2. HAFTA PFS105 TÜRK EĞİTİM TARİHİ Prof. Dr. Zeki TEKİN [email protected] KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
İçindekiler İSLAMİYET’İN KABULÜ VE TÜRKLER ...................................................................... 3 İslamiyet’in Kabulünden Sonra Türklerin Eğitim Anlayışı ....................................... 3 Karahanlılarda Eğitim (840‐1212) ................................................................................... 4 İlk Türk İslam Devletleri Dönemi Eğitim Kurumları .................................................. 6 Örgün Eğitim Kurumları ................................................................................................. 7 Yaygın Eğitim Kurumları ................................................................................................ 9 Karahanlılar Dönemi Türk Eğitimine Katkı Sağlayanlar .......................................... 10 Farabi(870‐950) ................................................................................................................ 10 Felsefesi......................................................................................................................... 13 Farabi’nin Eğitim Görüşleri ....................................................................................... 15 İbn‐i Sina(980‐1037) ......................................................................................................... 15 İbn‐i Sina’nın Eğitim Görüşleri ................................................................................. 19 Kaşgarlı Mahmud(1008‐1105) ........................................................................................ 21 Kaşgarlı’ya Göre Eğitim ............................................................................................. 21 Kaşgarlı’nın Eğitim Metodu ...................................................................................... 22 Yusuf Has Hacip (1017?‐1077) ....................................................................................... 22 Ahmet Yesevi (1093‐1166) .............................................................................................. 23 Edip Ahmet Yükneki(XII. yüzyıl) ................................................................................. 23 Kaynakça .......................................................................................................................... 23 KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 2 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
İSLAMİYET’İN KABULÜ VE TÜRKLER İslamiyet’in Kabulünden Sonra Türklerin Eğitim Anlayışı Emeviler döneminde İslam dini Arap yarımadasının dışına taşarak Suriye, İran ve Maverâünnehir’e kadar ulaşmıştır. Bu dönemde Seyhun ve Ceyhun havzasında yaşayan Türkler’de Müslüman Araplar ile karşı karşıya gelmiştir. Bu arada Emevi hanedanın yerine geçen Abbasiler döneminde Çin orduları Karlukların yaşadığı topraklara girmiştir. Karluklar Abbasi valisi Ebû Müslimden yardım istemişlerdir. Bu istek üzerine bölgeye yönelen Araplar ile Çinliler 751 yılında Talas yakınlarında savaşmışlardır. Bu mücadele sonrası Çin ordusu ağır bir yenilgi almıştır. Emeviler döneminde başlayan Türk‐Arap yakınlaşması bu savaş sonrası daha sıcak ilişkilere bırakmıştır. Emevilere nazaran daha ılıman bir politika takip eden Abbasiler döneminde, İslam dini Türkler arasında yayılmaya başlamıştır3. Onuncu yüzyıla gelindiği zaman başta Karluk, Yağma ve Çiğil boyları olmak üzere birçok Türk boy ve kabilesi İslam dinini kabul etmeye başlamıştır. Bu yüzyılda başlayan İslam’ın Türkler arasında yayılması ile İslam kültür ve medeniyeti zamanla Türk ‐İslam kültür ve medeniyeti şeklinde kendini ortaya koymuştur. Türklerin yaşamının her alanına etki eden İslam dini eğitim alanında da etkisini göstermiştir. Eğitimin en önemli yapı taşlarından olan bilim, sanat ve edebiyat alanında birçok yeni gelişme, Türklerin sağlamış olduğu huzur ortamı sayesinde hızla yayılma imkânı bulmuştur. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 3 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Karahanlılarda Eğitim (840‐1212) Karahan’ılar Dönemi Türk eğitim tarihinde bir dönüm noktası oldu. İlk Türk devletleri döneminde dağınık bir şekilde verilen eğitim, bu dönemde belli bir plan ve program çerçevesinde verilmeye başlandı. Eğitimin tüm toplum kesimleri için gerekli olduğu görüşü yaygınlık kazandı. Bu doğrultuda eğitimde yöntem ve teknikler belirlendi. Eğitim bir bütün olarak düşünülerek kurumsallaşmaya gidildi. Türk geleneğindeki ʺeğitime önem vermeʺ bu dönemde devam ettirildi. Devlet adamlarının bilim insanlarının eğitim konusundaki önerilerini dikkate almaları, Türk‐İslam dönemi eğitim çalışmalarını ileri boyutlara taşıdı. Ayrıca bilim ve kültüre verilen önem sayesinde ünlü bilim insanları Türk‐İslam devletleri bünyesinde toplanmaya başladı. İlk Türk devletleri döneminde düzensiz ve sistemsiz olan eğitim öğretim çalışmaları, Türk‐İslam devletlerinde medreselerde yapılmaya başlandı. İslamiyet’e geçişlerinin Türklerin eğitimine kazandırdığı temel özellikler; 
Türk toplumlarında ilk kez, medrese denen plânlı, düzenli, güçlü bir örgün eğitim‐öğretim kurumu olan bir okul ortaya çıkmıştır. Medreseler kısa sürede her tarafa yayılmışlar ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluncaya kadar yaşamışlardır. 
Türk toplumlarının dünyaya bakışı, insan tipi, İslam’ın etkisi ile yeni şekiller almaya başlamış, başka deyişle, eski Türk değerleri ve töresi değişme yoluna girmiştir. Medreseler ile düşünürler, mutasavvıflar, din görevlileri, bu kültürel değişmeyi sağlayıcı bir yaygın eğitim görevi yapmışlardır. Bu tür çabalara, Türk toplumlarının yeni din ve yeni değerler bakımından eğitilmesi denebilir. Bu yaygın eğitim yüzyıllarca sürmüştür. 
Türk toplumlarının yeni din ve yeni değerlerle teması, gazi ve velî insan tiplerini ortaya çıkarmıştır. Eski savaşçı alp insan tipinin özellikleri bu yeni tipin özellikleri ile kaynaşmıştır. Osmanlıların yükseliş dönemi sonlarına KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 4 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
kadar gâzi tipi, İslâmlığın şehid‐gâzi değerlerinden güç alarak sürüp gitmiş, hatta günümüze kadar yaşamıştır. Bu tipin destanlaşmış kahramanı Seyid Battal Gazi’dir. Gaziler ve velîler, Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğu’da birçok yörenin Türkleşmesinde, İslamlaşmasında önemli bir rol oynamıştır. 
Türkler, İslâmda da bilimin, okuma yazmanın çok yüce tutulduğunu görmüşler, bu da kendilerinin çok köklü bilim sevgilerini sürdürmelerini kolaylaştırmıştır. 
Türklerin Müslüman olmaları ve Batı’ya doğru ilerledikçe Araplar ve İranlılarla ilişkilerinin artması sonucu, Arapça ve Farsça aydınların dili üzerinde giderek artan bir etkide bulunmuş, halkın kullandığı Türkçe ise bu etkiden epey uzak kalabilmiştir. Ancak, yükseköğretim ve bilim dili genel olarak Arapça olmuştur. Türkler, İslamiyet’e geçişle beraber, Kur’an yazısını da benimsemişler ve bu yazıyı 1928 yılma kadar kullanmışlardır. Karahanlılar (840‐1212), Türk eğitim tarihinde önemli bir yer tutar. Bu devlet içinde eğitim ve bilim çok yüksek bir düzeye ulaşmıştır. iç Asya ve Maveraünnehir’de Karahanlılar dışında çok sayıda başka Müslüman Türkler de bulunuyordu. Bunlar bazı Türk‐Arap‐İranlı karışımı devletlerin kalmasında etkili oldukları gibi, ayrı Türk devletleri de kurmuşlardır. Karahanlıların ve İç Asya Türklerinin Müslüman olmaları, esas olarak yerleşik bir düzene geçmeleri, eğitimlerini şekillendiren iki büyük etmendir. Mısırʹda kurulan Tolunoğulları inanç farkı gözetmeksizin bilim insanlarına büyük önem vermişlerdi. Bu durum Mısırʹı bilim merkezi hâline getirmişti. Fakihler, âlimler ve murraddisler ülkeye yerleştirilerek halkın eğitimine katkı sağlanmıştı. Mısırʹda kurulan diğer Türk‐İslam devleti olan İhşidoğulları zamanında da bir önceki dönem uygulamaları devam ettirilmişti. Uygurların tarih sahnesinden çekilmesinden sonra onun yerine kurulan KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 5 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Karahanlılar döneminde Trükler kitleler halinde İslam dinine geçmeye başladılar. Bilhassa Satuk Buğra Han’ın Müslüman olarak Abdülkerim adını almasından sonra bu süreç daha da hızlandı. Karahanlılar döneminde eğitim, Türk‐İslam kültürünün etkisi ile gelişmiştir. Bu dönemde açılmaya başlayan medreseler, Osmanlıların yıkılışına kadar yaklaşık bin yıl Türk ve İslam coğrafyasında en önemli eğitim kurumları olarak varlığını sürdürmüştür. Karahanlılar döneminde gelecek kuşaklara ışık tutacak birçok bilim adamı yetişmiştir. Bunların yazdığı eserler yüzlerce yıl hem Batı’da hem de Doğu’da temel başvuru eserleri arasında yerini almıştır. Bu bilim adamlarının yetişmesi ve eserlerini vermelerinde Karahanlı hükümdarları ve devlet adamlarının bilim adamları ve bilimsel faaliyetleri desteklemelerinin büyük payı vardır. İlk Türk İslam Devletleri Dönemi Eğitim Kurumları Karahanlılar dönemindeki eğitim kurumlarını örgün ve yaygın eğitim kurumları olarak iki gruba ayırabiliriz. Karahanlılar kendilerinden sonra kurulan Türk‐İslam devletlerine örnek oldukları için bu dönemde ortaya çıkan eğitim kurumlarını ayrıntılı olarak ele alacağız. Karahanlıların bu kurumlara katkılarını izah etmeye çalışa‐ cağız. Daha sonraki devletler döneminde ise bu kurumlar ile ilgili yenilikleri ve değişiklikleri belirtmekle yetineceğiz. Eğer yeni bir eğitim kurumu ihdas edildi ise onu ilk ortaya çıkaran devlet döneminde yine ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Örgün eğitim kurumları medreseler ve her mahallede olan mekteplerdir. Yaygın eğitim kurumları ise rıbat (hankah), cami, mescit, kütüphane, tekke ve zaviyeler şeklinde sıralayabiliriz. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 6 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Örgün Eğitim Kurumları Medreselerin kuruluşunda Uygurlar Döneminde tapınaklarda yapılan eğitimin etkisi vardır. Ayrıca Türklerin İslam dinini kabul etmeleri ve diğer İslam devletlerindeki ʺDarül Hikme, Beytül Hikme ve Darül İlimʺ adlı eğitim‐öğretim kurumlarının da etkisi oldu. Türk‐İslam eğitim kurumları olan medreseler, Karahanlılar zamanında yapılmaya başlandı. Dönemin ilk medresesi Semerkantʹta Tabgaç Buğra Han tarafından kuruldu. Bu kurumların oluşturulmasında Uygurlarda başlayan tapınaklardaki eğitim çalışmalarının yanı sıra, İslamiyet’i yeni kabul eden Türk boylarının inançlarının pekiştirilmek istenmesi etkili oldu. Gazneliler Döneminde de medreseler kurularak eğitim‐öğretim faaliyetinde bulunmuşlardır. Medreseler; cami, kütüphane, genel eğitimin verildiği oda, çalışma odaları, halkın ders dinlemek üzere katılabileceği çalışma salonları, öğrencilerin ve öğretmenlerin kalacağı odalar ile dinlenme alanlarından oluşmaktaydı. Böylece öğretmen ve öğrenci arasında gerçekleşen eğitim çalışmasına halkın da katılımı sağlanmıştı. Medreselerin fizikî yapısı da eğitimin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine ve burada bulunanların rahat bir ortamda çalışmasına uygun hâle getirilmişti. Karahanlılar Müslüman olunca, kendileriyle çağdaş Abbasi Devleti’nde mevcut medreseleri de aldılar. Bu kurumlar kısa zamanda ülkenin her tarafına yayıldı. Semerkand, Buhara, Taşkent, Balasagun, Yarkent, Kaşgar gibi kentlerde çok sayıda medrese kuruldu. Karahanlı hükümdarlarının bilime, eğitim öğretime önem vermeleri, bilim adamlarını korumaları nedeniyle toplumun eğitim düzeyi yükseldi. Karahanlı hükümdarlarının medreselerin kurulup yayılmalarına çok önem vermelerinin bilim sevgilerinden başka iki nedeni daha vardı: 
Medreselerden, yeni Müslüman olan Türklerin yeni inanışlarını pekiştirme aracı olarak yararlanmak, KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 7 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ

Medreselerden çevrelerindeki Şiilere karşı kendi Sünnî‐Hanefi inançlarının üstünlüğünü koruma aracı olarak yararlanmak. Batı Karahanlı Devletinin ünlü hükümdarı Tamgaç Buğra Kara Han’ın 1065/66’da vakıf yoluyla Semerkand’da yaptırdığı medresenin kuruluş belgesi günümüze kadar gelmiştir. Burada, medresede görevli müderrise ve öteki görevlilere, sayıları 50 civarında bulunan öğrencilere dolgun maaş ve burs verildiği görülür. Ayrıca, zamanla paranın değer kaybedeceği düşünülmüş ve ödemelerin ileride altına göre belirli bir oran içinde yapılacağı belirtilmiştir. Karahanlılarda medresenin yöneticilerine ʺfakihʺ öğretmenlerine ʺmüderrisʺ denilirdi. Medrese müderrisinin ve yöneticisinin seçimi Semerkantʹtaki ilim adamlarınca gerçekleştirilmekteydi. Bu uygulama ile eğitim kurumlarının dış etkilerden uzak tutulması, akademik özerklik ve özgürlüklerinin sağlanması bakımından önemliydi. Öğrencilere verilen burslarla onların sadece eğitime odaklanmaları sağlanmaktaydı. Medrese çalışanlarına verilen ücretler yaptıkları işe göre belirlenmekteydi. Medreseye vakfedilen gelirin ekonomik şartlardaki değişimden olumsuz etkilenmemesi amacıyla gerekli tedbirler de alınmak Kendinden önceki eğitim kurumlarını örnek alarak daha da geliştiren Büyük Selçuklular, ileri bir düzeyde eğitim sistemi oluşturmuşlardı. Bu dönemde eğitim çalışmaları; okuma‐yazma, temel dinî bilgiler ve Kurʹan‐ı Kerim öğretimi ile başlamaktaydı. Planlı, programlı ve kurumsal nitelikte olmayan bu eğitim, cami ve mescitlerde yapılmaktaydı. Büyük Selçuklular Karahanlılar ve Gazneliler dönemlerinde açılarak faaliyet gösteren medreseleri geliştirdiler. İlk Selçuklu medresesi Tuğrul Bey tarafından Nişaburʹda açıldı. Nizamülmülk tarafından ilki Bağdatʹta kurulan Nizamiye Medresesi Türk eğitim tarihinde bir dönüm noktası oldu. Önceki dönem medreselerinin süreklilik göstermemesi, sistemli bir yapı ve eğitim programlarının olmaması gibi olumsuzluklar giderilerek medrese eğitimi kurumsallaştırıldı. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 8 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Medreselerde Okutulan Dersler  Din ve Hukuk Dersleri  Dil, Edebiyat Dersleri  Felsefe Dersleri  Müsbet Bilim Dersleri  Kurʹan okuma  Arap Edebiyatı  Felsefe, Tıp  Tefsir, Farsça  Mantık, Cerrahi  Hadis, Nahiv, Riyaziye  Fıkıh, Sarf, Hesap  Kelam, Hitabet, Hendese  Şiir, Müsellesat  Cerh ve Tadil Nücûm  Tarih, Heyet  Edeb , Tabiiyat Yaygın Eğitim Kurumları Rıbat(Hangah‐Kervansaray): Karahanlılar döneminde sınır güvenliğini sağlamak amacı ile kurulan bu yapılar zamanla mescit, medrese, aşhane, derslik, hamam gibi çeşitli müştemilatlar ile donatılmışlardır. Karahanlılar döneminde sayıları on binleri bulmuştur. Bu yapılar daha sonra gelen Türk‐
İslam devletlerindeki eğitim kurumlarına da örnek olmuştur. Burada öğrenciler ve eğitim almak isteyen kimselere destek verilmiştir. Karahanlılar dönemi için Ribatımelik, Daya Hatun Kervansarayı ve Akçakale Kervansarayı bu yapılara örnektir. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 9 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Cami ve Mescit: Cami ve mescitler sadece ibadet etmek için yapılan yapılar değildir. Bu yapılar şehir ile bütünleşmiş ve şehre kimlik verecek şekilde planlanmışlardır. Aynı zamanda camiler, Müslümanların günlük bir araya geldikleri şehrin ve toplumun sorunları ile ilgili görüşlerini dile getirdikleri mekânlardır. Camilerde çocuklara ve yetişkinlere her gün ikindi namazı öncesi ve sonrası, cuma ve bayram namazlarında vaazlar verilerek toplumun aydınlanması sağlanmıştır. Vaazlar sadece dini konularla sınırlı olmayıp toplumu ilgilendiren her konuyu içerisine almaktaydı. Tekke ve Zaviyeler: Yukarıda saymış olduğumuz eserlerin dışında tekke ve zaviyelerde önemli eğitim kurumları arasındadır. İslamiyet’in Anadolu, Balkanlar ve diğer alanlarda yayılmasında çok büyük bir önemi olan zaviye ve tekkelerin izlerini her yerde görmek mümkündür. Tekke ve zaviyeler herhangi bir tarikata mensup dervişlerin, bir yerleşim yeri veya yol üzerinde gelip geçenlerin yeme ve içme ihtiyaçlarını sağlamak amacı ile yapmış oldukları hayır binalarıdır. Zâviyeler yeni feth edilen yerlerin İslamlaşmasında önemli görev ve sorumluluk üstlenmişlerdir. Kütüphane: Kitap ve kütüphane Türk‐İslam kültürünün en önemli eğitim unsurları arasındadır. Karahanlılar döneminde de birçok kütüphane kurulmuştur. Bunlar bir cami veya eğitim kurumunun içerisinde olduğu gibi ayrı yapılar halinde de yapılmışlardır. Karahanlılar Dönemi Türk Eğitimine Katkı Sağlayanlar Farabi(870‐950) Bir kale komutanının oğlu olan Fârâbî, Maveraünnehir bölgesinde bulunan Farab (Otrar) kasabasının Vesic köyünde 259/870’de dünyaya gelmiştir. Fârâbî’nin nesebi hakkında farklı görüşler vardır. Bu anlamda onun çeşitli nedenlerden dolayı Farisi ve Arap olduğunu söyleyenler de vardır. Ancak son dönemlerde yapılan ciddi KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 10 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
araştırmalar onun Türk olduğunu ortaya koymaktadırlar. Bu anlamda bir çok delil vardır. Bunlardan en önemlisi isminde bulunan “Tarhan Uzluğ” ifadesidir ki, bu ismin Türk ismi olduğunda hiç şüphe yoktur.. Fârâbî ilk eğitim ve öğrenimine küçük yaşta Vesic de başladı. Ancak daha sonra 9‐10 yaşlarında iken Farab’a giderek orada ilim öğrenimine devam etti. Böylece ilim öğrenmek için birçok ilim merkezini dolaşmıştır. Vesic’de kadılık yapmış olan Fârâbî, bu dönemlerde Aristo’nun kitaplarını okuyarak felsefe ile tanıştı. Vesic’deki ilmi hayatından memnun olmayan Fârâbî, öteden beri özlemini duyduğu, o dönemin ilim ve kültür merkezlerinden biri olan Bağdat’a gitmeye karar verdi (310/922) Fârâbî Bağdat’a gitmeden felsefeden habersiz değildi. Aristo’nun kitaplarının tamamını okumuştu. Hatta Aristo’nun “K. Nefs”ini yüz kez okumuş ve kitabın kenarına bunu kendi el yazısı ile yazmış. Yine Aristo’nun “Semai Tabia” kitabını da kırk kez okumuş, o felsefe öğreniminin en önemli bölümünü Bağdat’a geldikten sonra elde etmiştir. Bağdat’ta bir Hıristiyan olan Ebu Bişr Matta b. Yunus’tan mantık dersleri aldı. Bu dönemde ders aldığı diğer bir hocası da, Harranlı Yuhann b. Haylan’dır. Fârâbî, Bağdat’ta ayrıca meşhur dil bilgini Ebu Bekr Muhammed İbnü’s‐Serrac (v. 316/928)’dan Nahiv dersleri almış, Fârâbî’de Serrac’a Mantık dersleri vermiştir. Yaşı ilerledikçe tasavvufi yaşantıya yönelen ve musikiden hoşlanan bir ruh hali içine giren filozofumuz, Bağdat’taki siyasi ve mezhep kavgalarından son derece huzursuz olup, 330/942’de Bağdat’tan ayrılarak bu günkü Suriye‐Şam bölgesine geçti. Bir müddet Şam’da kaldıktan sonra Halep’de hiçbir ırk ayırımı yapmadan, ilim adamlarına çok değer veren Seyfuddevle Ebu’l‐Hasan Ali b. Abdullah b. Hamdan et‐
Tağlibi’nin (v. 356/966) sarayına gitti. Ancak o, hiçbir zaman sarayın rahat ve lüks yaşamına kapılmadı ve saraydan kısa bir süre ayrıldı. Fârâbî bir komutan oğlu olmasına rağmen, çocukluğundan itibaren komutan çocuğu olmanın imkânlarından yararlanmamıştır. Biyolojik zevklerinin ve KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 11 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
güzelliklerinin geçici olduğunu kabul ederek, bu güzelliklerin çoğundan kendini uzak tutmuş, sade bir hayatı seçmiş, darlık ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Bu tasavvuf ağırlıklı hayata özellikle Bağdat’a geldikten sonra önem vermiştir. Şam’daki lüks saray hayatını terk edip, sade bir hayat yaşamaya başlaması onun maddi değerleri önemsemeyişinden kaynaklanmıştır. Bu hayat tarzı ölünceye dek sürmüştür. Türk eğitim tarihinde, ilk kez doğrudan eğitim bilimine ilişkin görüşler ileri sürdüğü bilinen düşünür Farabi’dir. O, öğretimde yöntem konusunda, kolaydan zora gidilmesini istemiş, böylece çok değerli bir öğretim ilkesi ortaya atmıştır. Ona göre, öğretimde önce Aritmetik ve Geometriden başlanmalıdır. O, üç tür eğiticiden söz eder: Aile reisi, aile fertlerinin, öğretmen, çocuk ve gençlerin, devlet başkanı, milletinin eğitimcisidir Fârâbî Bağdat’ta ve Mısır’da pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Ancak bu öğrencilerin bir ikisinin dışında pek fazla bilgimiz yoktur. En ünlü öğrencisi Ebu Zekeriyya Yahya b. Adiyy (v. 364) dir. Fârâbî’nin yaşadığı dönem itibariyle bizzat ders vermediği, ancak eserleri ile yetişmesine hocalık seviyesinde tesir ettiği, İbn Sina (Avicenna)’yı da öğrencileri arasında sayabiliriz. Nitekim İbn Sina, Aristo’nun “Maa’de’t‐Tabi’a” isimli eserini 40 kez okuduğunu ve hiçbir şey anlamadığını, daha sonra Fârâbî’nin “A’raz ve ma ba’de’t‐tabi’a” sını okuyunca Aristo’nun bu kitabını ancak anladığını belirtir. Fârâbî, 339/950’de 80 yaşlarında iken Şam’da öldü. Her ne kadar Beyhaki onun Dımaşk ile Askalân arasında yolunu kesen eşkıya tarafından öldürüldüğünü iddia ediyorsa da bu rivayet tamamen bir yakıştırmadan ibarettir. Naaşı Şam’da o dönemlerde Babu’s‐Sağir denilen bir kabristanlığa defnedilmiştir. Ancak günümüzde Fârâbî’nin kabrinin tam olarak nerede olduğu tespit edilememiştir. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 12 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Fârâbî, Bağdat’a gittiğinde Türkçe, Farsça ve birazda Arapça biliyordu. Bazı kaynaklarda 70 kadar dil bildiği ileri sürülür. Ancak bunun gerçeği yansıtmaktan çok, ona duyulan hayranlığın bir göstergesi olsa gerek. Genelde Fârâbî’nin Türkçe, Farsça, Arapça ve biraz da Yunanca bildiği kabul edilebilir. Felsefesi Fârâbî’ye ikinci öğretmen anlamına gelen Muallim‐i Sani lakabı verilmiştir. Bu unvanın ona veriliş nedenlerinden biri, Samani hükümdarının ricasıyla ilk felsefe ansiklopedisi niteliğinde ve muallimi evvel olarak kabul edilen Aristo’nun eserlerine denk bir içerikte olan “et‐Ta’limu’s‐Sani” isminde bir eser yazmasından dolayıdır. Ancak Fârâbî’nin bu eserinden Katip Çelebi (v. 1069/1658)’nin Keşfu’z‐Zünun an Esâmi’l‐Kütübi ve Funûn’dan başka bir temel kaynakta bahsedilmez. En önemli nedeni ise; Fârâbî’nin mantık sahasında önemli atılımlar yapmış olmasıdır. Mantık hocası olan Ebu Bişr Matta’yı bu sahadaki çalışmaları ile geride bırakmış, Aristo’nun Kitabu’l‐Burhan’daki tespitleri anlaşılır hale getirdi ve mantık bilimine bazı katkılarda bulundu. Fârâbî’nin yetişmesine ve eserlerine yansıyan fikirlerine, kaynaklık eden üç önemli unsur vardır. Bunlar; Türk kültürü, Yunan felsefesi ve İslam dinidir. Bu üç düşünce ve kültürün izleri onun eserlerinde görülebilir. İslam Aristoculuğu da denen bu ekol, aslında İslam dünyasında tam ve mutlak anlamda bir Aristoculuk olmayıp, ayrı bir özellik taşır. Fârâbî’nin, Aristo’nun fikirlerinin yanında Eflatun’un fikirlerine de önem vermiştir. Ayrıca bu ekole Yeni Eflatunculuğun, İslam’ın, İskenderiye ekolünün ve hatta Harran Sabii tesirlerini de ilave etmek gerekir. Böylece Fârâbî İslam dünyasında ilk defa Kindi’nin başlattığı felsefi harekete ve onun şekillendirdiği Meşşai akıma, kendi inanç ve kültürünün temelini oluşturan, uluhiyet, nübüvvet ve mead akidesinin yanı sıra Eflatun ve Yeni Eflatunculuktan aldığı bazı unsurları da katarak eklektik bir sistem kurmuştur. Hatta Fârâbî ve İbn Sina yeri geldikçe Aristo’dan farklı düşünmüşler ve onu eleştirmekten KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 13 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
de geri durmamışlardır. Fârâbî’nin düşüncesinin oluşumuna etki eden kaynaklardan biri de İslam dini ve kültürüdür. O felsefeyi derin dini yaşantısı içinde öğreniyordu. Müslüman bir ailenin çocuğu olarak yetiştiği ve kadılık yapacak derecede İslami eğitim görmüş bir insan olduğu unutulmamalıdır. Dini inancına sıkı bir şekilde bağlı olan Farabi, felsefî zeminin küfre doğru çok kaygan olduğuna inanıyordu. Biz bunu Allah’a yapmış olduğu duasında açık bir şekilde görmekteyiz. Diğer taraftan düşünürümüzün iyi bir filozof olabilme noktasındaki tavsiyeleri değerlendirildiğinde onun İslam’a birinci derecede önem verdiği anlaşılmaktadır. Fârâbî Kur’an’ın ve hadislerin tesirinde kalarak İslamî bir hayat sürmüştür. İslam’ın dışında bir yaşam biçimine değer vermemiştir. Bilime ve dini hayata eşit şekilde önem verdiği şu sözlerinde açık bir şekilde görülmektedir. “Felsefe ilmine başlamadan önce, arzu ve isteklerin sadece fazilete yönelmesi için, bedenin biyolojik ve nefsin din dışı isteklerini yenerek ahlakı düzeltmek gerekir. Gerçekte yüksek iyilik işte budur. Sanıldığı gibi maddi zevkler gerçek erdem olamaz. Erdem, ahlakı iyileştirmekle kazanılır. Bu ise sadece sözde değil, davranışlarda da kendini göstermelidir.” Fârâbî’ye göre insan aklının ulaşabileceği en genel kavram olan varlığı kuşatacak daha külli bir kavram bulunmadığından dolayı onun tanımı yapılamaz. Fârâbî varlığı zorunlu ve zorunsuz varlık olarak iki kısma ayırır. Zorunlu varlık; kendiliğinden öteden beri var olan, sebepsiz ve tek olan Allah’tır. Zorunsuz ya da mümkün varlık; kendiliğinden var olmayan, sonradan bir sebeple varlığa gelebilen, zorunlu varlık tarafından sudur yoluyla var edilen varlıklardır. Yeni Eflatunculuktan izler taşıyan onun sudur nazariyesi, “birden ancak bir çıkar” prensibinden hareketle semavi akıllarla işlerlik kazanır. Fârâbî, alemin yaratılışı anında zaman mefhumunun olmadığını, zamanın gezegenlerin yaratılışından sonra, bu gezegenlerin hareketiyle meydana geldiğini benimser. Ona göre zaman hareketin birimidir. Bu fikrine bağlı olarak ta, alemin ezeli olduğunu kabul ettiği sanılmıştır. Zamanla çeşitli araştırmalara konu olan bu eserlerin bir kısmı Türkçe, Latince, İbranice, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Rusçaya tercüme edilmiştir. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 14 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Farabi’nin Eğitim Görüşleri 
Eğitim’de bireyin önemi üzerinde duran Farabi, eğitimin amacının bireyi mutluluğa ulaştırmak olduğunu ifade eder. 
Ona göre aile reisi ailenin eğitiminden sorumludur. Toplumun temel taşı olan çocuklar ve gençler bir eğitimci tarafından eğitilmelidir. Milletin eğitilmesinde devlet başkanına da büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Farabi’nin eğitim görüşü geleneksel Türk eğitim anlayışı ile uyuşmaktadır. Çünkü dönemin siyasetname türü eserlerinde, devlet başkanının topluma karşı görev ve sorumlulukları vardır. Bunlardan birisi de toplumun çağın gereklerine göre yetiştirilmesidir. 
Öğretmen öğretimde ilk önce kolaydan başlamalıdır. Daha sonra diğer konuya geçmelidir. Bir konu öğretilmeden diğerine geçilmemelidir. 
Çocuğun disiplini konusunda da görüşler bildiren Farabi, orta yolun tercih edilmesini tavsiye eder. İbn‐i Sina(980‐1037) Buhara yakınlarında Afşana köyünde dünyaya gelen İbn‐i Sina, başta tıp olmak üzere Türk eğitimine yüzlerce kitap ile katkı sağlamıştır. İbn‐i Sina’nın en önemli yönlerinden birisi de Türk eğitimine yaptığı katkılardır. İbn‐i Sina günümüzden bin yıl önce çocuk eğitimi konusunda modern eğitimin tespitlerini ortaya koymuştur. Kendisine, Aristo ve Farabi’den sonra gelen üçüncü öğretmen anlamında muallim‐i sâlis denen İbni Sina (980‐1037), gerek Türk gerek dünya felsefe, tıp ve eğitim tarihinde çok önemli bir yer tutar. Ebû Ali el‐Hüseyin b. Abdullah b. Sînâ, Türk‐İslâm düşünce ve bilim tarihinin en seçkin simalarından biridir. Hayatını, öğrencisi Cüzcanî’ye anlatmıştır. Bu sebeple, hayatı hakkındaki bilgiler hem fazla KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 15 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
hem de kesindir. Bu biyografiye göre İbni Sînâ’nın babası Abdullah Belhli’dir; Sâmânoğulları iktidarı sırasında, memuriyeti dolayısıyla Buhâra’nın önemli yerleşim yerlerinden biri olan Hormisen’e göç etmiş, buraya yakın bir başka yerleşim yeri olan Efşene’den evlenerek oraya yerleşmiş, İbni Sînâ da burada 980 yılında (H. 370) doğmuştur. Kültür seviyesi yüksek ve tahsilli bir ailenin üyesi olduğu anlaşılan ve annesinin özel ilgisiyle eğitilen İbni Sînâ, bilim hayatına, Buhâra’da özel hocalar nezaretinde önce Kur’an ve edeb ilimlerini öğrenerek başlamıştır. On yaşına geldiğinde hem Kur’an’ı ezberlemiş, hem de Kur’an’a dayalı ilimlerin ve sözü edilen edeb ilimlerinin tahsilini tamamlamıştır. Bu arada evlerinde Mahmud el‐
Messah’dan Hint matematiği öğrenmiştir. Yaşı küçük olmasına rağmen o, herkesi şaşkınlık ve hayrete düşürecek derecede bir bilgi seviyesine ulaşmıştır. Bu, İbni Sînâ’nın zekâ yaşının son derece ileri olduğunu göstermektedir. İbni Sînâ’nın, erken yaşlarda ileri düzeyde eğitim almaya başlamasının sebebi, gerek annesi gerekse babasının eğitim seviyelerinin yüksek oluşuna ve içinde bulundukları çevrenin eğitim durumuna bağlı olsa gerektir. Evleri, felsefe, geometri ve Hint matematiğinin sürekli konuşulup tartışıldığı bir eğitim kurumu niteliğindedir. Hanefi mezhebine mensup olan İsmail ez‐Zâhid’den, fıkıh ve metodolojisi, Buhâra’ya gelen felsefe ve mantık bilgini Abdullah en‐Nâtılî’den yine özel derslerle mantık okumuştur. Çok kısa sürede Nâtılî’den okuduğu mantık kitabı İsagoji’yi (Porphirios’un mantık kitabı) kavramış, yaptığı yorumlarla hocasını şaşkına çevirmiştir. Öklides’in geometrisi ve Ptolemaios (Batlamyus)’un Mecesti isimli astronomi kitabını, kendi gayretiyle sonuna kadar okuyup hocasına kendi yorumlarını da katarak açıklamış; Nâtılî, bu kitapları, İbni Sînâ’nın izahlarıyla anlamış ve nihayet bu kadar küçük yaştaki bir dehaya hocalık yapamayacağını fark ederek Buhâra’dan ayrılmıştır. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 16 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Buradan itibaren çeşitli felsefe kitapları okuyan, felsefede belli bir mesafe aldıktan sonra tıp tahsiline başlayıp, kısa zamanda bu alanda da kendisini yetiştirip tanındığını belirten İbni Sînâ, gerek hastalıkların teşhisi gerekse tedavileriyle ilgili ilaçların tayin ve tespitinde de başarılar elde etmiştir. Bu, onun yalnız teorik tıpta değil, aynı zamanda tıbbın uygulama alanında ve eczacılıkta da ileri seviyede olduğunu göstermektedir. Bu yüzden tıp alanında kendisini yetiştirmiş olan pek çok tabibe dersler verdiğini ifade etmektedir. Tıpla ilgilenirken, felsefe ve fıkıhla da ilgisini kesmemiştir; bütün bunları yaparken o, henüz 16 yaşındadır. Buradan itibaren tekrar düşünce bilimlerine yönelen İbni Sînâ, geceli gündüzlü tam bir buçuk yıl, kısa süreli dinlenmelerle okuyarak mantık, fizik ve matematikte en ileri seviyeyi yakalamıştır. Anlamakta güçlük çektiği Aristo’nun “Metafizik” isimli kitabını, Fârâbî’nin “Fî Ağrâdi Kitabi Mâ Ba‘de’t‐tabîa” (Metafizik Kitabının Maksatları Hakkında) isimli kitabını okuyarak ayrıntılarıyla birlikte kavramış ve felsefesini, sağlam temeller üzerine kurmuştur Bu sıralarda Sâmânî hükümdarı Nuh b. Mansur’un tedavi edilemeyen hastalığını tedavi ederek sarayın hekimleri arasına alınmış ve saray kütüphanesinde bulunan felsefe, tıp, edebiyat, fıkıh vs. alanlarıyla ilgili birçok kitabı okuma fırsatı bulmuş ve kendi ifadesiyle, 18 yaşına geldiğinde artık okuma ihtiyacı hissetmeyecek kadar bilgi sahibi olmuştur. İbni Sînâ, tıp alanında kendisine “eş‐Şeyh er‐Reîs” unvanını getirecek olan bilgi seviyesine, daha çocukluk ve gençlik yıllarında ulaşmıştır. Saraydaki hekimliği sırasında, el‐Arûzî isimli bir tanıdığının ricası üzerine, matematik dışındaki bütün bilimleri içine alan “el‐Hikmetü’l‐Arûziyye” isimli ilk eserini yazarak eser üretme dönemine başlamıştır. İbni Sînâ’nın, 21. yaşında başlayan ve ömrünün sonuna kadar süren yazı hayatını içine alan bu süreç, o güne kadar KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 17 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
tuttuğu notlarını, kendi düşünceleriyle de birleştirerek, çağlar boyunca insanları aydınlatacak olan ölümsüz eserlerin ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur. İbni Sînâ, babasının ölümünden sonra, Buhara’dan Gürganc’a gitmiş; Bîrûnî ile İbni Sînâ arasında bilimsel münazaralar gerçekleşmiştir. Bu sıralarda Gazneli Devleti hükümdarı Gazneli Mahmut, Emir Ali b. Memun’dan, uhdesinde bulunan alimleri kendi sarayına göndermesini istemiş, İbn Sînâ, felsefeye karşı olduğunu bildiği Sultan’ın bu çağrısına katılmayıp Gazneli Mahmut da bu hususta ısrar edince Gürganc’dan ayrılıp, önce Nesa’ya oradan da değişik vilayetlere göç etmiştir. Nihayet Cürcan’a yerleşen İbni Sînâ, burada, biyografisini anlatacağı öğrencisi Ebû Ubeyd el‐Cüzcânî ile tanışmıştır. İbni Sînâ, Cürcan’da ilme saygılı biri olan Ebû Muhammed eş‐Şîrâzî’nin kendisine sağladığı rahat ortam ve geniş imkânlar içerisinde öğretim faaliyetleri ve bilimsel aktivitelerde bulunmuş, bir kısım kitaplarını burada yazmıştır. Kânun isimli tıp kitabının baş taraflarını da burada iken oluşturmuştur. Bir süre çalışmalarını burada sürdüren İbni Sînâ, buradan Rey kentine giderek Büveyhi Valisi Mecdüddevle’nin hastalığını, buradan Hemedan’a giderek Mevdüddevle’nin kardeşi olan Büveyhi Hükümdarı Şemsüddevle’nin kulunç hastalığını tedavi ederek, dostluğunu kazanmış; vezirlik makamına getirilmiştir. Orduda huzursuzluk olunca vezirlikten azledilmiş; hükümdarın hastalığının nüksetmesi üzerine tekrar saraya çağrılıp hastalığı tedavi ederek ikinci kez vezirliğe atanmıştır. Gündüzleri devlet işleri ile ilgilenip, gecelerini talebelerine ve yazdığı eserlerine ayıran İbni Sînâ, sıhhatine dikkat etmeyen Şemsüddevle’nin ölümü üzerine görevinden kendi isteğiyle ayrılmıştır. Kâkûyî Emiri Alâuddevle’ye mektup yazarak oraya gitmek istediğini belirtmiş ve mektuplaşma fark edilince için, Ferdecan Kalesi’nde hapsedilmiş, dört ay süren KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 18 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
mahkumiyeti, Alâuddevle’nin Hemedan’ı almasıyla sona ermiştir. Bu mahkûmiyet sırasında Şifâ’yı tamamlamış, bazı felsefî ve tıbbî eserler de yazmıştır. Yanındakilerle birlikte Isfahan yakınlarındaki Taberân’a gelen İbni Sînâ, Alâuddevle’nin yanındayken matematik, musiki, kozmografya gibi konularla ilgilenmiş, Necat ve Danişnâme‐i Âlâi’yi tamamlamış, mevcut takvimlerdeki yanlışlıkları düzeltmek için astronomiyle ilgilenmiş, bir kısım aletler icat ederek gözlemlerinde kullanmıştır. Gazneli Sultanı Mes’ud b. Mahmud’un Isfahan’ı alması sırasında İbni Sînâ’nın evi ve kütüphanesi kargaşada yağmalanınca, gerek bu olaya üzüntüsü gerekse hususi hayatına fazla dikkat edememesinden dolayı Alâuddevle’nin maiyyetinde bir seferde bulunduğu sırada sağlığı bozuldu. Daha önce muhtelif insanları başarıyla tedavi ettiği kulunç hastalığından, çabucak kurtulmak için kendisini tedavi etmeye başladı. Ancak tedavinin dozunu ayarlayamayınca bağırsaklarında yaralar oluştu. Bir yandan hareket halindeki orduya ayak uydurmaya çalışırken bir taraftan da tedavisine devam eden İbni Sînâ’nın rahatsızlığı giderek arttı ve epilepsi rahatsızlığı da kendini gösterdi. Cüzcani, Isfahan’a gelince İbni Sînâ’nın burada kısmen iyileştiğini, bilim meclislerine tekrar katıldığını, fakat ihtiyatı elden bırakarak kendisine bakmayınca ve hasta haliyle Alâuddevle’nin Hemedan seferine katılınca, hastalığın nüksettiğini belirtmektedir. Hemedan’a geldiklerinde artık tedavinin fayda vermeyeceğini anlayan İbni Sînâ, tedaviyi bırakarak artık kaderine razı bir halde beklemeye başladı ve birkaç gün sonra da vefat etti (1037). Hemedan’da defnedildi, kabri buradadır. İbn‐i Sina’nın Eğitim Görüşleri İbn‐i Sina eğitimin insanın yeteneklerini ortaya çıkarılması olarak tanımlar. İbni Sina’nın eğitim görüşleri, yeni eğitim denen ve XVIII. yüzyıldan (özellikle J.J. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 19 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Rousseau’dan) beri gelişen görüşlerle karşılaştırılınca aralarında önemli benzerlikler bulunduğu görülür. 
İbni Sina, hangi sınıf ve statüde olursa olsun, her çocuğun eğitilmesini istemiş, böylece demokratik bir görüş ileri sürmüştür. 
İbni Sina, meslek eğitimine çok önem vermiştir. 
İbni Sina, çocuğun okul içinde kendi yaşıt ve arkadaşlarıyla eğitilmesinin önemini belirtmiştir. 
İbni Sina, öğretmenin çocuğu tanıması, onun yetenek ve kabiliyetlerini fark etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. O, böylece, bireysel farklılıkların göz önünde tutulmasını istemiştir. 
İbni Sina, çocuğun zevk ve ilgilerinin genel ve meslekî eğitimde göz önünde tutulmasını istemiştir. 
İbni Sina, oyun’un çocukluğa özgü bir faaliyet olduğunu söylemiş, böylece, yeni eğitimin önemli ilkelerinden birini dile getirmiştir. 
İbni Sina, deneye, gözleme, nedenleri araştırmaya dayanan bir eğitim‐ öğretim önermiştir. 
İbni Sina, çocuk üzerindeki baskıların olumsuz sonuçlarına dikkati çekmiş ve disiplin alanında günümüz verilerine uygun görüşler ileri sürmüştür. Şu halde, İbni Sina’nın XVIII. yüzyılda Batı’da yeni eğitim akımını başlatan JJ.Rousseau’yu etkilemiş olduğu düşünülebilir. Onun eserleri Lâtinceye çevrilip yüzyıllarca Batı’da okunduğu için bu pekâlâ mümkün görünmektedir. Modern ve kalkınmış toplumların vazgeçilmezlerinden olan zorunlu eğitimi İbn‐i Sina günümüzden (1014) yaklaşık bin yıl önce ortaya koymuştur. Ona göre altı yaşına gelen çocuk okula gönderilmeli ve on dört yaşına kadar eğitilmelidir. İbn‐i Sina öğretmenin yumuşak huylu olmasının çocuk üzerinde olumlu izlenimler bırakacağını dile getirir. Çocuklar bir arda ve toplu şekilde KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 20 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
eğitilmelidir. Böylelikle İbn‐i Sina sosyalleşmenin okulda başlayacağı konusunda da görüşlerini bin yıl önce ortaya koymuştur. İbn‐i Sina’ya Göre Eğitim Türleri: Zihni Öğretim: Sınai Öğretim: Telkini Öğretim: Tedibi Öğretim: Taklidi Öğretim: Tenbihi Öğretim: Kaşgarlı Mahmud(1008‐1105) Kaşgarlı Mahmud yaklaşık olarak 1008 yıllarında Kaşgar’da dünyaya gelmiştir. Karahanlı soyundan Hüseyin Çağrı Tegin’in oğludur. Kaşgarlı Mahmud meşhur Dîvânü Lügati’t‐Türk isimli eserini Türk illerini onbeş yıl gezerek oluşturmuştur. Bu eser aynı zamanda Türkçenin ilk sözlük ve dilbilgisi kitabıdır. Kaşgarlı eserini 1072 yılında Bağdat’da yazmaya başlamıştır. Eserine 1077 yılında son şeklini vererek Abbasi halifesinin oğlu Ebu’l Kasım Abdullah’a sunmuştur. Kaşgarlı 1080 yılında ata yurdu Kaşgar’a döner ve burada Mahmudiye Medrese‐ sinde müderrisliğe başlar. Vefatına kadar burada binlerce öğrenci yetiştirir. 2008 yılı Kaşgarlı Mahmud’un doğumunun bininci yılı münasebeti ile Kaşgarlı Mahmud yılı ilan edilmiştir. Kaşgarlı’ya Göre Eğitim Kaşgarlı eserinde çocuk yetiştirilmesi ile ilgili bilgiler verir. Aynı zamanda onun eserinden, eski Türklerin oynadıkları çocuk oyunları hakkında da bilgi sahibi olmaktayız. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 21 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Kaşgarlı’nın Eğitim Metodu Kaşgarlı Mahmud hazırlamış olduğu eserinde özelikle dil öğretimi konusunda bazı ipuçları verir. 
Dil öğretiminde metin çözümle üzerinde durur. 
Kuralların örnekler ile desteklenmesinin önemini vurgular. Yusuf Has Hacip (1017?‐1077) Türk eğitimi üzerine paha biçilmez görüşleri olan Yusuf Has Hacip yaklaşık 1017 yıllarında Karahanlı şehirlerinden Balasagun’da dünyaya gelmiştir. Kutadgu Bilig isimli eseri eğitim üzerine görüşlerde içermektedir. Eser 1070 yılında Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han (Ebû Ali Hasan bin Süleyman Arslan)ʹa sunulmuştur. Eğitim kitabı olmanın yanı sıra siyasetnâme ve nasihatnâme özelliği de taşıyan Kutadgu Bilig, Karahanlılar döneminin ilmi ve eğitim yönü hakında da önemli bilgiler vermektedir. Eser, 4 ana unsur ve bu 4 unsuru temsil eden sembolik şahsiyetler üzerine kurulmuştur. Şahsiyet Meslek / Görev Temsil / Sembol Kün‐Togdı Hükümdar Adalet Ay‐Toldı Vezir Mutluluk (Bilgeliği Temsil) Ögdülmiş Vezirin Oğlu Akıl (ya da bilgi) Odgurmış Bilge Kişi (Vezirin Akrabası) Akıbet (Yaşamın Sonu) KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 22 PFS105
TÜRK EĞİTİM TARİHİ
Ahmet Yesevi (1093‐1166) Ahmet Yesevi Karahanlıların önemli şehirlerinden birisi olan Yesi’nin Sayram kentinde 1093 yıllarında dünyaya gelmiştir. Divan‐ı Hikmet isimli eseri Türk eğitim ve tasavvuf tarihi açısından önemli bir eserdir. Ahmed Yesevi’nin sevenleri ve takipçileri Anadolu’da İslam’ın yayılmasından önemli rol oynamışlardır. Edip Ahmet Yükneki(XII. yüzyıl) XII. yüzyılda yaşamış olan Edip Ahmed’in bırakmış olduğu Atabetü’l Hakayık isimli eseri sayesinde Karahanlılar dönemi eğitim sistemi hakkında bilgi sahibi olmaktayız. Eser eğitimde ahlaki değerin önemi hakkında önemli bilgiler içermektedir. Kaynakça Akyüz, Yahya. Türk eğitim tarihi. Ankara: Pegem Akademi Yayınları (2008). Binbaşıoğlu, Cavit. Türkiye’de eğitim bilimleri tarihi. İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları 2795 (1995). Güven, İsmail. Türk eğitim tarihi. Naturel yayıncılık, 2010. Özkan, Selim Hilmi. Türk eğitim tarihi ders notları. İstanbul, 2014. Sağlam, Mustafa. Türk eğitim tarihi. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayını, 2007. KBUZEM Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 23 
Download

gözat - Karabük Üniversitesi