadaydı?
Kıbrıs’ta görüşmeler, 2004 referandumunun ardından en kapsamlı şekilde 3 Eylül 2008’de başladı. Dönemin liderleri Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas arasında başlayan görüşmelerde; “Yönetim ve Yetki Paylaşımı”,
“Mülkiyet”, “AB Konuları”, “Ekonomi”, “Toprak ve Güvenlik” ile “Garantiler” olmak üzere altı başlıkta ele
alındı. Bu başlıklarda son durum şöyle:
*Yönetim ve Güç Paylaşımı
-Başkanlık: Rumlar, eski lider Dimitris Hristofyas’ın kabul ettiği, dönüşümlü başkanlığı reddediyor. Türklere veto
hakkı olmayan başkan yardımcılığı öneriyor. Türkler “dönüşümlü başkanlık ve veto hakkı” istiyor.
- Bakanlar Kurulu: Rumlar, bakanlar kurulunun 7 Rum ve 3 Kıbrıslı Türk’ten oluşmasını, kararların basit çoğunlukla alınmasını teklif ediyor. Türk tarafı, 7’ye 4 veya 3’te 2 çoğunlukta karar alınsın diyor.
- Mülkler: Rumlar, KKTC’den talep ettikleri topraklara 100 bin Rum’un yerleştirilmesi, 60 bin Rum’un da
Kuzey’deki eski mülklerine dönmede ilk tercih hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor. Türkler rakamlara
itiraz ediyor.
- Türkiyeliler: Rumlar, KKTC vatandaşı Türkiyelilerin referandumda oy kullanmasına karşı. 1974’ten sonra vatandaş olanların Türkiye’ye geri dönmesini istiyorlar. Sadece evlilik yapanların kalmasına sıcak bakıyor. Türkler,
‘tüm vatandaşlarının eşit olduğunu’ söylüyor.
- Garantiler: Rumlar, garantilerin ‘kesinlikle kaldırılması’ gerektiği tezini ileri sürüyor. KKTC, Türkiye’nin etkin
ve fiili garantisinin vazgeçilmez olduğunu kaydediyor.
- Toprak: Rumlar toprak konusunda Güzelyurt, Karpaz, Maraş, Güney Meserya’nın kendilerine verilmesini talep
ediyor. Türk tarafı, ‘Toprak konusu en son konuşulmalı’ diyor.
- AB Konuları: Bu başlıkta aynı görüşler paylaşılıyor.
ABD: Rezervler paylaşılmalı
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, “Biz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Rum kesimi) kendi Münhasır Ekonomik
Bölgesi içindeki kaynaklarını geliştirmesi hakkını tanıyoruz. Doğal gaz ve adanın petrol rezervleri dahil tüm kaynakların, oldukça kapsamlı bir çözüm çerçevesinde iki toplum arasında adil paylaşılması gerektiğine inanmaya
devam ediyoruz” şeklinde konuştu.
http://www.milliyet.com.tr/rumlar-muzakere-masasindan-kalkti/dunya/detay/1951431/default.htm
4
Türk Dış Politikası Gündemi
FT: Türkiye IŞİD konusunda kaçak dövüşmeyi bırakmalı
8 Ekim 2014
İngiliz Financial Times gazetesinin başyazısında Türkiye’nin Suriye politikası eleştiriliyor ve “Ankara Irak Şam
İslam Devleti’nin (IŞİD) Türkiye dahil tüm bölge için büyük bir risk olduğunu artık görmeli” deniyor.
“Kobani’nin düşmesi Suriye’nin Türkiye sınırında uzun bir hattın IŞİD’in kontrolü altına girmesi anlamına gelecek.
Aynı zaman da büyük bir insani felakete de yol açacak” ifadeleriyle başlayan yazıda, şu ana kadar ABD ve diğer
koalisyon güçlerinin düzenlediği hava saldırılarının IŞİD ilerleyişini durduramadığı vurgulanıyor.
Türkiye’nin pozisyonun Kobani’deki kriz için önemine dikkat çeken yazı şöyle devam ediyor:
“[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip] Erdoğan’ın Suriye politikasını anlamak oldukça güç. Türkiye, uzun süre Suriye’de Beşar Esad rejimine karşı savaşan militan grupları destekledi. Oysa şimdi ABD öncülüğündeki operasyonlara
asgari destek sağlıyor. Buna karşın Suriye’ye gitmek isteyen yabancı cihatçılara karşı sınırdaki güvenlik artırılmış
durumda.”
Ankara’nın Esad vurgusu
Türkiye’nin Esad rejimine vurgu yapmaya devam ettiği belirtilen yazıda, “Ankara koalisyon güçleri Esad rejimini
hedef alırsa daha etkin bir rol üstlenebileceğini ifade ediyor. Ancak Kobani’yi savunan Kürtlere destek konusunda
isteksiz davranıyorlar. Bunun gerekçesi ise PKK ile bağlantılı olmaları Erdoğan, ‘Bizim için IŞİD ile PKK arasında
bir fark yok’ vurgusunu yapıyor” deniyor.
“Erdoğan artık kıyaslamaları bırakmalı” denen yazıda, IŞİD’in Türkiye dahil tüm bölge için büyük bir tehdit olduğu ve ileride Türkiye’nin batısında saldırılar düzenleme riskinin bulunduğu söyleniyor.
Yazıda Türkiye’nin üstlenmesi gerektiği rol şöyle özetleniyor:
“ABD ve müttefikleri Irak ya da Suriye’ye asker gönderme fikrine sıcak bakmıyor. Bu Türkiye’den de beklenmemeli. Ancak Ankara koalisyon güçlerine ait uçaklarının İncirlik hava üssünü kullanmasına izin verebilir. Türkiye
sınırları içerisinde ABD’nin savaş helikopterlerinin operasyonlara katılmasına da izin verebilir. Böylelikle hava
operasyonları daha etkili hale gelir.”
“Erdoğan’ın Kobani’nin düşmesi durumunda Türkiye’nin itibarının nasıl etkileneceğini düşünmesi gerek” denen
yazı şöyle sonlanıyor:
“ABD, Avrupa ve Orta Doğu’da birçok kişi Türkiye gibi NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip güçlü bir ülkenin, IŞİD gibi düzensiz bir cihatçı gruba sınırın öte tarafında bu kadar geniş alanları ele geçirmesine izin verdiğini
anlamakta güçlük çekecek. Erdoğan müttefiklerinin güvenini korumak istiyorsa IŞİD’e karşı kararlı biçimde harekete geçmeli.”
BBC Türkçe
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27346932.asp
ABD: Kobani’nin düşmesini istemeyiz ama...
8 Ekim 2014
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Suriye’de PYD ile “aracılar vasıtaSıyla temasta bulunduklarını” söyledi. Psaki,
“Kimse Kobani’nin düşmesini istemez ama bizim öncelikli hedefimiz IŞİD’in bir güvenli bölgeye sahip olmasını
önlemek” dedi. Psaki, bu noktada öncelikli odaklarının, hava saldırılarını yapıldığı yerlerde petrol rafinerileri gibi
yerlerin kontrolünü sağlamak olduğunu ifade etti.
Psaki, günlük basın toplantısında, ABD Başkanı Barack Obama’nın IŞİD’e karşı küresel koalisyon için özel temsilcisi emekli General John Allen ile yardımcısı ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Brett McGurk’ün
5
Türk Dış Politikası Gündemi
ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin IŞİD ile mücadelesi kapsamında, 9 ve 10 Ekim tarihlerinde Ankara’da
ziyaretlerde bulunacağını kaydetti.
Kobani’deki durumla ilgili soru üzerine Psaki, geçen akşam ve bu sabah ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin
Başbakan Ahmet Davutoğlu ile telefonda görüştüğünü bildirdi. Psaki, görüşmenin genel anlamda IŞİD tehdiyle
alakalı olduğunu ve Kobani’yi de ele aldıklarını ifade ederek, General Allen ve Büyükelçi McGurk’ün ziyaretinde
de bu konuların konuşulmaya devam edeceğini dile getirdi.
Kobani’de olanları “korkunç” şeklinde nitelendiren Psaki, ABD ve Arap ülkelerinin üstlendiği roller ile Türkiye’nin
oynayabileceği rollerle ilgili görüşmeler yapıldığını ma bunlarla ilgili detaylara giremeyeceğini belirtti. Psaki,
“Türkiye’nin şu anda üstlendiği rolden memnun musunuz?” sorusu üzerine, “Türkiye, koalisyonun parçası olarak
daha geniş rol üstlenme konusuna karar veriyor ve bu konudaki görüşmeler sürüyor. Bu konudaki açıklıklarını
belirttiler” diye konuştu.
Sözcü Psaki, bir soru üzerine, Kerry ile Davutoğlu’nun görüşmesinde, ABD Başkanı Joe Biden’in Harvard Üniversitesi’ndeki sözlerinin gündeme gelmediğini bildirdi.
“Kimse Kobani’nin düşmesini istemez ama...”
Psaki, Türk liderlerin Kobani’nin IŞİD’in eline düşmesine izin vermeyecekleri sözlerinin hatırlatılıp, “ABD’nin
stratejik amacının da bu olup olmadığına” yönelik soru üzerine, “Kimse Kobani’nin düşmesini istemez ama bizim
öncelikli hedefimiz IŞİD’in bir güvenli bölgeye sahip olmasını önlemek” dedi. Psaki, bu noktada öncelikli odaklarının, hava saldırılarını yapıldığı yerlerde petrol rafinerileri gibi yerlerin kontrolünü sağlamak olduğunu ifade
etti.
ABD yönetiminin, Bağdat’ın düşmesine izin verip vermeyeceğine yönelik soru üzerine Psaki, “(Bağdat’ı) savunmak için mümkün olan her şeyi yapacağımızı açıkça belirtmiştik” diye konuştu.
Psaki, Bağdat ile Kobani’ye yönelik farklı bakış sergilemelerine yönelik sorular üzerine, ABD olarak daha önce
belirttikleri önceliklerine dikkati çekti.
PYD ile aracılar yoluyla görüştük
Psaki, “PYD ile temasta olup olmadıklarına” yönelik soru üzerine, “PYD ile aracılar yoluyla temasta olduklarını”
belirtti. Psaki, “PYD ile bilinen sebeplerden dolayı doğrudan temas kurmuyoruz. Tabii ki genel anlamda konuşursak, Suriye’de Suriyeli muhaliflerin içindeki bir dizi yetkili ile konuştuk. Evet, (PYD ile) geçmişte aracılar yoluyla görüştük” ifadesini kullandı.
“Kobani’deki durum nedeniyle, ABD ile PYD arasında daha doğrudan temasların olup olamayacağına” yönelik
soru üzerine Psaki, “Bu konudaki politikamız değişmedi. Aracılar yoluyla temas kurmaya devam edeceğiz” dedi.
Öte yandan Sözcü Psaki, yurdun çeşitli kentlerinde terör örgütü IŞİD’e tepki bahanesiyle düzenlenen izinsiz
gösterilere dair soru üzerine, genel anlamda ifade ve konuşma özgürlüğünü desteklediklerini dile getirerek, göstericileri bunları barışçıl yollardan gerçekleştirmeye, yetkilileri de barışçıl gösterilere saygı göstermeye çağırdı.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27345582.asp
Ankara’nın kararı: Girmiyoruz
8 Ekim 2014
Hükümet, Suriye topraklarında ‘güvenli bölge’ ile ‘uçuşa yasak bölge’ ilan edilmeden TBMM’de kabul edilen
tezkereyi kullanmayı düşünmüyor. Bu da TSK’nın sınırın ötesine geçmeyeceğini gösteriyor. Ankara, Kobani’ye
ve Kobani halkına insani yardımla yetinecek.
IŞİD’in Kobani’deki ilerleyişi sürerken, Türkiye’nin PYD’nin silahlı güçlerine askeri destek vermesi talepleri
dile getiriliyor. Ancak Ankara’da alınan son karar, Türkiye sınırının güneyinde güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge
kararı alınmadıkça, ‘Kobani’ye ve Kobani halkına insani yardımla yetinilmesi’ oldu. Hükümet, Türkiye’deki
6
Türk Dış Politikası Gündemi
çözüm sürecinin Türkiye’nin Kobani’ye askeri destek vermesi için kaldıraç gibi kullanılmasını da doğru bulmuyor.
KOBANİ’DEKİLER TÜRKİYE’YE GELİYOR
IŞİD, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin konuşlandığı bölgelerden gözle görülür bir şekilde Kobani’ye saldırıyor. Türkiye’nin önemli kentlerinde Kobani’ye destek eylemleri sürüyor. Hükümet, Kobani’nin düşmesine göz yummakla
suçlanıyor. Ancak hükümet kaynakları bu suçlamaya ilişkin şu değerlendirmeleri yapıyor:
Kobani savaşını IŞİD’in kazanması, güneyimizdeki IŞİD kuşağını uzatacak ki bu da Türkiye için en kötü senaryodur.
Türkiye, Kobani halkının insani ihtiyaçlarını karşılamak için elinden geleni yapacak.
Türkiye’nin PYD’ye silah vermesini, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınırı geçip olaya müdahil olmasını kimse beklemesin. PYD’ye giden silahların namlularının gelecekte Türkiye’ye dönmesi ihtimalini unutmuyoruz.
PKK’nın YPG’ye destek için Kobani’ye geçmesinden söz ediliyor. Tam tersine Kobani’dekiler silah bırakıp Türkiye’ye dönüyor. Bir günde 150 kişi silah bırakıp dönmüş.
Türkiye’de yürütülen çözüm süreci, Kobani meselesinde kaldıraç gibi kullanılmaya çalışılıyor. “Çözüm süreci
biter” diyerek Türkiye’nin Kobani’yi kurtarmasının sağlanacağı mı sanılıyor. Oysa Kobani’de olup bitenlere Türkiye hakim değil. Türkiye daha önce Arap ve Türkmen şehirlerinin IŞİD’in eline geçmesini engelleyebildi de
şimdi Kobani’nin düşmesini mi engellemiyor? Bu nedenle “Çözüm süreci biter” demenin gerçekte bir karşılığı
yok.
OYUNUN SONU ÖNEMLİ
Hükümet, Suriye topraklarında uluslararası meşruiyeti olan bir ‘güvenli bölge’ ile ‘uçuşa yasak bölge’ ilan edilmeden TBMM’de kabul edilen tezkereyi kullanmayı düşünmüyor. Bu da TSK’nın sınırın ötesine geçmeyeceğini
gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, ABD’nin şu anki asıl hedefinin Beşar Esad değil IŞİD olduğunu belirtip, Türkiye’nin 2 isteğine de sıcak bakmadıklarını açıklasa da Ankara ısrarını sürdürecek. Türkiye
ile ABD arasındaki bu görüş ayrılığını değerlendiren üst düzey bir diplomatik kaynak, şunları söyledi: “Bizim
tavrımız net. IŞİD’in Kobani’yi almasını istemiyoruz. İnsani yardımları sürdürüyoruz. Topçularımız, topraklarımıza ve vatandaşlarımıza yönelik her gelişmede IŞİD hedeflerine misliyle ateş açıyor. Ancak, uluslararası koalisyonun içinde olmamız için oyun planını ve oyunun nasıl biteceğini bilmemiz şart. Bizim için oyunun finali de
Suriye’de Esad’ın gitmesidir. Siyasi ve askeri hedeflerde mutabakata varmazsak ilerleyemeyiz. IŞİD bizim açımızdan bir semptom, sorunun kaynağı ise Esad.
GÜNEYİMİZ YÖNETİLEMİYOR
1295 kilometrelik güney sınırımızın altında kalan bölge istikrarlı bir şekilde yönetilemiyor. Suriye iflah olmaz
hale gelmiş. Bu nedenle güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge ilan edilmesinde ısrarcıyız. IŞİD ile mücadele yöntemi
ne? Havadan bombardımanlar yeterli mi? Sorunun tamamen bitirilmesi için siyasi adım atmalıyız. Esad’ın gitmesi
lazım. Cenevre’de bu konuda anlaşılmıştı. Cenevre Anlaşması hayata geçirilsin.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27345556.asp
ABD’den Mevlüt Çavuşoğlu’na yanıt
10 Ekim 2014
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun IŞİD’le mücadele konusunda “sadece Türkiye’nin tek başına kara operasyonu yapmasını beklemenin gerçekçi bir yaklaşım olmadığına” yönelik sözlerine ABD’den yanıt geldi. ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, “Tek başına hiçbir ülkenin Kobani’deki krizi çözmesini veya bu kapsayıcı
tehditle mücadeleyi üzerine almasını beklemiyoruz. Bu nedenle birlikte çalışıyoruz. Elbette Türkiye’nin oynayabileceği bir rolü var ama onlarla niyetlerini, kapasitelerini ve ne yapmayı istediklerini konuşmak istiyoruz” dedi.
Psaki, günlük basın toplantısında, ABD Başkanı’nın IŞİD’e karşı küresel koalisyon için özel temsilcisi emekli
7
Türk Dış Politikası Gündemi
General John Allen ile yardımcısı ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Brett McGurk’ün Ankara’daki
temaslarında “Kobani’deki olaylar ve oradaki insani durum, IŞİD tehdidine karşı Türkiye’nin koalisyona katkıları
ve işbirliği yapılabilecek alanlar ile Türkiye-Suriye sınırının güvenliği” konularında görüşmelerde bulunmakta
olduklarını kaydetti.
Psaki, “(IŞİD’e karşı) uzun vadeli geniş koalisyonu güçlendirmenin ilk aşamalarına devam ederken, geçen hafta
yaşananlar gösterdi ki IŞİD’in askeri kapasitesini durdurmak için acil ve hızlı adımlar atılması gerekiyor. General
Allen ve Büyükelçi McGurk de Türk yetkilileriyle görüşmelerinde bunu açıkça belirtecekler” dedi.
“GÖREV DAĞITIMI YAPMADIK”
Bir soru üzerine, ABD olarak kendilerinin diğer ülkelerden taleplerde bulunmadığını veya görev dağıtımı yapmadığını belirten Psaki, “Türkiye’nin, askeri işbirlik, teröristlerinin finansmanının durdurulması, yabancı savaşçı
akışıyla mücadele, insani yardımlar ve IŞİD’in aşırılık ideolojisinin meşruiyetinin kaldırılması yoluyla IŞİD’in
yenilmesi çabalarında geniş tabanlı koalisyona çok iyi katkıda bulanabilecek bir konumda olduğundan şüphe yok.
Tüm bu alanlarda katkı sağlama kapasiteleri mevcut ve tüm bunları Türkiye ile konuşacağız” ifadesini kullandı.
“Türkiye’nin Suriye’deki çabalarına Esad rejiminin iktidardan edilmesinin de katılması gerektiğine yönelik bakışının” sorulması üzerine Psaki, koalisyonun önceliklerinin ve hedeflerinin değişmediğini ve bunun da IŞİD olduğunu bildirdi. Psaki, Türkiye’nin askeri eylem de dahil koalisyonda önemli bir rol üstlenmek istediğini daha önce
belirttiğini hatırlattı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “sadece Türkiye’nin tek başına kara operasyonu yapmasını beklemenin
gerçekçi bir yaklaşım olmadığına yönelik sözlerinin” hatırlatılması üzerine Psaki, “Tek başına hiçbir ülkenin Kobani’deki krizi çözmesini veya bu kapsayıcı tehditle mücadeleyi üzerine almasını beklemiyoruz. Bu nedenle birlikte çalışıyoruz. Elbette Türkiye’nin oynayabileceği bir rolü var ama onlarla niyetlerini, kapasitelerini ve ne
yapmayı istediklerini konuşmak istiyoruz” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27358340.asp
4 adımda Kobani’de ne yapmalı?
10 Ekim 2014
Dr. BENJAMIN ISAKHAN*
Geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çoğunluğu Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adıyla bilinen terörist
gruba karşı askeri müdahaleyi de içerebilecek bir tezkereyi onayladı.
Bazı araştırmalar ‘Türklerin yüzde 52’si Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde oluşturulan IŞİD karşıtı koalisyonu destekliyor’ sonucuna ulaştı. Buna rağmen TBMM hükümeti Türk ordusuna komşu ülkelerde IŞİD’e karşı
güç kullanımı konusunda talimat verme yetkisi verdi. Hatta müttefiklerine bu militan cihatçı gruba karşı saldırılarında kullanabilmeleri için Türk üslerini açarak, cüretkar bir karar aldı.
Bunun sonrasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu bir çok adım atabileceklerini söylediler, ama hiçbir şey yapmadılar. Suriye’deki Kürt şehri Kobani üzerinde IŞİD’in kabus bayrağı
yükselirken, Türk ordusu sınırdan göz mesafesi kadar uzaktaki bu şehre hiçbir müdahalede bulunmadan bekledi
ve bekliyor.
Türk hükümeti için artık meclisin de verdiği yetki sonrası doğru olanı yapma zamanı geldi. Türkiye neden Kobani’yi korumak için hemen harekete geçmeli? Bunun dört temel sebebi var.
KOBANİ İÇİN 4 SEBEP
Birinci ve en önemli neden, Kobani’nin insani bir konu olması. Kobani ne sadece IŞİD’in potansiyel stratejik bir
kalesi ne de PKK ile bağı olan tehlikeli bir Kürt bölgesi. Kobani öncelikle radikal ve ölüm saçan cihatçılar tarafından tehdit edilen sizin bizim gibi insanların yaşadığı bir şehir.
8
Türk Dış Politikası Gündemi
Şeriat kanunlarını katı bir şekilde uygulamak, banka soymak, silahlara el koymak, kendi görüşlerine uymayanları
halkın gözü önünde işkence ederek öldürmek, toplu tecavüz etmek, kadınları seks kölesi olarak satmak ve çocukları
minik askerler yapmak için toplamak... IŞİD’in bugüne kadar yaptıkları, Kobani’de ne yapacaklarının kısa bir
özeti.
Türkiye masumların katliamına ve IŞİD’in yayılmasına dur demek için en uygun ülke. NATO’nun ikinci büyük,
gayet iyi eğitimli ve disiplinli ordusuna sahip. Dahası çok sayıda tankı ve taburu Kobani yakınındaki sınıra konuşlandırılmış durumda.
Türkiye Kobani için adım atmazsa, yalnızca büyük bir trajediye değil Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda oluşan
IŞİD karşıtı duyarlılığın dışında kalmasına da sebep olacak. Türkiye’nin Kobani’yi korumak için hemen harekete
geçmesi gerektiğini açıklayan ikinci sebep de zaten bu. Ya adım atacak, ya adımların dışında kalacak.
Dünyanın IŞİD’e karşılık verme konusunda yavaş ve tereddütlü olmasına rağmen nihayet herkes kendine geldi
ve IŞİD’e karşı net bir saf tuttu. Amerika IŞİD’e karşı savaşmak için kırkın üzerindeki ülkeyi bir araya getiren bir
koalisyon oluşturdu. Bu koalisyon içerisinde Sünni halkın çoğunlukta olduğu Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik
Arap Emirlikleri de var.
Bu koalisyon sadece küçük bir bölgeyi kapsamak için bir araya gelmedi. Çünkü Sincar Dağları’ndaki Yezidiler,
Ömerli’deki Şii Türkmenler ya da Musul’daki Hıristiyanlar gibi çeşitli bölgelerde yaşayan azınlık halklar IŞİD’in
ölümcül yükselişi sonrası kitlesel insanlık trajedileri yaşıyorlar. Kürtlerin çoğunlukta olduğu Kobani halkının da
bunlardan bir farkı yok.
ELBETTE KÜRTLER
Kürtlerin özel durumu ise 3. neden. Türkiye’de 15 milyon civarında Kürt yaşıyor. Ankara ile PKK arasında uzun
zamandır inişli çıkışlı ama düzenli görüşmeler sürüyor.
Amerika’nın ve diğerlerinin şimdilerde Irak ve Suriye’deki Kürt gruplarını silahlandırması, eğitmesi ve hatta sonrasında bu grupları bu ülkelerde olası bir Kürt bağımsızlığı ilanı için serbest bırakması ihtimali Ankara’yı tedirgin
ediyor. Çünkü Ankara oradaki Kürtlerin edindikleri silah ve bilgileriyle birlikte PKK’ya katılmasından ve yeniden
bir çatışma ortamı yaratmasından korkuyor.
Bu durum ihtimal dahilinde olsa da çok düşük bir olasılık. Ancak kesin bir şekilde biliyoruz ki Kobani konusunda
harekete geçmeme ihtimalinin Türk-Kürt ilişkileri üzerinde belirgin bir negatif etkisi olacak. Hatta Abdullah Öcalan Kobani’nin IŞİD’in eline geçmesi durumunda çözüm sürecinin biteceğini söyledi.
Zaten hepimiz görebiliyoruz ki Türkiye’de çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kobani’de yaşanan duruma
tepki olarak büyük toplumsal huzursuzluklar yaşanıyor. Eğer Türk hükümeti bu hareketsizlik halini devam ettirip
Kobani’deki küçük ve izole edilmiş Kürt halkının işkence edilerek öldürülmesine sebep olursa bu toplumsal huzursuzluğun daha fazlasını göreceğiz. Çünkü gerek dünya, gerek Türkiyeli Kürtlerin gözünde bu durum Türkiye’nin kendi halklarının yaşadığı bu zorlu sürece ilgisinin olmadığı yönünde yeterli bir kanıt olacak.
Son olarak, Türkiye’nin Kobani’yi korumak için harekete geçmesi gerekliliğinin dördüncü sebebi Türkiye’nin
kendi çıkarlarını en yakından ilgilendiriyor. Eğer şimdi engellenmezse IŞİD Türkiye’ye de saldıracaktır.
Kobani’nin ele geçirilmesi ile birlikte IŞİD Ortadoğu’da sınırları Halep, Musul, kısmen Bağdat (Ramadi ve Felluce) ve IŞİD’in başkenti Rakka’dan geçen üçgende egemenliğini sağlamlaştıracak ve kontrolünü artıracaktır.
Bu IŞİD için büyük bir zafer olacaktır, ama oyunlarının sonu değil. Eğer IŞİD Irak ve Suriye’deki topraklarını
korumaya ve genişletmeye devam edebilirse, başka yerlere bakmaya başlayacaktır. Lübnan, Ürdün ve diğerleri
daha kolay ve açık hedef gibi görünse de 900 kilometrelik Suriye-Türkiye sınırı (eğer Irak dahil edilirse 1200 kilometre) güçlü Türk ordusu tarafından bile savunulması güç.
Unutmamalıyız ki IŞİD’in Türkiye’ye de saygısı yok. IŞİD Suriye’de Türkiye’nin sınırları dışındaki tek küçük
toprağı olan yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki Süleyman Şah Türbesi’ni kuşatmış durumda. Aynı zamanda IŞİD’in
Kobani civarından attığı sayısız havan topu mermisi Türkiye’ye düşüyor.
Ama IŞİD’in çok daha büyük planları var. Türkiye’nin demokrasi geleneğine, birden fazla dini ve etnik grubu
9
Türk Dış Politikası Gündemi
içinde barındıran yapısına ve dindarlık ile laikliğin eşsiz harmanına yapacakları küçük sembolik bir saldırı bile
IŞİD için diğer önemli bir zafer olacaktır.
Hata yapma Türkiye, barbarlar kapında.
http://www.radikal.com.tr/yenisoz/4_adimda_kobanide_ne_yapmali-1218017
Necdet Özel, koalisyon davetine katılmıyor
10 Ekim 2014
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin Dempsey’nin önümüzdeki hafta IŞİD’e karşı kurulan küresel koalisyonu konuşmak üzere Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’i Washington’a davet ettiği ancak Özel’in
davete katılmayacağını bildirdiği öğrenildi.
Dempsey’nin Özel ile birlikte yaklaşık 20 ülkenin genelkurmay başkanıyla yapacağı toplantının iki gün sürmesi
bekleniyordu.
Hürriyet’e bilgi veren bir Pentagon yetkilisi, Dempsey’nin davetinin Özel’e iletildiğini doğruladı. Kaynaklar,
Özel’in yoğun programını gerekçe göstererek Washington’a gelemeyeceğini Amerikalı yetkililere bildirdiğini,
kendisinin yerine de Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Erdal Öztürk’ü görevlendirdiğini aktardı.
Program çerçevesinde Dempsey’nin 13 Ekim’de davetlilerle bir akşam yemeği yemesi, ertesi gün de Andrews
Hava Üssü’nde IŞİD için tüm gün sürecek bir toplantı düzenlenmesi planlanıyor.
Öte yandan ABD Başkan Barack Obama’nın IŞİD’le Küresel Mücadele Özel Temsilcisi John Allen ve yardımcısı
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Brett McGurk, Ankara’daki temaslarına dün akşam başladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, Amerikan heyetinin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki Türk heyetiyle yaptığı görüşmelerle ilgili yazılı açıklama yaptı. Psaki, Allen ve McGurk’ün Ankara’daki
temaslarında, Türk yetkililerle “yapıcı ve detaylı” görüşmeler yaptığını belirtti.
Allen ve McGurk’ün IŞİD’i zayıflatmak ve yok etmek için gerekli çabaların işbirliği alanlarını ele aldıklarını belirten Psaki, ABD’li yetkililerin terör örgütüne yönelik oluşturulan geniş koalisyonun güçlendirilmesinin ilk evrelerinde olduklarını dile getirdiklerini ifade etti. “General Allen ve yardımcısı McGurk, IŞİD’in askeri kapasitesini
ve bölgeye yönelik süregelen tehdidini zayıflatmak için ivedilikle acil adımlar atılması gerektiğini aktardı” değerlendirmesinde bulunan Psaki, iki yetkilinin ayrıca Suriyeli ılımlı muhalifleri güçlendirmenin, Suriye krizine
bulunacak herhangi bir gerçekçi ve kalıcı siyasi çözüm için önem arz ettiğini vurguladıklarını bildirdi.
ABD ASKERİ PLANLAMA BİRİMİ GELİYOR
General Allen, yardımcısı McGurk ve Türk muhataplarının IŞİD’e karşı askeri çabaları ilerletmeye dönük birtakım
tedbirleri de ele aldıklarına değinen Psaki, bu bağlamda bir ortak askeri planlama biriminin gelecek haftanın başlarında askeri kanallar arasındaki görüşmeleri sürdürmek için Ankara’yı ziyaret edeceği bilgisini verdi.
Psaki, tarafların, askeri destek, yabancı savaşçılarla mücadele, onların finanse edilmesi, insani yardımlar ve örgütün
retoriğini gayrimeşrulaştırmanın da aralarında bulunduğu IŞİD’le mücadele çabalarında birçok noktada dinamik
ve derinleşen ikili istişare sürecine devam etmekte mutabık kaldıklarını belirtti.
Psaki, Allen ve McGurk’ün Irak ve Suriye’deki IŞİD krizi nedeniyle Türkiye’nin yaptığı fedakârlıktan memnuniyetle söz ettiğini, NATO müttefikleri olarak Türkiye ile ABD arasındaki tarihi ve bozulmaz ortaklığı vurguladıklarını ifade etti.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27358730.asp
10
Türk Dış Politikası Gündemi
‘İran, Esad’ın düşmesine izin vermeyecek’
10 Ekim 2014
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın düşmesine izin
vermeyeceklerini söyledi. Abdullahiyan ayrıca, “Suriye’nin milli egemenliğine karşı oluşturulacak uçuşa yasak
bölge ya da askeri birliklerin Suriye topraklarına girmesi gibi her türlü hatalı girişimin kötü sonuçlar doğuracağı
konusunda Türkiye’yi uyardıklarını” belirtti.
Abdullahiyan, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde düzenlenen, “Irak ve IŞİD’e Karşı Uluslararası İttifak”
konulu etkinlikte yaptığı konuşmada, Esad’ın devrilmesine İran’ın izin vermeyeceğini belirterek, şunları ifade
etti:
“ABD, IŞİD’e saldırmadan önce İran’a, Beşar Esad hükümetinin merkezlerine saldırı planları olmadığına ilişkin
bilgi verdi. Benzer bilgiyi Şam hükümetine de verdi ancak buna rağmen bu konuda onlara güvenmiyoruz. Bu
yüzden gelişmeleri yakından takip ediyoruz. ABD veya başka bir ülke tarafından Suriye’nin milli egemenliğine
karşı oluşturulacak uçuşa yasak bölge ya da askeri birliklerin Suriye topraklarına girmesi gibi her türlü hatalı girişim kötü sonuçlar doğuracaktır. Bu konuda Türkiye’yi uyardık.”
İran’dan stratejik ‘Kobani’ hamlesi: Yardım göndereceğiz ama…
Abdullahiyan, Kobani’deki durum hakkında İran’ın, Suriye rejimine yaptığı yardımlar çerçevesinde Kobani Kürtlerine yardım için gerekli girişimlerde bulunduğunu söyledi.
Yardımların içeriğine ilişkin bilgi vermeyen Abdullahiyan, “Kobani’deki krizi sona erdirmek için bölge ülkeleriyle
görüşmelerimiz devam ediyor. Dostumuz Türkiye ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Türkiye’nin, Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmelerinde önemli rol oynayabileceğini düşünüyoruz” dedi.
“TÜRKİYE’YE SORUMLULUKLARI HATIRLATILMASIN”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç önceki gün, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Merziye Afham’ın,
“TBMM’de kabul edilen tezkere bağlamında Türkiye’nin bölgedeki olaylar karşısında sorumlu davranmaya çağırıldığına” dair açıklaması hakkındaki bir soru üzerine, şu açıklamada bulunmuştu:
“Gelişmeleri izleyen tüm çevrelerce bilindiği üzere Türkiye, Suriye’de yaklaşık dört yıldır yaşanan ihtilaf karşısında ilkeli ve sorumlu bir tutum izlemekte ve gelişmelere büyük bir hassasiyetle yaklaşmaktadır.
Türkiye, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da aynı titizlikle hareket etmeye ve ulusal güvenliğine yönelik
tehditler karşısında gerekli gördüğü önlemleri uluslararası hukuk temelinde almaya devam edecek olup, bu husustaki sorumluluklarının hatırlatılmasına ihtiyaç duymamaktadır.”
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27359187.asp
Ege’de it dalaşı
11 Ekim 2014
Ege’de tansiyon yükseldi
Türkiye ile Yunanistan savaş uçakları arasında uzun bir aradan sonra ilk kez Ege’de “it dalaşı” yaşandı.
Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dört adet F-16 uçağı ile Ege Denizi’nin uluslararası hava
sahasında eğitim uçuşu icra edilmiştir. Anılan görev esnasında uçaklarımız, Yunanistan’a ait iki adet F-16 uçağı
tarafından 30 saniye süre ile radar kilidini muhafaza etmek suretiyle taciz edilmiştir. Angajman kuralları kapsamında tacize mukabelede bulunulmuştur” denildi. Genelkurmay’ın açıklamasında ayrıca altı adet F-16 uçağı ile
Türkiye-Suriye hudut hattı boyunca devriye uçuşunun icra edildiği de duyuruldu.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27367933.asp?scenario_id=ilgiliHaber&action=Click&label=HaberDetay1&
widget_id=6471956691239029
11
Türk Dış Politikası Gündemi
‘TIR’latmaya az kaldı
12 Ekim 2014
İran’ın Türk TIR’larına yıllardır uyguladığı 750 dolarlık geçiş ücretine, Türk tarafı aynı şekilde cevap verdi. İran
da bu hamleye karşı fiyatı iki katına çıkarttı. Türkiye’de fiyatı iki katına çıkarınca İran, geçiş ücretini bu defa 3
katına çıkarma kararı aldı. TIR’lar geçiş için kapılarda bekliyor.
İran üzerinden başka ülkelere mal götüren Türk TIR’ları İran ve Türkiye’nin fiyat restleşmesi sebebiyle yollarda
kaldı. İran’ın uzun yıllardır Türk tırlarına uyguladığı 750 dolarlık transit geçiş ücretine itiraz eden ve kaldırılmasını
talep eden Türk yetkililerin isteği İran tarafında kabul görmedi. Bunun üzerine Türkiye’den geçecek İran TIR’ları
için Türk tarafı aynı ücret tarifesini cuma gece yarısından itibaren uygulamaya başladı. Bu hamleye İran’dan cevap
gecikmedi.
TÜRK TIR’LARINA TAKİP CİHAZI
İran, Cumartesi sabah 09.00 itibarıyla geçiş ücretlerini 2 katına çıkardığını açıkladı. Yeni rakam 1500 dolar oldu.
Saatler 09.30’u gösterdiğinde de Türk tarafı atağa geçti ve İran’ın restine aynı şekilde karşılık vererek fiyatı 1500
dolara çıkardı. Bu gelişmeler üzerine yaklaşık 300 İran TIR’ı Türk sınırından içeri girmek için beklemeye geçti.
Türk Cumhuriyetlerine geçiş için İran sınır kapılarında bekleyen Türk TIR’ı sayısı ise 1400’ü buldu. İki ülkede
geri adım atmayınca İranlı yetkililer son olarak geçiş ücretini 3 katına yani 2250 dolara çıkarmak için çalışmalara
başladı.
1400 TIR BEKLİYOR
Yılda 45 bin İran TIR’ının Türkiye’ye giriş yaptığını söyleyen Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) İcra Kurulu Başkanı Fatih Şener, Türk TIR’larının ise İran’dan 43 bin geçiş yaptığını ifade etti. Geçen haftadan bu yana
İran’dan çıkış yapmak için bekleyen Türk TIR’ları olduğunun altını çizen Şener, “Geçen hafta İran’ın Türkmenistan sınır kapısına gittim. 15 gündür orada bekletilen Türk TIR’ları vardı. Ancak İran TIR’ları bu süreç içinde
3-4 kez giriş çıkış yaptı. İranlı yetkililer Türk TIR’larına sadece maddi baskı yapmıyor. Uzun süre bekletiyor.
Geçişlerine izin vermiyor. Biz de bu gelişmeler üzerine Türk TIR’larını Sarp ve Türközü sınır kapılarına yönelendirdik. Gürcistan ve Azerbaycan’dan geçiş yapmalarını istedik” diye konuştu.
12
Türk Dış Politikası Gündemi
İRAN PAZARA HAKİM
Uzun yıllardır devam eden bu uygulama sayesinde İran TIR’larının daha çok iş imkânı bulduğuna değinen Şener,
“Alınan 750 dolarlık ücret yüzünden özellikle Türk Cumhuriyetlerine gidecek ürünlerini İran TIR’ları taşımaya
başladı. Bu taşımacılığın yüzde 80’ine İran TIR’ları sahip oldu. İran’dan boş gelip Türkiye’den yük alıp taşımaya
başladılar. İran’da mazot ucuz oradan avantaj sağlıyorlar. Bir de böyle ek ücret ve uzun bekleme süreleri olunca
neredeyse pazarın tamamına hakim oldular. Türkiye’nin ihracatı İranlıların keyfine bırakılmamalıydı. Bu yüzden
yapılan uygulama yerinde. Eşitliğin bir an önce sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
13 bin 800 araç yükünü devretti
SADECE geçen yıl bu uygulama sebeple Türk Cumhuriyetleri’ne giden 13 bin 800 Türk aracının yüklerini İran
girişinde İran araçlarına devrettiğini belirten Fatih Şener, “Bu araçlar oradan geri dönmek zorunda kaldı. Bilinçli
olarak ticaretimiz kapılarda bekletiliyor. Her türlü zorluğu göze alıp İran’ı transit geçen Türk araçları ise İran
Türkmen gümrüğünde 15 günden önce geçirilmiyor” dedi.
Sınır kapılarında hazırlıklar tamam
ALTERNATİF olarak Türk TIR’larının yönlendirildiği Gürcistan-Azerbaycan güzergahındaki Sarp ve Türkgözü
sınır kapılarında gerekli hazırlıkların yapıldığını belirten Fatih Şener, “Bu güzergah, yüksek ücretler ve 15 güne
varan İran Türkmen sınır beklemeleri de dikkate alındığında daha avantajlı konumda. Gürbulak sınırında İran’ın
Uluslararası hukuka aykırı tavrı sebebiyle krizin tırmanacağını bekliyoruz. Türkiye ilk kez devlet olarak bu haksızlığa karşı farklı bir tutum sergiliyor” dedi.
İran tarafının Türk araçlarına çıkardığı tüm zorlukları aynı şekilde cevap verileceği ifade edilirken İran’ın uygulamaları şu şekilde sıralandı:
• Gümrük geçişlerinde kendi araçlarına öncelik verecek şekilde bekletmeler.
• Türk araçlarını kuyrukların uzun olduğu kapılardan çıkmaya mecbur etme.
• Araçlara ücret karşılığı araç takip cihazı takma.
• Transit süre zorlamaları.
• Türk taşımacı kullanan İran şirketlerine ek vergi uygulaması.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27368789.asp
Yunanistan’da Osmanlı paşasının kemikleri yol kenarına atıldı
12 Ekim 2014
Yunanistan’da 112 yıl önce hayatını kaybeden ve buraya defnedilen Ömer Neşet Paşa’nın kemikleri yol kenarına
bırakılan kırık lahdin içinde sahipsiz kaldı.
Yunanistan’da 112 yıl önce hayatını kaybeden Osmanlı mareşali Ömer Neşet Paşa’nın kemik ve kefen parçalarının
içinde bulunduğu mermer lahitin, eski adı Nasliç olan Neopoli kasabası girişinde yol kenarına bırakıldığı ortaya
çıktı. 2012’de Türkiye’den gezi için giden mübadillerin tesadüf eseri tespit ettikleri Ömer Neşet Paşa’ya ait kemiklerin ne olacağı belirsizliğini korurken, torunu Mehmet Tanel’in eşi Gülay Tanel, “Dedemizin kemikleri sızlıyor. Dışişleri
Bakanlığı’nın harekete geçmesini istiyoruz. Nasliç belediye başkanı ile temas kuracağız. Yardımcı olmazlarsa kemiklerin defni
ve lahitin bakımını üstleneceğiz” dedi.
NAAŞI NASLİÇ’TE KALDI
Mareşal Ömer Neşet Paşa, Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’nin
idaresinde olduğu 1902’de yaşamını yitirdi. Uzun yıllar Yunan
13
Türk Dış Politikası Gündemi
Hududu Kumandanı olarak görev yapan Ömer Neşet Paşa, ölümünün ardından eski adı Nasliç olan Neopoli kasabasına defnedildi. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda üstün başarılar gösterip, Padişah II. Abdülhamid tarafından
değerli kılıç ödülüne layık görüldü. Ömer Neşet Paşa’nın ölümünden sonra mezarının üzerine Osmanlı Devleti
ambleminin olduğu mermer lahit konuldu. Aradan yıllar geçti, Türk-Yunan savaşı, mübadele derken sınırlar ayrıldı.
Paşanın naaşı da Nasliç (Neopoli) sınırları içinde kaldı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından mezarın olduğu araziyi
dönemin Neopoli belediye başkanı satın aldı. Yunan belediye başkanı arazi içinde kendisine ev yaptırırken, avluda
kalan Ömer Neşet Paşa’nın mezarına ise dokunmadı. Belediye başkanı yaşamını yitirdikten sonra; arsası, evi ve
avludaki lahit mezarlık ikinci kuşaktan çocuklarına miras kaldı.
MİRASÇILARI LAHİTİ YOL KENARINA ATTI
2012’de mermer lahiti yerinden kaldıran mirasçılar, toprak altındaki Ömer Neşet Paşa’ya ait kemik ve kefen parçalarını içine koyduktan sonra kasabanın çıkışındaki yol kenarına bıraktılar. Ömer Neşet Paşa’nın torunlarından
Mehmet Tanel’in eşi Gülay Tanel, “Dedemizin kemikleri sızlıyor. Dışişleri Bakanlığı’nın harekete geçmesini istiyoruz. Dedemizin mezarı yıllarca bulunamadı. Yol kenarına atılmış lahit tesadüfen tespit edildi. Nasliç belediye
başkanıyla temas kuracağız. Yardımcı olmazsa aile olarak kemiklerin defin işlemini biz üstleneceğiz. Devletten
maddi anlamda beklentimiz yok. Sadece gerekli diplomatik temasların kurulmasına yardım etmelerini istiyoruz”
ifadelerini kullandı. (Kaynak: Milliyet)
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/194165.aspx
Terör sanığı Türk, Blair’in evine bomba mı koyacaktı?
14 Ekim 2014
İngiltere’de “Mumbai tarzı” bir terör saldırısı planlamakla suçlanan 26 yaşındaki Londralı Türk Erol İncedal’ın
yargılanmasına başlandı.
Londra Old Bailey Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, İncedal’a ‘terör eylemi düzenleme hazırlığında
olma’ ve ‘bomba yapımı ile ilgili belgeler bulundurma’ suçlamaları yöneltildi. Savcının, İncedal’ın hedefinde İngiltere’nin eski başbakanı Tony Blair’in olma ihtimalini de değerlendirdiği bugünkü duruşmada ortaya çıktı.
Savcı Richard Whittam açılış konuşmasında İncedal’ın terör eylemleri gerçekleştirmek için yurt dışından kişilerle
iletişime geçtiğini tespit ettiklerini belirtti ve “Savcılık bu şahsın, önemli bir kişiye ya da 2008 yılında Mumbai’de
olduğu gibi geniş kitlelere karşı bir ya da birden fazla terör eylemi planlamakta olduğuna inanıyor” dedi.
HEDEF BLAIR MİYDİ?
Savcı Whittam, İncedal’ın Mercedes marka siyah otomobilinde yaptıkları arama sonucunda İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’ın ev adresinin yazılı olduğu bir kağıt bulduklarını açıkladı.
Whittam, “Biz İncedal’ın gerçekleştirmek istediği terör eyleminin metodolojisine ya da kimi hedef alacağına karar
verdiğini söylemiyoruz. Ancak mahkemeye dava boyunca sunacağımız kanıtlar ışığında bulunan bu adresin öneminin anlaşılacağını umuyoruz” diye konuştu.
Whittam, İncedal’ın otomobilinde bulunan bir hafıza kartında da “Bomba Yapımı” başlıklı bir belge bulunduğunu
söyledi. Sanık İncedal ise kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti.
İNGİLİZ BASINININ KISMİ ZAFERİ
Erol İncedal geçen yıl tutuklanmış ancak yetkililer “konu milli güvenliği ilgilendirdiği için” şüphelinin kimliğini
basına açıklamayı reddetmişti. İsmi “AB” olarak belirtilen İncedal’ın sadece yaşı, Türk uyruklu olduğu ve terör
eylemi planlamakla suçlandığı açıklanmıştı.
Şüphelinin yargılanma sürecinin de basından gizli olarak gerçekleştirileceğinin açıklanmasından sonra ise İngiliz
gazeteleri duruma tepki göstermiş, bunun üzerine yargıçlar davanın bazı bölümlerinin seçilmiş basın organlarına
açılmasına izin vermişti.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27385239.asp
14
Türk Dış Politikası Gündemi
Yunanistan Sahil Güvenlik botları, Türk teknelerini taciz etti
17 Ekim 2014
Yunan Sahil Güvenlik Botu, Türk Karasuları içinde
Çatal Ada açıklarında avlanan ‘Devlet 3’, ‘Abbas
Reis’ ve ‘Mandalinci 2’ adlı balıkçı teknelerini taciz
etti.
Bodrum’da Turgutreis ve Akyarlar açıklarında seyreden turistik yatlar ile balıkçı tekneleri, 10 metre kadar
yakınına yanaşan Yunan Sahil Güvenlik ekiplerince
iki saat boyunca Türk karasuları içinde taciz edildi.
Bodrum’a altı mil uzaklıktaki Yunanistan’a ait İstanköy (Kos) Adası’ndan dün saat 14.00 sıralarında Turgutreis ile Akyarlar açıklarındaki Alihoca Burnu
açıklarına gelen Yunan Sahil Güvenlik Botu, Türk Karasuları içinde Çatal Ada açıklarında avlanan ‘Devlet
3’, ‘Abbas Reis’ ve ‘Mandalinci 2’ adlı balıkçı teknelerini dönmeleri konusunda uyardı.
Balıkçı tekneleri, Türk karasularında avlanmalarına
rağmen iki mil daha geri çekildi. Turgutreis’ten İstanköy adasına giden Türk yatlarının on metre kadar yakınına yanaşan Yunan Sahil Güvenlik Botu, bir süre
bu şekilde seyretti. Yunan botu ayrıca Türk sahilinden
bir mil açıktaki Alihoca kayalığındaki fenere de yaklaştı. Bu nedenle birçok Türk yatının, sahile yakın seyretmek
zorunda kaldığı görüldü.
Bazı yatlar ise Turgutreis ve Akyarlar limanına çekildi. Yaklaşık iki saat sonra Yunan botu İstanköy Sahili’ne
döndü.
Yunan jetlerinden TCG Turgutreis’e taciz
TCG Turgutreis gemisi İtalya’dan Gölcük’e dönüşü sırasında Yunanistan’a ait bir F-16 tarafından farklı zamanlarda
toplam altı dakika süreyle radar kilidi atılarak taciz edildi.
Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, TCG Turgutreis, İtalya ‘daki NATO
MCG-1 Deniz Elektronik Harp Denemeleri’nin ardından Gölcük’e dönüşe geçti.
TCG Turgutreis’e Ege Denizi’nin uluslararası sularında, Yunanistan’a ait F-16 tarafından farklı zamanlarda toplam
altı dakika süreyle radar kilidi atılarak taciz edildi.
Öte yandan Bandırma’dan eğitim uçuşu için kalkan 162’nci Filo Komutanlığına ait iki F-16’ya,
Yunanistan’ın Limni meydanından kalkan iki F16 tarafından, Ege’nin uluslararası hava sahasında üç defada toplam 29 dakika süreyle, radar
kilidi muhafaza edilerek tacizde bulunuldu.
Yunanistan’a ait jetler, aynı zamanda iki F-16’ya
bin feet teşhis mesafesinden daha fazla yaklaşarak taciz etti.
http://www.denizhaber.com.tr/yunanistan-sahilguvenlik-botlari-turk-teknelerini-taciz-etti-haber58198.htm
15
Türk Dış Politikası Gündemi
Türk Büyükelçi’den çarpıcı açıklama: Son altı ayda 52 bin kişi yakaladık
27 Ekim 2014
Türkiye’ye yönelik “IŞİD militanlarının Suriye ve Irak’a geçişine izin veriyor” suçlamalarına yanıt, Türkiye’nin
NATO’daki daimi temsilcisi Büyükelçi Mehmet Fatih Ceylan’dan geldi.
Ceylan, Türkiye’nin son altı ay içinde “52 bin kişi yakaladığını” açıkladı. Yedi bin kişiye Türkiye’ye giriş yasağı
konulduğunu da belirten Ceylan, 1200 kişinin ise sınır dışı edildiğini bildirdi.
Ceylan, geçen hafta katıldığı BBC’deki HARDtalk programında, Türkiye’nin IŞİD terör örgütüne örtülü destek
verdiğine ilişkin soruları yanıtladı.
Ceylan, “Türkiye’nin aşırı İslamcılar konusunda son dönemde bazı temel hatalar yapıp yapmadığı” yolundaki soruya, 2011’den başlayarak müttefiklerini Suriye’deki radikalleşme olasılığı konusunda uyardıklarını söyledi.
“IŞİD’İN 2011’DE 500 MİLİTANI VARDI, ŞİMDİ 30 BİN OLDU”
Ceylan şöyle konuştu:
“2011’den başlayarak tutarlı şekilde müttefik ve ortaklarımızı Suriye’deki, Şam’daki rejimle ilgili bir şey yapmazsak bunun bölgeyi radikalleştirmeye mahkum olduğu konusunda bilgilendirdik. Yaşanan şey, tam da bu.
2011’de bu el-Kaide ya da IŞİD türü teröristlerin sayısı yüzlerle sayılıyordu. 400-500 kişi kadardı. 2-3 yıllık bir
sürede rakam şimdi neredeyse 30 bine çıktı.”
“ALTI AYDA 52 BİN KİŞİ YAKALADIK”
Ceylan, Türkiye’nin bu militanların Suriye’ye geçişine “kolaylık sağladığı” ve Türkiye’ye “Suriye ve Irak’a giden
cihat otoyolu” dendiğine ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine ise şu yanıtı verdi:
“Suriye’ye gidenlerin bazıları Türkiye’ye pasaportlarıyla geldiler. Güvenlik ve istihbarat alanlarında endişelenenlere, Türkiye’ye seyahat eden şüpheli kişiler hakkında bilgi paylaşımı yapmak üzere açık bir çağrıda bulunduk.
Son 6 ayda 52 bin kişi yakalandı. Giriş yasağı listesi genişletildi. Yaklaşık 7 bin kişiyi kapsıyor. Binden fazla kişi
sınır dışı edildi. Türkiye, bu serbest geçişi kesmek için sert önlemler aldı.”
“TEK TARAFLI MÜDAHALE OLMAZ”
Büyükelçi Ceylan, Türkiye’nin Kobani politikası konusunda ise, “tek taraflı müdahale olmaz” dedi. Ceylan şöyle
konuştu:
“ABD ile derin istişareler içindeyiz. General Allen, Türkiye’ye iki kez gitti. NATO Genel Sekreteri oradayken de
Türkiye’deydi. Tüm siyasî liderlerimizle kapsamlı istişarelerde bulundu. Elbette net, entegre ve bütüncül bir strateji
geliştirmek zorundayız. Yalnızca Kobani ve Kobani’de yaşananlara yönelik değil, Suriye ve Irak da dâhil bölge
geneline yönelik olmalı. Aksi takdirde Türkiye’den beklenen tek taraflı bir eylem olmamalı çünkü tek taraflı eylemler daima risklidir. Şu an Kobani’ye odaklanıyorsunuz. Düşünün ki Türkiye tek başına gidip Kobani’ye müdahale etti, Türkiye açısından bunun sonuçları ne olur? IŞİD bir tehlike, 82 Türk vatandaşını öldürdü. 2003’te
el-Kaide’nin İstanbul’da gerçekleştirdiği terör saldırılarına maruz kaldık. 40 yıldan uzun süredir biz, Türkiye’de
terörden muzdaripiz. Bu, sınırları aşan ve uluslararası eylem ve çaba gerektiren uluslar ötesi bir tehlike.”
“KOBANİ’YE 60 TIR GÖNDERDİK”
Büyükelçi Ceylan, Türkiye’nin Kobani’ye yönelik lojistik desteğini sürdürdüğünü ve bölgeye 60 tır gönderildiğini
de söyledi. Ceylan, “Belirli lojistik desteği Kürtlere sağladık. Kobani’ye 60 tır yolladık. Tüm yerel aktörlerle
temas hâlindeyiz. Türkiye’nin Kobani karşısında hiçbir şey yapmadığını söylemeye devam ederseniz bu çok yanıltıcı olur” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27466126.asp
16
Türk Dış Politikası Gündemi
Danimarka: Türkiye’nin tutumunu anlamak mümkün değil
20 Ekim 2014
İslam dini ve Müslümanlara karşı ağır eleştirileriyle tanınan gazeteci ve yazar Lars Hedegaard’a silahlı saldırıda
bulunduktan sonra Türkiye’de yakalanan zanlının serbest bırakıldığını doğrulanması, Danimarka’da tepkilere yol
açtı. Danimarka’dan Türkiye’ye giden heyet, MİT ve Dışişleri yetkilileri ile yaptığı görüşmeleri tamamlayarak
ülkeye döndü.
Heyet, Türk makamlarının zanlının serbest bırakıldığını doğruladıklarını ancak neden serbest bırakıldığı konusunda
açıklama yapmadıklarını bildirdi.
Adalet Bakanı Mette Frederiksen, Türkiye’nin tutumunun anlaşılır gibi olmadığını belirterek, “Türkiye’ye gönderdiğimiz heyet bugün Ankara’dan döndü. Heyet, Türk Dışişleri, Adalet Bakanlığı ve gizli servisi MİT ile görüşmeler yaptı. Türk yetkililer, Lars Hedegard’a silahlı saldırıda bulunan zanlının serbest bırakıldığını
doğrulamışlar. Bilindiği gibi zanlının serbest bırakılması konusu birkaç haftadır tartışılıyordu. Şimdi onaylanmış
oldu. Ama Türkiye’nin tutumunu anlamak ve kabul etmek mümkün değil” dedi.
HALEN CEVAP BEKLİYORUZ
Mette Frederiksen, Türk makamlarının zanlının neden bırakılmadığı konusunda bir açıklama yapmamasına sinirlendiklerini belirterek, “Biz heyeti gönderirken, şahsın neden serbest bırakıldığına da açıklık getirilir diye düşündük. Ama Türk makamları bu konuda bir açıklama yapmamışlar. Heyet çok kısa sürede alınan kararla Türkiye’ye
gitmesine rağmen biz bir cevap bekliyorduk. Türkiye’den zanlının neden serbest bırakıldığı konusunda halen
cevap bekliyoruz. Türkiye bu konuda çalışmalar yapıldığı sözü verdi” dedi.
KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİM
Lars Hedegaard ise zanlının serbest bırakılmasına rağmen İslam Dini ve Müslümanlar hakkında düşüncelerini
söylemeye devam edeceğini belirtti.
Lars Hedegar 2013 yılı şubat ayında evinde silahlı saldırıya uğramış, saldırgan aynı gün ülke dışına kaçmıştı. Saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen zanlının Nisan ayında Atatürk Havalimanı’nda sahte pasaport ile yakalanarak
gözaltına alınmıştı.
2 Ekim’de ise şahsın serbest bırakıldığı haberi duyuldu ve 8 Ekim’de Danimarka, Ankara’daki büyükelçiliği aracılığı ile Türkiye’ye nota verdi.
Ardından Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Dönmez iki kez Danimarka Dışişlerine çağrıldı ve Çarşamba günü toplanan Dış Politika Komisyonunda, Adalet Bakanı Mette Frederiksen ve Dışişleri Bakanı Martin
Lidegaard’ın konuya açıklık getirmeleri ve Türkiye’ye karşı yaptırımlarda bulunulması istendi. Dışişleri Bakanı
Martin Lidegaard, Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Danimarka’dan bir heyet göndermesini istediğini
belirterek, Türkiye’ye acil şekilde heyet gönderileceğini bildirmişti.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27418531.asp
Danimarka Başbakanı: Bu konu, burada kapanmadı
21 Ekim 2014
Türkiye ile kriz bizim için bitmedi
Danimarkalı yazar Hedegaard’ı öldürme teşebbüssünden aranan zanlının Türkiye’de serbest bırakıldığının teyit
edilmesi İskandinav ülkesinde öfkeye yol açtı. Başbakan Thorning-Schmidt, “Zanlının neden Türkiye’de gözaltında olmadığına dair yanıtları halen bekliyoruz. Bu konunun kapanmadığına dair hiçbir şüphe olmamalı” dedi.
DANİMARKALI yazar Lars Hedegaard’ı (61) öldürme teşebbüsünde bulunan kişi olduğu gerekçesiyle, 6 ay önce
17
Türk Dış Politikası Gündemi
Türkiye’de tutuklandıktan sonra iadesi istenen H.B.’nin serbest bırakılmasıyla ilgili
Danimarka’daki tepkiler büyüyor. Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt
dün ilk kez olayla ilgili demeç vererek, “Bu
konu kapanmadı” dedi. Danimarka’nın Politiken gazetesine konuşan Thorning, “Bu
son derece anlaşılmaz ve kabul edilemez bir
hareket. Zanlının neden Türkiye’de gözaltında olmadığına dair yanıtları halen bekliyoruz. Bu konunun kapanmadığına dair
hiçbir şüphe olmamalı” dedi.
PERŞEMBE GÖRÜŞÜLECEK
Danimarka Adalet Bakanı Mette Frederiksen de önceki gün Türkiye’nin, iadesini istedikleri Danimarka vatandaşı
zanlının serbest bırakıldığını kabul ettiğini, fakat nedeni konusunda açıklama alamadıklarını söyledi. “Söz konusu
kişinin serbest bırakılmasını anlaşılmaz buluyorum” ifadesini kullanan Frederiksen, geçen cuma gelen Danimarka
heyetinin Türkiye’deki görüşme sonuçlarının 23 Ekim Perşembe günü Parlamento Dış İlişkiler Komisyonu’nda
ele alınacağını da ekledi. Bu oturumda Danimarka hükümetinin bu konuda atacağı adımların da kararlaştırılması
bekleniyor.
‘ELÇİ GERİ ÇAĞRILSIN’
Olay Danimarka’da iç siyaseti de hareketlendirdi. Ana muhalefetteki Danimarka Halk Partisi Dışişleri Sözcüsü
Soeren Espersen, Türkiye’nin Danimarka büyükelçisinin istişareler için geri çağrılması gerektiğini söyledi. Ülkenin
önemli partilerinden Yeşil Birlik’in Savunma Sözcüsü Nicholas Villumsen; “Bu büyük bir problemdir, Türkiye
ile Danimarka arasındaki güven ilişkisine büyük bir ihlaldir. Türkiye, IŞİD ile tutuklu takas ettiyse, bu bireysel
bir sınırdışıdan daha önemlidir. Türkiye, uluslararası toplumun IŞİD ile mücadelesine ihanet etmiştir” dedi. Villumsen, Türkiye’de bir NATO operasyonu için bulunan 7 Danimarka askerinin de ülkeye geri dönmesi gerektiğini
ifade etti.
Hedegaard: Korkunç
Danimarkalı yazar ve gazeteci Lars Hedegaard ise zanlının serbest bırakılmasına rağmen kendisini daha fazla
tehdit altında hissetmediğini ve İslam Dini ve Müslümanlar hakkında düşüncelerini açıklamaya devam edeceğini
belirtti. Danimarka basınına konuşan Hedegaard, “Son derece korkunç. Adalet Bakanı’ndan anladığım kadarıyla
zanlının serbest bırakıldığı doğrulanmış ama nerede olduğu, ne zaman olduğu ve niye olduğuna dair bilgi yok”
dedi.
Akdoğan: Türkiye kartları yanlış oynadıDanimarka’nın Sosyal Demokrat Partili Türk asıllı politikacısı Yıldız Akdoğan da, olay karşısında şaşkına döndüğünü açıkladı. Danimarka’nın etkili gazetelerinden Berlingske Tidende’ye
konuşan Akdoğan, suikast zanlısının serbest bırakılmasıyla ilgili Türk hükümetinin kartları tamamen yanlış oynadığını ileri sürerek “Danimarka’nın yanıtlara hemen sahip olacağını düşünmüyorum. Ancak Amerikalıların cevapları isteyeceğini hayal edebiliyorum” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27423892.asp
Afrika’dan eski bakan Bayraktar’a iş teklifi
ANKARA 21 Ekim 2014
Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar, bir kaç Afrika ülkesinden teklif aldığını belirterek, “50 binle
100 bini bulan toplu konut projelerinin başına geçmemi istiyorlar. 4-5 aydır görüşüyorum ama kabul etmedim”
dedi.
18
Türk Dış Politikası Gündemi
TOKİ Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapan Erdoğan Bayraktar’a Afrika’dan “toplu konut” talebi
geldi. 17 Aralık yolsuzluk soruşturması sonrası istifa etmek zorunda kalan Bayraktar, birkaç Afrika ülkesinin inşaatla ilgili deneyimlerinden faydalanmak istediğini belirterek, “4-5 aydır görüşmelerim sürüyor. 50 binle 100
bini bulan toplu konut projelerinin başına geçmemizi istiyorlar, ancak ben kabul etmedim” dedi. 2002 yılından
2011 yılına kadar TOKİ Başkanlığı yaptıktan sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na getirilen Bayraktar’a ilginç
bir davet geldi. Bayraktar’ın bir süredir birkaç Afrika ülkesiyle toplu konut sektörüyle ilgili temaslarda bulunduğu
öğrenildi. Afrika’dan gelen talebi Hürriyet’e anlatan Bayraktar, şunları söyledi:
4-5 AYDIR GÖRÜŞÜYORUM
“Afrika’da birkaç ülkeden teklif geldi. Yaklaşık 4-5 aydır görüşmeler yaptık. Ancak kabul etmedim, buradaki işlerimi aksatmak istemiyorum. Geçtiğimiz günlerde de bunun için Afrika’ya bir günlük seyahat yaptım. Konuyla
ilgili istişarelerde bulundum. İsimlerini söylemeyeceğim birkaç Afrika ülkesi, ‘Gelin bize 50 bin 100 bin gibi
toplu konut projelerinde yardım edin, bunların başına geçin’ teklifinde bulundu. Türkiye’nin yakın ilişki içinde
olduğu Afrika ülkeleri var. Ancak bakanlık gibi bir teklif yok, böyle birşey zaten mümkün değil.”
KOORDİNASYON TEKLİFİ
Afrika’da toplu konut anlamında ciddi eksikliklerin olduğunu belirten Bayraktar, “Onlar da Türkiye’nin tecrübesinden yararlanmak istiyor. Hangi ülkeler olduğunu şu aşamada söylemem doğru olmaz. Bu anlamda benimle temasa geçtiler. İnşaat projelerinin başında organizatör gibi durmamızı ve koordinasyonu sağlamamızı
amaçlıyorlardı. Onlar da TOKİ Başkanlığı yaptığım için ve Türkiye’nin konut alanındaki başarılarını takip ettikleri
için böyle bir teklifte bulundular. Çünkü böyle bir şeyi kabul ettiğimde gidip orada en az bir iki hafta kalmam gerekiyor.”
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27422384.asp?scenario_id=ilgiliHaber&action=Click&label=HaberDetay3&
widget_id=4102323674596846
Wall Street’e Türk bayrağını o çekecek
27 Ekim 2014
Türkiye’yi dünyaya yanlış tanıtan ‘Gece Yarısı Ekspresi’ filminin gerçek hayattaki kahramanı Billy Hayes, 29
Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde New York’ta Wall Street’e Türk bayrağı çekecek.
RADİKAL- Hayes “Filmde hiç iyi bir Türk göremiyorsunuz. Bana göre bu büyük bir sorundu. Gece Yarısı Ekspresi’ni gören ve asla Türkiye ’ye gitmeyiz düşüncesinde olan herkesin, Billy Hayes’in Türk bayrağını göndere
çektiğini görmesi filmin yarattığı etkiye denge sağlar. En azından öyle umuyorum” diye konuştu.
Türkiye’nin üzerine yıllar boyu kara bulut gibi çöken ‘Gece Yarısı Ekspresi’
filminin gerçek hayattaki kahramanı Billy Hayes, her yıl New York’ta düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinin bu yılki programında Türk
bayrağını göndere çekecek. 23 yaşındayken İstanbul ’dan ABD ’ye götürmek
istediği 2 kilo haşhaş ile yakalanarak önce ömür boyu sonra da 30 yıl hapse
mahkûm edilen, Sağmalcılar ve İmralı’da geçen 5 yıllık hapis hayatından
sonra cezaevinden kaçan Billy Hayes, Türk bayrağını göndere çekmekten onur
duyacağını belirterek şunları söyledi:
Türkiye’yi dünyaya yanlış tanıtan ‘Gece Yarısı Ekspresi’ filminin gerçek hayattaki kahramanı Billy Hayes, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde
New York’ta Wall Street’e Türk bayrağı çekecek.
Hayes “Filmde hiç iyi bir Türk göremiyorsunuz. Bana göre bu büyük bir sorundu. Gece Yarısı Ekspresi’ni gören ve asla Türkiye’ye gitmeyiz düşüncesinde olan herkesin, Billy Hayes’in Türk bayrağını göndere çektiğini
görmesi filmin yarattığı etkiye denge sağlar. En azından öyle umuyorum”
diye konuştu.
19
Türk Dış Politikası Gündemi
Tartışılan film
İngiliz-Amerika ortak yapımı olan, 1978 çıkışlı ‘Gece Yarısı Ekspresi’, 1970’te Türkiye’de tutuklanıp hapse atılan
Billy Hayes’in gerçek öyküsünden yola çıkılarak yazılmış bir hikâyeyi anlatıyor. Filmde, Amerikalı genç bir turist
olan Hayes, sevgilisi Susan ile birlikte Türkiye’de tatildedir. Hayes tatil dönüşü ülkesine 2 kilogram haşhaş götürmeye teşebbüs eder. Vücuduna gibi yerleştirdiği küçük paketler halindeki uyuşturucu, uçağa binmek üzereyken
yapılan ani bir güvenlik aramasıyla polisler tarafından bulunur ve İstanbul Sağmalcılar Cezaevi’nde işkence ve
kötü davranışlara tabi olacağı süreç başlar. Film, Türkiye’yi yanlış tanıttığı gerekçesiyle uzun yıllar tartışma konusu
olmuştu.
http://www.radikal.com.tr/hayat/wall_streete_turk_bayragigini_o_cekecek-1221466
20
Download

bulten 10_Layout 1 - 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü