TÜRK
BÝBLÝYOGRAFYA :
Dîvânü lugåti’t-Türk Tercümesi, I, 8-9; D.
Chwolson, Syrisch-nestorianische Grabinschriften aus Semirjetschie (B. W. Radloff, Über das türkische Sprachmaterial dieser Grabinschriften
içinde), St. Petersburg 1890, s. 1-168; V. Thomsen, “Déchiffrement des inscriptions de l’Orkhon
et de l’Iénissei, notice préliminiaire”, Bulletin
der Dänischen Akademie, Copenhague 1893,
s. 285-299; E. Chavannes, Documents sur les
Tou-Kiue (Turcs) occidentaux, St. Pétersbourg
1903; J. Németh, Die Inschriften des Schatzes
von Nagy-Szent-Miklós, Budapest 1932, tür.yer.;
R. Rahmeti Arat, “Uygur Alfabesi” (Osman Nuri
Ergin, Muallim M. Cevdet’in Hayatý, Eserleri ve
Kütüphanesi içinde), Ýstanbul 1937, s. 665-690;
Ahmet Cevat Emre, Eski Türk Yazýsýnýn Menþei,
Ankara 1938, s. 1-54; Gyula Moravcsik, Byzantinoturcica, Budapest 1943, II, tür.yer; O. Pritsak,
Die bulgarische Fürstenliste und die Sprache der
Protobulgaren, Wiesbaden 1955, 1-102; Liu MauTsai, Die chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (T’u-küe), Wiesbaden 1958,
I-II; Ahmet Caferoðlu, Türk Dili Tarihi, Ýstanbul
1958, II, 114-123; a.mlf., “Yenisey-Orhon Harflerinin Menþei”, Ülkü, VII/42, Ankara 1936, s.
443-445; Ph.TF, I-II, tür.yer.; J. Benzing, “Das
Hunnische, Donaubolgarische und Wolgabolgarische”, a.e., I, 685-695; J. Eckmann, “Die Karamanische Literatur”, a.e., II, 819-835; a.mlf.,
“Anadolu Karamanlý Aðýzlarýna Ait Araþtýrmalar, I. Phonetica”, DTCFD, VIII/1-2 (1950), s. 165200; A. Dilaçar, Türk Diline Genel Bir Bakýþ, Ankara 1964, s. 170-188; Heinz F. Wentd, Sprachen,
Frankfurt 1968, tür.yer.; Alphabete und Schriftzeichen des Morgen-und des Abendlandes, Berlin 1969, tür.yer.; Anastas Yordanoðlu, Karaman-
lýca: Rum Harfli Türkçe Metinlere Toplu Bir Bakýþ (mezuniyet tezi, 1973), ÝÜ Ed.Fak.; A. von Gabain, Alttürkische Grammatik, Wiesbaden 1974,
s. 9-41; a.mlf., “Alttürkisches Schrifttum”, SBAW,
sy. 3 (1948), s. 1213-1222; Þinasi Tekin, Eski Türklerde Yazý, Kaðýt, Kitap ve Kaðýt Damgalarý, Ýstanbul 1993; Ahmet Bican Ercilasun, Örneklerle
Bugünkü Türk Alfabeleri, Ankara 1996; Talat Tekin, Tarih Boyunca Türkçenin Yazýmý, Ankara
1997; A. von Le Coq, “Kurze Einführung in die
uigurische Schriftkunde”, MSOS, XXII (1919), s.
93-109; Semavi Eyice, “Anadolu’da Karamanlýca
Kitabeler I”, TTK Belleten, XXXIX/153 (1975), s.
25-48; a.mlf., “Anadolu’da Karamanlýca Kitabeler II”, a.e., XCIV/176 (1980), s. 683-696.
ÿNuri Yüce
3. Dil ve Edebiyat. Dil. Baþlangýçtan
Cumhuriyet’e Kadar. Türk dili Ural-Altay
dil ailesinin Moðolca ve Tunguzca ile birlikte Altay kolunu meydana getirir. Ancak
Türkçe’nin bu dillerle iliþkisi akrabalýktan
deðil benzer özelliklerden dolayýdýr. Son
araþtýrmalar tartýþmalarda kullanýlan dil
malzemesinin karþýlýklý alýntýlardan ibaret
olduðunu, Altay dilleri arasýnda bilimsel
anlamda ispatlanmýþ bir akrabalýðýn bulunmadýðýný göstermektedir. Yazýlý metinleri VIII. yüzyýlýn baþlarýndan bugüne kadar kesintisiz takip edilebilen Türk dili gü-
nümüzde bazý istisnalar dýþýnda Kuzeydoðu Asya’dan Doðu Avrupa’ya, Kuzey Buz
denizinden Basra körfezine kadar çok geniþ bir coðrafyada, 2009 yýlý verilerine göre yaklaþýk 240 milyon insan tarafýndan
konuþulmaktadýr. Yazýlý eserlerde farklý
kültürlerin ve dinlerin etkisiyle deðiþik alfabeler kullanýlmýþtýr. Türk dili bu kadar
geniþ bir coðrafyaya yayýlmýþ olmasýna, lehçe ve þiveleri arasýnda farklýlýklar bulunmasýna raðmen dil bilimi yönünden incelendiðinde ana özellikleri itibariyle yapý birliðine sahiptir. Çeþitli olaylar sonucunda
meydana gelen göçler ve bazý bölgelere
türlü boylarýn yerleþmesinden doðan etnik ve kültürel karýþmalar dile de yansýmýþtýr. Günümüzden gerilere doðru gidildikçe
lehçelerdeki farklýlýklar azalýr, yakýnlýklar
daha da belirginleþir.
A) Türk Dilinin Yapý Özellikleri. Türk
dili kelime yapýsý bakýmýndan eklemeli bir
dildir. Ýsim ve fiil kökleri deðiþmez; yeni
kelimeler türetilirken isim veya fiil çekimi
yapýlýrken ekler kelimenin köküne sondan
eklenir. Kelime kökleri aslýnda tek hecelidir; bazan ikinci bir açýk hecesi de olabilir. Köklere türlü ekler getirilerek kelime
gövdeleri yapýlýr. Ýsim kökü veya gövdesi
ismin yalýn hali olan çekimsiz (nominativ)
þeklidir. Fiil kökü ya da gövdesi ayný zamanda fiilin ikinci tekil kiþi emir þekliyle
aynýdýr. Kelime kökü yahut gövdesi genelde daima esas þeklini korur. Köke veya
gövdeye eklenen ekler, kök ya da gövde
ünlüsünün gerektirdiði ses uyumuna göre ince veya kalýn sýradan olur. Yabancý asýllý
(alýntý) kelimeler Türkçe’nin ses kurallarýna göre biçimlenir. Bu kurallar bütün Türk
lehçeleri için geçerlidir.
Kelime Türleri. Ýsim, sýfat, zamir, fiil,
zarf, baðlaç ve ünlemden ibarettir. Ýsimlerde cinsiyet (erkek, diþi, eþya) veya tesniye (ikililik) yoktur. Baðlaçlar ait olduklarý
kelimeden sonra gelerek kelimeler ya da
kelime gruplarý arasýndaki irtibatý saðlar.
Sýfatlar isimden önce gelir. Sayý sözlerinden sonra çokluk eki kullanýlmaz. Karþýlaþtýrma çýkma (ablatif) durumuyla yapýlýr. Yardýmcý fiil olarak “imek” (< ermek)
kullanýlýr. Olumsuz hareket için özel bir fiil
eki (-ma-/-me-) bulunur. Ayrý bir soru eki (mý/
mi) vardýr. Baðlaç yerine fiil þekilleri kullanýlýr.
Ses Özellikleri. a) Ünlüler. Türk dili ünlü
bakýmýndan zengin bir dildir. Bütün lehçe ve þivelerde bulunan esas ünlüler þunlardýr: a, e, ý, i, o, ö, u, ü, ayrýca bazý kelimelerin ilk hecesinde kapalý e (é). Bu te-
mel ünlülerden baþka bir kýsým lehçelerde uzun veya daha farklý söylenen ünlülere de rastlanýr. Türkçe’de bazý kelimelerin
kök hecelerinde eski dönemlerde görülen
aslî uzunluklar varlýklarýný Türkmence, Halaçça, Horasan Türkçesi ve Yâkutça’da günümüzde de sürdürmektedir. Hecelerin
büzülmesi ve seslerin düþmesiyle sonradan oluþan uzunluklar ise bütün Türk lehçelerinin konuþma dilinde ve aðýzlarýnda
yaygýndýr. b) Ünsüzler. Türkçe’deki ünsüzler þunlardýr: b, c, ç, d, f, g, ð, h, x, j, k,
q, l, m, n, ñ, p, r, s, þ, t, v, y, z. Eski Türkçe’de f, h, j sesleri yoktur. Bunlar Türkçe’ye yabancý kelimelerle girmiþtir. Bunlarýn yanýnda Türkçe kelimelerin baþýnda
c, g, ð, l, m, n, ñ, r, v, z sesleri bulunmaz.
Ýstisnalar bazý lehçelerdeki t- > d-, k- > g-,
y- > c- gibi deðiþmeler veya ses taklidi
(mýrla-) ya da benzeþmeler (bin- > min-) sebebiyle sonradan ortaya çýkmýþtýr. Türkçe
kelime ve hece sonlarý çoðu zaman ötümsüz ünsüzü (konsonant) tercih eder; eðer
sonda iki ünsüz birlikteyse sondan bir önceki genellikle l, n, r ya da s, þ olur. Kelime kökünde aslî olarak ikiz ünsüz yoktur;
kelime baþýnda da çift ünsüz bulunmaz.
Kelime sonundaki ç, k, q, p, t iki ünlü
arasýnda ötümlüleþir ve yumuþar. Ancak
bazý tek heceli kelimelerde bunun istisnalarý görülür. Kelime ve hece sonunda çift
ünsüzlerden en sýk görülenler þunlardýr:
lç, lk, lq, lp, lt; nç, nk, nq, nt; rç, rk, rq,
rp, rs, rt; st, þt (ölç-, sevinç, ilk, alp, ant,
kürk, sarp, üst ...). Türkçe kelimelerde ünlü uyumu gibi ünsüz uyumu da yaygýndýr.
Eðer iki ünsüz kelimede birbiri ardýnca bulunuyorsa sonraki ünsüz ses bakýmýndan
öncekine dönüþür veya onunla benzeþir;
buna benzeþme (asimilasyon) adý verilir. Bu
ses olayý özellikle Kuzeydoðu ve Kuzeybatý
grubu Türk lehçelerinde daha fazla görülür (bunnar < bunlar gibi).
Vurgu. Türkçe’de her zaman ayný hece
üzerinde bulunmayan vurgu genellikle ilk
ve son hece üzerinde olup orta hece vurgusuzdur. Türkçe ve yabancý yer adlarýnýn
ilk heceleri vurguludur. Ýstisna olarak sonu Farsça “-stan” ekiyle biten yer adlarýnda vurgu son hece üzerindedir. Kiþi adlarýnda vurgu ilk veya son hecede olup bunlar hitap durumunda vurguyu tamamen
son hece üzerinde toplar. Türkçe’de olumsuzluk (-ma-/-me-), eþitlik (+ça / +çe), araç
(+la / +le, +n) ve zarf fiil (+ken) ekleri vurguyu kendilerinden önceki hece üzerine
iter. Bazý sýfatlarda mânayý kuvvetlendirmek için kelime baþýna getirilen tekrar un-
497
TÜRK
surlarý daima vurguludur: Kapkara, kýskývrak, büsbütün, bomboþ vb.
B) Türk Dilinin Tarihî Devreleri. Türk dili Eski Türkçe, Orta Türkçe ve Yeni Türkçe olarak üç devreye ayýrlýr. 1. Eski Türkçe (VI-X. yüzyýllar). Türkler’in müslüman olmasýndan önce Asya bozkýrlarýnda ve Doðu Türkistan’da Tarým bölgesi ve çevresinde çeþitli alfabelerle üretilen anýt ve eserlerin dilini kapsar; Göktürk ve Uygur dönemleri olmak üzere ikiye ayrýlýr. Bunlarýn yazýlý eserleri Moðolistan’da Göktürk
hânedanýna ait Göktürk harfleriyle yazýlmýþ anýtmezar taþlarý ile (VIII. yüzyýl) göçebe Uygurlar’ýn (745-840) ve Tarým havzasýnda Koço Uygur Devleti’ni (850-1250)
kuran yerleþik Maniheist ve Budist Uygurlar’ýn Mani, Soðd, Uygur, Brahmi, Tibet,
Süryânî alfabesiyle yazdýklarý, çoðu çeviri ve
dinî içerikli eserlerdir. a) Göktürkçe. Türkçe’nin grameri hakkýnda yeterli bilgi edinilecek en eski derli toplu yazýlý metinler
ikinci Göktürk Kaðanlýðý devrinde anýt olarak dikilmiþ mezar taþlarýnda bulunmaktadýr. Orhon yazýtlarýnýn bulunuþu Türk dili ve tarihine büyük bir ufuk açmýþtýr. Bu
yazýtlarýn birincisi, yaklaþýk kýrk altý yýl vezirlik yapmýþ büyük devlet adamý Tonyukuk (Tunyukuk) adýna 716-734 yýlllarý arasýnda, ikincisi 731’de ölen Kültigin için aðabeyi Bilge Kaðan tarafýndan 732’de, üçüncüsü 734’te ölen Bilge Kaðan anýsýna oðlu
tarafýndan 735 yýlýnda dikilmiþtir. Bu mezar taþlarý Moðolistan’da Orhon ýrmaðý vadisinde bulunduðu için Orhon yazýtlarý diye
adlandýrýlýr (bu maddede ele alýnan belli baþlý
konular ve eserler ansiklopedide ayrýca madde
baþý olduðundan kýsaca anlatýlmýþtýr). Bunlar-
dan baþka Göktürk harfleriyle yazýlmýþ anýt
veya sade mezar taþlarý ile el yazmalarý da
vardýr. Bu eserler Moðolistan’da bulunan
Uygur dönemi kitâbeleri, Yenisey kitâbeleri ve Hoytu-Tamir yazýtlarýyla Kýrgýzistan’daki Talas kitâbeleri ve Doðu Türkistan yazmalarýdýr. b) Uygurca. Uygurlar 745’te Göktürkler’in hâkimiyetine son verip Ötüken’de Uygur Devleti’ni kurmuþlar, fakat bu
devleti Kýrgýzlar yýkýnca Tarým havzasýna
gidip orada Koço Uygur Devleti’ni oluþturmuþlardýr. Koço’daki Uygurlar arasýnda Maniheizm ve Budizm inancý yayýlmýþ, bu iki
dine ait kitaplar Soðd, Çin, Sanskrit, Tohar ve Tibet dillerinden Uygurca’ya çevrilmiþtir. Çoðu dinî terim olmak üzere bu dillerden pek çok kelime Uygurca’ya girmiþtir. Yenisey ve Orhon metinlerini kapsayan
Göktürkçe gibi Uygurca da Eski Türkçe’nin bir devamý olmakla birlikte her iki lehçeyi konuþanlarýn hayat tarzlarý, inançla498
rý ve kültür çevrelerinin deðiþik olmasý bu
iki lehçede bazý farklýlýklarýn ortaya çýkmasýna yol açmýþtýr. Ötüken bölgesinde Orhon alfabesiyle yazýlmýþ anýtlarla Tarým bölgesinde Uygur alfabesiyle yazýlmýþ metinler Uygurca’nýn ilk örnekleridir. Eski Türkçe devrinde Türkler, Göktürk (Yenisey ve Orhon), Mani, Soðd, Uygur, Brahmi, Tibet ve
Süryânî alfabelerini kullanmýþtýr. Bunlardan en yaygýn ve uzun ömürlü olaný Uygur alfabesidir. Uygur alfabesiyle yazýlan
eserlerin çoðu Budist muhitinde Çince’den, Sanskritçe’den, Toharca ve Soðdca’dan Uygurca’ya yapýlmýþ çevirilerdir. Bunlarýn en hacimli ve tanýnmýþ olanlarý Toharca’dan çevrilen Maytrisimit, Çince’den çevrilen Altun Yaruk ile Hüen-tsang
Biyografisi’dir.
Eski Türkçe’de bazý diyalektlerin olduðu tahmin edilmekteyse de mevcut metinlerle Göktürkçe’de bu diyalektleri tesbit etmek güçtür. Ancak Uygurca’da iki
aðýz özelliði belirlenmiþtir. Göktürkçe’de
tek bir iþaretle yazýlan “ny” sesi (meselâ
kony “koyun”) Uygurca metinlerde bir
yanda n ile (kon), öte yanda y ile (koy) yazýlmýþtýr. Bu da N-aðzý ve Y-aðzý diye iki
aðzýn varlýðýný göstermektedir. Koço ve yöresindeki Mani dini mensuplarý arasýnda
N-aðzý özellikleri, Buda dinine mensup
Türkler arasýnda ise Y-aðzý özellikleri görülür. Zamanla Y-aðzý yaygýnlaþmýþtýr. Göktürkçe ile Uygurca’nýn söz varlýðý ve cümle türleri de farklýdýr. Göktürkçe’de savaþçý ve göçebe hayatýna ait somut kelimelerle kýsa ve sade cümleler kullanýlýrken
Uygurca’da yerleþik hayata ait þehircilik,
tarým kelimeleriyle soyut kavramlarla ilgili kelimeler, tasvir fiilleriyle süslenen uzun
cümleler görülür. Göktürkçe’de isim üslûbunun, Uygurca’da sýfat üslûbunun aðýr
bastýðý söylenebilir. Göktürkçe ile Uygurca arasýnda bazý ünsüz deðiþmeleri de olmuþtur (buñ > mung “sýkýntý”, biñ > ming
“bin”, sebin- > sevin- “sevinmek”, sub >
suv “su” vb.). Ýsimlerin çoðul þekli için Göktürkçe’de umumileþmiþ tek bir ek olmayýp topluluk ifade eden birkaç ek vardýr
(+lar, +t, +an). Bunlardan “+lar/+ler” eki
Uygurca döneminde müstakil çokluk eki
olmuþtur. Eski Türkçe’de de kelime gruplarýna sýkça rastlanýr. Göktürkçe metinlerde fiiller basit ana cümlelerle ifade edilmiþtir. Uygurca metinlerde birtakým yeni
ifade çeþitleri görülür.
Batýdaki Eski Türk Lehçeleri. Avrupa
Hun birliðinden bazý Türk devletleri veya
gruplarýna ait az sayýda yazýtlardaki dil
de Eski Türkçe kapsamýna girer. a) Tuna
Bulgar hanlarýnýn þeceresini gösteren isimler listesi. Bizans Grekçesi’nden Eski Kilise Slavcasý’na çevrilen Ellinskiy Letopisets
(Elen vak‘anüvisi) adlý el yazmalarý kodeksi
içindeki isimler listesinin iki yazma nüshasý Moskova Tarih Müzesi’nde, bir diðeri
Petersburg Halk Kütüphanesi’ndedir. Yazmalar XV ve XVI. yüzyýllarda kopya edilmiþtir. Listede her bir hanýn adý, kabilesi,
tahta çýkýþ yýlýnýn on iki hayvanlý Türk takvimine göre hangi yýlýn kaçýncý ayý olduðunu belirten sayýlar Tuna Bulgarcasý ile kaydedilmiþtir (Pritsak, Die bulgarische Fürstenliste, s. 1-102; Tekin, Tuna Bulgarlarý,
s. 12-25). b) Güney Macaristan’da NagySzent-Miklós’ta bulunan yirmi üç altýn kaptaki Grek harfleriyle karýþýk runik yazýlar.
Bunlardan yirmi bir numaralý altýn tastaki Grek harfli Türkçe dokuz kelimelik Buyla Zoapan yazýtý hakkýnda Thomsen, Németh, Pritsak farklý yorumlar yapmýþtýr. J.
Németh yazýtýn ve dilinin Peçenek Türkleri’ne ait olduðu görüþündedir (Die Inschiriften, s. 1-85; Pritsak, Die bulgarische Fürstenliste, s. 1-102; Tekin, Tuna Bulgarlarý, s.
26-32). c) Preslav ve Çatalar’da (Bulgaristan) Tuna Bulgarlarý’ndan kalan yazýtlar.
Preslav’daki granit bir sütuna kazýlmýþ on
satýrlýk Grek harfli Tuna Bulgarcasý yazýt
yüksek rütbeli iki kiþinin askerleriyle teçhizatýnýn sayýmý hakkýndadýr. Çatalar yakýnýndaki bir kilisede altý satýrlýk yazýt ise
mermer sütun üzerinde 42 × 40 cm. boyutunda Grek harfli Tuna Bulgarcasý’yla
yazýlmýþtýr (a.g.e., s. 35-42). VII-IX. yüzyýllarda siyasî varlýk gösteren Hazar Türkleri’ne ait bazý isim ve unvanlar Arap, Bizans,
Ermeni, Gürcü vb. kaynaklarýnda geçer.
Bunlar Hazar lehçesinin Türk dilinin þ/z
özellikli kolundan olduðunu düþündürmektedir. Ýslâm müelliflerinin Hazar diliyle Bulgar dilinin birbirine çok benzediði yolunda verdiði bilgi bu fikri desteklemektedir.
Bu bilgilerden Bulgarca’nýn X. yüzyýldan
önce r’li deðil z’li bir lehçe olduðu anlaþýlmaktadýr.
2. Orta Türkçe (X-XIX. yüzyýllar). Ýslâmî
dönemde Doðu Türkistan’da Karahanlý
Türkçesi’yle (XI-XIII. yüzyýllar) baþlar; Mâverâünnehir’de Hârizm Türkçesi (XIII-XV),
doðuda Çaðatayca (XV-XIX), batýda Ýdil
(Volga) Bulgarcasý (XIII-XIV), Kuman-Kýpçak Türkçesi (XIII-XVII), Mýsýr ve Suriye’de Memlük Kýpçakçasý (XIII-XVI), Anadolu’da Eski Anadolu Türkçesi (XIII-XIV) ve
Osmanlýca ile (XV-XX) devam eder. Orta
Türkçe döneminde Uygur yazýsý bir süre
varlýðýný doðuda sürdürmüþ, fakat zaman-
TÜRK
la Arap yazýsý yaygýnlaþmýþtýr. Karahanlý
Türkçesi’yle yazýlan eserler þunlardýr: a)
Kur’an Çevirisi. Sâmânî Hükümdarý Mansûr b. Nûh zamanýnda (961-976) Kur’an’ý
Farsça’ya çeviren âlimler arasýnda Ýsbîcâblý bir Türk’ün bulunduðu, Kur’an’ýn Farsça’ya çevrilmesi esnasýnda Karahanlý Türkçesi’ne de çevrildiði bilinmektedir. Ancak
bu nüsha kayýptýr; eldekiler ondan çoðaltýldýðý anlaþýlan XIV. yüzyýla ait nüshalardýr. Türkçe çevirinin dil özelliklerinden çeviriyi yapan Türk müfessirin Siriderya’nýn
aþaðýsýndan Talas vadisinden olduðu sanýlmaktadýr. b) Kutadgu Bilig. Ýnsanýn dünya ve âhirette saadete ermesi için yapmasý gerekenleri anlatmak amacýyla kaleme alýnmýþtýr. Yûsuf Has Hâcib’in Balasagun’da Karahanlý Türkçesi’yle ve aruz
vezniyle yazarak Kâþgar’da 462’de (106970) tamamlayýp Tamgaç Uluð Buðra Han’a
sunduðu siyasetnâme türünde bir eserdir. c) Dîvânü lugåti’t-Türk. Kâþgarlý Mahmud’un Araplar’a Türkçe’yi öðretmek ve
Türkçe’nin Arapça kadar zengin bir dil olduðunu göstermek amacýyla Baðdat’ta
466’da (1074) yazýp 470’te (1077) Abbâsî Halifesi Muktedî-Biemrillâh’a sunduðu
Türkçe-Arapça ansiklopedik sözlüktür.
Eserde 8000 kadar Türkçe kelimeden baþka o zamanki Türk dili ve halk edebiyatý
ile Türk dünyasý hakkýnda çeþitli bilgiler
bulunmaktadýr. d) Atebetü’l-hakayýk. Edib
Ahmed Yüknekî’nin aruz vezniyle yazdýðý,
Ýslâmî öðütlerden meydana gelen eseridir. Nerede ve ne zaman kaleme alýndýðý
belli deðilse de dil özelliklerine göre Karahanlý Devleti’nin son zamanlarýnda yazýldýðý tahmin edilmektedir.
Hârizm Türkçesi. Amuderya ýrmaðýnýn
aþaðý yataðýnda kalan (bugün Türkmenistan ve Karakalpakistan) Hârizm bölgesi
712’de Araplar’ýn, 1017’de Gazneli Mahmud’un, 1043’te Selçuklular’ýn idaresine
geçmiþtir. Çevredeki bozkýrlardan buraya
pek çok Türk gelip yerleþmiþ, çeþitli Türk
boylarýnýn diyalektleri birbiriyle karýþarak
Hârizm Türkçesi denen bir yazý dili oluþmuþtur. Selçuklu valilerinden Atsýz b. Muhammed devrinde Hârizm yarý müstakil
bir devlet haline gelmiþtir. Hârizm Türkçesi özelliklerini içeren eserler þunlardýr: a)
Mukaddimetü’l-edeb. Zemahþerî’nin Arapça öðrenmek isteyen hükümdar Hârizmþah Atsýz için 1127-1144 yýllarý arasýnda
yazdýðý bir sözlüktür. Arapça kelime ve kýsa cümlelerden oluþan metnin altýna Türkçe veya baþka dildeki anlamlarý yazýlmýþtýr. b) Kýsasü’l-enbiyâ. Rabguzî’nin Mâverâünnehir’deki Ribât Oðuz’da Farsça bir
eserden 709-710’da (1309-1311) Türkçe’ye uyarlayarak Çaðatay Haný Tarmaþirin’in
emîrlerinden Nâsýrüddin Tok Buga’ya sunduðu, çeþitli peygamberlerin hikâyelerinden meydana gelen ve yer yer konuyla ilgili manzum parçalara da yer verilen mensur eser sade bir dille yazýlmýþtýr. c) Muînü’l-mürîd. Hârizm’de 713’te (1313) Ýslâm
adlý bir âlimin (son bölümünü Ürgençli Þeyh
Þeref Hoca’nýn) yazdýðý manzum eser dinî
konulardan ve tasavvuf âdâbýndan bahseder. d) Muhabbetnâme. Hârizmî’nin 754’te (1353) Siðnâk’ta mesnevi tarzýnda kaleme aldýðý eserin biri Uygur, diðeri Arap
yazýsýyla iki nüshasý bilinmektedir. Müstensihlerce dili kýsmen Çaðatayca’ya uyarlandýðýndan Hârizm Türkçesi’nin özelliklerini yeterince temsil ettiði söylenemez.
e) Nehcü’l-ferâdîs. Kerderli Mahmûd b.
Ali’nin dünya ve âhiret mutluluðu için gerekli bilgileri vermek amacýyla kaleme aldýðý eser halk diliyle ve harekeli nesirle yazýlmýþ metninden dolayý Hârizm Türkçesi’nin en önemli kaynaklarýndan sayýlýr. f)
Karýþýk Dilli Kur’an Tercümesi ve Tefsiri.
Baþý ve sonu eksik olduðundan ne zaman
ve nerede yazýldýðý bilinmeyen 222 yapraklýk bu eseri (Süleymaniye Ktp., Yazma Baðýþlar, nr. 3966) bilim âlemine 1990 yýlýnda
Nuri Yüce tanýtmýþ, sonraki yýllarda tamamý üzerinde yüksek lisans tezi yapýlmýþtýr. g) Hüsrev ü Þîrîn. Hârizmli Kutb adlý
þair, Nizâm-i Gencevî’nin Hüsrev ü Þîrîn
mesnevisini kýsaltarak Türkçe’ye çevirmiþ
ve Altýn Orda Hükümdarý Tini Beg Han ile
eþi Cemile Han Melek Hatun’a sunmuþtur. Mýsýr’da Berke Fakih tarafýndan 785’te (1383) istinsah edilen nüshasý Paris’tedir. Hüsrev ü Þîrîn hem Hârizm hem
Kýpçak Türkçesi özellikleri gösterir (DÝA,
XIX, 56). h) Mi‘râcnâme. Hz. Muhammed’in
mi‘racýný anlatan eserin yazarý belli deðildir. Biri Uygur yazýsýyla Herat’ta 840’ta
(1436), diðeri Arap yazýsýyla 917’de (1511)
Mýsýr’da istinsah edilen iki nüshasý vardýr.
i) Miftâhu’l-adl. Ahlâkî hikâyeler içeren
anonim bir fýkýh kitabý olan eseri J. Eckmann, Hârizm Türkçesi’yle yazýlan eserler arasýnda göstermiþtir. Yazý ve imlâda
Karahanlý Türkçesi geleneðini devam ettiren Hârizm Türkçesi’nin önemli dil özellikleri þunlardýr: Ýlk hecedeki e’nin (kapalý é) belirtilmesi (bérmek, béþ, témek),
Arap yazýsýnda üç noktalý “ ” (w) ile yazýlan b-v arasý f sesinin yazýda gösterilmesi (tewe “deve”, aw “av”, öwke “öfke”),
peltek d (< d) sesinin mevcudiyeti (kadðu “kaygý”, idiþ “kova”), eklerde yuvarlaklaþma, bazý nâdir kelimelerin varlýðý.
Çaðatayca. Hârizm ve Altýn Orda bölgeleri eski kültür merkezi olma durumlarýný XV. yüzyýldan itibaren kaybedince Orta Türkçe’nin doðusu ile kuzeybatýsý arasýnda bazý farklýlýklar baþlamýþ, doðuda
sonradan Çaðatayca adýyla anýlan Doðu
Türkçesi, kuzeybatýda Kýpçak Türkçesi deðiþik yazý dilleri olarak geliþmiþtir. Çaðatayca, XIV. yüzyýlýn sonlarýndan baþlayýp
XIX. yüzyýla kadar devam eden ve yerini
bugünkü Özbekçe ile Yeni Uygurca’ya býrakan, Orta Asya ve çevresindeki bütün
Türkler’in kullandýðý zengin ve edebî bir
yazý dilidir. Beþ asrý geçen uzun süre içinde Çaðatayca üç döneme ayrýlýr. Ýlk dönemde Sekkâkî, Haydar Tilbe, Yûsuf Emîrî,
Lutfî gibi þair ve yazarlar yetiþmiþtir. Klasik Çaðatayca döneminde Nevâî, Hüseyin
Baykara, Bâbür gibi þair ve yazarlarla Çaðatayca edebî zirvesine ulaþmýþtýr. Klasik
sonrasý dönem, Türkistan’daki hanlýklarda yaþayan þairlerin ve yazarlarýn eserlerinde devam eder. Bu dönemin en önemli temsilcisi Þecere-i Terâkime ve Þecere-i Türk’ün müellifi Ebülgazi Bahadýr Han’dýr. Çaðatayca’nýn baþlýca özellikleri þunlardýr: Ýlk hecedeki kapalý e (é) Çaðatayca’da i olur, “kilmek, birmek”; kelime içinde ve sonundaki peltek d (< d) sesi y’ye dönüþür; zamir n’si düþer, “baþýda”
(baþýnda); p>f deðiþimi görülür; nesne
eki +ný/+ni biçiminde yaygýnlaþmýþtýr. Yapým ve çekim eklerinin baþýndaki g korunur: -gan/-gen; yaklaþma eki: +ga/+ge,
+ka/+ke; zarf-fiil -gýnça/-ginçe (-e kadar,
-inceye kadar) biçimindedir.
Ýdil (Volga) Bulgarcasý. Ýdil ýrmaðý yöresinde devlet kuran ve X. yüzyýlda müslüman olan Ýdil Bulgarlarý’nýn dilinin Tuna
Bulgarcasý ve bugünkü Çuvaþça gibi l/r
Türkçe’si olduðu günümüze ulaþan mezar taþlarýndaki Arap harfli yazýlardan anlaþýlmaktadýr. Pek azý XIII. yüzyýlýn sonlarýna, çoðu XIV. yüzyýlýn ilk yarýsýna ait mezar taþlarý Tataristan, Çuvaþistan ve Baþkýrdistan topraklarýndaki eski mezarlýklarda bulunmuþtur. Bunlar Moðol istilâsý
(1236) sonrasýna ait olduðundan daha önceye ait 250 yýllýk zamandakilerin Moðollar tarafýndan yok edildiði tahmin edilmektedir.
Kuman-Kýpçak Türkçesi. Doðu Avrupa’da Karadeniz’in kuzeyindeki Kýpçak bozkýrýnda Altýn Orda Devleti topraklarýnda,
ayrýca Mýsýr ve Suriye’de yazýlmýþ Türkçe
eserlerin dilidir. Bu eserler üç gruptan oluþur: Kuman Türkçesi ile ve Gotik harfli iki
defterden oluþan Codex Cumanicus (XIV.
yüzyýl), Altýn Orda, Mýsýr ve Suriye’de ya-
499
TÜRK
zýlmýþ Arap harfli eserler (XIV-XVII. yüzyýl), Kýrým’da Ermeni cemaatinin arþivlerinde kullandýklarý Ermeni harfli Kýpçakça
metinler (1559-1664).
Osmanlý Türkçesi. Osmanlý Devleti’nin
hükümranlýðý boyunca resmî yazýþmalarda, edebî ve ilmî eserlerde kullanýlan yazý
dilidir. Önceleri sade bir Türkçe iken zamanla çoðalan Arapça, Farsça kelime ve
terkiplerin Türkçe cümle ve gramer yapýsýyla birleþmesi sonucunda ortaya çýkan
yapay ve karma bir yazý dili olan Osmanlý
Türkçesi üç devreye ayrýlýr: Eski Osmanlýca / Eski Anadolu Türkçesi (XIII-XV. yüzyýl), klasik Osmanlýca (XVI-XIX. yüzyýl), yeni Osmanlýca (XIX. yüzyýlýn ortalarýndan
XX. yüzyýlýn baþlarýna kadar).
3. Yeni Türkçe (bk. TÜRKÝYE [Dil]).
C) Türk Dilinin Tasnifi. XI. yüzyýlda Kâþgarlý Mahmud, Türk lehçeleri hakkýnda
bazý bilgiler verir. Türk dilinin tasnifi konusunda XIX. yüzyýldan bugüne kadar I.
N. Berezin (1848), F. W. Radloff (1882-83,
1911), Korþ (1910), J. Németh (1917), A. N.
Samoyloviç (1926), N. A. Baskakov (1952),
M. Räsänen (1949, 1953), R. R. Arat (1953),
J. Benzing (1953, 1959), K. H. Menges
(1959), N. Yüce (1987), T. Tekin (1989) ve
daha baþkalarý tarafýndan farklý ya da birbirine yakýn tasnif denemeleri yapýlmýþtýr. Gerek dil tarihi gerekse fonetik, morfolojik ve etnik özellikler bakýmýndan coðrafî konumlarýný da belirterek bugünkü
Türk yazý dilinin gruplarýný ve alt birimlerini þöylece sýnýflandýrmak mümkündür:
1. Güneybatý (Oðuz) grubu Türk lehçeleri.
Bu grubun tarihî dönemi Selçuklular ve
Beylikler devrinde Eski Anadolu Türkçesi
ve Osmanlýca’dýr. Bugünkü lehçeleri: Türkiye Türkçesi, Âzerî Türkçesi, Türkmence,
Gagauzca; Irak Türkmenleri’nin lehçesi;
Ýran’da Horasan Türkçesi, Fars bölgesinde Kaþkay Türkçesi, Kuzey Kýbrýs ve Balkan ülkelerindeki Türkçe aðýzlar. 2. Kuzeybatý (Kýpçak) grubu Türk lehçeleri. XIV. yüzyýlda Codex Cumanicus’taki Komanca,
Mýsýr ve Suriye’deki Memlükler’in konuþtuðu Memlük Kýpçakçasý, Karadeniz’in kuzeyindeki Altýn Orda Kýpçakçasý bu grubun tarihî dönemini oluþturur. Kuzeybatý grubunun bugünkü lehçeleri þunlardýr: Tatarca, Kýrým Tatarcasý, Baþkýrtça,
Karayca, Karaçayca, Balkarca, Kumukça,
Nogayca, Kazakça, Karakalpakça ve Kýrgýzca. 3. Güneydoðu (Uygur) grubu Türk
lehçeleri. Bu grubun tarihî yazý dilleri Eski Uygurca, Karahanlý ve Çaðatay Türkçesidir. Bugünkü lehçeleri Özbekçe, Yeni Uygurca, Sarý Uygurca ve Salarca’dýr. 4. Ku-
500
zeydoðu (Sibirya) grubu Türk lehçeleri. Doðu Sibirya’nýn güney kýsmýnda yer alan
Türk lehçeleri Altayca, Hakasça, Tuvaca ve
Þorca’dýr. 5. Yâkutça. Asya’nýn kuzeydoðusunda Rusya Federasyonu’na baðlý Yâkut (Saha) Özerk Cumhuriyeti’nde 510.000
kiþi tarafýndan konuþulur. Türk dilinin aslî
uzun ünlülerini koruyan lehçelerinden biridir ve z/þ özelliðine sahiptir. Yâkutlar baþka kavimlerle karýþtýklarý için dilleri deðiþikliðe uðramýþtýr. Söz varlýðýnda % 32,5
Türkçe, % 26 Moðolca, % 5 Tunguzca ve
Samoyedce, % 36,5 bilinmeyen ölü bir dilden alýnma kelimeler vardýr. 6. Bulgar grubu (Çuvaþça). Çuvaþ Özerk Cumhuriyeti’nde ve komþu ülkelerdeki bazý þehirlerde
yaklaþýk 2 milyon kiþi tarafýndan konuþulur. Çuvaþça X. yüzyýlda müslüman olan
Ýdil Bulgarlarý’nýn r/l özelliðindeki dilinin
devamýdýr. 7. Halaçça. Türkçe’nin en eski bazý özelliklerini korumasý bakýmýndan
önemlidir. Orta Ýran’da elli kadar köyde
yaklaþýk 50.000 kiþi tarafýndan konuþulmaktadýr.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Dîvânü lugåti’t-Türk (Dankoff), I-II; Dîvânü
lugåti’t-Türk Tercümesi, I-III; Radloff, Versuch,
I-IV; Doerfer, TMEN, I-IV; a.mlf., “Das Chorasantürkische”, TDAY Belleten 1977 (1978), s. 127205; a.mlf. v.dðr., Khalaj Materials, Bloomington 1971; Clauson, Dictionary; Zemahþerî, Mukaddimetü’l-edeb (haz. Nuri Yüce), Ankara 1988;
Ebû Hayyân el-Endelüsî, Kitâbü’l-Ýdrâk (nþr. ve
trc. Ahmet Caferoðlu), Ýstanbul 1931; V. Thomsen, “Déchiffrement des inscriptions de l’Orkhon
et de l’Iénissei, notice préliminiaire”, Bulletin
der Dänischen Akademie, Copenhague 1893,
s. 285-299; J. Deny, Grammaire de la langue
turque (dialecte Osmanli), Paris 1921; (Türkçesi: Ali Ulvi Elöve, Türk Dili Grameri: Osmanlý
Lehçesi, Ýstanbul 1941); J. Németh, Die Inschriften des Schatzes von Nagy-Szent-Miklós, Budapest 1932, s. 1-85; K. Grönbech, Der türkische
Sprachbau I, Kopenhagen 1936, s. 1-182; a.mlf,
Codex Cumanicus, Kopenhagen 1936; Besim
Atalay, Dîvânü lûgåt-it-Türk Dizini “Endeks”,
Ankara 1943; J. Benzing, Einführung in das Studium der altaischen Philologie und der Turkologie, Wiesbaden 1953, s. 61-131; O. Pritsak, Die
bulgarische Fürstenliste und die Sprache der
Protobulgaren, Wiesbaden 1955, 1-102; a.mlf.,
“Das Kiptschakische”, Ph.TF, I, 74-87; Ahmet
Caferoðlu, Türk Dili Tarihi, Ýstanbul 1958-64, III; Ph.TF, I-II, tür.yer.; J. Eckmann, “Das Tschaghataische”, a.e., I, 138-160; A. von Gabain, “Die
Sprache des Codex Cumanicus”, a.e., I, 46-73;
a.mlf., Alttürkische Grammatik, Wiesbaden 1974,
s. 9-41; Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Ýstanbul 1962; J. R. Krueger, Yakut Manual, The Hague 1962; Saadet Çagatay, Türk Lehçeleri Örnekleri, Ankara 1963-64, I-II; A. Dilaçar, Türk Diline Genel Bir Bakýþ, Ankara 1964; Yazýki Naradov, SSSR II: Tyurskie Yazýki, Moskva 1966;
Talât Tekin, Ana Türkçede Aslî Uzun Ünlüler,
Ankara 1975; a.mlf., Tuna Bulgarlarý ve Dilleri,
Ankara 1987, s. 12-42; a.mlf., “A New Classification of the Chuvash-Turkic Languages / Türk
Dil ve Diyalektlerinin Yeni Bir Tasnifi”, Erdem,
V/13, Ankara 1989, s. 129-139, 141-168; Þinasi Tekin, “Eski Türkçe”, TDEK, s. 142-192; F. S.
Hakimziyanov, Yazýk Epitafiy Voljskih Bulgar,
Moskva 1978, s. 1-207; Mehmet Fuad Köprülü,
Türk Edebiyatý Tarihi (haz. Orhan F. Köprülü –
Nermin Tekin), Ýstanbul 1981, s. 198-206; a.mlf.,
“Çaðatay Edebiyatý”, ÝA, III, 270-323; J. Faensen,
Sprachen in der UdSSR, Osnabrück 1983; Ali
Fehmi Karamanlýoðlu, Kýpçak Türkçesi Grameri, Ankara 1994; Nuri Yüce, “Hârizm Türkçesi”,
Türkler (nþr. Hasan Celal Güzel v.dðr.), Ankara
2002, V, 793-803; a.mlf., “Çuvaþlar”, TDAY Belleten 1994 (1996), s. 205-229; a.mlf., “Türk Dilinin Ural-Altay Dilleri Arasýndaki Yeri”, ÝA, XII/
2, s. 445-456; a.mlf., “Türk Dili ve Lehçeleri”,
a.e., XII/2, s. 468-530; a.mlf., “Oðuzca”, DÝA,
XXXIII, 323-325; M. Erdal, A Grammar of Old
Turkic, Leiden 2004; Timur Kocaoðlu, Karay: The
Trakai Dialect, München 2006, s. 1-37; Türk
Lehçeleri Grameri (ed. Ahmet B. Ercilasun), Ankara 2007; Ahmed Zeki Velidi [Togan], “Hârizm’de Yazýlmýþ Eski Türkçe Eserler”, TM, II (1928), s.
315-345; Abdülkadir Ýnan, “XIII-XIV. Yüzyýllarda
Mýsýr’da Oðuz-Türkmen ve Kýpçak Lehçeleri ve
‘Hâlis Türkçe’”, TDAY Belleten (1953), s. 53-71;
Reþit Rahmeti Arat, “Türk Þivelerinin Tasnifi”,
TM, X (1953), s. 59-139; Necmettin Hacýeminoðlu, “Hüsrev ü Þîrîn”, DÝA, XIX, 56.
ÿNuri Yüce
Âzerîler. Âzerî Türkçesi. Türkçe’nin Oðuz
grubunda yer alan Batý Türkçesi’nin iki
büyük kolundan biridir. Kafkasya’nýn bazý
kýsýmlarý, Kuzey Azerbaycan, Ýran’ýn bazý
bölgeleri, Doðu ve Güney Anadolu, Irak ve
Suriye dolaylarýnda XIII. yüzyýldan sonra
teþekkül etmeye baþlamýþtýr. Zamanla yazý dili þeklinde geliþen Oðuzca’nýn bu koluna Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî dili olmasý dolayýsýyla Azerbaycan dili veya
Azerbaycanca dendiði gibi Âzerî Türkçesi
adý da verilmektedir. Âzerî Türkçesi’nde
genellikle Arap alfabesi kullanýlmýþtýr. Ancak Kuzey Azerbaycan’da 1922’den itibaren kýsmen ortaya çýkan Latin harfleri, Bakü Türkoloji Kurultayý’nýn (1926) ardýndan
1929 yýlý baþlarýnda resmen kabul edilmiþse de 1939 yýlý sonlarýnda Sovyet etkisiyle Kiril alfabesine geçilmiþtir. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilânýndan sonra (1992)
Latin alfabesi resmen yürürlüðe girmiþtir.
Azerbaycanlý bazý ilim adamlarý Âzerî
Türkçesi’nin baþlangýcýný Oðuzlar’ýn bölgeye gelmesinden önceki dönemlere kadar
götürseler de bu aslýnda Oðuzca’nýn yazý
dili halini almasýndan evvel Horasan kültür çevresinde geçirdiði bir hazýrlýk devresi olarak kabul edilebilir. Günümüzdeki
þekliyle Âzerî Türkçesi yazýlý eserlerini XIV.
yüzyýldan itibaren vermeye baþlamýþtýr. Yazý dilinin aðýrlýk merkezini ilk yüzyýllarda
Güney Azerbaycan (Tebriz) teþkil ederken
1813’ten sonraki Rus istilâsýnýn ardýndan
Download

41. CİLT 6. FASİKÜL (257)