Insanın Günah
Islemesi ve Tevbe
İdris YAVUZYİĞİT
"
:"
:
: 08.07.2014
: 18:30
" CANLI YAYIN
"
(Mutki Müftüsü)
Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Mevlana
İnsan Nasıl Bir Varlıktır?
• Doğuştan Temiz Fıtratlıdır,
• Akıl Sahibidir
• İrade Ve Tercih Sahibidir
• Allah’ın Halifesidir
• Günah İşlemeye Meyillidir
• Dünyevi Arzulara, Heva Ve Hevese Düşkündür
• Şeytanın Aldatmasına Açıktır
• Cahil Ve Zalim Olabilir
Allah Kullarını Tanır Ve Ona Faydalı Olan Çıkış Yollarını Gösterir. Peygamberler,
Kitaplar, İbadetler, Tevbe…
İnsan günah işleyebilecek nitelikte yaratılmıştır. Bu sebeple peygamberler hariç
bütün insanların az-çok günahı vardır. Günah işlemeseydik Allah başka bir kavim getirir.
‫لَ ْو لَ ْم تُ ْذنِ ُبوا لَ َذ َه َب الل ُه بِ ُك ْم َولَجاَ َء بِ َق ْو ٍم ُي ْذنِ ُبو َن َف َي ْس َت ْغ ِف ُرو َن‬
‫الل َه َف َي ْغ ِف ُر لَ ُه ْم‬
“Eğer siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder, başka bir kavim
getirir, onlar günah işlerler, günahlarının bağışlanmasını Allah’tan isterler.”
(Müslim, Tevbe, 11)
GÜNAH NEDİR? İNSANIN GÜNAH İŞLEME SEBEPLERİ NELERDİR?
1.Açık Ve Gizli Günahlar
2.İnsanları Küfre Götüren Ve Götürmeyen Günahlar
3.Büyük Ve Küçük Günahlar
4.Günahlarda ısrar edilmemeli
5.Önemsenmeyen Günahların Durumu
Günah: Allah'ın buyruklarına aykırı düşen, dinen suç sayılan
davranışlar, İslâm Dininin ve temiz insan fıtratının yapılmamasını
emrettiği hususlar.
•Günah, temiz fıtratın üzerinde kara bir lekedir.
•Günah, bir bozulma halidir.
•Günah, insanın kalbiyle zıtlaşması ve onu ölüme sürüklemesidir.
•Günah, vahiyden uzaklaşmaktır.
•Günah, yalancı cazibesiyle bizi kendine çağıran bir şeytan kılıklı..
•Günah, kendine yabancılaşmaktır.
•Günah, insanın batışıdır.
•Günah, İslam çizgisinden ayrılmaya başlayışımızdır.
•Günah, rahatsızlığını içimizde duya duya yaşadığımız haldir.
•Günah, cenneti terk ediş için attığımız adımdır.
“Her bir günah içinden, küfre giden bir yol vardır.”
Günah;
‫االثم ما حاك في نفسك و كرهت ان يطلع عليه الناس‬
"Günah, vicdanını tırmalayıp,
seni huzursuz eden ve insanların
bilmesini istemediğin şeydir”
(Müslim, Birr 15. IV .1980)
İNSANIN GÜNAH İŞLEME SEBEPLERİ








İnsan günah işleyebilecek özellikte yaratılmıştır.
İnsanın zayıf yaratılmış olması
Nefsani arzulara düşkün olması
İnsanın cahil ve zalim olması
İnsanın şeytanın düşmanlığına maruz bırakılmış olması
Dünya hayatının cazip kılınmış olması
İnsana sorumluluk verilmiş olması
İnsanın çok cimri ve hırslı olması
Müminlerin bir özelliği de Günahta Israr Etmemektir
ْ‫اس َت ْغ َف ُروا ِل ُذ ُنو ِب ِهم‬
ْ ‫َو َّال ِذ َين ِإ َذا َف َع ُلوا َف ِاح َش ًة َا ْو َظ َل ُموا َا ْن ُف َس ُه ْم َذ َك ُروا َّالل َه َف‬
َ‫وب ِإ َّال َّالل ُه َو َل ْم ُي ِص ُّروا َع َلى َما َف َع ُلوا َو ُه ْم َي ْع َل ُمون‬
َ ‫َو َم ْن َي ْغ ِف ُر ُّالذ ُن‬
«Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da
kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp
günahlarından dolayı hemen istiğfar ederler.
Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki!
Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar
etmezler.»
GÜNAH ÇEŞİTLERİ
1. Açıktan ve gizli işlenen günahlar
‫ين َي ْك ِس ُبو َن ا ْل ِا ْث َم َس ُي ْج َز ْو َن بِ َما كَانُوا َي ْق َت ِرفُو َن‬
َ ‫َو َذ ُروا َظا ِه َر ا ْل ِا ْث ِم َو َب ِاط َن ُه اِ َّن الَّ ٖذ‬
“Günahın
açığını da
(kamuya açık yerde,herkesin gözü önünde işlenen
günahlar/ gıybet, yalan, iftira, anarşi, kumar, kamu zararı)
bırakın, gizlisini
de
(riya, nifak, kibir, haset gibi kalpte/zihinde olup biten veya zina gibi insanların
görmediği yerlerde işlenen günahlar). Çünkü günah kazananlar yaptıkları
karşılığında cezalandırılacaklardır”. (En'âm 120)
2. Zararı insanlara dokunan ve dokunmayan günahlar
‫ين ُي ْؤ ُذو َن اللّٰ َه َو َر ُسولَ ُه لَ َع َن ُه ُم اللّٰ ُه ِفى ال ُّدنْ َيا َوا ْلا ٰ ِخ َر ِة َواَ َع َّد لَ ُه ْم َع َذا ًبا ُم ٖهي ًنا‬
َ ‫اِ َّن الَّ ٖذ‬
ِ ‫ين َوالْ ُم ْؤ ِم َن‬
‫ات بِ َغ ْي ِر َما ا ْك َت َس ُبوا َف َق ِد ْاح َت َملُوا ُب ْه َتانًا َواِ ْث ًما ُم ٖبي ًنا‬
َ ‫ين ُي ْؤ ُذو َن الْ ُم ْؤ ِم ٖن‬
َ ‫َوالَّ ٖذ‬
“Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette
lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. Mü’min
erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden
incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir”. (AHZÂB 57, 58)
3. İnsanları küfre götüren ve götürmeyen günahlar
Allaha ortak koşmak, peygamberleri, dini ve ayetlerdeki hükümleri
yalan saymak ve münafıklık gibi bir kısım günahlar insanın dinden
çıkmasına, kafir olmasına sebep olur.
ٰ
ِ
ِ
ِ
ِ
ْ
‫ين‬
‫ر‬
‫اس‬
‫خ‬
‫ل‬
‫ا‬
‫ن‬
‫م‬
‫ة‬
‫ر‬
‫خ‬
َ
َ ٖ
َ َ ‫َو َم ْن َي ْك ُف ْر بِا ْل ٖاي َم ِان َف َق ْد َح ِب َط َع َملُ ُه َو ُه َو ِفى ا ْلا‬
“Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün
işlediği ameller boşa gider. Ahirette de o, ziyana
uğrayanlardandır”. (MÂİDE 5)
4. Küçük, büyük ve daha büyük günahlar
Umumi belva kabilinden, kaçınılması mümkün olmayan, dünyada
ceza (had) ve ahrette azap gerektirmeyen günahlardır.
‫اِ ْن َت ْج َت ِن ُبوا ك ََبائِ َر َما ُت ْن َه ْو َن َع ْن ُه نُ َك ِّف ْر َع ْن ُك ْم َس ِّي َپاتِ ُك ْم َونُ ْد ِخ ْل ُك ْم ُم ْد َخلًا ك َٖري ًما‬
“Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden
kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve
sizi güzel bir yere koyarız.” (NİSA 31)
HİÇBİR GÜNAHI KÜÇÜMSEME
ِ ‫إِ َّياكُ ْم َو ُم َح ِّق َر‬
ِ ‫ات ال ُّذن‬
‫ُوب َف ِإن ّ ُه َّن َي ْج َت ِم ْع َن َع َلى ال َّر ُج ِل َحتّى ُي ْه ِل َك َّن ُه‬
“Küçük diye önemsenmeyen günahlardan
sakının. Çünkü küçük günahlar bir insanda
toplanırda sonunda onu helak eder”
(Ahmed b. Hanbel)
BÜYÜK GÜNAHLAR
Dünyada ceza (had) ve ahrette azap gerektiren günahlardır.
Abdullah ibn Abbas:
“Allahın yasak ettiği her günah büyük günahtır”.
“Allaha isyan olan her şey büyük günahtır”.
“Allahın cehennemle cezalandıracağı veya işleyene gazap ettiğini
veya lanet ettiğini veya azap olduğunu bildirdiği her günah büyük
günahtır”.
"Günâhın küçüklüğüne büyüklüğüne bakma, kime karşı suç
işlediğine bak”
EN BÜYÜK GÜNAHLAR
•
•
•
•
•
•
•
Allaha ortak koşmak, İnkar etmek,
İçki içmek, Kumar oynamak,
Allahın rahmetinden ümit kesmek,
İftira etmek,
Ana-babaya zulmetmek,
Yalancı şahitlik yapmak, Yalan konuşmak,
Allahın haram kıldığı cana kıymak
BÜYÜK GÜNAH İŞLEYEN KİMSELERİN DURUMU
Bir mümin inkar etmeden, haramları, helal ve mubah
saymadan, küçümseyip hafife almadan büyük günah
işlerse????? dinden çıkmaz, yine
ve fasık olur.
mümindir ancak isyankar
1.Şirk/Küfür/Tekzib
2.Nifak
3.Allaha ve peygambere karşı
çıkmak ve onlara düşmanlık
etmek
4.Ayetlerle, dini hüküm ve
değerlerle alay etmek
5.İnsanları günah işlemeye teşvik
etmek
6.Günaha aracılık ve öncülük
etmek
7.Dinin hükümlerinin
uygulanmasına engel olmak
8.Riyakarlık etmek
9.İftira etmek
10.Cana kıyma ve intihar
11.Teröristlik ve yol kesicilik
12.Yasak olan cinsel ilişki
13.Avret yerlerini açmak
14.Anne babaya zulüm
15.Şımarmak ve azmak
16.Sıla-i rahimi terk etmek
17.Komşulara eziyet etmek
18.Haksız kazanç
19.Zulmetmek ve zalime destek
vermek
20.Sihir ve kahinlik etmek
21.Yalan konuşmak
Allah teala, Melekleri vasıtasıyla bizleri takip etmektedir
Biz bu bilince sahip olarak İhsan şuuruyla yaşamalıyız.
‫ين ِم َّما ٖفي ِه َو َيقُولُو َن َيا َو ْي َل َت َنا‬
َ ‫ين ُم ْش ِف ٖق‬
َ ‫اب َف َت َرى الْ ُم ْجر ِٖم‬
ُ ‫َو ُو ِض َع الْ ِك َت‬
ِ
ِ
ِ
َّ
ْ‫َم ِال ٰهـ َذا ال‬
َ
َ
ٰ
ِ
َ
َ
‫یها َو َو َجدُوا َما‬
‫ص‬
‫ح‬
‫ا‬
‫ا‬
‫ل‬
‫ا‬
‫ة‬
‫ير‬
‫ب‬
‫ك‬
‫ا‬
‫ل‬
‫و‬
‫ة‬
‫ير‬
‫غ‬
‫ص‬
‫ر‬
‫د‬
‫ا‬
‫غ‬
‫ي‬
‫ا‬
‫ل‬
‫اب‬
‫ت‬
‫ك‬
ً
ً
َ
َ
ْ
ٖ
َ
ُ
َ
ُ
َ ٖ َ َ
ِ ‫َع ِملُوا َح‬
‫اض ًرا َو َلا َي ْظ ِل ُم َر ُّبكَ اَ َحدًا‬
“Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş
halimize! derler, bu nasıl
kitapmış!
Küçük
büyük
hiçbir
şey
bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp
dökmüş!» Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin
olduklarını görürsün. «Vay
Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (KEHF 49)
Günah rızka engeldir.
Öyleyse tevbe’de acele etmek gerekir.
‫يب ُه‬
ُ ‫إِ َّن ال َّر ُج َل لَ ُي ْح َر ُم ال ِّر ْزقَ بِال َّذنْ ِب ُي ِص‬
“insan günahları sebebiyle rızıktan mahrum
bırakılır (Günah işleyenin rızkı kesilir)” (Terğib ve Terhib,
C.5, S.107)
GÜNAHLARDAN KURTULMA YOLLARI NELERDİR?
•
•
•
•
•
Tevbe Ve İstiğfar
İbadetler Ve Salih Ameller
Musibet Ve Sıkıntılara Sabır
Dua
Hicret Veya Arkadaş, Ortam
Değişikliği
TEVBE NEDİR
Sözlükte “pişmanlık, dönme, nedâmet” anlamlarına
gelir.
İslâmî bir kavram olarak tevbe,
kulun işlediği kötülük ve günahlara pişman olup,
onları terkederek Allah’a yönelmesi,
emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak
suretiyle
Allah’a sığınarak bağışlanmasını dilemesi demektir.
"Tövbe"; Kişinin
Şirk, küfür ve nifaktan îmana,
İsyandan itaate,
günahtan sevaba,
Yanlıştan doğruya yönelmesidir.
Bu itibarla tövbe, imanın ilk makamı,
Hak yolculuğunun başlangıcı ve
Allah'a ulaşma kapısının anahtarıdır.
İstiğfâr, Allah Teâlâ’ya “Rabbim, beni bağışla!” diye dil ile
yalvarırken, bedeni günahlardan uzak tutmaktır. Kulun
yapacağı budur. Allah Teâlâ’dan umulan ise istiğfâr eden
kulunu mağfiret edip bağışlaması, daha açık bir ifadeyle,
onu cehennem azabından korumasıdır.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Tevbe, kişinin o zamana kadar yapmış olduğu kötülüklerden vazgeçmesi,
onlara son vermesi, onları işlediğine üzülmesi ve bir daha işlememeye
kesin karar vermesidir.
Tevbe, insanın nefis ve şeytanın şerrinden ve aldatmasından kaçıp, yüce
Allah'ın himayesine girmesidir.
Tevbe, insanın maddi-manevi kirlerden, yani günahlardan tiksinip rahatsız
olması ve onlardan temizlenme çarelerini araştırması demektir.
Tevbe, bir dönüş.. Fıtrata, doğruya, aslına, rabbimize dönüş..
Tevbe, bir tamir ve onarma..
Tevbe, Günahla bozulan kalp sarayını ıslah..
Tevbe, bir arınma, temizlik yapma.. Gözyaşlarıyla gönül yurdunu yıkama..
Tevbe, bir pişmanlık.. Günahın ızdırabını içte duyarak pişmanlığını ortaya
koyma..
Tevbe, günahın bizi kendisinden uzaklaştırdığı biricik sahibimize olan
uzaklığımızı aşma, mesafeleri kapatma cehdi, gayreti..
Tevbe, insanın kendisiyle hesaplaşması, nefsiyle yaka paça olması..
Tevbe, nefse ve günahlara isyan..
Tevbe, insanın sürekli kötülüklere açık olan kabiliyetlerini, hayra
yöneltmektir.
TÖVBENİN HÜKMÜ VE ÖNEMİ
Bütün mezheplere göre
kuran, sünnet ve
icma delillerinden hareketle
bütün şahıslar hakkında
Tevbe,
farz-ı ayındır.
Zaman zaman insan bilerek yada bilmeyerek
hata, kusur, ve günah işleyebilir.
Günah işlemek, hata etmek, belki de insanı
meleklerden ayıran özelliklerin başında gelir.
GÜNAHLARIN ÇEŞİTLERİ VE ONLARIN TEVBESİ:
1. İşlenen günah, küfür, nifak veya irtidat ise; bunun tövbesi ancak tam bir
pişmanlık ve halis bir İslam’dır, Allah'a teslimiyettir.
2. İşlenen günah , itikadi bir bozukluk ise; bunun tövbesi de tam bir pişmanlıkla
birlikte, itikadını düzeltmekle olur.
3. İşlenen günah farzları terk etmek gibi bir günah ise ki; bu durumda iki günah
söz konusu oluşmuştur:
1. Geciktirmeden dolayı günah ki; bunun tevbesi de tam bir pişmanlıktır.
2. Terk etmekten dolayı günah ki, bunun tevbesi de derhal kaza etmekle olur.
Kazayı geciktirmek de ayrı bir günah olup, bunun için de ayrıca bir tevbe
etmek gerekmektedir.
4. Eğer işlenen günah, Allah ile kul arasında kalıp, kul hakkına ilişkin olmayan bir
takım yasaklara dair ise; içki içmek, zina etmek gibi. Bu taktirde nasuh bir tevbe
ile tevbe etmek gerekir. (Fakat işlediği günah cemiyete sirayet etmişse
dünyadaki cezası da verilir.)
5. İşlenen günah Allah ile kul arasında kalıp, hayvan haklarıyla alakalı bir günah
ise; hayvanı şer'i bir gereği bulunmaksızın öldürmek, dövmek, yüzüne vurmak,
gibi, kapasitesinden fâzla yük yüklemek, yem ve su vermemek gibi. Böyle bir
günahı işleyen kişinin hali müşkildir. Nasuh bir tevbeden, Allah'a yalvarıp
ağlamadan başka yapabileceği bir şey yoktur.
1.
2.
3.
4.
5.
6. Eğer günah kul hakları ile ilgili ise; şöylece değerlendirilir:
Mali Olan Kul Hakları: Hırsızlık, adam aldatmak, düşük kalitede olanı revaçta göstermek,
başkasının malını telef etmekle ilgili olarak yalancı şahitlik yapmâk suretiyle haksızlık
etmek, mali konularda adaletsiz, rüşvetle vb. şeylerle hüküm vermek gibi. Bu ve benzeri
durumlarda önce tevbe etmek, sonra da mal sahibiyle helalleşmek gerekir. Eğer mal
sahibi ölmüşse, o hak mirasçılarınındır. Onlar da yok ise veya sahibi bilinmiyorsa, o
takdirde Allah katında bir vedia (emanet) olmak niyetiyle bir fakire verir veya insanların
menfaatine olacak işlere sarf edilir.
Can ile İlgili Olan Kul Hakları: Bu durum şayet, cezayı gerektiren bir suç ise; önce tevbe
eder, sonra hak sahibine gider. O da dilerse affeder, dilerse hakkını alır veya bir mal
karşılığında sulh olurlar. Diyeti gerektiren bir suç ise, tevbe eder ve diyeti verir veya
helalleşirler.
İnsan Haysiyet ve Şerefiyle İlgili Olan Kul Hakları: Gıybet, bühtan (iftira), alay etmek,
sövmek, Küçümsemek, gibi. Böyle bir günahı işleyen kimsenin de tevbe etmesi ve
helalleşmesi gerekir. Ayrıca iftira suçunu işleyen kişi, kimlerin yanında iftirada
bulunmuş ise, yine onların yanında kendini tekzip etmesi gerekir. Bu cins günahlarda
hak sahibinin varisleriyle helalleşmek yeterli değildir.
Başkasının Aile Efradıyla İlgili Kul Hakları: Birisinin ailesine, çocuğuna vs. zulmetmek,
ihanet etmek, laf atmak gibi. Böyle bir günahtan dolayı da tevbe edip, helalleşmek
gerekir. Büyük bir fitne çıkacağından korkarsa o zaman, kendi kendine Allah'a yalvarır,
haline ağlar, hak sahibi için dua edip tasaddukta bulunur.
Dini Olan Günahlar: Bir müslümanı tekfir etmek veya ona fasıklık isnadında bulunmak
gibi. Bundan dolayı da tevbe etmek, helalleşmek ve kimlerin yanında tekfir etmişse,
yine onların yanında kendini tekzip etmek gerekir.
EŞKİYALIKTAN EVLİYALIĞA: FUDAYL BİN İYAZ (R.A.)
Tevbekârların medar-ı iftiharı, verâ ve irfan deryası Ebu Ali Fudayl b. İyaz (Rh.A.), iki
cihandan yüz çeviren şeyhlerin büyüklerinden olup, himmet ve fütüvvet ehli bir sufi idi.
Fudayl b. İyaz, Merv ile Ebiverd arasında eşkiyalık yapardı. Fakat tabiatı hayır ve salaha
meyilli idi. Soygun yaptığı kafilede bir kadın bulunacak olsa ona ilişmez, fakirin malını
gasbetmezdi. Sahranın ortasında bir çadırı vardı.
Bir gün muazzam bir kervan çıkageldi. Kervanın ağası haramilerden gizlemek için yanındaki
altınları alıp çöle açılır ve Orada bir çadır görür. Çadırda biri oturuyor. Ona çölde eşkıyaların
kervanı soymakta olduklarını altınları ona emanet etmek istediğini sıkıntı geçince dönüp
almak istediğini söyledi. Fudayl altınları çadırın içinde bir köşeye koymasını söyledi. Ağa da
altınları bırakıp geri döndü.
Kervanın yanına varınca haramilerin bütün kervanı soyduğunu gördü. Çalınan mallarla
birlikte çadıra doğru onları götürdüler. Ağa Oraya vardığında bir de ne görsün! Eşkiyalar
oturmuş malları taksim ediyorlardı. Adamcağız bir ah çekti ve, “demek altınlarımı
haramilerin eline teslim etmişim!” diye hayıflandı.
Geri dönmek isterken Fudayl onu gördü ve “gel!” diye seslendi. Oraya varınca Fudayl,
“senin burada ne işin var?” diye sordu. Ağa: “Emaneti almak için gelmiştim de…” dedi.
Fudayl, “nereye koyduysan git oradan al.” dedi. Adam gitti ve altınları koyduğu yerden aldı.
Yoldaşları Fudayl’a: “Biz bu kervanda hiç nakit bulamadık, sen ise bunca nakdi iade
ediyorsun!” dediklerinde Fudayl:
- “O, hakkımda hüsnüzan besledi ve ben de Allahu Tealâ hakkında hüsnüzan
besliyorum. Ben onun hakkımdaki hüsnüzannını doğru çıkardım. Ola ki Allahu Tealâ
da benim kendisi hakkındaki hüsnüzannımı doğru çıkarır.”
Naklederler ki, Fudayl (Rh.A.) ilk zamanlarında bir kadına aşık
olmuştu. Eşkiyalıktan her ne elde ederse ona gönderirdi. Zaman
zaman da yanına gider konuşur, ağlardı. Bir defasında yine akşama
kadar gönül eğlemiş, tırmandığı duvar üzerinde kadınla muhabbet
ediyordu.
Bu esnada oradan geçmekte olan kervanda bulunan bir hafız şu
mealdeki ayeti okur:
‫ين اُوتُوا‬
َ ‫ين اٰ َم ُنوا اَ ْن َتخْ َش َع قُلُو ُب ُه ْم لِ ِذ ْك ِر اللّٰ ِه َو َما نَ َز َل ِم َن الْ َح ِّق َو َلا َي ُكونُوا كَالَّ ٖذ‬
َ ‫اَلَ ْم َياْ ِن لِلَّ ٖذ‬
‫اب ِم ْن َق ْب ُل َف َطا َل َع َل ْي ِه ُم ا ْلا َ َم ُد َفق ََس ْت قُلُو ُب ُه ْم َو َك ٖثي ٌر ِم ْن ُه ْم َف ِاسقُو َن‬
َ ‫الْ ِك َت‬
“İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle
kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi?” (Hadid/16)
Okunan bu ayet bir ok gibi Fudayl’ın yüreğine saplanır. Ta derinden
yaralar. “Geldi, geldi… Hatta geçti bile!” diye söylenir. Şaşkın ve
mahcup olur, yerinde duramaz. Günahlarına içten bir şekilde
tevbe eder. Bundan sonra ağlaya ağlaya, diyar diyar gezerek,
haksızlık yaptığı kişilerden af ve helallik diler.
Fudayl, işte böyle mahcup ve mahzun dolaşırken, Ebiverd’de onu gören bir Yahudi,
kendi yoldaşlarına: “İşte şimdi Muhammedîler ile eğlenmenin zamanı geldi.” der.
Sonra Fudayl’a, “eğer sana hakkımı helal etmemi istiyorsan, falan yerdeki filan
kayalık tepeyi kaldır, yerini dümdüz et.” diye bir şart ileri sürer.
Tepe gayet büyüktür. Fudayl, bu tepeyi gece gündüz demeden kazmaya başlar.
Nihayet bir seher vakti bir rüzgar çıkar. O rüzgar, kayalık tepeyi yerinde hiçbir şey
yokmuş gibi dümdüz bir hale getirir. Bu manzarayı gören Yahudi bu defa, “malımı
iade etmedikçe hakkımı sana helal etmeyeceğim, diye and içmiştim.
Benim şu yastığın altında altınlarım var. Şimdi, sana hakkımı helal edebilmem
için onları al bana ver.” der. Aslında yastığın altına çakıl taşı vardır ve maksadı
da Fudayl’ı denemektir. Ama Fudayl, elini yastığın altına sokarak bir avuç altın
çıkarıp Yahudi’ye verir. Bu defa Yahudi, “sana hakkımı helal etmeden evvel bana
İslâm’ı arzet.” der. Fudayl, “bu ne hâl böyle?” deyince Yahudi: “Ben seni
imtihan ettim, aslında yastığın altında çakıldan başka bir şey
yoktu. Elinde çakılın altın olduğunu görünce anladım ki,
samimisin ve dinin de haktır.” der ve müslüman olur.
Fudayl b. İyaz (R.A.), daha sonraları hanımıyla birlikte Mekke’ye gitti. Orada
evliyanın halkasına katıldı. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin sohbetlerine iştirak
ederek ilim tahsil etti ve hadis rivayetinde bulunacak kadar ilimde derinleşti.
(Kuşeyrî Risalesi)
İnsanın işlediği günahlar iki kısımdır.
Bir kısmı içki içmek gibi kul hakkı ile ilgili olmayan, yalnız
Allah’a karşı işlenmiş günahlardır .
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
Günahı terk edecek
Halini düzeltecek
Yaptığına pişmanlık duyacak
Bir daha yapmamaya karar verecek
Günahını itiraf ederek affını allahtan isteyecek
Tövbesinde samimi olacak
Tövbeyi son nefese bırakmayacak
Günahın diğer bir kısmı da hırsızlık yapmak, yalan şahitlik gibi insan hakkı ile
ilgili olan günahtır. Hırsızlık yapmak günahtır, çünkü Allah bunu yasaklamıştır. Bu
gibi günahlardan tevbe etmenin, yukarıdaki şartlara ilaveten bir şartı daha vardır ki,
o da
8. Hak sahibine hakkını vermek veya ondan helallık almaktır.
Tövbe, Allah’ın sıfatlarındandır
• Allah tevvab olandır (11 yerde geçer)
• Allah günahları bağışlayandır (Ğafur, Ğaffar, Ğafiruz
Zenb, Zü Mağfireh, Vasiul Mağfireh, Hayrul Ğafirin)
• Allah affedicidir (Afuvv)
• Allah kusurları örtendir (Nükeffirenne…
• Allah günahları hasenata tebdil edendir
TEVBENİN ÖNEMİ
ِ ‫الصالِ َح‬
‫ات لَ ُن َك ِّف َر َّن َع ْن ُه ْم َس ِّي َپاتِ ِه ْم َولَ َن ْج ِز َي َّن ُه ْم‬
َّ ‫ين اٰ َم ُنوا َو َع ِملُوا‬
َ ‫َوالَّ ٖذ‬
‫اَ ْح َس َن الَّ ٖذى َكانُوا َي ْع َملُو َن‬
“İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette
örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle
mükâfatlandıracağız.”
(ANKEBÛT 7)
‫َو ْاس َت ْغ ِف ُروا َر َّب ُك ْم ثُ َّم تُو ُبوا اِلَ ْي ِه اِ َّن َر ٖبّى َر ٖحي ٌم َو ُدو ٌد‬
«Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin.
Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok
sever.»
( Hud 11.90 )
ِ
ِ
َّ
َّ
‫ين ال َّت َّوا ُبو َن‬
‫ئ‬
‫ا‬
‫ط‬
‫الخ‬
‫ر‬
‫ي‬
‫خ‬
‫و‬
‫اء‬
‫ط‬
‫خ‬
‫م‬
‫د‬
‫آ‬
‫ى‬
‫ن‬
‫كُ ُّل َب‬
َ
َ
َ
َ
َ
َ
ُْ َ ٌ
Hz.Enes (r.a) anlatıyor: Resûlullah (a.s) buyurdular ki:
"Bütün
insanlar hatalıdır; hatalı insanların
Allah katında en makbul olanları tövbe
edenleridir".
(Tirmizî, Kıyâmet 50, (2501); İbnu Mâce, Zühd 30, (4251)).
‫اَل َّت ْو َب ُة َت ُج ُّب َما َق ْب َل ُه‬
“Tövbe, kendinden evvelki günahları
silip/kesip atar.”
‫َوتُو ُبوا اِلَى اللّٰ ِه َج ٖمي ًعا اَ ُّي َه الْ ُم ْؤ ِم ُنو َن لَ َعلَّ ُك ْم تُ ْف ِل ُحو َن‬
“…Ey mü’minler, hep birlikte tövbe
ediniz ki kurtuluşa eresiniz!”
‫ين‬
َ ‫ين َو ُي ِح ُّب الْ ُم َت َط ِّه ٖر‬
َ ‫اِ َّن اللّٰ َه ُي ِح ُّب ال َّت َّوا ٖب‬
(NÛR 31)
Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok
temizlenenleri sever.”
“
(BAKARA 222)
Abdullah İbnu Mes'ud anlatıyor: Rasulullah şöyle buyurmuştur:
ِ ‫اف أَ ْن َي َق َع َع َل ْي ِه َوإِ َّن الْف‬
‫َاج َر‬
ُ ‫إِ َّن الْ ُم ْؤ ِم َن َي َرى ُذنُو َب ُه كَأَنَّ ُه َقا ِع ٌد َت ْح َت َج َب ٍل َي َخ‬
ٍ ‫َي َرى ُذنُو َب ُه َك ُذ َب‬
‫اب َم َّر َع َلى أَنْ ِف ِه‬
"Mü'min günahını şöyle görür: "O, sanki üzerine her an düşme
tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye
korkar durur. Fâcir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir
sinek gibi görür"
İbnu Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, Şöyle diyerek, burnundan sinek kovalar gibi
yapmıştır.
Sonra dedi ki: "Allah, mü'min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: "Bir
adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini
üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan)
başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta
arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: "Hayvanımın
kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım" der. Gelip ölüm uykusuna
yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne
görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte
Allah'ın, mü'min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla
birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır. (Buhari)
‫" إِ َّن الْ َع ْب َد إِ َذا أَخْ َطأَ َخ ِطي َئ ًة نُ ِك َت ْت ِفي َق ْل ِب ِه نُ ْك َت ٌة َس ْو َد ُاء َف ِإ َذا ُه َو نَ َز َع َو ْاس َت ْغف ََر‬
( : ‫اب ُس ِق َل َق ْل ُب ُه َوإِ ْن َعا َد زِي َد ِف َيها َح َّتى َت ْعلُ َو َق ْل َب ُه َو ُه َو ال َّرا ُن الَّ ِذي َذك ََر اللَّ ُه‬
َ ‫َو َت‬
" ) ‫كلا َّ َب ْل َرا َن َع َلى قُلُوبِ ِه ْم َما كَانُوا َي ْك ِس ُبو َن‬
Hz. Peygamber (a.s.): "Kul, bir hata işlediği zaman kalbine siyah bir
nokta vurulur. Şayet el çeker, mağfiret diler ve tevbe ederse kalbi
cilalanır.
Eğer Tevbe etmeyip günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve
neticede bütün kalbini istila eder.
İşte Allah (c.c) nun, " gerçek şu ki onların kazanmış oldukları
günahlar, kalplerini örtmüştür." (Mutaffifin, 83/14) diye zikrettiği örtü budur."
(Tirmizi, Tefsir, 74/3654)
• Demir paslandı mı önce onu zımparalamak gerekir. Ya kalp
kararırsa…
• Her bir günah pencerelere asılan bir perde gibidir. Bir günah bir
kat perdedir. İşlendikçe perdelerin sayısı artar. Belli bir zaman
sonra tuğla ile örülmüş duvar gibi olur. Tevbe geciktikçe kul
Allahtan uzaklaşır ve artık nasihat o kula tesir etmez olur.
Sonuçta her bir günah başka günaha götürür.
• İnsan her günahı için evine bir çakıl taşı atsa günahlarının
çokluğundan evi dolup taşar.
• Bir insan beyaz bir iç çamaşırı giyse ve onu pislendikçe
değiştirmese durumu nasıl olur. Kokudan hiç kimse yanına
yaklaşamaz.
• Yara kangren olmadan, kanser tüm vücudu sarmadan tedavi
edilmelidir. Duydun ki kanser hastalığına çare bulunmuş, ne
yaparsın.
• Kış olunca ekipler karla mücadele ederler. Bizde sürekli bir
mücadelenin içinde olmak durumundayız.
MUHASEBE EDELİM
İbni Samte (ra) daima kendini hesaba çekerdi.
Bir gece hesaba oturmuş ve 60 yaşına geldiği, bunun da
21.500 gün ettiğini görünce “Vay başıma gelene! Her gün
bir günahım olsa 21.500 günahla Allah’ın huzuruna
çıkıyorum. Halbuki her gün binlerce günahım vardır”
diyerek bayıldı ve düştü. Bir daha ayılmayarak ruhunu
teslim etti. Bu sırada yanında bulunanlar “Sana Firdevs-i
A’lâ ile müjde olsun!” diye gaipten bir ses duydular.
(Gazali, İhya, c. 4, s. 730)
TÖVBE EDEN MÜMİNLER İÇİN MELEKLERDE TÖVBE VE İSTİĞFARDA BULUNUR
‫ش َو َم ْن َح ْولَ ُه ُي َس ِّب ُحو َن بِ َح ْم ِد َر ِّب ِه ْم َو ُي ْؤ ِم ُنو َن بِه َو َي ْس َت ْغ ِف ُرو َن‬
َ َّ‫اَل‬
َ ‫ذين َي ْح ِملُو َن الْ َع ْر‬
‫ذين َتا ُبوا َواتَّ َب ُعوا‬
َ َّ‫ذين ا َم ُنوا َر َّب َنا َو ِس ْع َت كُ َّل شَ ْى ٍء َر ْح َم ًة َو ِع ْل ًما َفا ْغ ِف ْر لِل‬
َ َّ‫لِل‬
‫اب الْ َجحي ِم‬
َ ‫َسبي َلكَ َو ِق ِه ْم َع َذ‬
“Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler),
Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de
bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her
şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri
bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler)”. (Mümin 40/7)
PEYGAMBERLERDE ALLAHA TÖVBE ETMEKLE EMR OLUNMUŞTUR
‫اص ِب ْر اِ َّن َو ْع َد اللّٰ ِه َح ٌّق َو ْاس َت ْغ ِف ْر لِ َذ ْن ِبكَ َو َس ِّب ْح بِ َح ْم ِد َر ِّبكَ بِالْ َع ِش ِّى َوا ْل ِا ْب َكا ِر‬
ْ ‫َف‬
“(Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vâdi
gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste.
Akşam sabah Rabbini hamd ile tesbîh et”. (MÜ'MİN 55)
«Rabbine
‫َف َس ِّب ْح بِ َح ْم ِد َر ِّبكَ َو ْاس َت ْغ ِف ْر ُه اِنَّ ُه َكا َن َت َّوا ًبا‬
hamd ederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret
dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.» ( Nasr 110.3 )
َ
َ
ِ
َ
َّ
َ
ِ
ِ
‫وب ِفي الْ َي ْو ِم إِلَ ْي ِه ِمائَ َة َم َّر ٍة‬
‫ت‬
‫أ‬
‫ِّي‬
‫ن‬
‫إ‬
‫ف‬
‫ه‬
‫ل‬
‫ال‬
‫ى‬
‫ل‬
‫إ‬
‫وا‬
‫ب‬
‫و‬
‫ت‬
‫اس‬
‫ن‬
‫ال‬
‫ا‬
‫ه‬
‫ي‬
‫َيا أ‬
ُ
ُ
َّ
ُّ
َ
ُ
ُ
ُ
"Ey
insanlar Allah'a tevbe (ve O'na istiğfar) edin.
Ben günde yüz defa tevbe ediyorum."
(Müslim, Zikir, 12/7034)
Abdullah İbni Ömer Hz. Peygamber’in bir mecliste yüz defa:
َ
ِ
ِ
ْ
َ
ْ
ِ
َ‫َّك‬
‫اب ال َّر ِحي ْم‬
‫و‬
‫ت‬
‫ال‬
‫ت‬
‫ن‬
‫أ‬
‫ن‬
‫إ‬
‫ي‬
‫ل‬
‫ع‬
‫ب‬
‫ت‬
‫و‬
‫ى‬
‫ل‬
‫ر‬
‫ف‬
‫غ‬
‫َر ِّب ا‬
ُ
َّ
َ
َ
َّ
َ
ْ
ْ
ُ
َّ
“Rabbiğfir-lî ve tüb aleyye, inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm:
Yâ Rabbî! Beni bağışla; tövbemi kabul buyur. Şüphesiz sen tövbeleri
kabul eden merhamet sahibisin” dediğini, kendilerinin de bunu
saydıklarını söylemektedir.
HZ. ADEM VE EŞİ HAVVA VALİDEMİZİN TEVBESİ
Hz. Allah (c.c), Hz. Adem (a.s) ve eşini cennete koymuş ve orada her türlü
nimetlerden yiyebileceklerini bildirmiş, imtihan için bir ağacın meyvesinden
yemeyi yasaklamıştır. Hz. Adem (a.s) ve eşi şeytana kanarak bu yasağa riayet
edememişlerdir. Neticede cennetten dünyaya gönderilmişler ve her biri ayrı ayrı
yerlere düşmüştür. Hz. Adem ve eşi yaptığına pişman olmuşlar ve günahlarına
tövbe etmişlerdir. Arafat meydanında bir araya gelmişlerdir.
Kur’anda bu durum şöyle ifade ediliyor :
َ ‫َقا َال َر َّب َنا َظ َل ْم َنا َا ْن ُف َس َنا َوا ْن َل ْم َت ْغف ْ َرل َنا َوت ْر َح ْم َنا َل َن ُك َون َّن م َن ْال‬
َ‫خا ِسرين‬
ِ
ِ
ِ
ِ
“ Rabbimiz ! Biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi
bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka biz
ziyana uğrayanlardan oluruz” (A’raf suresi : 23)
YUNUS (A.S)IN ALLAH'IN İZNİ OLMAKSIZIN NİNOVA HALKINI TERK
ETMESİNDEN DOLAYI ALLAH ONU CEZALANDIRMIŞTIR.
Bir gemiye biner, gemi fırtınada yol alırken gemi duruldu. Yük ağır geldiği için
kura çekerek birinin atılmasına karar verilir ve yunus peygamber denize atılır
neticede bir balık tarafından yutulur. Allahtan affını dilemesi ve balığın karnından
kurtuluşunu ayeti celilede bizler okuyoruz:
ِ ‫َو َذا ال ُّن‬
ِ ‫ون اِ ْذ َذ َه َب ُم َغ‬
ِ ‫اض ًبا َف َظ َّن اَ ْن لَ ْن نَ ْق ِد َر َع َل ْي ِه َف َنا ٰدى ِفى ال ُّظلُ َم‬
‫ات اَ ْن َلا اِل ٰ َه‬
‫ين‬
َ ‫اِ َّلا اَنْ َت ُس ْب َحانَكَ اِ ٖن ّى كُ ْن ُت ِم َن ال َّظالِ ٖم‬
“Zünnûn'u da (Yunus'u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti;
bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet
karanlıklar içinde: «Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni
tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!» diye
niyaz etti.” ( Enbiya 21.87 )
TEVBE NE ZAMAN YAPILMALIDIR
ٍ ‫وء بِ َج َهالَ ٍة ثُ َّم َي ُتو ُبو َن ِم ْن َق ٖر‬
‫وب اللّٰ ُه َع َل ْي ِه ْم‬
َ ‫اِنَّ َما ال َّت ْو َب ُة َع َلى اللّٰ ِه لِلَّ ٖذ‬
ُّ ‫ين َي ْع َملُو َن‬
ُ ‫يب َفاُول ٰ ِئكَ َي ُت‬
َ ‫الس‬
‫َوكَا َن اللّٰ ُه َع ٖلي ًما َح ٖكي ًما‬
ِ ‫الس ِّي َپ‬
‫ين‬
َ ‫ات َحتّٰى اِ َذا َح َض َر اَ َح َد ُه ُم الْ َم ْو ُت َقا َل اِ ٖن ّى تُ ْب ُت الْ ٰپ َن َو َلا الَّ ٖذ‬
َ ‫َولَ ْي َس ِت ال َّت ْو َب ُة لِلَّ ٖذ‬
َّ ‫ين َي ْع َملُو َن‬
‫َي ُموتُو َن َو ُه ْم كُ َّفا ٌر اُولٰـ ِئكَ اَ ْع َت ْدنَا لَ ُه ْم َع َذا ًبا اَ ٖلي ًما‬
“Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek
günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin
tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul
buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp
da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe
ettim” (Firavu’un su üzerine kapanırken yaptığı gibi) diyen
kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için
ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.”
(NİSA 18)
Tevbenin vakti fevrîdir. Yani Günahın büyük veya küçük olmasına
bakmaksızın günahlardan dolayı hemen tevbe edilmesi gerekir.
Ayrıca tevbeyi geciktirmeden dolayı da tevbe etmek gerekir.
‫إ َّن اللّ َه َي ْق َب ُل َتو َب َة الْ َع ْب ِد َما لَ ْم ُي َغ ْر ِغ ْر‬
İbnu Ömer (r. anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki: "Son
nefesini vermedikçe Allah, kulun tövbesini kabul
eder."
(Tirmizî, Daavât 103)
İnsanoğlunun en büyük zaaflarından biri, uzun yaşama arzusudur.
Yaşı ne olursa olsun, önünde daha nice yıllar bulunduğunu düşünür. Bu sebeple
de günahlarından tövbe etmek için önünde daha zaman
bulunduğunu zanneder. Kırk yaşından, elli yaşından sonra ibadete
başlayacağını söyleyenleri aldatan ve yanıltan fikir de aynıdır. Bir
saat sonra âni bir ölümle hayata veda edecek insan da aynı yanılgının kurbanıdır.
TEVBEYİ ERTELEYEN TERZİ
Bir zât, otuz senelik terziye sormuş: Neden hala tevbe etmiyorsun da, günahlı
bir hayata devam ediyorsun..?
Nasıl olsa demiş terzi, can boğaza gelinceye kadar tevbenin vakti var. O zaman
tevbe eder, kurtulurum demiş.
Zât, sormuş: Sen, kaç senedir terzilik yapıyorsun..?
Otuz, senedir.
Bu kadar zaman içerisinde, elin en çok neye alıştı.
Makasla, kumaş kesmeye.
Zât, sormuş: Canın boğaza geldiği anda, eline bir makas verseler yine kolayca
kumaş kesebilir misin..?
Omuzlarını silkmiş, otuz senelik terzi: Öylesine korkulu bir anda, kumaşı
doğru kesemem ki.
Zât, cevabı yapıştırmış: Peki, otuz senedir yaptığın bir işi, o
anda doğru yapamıyorsun da ömründe hiç yapmadığın tevbeyi o
anda nasıl yapacaksın..!
Bazı zamanlar ve ibadetler tevbe makamıdır
» ‫ ُغ ِف َر لَ ُه ما َت َق َّد َم ِم ْن ذنْ ِب ِه‬، ً‫واح ِتسابا‬
ْ ً‫« َم ْن َصا َم َر َم َضا َن إِي َمانا‬
"Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ramazan
orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır. « Buhârî, Îmân 28, Savm 6; Müslim, Sıyâm 203,
Müsâfirîn 175.
،‫الج ُم َع ِة‬
َ ‫ات‬
ُ ‫الص َل َو‬
َّ
ُ ‫الج ُم َع ُة إلى‬
ُ ‫س َو‬
ُ ‫الخ ْم‬
.‫ات ما َب ْي َن ُه َّن إذا ْاج ُت ِن َب ِت ال َك َبائِ ُر‬
ٌ ‫ ُم َك ِّف َر‬،‫َو َر َم َضا ُن إلى َر َم َضا َن‬
Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayetle Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma
ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur. ” (Müslim, Tahâret 16., (I,209); Müslim,
Tahâret 14, 15, (I,209))
‫بب ُه َم ْغفُو ٌر‬
َّ ‫نَ ْو ُم‬
ٌ ‫الصائِ ِم ِع َبا َد ٌة َو َص ْم ُت ُه َت ْس ِب‬
ٌ ‫يح َو َع َملُ ُه ُم َضا َعف َو ُد َعاء ُه ُم ْس َت َج‬
ُ ْ‫اب َو َذن‬
"Oruçlunun uykusu ibadettir, susması tesbihtir, amelleri misliyle kabul edilir, duası makbul, günahı
affedilir."
‫ف َر ُجلٍ َد َخ َل َع َل ْي ِه َر َم َضا ُن ثُ َّم انْ َس َل َخ َق ْب َل اَ ْن ُي ْغف ََر َل ُه‬
ُ ْ‫َر ِغ َم اَن‬
Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Ramazan’ı yaşadığı halde günahlarını bağışlatamayan kimsenin
burnu yerde sürünsün!”
(Tirmizi, Deavat, 100)
Hz Ali’ye Dört Soru
Bir adam Hz. Ali’ye geldi ve: “Sana sormak istediğim dört sorum
var” dedi.
Hz. Ali: “Buyur, sor!” dedi.
1. Adam sordu: “Vacip nedir? Vacipten evvel vacip nedir?”
Hz. Ali cevap verdi:
“Tövbe etmek vaciptir; günahları terk ise ondan önce vaciptir.”
2. Adam sordu: “Yakın nedir? Yakından yakın nedir?”
Hz. Ali cevap verdi:
“Kıyamet yakındır; ölüm ondan daha yakındır.”
3. Adam sordu: “Acayip nedir? Acayipten daha acayip nedir?”
Hz. Ali cevap verdi:
“Dünya acayiptir; dünyayı sevmek ise ondan daha acayiptir.”
4. Ve adam son olarak, şu soruyu sordu: “Zor nedir? Zordan daha
zor nedir?”
Ve Hz. Ali, bu son soruya da, şöyle cevap verdi:
“Kabir zordur; azıksız, amelsiz kabre girmek ondan daha
zordur.”
‫س ِم ْن َم ْغ ِربِ َها َتاب اللّ ُه َع َل ْي ِه‬
ِ ‫اب َق ْب َل ُطلُو ِع الشَّ ْم‬
َ ‫َم ْن َت‬
Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki:
"Kim
güneş batıdan doğmazdan evvel tevbe ederse
Allah tevbesini kabul eder."
(Müslim, Zikr 43, (2703))
ِ
‫ َو َي ْب ُس ُط َي َد ُه‬،ِ‫وب ُم ِس ُئ ال َّن َهار‬
‫ت‬
‫ي‬
ُ
َ َ ‫إ َّن اللّ َه َع َّز َوج ّل َي ْب ُس َط َي َد ُه بِاللَّ ْي ِل ل‬
ِ
ِ
ْ
َّ
ُ
.‫س ِم ْن َم ْغ ِربِ َها‬
‫م‬
‫ع‬
‫ل‬
‫ط‬
‫ت‬
‫ى‬
‫ت‬
‫ح‬
‫ل‬
‫ي‬
‫ل‬
‫ال‬
‫ئ‬
‫س‬
‫م‬
‫وب‬
‫ت‬
‫ي‬
َّ‫الش‬
ِ
َ
َّ
ُ
ْ
َ
ْ
ُ
َ
َ َ ‫بِال َّن َها ِر ل‬
ُ
ُ
Ebû Musa (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s) buyurdular ki: "Aziz ve
Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul
etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin
tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal,
güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir." (Müslim, Tevbe, 32/2760))
Eli ayağı tutarken zekâtını vermeyen, fakat öleceği
kesinleşince:
“Rabbim! Ne olur, ölümümü biraz geciktirsen de, sadaka
verip iyilik edenlerden olsam” (Münâfikûn (63), 10)
Değişmeyen bir gerçek vardır: Can boğaza gelip de âhiret
yolu görününce pişmanlık duymanın ve tövbe kapısı
kapandıktan sonra tövbe etmeye kalkmanın hiçbir değeri
yoktur. Çünkü: Velen yüehhirellahu nefsen iza cae ecelüha
“Eceli gelen bir kimseye Allah zaman verip geciktirmez”
[Münâfikûn (63), 11].
Mevlânâ Hazretleri,
mânevî dünyadan uzaklaşarak süflî arzularla dolan kimselerin hâlini bir hikâye tarzında
şöyle tasvir etmektedir:
“Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri yol üstüne dikenli çalı dikmişti. Yoldan geçenler
onu ayıpladılar;
“–Bunları sök at.” dediler.
Fakat o ihmal etti ve onu sökmedi. O dikenli çalı, her an biraz daha büyüyor, çoğalıyordu.
Halkın ayağı, diken yarası ile kanlara bulanıyordu. Geçenlerin elbisesi dikenlerden yırtılıyor,
yalın ayak gezen yoksulların ayakları paramparça oluyordu. Bir Hak dostu o adama;
“–Bunları sökmelisin!” diye emir verince, o:
“–Evet, sökerim.” dedi. Fakat “Yarın, öbür gün sökerim!” diye ihmal etti… Bu müddet
içinde de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi.
Yine Hak dostu olan kişi ona:
“–Ey vaadini yerine getirmeyen, sözünde durmayan kişi!.. Beri gel, söz verdin,
sürüncemede bırakma! Vazifeni yerine getir, artık daha fazla ihmal etme!.. (Helâke
yaklaşıyorsun!..)” dedi
Çalıyı diken adam:“–Merak etmeyin, sökerim.” dedi.
O Hak dostu:“–Çabuk ol, işi savsaklama, vaadini yerine getir!” diye nasihat etti. “Sen yarın
bu işi görürüm diyorsun ama, şunu iyi bil ki, gün geçip gittikçe o dikenler daha çok
artıyor, kuvvetleniyor. Onu sökecek olan sen de ihtiyarlıyorsun, güçten kuvvetten
düşüyorsun. Şunu bil ki, diken güçlenmede, boy atmada; diken sökecek kişi olan sen ise
ihtiyarlamaktasın; gücün kuvvetin de devamlı eksilmede... Çabuk ol, vaktini boşa
geçirme... Kendi helâkini hazırlama!...”
Tevbe Ettikten Sonra
Salih Amel İşleyecek Bir Vakit Gerekir
ِ
ِ
َ
ّ‫ذين َلا َي ْد ُعو َن َم َع الل‬
ُ
ْ
ْ
‫س الَّتى َح َّر َم اللّ ُه اِ َّلا بِالْ َح ِّق َو َلا َي ْزنُو َن َو َم ْن‬
‫ف‬
‫ن‬
‫ال‬
‫ن‬
‫و‬
‫ل‬
‫ت‬
‫ق‬
‫ي‬
‫ا‬
‫ل‬
‫و‬
‫ر‬
‫اخ‬
‫ا‬
‫له‬
‫ا‬
‫ه‬
َ
َ
َّ
ُ
ً
َ
َ
َ َّ‫َوال‬
َ
َ
‫اب َوا َم َن‬
ْ ‫َي ْف َع ْل ذلِكَ َي ْل َق اَثَا ًما ُي َضا َع‬
َ ‫اب َي ْو َم الْ ِقي َم ِة َو َيخْ لُ ْد فيه ُم َهانًا اِ َّلا َم ْن َت‬
ُ ‫ف لَ ُه الْ َع َذ‬
ٍ ‫َو َع ِم َل َع َملًا َصالِ ًحا َفاُول ِئكَ ُي َب ِّد ُل اللّ ُه َس ِّيئاتِ ِه ْم َح َس َن‬
‫ات َوكَا َن اللّ ُه َغفُو ًرا َرحي ًما‬
«Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir
tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız
yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı
(nın cezasını) bulur; Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır
ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak
tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır;
Allahı onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok
bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.» (Furkan 68-70)
ِ ‫َبا ِد ُروا بِالا ْع َم ِال َس ْبعاً؛ َه ْل َت ْن َت ُظرو َن إلا َّ َف ْقراً ُم ْن‬
ً
َ
‫ ْأو‬،ً‫نى ُم ْط ِغيا‬
‫غ‬
‫أو‬
،
‫ا‬
‫ي‬
‫س‬
ْ
ً
‫ َف َش ُّر َغائِ ٌب‬،‫ أ ِو الد ََّّجا َل‬،ً‫ ْأو َم ْوتاً ُم ْج ِهزا‬،ً‫ ْأو َهر َماً ُم ْف ِندا‬،ً‫َم َرضاً ُم ْف ِسدا‬
.‫السا َع ُة أ ْد َهى َوأ َم ُّر‬
َّ ‫ أ ِو‬،‫ُي ْن َت َظ ُر‬
Hz. Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki:
"Yedi
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
şeyden önce amelde acele edin:
Unutturucu fakirliği mi bekliyorsunuz?
Tuğyan ettirip azdırıcı zenginliği mi bekliyorsunuz?
İfsad edici hastalığı mı bekliyorsunuz?
Aklınızı götürecek ihtiyarlığı mı bekliyorsunuz?
Ani ölüm mü bekliyorsunuz?
Deccali mi bekliyorsunuz. Bu beklenen gaib bir şerdir.
Yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz? Kıyamet ise
hepsinden kötü, hepsinden daha acıdır." [Tirmizî, Zühd 4]
Bişr-i Hafi
Manevî semamızın yıldızlarından Bişr-i Hafi, h.150 (m.767) yılında Merv’de doğdu. Merv’in
ileri gelen ailelerinden birine mensuptu. Bağdat’ta yaşadı ve h.227 (m.841) yılında burada
vefat eyledi.
Bişr-i Hafî Hazretleri, gençlik yıllarında içki ve işret meclislerinde dolaşırdı. Bir gün
sarhoşluktan sendeleye sendeleye yürürken yolda bir kağıt parçası buldu. Üzerinde
Bismillahirrahmanirrahim yazılıydı. Onu hürmetle eline aldı, temizledi, üzerine misk
sürdü, öptü ve gözlerine sürerek temiz bir yere koydu.
O gece şeyhlerden biri rüyasında kendisine şöyle hitab edildiğini duydu:
“Bişr’e varıp de ki: Bizim ismimizi misk kokulu bir hale getirdin. Biz de seni misk
kokulu yaptık. İsmimizi yücelttin, biz de seni yücelttik. İsmimizi temizleyip
arındırdın, biz de seni arındırdık. İzzetime and olsun ki, dünyada da ahirette de
ismini hoş hale getireceğim!”
Bu hitab üzerine şeyh: “Bişr, fasık bir kişidir, galiba gördüğüm rüya asılsızdır” diye düşündü.
Kalktı, abdest aldı, namaz kılıp yattı. Fakat yine aynı hitabı işitti. Bu hal üç kere tekrar etti.
Sabah kalkıp Bişr’i aradı. “O şarap meclisindedir.” denilince meyhaneye gitti. O sırada Bişr
sarhoş bir halde bulunuyordu. Şeyh, “Ey Bişr! Sana biri bir haber getirmiş.” diye içeriye
haber saldı. Bişr: “Gidip ona, ‘Bu haberi kimden getirdin?’ diye sorunuz.” Şeyh, “Haber Yüce
Allah’tandır.” diye karşılık verince Bişr ağladı ve: “Eyvah o beni azarlayacak.” dedi. Şeyh,
“Hiç de öyle değil.” dedi. Bişr, “Ahbaplarla konuşmam için biraz bekle.” dedi. Gidip
arkadaşlarına: “Dostlar! Bizi davet etmişler, gidiyoruz. Sizleri de O’na ısmarlıyorum. Beni
bir daha asla meyhanede bulamayacaksınız.” dedi.
Sonra da perişan bir halde, baş açık, yalınayak dışarı çıkıp tevbe etti. Zühd yolunu
tuttu, evliyanın devletli eteğine sarıldı.
Bu olaydan sonra Bişr, bir daha asla ayağına ayakkabı giymedi. Bundan dolayı
kendisine “haffi”, yani yalınayak gezen denildi. “Niçin ayağına ayakkabı
giymiyorsun?” diye soranlara, “Çünkü O’na misâk verdiğim gün yalınayaktım,
şimdi ayağıma ayakkabı giymekten utanıyorum.” diye cevap verirdi.
Fudayl b. İyaz (K.S.)’ın sohbetlerine katılan Bişr-i Hafî, bu sufi muhaddisten
başka Enes b. Malik, Abdullah b. Mübarek gibi bir çok alimden hadis öğrendi.
Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere devrinin büyük hadis alimleri kendisinden
hadis rivayet ettiler.
Naklederler ki, hayatta olduğu müddetçe yalınayak gezdiği için hayvanlar ona
hürmeten sokaklarda hiç terslemezlerdi. Bir gün bir şahıs sokakta hayvan tersi
görünce: “Eyvah! Bişr gitti!” diye feryadı bastı. Araştırdılar, adamın dediği doğru
çıktı. “Bunu nasıl anladın?” diyenlere: “Çünkü” dedi; “O hayatta olduğu sürece,
Bağdat’ın hiçbir sokağı hayvan tersiyle kirlenmemişti. Bu sefer ise alışılmışın
aksine bir durum gördüm. Anladım ki, Bişr artık hayatta değil!”
http://semerkanddergisi.com/bisr-i-hafi/
‫س اَ ْح َس ُن اَلْ َع ْد ُل َح َس ٌن َول ٰ ِك ْن ِفى ا ْلا ُ َم َرا ِء‬
ِ ‫ِس َّت ُة أَ ْش َي َاء َح َس ٌن َول ٰ ِك ْن ِفى ِس َّت ٍة ِم َن ال َّنا‬
‫الس َخ ُاء َح َس ٌن َول ٰ ِك ْن ِفى ا ْلا َ ْغ ِن َيا ِء اَ ْح َس ُن َوالْ َو َر ُع َح َس ٌن َول ٰ ِك ْن ِفى الْ ُع َل َما ِء‬
َّ ‫اَ ْح َس ُن َو‬
ِ ‫الص ْب ُر َح َس ٌن َول ٰ ِك ْن ِفى الْ ُفق ََرا ِء اَ ْح َس ُن َوال َّت ْو َبة َح َس ٌن َول ٰ ِك ْن ِفى الشَّ َب‬
‫اب‬
َّ ‫اَ ْح َس ُن َو‬
‫اَ ْح َس ُن َوالْ َح َي ُاء َح َس ٌن َول ٰ ِك ْن ِفى ال ِّن َسا ِء اَ ْح َس ُن‬
Hz. Ali (R.a.)dan rivayetle Hz. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Altı şey güzeldir. Fakat bu altı şey, altı sınıf insanda olunca daha güzeldir:
1. Adalet güzeldir, fakat idarecilerde olursa daha güzeldir.
2. Cömertlik güzeldir, fakat zenginde olursa daha güzeldir.
3. Dinde titiz olmak (şüpheli hususları terk etmek) güzeldir, fakat
alimlerde olursa daha güzeldir.
4. Sabır güzeldir, fakat fakirlerde olursa daha güzeldir.
5. Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir.
6. Haya güzeldir, fakat kadınlarda olursa daha güzeldir.”
(Münavi, Feyzu’l Kadîr, 4/378)
TEVBE EDERKEN ADAP
Hz. Ali, bir bedevînin,
‫اللهم اني استغفرك و اتوب اليك‬
“Ey Allah’ım, senden beni bağışlamanı diliyor ve (sana
günahlarımdan dolayı) tövbe ediyorum” diyerek tövbe ettiğini
duymuş ona, “Ey adam! Tövbede dil çabukluğu, yalancıların
tövbesidir” demiştir.
Adamın, “O halde tövbe nedir?" diye sorması üzerine, Hz. Ali ona,
"Tövbenin altı özelliği vardır" demiş ve bu özellikleri şöyle
sıralamıştır:
1. Geçmiş günahlara pişmanlık duymak,
2. Yerine getiremediği farzları kaza etmek,
3. Mazlumun hakkını vermek,
4. Hak sahipleriyle helalleşmek,
5. Bir daha günaha dönmemeye azmetmek,
6. İbadet ve itaat ile nefsi olgunlaştırmaktır. Yazır, VIII, 165.
TÖVBENİN MAKBUL OLMASI
İÇİN;
• Tevbeden önce Sadaka
vermek hayır ve hasenat
yapmak
• Helal gıdalarla
gıdalanmak
• Kutsal mekânlarda tövbe
etmek.
• Mübarek zamanlarda
(mübarek gün ve
gecelerde, cuma
gününde, her gün seher
vaktinde, farz namazların
arkasında) yapmak.
• Kur'an ve hadiste
zikredilen tövbeler gibi
tövbe etmek.
• Abdestli olarak
• İki rekat Allah rızası için
namaz kılarak
• Tövbeye salavatı şerife
ile başlamak
Tevbe Duası
Estağfirullâh Estağfirullâh Esteğfirullâh El-azîm el-Kerîm ellezî lâ ilâhe illâ hû elHayyul-Gayyûmü ve etûbu ileyk Tevbete abdin zâlimin li nefsihî lâ yemlikü li
nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ
Allahümme ente Rabbi lâ ilâhe illâ ente Halegtenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike
ve vağdike mestedağtü eğûzü bike min şerri mâ sanağtü ebûü leke bi niğmetike
aleyye ve ebûü bi zenbî feğfirlî feinnehû lâ yeğfiruzzünûbe illâ ente Bi rahmetike
yâ erhamer rahimîn
Ilâhi ya Rabbel alemin! Büluğ çağina erdiğimden bu âna gelinceye kadar bütün
azalarımdan her ne kadar günah işlemişsem, ben onların cümlesine tevbe ettim,
pişman oldum, bir daha işlememek üzere söz verdim
Tevbe yâ Rabbi estağfirullah 3 kez
Amentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihi, ve rusülihi vel yevmil âhiri, vebil
kaderi, hayrihi ve şerrihi minellâhi teâlâ vel bâsü bâdel mevt Hakkun;
Eşhedü ellâ ilâhe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh
GÜNAHI İŞLERKEN TEVBE OLMAZ;







Haram yerken, içerken, giyerken tevbe olmaz.
İçki masasında tevbe olmaz
Bankada paraya faiz işlerken tevbe olmaz.
Televizyonda müstehcen yayınlara bakarken tevbe olmaz.
Elinde okey taşları, kumar oynarken tevbe olmaz.
Dilinde yalan varken,
Eksik tartarken tevbe olmaz
• Aldığı borcu sahibine ödememişse,
• komşusunun bağına bahçesine verdiği zararı tazmin etmemişse,
• Gönlünü kırdığı, iftira edip gücendirdiği,
• canını yakıp ızdırap verdiği kimselere
• gidip özür dilememişse ve haklarını helal etmelerini istememişse
tevbenin şartı bulunmadığı için, bu dönüş makbul bir tevbe değildir.
Tevbenin tevbe olabilmesi için önce günahı terk edeceksin, sonra
tevbe edeceksin ki tevben makbul olsun.
Zünnûn-u Mısrî: “Günahtan ayrılmaksızın yapılan istiğfar,
yalancıların tevbesidir.”
ُ‫َّالتا ِئ ُب ِم َن َّالذ ْنب َك َم ْن ال َذ ْن َب َله‬
ِ
‫َوالْ ُم ْس َت ْغ ِف ُر ِم َن ال َّذنْ ِب َو ُه َو ُم ِقي ٌم َع َل ْي ِه َكالْ ُم ْس َت ْهز ِِئ بِ َر ِّب ِه‬
Abdullah b. Mesud (r.a.)’dan rivayet olunan hadiste Rasulüllah (s.a.v.)
şöyle buyurdular:
“Günahlarından tevbe eden (derece bakımından değil de,
günahtan kurtuluş bakımından) günahı olmayan kimse gibidir.
Yaptığı hata ve kötülükler devam ederek günahlarından
tevbe ve istiğfar eden, Rabbi ile alay etmiş olur.” ( İbn-i Mace, Zühd,
30; Terğib ve Terhib, C.6, S.134)
NASUH TÖVBE NEDİR
‫وحا َع َسى َر ُّب ُك ْم أَ ْن ُي َك ِّف َر َع ْن ُك ْم َس ِّي َئاتِ ُك ْم‬
ً ‫ين َءا َم ُنوا تُو ُبوا إِلَى اللَّ ِه َت ْو َب ًة ن َُص‬
َ ‫َياأَ ُّي َها الَّ ِذ‬
ٍ ‫َو ُي ْد ِخ َل ُك ْم َج َّن‬
‫ين َءا َم ُنوا َم َع ُه‬
َ ‫ات َت ْجرِي ِم ْن َت ْح ِت َها ا ْلأَنْ َها ُر َي ْو َم َلا ُيخْ زِي اللَّ ُه ال َّن ِب َّي َوالَّ ِذ‬
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur
ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla
birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan
cennetlere sokar.” (Tahrim, 66/8)
Muaz b. Cebel : Ya Rasulallah,
sorunca, Hz. Peygamber:
tevbe-i nasûh nedir?
Diye
“Kulun, yapmış olduğu günaha pişmanlık duyması, Allah’a özür
beyan etmesi, sonra sağılan sütün memeye dönmediği gibi (o
günaha) bir daha dönmemesidir” buyurdu. (Tirmizi, Zühd, 8)
İbn Mesud Ra’dan gelen bir rivayete göre Nasuh tevbe ile tevbe
eden kimseye tevbe kapısı açıktır. Yaptığı tevbe makbuldür. Ancak 3
kimse hariç:
Kafirlerin başı iblis ŞEYTAN, Hata işleyenlerin başı kabil
Peygamberlerden birini öldüren kimse
Delinin Aklı: Tövbe Kökü Ve İstiğfar Yaprağı
Allah dostlarından Beyazidi Bestami (k.s)bir gün talebeleriyle ders yapma
gayesiyle kırlara doğru yola çıkar.
Yolda giderken bir tabibe (doktor) rast gelir ve ne yaptığını sorar. Tabib :
-Efendim şu gördüğünüz delilere ilaç hazırlamakla uğraşıyorum
Bunun üzerine Beyazidi Bestami tabibe yaklaşarak: “Benimde bir hastalığım
var. Bana da bir ilaç hazırlayabilir misin?” diye sorar. Tabib:
-”Efendim hastalığınız ne? Söylerseniz yardımcı olabilirim” der.
Bunun üzerine o Beyazidi Bestami (k.s) :“Günah işlemek” der. Tabib effendi:
-“Ben bu hastalığın ilacını bilmiyorum. Siz daha bilgili birisine danışsanız” der.
Bu sırada konuşmayı baştan sona kadar dinleyen parmaklık arkasındaki delilerden
bir tanesi:
-“Gel baba ben sana hastalığının tedavisini söyleyeyim” der.
Beyazidi Bestami(k.s) deliye dönerek söyle bakalım neymiş der Deli:
-“Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır.
Kalp havanında tevhid tokmağı ile döv.
İnsaf eleğinde geçir. Göz yaşı ile yoğur.
Aşk fırınında pişir.
Akşam sabah bol miktarda ye der.”
Bunun üzerine Beyazidi Bestami(k.s) ağlamaklı bir halde “vay dünyanın haline
vay senide deli diye buraya koyanlara” der ve oradan uzaklaşır
(http://mektebisuffa.com/kissalar/tovbe-koku-ve-istigfar-yapragi)
Bazı alimler Her uzvun ayrı ayrı tevbesinin olduğunu
söylemişlerdir
Kalbin Tövbesi: Haram işleri yapmayı terk etmeye niyet etmek
Gözün Tövbesi: Harama bakmamak
Dilin Tövbesi: Haram olan şeyleri konuşmamak.
Kulakların Tövbesi: Haram şeyleri Dinlememek.
Karnın Tövbesi: Haram yememek ve ailesine yedirmemek
Ayakların Tövbesi: Harama gitmemek
Ellerin Tövbesi: Harama dokunmamak
TEVBE ETMEYENLERİN DURUMU; Zalim…
‫َو َم ْن لَ ْم َي ُت ْب َفاُول ٰ ِئكَ ُه ُم ال َّظالِ ُمو َن‬
“…Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta
kendileridir.”
(Hucurât 11)
‫اَ َو َلا َي َر ْو َن اَنَّ ُه ْم ُي ْف َت ُنو َن ٖفى كُ ِّل َعا ٍم َم َّر ًة اَ ْو َم َّر َت ْي ِن ثُ َّم َلا َي ُتو ُبو َن َو َلا ُه ْم‬
‫َي َّذكَّ ُرو َن‬
(Münafıklar), her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla)
imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar
ne de ibret alıyorlar.» (Tevbe 9.126 )
«Onlar
ِ
ِ
ِ
ْ
ْ
ِ
َّ
َ
َ
َ
َ
َ
ُ
َّ
‫اب َج َه َّن َم َولَ ُه ْم‬
‫ذ‬
‫ع‬
‫م‬
‫ه‬
‫ل‬
‫ف‬
‫وا‬
‫ب‬
‫و‬
‫ت‬
‫ي‬
‫م‬
‫ل‬
‫م‬
‫ث‬
‫ات‬
‫ن‬
‫م‬
‫ؤ‬
‫م‬
‫ل‬
‫ا‬
‫و‬
‫ين‬
‫ن‬
‫م‬
‫ؤ‬
‫م‬
‫ل‬
‫ا‬
‫وا‬
‫ن‬
‫ت‬
‫ف‬
‫ين‬
‫ذ‬
‫ل‬
‫ا‬
‫ن‬
‫ا‬
ْ
ْ
ٖ
ُ
َ
َ
َ
ُ
ٖ
ْ
ْ
َّ
ُ
ُ
ُ
َ
ُ
َ
َ
َ
ُ
ِ‫اب الْ َح ٖريق‬
ُ ‫َع َذ‬
«Şüphesiz
inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra
tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası
vardır.» ( Buruc 85.10 )
Şeytan, insana: “Allah gafurdur.” diyerek günah işletir. Bu kimse sonunda tevbeye fırsat
bulamadan ahirete yolcu olur. Allah, kullarını şöyle uyarıyor:
‫اس إِ َّن َو ْع َد اللَّ ِه َح ٌّق َفلَا َت ُغ َّرنَّ ُك ُم الْ َح َيا ُة ال ُّدنْ َي َاو َلا َي ُغ َّرنَّ ُكم بِاللَّ ِه الْ َغ ُرو ُر‬
ُ ‫ َيا أَ ُّي َها ال َّن‬:
“Ey insanlar! Allah’ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o
aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!” (Fatır 5)
İnsan bir günah işlediği zaman şeytanın eline düşer. Şeytanın eline düşen kimse ise,
çölde devesini kaybeden adam gibi, helâk olmak üzeredir. Fakat Allah Teâlâ’ya yönelip
tövbe ve istiğfâr ettiği zaman şeytanın elinden kurtulur, Cenâb-ı Hakk’ın bağışını ve
rahmetini kazanır.
İsyan vadisinde dolaşan, elde kadeh ve dilde hezeyan ile türlü günaha bulaşan kullarını
Allah şöyle uyarıyor:
:‫نسا ُن َما َغ َّر َك بِ َر ِّبكَ الْ َكرِي ِم‬
َ ‫َيا أَ ُّي َها ا ْل ِإ‬
“Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (İnfitar 6)
Günahkâr kimselerden bazısına: “Artık vazgeç ve doğru yola yönel. İbadetlere
devam et.” deseniz, sizi Allah’ın LA TAKNETU ayetiyle susturmak ister. Hâlbuki bu ayet,
günah sahalarında bitkin ve ümitsiz bir halde dolaşırken, elinden tutacak bir yardımcı,
gönlüne ümit sunacak bir tesellici arayan, “Acaba
uzaklaşacak olsam bağışlanır mıyım?”
ediyor:
bu kötülüklerden
diyen kimseye, Allah şöyle hitap
‫ين اَ ْس َرفُوا َعلٰى اَنْف ُِس ِه ْم َلا َت ْق َن ُطوا ِم ْن َر ْح َم ِة‬
َ ‫قُ ْل َيا ِع َبا ِد َى الَّ ٖذ‬
ِ
ِ
ِ
ُّ
ّٰ
ّٰ‫الل‬
ْ
َّ
‫ُوب َج ٖمي ًعا اِنَّ ُه ُه َو الْ َغفُو ُر ال َّر ٖحي ُم‬
‫ن‬
‫ذ‬
‫ال‬
‫ر‬
‫ف‬
‫غ‬
‫ي‬
‫ه‬
‫ل‬
‫ال‬
‫ن‬
‫ا‬
‫ه‬
َ
َ
ُ
َ
De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım!
Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Doğrusu
Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır,
merhametlidir." (Zümer, 53)
Ebû Nüceyd İmrân İbni Husayn el-Huzâî radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre
Cüheyne kabilesinden zina ederek gebe kalmış bir kadın Peygamber aleyhisselâm’ın
huzuruna geldi ve:
- Yâ Resûlallah! Cezayı gerektiren bir suç işledim. Cezamı ver, dedi.
Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm kadının velisini çağırttı. Ona: - “Bu kadına iyi
davran! Doğum yapınca bana getir!” buyurdu.
Adam Resûl-i Ekrem’in buyurduğu gibi yaparak kadını doğumdan sonra getirdi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadının üzerine elbisesinin iyice bağlanmasını emretti;
sıkı sıkıya bağladılar. Sonra Peygamber aleyhisselâm’ın emri üzerine taşlanarak öldürüldü.
Daha sonra Resûl-i Ekrem kadının cenaze namazını kıldı.
Hz. Ömer: - Yâ Resûlallah! Zina etmiş bir kadının namazını mı kılıyorsun? diye sorunca Hz.
Peygamber şunları söyledi:
- “O kadın öyle bir tövbe etti ki, şayet onun tövbesi Medine halkından yetmiş kişiye
taksim edilseydi, hepsine yeterdi. Sen Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için can
vermekten daha üstün bir şey biliyor musun?” (Müslim, Hudûd 24. Ayrıca bk. Ebû
Dâvûd, Hudûd 24; Nesâî, Cenâiz 64)
Musa peygamber ve Bir Gencin Tevbesi
Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip : “Ey Musa! Filân mahallede,
bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz
onun işini görür” buyurdu.
Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
Oradakilere: Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca:
- Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân
evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse
onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler.
Musa aleyhisselâm: - Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler.
Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü. Ayakta durup, ellerinde rahmet
tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı. Hazret-i Musa, yalvararak
münacaat etti: - Ey Rabbim! sen buyurdun ki, ” o Benim dostumdur.” İnsanlar ise fâsık
olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?
Allahü Teâlâ: ”Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından
haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı
ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah’ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul
ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!” buyurdu
(http://mektebisuffa.com/kissalar/bir-gencin-tevbesi)
Suyun kiri temizlediği gibi, samimi tevbe de günahları
temizler. Yeter ki insan işlediği günaha pişmanlık duyarak
onu terk etmiş ve bir daha onu yapmamaya karar vermiş
olsun.
Müminin günahı ne kadar çok olursa olsun Allah’ın
rahmeti daha çoktur.
Ve unutmayalım ki iki şey insanı helak eder
1. Tevbe ederim diye günah işlemek
2. Sonra yaparım diye tevbeyi geciktirmek
Ebu Hureyre (r.a.)den rivayet olunan hadis-i şeriflerinde
efendimiz:
ْ
َ
َ
َ
ُ
ُ
ْ‫خ‬
‫ل ْو أ‬
‫أ‬
‫ط‬
‫الس‬
‫غ‬
‫ل‬
‫ب‬
‫ت‬
‫ى‬
‫ت‬
‫ح‬
‫م‬
‫ت‬
‫اء‬
‫م‬
‫ت‬
‫ل‬
‫م‬
‫ت‬
‫ب‬
‫ت‬
‫م‬
‫ث‬
‫اب اللّٰ ُه َع َل ْي ُك ْم‬
َ
َ
ُ
ُ
ّٰ
َ
ُ
َ ْ
ْ
َ ْ ْ َّ َ َ َّ
«Hata yapsanız, hatta günahlarınız göğe yükselecek
kadar çok olsa da tevbe ettiğinizde Allah tevbenizi
kabul eder, günahlarınızı bağışlar.» buyurdular. (Terğib ve Terhib,
C.6, S126)
99 KİŞİYİ ÖLDÜRMÜŞ ADAMIN TEVBESİ
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
“Vaktiyle doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Bu zât yeryüzünde en büyük âlimin kim
olduğunu soruşturdu. Ona bir râhibi gösterdiler.
Bu adam râhibe giderek: - Doksan dokuz adam öldürdüm. Tövbe etsem kabul olur mu? diye
sordu.
Râhip: - Hayır, kabul olmaz, deyince onu da öldürdü. Böylece öldürdüğü adamların sayısını yüz’e
tamamladı. Sonra yine yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir âlimi
tavsiye ettiler. Onun yanına giderek:
- Yüz kişiyi öldürdüğünü söyledi; tövbesinin kabul olup olmayacağını sordu.
Âlim: - Elbette kabul olur. İnsanla tövbe arasına kim girebilir ki! Sen falan yere git.
Orada Allah Teâlâ’ya ibadet eden insanlar var. Sen de onlarla birlikte Allah’a
ibadet et. Sakın memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi.
Adam, denilen yere gitmek üzere yola çıktı. Yarı yola varınca eceli yetti. Rahmet melekleriyle azap
melekleri o adamı kimin alıp götüreceği konusunda tartışmaya başladılar.
Rahmet melekleri: - O adam tövbe ederek ve kalbiyle Allah’a yönelerek yola düştü, dediler.
Azap melekleri ise: - O adam hayatında hiç iyilik yapmadı ki, dediler.
Bu sırada insan kılığına girmiş bir melek çıkageldi. Melekler onu aralarında hakem tayin ettiler.
Hakem olan melek: - Geldiği yerle gittiği yeri ölçün. Hangisine daha yakınsa, adam o tarafa aittir,
dedi.
Melekler iki mesâfeyi de ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu gördüler. Bunun
üzerine onu rahmet melekleri alıp götürdü. (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47, 48)
Samimiyet ve ihlâsla yapılan tövbenin
insanı
günahlarından
arındıracağı
kesindir.
Mevlâ’sının huzurunda böyle bir
günahtan dolayı hesaba çekilip perişan
olmaktansa, cezasını dünyada çekip
kurtulmayı tercih etmiştir.
Bu güçlü bir iman meselesidir.
İBADETLERİMİZLE AİLEMİZE ARKADAŞLARIMIZA KOMŞULARIMIZA
ÖRNEK OLMALIYIZ
Sarhoş Komşu
İmam-ı Azam Hazretlerinin genç bir komşusu vardı.
Her gece evine içkili gelir, çıkardığı gürültü ile imamı çok rahatsız ederdi. İmam, gençten
hiç şikayetçi olmaz, komşusunun haline tahammül ederdi. Bir gün başkalarının
şikayetinden olsa gerek genci hapse attılar. Ertesi gece gencin sesini duymayan Ebu Hanife
(r.a.) şaşırdı ve:
- Genç komşumuzun sesleri niçin kulağımıza gelmiyor? diye sordu.
- Efendim, o sarhoşu vali hapse attırdı, dediler.
Ertesi sabah doğruca valinin konağına gitti. Talebeleri, Hocamız her halde valiye teşekkür
edecek, diye düşünüyordu. Vali, onu görür görmez ayağa fırladı. Hürmet etti ve:
- Ya imam! Teşriflerinizin sebebini lütfen söyler misiniz? dedi.
O da, komşusu olan gencin serbest bırakılmasını rica etti.
Vali: Efendim, böyle ehemmiyetsiz bir mesele için niye zahmet ettiniz? Haber
gönderseydiniz emriniz derhal yerine getirilirdi, cevabını verdi. Delikanlı serbest
bırakıldı. İmam’la karşılaştıklarında oldukça mahcuptu. Kendisini bizzat çok rahatsız
etmişti.
- Ebu Hanife: Bak biz seni unutmuyoruz, sözleriyle iltifat buyurdu.
Genç kısa zaman sonra tövbe etti ve İmam’ın talebeleri arasında katıldı.
Onlar, kimseyi itmiyor, kınamıyor, suçlamıyor, belki sadece kendine zulmeden zavallılara
acıyor ve yardım etmeye çalışıyorlardı. Başkası ne yaparsa yapsın, onlar kendilerine düşeni
yapıyordu.
KAYNAK: AKAR, Mehmet; Mesel Denizi, Nil Yayınları, İstanbul 2001, s. 142-143
“İnandığınız
gibi
yaşamazsanız
yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”
Mevlana
Güneş ile dünya arasına ay girince,
dünya karanlıkta kalır. ALLAH ile kul
arasına dünya girince, kul karanlıkta
kalır... N.F.K
İdris YAVUZYİĞİT
NOT: Bu Vaaz Metni İdris YAVUZYİĞİT Tarafından “Günahlar Tevbe Ve İstiğfar” İsmail
Karagöz; “Bireysel Ve Toplumsal Kazanımlar Açısından Tevbenin Değerlendirilmesi” Dr. Yaşar
Yiğit; “Günah Psikolojisi Ve Tövbeye Duyulan İhtiyaç” R. Toraman, A. Özmen; “Allah'ın
Rahmet Ve Merhameti” Mehmet Eser; “Ramazan Yaklaşırken; Günah, Tevbe Ve Namaz”
Rasim Haner; “Tevbe Günahların Silinmesine Sebeptir” Lütfü Şentürk; “Tevbe” Mehmet
Köse; “Tevbe” İdris YAVUZYIĞIT; “Tövbe Ve Önemi” Mehmet Kaya Kurt; “Tövbe” Ahmet
ÜNAL Kitap, Makale Ve Vaaz Örneklerinden İstifade Edilerek Hazırlanmıştır. Hepsine
Rabbim Tevvab İsmiyle Tecelli Eylesin.
Download

tevbe ve önemi