MODERN TÜRKİYE’NİN EĞİTİM SİSTEMİNİN
2. TEŞKİLAT ŞEMASI VE HİYERARŞİK YAPISI
GELİŞİM TARİHİ VE SORUN ALANLARI
Oluşu gereği değişimden ve gelişimden kaçınması mümkün olmayan toplum hayatında eğitim talebinin ve
talep çeşidinin artışı, insanların daha nitelikli bir eğitim alma arzusu, her an maliyetleri artan eğitim faaliyetine
kaynak temin etme zorunluluğu ülkelerin yöneticilerini, hangi düzeyde olursa olsun eğitim süreçlerinde yer
alanları sorunları aşma yönünde çalışmalar yapmaya ve çabalamaya zorlamaktadır. Bir yandan mevcut sorunlar
çözülmeye çalışılırken diğer yandan bu çözüm arayışları yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
Bilim ve bağlı olarak teknoloji alanındaki her yeni gelişme bazı sorunları çözerken, insanın eğitimine dair yeni
sorunların ortaya çıkmasına neden olmakta, bu kez de bunlara çözüm yolları bulmak için yeni araştırmalar ve
çalışmalar yapılması, yeni anlayışlar geliştirilmesi zorunlu olmaktadır. Bu yüzden eğitim sistemleri genişleme
kabiliyetinden yoksun bırakılmamalıdır. Sistemin teşkilat şeması ve hiyerarşik yapısı buna uygun olmalıdır.
Modern Türkiye’nin Eğitim Sisteminin oluşumunu Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemine, 3.Selim’in
yönetiminden itibaren “üstünlüğü kabul edilen” batının eğitim sistemlerine uyum sağlamak amacıyla girişilen bazı
yeniliklere, daha sonra da köklü değişikliklere kadar dayandırabiliriz. Bu dönemden itibaren sivil ve askeri yeni
okullar açmanın yanında yeni eğitim nizamnameleri (tüzük) hazırlandı. Bu arada geleneksel eğitim kurumları olan
medreselerin sayısına ve yapısına ilk başlarda pek müdahale edilmese de, aksaklıkları düzeltmek için tepkileri de
göze alarak Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında bazı küçük adımlar atıldı.
Başkent İstanbul dışına atanan ilim adamları ve memurların bir kısmı atandıkları görev yerlerine
gitmeyerek kendi yerlerine vekillerini gönderiyorlardı. Bunun önüne geçmeye çalışmakla işe başlanıldı. Çünkü
sorunlar ve aksaklıklar İstanbul dışında çok daha fazlaydı. Yenilikler ve değişiklikler İstanbul dışındaki bölgelere
pek yansımıyordu. Önce matbaanın yaygınlaşması sağlanarak eğitim, bilim ve kültür alanında önemli gelişmelerin
kolayca takip edilmesi amaçlandı. Yabancı dillerden bazı kitaplar çevrilip yayımlandı. Sözlükler bastırıldı. Sarayda
Tercüme Odası açılıp yabancı dil bilen memurlar yetiştirilmeye ve istihdam edilmeye çalışıldı. Kütüphanecilik
geliştirildi. Gazete ve dergi yayımları başladı. Bu gazete ve dergilerden çoğu Fransızca, Ermenice, Rumca, Arapça,
İbranice, Almanca, Farsça, İngilizce idi.
Yapılan yenilikler ve düzenlemelerin etkili olması ve halk tarafından benimsenmesini sağlamak için
eğitimin başkent İstanbul dışında da yaygınlaştırılmasına çalışıldı. Okuma yazma öğrenmek ve çocukların
ilkokullara (Sıbyan Mektepleri) gitmesi zorunlu hale getirildi. Bu okula 4 yaşında başlayan çocuklar bir çeşit Okul
Öncesi (anaokulu) Eğitimi de alıyorlardı. Daha sonra modern ilköğretim okulları olan İptidailer açıldı. İlköğretimin
ikinci kısmı olan Rüştiyelerin sayısı artırıldı. İdadiler (Ortaokul) ve Sultaniler (Liseler)’in sayısı ve niteliği de
artırılmaya çalışıldı. Bu yeni okullar daha çok Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerde açıldı.
Müze, Arşiv ve Kütüphanecilik alanlarında da önemli atılımlar yapıldı. Vakıf kütüphanelerinin eser
katalogları ile birçok şehrin fotoğraflarının yer aldığı albümler hazırlandı.
Öksüz, yetim ve bakıma muhtaçlar için Islahhaneler, Darul Aceze ve Darul Eytamlar da açılmıştır.
Buralarda meslek öğretici sanat eğitimleri de verilmiştir.
Tıbbiye ve Harbiye mektepleri ile ortaokullarda görev yapan batılı öğretim görevlilerinin yabancı dille
eğitim vermesi, batıdaki aydınlanma fikirleri ile batı eğitim ve siyaset anlayışının Osmanlı’da da yaygınlaşmasını
hızlandırdı. Batı eğitim sistemine kabaca adapte edilmiş bu derme-çatma sistemin öğretmenlerinin yetiştirilmesi
için de yeni eğitim kurumları açıldı. Batılı anlamda ilk üniversite Darul Fünun bu amaçla kuruldu. Yükseköğretime
yabancı dil öğrenme şartı getirildi ve ders vermek için batı ülkelerinden öğretim üyeleri davet edildi. Mesleki ve
teknik okullarda ilim, fen ve sanat eğitimi verilmeye başlandı. Hatta sadece kız öğrencilerin eğitim aldığı meslek
okulları açıldı. Bu okullara bayan öğretmen yetiştirme çalışmaları bile başladı.
Bu gelişmelerden sonra eğitim alanında iki başlı bir sistem ortaya çıktı. Geleneksel eğitim kurumları olan
Medreseler Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde Kazaskere bağlı idi. 16. yy.’ın ortalarında dönemin güçlü
Şeyhülislamları Kazaskerlikten sonra Şeyhülislam olmaya başladıktan sonra Kazaskerlerde Şeyhülislamlık
makamına bağlandı ve dolayısıyla Medreseler de Şeyhülislama bağlanmış oldu. Eğitimi tabana yaymak, okuryazar sayısını arttırmak amacıyla açılmaya başlayan batı tipi yeni okullar Maarif Nezareti’ne (Eğitim Bakanlığı)
bağlandı.
Osmanlı Devletinin bilim ve eğitim alanlarında gerilediğinin farkına varıldıktan sonra, Batı anlayışını ve
kurumlarını örnek alarak kötü gidişatın önüne geçme çabalarının olduğu bir dönemde, Fransız Akademisini örnek
alan bir çeşit Bilimler Akademisi olarak Encümen-i Daniş kuruldu. Encümen-i Daniş’e, Tanzimat’tan sonra batıdaki
kurumlara benzer olarak kurulan ilk resmi kurumdur diyebiliriz.
Bu kurulun kurulması ile açılması düşünülen, dile getirilen ilk üniversite Darülfünun da okutulacak olan
ders kitaplarının ve halkın kültür seviyesini yükseltecek telif ve tercüme eserlerin hazırlanması hedeflenmiştir.
Halkın anlayabileceği sade bir dille hazırlanan bu kitaplarla Türkçe’nin gelişmesine hizmet etmek de
amaçlanmıştı.
Encümen-i Daniş’in nizamnamesinde (tüzüğünde) çok sayıda dahili üyenin yanında, yedek üyelerin ve
harici üyelerin seçim usulü de belirtildi. Birinci ve ikinci başkan olmak üzere iki başkan ile yönetilecek Kurul’un,
dâhili üyelerinden siyasetçilerin dışındakilerin ilim veya fen alanlarından en az birisinde uzman olmaları, kitap
tercüme edebilecek kadar Batı ve Doğu dillerinden en az birine vakıf, bilgili ve tecrübeli olmaları, Türkçe’ye hakim
olmaları isteniyordu. Harici üyelerin ise Türkçe bilmesi şart değildi. Hangi dilden yazarlarsa yazsınlar bilim ve
eğitime hizmet etmeleri yeterli görülüyordu. Bilim ve eğitimle ilgi yazacakları raporları ve eserleri kuruma
göndermeleri yeterliydi.
Encümen’in dâhili üyesi olarak bilim adamlarının dışında, çokça siyasetçi, asker ve bürokrat da vardı.
Harici üye olarak da ünlü şarkiyatçıların (Avusturyalı tarihçi Hammer, İngiliz dilci Redhouse, Fransız dilci Bianchi
vb.) yanında Müslüman olmayanlardan ve Müslüman olanlardan bazı önde gelen kişiler de yer almıştır.
Büyük ümitlerle kurulan Encümen-i Daniş, ilk üniversitemiz olan Darülfünun’un bir türlü açılamaması, bu
dönemde çıkan Kırım Savaşı’nın ekonomik alandaki olumsuz etkileri, birtakım sivil ve asker bürokratın “Şeref
Ünvanı” olarak, kurum tüzüğüne uygun olmadığı halde üye alınması ve bunların bilimsel toplantılara bile katılmak
istemeleri, ikinci plana düşen uzman üyelerin heyecanlarını kaybetmesi vb. nedenlerden dolayı kurum kuruluş
amacını gerçekleştiremeden, hizmetlerini on yıl bile sürdüremeden sona ermiştir.
Bugün bile varlığına ihtiyaç hissedilen “Eğitim Akademisi” kimliğindeki Encümen-i Daniş gibi bir kurumun,
gerçek amacını gerçekleştiremeden adını unutturması ne kadar üzücüdür.
1992 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol Milli Eğitim Akademisi kurmak için Başbakan Turgut
Özal’ı ikna ettikten sonra, asker kökenli olduğundan Askeri Akademiyi iyi bilen Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in
kısa zamanda onaylamasıyla 30.04.1992 tarih ve 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanunun 55. maddesinde Milli Eğitim Akademisi’nin Milli Eğitim Bakanlığı’nın bağlı kuruluşu olarak yer
almasını sağlamıştır. Ancak bu kuruma 2009 tarihine kadar işlerlik kazandırılamamıştır. 21 Mayıs 2009 tarihinde
dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in gayretiyle ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yönlendirmesiyle
Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun çıkartılarak Milli Eğitim Akademisi’ne işlerlik kazandırılmaya çalışılmıştır.
Bugün birçok önemli eğitim kurumunun tarihine bakılırsa Tanzimat döneminin izlerine rastlanır. Bugün
bile tartışılan, konuşulan birçok konu veya benzerleri, o dönemde de konuşulmuş, tartışılmış, gündeme gelmiştir.
Modern Türkiye’nin Eğitim Sistemini bugün anlamaya ve iyileştirmeye çalışacak kişilerin, Tanzimat Dönemini ve o
dönemde yapılanları, konuşulanları, tartışılanları bilmelerinde yarar vardır. Okuma-yazma bilmenin teşvik
edilmesi, ilkokulun zorunlu olması ve yaygınlaştırılması, dernekler ve vakıflar aracılığı ile okullar yapılması, seküler
eğitim-dini eğitim tartışmaları, anadilde eğitim, yabancı dil öğretimi, kızlara ayrı okul açılması, karma eğitim,
öğrencilere forma (özel kıyafet) giydirilmesi gibi konular daha o zamanda bile tartışılıyordu.
Eğitimin başkent dışında da yaygınlaştırılması, sıbyan mekteplerinin ıslahı, kız çocuklarının eğitimi, eski
öğretim metotlarının yenilenmesi, ortaokul ve liselerin sayılarının artırılması Tanzimatla birlikte hızlandı. Modern
okul binalarının yapılması ve okul çeşitlerinin ve sayılarının arttırılması ise daha çok 2. Abdülhamid döneminde
gerçekleşmiştir.
2. Abdülhamid Döneminde (1876-1908), daha önce 1869’da yayımlanan Genel Eğitim Nizamnamesi’nin
(Tüzük) işlerlik kazanması için yoğun çaba harcanmıştır. Bu dönemde özel okullar altın çağını yaşarken, hayatın
tüm alanlarına hitap edecek çok sayıda modern okulun açılışı da gerçekleştirilmiştir. Eğitimin İstanbul dışında tüm
ülke topraklarında da yaygınlaşması için adeta bir “Eğitim Seferberliği” yaşanmıştır. Devletin otoritesinin tüm
ülkenin en uzak köşelerinde bile varlığını hissettirmesi ve halkı uyandırmak amacıyla, ihtiyaç hissedilen alanlarda,
gösterişli binalarda okullar açıldı. Bütün bunların yapılmasını teşvik eden ve yönlendiren 2. Abdülhamid dönemi,
aynı zamanda sansür, baskı ve özgürlük kısıtlamalarının yoğun olduğu ve muhalefet edenlerin susturulduğu,
sürgün edildiği dönem olarak da algılanır.
Eğitim Bakanlarının sık değişmesi, eğitim anlayışı ve uygulamalarındaki istikrarı ve gelişmeyi önleyen en
önemli faktörlerden birisidir. 1848-1880 yılları arasında 32 yılda 31 kez Eğitim Bakanı değişikliği yapıldı. 2.
Meşrutiyet’e geçiş çok sancılı başladı. 1908-1909 yıllarında 10 aylık dönemde 7 Eğitim Bakanı değişti. 1908’den
itibaren Anayasası ve Meclisi bulunan bir ülke olarak Osmanlı Devleti’nde daha çok idari düzenlemeler yapılırken,
eğitime dair yeni arayışlar da devam etti. Balkan Savaşlarıyla birlikte milliyetçilik akımının etkisi, “Milli Eğitim” e
ilgiyi de artırmıştır.
Emrullah Efendi tarafından hazırlanan İlköğretim (Tedrisat-ı İptidaiye) Kanunu Meclis tarafından kabul
edildi. Böylece Sıbyan Mektepleri, İptidailer ve Rüştiyeler İlköğretim Okulları olarak birleştirildi ve süresi 6 yıla
çıkartıldı. 7 yıllık İdadiler, Sultaniler (liseler) haline getirildi ve sayıları artırıldı.
Okul öncesi eğitim kurumları son dönemde açılıp yaygınlaşmaya başlasa da, bu okullar için önceden
bayan öğretmen yetiştirilmediği için Ermeni ve Musevi bayanlarla öğretmen ihtiyacı karşılanmaya çalışılırken,
1915 yılında bu okullar için de bir yönetmelik yayımlandı.
1912 yılında sivil ve askeri Tıbbiyeler (akademiler) birleştirilerek 1900 yılından beri kesintisiz eğitim veren
Darülfünun (Bugünkü İstanbul Üniversitesi) bünyesinde Tıp Fakültesi olarak hizmet vermeye başladı ve
Darülfünun’un fakülte sayısı 5’e çıkartıldı. Başka ülkelerden de bilim adamları getirilmesinin yanı sıra Türk bilim
adamlarına da kadro sağlandı ve ciddi gelişmeler görüldü. 1914 yılında kız öğrenciler için de şube açılırken,
Edebiyat ve Fen Fakülteleri ile 3 yıllık eğitim alan üniversite öğrencilerinin dönemi başladı. Ama 1914 yılında
başlayan I. Dünya Savaşı’nın getirdiği ağır yük ve yanlış yönetim anlayışı diğer eğitim kurumlarının yanı sıra ilk
üniversitemiz olan Darülfünundaki gelişmeleri de durdurdu. 1919 yılında da bu ilk ve tek üniversiteye ilmi özerklik
verildi.
Tanzimat dönemine girilirken İstanbul’da 40 civarında Katolik okul vardı ve bunların en eskileri 1609’da
açılan St. Benoit Koleji ile 1841 de İzmir ve İstanbul’da açılan Saint Joseph Kolejleri idi. 1830’da ilk Osmanlı-ABD
anlaşması imzalanınca Protestan Okulları da kurulmaya başladı. 1856’da okunan Islahat Fermanı’nda ki; “Osmanlı
tebası olan herkes, devlet okullarının yönetmeliklerindeki şartları yerine getirerek askeri ve mülki okullara kabul
olunur.” cümlesinin gereği olarak azınlık okulları kuruldu ve yaklaşık 10 yıl sonra Fransa Hükümeti bir nota
vererek Osmanlı Hükümetinin azınlık okullarına kamu bütçesinden yardım etmesini, taşra merkezlerde
ortaöğretim kurumları açmasını, ilköğretimi yaygınlaştırmasını, Müslümanlar ve Hıristiyanlar için ortak bir
üniversite açmasını, meslek okullarının ülke genelinde yaygınlaştırılmasını istedi. Bunun etkisiyle kız
ortaokullarına azınlıkların kız çocukları da alındı. 1863 te İstanbul’da Robert Koleji ve Merzifon da Amerikan Koleji
açıldı. 1868’de Galatasarayı Lisesi açıldığında, bu okulda Türkçe’nin hiç okutulmaması ve konuşulmaması
istendiyse de, İstanbul Yahudileri buna itiraz ettiler! Tevfik Fikret, Galatasarayı Sultanisi (Lisesi)’nin Doğu’nun Batı
ufkuna açılan ilk penceresi olduğunu söylemiştir.
Tanzimatla birlikte hızla çoğalan Katolik okullarda 6000 dolayında kız ve erkek öğrenci okuyordu. 1910
yılında Protestan okulların sayısı 430’a, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı ise 22.474’e ulaşmıştı. 1900’lü yılların
başlarında Osmanlı Devleti’nin topraklarında 10’u yüksek, 46’sı orta öğretim seviyesinde, 1450’si de ilköğretim
seviyesinde olmak üzere Azınlık Cemaatların açtığı 1506 tane okul vardı ve bu okullarda yaklaşık 60 000 öğrenci
öğrenim görüyordu. Daha sonra yabancı cemiyet ve şirketler de özel okullar açmaya başladılar.
Yabancı okullar çoğaldıkça devlet tarafından denetimleri de zorlaştı. Azınlıkların eğitimi amacıyla açılan
bu kolejlerin sayıları artarken, zamanla misyoner okulları haline geldiler. Yabancı okulları denetleyebilmek ve
buralarda devletin kontrolünü sağlamak için 1915 yılında Özel Okullar Yönetmeliği çıkartıldı. Özel Okullar
Yönetmeliğinin 3. Maddesinde “cemaat” deyiminden ne anlaşılması gerektiği açıklandı. Böylece azınlıklara hitap
eden bu okullarda eğitim dili olarak ilgili azınlık cemaatin dili kabul edildi. 6. Maddesinde Türkçe öğretiminin
önemi üzerinde durulurken, Türkçe, Türkiye Tarihi ve Türkiye Coğrafyası derslerinin Türkçe olarak ve Türk
öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğu getirildi. Yabancı cemiyet ve şirketlerin kendi adlarına özel okul
açmaları yasaklandı. Özel Öğretmen Okulu açılması Eğitim Bakanlığının iznine bağlandı.
Meşrutiyet döneminin milliyetçi akımı, yabancı okulların çok düzenli olmasının karşısında Türk okullarının
geriliği ve yetersizliğini çokça eleştirmeye başlayınca, 1915’ten sonra çalışmalarına izin verilen 5 Amerikan, 4
Alman, 4 İtalyan, 3 Avusturya ve 1 İran okulu dışındaki yabancı okullar kapatıldı. 1. Dünya Savaşı devam ederken,
sıkı denetimler sonucu Azınlık ve Yabancı Okulların bir kısmına Devlet el koydu. Savaştan yenilgiyle çıkıldığında
Osmanlı Hükümetince kabul edilen Sevr Anlaşması çerçevesinde, Özel Öğretim Yönetmeliğinin yürürlükten
kaldırılması, Yabancı ve Azınlık Okullarına her türlü özerklik ve özgürlük verilmesi istendiyse de, Ankara Hükümeti
ve Meclisi, Özel Okul Yönetmeliğinin geçerliliğini kabul ederek işlemleri buna göre yürütmüştür.
1910-12 yıllarında Eğitim Bakanlığı yapan Emrullah Efendi, eğitimin her aşamasında görev yapan bir
bakan olarak yayınladığı ilk genelgede zihin eğitimine ve ahlak eğitimine değindi. Kendisine ait “Tuba Ağacı”
teorisine göre, eğitimi, Kuran-ı Kerimde tanımlanan kökü yukarıda ve dalları, meyveleri aşağıda olan Tuba ağacına
benzeterek, eğitim kurumlarında yeniliğin en tepedeki üniversiteden başlaması gerektiğini savundu.
Yine önemli bir eğitimci olan Satı Bey, Öğretmen Okulları (Daru’l-Mualllimin) müdürü iken bu görüşe karşı
çıkarak; ilkokulu, ortaokulu, lisesi yeterli olmayan bir ülkede üniversitenin de yeterli olamayacağını savundu.
Daru’l-Muallimin’İn (Öğretmen Okulları) müdürü Satı Bey, öğretmen yetiştiren bu okulda kişisel girişimleri ile ilk
kez pedagoji dersi koydu. Din ve ahlak kavramının yanında vicdan kavramını da gündeme getirdi. Öğretmen
Okulu’na bağlı bir “Uygulama Okulu” kurdu ve bu okulun programına müzik, beden eğitimi, elişi derslerini de
koydu.
1923-1950 döneminde Cumhuriyeti kuranların partisi olarak bilinen Halk Partisi, yeni düzeni koruyacak ve
kökleştirecek yönetici ve yürütücü kadroları yetiştirmede eğitimi en önemli araç olarak görmüş ve modern eğitim
sistemini buna uygun olarak oluşturmuştur. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal bir konuşmasında; “Bütün
köylüye okumak, yazmak, vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafi, tarihi, dini ve ahlaki bilgi
vermek ve dört işlemi öğretmek eğitim programımızın ilk hedefidir.” diyerek, Milli Eğitim’in dini ve ahlaki bilgi
vermekten uzak bir eğitim olamayacağını, dini ve ahlaki eğitimin Milli Eğitim’in dışında kalamayacağını da
vurgular. Atatürk, beynelmilel özellikleri olmayan bir dini ve ahlaki eğitimin, Milli Eğitim içinde yer bulabileceğini
belirtir.
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra kurulan yeni Cumhuriyet,
eski beynelmilelci ve dini eğitim anlayışını tamamen reddederek terk etmiş ve yeni nesillerin yeni ve milli
anlayışla yetiştirilmelerini sağlayacak bir eğitim sistemi oluşturmuştur. Ümmet kavramından ulus kavramına
doğru yön verdiği vatandaşlarına yeni düzenin gerektirdiği nitelikleri kazandırmaya çalışmıştır. Bu dönemde
eğitim sisteminde daha çok gelişmiş Avrupa ülkelerinin eğitim anlayışının etkisi olmuştur. Avrupalı birçok bilim
adamına teknik konularda raporlar (1924’te Dewey, 1925’te Kühne, 1926’da Buyse’ye) hazırlatılmış ve bu
raporlar doğrultusunda Türk Milli Eğitim Sistemi oluşturulup geliştirilmeye çalışılmıştır.
Osmanlı Devleti’nin son zamanlarındaki uzun savaş yıllarının da getirdiği kargaşa ortamında toplumun
büyük kesiminde bilgisizlik ve yoksulluk hakimdi. Eğitim ve öğretim yöntemleri de bilimsel gelişmelerdeki geri
kalmışlığa paralel olarak yetersiz kalmıştı. Eğitim politikalarında ve uygulamalarında istikrarsızlık hakimdi. Bütün
bu nedenlere bağlı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Atatürk, yapmayı düşündüğü büyük değişime
uygun şekilde tevhid-i tedrisat (öğretim birliği) kanununu çıkartarak ve harf inkılabını yaparak Türk Eğitim
Sistemindeki dönüşümü gerçekleştirdi. Ancak Atatürk’ün yeni Türkiye ve yeni Milli Eğitim için zorunlu gördüğü dil
ve yazı inkılabı ile tevhidi-i tedrisat düzenlemesinin Osmanlı’da bazı devlet adamları ile aydınlarca da tartışıldığını,
İttihat ve Terakki döneminde de gündeme geldiğini, ama uygulanamadığını bilmekte yarar var. Yeni anlayışın tüm
halk tabakalarına yayılmasını sağlamak amacıyla “Millet Mektepleri” ve “Halkevleri” açtırıldı. Süreç içinde
okullarda Arapça ve Farsça dillerinin öğretimi, ve din dersleri de tamamen kaldırıldı.
Ankara’da bilim, kültür ve eğitim çalışmalarını yönlendirmek ve planlamak için “Heyet-i İlmiye” kuruldu
ve 1923-24-25 yıllarında üç yıl üst üste toplandı. Heyet-i İlmiye, yeni Cumhuriyet’in bilim, kültür ve eğitim işlerinin
düzenli yürütülmesinde hem yeni fikirlerle yardımcı olmuş, hem de bir nevi kontrolörlük görevi yapmıştır. Teori
ve uygulamalarda eğitimle ilgili olan, dönemin önemli aydınlarından Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, İ. Hakkı
Baltacıoğlu, Ahmet Ağaoğlu, Y. Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Şemsettin Sami ve İhsan Sungu’dan
oluşan Heyet-i İlmiye, somut öneriler ve uygulamalarıyla Türk eğitim Sisteminin kurulmasında ve şekillenmesinde
etkili olmuştur. İsmail Safa Özer 1923’te, Vasıf Çınar 1924’te ve Mustafa Necati Bey de 1925 yılında zamanın
maarif vekilleri olarak bu heyete başkanlık etmişlerdir. Bu arada 25 Mart 1921 tarihinde kurulup ilk toplantısını
yapan telif ve tercüme heyetinin de yeni dönemde bilim, kültür ve eğitim alanlarına önemli katkıları olmuştur.
Heyet-i İlmiye 26 Mart 1926 tarihinde çıkarılan 789 sayılı Maarif Teşkilatına Dair Kanun’dan sonra kurulan
Talim ve Terbiye Dairesi’ne görevini devretmiştir. Talim ve Terbiye Dairesi ilk iş olarak Maarif Şûrası’nın
talimatnamesini (yönetmelik) hazırlayarak, 1933 yılında 2287 sayılı Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun çıkartılırken
Meclis Maarif Komisyonu’nun bu talimatnameyi kanun maddeleri haline getirmesini de sağlamıştır. Böylece
Maarif Şûrası (Milli Eğitim Şûrası)’nın kanuni dayanağı hazır hale getirilmiştir. Bu kanun çıkarılırken ilk kanuni
örgütlenmede Şûra’nın adı “Kültür Danışıtı” olarak konulmuş daha sonra da “Maarif Şûrası” olarak değiştirilmiştir.
Böylece Cumhuriyet Maarifi’nin eğitim-öğretim ve terbiye ile ilgili işlerinde, Talim ve Terbiye Dairesi’nce
hazırlanacak tüzük, yönetmelik, program ve esaslarla şûra üyeleri tarafından bu konularda yapılacak teklifleri
inceleyerek bir karara bağlayıp Maarif Vekil’inin onayına sunacak Maarif Şûrası (Milli Eğitim Şûrası) kurulmuş
oldu. 3 yılda bir toplanması ve ilk toplantısını 1935’te yapması öngörüldüyse de ancak 1939 yılında ilk toplantısını
yapabilmiştir. Bugüne kadar toplantı periyodunda bazı değişiklikler olsa da çoğunlukla düzenli olarak
toplanmıştır. Şûra yönetmeliğinde 1946, 1970, 1983, 1993, 1995, 1998, 2006, 2010 tarihlerinde bazı değişiklikler
yapılmıştır. Ülkede önemli siyasi ve toplumsal gelişmelerin yaşandığı dönemlerde bu gelişmelerden şûra da
etkilenmiştir. Toplandığı yıl iktidarda olan hükümetin ve hükümeti kuran partilerin sosyal ve ekonomik
görüşlerinden de etkilenmiştir. Şûra kararları ancak dönemin milli eğitim bakanı onaylandıktan sonra yasallaştığı
için, bakanın veya partisinin politikalarına uymayan kararlar önemsenmemekte veya hiç uygulanmamaktadır.
17-29 Temmuz 1939’da yapılan 1. Milli Eğitim Şûrası’nın açış konuşmasında dönemin MEB Bakanı Hasan
Ali Yücel; “….Girmiş olduğumuz yepyeni uygarlık yaşamının zorunlu ihtiyaçlarına göre yeniden kurulan ve bütün
öğretim derecelerinde gerçekleştirilmesini asıl görev bellediğimiz Kemalizm ilkelerinden hız alan eğitimimizin, bu
ilkelerden elde ettiği yararları göz önünde tutan TBMM kültür konularını Maarif Şûrası adıyla toplanacak yetkili
bir kurula incelettirmeyi yasal bir zorunluluk ile icra makamlarını sorumluluğuna bir ödev olarak vermiştir … İşleri
daima işlerin sahiplerinden dinlemek ve öğrenmekte yarar olduğuna inanıyoruz…” demiştir.
Modern Türkiye’nin Eğitim Sistemi’nin sorunlarının tespiti, tartışılması ve bu sorunları çözecek kararların
alınması için belirli aralıklarla toplanan Milli Eğitim Bakanlığı’nın en büyük danışma organı Milli Eğitim Şuralarıdır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni Türk eğitim sistemini oluşturmak için rapor hazırlatılan John Dewey’in
önerdiği, genel ve değişmez bir eğitim ideolojisi oluşturulması gerektiği doğrultusunda Kemalizm ideolojisi tek
parti yönetimince “Genel ve değişmez” temel eğitim ideolojisi olarak belirlendikten sonra, eğitimle ilgili yeni
politikalar üretecek, programlar geliştirecek bir kuruma olan ihtiyacı karşılamak üzere Talim ve Terbiye Dairesi
kuruldu. Bu kurulun amacını da zamanın Maarif Vekili Mustafa Necati şöyle İfade etmiştir:
“Diğer memleketlerde olduğu gibi bizim memleketimizde de genel eğitim meselelerini halletmek,
dünyadaki, eğitim akımlarını izlemek, yalnız okulların değil halk eğitiminin de esaslarını hazırlamak için Maarif
Vekilliği’nin dışında vekilliğe manevi kontrol görevi de yapacak bir kurula ihtiyaç vardır. “
Aynı bakan daha sonra Talim ve Terbiye Dairesi’nin kendine bağlanan umutları boşa çıkardığını, önderlik
görevini yapamadığını dile getirirken; Talim ve Terbiye Dairenin okullarda karma eğitime karşı gelmesini, Latin
alfabesinin kabul edilmesine karşı çıkmasını da eleştirmiştir. Gerçekleştirdikleri reformları Talim ve Terbiye
Dairesi’nin direnmesine ve karşı koymasına rağmen genç kurmayları ile birlikte başardıklarını belirten Maarif
Vekili Mustafa Necati Bey, Talim-Terbiye Dairesi’nin böyle önemli reformlara yardım etmezken, okul kitaplarının
incelenmesi ve yazdırılması gibi ikinci dereceden işlerle uğraştığını vurgulayarak suçlamıştır. Daru’l-Fünun
(Üniversite) ve öğretim üyeleri de aynı dönemde aynı gerekçelerle suçlanmış ve eleştirilmiştir.
1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkınca, daha önce Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı’na bağlı çalışan
479 medrese Eğitim Bakanlığı’na devredildi ve kapatıldı. Halbuki Kanun’un metninde medreselerin kapatılmasına
ilişkin bir hüküm yoktu. Medreseler, önce işlevleri başka bir kuruma devredildiği için işlevsiz kalmış, işlevsiz
kalması dayanak gösterilerek bir genelge ile kapatılmıştır. Ama, özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerindeki
medreseler yer altına inerek faaliyetlerini resmi olmayan yollarla ve çoğunlukla uygun olmayan şartlarda uzun
yıllar devam ettirmişlerdir. Bu bölgelere uzun yıllar yeterince yeni okullar da açılamamış, açılanlarına da
öğretmen bulunamamış ve bölge halkı adeta eğitimsizliğe mahkum edilmiştir. Sonraki dönemlerde doğu sorunu,
“Kürt sorunu” olarak adlandırılan isyan ve çatışmaların adeta tohumu ekilmiştir. Resmi ideoloji ile sorun yaşayan
muhalif görüşlü öğretmen ve bürokratlar da bu bölgeye “sürgün” edilerek, muhalif görüşlerini ve ayrılıkçı
düşüncelerini bölge halkına yayma imkanı bulmuşlardır.
Kapatılan medreselerin yerine 29 tane İmam Hatip Mektebi ve Darülfünun bünyesinde bir İlahiyat
Fakültesi açıldı. Bir yıl sonra bu İmam Hatip Okullardan dokuz tanesi kapandı. Ertesi yıl on sekiz tanesi kapatıldı ve
sadece iki tanesi kaldı. 1929-30 döneminde ise “ihtiyaç kalmamıştır” gerekçesi ile tamamı kapatıldı.
İlkokul ve ortaokul programlarından Din Dersi 1927 yılında çıkartıldı, ama köy ilkokullarının 4.ve 5.
sınıflarında 1940 yılına kadar haftada bir saat olarak program dışı okutulmaya devam edildi. 1929 - 1930 öğretim
yılı itibarıyla ortaokul programından Arapça ve Farsça dersleri de çıkartıldı.
Azınlıklara bağlı okullar ile yabancı okullar, uluslararası anlaşmalara bağlı olarak faaliyetlerini
yürütmelerine rağmen, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıktıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı ve
programlarından Din Dersi çıkartıldı. Türk Dili, Türk Tarihi, Türkiye Coğrafyası ve Yurt Bilgisi dersleri kondu. Tarih
dersinin de Türkçe okutulması karara bağlandı. Tevhid-i Tedrisat (Eğitim-Öğretim Birliği) Kanunu’nun metninde
Azınlık Okulları ve Yabancı Okullar hakkında bir hüküm bulunmamasına rağmen, bu okullar da Eğitim Bakanlığına
bağlanarak denetim altına alınmıştır. Yabancı Ülkeler, özellikle ABD bu uygulamadan rahatsız olmuş, bu konuyu
sözlü ve yazılı olarak dile getirmişlerdir. Lozan görüşmelerinde de en çok bu okullar ile misyonerler ve
kapitülasyonlarla ilgili konular gündeme getirilmiş ve tartışılmıştır.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde kurulan Darülfünun (Üniversite), hocaları inkılaplara ayak
uyduramadığı, değişimlere seyirci kaldığı, ülke yaşamının genel gidişatına uygun bir gelişme gösteremediği
gerekçeleriyle 1933 tarih ve 2250 sayılı üniversite kanunuyla kapatıldı ve yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.
Yeni üniversitenin milliyetçiliğe ve Türk inkılabının ideolojisi olan Kemalizm’e bağlı olacağı, hatta Türk ideolojisini
bu Üniversite’nin hazırlayacağı, zamanın Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip tarafından dile getirildi. Milli Eğitim
Bakanlığı bünyesinde kurulan üniversitenin öğretim üyelerinin çoğu Almanya’dan getirtilmiştir. Ankara’da Ziraat
Enstitüsü ile Hukuk Mektebi de bu dönemde açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, laikliği 1937 yılında resmen kabul etse de, süreç Tanzimat Fermanı’na kadar uzanır.
Laiklik, Osmanlı’nın yıkılışına kadar aydınlar ve yöneticiler arasında tartışılmış, Cumhuriyet’in ilanından sonra da
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkarılması, Hilafetin TBMM’nin manevi uhdesine alınması, Tekke, Zaviye ve
Türbelerin Kapatılması, Harf İnkılabı, Anayasadan “Devletin Dini, Din-i İslam’dır” cümlesinin çıkarılmasından
sonra, ancak 1937 yılında Anayasaya konmuştur. 1961 ve 1982 Anayasalarında da yerini ve önemini korumuştur.
Hatta 1982 anayasasında, “Değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddelerden birisi olmuştur.
Eğitim ve öğretimin dini bir temele göre teolojinin güdümünde yapılmaması prensibi olarak laiklik
kelimesi, eğitim alanında da her zaman karşımıza çıkar. Türkiye’de Başbakanlığa bağlı olarak oluşturulan Diyanet
İşleri Başkanlığının bünyesinde açılan Kuran Kursları, Hafızlık eğitimi ve İhtisas Eğitim Merkezleri, Tevhid-i Tedrisat
Kanununun ve laiklik ilkesinin ihlali olarak görülüp eleştirilmiştir.
Her ne kadar Diyanet İşleri Başkanlığının personeli Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda eğitiliyorlarsa
da, personelin hizmet içi eğitimini Başkanlığın kendisi yürütüyor. Aslında Diyanet İşleri Başkanlığının yaptığı en
önemli görevi olan İrşat görevi de bir eğitim faaliyetidir. Camilerde namaz vakti dışında imamların ve vaizlerin
yaptıkları da önemli bir eğitim faaliyetidir. Diyanet İşleri Başkanlığının yaptığı bu eğitim faaliyetlerini bile Tevhid-i
Tedrisat Kanununa aykırı bulup engellemek isteyenler de olmuştur. Tarih boyunca camiler genel halk eğitimine
olduğu kadar, özellikle yaz tatillerinde öğrencilerin, çocukların Kuranı Kerim, Siyer, Ahlak, İlmihal dersleri aldıkları
önemli bir eğitim kurumu olarak da değerlendirilmiştir. Hatta halkın meslekler, görgü ve nezaket, sağlık, çevre,
güvenlik, trafik vb. konularında eğitim alacakları biri ortam ve fırsat olarak camilerin değerlendirilmesin de birçok
yarar vardır.
Bu dönemde, Cumhuriyetçi nesil yetiştirmek ve en uzak köylere kadar halka Cumhuriyet’in temel
ilkelerini götürecek öğretmenler yetiştirmek için İl Öğretmen Okulları açılmıştır. Daha sonra Köy Öğretmen
Okulları ve ortaokullara öğretmen yetiştirmek için de Yüksek Öğretmen Okulları açıldı. Mesleki ve Teknik öğretim
alanında da Kız ve Erkek Meslek Öğretmen Okulları açılmıştır.
Atatürk’ün temelini attığı Türk Eğitim Sistemi İnönü döneminde din ve dini değerlerden daha da
soyutlanırken, laikliğe ve hümanizme yoğun vurgu yapılarak soyutlanma ileriki yıllarda da devam ettirildi. Bu
amaçla 1940-41 öğretim yılında üç tane lisenin birinci sınıflarında klasik şube açılarak eski Yunanca dersi de
okutulmuştur.
Köylüleri okur-yazar yapmak, Cumhuriyetin siyasi eğitimini verebilmek ve kalkınma atağını
gerçekleştirebilmek amacıyla Köy Enstitüleri 1940 yılında Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde
kurulmuştur. Köylerin ve köylülerin ihtiyacı olan öğretmen, sağlıkçı, ziraatçı gibi teknisyenleri yetiştirecek
okulların açılması amacıyla 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu çıkarıldı. Bu okullarda
eğitilecek öğrenciler köy ilkokullarından mezun olan sağlıklı ve yetenekli köylü çocukları arasından seçilecekti.
Önemli işlevler yerine getirmesi beklenen Köy Enstitüleri’nin 1943 yılına kadar bir programı bile olmamış, eğitimöğretim işleri ikinci planda tutulmuştur. Bu okulların açılışındaki amaçlardan birisi de köylerden şehirlere göçü
engellemekti. Bütün dünyada görülen köyden şehre göçün ülkemizde yaşanmaması için, köylü çocukların
köylerde kalması isteniyordu. Enstitüden beş yıllık eğitim alarak mezun olanlar yirmi yıl boyunca köylerde
mecburi öğretmenlik hizmetlerini tamamlamak zorundaydılar. Bu görevden kaçanlar bir daha devlet memuru
olamadıkları gibi, tazminat da ödemeleri gerekiyordu. Eğitim ile üretim birleştirilerek bu okullara hem teknisyen
hem de öğretmen yetiştirilmesi hedefleniyordu. Bu okulların binaları ile öğretmenlerin kalacağı lojmanların
inşaatları ve bakımı yöredeki köylüler tarafından yapılmak zorundaydı. 18-50 yaş arası her köylü, her yıl yirmi gün
Enstitü’nün işlerinde çalışmak zorundaydı.
Üç sınıflı tek öğretmenli köy okullarının 1939’da 4. Sınıfları, 1940 yılında da 5. sınıflarının açılması
tamamlanmıştır. 1948 yılında ilkokul programı, 1949 yılında Ortaokul programı yayınlanmıştır.
Ülkenin acil ihtiyacı olan ara insan gücünü yetiştirmek amacıyla teknik eğitime önem verilirken, 1941
yılında Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı olarak, Milli Eğitim Bakanlığının ikinci müsteşarlığı kurulmuştur.
Erkek Sanat Okulları 1942’den itibaren Erkek Sanat Enstitüleri’ne çevrildi, 1945 yılında da Kız Teknik Olgunlaşma
Enstitüleri açıldı.
10 Ekim 1946 da eğitim işlerinin sorumluluğunu yürüten bakanlığın adı Maarif Vekilliği iken, bu tarihten
sonra Milli Eğitim Bakanlığı olarak değişmiştir. 1950 yılında başlayan Menderes hükümetleri döneminde on yıl,
Maarif Vekaleti adı kullanılırken, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra yeniden Milli Eğitim Bakanlığı olarak
kullanılmaya başlamıştır.
Tek parti zihniyeti eğitim alanındaki değişiklikleri sıkı kontrol altında gerçekleştirdi. 1946 yılında çıkardığı
4396 sayılı yasayla üniversitelere özerklik tanıdı. O dönemde Türkiye’de İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik
Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi olmak üzere sadece üç tane üniversite vardı. Bu yasa çıkarılmadan önce
Anakara Üniversitesi’ne bağlı Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin öğretim üyelerinin çoğu sosyalist eğilimli
olduğundan, bu fakülte Ankara Üniversitesi’nin dışında bırakılarak özerklikten yararlanmasının önüne geçildi.
Kısa bir süre sonra da bu fakültedeki sosyalist görüşlü öğretim üyeleri görevlerinden uzaklaştırıldılar.
Üniversitelerin görevleri yeniden tanımlanırken, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ankara
Üniversitesi dışında yeni üniversiteler kurulmak istenmiş, ama kurulamamıştır.
Halkın talepleri ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada görülen değişikliklerin baskısıyla 1 Şubat 1949
yılında ilkokullara program dışı olarak Din Dersi konulmuştur.
1946 yılında çok partili döneme geçilirken kurulan Demokrat Parti (DP),1950 yılında seçimi kazanarak
Adnan Menderes’in başbakanlığında hükümet kurdu. Demokrat Parti hükümetleri, Avrupa Eğitim Sistemini örnek
alan Halk Partisi’nden farklı olarak Amerikan eğitim sistemini örnek almıştır. ABD’den uzmanlara raporlar
hazırlattırmış, bu raporlar doğrultusunda Türk Eğitim Sistemi dizayn edilirken, eğitim politikaları birimlere göre
belirlenmiştir. Karşılıklı ziyaretler ve ortak çalışmalar yapılırken, zaman zaman öğrenci, öğretmen ve uzmanlar
incelemeler yapmaları ve uygulamaları yerinde görmeleri için ABD’ye gönderilmiştir. Bu dönemde “Deneme
Lisesi”, “Fen Lisesi”, “Program Geliştirme”, Beslenme Eğitimi” gibi bazı kavramlar da ABD’den alınmıştır.
10 yıllık DP hükümetleri döneminde eğitimin milli ve ahlaki olması üzerinde durulmuş, ilk kez 1951 yılında
Ortaokul ve Lise düzeyinde İmam Hatip okulları açılmıştır. Bu okullarda Arapça dersi de verilmiştir. 1956-1957
öğretim yılında ortaokullara Din Dersi konularak, çocuklarının bu dersi almasını isteyen velilerin ders yılı başında
dilekçe vermeleri istenmiştir. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin bu konulardaki hassasiyeti ve çabası
anılmaya değerdir.
Köy ilkokullarının binalarını köylülerin yapma zorunluluğu kaldırılarak İl Özel İdareleri tarafından yapılması
sağlanırken, doğu ve güney doğu bölgelerinin köy okullarına öncelik verilmesi kararlaştırılmıştır.
Eğitim konusunda daha merkeziyetçi bir politika izlenmiş, üniversitelerin özerkliğine eleştirel tutum
takınılmıştır.
Bu dönemde 1953 yılında 5, 1957 yılında 6.sı düzenlenen Milli Eğitim Şuralarında alınan kararlar
çerçevesinde eğitim programlarında ve diğer konularda alınan kararlar hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Bolu’da ve
İstanbul’da Deneme İlkokulları açılmış, yabancı uzmanların raporları doğrultusunda devamlı ve sistemli
değerlendirmeler yapılan bu okullar, program geliştirme laboratuvarı işlevini yerine getirmişlerdir. 1957-1961
yıllarında okullarda temel kabiliyet testleri uygulanmıştır.
10 yıllık DP hükümetleri döneminde en çok mesleki teknik eğitime önem verilmiştir. Ülkenin hızlı
gelişmesiyle birlikte yetişmiş teknik insana olan ihtiyacın artması bu zorunluluğu doğurmuştur. Daha önce
ortaokul seviyesindeki Orta Sanat Okulları tedrici olarak kaldırılarak, lise seviyesindeki meslek okulları haline
getirilirken, bu okullara Müzik, Beden Eğitimi ve Yabancı Dil dersleri de konulmuştur. Ayrıca yetiştirici kurslar hem
kızlar için hem de erkekler için, hem köylerde hem de şehirlerde açılmıştır.
Yükseköğretimde Fakülte ve Yüksekokul seviyesinde okul sayısı ve öğrenci sayısında önemli bir artış
olmuştur. Erzurum’da Atatürk Üniversitesi, Ankara’da Birleşmiş Milletler desteğiyle, Ortadoğu ülkelerine de hitap
eden, İngilizce öğretim yapılan ODTÜ (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) kurulmuş, Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi
bünyesinde TODAİE (Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü) açılmıştır. Ankara’da Gülhane Askeri Tıp
Akademisi, İzmir’de Ege Üniversitesi ve Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesi de bu dönemde kurulmuştur.
DP hükümetleri döneminde (1950-1960) rapor hazırlatmak için Türkiye’ye getirilen 44 yabancı uzmandan
41 tanesi ABD’lidir. Bu uzmanlar Köy Eğitimi, Halk Eğitimi, Ortaöğretim, Teknik Okullar ve Öğretmen Yetiştirme
konularında raporlar hazırlamışlardır. Ford ve Rockefeller vakıflarınca parasal yönden desteklenen uzmanların
önerileri ile Çok Amaçlı Ortaokullar ve Deneme Ortaokul ve Liseleri açılmıştır.
Tek parti döneminde CHP’ye bağlı çalışan Halkevleri’nin bütün malvarlığına ve mülkiyetine el koyan yasa
DP tarafından çıkarıldıktan sonra Halkevleri fiilen kapanmıştır.
İlköğretim, ortaöğretim, tekniköğretim okullarında tek bir öğretmen yetiştirme sistemi uygulanma kararı
alındıktan sonra, Köy Enstitüleri de mevcut ilköğretmen okulları ile birleştirilerek tek tip öğretmen okulları
dönemine geçilmiş, böylece Köy Enstitüleri kapanmıştır.
27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra gerek askeri yönetimler gerek sivil hükümetler döneminde Avrupa ve
Amerika’nın Türk Eğitim Sistemine etkisi artarak devam etmiştir. Bu dönemde Kalkınma Planları ve Hükümet
Programlarında eğitim konularına çokça yer verilmiş, Milli Eğitim Şuralarında alınan kararlarla Türk Eğitim Sistemi
yönlendirilmiştir. Merkez teşkilatı ve mahalli teşkilatların yapılanmalarında, okul türlerinde, ortaöğretim ve
yükseköğretim giriş sınavlarında, tüm derslerin öğretim programlarında, tüm okulların ders programlarında ve
öğretim sürelerinde birçok değişiklikler yapılmıştır. Öğretmen yetiştiren okullar Öğretmen Liseleri ve 2 yıllık
Eğitim Enstitülerine dönüştürülmüştür. Erkek ve kız sanat Yüksek Öğretmen Okulları açılmış, daha sonra da bu
okullar Eğitim Fakültelerine dönüştürülmüştür. Eğitim Fakülteleriyle, öğretmen eğitimi üniversite düzeyinde bir
uzmanlık alanı olarak görülmeye başlamıştır. 1973’te çıkan Milli Eğitim Temel Kanunuyla da öğretmenliğin bir
uzmanlık mesleği olduğu hükmü getirilmiştir.
Bu dönemde eğitime yönelişin hızlı bir şekilde artmasına paralel olarak şehirleşme ve okullaşma da
artmış, ortaya çıkan öğretmen ihtiyacı, Lise ve dengi okul mezunlarına askerliğini Yedek Subay olarak, öğretmen
statüsünde İlkokul Öğretmeni olarak yapma imkanı tanınarak karşılanmış, daha sonra da bu kişilerden
isteyenlerin öğretmen olmasının yolunu açan yasa çıkartılmıştır. Ayrıca Lise ve dengi okul mezunlarının da kurs
alarak geçici öğretmen olmalarına imkan tanınmıştır. 1962 yılı ve sonrasında Amerika’dan gelen “Barış
Gönüllüleri” nin bir kısmı okullarda İngilizce öğretmeni olarak çalıştırılmışlardır. 1974’ten sonra öğretmen açığını
kapatmak için “Gece Öğretimi”, “Mektupla Öğretmen Yetiştirme” gibi uygulamalara gidilmiştir. Daha sonra
anarşik olaylardan dolayı Eğitim Enstitülerine devam edemeyen öğrenciler için hızlandırılmış eğitim yoluna gidilip
45 günde, 3 ayda öğretmen yetiştirilmeye çalışılmıştır. Bu uygulamalar beraberinde nitelik sorununu getirmiş ve
sonraki yıllarda bunun sıkıntısı çekilmiştir.
Üniversitelerin kuruluş ve işleyişleri, organları ve bunların seçimleri, görev ve yetkileri, üniversite
üzerinde devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri ve üniversite organlarının sorumluluğu, öğrenim
ve öğretim hürriyetlerini engelleyici eylemleri önleme tedbirleri, üniversiteler arasında ihtiyaca göre öğretim
üyeleri ve yardımcılarının görevlendirilmesinin sağlanması, öğrenim ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve
çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine ve kalkınma plânı ilkelerine göre yürütülmesi esasları Üniversiteler Kanunu
ile düzenlendi.
1960 sonrasında daha önceki yıllarda Halkı Aydınlatma Genel Müdürlüğü (Halkı Tenvir Müdüriyet-i
Umumiyesi) olarak yapılandırılan kurum, Halk Eğitimi Genel Müdürlüğü olarak örgütlenmiştir. Bu genel müdürlük
bünyesinde okuma-yazma kursları ve başka bilgi ve beceri kazandırma kursları açılmıştır. Yaygın eğitim olarak
halkın eğitimine destek olmak üzere sonraki yıllarda TRT Kurumu televizyon yayınlarına başlamıştır.
İhtilalden hemen sonra çıkarılan bir yasa ile üniversiteden 147 tane öğretim üyesi “tembel, yeteneksiz ve
reform düşmanı” oldukları gerekçesi ile görevlerinden uzaklaştırıldı. Bunların arasında Prof. Dr. Fuat SEZGİN, Prof.
Dr. Ali Fuat BAŞGİL, Prof. Dr. Tarık Zafer TUNAYA gibi tanınmış aydınlar da vardı. Üniversitelere özerklik verilip
Doçentlerin Fakülte Kurullarına girmesi sağlanırken, “Ordinaryus Profesör” ünvanı kaldırılmıştır. Milli Eğitim
Bakanlığının yükseköğretim üzerindeki etkisi azaltılırken, Üniversitelerin özerkliği ve öğretim görevlilerinin
araştırma özgürlüğü yeni Anayasa ile güvence altına alınmıştır. 1971 ve 1973 tarihlerinde çıkarılan yasalarla
üniversitelerin özerkliği kısıtlanmaya çalışılmışsa da, bunlar daha sonra Anayasa Mahkemelerince iptal edilmiştir.
Her bölgeye bir üniversite kurma amacıyla birçok yeni üniversite bu dönemde açılmıştır. 1963 yılında da TÜBİTAK
(Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu) kurulmuştur.
1965’te Özel Okullar Kanunu çıkartılarak özel yüksekokulların açılması sağlanmıştır. Ancak bu özel yüksek
okullar 1971 yılında Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatılmıştır. Bu karar gerekçesiyle, Osmanlı Devleti
döneminde 1869 yılında açılan Robert Koleji, 1971 yılında devlete bağlı Boğaziçi Üniversitesi’ne
dönüştürülmüştür.
Silahlı Kuvvetler tarafından Orgeneral Cemal Gürsel’in başkanlığında kurulan “İnkılap Hükumeti”, milli
eğitim davasını en önemli davalardan birisi olarak kabul edip “Demokrasinin kökleşmesi, soysuzlaşmamasının
teminatı, özlenen iktisadi refahın tahakkuku; büyük kütlelerin, yeni nesil yetişenlerin milli eğitimden en geniş
ölçüde faydalanmasına bağlıdır.” görüşlerini programına yazarak, milli eğitimi bir düzene sokup eğitim
kurumlarını metotları belli olan medeni ve milli kurumlar haline getirdikten sonra, gelecek iktidarlara da bu
yönde hazırlıklar bırakma arzusundaydı.
Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında yapılan yeni bir düzenlemeyle dini okulların eğitim sistemi
içinde artan rolleri göz önüne alınarak Din Eğitimi Müdürlüğü adı altında bir daire kurulmuştur. Daha sonraki
dönemde bu müdürlük genel müdürlüğe dönüşmüştür.
Ara dönem hükümetleri kendilerini “reform”, “Atatürkçü atılım” hükümetleri olarak tanımlayıp Eğitim
Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Kanunu çerçevesinde din işlerinin her türlü hesabın üstünde tutulacağını söylemişlerdir.
İmam-hatip okullarına ortaöğretim sistemine uyacak şekilde “meslek lisesi” statüsü vermişlerdir. İlk ve orta
öğretimde tek kitap düzeni uygulamasının yanında, zorunlu eğitimin beş yıldan sekiz yıla çıkması için gereken
çalışmalara başlanacağı vaat ediliyordu. Bu dönemde Atatürk ilkelerine bağlılığın ilanının yanında “Atatürk
İlkelerini Tespit Komisyonu“ da kurulmuş, bu komisyonun “Atatürk Akademisi” kurarak; öğrenci, öğretmen ve
tüm toplumun belli ve saptırılmaz bir ilke çevresinde birleşmesi, Atatürk ilke ve inkılaplarının eğitimimizin vaz
geçilmez temel felsefesi olması ve toplumun bunalımlardan uzak kalması için çalışacağı bildirilmiştir. Sonraki
yıllarda kurulan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu bu akademinin hedefleri doğrultusunda kurulmuştur.
Naim Talu başbakanlığında kurulan 4. ara hükûmet döneminde Milli Eğitim Temel Kanunu ve
Üniversiteler Kanunu çıkarılmıştır. Böylece ilkokullardan üniversitelere kadar bütün eğitim sistemi askeri
yönetimin istediği şekilde düzenlenirken, seçimlerden sonra gelecek sivil hükümetlere yön verecek çerçeve de
oluşturulmuştur. Bu kanun ile Millî Eğitimin amaçları yalnız resmî ve özel eğitim kurumlarında değil, aynı
zamanda evde, çevrede, işyerlerinde, her yerde ve her fırsatta gerçekleştirilmeye çalışılır, denilerek resmî, özel ve
gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetleri, Millî Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Millî Eğitim
Bakanlığının denetimine alınmıştır. Milli Eğitim sisteminin genel yapısının örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak
üzere, iki ana bölümden kurulduğu belirtildikten sonra, örgün eğitimin okul öncesi eğitimi, temel eğitim,
ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını kapsadığı, yaygın eğitimin de örgün eğitim yanında veya dışında
düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümünü kapsadığı belirtilmiştir. Bu yasayla resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun
eğitimle ilgili faaliyetleri, milli eğitimin amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimine
verilmiştir.
1970 li yıllarda kurulan Milliyetçi Cephe (MC) hükûmetlerinin programlarında, Yüksek İslam Enstitüleri’nin
akademi haline getirilerek ilmi araştırma güçlerinin artırılması, mezunlarının liselerde ahlak, felsefe, sosyoloji,
psikoloji öğretmeni olarak ta görev yapmalarının sağlanması yer aldı. En yüksek seviyede alim yetiştirmek için
“Manevi İlimler Üniversitesi” ve “Türk İlim, Dil ve Sanat Akademisi”nin de kurulacağı belirtilmiştir. “Milletimizin
manevi ve maddi kalkınmasında, birlik ve bütünlüğümüzün sağlanmasında güçlü ve tükenmez bir kaynak olan
dinimizin ulvi prensiplerinden yararlanmak kararındayız” denilerek, sistemin korunmasında ve ülkenin
kalkınmasında dinin önemi vurgulanmıştır. Bu dönemde İmam-Hatip Lisesi ve Meslek Liselerinin mezunlarının
üniversite giriş sınavlarına diğer liselerle aynı şartlarda girmesinin yolu da açılmıştır.
12 Eylül 1980 Askeri müdahalesinin gerekçesi olarak, özellikle 1961 Anayasası ile başlayan son yirmi yıllık
dönemde meydana gelen olaylarda, Devlet organlarının dayandırıldığı ve Türkiye`nin bünyesine uymadığı bugün
iyice anlaşılmış olan bazı temel yöntemlerin rolüne dikkat çekilerek, sınırları belirsiz bir özgürlük anlayışı, Devlete
karşı dahi kullanılabilen bir tarafsızlık iddiası, hukuk devleti ileri sürülerek yürütme organının işlemez duruma
getirilişi, devlet içinde devlet olmaya yönelik bir özerklik görüşü ve bilimsellik kisvesi altında siyaset yapılmasının,
hep bu bünyeye yabancı olan nitelikler ve devlet yapısının kuruluşundaki hatalardan kaynaklandığı
vurgulanmıştır.
Askeri yönetimin kurdurduğu ilk hükümetin Milli Eğitim Bakanı Emekli General Hasan Sağlam döneminde
eğitim müsteşarlıkları birleştirildi, genel Müdürlük sayısı 22 den 12 ye indirildi. Bu kararda yükseköğretimin Milli
Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılmasının da etkisi vardır.
Öğretmen yetiştirme görevi üniversiteleri çatısı altında toplayan YÖK’e tamamen devredildi. Öğretmen
Okulları Genel Müdürlüğü kaldırıldı. 1960 ihtilalinde olduğu gibi 1980 ihtilalinden sonra da 1402 sayılı Sıkıyönetim
Kanunu gereğince birçok öğretim üyesi, yönetici, eğitici görevlerinden alındı. Milli Eğitim Bakanlığındaki önemli
görevlere subaylar yerleştirildi. Her okula Atatürk büstü kondu, Kemalizm ve Atatürkçülük ön plana çıkartıldı.
Atatürk’e başöğretmenlik unvanının verildiği 24 Kasım tarihinin her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanması
kararlaştırıldı. Her il ve ilçeye öğretmenler için Öğretmen Evleri açılmaya başladı. Milli Eğitim Vakfı kuruldu.
Atatürk döneminde kurulan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu birleştirilerek yeni kurulan Atatürk Dil ve Tarih
Yüksek Kurulu’na bağlandı. Ulusu Hükümetinin programında Milli Eğitim Temel Kanununun yeniden
düzenleneceği de belirtildi.
Yeni Anayasa, 1961 Anayasasının özellikle üniversite özerkliğinin getirdiği bazı özgürlükleri kısıtladı. 1982
yılında yeni Anayasa doğrultusunda YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) kurularak, üniversitelerin yönetimi tek çatı
altında toplanıp kontrol altına alındı. Milli Eğitim Bakanlığının yükseköğretimdeki rolü ve etkisi tamamen
kaldırıldı. 1982 Anayasasının yükseköğretim ve YÖK ile ilgili maddeleri aşağıdaki şekildedir:
Madde 130– Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına
uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma,
yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu
tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur. Kanunda gösterilen usul
ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine
tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilir. Kanun, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını
gözetir.
Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve
sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, öğretim
elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme, üniversitelerin
ve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlar ile ilişkileri, öğretim düzeyleri ve süreleri,
yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlar, Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri,
malî işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim
elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji
gereklerine göre yürütülmesi, Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere Devletin sağladığı malî kaynakların
kullanılması kanunla düzenlenir.
Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, malî ve idarî konuları dışındaki akademik
çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim
kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tâbidir.
Madde 131– Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek,
yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların
kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen
kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama
yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur.
1983 yılındaki seçimleri kazanan Anavatan Partisinin tek başına kurduğu Turgut Özal’ın başbakanlığındaki
ilk hükümet Eğitim ve Spor bakanlıklarını birleştirdi, ama 1989 yılında bu uygulama kaldırıldı.
Milli Eğitim Bakanlığının merkezinde toplanmış bulunan bazı yetki ve görevler Anavatan Partisi
hükümetleri zamanında il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerine dağıtıldı. Böylece merkez teşkilatın yetki ve etkisi
biraz azaltıldı. Öğretmen Eğitimi Genel Müdürlüğü yeniden kuruldu. Bazı genel müdürlükler daire başkanlığına
dönüştürüldü, bazı birimler de kaldırıldı. Çıraklık Eğitimi ile Yaygın Eğitim birimleri birleştirilerek Çıraklık ve Yaygın
Eğitim Genel Müdürlüğü kuruldu.
İlköğretim ve ortaöğretimde, öğretmen yetiştirmedeki niteliği artırmak ve eğitim yöneticilerinin
becerilerini geliştirmek amacı ile 1990 yılında Milli Eğitimi Geliştirme Projesi (MEGEP) hazırlanmıştır. Bu projenin
amacı, eğitimde OECD ülkelerinin gelişmişlik ortalamasını yakalamak idi.
Anavatan Partisi Hükümetlerinde Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Celal Güzel döneminde Anadolu
Liselerinde derslerin İngilizce okutulması ve İngilizce Hazırlık Sınıfı uygulaması kaldırılmış ve birçok tartışmalara
neden olmuştur. Avni Akyol’un bakanlığı döneminde Ortaöğretimde kredili sisteme geçildi. Milli Eğitim Akademisi
kuruluşunu sağlayacak 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun çıkarıldı.
Heyecan uyandıran yenilikler yapılmaya çalışılsa da, okulların alt yapısı ile öğretmen ve idarecilerin anlayışındaki
yetersizlik, bu uygulamalardan da vaz geçilmesine neden oldu. Vehbi DİNÇERLER’in bakanlığı döneminde ise
Teftiş Kurulu’nda ve başka birimlerde yapılan ve yapılmaya çalışılan bazı değişiklikler bir takım çevrelerce dirençle
karşılanmıştır.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal 17 Mayıs 1993 tarihinde vefat ettikten sonra Doğru Yol Partisi (DYP) Genel
Başkanı Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı seçildi. DYP genel başkanlığına Tansu çiller seçildi ve 1993-1996 yılları
arasında üç hükümet kurdu. Bu hükümetlerde SHP (sonradan adı CHP olarak değişecek) koalisyon ortağı idi.
Genel olarak 1991-1996 yılları arasında kurulan bu koalisyon hükümetleri zamanında 30.234 derslik yapıldı. 456
ortaöğretim kurumu, 22 devlet üniversitesi, 2 ileri teknoloji enstitüsü, 4 vakıf üniversitesi açılmıştır. 1995
seçimlerinden sonra kısa bir dönem için hükümet kuran ANAP ile DYP’nin hükümet programında, vakıf
üniversitelerinden sonra, özel üniversitelerin (şirketlerin kuracağı) de kurulması gündeme getirildi ve YÖK’ün
kaldırılması söylemi bırakılarak YÖK’ün sadece koordinasyon görevi yürüten bir kuruma dönüştürüleceği söylendi.
1990 lı yıllardaki koalisyon hükümetleri zamanında 3797 sayılı kanunla Bakanlığın Teşkilat yapısı ve görev
tanımları yeniden düzenlenmiştir. Üç ay sonra bu hükümet düştükten sonra RP ile DYP’nin kurduğu yeni hükümet
dönemi başladı.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan başbakanlığında RP ile DYP nin kurduğu koalisyon hükümetine askerlerin
müdahale ettiği 28 Şubat “post modern darbe” sürecinde Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında askerlerin kurdurduğu
koalisyon hükümeti zamanında 436 sayılı kanun çıkarılınca İlköğretim de İlkokul, Ortaokul ayırımı kaldırılarak,
“kesintisiz” tek program uygulamasına geçilmiştir. Yani, 5 yıllık ilkokulu bitiren bir öğrenci, hiç ara vermeden 3
yıllık ortaokul eğitimini de almak zorunda kaldı. Bu “kesintisiz” ilköğretim uygulaması, çocuklarını ilkokuldan
sonra Kur’an Kursuna göndermek isteyen, çocuğunun Hafız olmasını isteyen veliler ile çocuğuna ortaokuldan
itibaren İmam Hatip programına göre eğitim aldırmak isteyen velileri rahatsız etmiştir. Çünkü bu durumda İHL
lerin orta kısımları kapandı, Kur’an Kurslarına da ancak 8 yıllık zorunlu ilköğretim okullarını bitirdikten sonra
gidilebildiği bir durum ortaya çıktı. Kur’an-ı Kerim öğrenme ve Hafız olmanın daha kolay olduğu erken yaşlarda bu
eğitimi alamayan çocukların, yaz tatillerinde Diyanet İşleri Başkanlığının camilerde açtığı kurslara bile 5. Sınıfı
bitirmeden alınmaları da yasaklanmıştır. Üniversite sınavlarında diğer meslek liseleri ile birlikte İHL lerin de
kazanmasını zorlaştıracak “katsayı” engeli de getirilince, öğrencilerin İHL lere gitmesinin önü tamamen
kapanmıştır.
1997’de çıkarılan 4306 sayılı kanunla İlköğretim 8 yıl ve kesintisiz olarak düzenlenip Meslek liselerine
bağlı olan ortaokullar da ilköğretime dönüştürülünce, ilköğretimde okullaşma oranı artarken, mesleki ve teknik
ortaöğretim kurumlarına öğrencinin yönelişi azaldı. Bu durumda da genel liselerde öğrenci sayısı çok arttı,
dolayısıyla üniversiteye giriş sınavlarını kazanmak için yarış hızlandı. Böylece Üniversiteye Hazırlık Dershanelerinin
sayısı ve önemi artınca, genel liselerdeki eğitimin niteliği daha da düştü.
Aslında 1973’te çıkarılan Milli Eğitim Temel Kanunu, 8 yıllık temel eğitim uygulamasını getirmiş ve 19811982 öğretim yılından itibaren de deneme mahiyetinde uygulamalar başlamıştı. 5 yıllık birinci kademeden
(ilkokul) sonra 3 yıllık ikinci kademeyi (ortaokul) bitirenlere temel eğitim diploması veriliyordu. 1987’de 2917
sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile İlköğretim Okulları 5 yıllık İlkokul ve 3 yıllık Ortaokul eğitimini 6-14 yaşındaki
çocuklar için zorunlu eğitim dönemi olarak tanımladı. Bu Yasa’da Temel Eğitim yerine İlköğretim ifadesi
kullanılmıştır, ama İlkokul ve Ortaokul olarak bağımsız okullar kurulabiliyordu. Daha önce Ortaöğretime (Liselere)
bağlı olan Ortaokullar, ilköğretime bağlı hale getirilmişti. Bu düzenlemede “kesintisiz” ilköğretim anlayışı
bulunmuyordu.
28 Şubat 1997 “post modern” askeri müdahalesinden sonra, 2003 yılında başlayan AK Parti hükümetleri
sürecinin başlangıcına kadar, birkaç tane koalisyon hükümeti daha kurularak (ANAP-DSP-DTP), askerlerin siyasi ve
yönetim alanlarını, hatta kültür ve eğitim alanlarını dizayn etmesi çerçevesinde uygulamalar yapılmıştır. İrtica ile
mücadele doğrultusunda günlük yüzeysel politikalar yürütülürken, İHL’lerin önünün kesilmesi, dini eğitimin
önüne geçmek amacıyla ilköğretimde 8 yıllık “kesintisiz” eğitim zorunluluğunun getirilmesi, bu dönemin anormal
uygulamalarıydı. Bir meslek lisesi olarak kabul edilen İHL’lerin önünü kesmek isterken ülkemizin meslek eğitimi
de büyük yara almıştır. Üniversite sınavlarında uygulanan dengesiz ve adaletsiz katsayı uygulamaları, beraberinde
halkın çocuklarını İHL’lere ve meslek liselerine göndermemelerini getirmiştir.
2002 yılında kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi, yapılan ilk seçimleri kazanarak hükümeti Abdullah Gül
başbakanlığında kurdu. Daha sonra siyasi yasağı kalkan Recep Tayyip Erdoğan başbakanlığında bu güne kadar
(Haziran 2014) halen devam eden Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri dönemi başladı. Bu hükümetlerin
programlarında eğitimle ilgili konular yetkililerin söylemiyle aşağıdaki şekildedir:
1- Eğitimin her alanında özel teşebbüs desteklenecek ve özel teşebbüsün eğitimdeki payı artırılacaktır.
2- Temel görevi özgürce bilgi üretmek, yaymak, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırma ve
incelemeler yapmak ve nitelikli bir eğitim-öğretim vermek olan üniversitelerimiz, son yıllarda
uygulanan yanlış politikalar nedeniyle problem yumağı haline gelmiştir. Hükümetimiz, üniversitelerin
çağdaş anlamda öğretim ve araştırma kurumu olmalarını sağlayacak düzenlemeleri
gerçekleştirecektir.
3- Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan, standartlar belirleyen
bir yapıya kavuşturulacak; üniversiteler idari ve akademik özerkliği olan, öğretim elemanları ve
öğrencilerin serbestçe bilimsel faaliyette bulunduğu, araştırma ve öğretim kurumları düzeyine
çıkarılacaktır.
4- Mezunlarına yeterli nitelik sağlayamayan mevcut ortaöğretim sistemi yeniden ele alınarak mesleki
eğitim programları yaygınlaştırılacaktır.
5- Üniversitelerin bölgelerindeki potansiyeller de dikkate alınarak belirli alanlarda ihtisaslaşmaları
sağlanacaktır.
6- Açık öğretim, her yaştan ve meslekten insanın bir mesleği öğrenmesine ya da kendisini geliştirmesine
imkan veren çok yönlü eğitim kurumları olarak yaygınlaştırılacaktır.
7- Yerel yönetimlerin gençlere yönelik kültür, sanat, spor, folklor, okuma ve araştırma faaliyetleri ile
özel sektörün bu alana yatırım yapması teşvik edilecektir.
8- Okullara bir milyona yakın bilgisayar tahsis ettik, okulların yüzde 97'sine hızlı internet erişimi
sağladık, Cumhuriyet tarihinde ilk defa her çocuğa ücretsiz ders kitabı dağıtılması uygulamasını
başlattık, eğitim gören engelli sayısını 10 kat artırdık. Her öğrenciye birer elektronik kitap
dağıtılacaktır.
9- Okul öncesinden üniversiteye uzanan eğitim basamaklarında milli değerlerimizi ve uluslararası
standartlar esas alınarak eğitim sistemimizi tamamen gözden geçirecek ve kaliteyi m erkeze alan
bir dönüşüm programı uygulayacağız. Eğitim sistemini yeniden yapılandıracağız.
10- Yükseköğretim sistemi tüm yönleri ile reforme edilirken, üniversiteler daha özerk olacak ve kendi
özgün gelişme alanları içinde yarışacağı rekabetçi bir ortam oluşturulacaktır.
Adalet ve kalkınma Partisi’nin Milli Eğitim Bakanlığı’nın teşkilat şemasının yeniden düzenlenmesiyle
ilgili yaptığı en önemli faaliyetlerden biri Milli Eğitim Akademisi’nin kuruluş kanununda değişiklik yapılmasına
dair yeni bir kanun çıkartarak Milli Eğitim Akademisi’ne işlerlik kazandırmaya çalışmasıdır. Bu kanun ve
gerekçesi aşağıdaki şekildedir:
“GENEL GEREKÇE
30/4/1992 tarihli ve 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun
55 inci maddesinde Milli Eğitim Akademisi, Milli Eğitim Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak yer almış; ancak
bugüne dek bu Kuruma işlerlik kazandırılamamıştır.
Bilimsel alandaki gelişmeler, bireyleri ve toplumları derinden etkilemekte, onların donanımlı olarak
bilimsel faaliyetler içinde yer almalarını zorunlu kılmaktadır. Bilginin baş döndürücü hızı ve zenginliği
karşısında çağı yakalama ve medeni milletler arasında yarışı sürdürebilmenin en doğru yolu, bu
zorunluluğun yerine getirilmesiyle mümkün olabilecektir. Toplumsal hayatın her alanı ve evresiyle iç içe olan
eğitimin; eğitici, yönetici ve denetleyici kadrosuyla yukarıda çerçevesi çizilen olgunun dışında kalması
düşünülemez. Çağdaş ölçütlere göre yürütülecek eğitim faaliyetlerinde görev alacak kadronun; modern ve
çağdaş eğitim ve bilim anlayışının gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumları kazanmış uzmanlar olarak
yetiştirilmeleri gerekmektedir.
Milli Eğitim Akademisinin kıırulması, yasal bir gereklilik olmasının yanında, ileri eğitim sistemlerini
gerçekleştirmiş ülkelerde pek çok ve değişik örneğine rastlanıldığı üzere, çağdaş ve modern bir ihtiyaçtır. Bu
nedenledir ki, gelişmiş her ülke, kendi siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel durumunu dikkate alarak,
geleceğine sahip çıkına noktasında, eğitim faaliyetlerini yürütmekle yükümlü personelini akademik düzeyde
yetiştirmeyi amaçlayan bir yapılanma içindedir.
Milli Eğitim Akademisinin kurulmasıyla, öğretmenler başta olmak üzere, eğitim yönetimi ve denetimi
alanlarında görev alacak ve halen çalışmakta olan personelin, bilimsel ölçütler ve gelişmeler ile uygulamalar
doğrultusunda meslek içinde eğitimlerinin yapılması ve kariyerlerinin geliştirilmesi sağlanmış olacaktır.
Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatında bir üst göreve atanmada; Akademide eğitim almış olmakla
kazanılacak ehliyet, kariyer ve liyakatin dikkate alınacak olması, Milli Eğitim Akademisini kurumsal anlamda
işlevsel yaptığı kadar, eğitim kadrolarında görev alacak personeli de güçlü ve donanımlı kılacaktır.
Araştırma-geliştirme faaliyetleri kapsamında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumları ile
personelinin verimliliğini artırmak amacıyla uluslararası düzeyde kalite standardı ve göstergelerinin
belirlenmesi doğrultusun da çalışmalar da Milli Eğitim Akademisi tarafından yürütülecektir.
Sonuç olarak, Milli Eğitim Akademisi ile Akademiye bağlı eğitim merkezlerinde gerçekleştirilecek
eğitimle; personelin çağdaş eğitim programları ile yöntem ve teknolojilerini yakından tanımalarının yolu
açılacak, uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesinin bilgi ve becerisini kazanmaları sağlanacaktır.
MADDE GEREKÇELERİ
MADDE 1- Madde ile; 3797 sayılı Kanunun Milli Eğitim Bakanlığının yardımcı hizmet birimlerinin
düzenlendiği 32 nci maddesine "Milli Eğitim Akademisi Başkanlığı" eklenmiştir.
MADDE 2- Madde ile; 3797 sayılı Kanunun 35 inci maddesi değiştirilmek suretiyle Milli Eğitim
Akademisinin görevleri belirlenmiş ve Akademiye bağlı eğitim enstitüleri kurulabilmesine imkan tanınmıştır.
MADDE 3- Maddede; Mim Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatındaki yönetim görevlerine atanma
ve yükselmelerde; yöneticileri, çağdaş yönetim bilgi ve teknikleri ile uygulamaları çerçevesinde yetiştirmek ve
eğitmek ile Milli Eğitim Akademisini fonksiyonel kılmak amacıyla Akademide eğitim almanın bir tercih nedeni
olduğu belirtilmiştir.
MADDE 4- Maddede; Milli Eğitim Akademisi Başkanı ve Milli Eğitim Akademisi Başkan Yardımcısı olarak
atanacaklarda aranan şartlar belirtilmiştir.
MADDE 5- Madde ile 3797 sayılı Kanuna 62/A maddesi eklenmiş ve Milli Eğitim Akademisinde ders
vermek, araştırma ve yayın yapmak, uygulama gerektiren faaliyetlerde görev almak üzere Milli Eğitim Akademisi
Uzman Yardımcısı ve Milli Eğitim Akademisi Uzmanı istihdam edilmesi öngörülmüştür.
MADDE 6- Madde ile 3797 sayılı Kanuna iki ek madde eklenmiştir.
Ek 4 üncü maddede; yükseköğretim kurumları ile işbirliği yapılarak 2547 sayılı Kanun kapsamında
akademik personelin Akademide görevlendirilmesi öngörülmüş ve Bakanlık personelinin bilgi ve tecrübesinden
yararlanılması maksadıyla bu personelin de Akademide görevlendirilebilmesine imkan tanınmıştır. Ayrıca
Akademide, sözleşmeli olarak yabancı uyruklu öğretim elemanları da çalıştırılabilecektir.
Ek 5 inci maddede; Milli Eğitim Akademisi hizmetlerinde kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan kadrolar
ihdas edilmiştir.
MADDE 7- Madde ile 3797 sayılı Kanuna bir geçici madde eklenmek suretiyle kaldırılan Hizmet içi Eğitim
Dairesi Başkanlığı ile Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı kadrolarında görev yapmakta olan
personelin özlük ve mail haklarında kayba uğramamaları için düzenlemeler yapılmıştır.
MADDE 8- Madde ile yapılan düzenlemeler neticesinde 3797 sayılı Kanunda ihtiyaç kalmayan
hükümlerin yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir.
MADDE 9- Madde ile yapılan düzenlemeler paralelinde Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat cetvelinde
gerekli düzenlemeler yapılmıştır.
MADDE 10- Maddede; Milli Eğitim Akademisi Başkanı ve Milli Eğitim Akademisi Başkan Yardımcısı ile Milli
Eğitim Akademisi Uzmanı ve Milli Eğitim Akademisi Uzman Yardımcısının mali hakları düzenlenmiştir.
MADDE 11- Maddede; 2451 sayılı Kanunun eki (2) sayılı Cetvele Milli Eğitim Akademisi Başkanı ile
Milll Eğitim Akademisi Başkan Yardımcısı unvanları ilave edilmiştir.
MADDE 12- Yürürlük maddesidir.
MADDE 13- Yürütme maddesidir.
MİLLİ EGİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA
DEGİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1- 30/4/1992 tarihli ve 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanunun 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (k)
bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
(c) “Milli Eğitim Akademisi Başkanlığı”
MADDE 2- 3797 sayılı Kanunun 35 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
“Milli Eğitim Akademisi Başkanlığı”
MADDE 35- Milli Eğitim Akademisi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Bakanlık personelinin görev alanlarıyla ilgili yeni bilgi ve teknikleri öğrenmelerine, mesleki
nitelik ve kariyerlerini geliştirip yükseltmelerine, verimliliklerini artırmalarına yönelik hizmet içi eğitim
programlarını hazırlamak ve uygulamak,
b) Öğretmenlik meslek bilgisi eğitimini vermek,
c) Öğretmen nitelikleri ve yeterliklerinin geliştirilmesine yönelik politikaların belirlenmesinde ilgili birim,
kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak,
d) Öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarıyla gerekli koordinasyon ve iş birliğini
sağlamak,
e) Görev alanıyla ilgili konularda, yurt içi ve yurt dışında faaliyet gösteren kurum ve
kuruluşlarla işbirliği yapmak, ortak eğitim programları düzenlemek ve uygulamak,
f) Eğitim ve öğretim alanında yurt içi ve yurt dışında meydana gelen bilimsel ve teknolojik
gelişmelerle uygulamaları incelemek, araştırmak ve takip etmek, bu konularda proje ve yayın yapmak ve
yaptırmak,
g) Bakanlık personelinin eğitimleri ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası bilimsel toplantı,
sempozyum, kongre, konferans ve benzeri etkinlikler gerçekleştirmek,
h) Görev alanına giren konularda danışmanlık hizmeti vermek ve görüş bildirmek, uluslararası
anlaşmalar çerçevesinde yürütülen çalışmalara katkı sağlamak, gerekli etkinlikleri düzenlemek,
ı) 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde
yurt dışına gönderileceklere hazırlık eğitimi vermek,
j) Eğitim kurumlarının akredite edilmesi konusunda ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak,
k) Hizmet içi eğitim kurumlarının eğitim, öğretim ve yönetimi ile ilgili görev ve hizmetlerini
yürütmek,
1) Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak.
Bu görevleri yerine getirmek üzere Bakanlar Kurulu kararıyla Milli Eğitim Akademisi Başkanlığına
bağlı eğitim enstitüleri kurulabilir."
MADDE 3- 3797 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
"Milli Eğitim Akademisinde eğitim görme tercih nedenidir."
MADDE 4- 3797 sayılı Kanunun 61 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Milli Eğitim Akademisi Başkanı ve Başkan Yardımcısı olarak atanacakların 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanununa göre en az doktora yapmış ve birinci derece Devlet memurluğuna atanma
şartlarını taşıyor olması gerekir."
MADDE 5- 3797 sayılı Kanunun 62 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 62/A maddesi
eklenmiştir.
"Milli Eğitim Akademisi Uzman ve Uzman Yardımcısı
MADDE 62/A- Milli Eğitim Akademisinde ders vermek, araştırma ve yayın yapmak, uygulama gerektiren
faaliyetlerde gö.rev almak üzere Milli Eğitim Akademisi Uzman Yard.ımcısı ve Milli Eğitim Akademisi Uzmanı istihdam
edilir. Milli Eğitim Akademisi Uzman Yardımcısı kadrosuna en az yüksek lisans yapmış olanlar arasından sınavla
atama yapılır.
Bu görevlere atanabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48inci maddesinde sayılan şartlara
ilaveten aşağıdaki şartlar aranır:
a) Bakanlığa bağlı eğitim kurumlarına öğretmen olarak atanabilecek fakülte veya en az dört yıllık
yüksekokullardan mezun olmak ya da hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadi ve idari bilimler fakültelerinden
veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak ve bu alanlarda yüksek
lisans yapmış olmak.
b) Yarışma sınavında başarılı olmak.
c) Sınav tarihinde, Bakanlık kadrolarına ilk defa atanacaklar için 30 yaşını, Bakanlık teşkilatında kadrolu ve
sözleşmeli olarak çalışanlar için 40 yaşını doldurmamış olmak.
Milli Eğitim Akademisi Uzman Yardımcılığına atananlar, en az üç yıl çalışmak ve olumlu sicil almak şartıyla
hazırlayacakları tezin kabulünden sonra açılacak yeterlik sınavına girme hakkım kazanır. Sınavda başarılı olanlar, Milli
Eğitim Akademisi Uzmanı kadrolarına atanır. Yeterlik sınavında iki defa başarı gösteremeyenler, durumlarına uygun
başka kadrolara atanır.
1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun kapsamında Bakanlık tarafından
seçilerek, yetiştirilmek üzere yurt dışına lisansüstü eğitime gönderilen ve yurt dışındaki eğitimini süresi içerisinde
tamamlayarak yurda dönenlerden en geç üç ay içerisinde Bakanlığa müracaat edenler, diğer şartları taşımaları
kaydıyla, Milli Eğitim Akademisi Uzman Yardımcılığı kadrolarına atanabilir. Bunlar, en az üç yıl çalışmak ve olumlu
sicil almak şartıyla hazırlayacakları tezin kabulünden sonra açılacak yeterlik sınavına girme hakkını kazanır. Sınavda
başarılı olanlar, Milli Eğitim Akademisi Uzmanı kadrolarına atanır. Yeterlik sınavında iki defa başarı
gösteremeyenler, durumlarına uygun başka kadrolara atanır. Bu şekilde atananların Milli Eğitim Akademisi Uzman
Yardımcılığı ve Milli Eğitim Akademisi Uzmanlığında geçen çalışmaları mecburi hizmetlerine sayılır. Ancak bu şekilde
atanacakların sayısı toplam Milli Eğitim Akademisi Uzmanı kadro sayısının %20'sini geçemez.
Milli Eğitim Akademisi Uzman Yardımcılığı yarışma, yeterlik ve mülakat sınavlarının şekil ve uygulama
esasları ile Milli Eğitim Akademisi Uzman ve Uzman Yardımcılarının çalışma usul ve esasları yönetmelikle
düzenlenir."
MADDE 6- 3797 sayılı Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir. “Görevlendirme”
EK MADDE 4- Milli Eğitim Akademisinde, yükseköğretim kurumlarıyla işbirliği yapılarak 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanununun 38inci maddesi hükümlerine göre geçici olarak öğretim elemanı ile Bakanlık personeli
görevlendirilebilir.
Akademide, 2547 sayılı Kanunun 34üncü ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16ncı
maddeleri hükümlerine göre sözleşmeli olarak yabancı uyruklu öğretim elemanları çalıştırılabilir.
Akademide ders vermekle görevlendirilen üniversite öğretim elemanlarına 2914 sayılı Yükseköğretim Personel
Kanununa göre, Bakanlık personeline birinci derecede olanlar için profesörlere, ikinci derece olanlar için doçentlere, üç
veya daha aşağı derecede olanlar için okutmanlara ödenen kadar ders ücreti ödenir. Ancak Bakanlık personeline ödenen
ders ücreti, haftada 15 saati, bir takvim yılında 240 saati aşamaz.
Kadrolar
EK MADDE 5- Bu Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı cetvelin Milli Eğitim Bakanlığına ait bölümüne eklenmiş ve ekli (2) sayılı
listede yer alan kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı
cetvelin Milli Eğitim Bakanlığına ait bölümünden çıkarılmıştır."
MADDE 7- 3797 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 8- Bu Kanunla iptal edilen kadrolarda bulunanlar, 31/12/2009 tarihine kadar,
kazanılmış hak aylık dereceleri dikkate alınmak suretiyle başka bir kadroya atanır. Bunlar yeni bir kadroya
atanıncaya kadar eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer mali haklarını
almaya devam eder ve bu süre içerisinde başka işlerde görevlendirilebilirler. Bunların eski kadrolarına bağlı
olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, sözleşme ücreti, ikramiye, her türlü zam ve
tazminatları ile diğer mali hakları (fazla çalışma ücreti hariç) toplam net tutarının, atandıkları yeni kadrolarının
aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları, sözleşme ücreti, ikramiye ile diğer mali hakları (fazla çalışma
ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı herhangi bir vergi ve kesintiye tabi
tutulmaksızın ve fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Kaldırılan birimlerde görevli diğer
personel ise kadrolarıyla birlikte ihtiyaç duyulan diğer birimlere devredilir."
MADDE 8- 3797 sayılı Kanunun 43 üncü maddesi ve 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi
yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 9- 3797 sayılı Kanunun eki (1) sayılı Cetvelinin "Yardımcı Birimler" sütununda yer alan "3.
Hizmetiçi Eğt. Dairesi Bşk." ibaresi "3. Milli Eğitim Akademisi Başkanlığı" şeklinde değiştirilmiş ve "11. Eğitimi
Araş. ve Geliş. D. Bşk." ibaresi metinden çıkarılmıştır.
MADDE 10- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;
a) 36 ncı maddesinin "Ortak Hükümler" bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendine "Kültür ve
Turizm Uzmanı Yardımcıları," ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim Akademisi Uzmanı Yardımcıları" ve
"Kültür ve Turizm Uzmanlığına," ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim Akademisi Uzmanlığına," ibaresi,
b) 152 nci maddesinin "II-Tazminatlar" kısmının "A-Özel Hizmet Tazminatı" bölümünün
(i) bendine "Kültür ve Turizm Uzmanları," ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim Akademisi Uzmanları," ibaresi,
c) Eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin "I-Genel İdare Hizmetleri Sınıfı" bölümünün (d) bendine "Türk
Patent Enstitüsü Başkanı," ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim Akademisi Başkanı" ibaresi (g) bendine
"Sosyal Güvenlik Uzmanları," ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim Akademisi Uzmanları," ibaresi,
ç) Eki (II) sayılı Cetvelinin "l. Başbakanlık ve Bakanlıklarda" bölümünde yer alan "Genel Müdür
Yardımcısı," ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim Akademisi Başkan Yardımcısı" ibaresi,
d) Eki IV Sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 7 nci sırasına "Milli Kütüphane Başkan Yardımcısı,"
ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim Akademisi Başkan Yardımcısı" ve 8 inci sırasının (b) bendine "Dış
Ticaret Uzmanları" ibaresinden soma gelmek üzere ", Milli Eğitim Akademisi Uzmanı" ibaresi eklenmiştir.
MADDE 11- 23/4/1981 tarihli ve 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin
Kanunun eki (2) sayılı Cetvelde yer alan "Devlet Personel Başkanı" ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim
Akademisi Başkanı ve Milli Eğitim Akademisi Başkan Yardımcısı" ibaresi eklenmiştir.
(1) SAYILI
LİSTE
: MİLLİ EGİTİM BAKANLIGI TEŞKİLATI . :
KURUMU
MERKEZ
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
Sınıfı
GİH
GİH
GİH
GİH
GİH
Unvanı
Milli Eğitim Akademisi
Başkanı
Milli Eğitim Akademisi
Başkan Yardımcısı
Daire Başkanı.
Milli Eğitim Akademisi
Uzmanı
Milli Eğitim Akademisi
Derecesi
Kadro
Adedi
1
1
1
2
1
1
5
30
7
30
GİH
GİH
GİH
GİH
GİH
1
GİH
GİH
GİH
GİH
TH
YH
YH
YH
YH
Uzman Yardımcısı
Şube Müdürü
Şef
Kütüphaneci
Bilgisayar İşletmeni
Veri Hazır. ve Kont.
İşletmeni
Memur
Memur
Santral Memuru
Koruma ve Güven. Gör.
Teknisyen
Kaloriferci
Bahçıvan
Şoför
Dağıtıcı
GENEL TOPLAM
1
3
5
5
10
4
6
8
5
5
10
2
3
10
7
10
5
9
10
10
9
2
10
6
3
3
6
2
145
(1) SAYILI LİSTE
KURUMU
:MİLLİ EGİTİM BAKANLIGI
TEŞKİLATI : TAŞRA
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
Kadro
Sınıfı
Unvanı
GİH
Eğitim Enstitüsü Müdürü
GİH
Eğitim Enstitüsü
Derecesi
Adedi
1
13
2
39
Müdür Yardımcısı
GİH
Veri Hazır.ve Kontrol
7
26
GİH
Memur
6
39
YH
Bekçi
10
13
TH
Teknisyen
9
13
YH
Kaloriferci
10
13
YH
Şoför
10
13
GENEL TOPLAM
169
(2) SAYILI LİSTE
KURUMU
:MİLLİ EGİTİM BAKANLIGI
TEŞKİLATI
:MERKEZ
İPTAL EDİLEN KADROLARIN
Unvanı
Sınıfı
GİH
GİH
Derecesi
Hizmetiçi Eğitim Dairesi 1
Başkanı
Eğitimi Araştırma ve
Geliştirme
Başkanı
GENEL
Dairesi
TOPLAM
1
MADDE 12-Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
M ADDE 13- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür
Birçok alanda başarılı uygulamalar yapan Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin,
eğitim alanında hedeflediği uygulamalara ulaştığını söylemek güç. Modern Türkiye’nin Eğitim
Sistemini bireyin ve toplumun istek ve ihtiyaçlarına göre yeterince düzenleyemediği gibi, Mili
Eğitim Bakanlığı’nın teşkilat şeması ve hiyerarşik yapısında da, verimliliği arttırıcı, çağdaş
gelişmelere uygun yapısal ve işlevsel değişim ve dönüşümü gerçekleştirememiştir. Hedeflediği
birçok değişim ve dönüşümün önündeki yasal hatta anayasal engelleri aşmasını sağlayacak yeni
Anayasa yapma çalışmalarında da yeterli ilerleme kaydedilmemiştir. Dolayısı ile Milli Eğitim
Bakanlığı’nın teşkilat şeması ve hiyerarşik yapısındaki merkeziyetçi ve hantal yapı devam
etmektedir.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
1-Eğitim sistemimizin içinde bulunduğu bugünkü durumdan, yetkilerin neredeyse tümünü
kendi merkezinde toplamış hantal teşkilat yapısıyla Milli Eğitim Bakanlığı sorumlu olduğu kadar;
Anayasamızın “değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen” maddeleri başta olmak üzere, kanunlar,
yönetmelikler, resmi ideoloji ile ilke ve inkılaplardan kaynaklanan dayatmaların etkilerini de görmek
gerekir. Yeni Anayasa hazırlıklarının ihtiyaca cevap verecek şekilde bitirilmesi ve bu arada yapılması
gereken kanun ve yönetmelik düzenlemelerinin acilen yapılması gerekmektedir.
2- 1 Bakanı, 1 Bakan Yardımcısı, 1 Müsteşarı, 4 Müsteşar Yardımcısı, 4 Başkanlığı, 12 Genel
Müdürlüğü, 2 Daire Başkanlığı, 3 Müşavirliği ile Merkez teşkilatı hantallaşmış Milli Eğitim Bakanlığı,
dağınık Taşra Teşkilatı ve Yurtdışı Teşkilatı ile yürüttüğü etkinlikler ve karar alma süreçleri açısından
da oldukça merkeziyetçi bir yapıdadır. Okulların yönetimi, personeli, bütçesi merkeze çok bağımlıdır.
Yaklaşık 78 bin örgün eğitim kurumunda 19 milyon öğrenciye, yaygın eğitim yolları ve kurumları ile
sayısı belli olmayan milyonlarca insana hizmet veren Milli Eğitim Bakanlığı’nın, gerek örgün eğitimdeki
gerek yaygın eğitimdeki kurumlarını ve hizmetlerini yüzeysel olarak bile gereğince denetlemesi
mümkün değildir. Oysa denetlemelerde niteliği arttırıcı bir değerlendirme yapılabilmelidir ki,
denetlemekteki amaca ulaşılabilsin. Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm birimleri ve çalışanlarının akredite
edilmiş bağımsız kuruluşlarca objektif olarak performans ölçümü yapılmalı ve buna göre
değerlendirilmelidir.
3-Türkiye’nin genel sisteminin muhtaç olduğu birçok düzenlemenin eğitim sisteminde de
yapılması gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığının organizasyon yapısı ve merkez teşkilatı genel kamu
düzeninin bir parçası olarak genel yapıyla uyumlu olmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat şeması
ve hiyerarşik yapısında ağırlıklı bir yer tutan merkez teşkilatın, merkeziyetçilikten yerelleşmeye
yönelmesi, hantallığı azaltacaktır. Yerel birimlerin yetkili kılınacağı konularda ortak bir anlayış ve yapı
olmalıdır. Yetki devri konusunda tutuculuktan uzaklaşılmalı, teşkilatın yerel organlarına yetki ve
sorumluluk paylaştırılmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat yapısı sadeleştirilirken merkezin gücü
ve işlevi azaltılıp taşranın yerel birimlerini aktifleştirecek somut kararlar alınmalıdır. Yerel birimlerin
merkez teşkilatına bağımlılığı, yetki ve sorumluluk zorunluluğu olabildiğince azaltılmalıdır.
4-Merkezin, merkeziyetçilikten yerelleşmeye geçişi Sistemdeki hantallığı azaltacaktır. Yetki ve
sorumluluk devri konusunda korkuya gerek yok. Sistemin yerel organları ile merkez teşkilat arasında
yetki ve sorumluluklar dengeli ve makul bir şekilde paylaştırılabilir. Merkez teşkilatına sadece eğitim
Sistemi’nin genel amaçlarının belirlenmesi, stratejik planlarının, yönlendirme ve denetimin
yapılması/yaptırılması, çalışanların özlük haklarının korunması ve takibi bırakılırsa hedeflere
ulaşabilmek için sistemdeki herkesin ve her unsurun desteği daha verimli alınmış olur. Ülkemizin
Genel Sisteminde yapılması gereken birçok düzenlemenin Eğitim Sisteminde de yapılması gerekiyor.
Son dönem Hükümetlerin programlarında bu konunun yer alması olumlu bir adımdır.
5-Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, mesleki ve
teknik öğretim, özel öğretim, özel eğitim birimleri için olmak üzere 6 adet genel müdürlük yeterlidir.
İhtiyaca göre daire başkanlıkları ve müdürlükler gerektiğince belirlenebilir. Müdür yardımcılarına
ihtiyaç yoktur. Memurlardan yetkin bir ‘’şef‘’ işleyişin düzenli akışında aktif olarak görev üstlenebilir.
6-İl/İlçe müdürlükleri ile Okul Müdürlükleri kullanabilecekleri yetki ve sorumluluklarla
güçlendirilmelidir. İl/İlçe Müdür yardımcıları ve şube müdürlerinin sayısı ilin/ilçenin nüfusuna göre en
fazla 6 tane olacak şekilde belirlenebilir. Büyükşehirler için yeni yasayla (yeni yerel yönetimler
yasası)uyumlu düzenlemeler yapılmalıdır. Yetkin memur ve şeflerle sistemin düzenli işlemesi
sağlanabilir. Okul müdür yardımcıları da olabildiğince azaltılırken, etkin memurlar ile daha işlevsel bir
sistem organize edilebilir.
7-Karar vericilerin bazı kararlarında zarara uğrayan, mağdur edilen kişiler olabilir. Ama
mümkün olduğunca bu zarar ve mağduriyeti en aza indirecek tercihler yapma duyarlılığının tüm karar
vericilerde bulunması gerekir. Hiç kimse birçok olumsuzluğa neden olduktan, kararlarındaki
yanlışlıklar açıkça ortaya çıktıktan sonra, sadece “pardon!” diyerek, özür dileyerek, yanlış yaptığını
itiraf ederek sorumluluktan kurtulacağını düşünmemelidir. Karar verici, yönetici konumunda olmanın
sorumluluğunun ağırlığı, geleneğimizde insanları, yöneticiliğe ve karar vericiliğe talip olmak bir yana,
bu görevler ısrarla kendisine verilmeye çalışılsa bile yüklenmekten kaçınmak gerektiğine dair bir
idrake ve bilince yönlendirmiştir. Bakanlık makamından okul müdürlüğü hatta müdür yardımcılığına
kadar sorumluluk üstlenmeyi gerektirecek tüm makamlar için, talep başvurusu beklenmeden üst
yöneticilerin uygun kişiyi belirleyip teklif edecekleri bir uygulamaya geçilmelidir. Partizanca
tutumlardan ve yandaş kayırmaktan kaçınılması için yöneticilerin objektif kriterlere dayalı performans
ölçümlerine göre hak ve sorumlulukları, özlük hakları ile maaş ve ücretleri buna göre belirlenmelidir.
Yönetimin şeffaf, yöneticilerin hesap verebildikleri bir anlayışın yerleştirilmesi gerekiyor.
8-Modern Türkiye’nin Eğitim Sistemi, her eğitim sisteminde olduğu gibi örgün eğitim ve
yaygın eğitim olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Örgün eğitim, belli yaş grubundaki, aynı
düzeydeki bireylerin, hedeflenen amaca göre hazırlanmış programlarla eğitim kurumlarında düzenli
olarak aldıkları veya bireylere verilen eğitimdir. Örgün eğitim kurumları, okul öncesi eğitim,
ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarıdır. Yaygın eğitim, örgün eğitime hiç girmemiş,
örgün eğitimin herhangi bir kademesinde bulunan ya da bu kademelerden birisinden ayrılmış
bireylerin, ilgi ve ihtiyaç duydukları alanda örgün eğitimle beraber örgün eğitim kurumlarının dışında
da alabilecekleri eğitim etkinliklerinin tümüdür. Yaygın eğitim kurumları, halk eğitim merkezlerini,
çıraklık eğitimi okulları ve uzaktan eğitimi yürüten kurumlardır. Yaygın eğitim kurumlarının
teknolojideki gelişmelerin de yardımıyla kendini yenileyerek, sanal eğitim yollarını kullanarak Milli
Eğitim Bakanlığı’nın teşkilat şeması ve hiyerarşik yapısının dışında kalan ve önemli bir boşluk
oluşturan konularda da bireyin ve toplumun ihtiyacı olan eğitimi verebilecek şekilde düzenlenmesi
gerekmektedir.
9-192 Üniversite bünyesinde yaklaşık 2000 birimde, 4 milyonu aşkın öğrenciye hitap eden,
Yükseköğretim Sisteminin üst yapısı olan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), 12 Eylül Askeri Yönetiminin
oluşturduğu Anayasal bir kurul olarak, kendine bağlı kurumlarda bilgi üretmeyi, bilimsel araştırma ve
çalışmalar yaptırmayı teşvik yerine, daha çok disiplin konularındaki uygulamalarıyla dikkat
çekmektedir. Olabildiğince özerk olması gereken Üniversitelerin ve öğretim üyelerinin, başta Milli
Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıkların ve modern Türkiye’nin Eğitim Sisteminin tüm
unsurlarını geliştirmek gibi bir görevinin de olduğu adeta unutulmuştur. Sistemdeki olası sorunları
tespit edip çözüm yolları geliştirmek bir yana, adeta sorun üreten bir kaynak ya da sorunun bir
parçası olmaktadır. İlginç olan şu ki, yaklaşık otuz yıldır hükümet kuran veya hükümet ortağı olan tüm
siyasi partiler, seçim çalışmalarında YÖK’ü eleştirerek kaldırılması gerektiğini dile getirmiş, ama bir
türlü bu mümkün olmamıştır. YÖK gibi bir çatı kuruluşa gerek görünmemektedir. Rektörler özerk
üniversiteleri yönetirken, kurulacak Milli Eğitim Akademisi vasıtası ile her üniversitenin Mili Eğitim
Bakanlığı ile ilişkileri yürütülebilir.
10-Eğitim Sistemimizin işleyişinde, yükseköğretimin yönetiminin Anayasa gereği Milli Eğitim
Bakanlığı’na değil de Yüksek Öğretim Kuruluna (YÖK) bağlı olmasından, YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı
arasındaki iletişim sorunlarından kaynaklanan birçok sorun ortaya çıkmaktadır. Ortaöğretimden
yükseköğretime geçişte gereken kurumsal işbirliği, YÖK ile MEB arasında çeşitli sorunlara neden
olmaktadır. Sorunları tespit edip çözme makamında olanlar, sorunların bir parçası haline gelmişlerdir.
Beraber hareket edilememesinden kaynaklanan, başta ortaöğretimden yükseköğretime geçiş konusu
olmak üzere, hangi yükseköğretime ortaöğretimin hangi programını bitirenlerin nasıl gireceği vb.
konular, Eğitim Sistemimiz üzerinde baskı oluşturmakta, Sistem’in sağlıklı işleyişini önlemektedir.
Taraflar olumsuzlukları sadece kendi açısından değerlendirirken, diğer tarafın sıkıntılarını
görmemekte veya önemsiz görmektedir. Konunun asıl muhatabı olan öğrenci ve velinin hayatını
önemli ölçüde etkileyen bu sorunların çözümünde, öğrencinin ve velinin görüşleri alınmadığından,
hiçbir müdahaleleri, katılımları olamamaktadır.
11-Bilginin çoğaldığı, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı, iletişim ve ulaşım araçlarının hız kazandığı
günümüzde bireyin dünyaya açılması, dünyadaki gelişmelerden çok kısa zamanda haberdar olması
kolaylaşmıştır. Çok fazla bilgiye çok kısa zamanda ulaşabilen bireyin, elde ettiği bilgilerin doğru ve
sahih olanını belirlemesinde, seçmesinde kendisine yardımcı olunmalıdır. Eğitim Sistemimiz, bu
gelişmelere paralel olarak bireyin sahih bilgiye hızlı ulaşmasına, doğru seçim yapmasına yardımcı
olacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
12-Milli Eğitim Bakanlığının Ortaöğretim Genel Müdürlüğü ile Üniversiteleri tek çatı altında
toplayan YÖK veya onun yerine oluşturulacak Kurul veya Kurumun arasında iyi bir iletişim ve işbirliğini
sağlayacak, ortaöğretimden yükseköğretime geçiş sistemini oluşturup yürütecek yetkin bir birimin
(üst kurul olabilir) kurulması zorunlu görülmektedir. Bu birimin aktif ve sürekli çalışması Eğitim
Sisteminin düzgün işlemesi açısından önemlidir. İllerdeki Üniversitelerin Rektörlükleri ile il Milli Eğitim
Müdürlükleri arasında da bu iletişim ve işbirliğini sağlayacak, aktif ve sürekli çalışacak bir birime
ihtiyaç vardır.
13-Bugün için artık işlevsizleşmiş Talim ve Terbiye Kurulu yerine, tüm danışmanları istihdam
edecek, Üniversiteler ve akademisyenlerden aktif olarak yararlanacak, ARGE birimi olarak da çalışacak
yeni bir birime, kurum veya kurula ihtiyaç vardır. 1992 de kuruluş kanunu çıkan, 2009 da değişiklik
yapılmasına dair kanun çıkartılarak işlerlik kazandırılmaya çalışılan Milli Eğitim Akademisi bir an önce
aktif hale getirilmelidir. Bu akademi, müfredat geliştirme, müfredatı yayma araçları hazırlama ve
hazırlatma, proje hazırlama ve hazırlanmasına yardımcı olma, ARGE çalışmalarını yürütme, yaygın
eğitim ve halk eğitimi çalışmalarını planlama, öğretmen, müdür ve diğer çalışanların hizmet önü,
hizmet içi ve lisans üstü eğitimini planlama ve yürütme, Milli Eğitim şuralarını planlama, standartlar
oluşturma ve geliştirme, politikalar hazırlanmasını yönlendirme ve takip vb. birçok görev ve
sorumlulukları yürütebilir. Üyeleri uzman ve akademisyenlerden olurken, sahada çalışanlardan da
yararlanılmalıdır. Bu Akademi gerektiğinde konu ile ilgili başka bakanlıkların uzman ve
danışmanlarından da yararlanabilmelidirler. Talim ve Terbiye Kurulu’nun zamanı geçmiş yapısından,
danışmanların verimi düşüren dağınıklığından sistem kurtulabilir. Bu akademiden, başka Bakanlıklar
da eğitim konusunda ihtiyaç duydukları konularda yardım alabilmelidirler.
14-Modern Türkiye’nin eğitim sisteminde büyük eksikliği hissedilen bu birim, yetişkinlerin
eğitimi konusundaki eksikleri tespit ettikten sonra eğitim programları geliştirip, uygulamasına da
destek olabilmelidir. Aile Kurumunu güçlendirecek ev ekonomisi, evlilik öncesi bilgilendirme,
beslenme, sağlık, çevre, tüketim konularında bilgilendirme ve bilinçlendirme etkinlikleri de
planlayabilir. Mesleki yenilikleri takip, el sanatları ve güzel sanatların toplumda karşılığını bulacağı
cazip organizasyonları yerel yönetimlerle işbirliği yaparak yetişkinlerin eğitimine destek ve katkıda
bulunabilir. Hizmet önü ve hizmet içi eğitimi yürütme görevini ifa edecek Eğitim Akademisi, bir
yandan bilgi patlaması yaşanan, çok hızlı gelişim ve değişimin yaşandığı günümüzde yeniliklerin
öğretmen ve yöneticilere aktarılmasını ve benimsetilmesini, Öğretmen ve idarecilerin lisans üstü
eğitimlerini, bilimsel gelişmelerin eğitime yansıtılmasını sağlarken, bir yandan da öğretmen, idareci
ve eğitime gönül vermiş ilgili kişilerin görüş, istek ve eleştirilerinin alınmasını temin ederek Eğitim
Sistemi’nin ARGE birimi olarak yapılandırılabilir.
15-Modern Türkiye’nin Eğitim Sisteminin teşkilat şeması ve hiyerarşik yapısı denildiğinde,
tevhid-i tedrisat (eğitim-öğretim birliği) kanununun doğal sonucu olarak sadece MEB’nın teşkilat
şeması ile hiyerarşik yapısı anlaşılır ve değerlendirilir. Oysa ülkenin eğitim işlerinin tek çatı altında
toplanıp yürütülmeye başlanmasından günümüze kadar bu şema ve bu yapı küçük bazı değişikliklerin
dışında önemli bir değişim ve gelişim göstermemiştir. Bu çalışmada Modern Türkiye’nin Eğitim
Sisteminin ana gövdesini oluşturan MEB’nın teşkilat şemasının ve hiyerarşik yapısının yanında,
yükseköğretimin çatı kuruluşu Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) ve eğitimle çok yakın ilişkileri olan,
olması gereken bilim, din, kültür, sanat, yayım, edebiyat alanları ile vakıflar, medya, yerel yönetimler,
odalar, meslek kuruluşları, DİB gibi kurum ve kuruluşların eğitim birimlerinin görev ve
sorumluluklarının bilinmesinde de yarar vardır. MEB ile interaktif ilişkileri olması gereken bu kurum
ve kuruluşlar eğitimle doğrudan ve dolaylı meşguliyetleri sebebi ile Modern Türkiye’nin Eğitim
Sisteminin teşkilat şeması ve hiyerarşik yapısı içinde mutlaka değerlendirilmelidir.
16-Toplumumuzu geçmişte manevi yönden eğiten, esnafın becerilerini geliştirip moralini
tazeleyen geleneksel (dergah, lonca, tekke, ahi ocakları vb.) kurumların modern eğitim sisteminde yer
almaması, bunların oluşturduğu boşluğu dolduracak yeni birimler, kurumlar kurullar geliştirilememesi
sistemin en zayıf yönlerinden birisidir. Yaygın eğitimin Halk Eğitimi Birimi hem yapısal hem işlevsel
olarak bu boşluğu dolduracak yeterlikte değildir. Sistemin, bu birimi düşünsel olarak bile
destekleyecek ne ARGE çalışmaları, ne de program üretecek başka birimleri vardır. Milli Eğitim
Akademisi bu konularda da çözüm üretebilmelidir. Bu hizmetleri engelleyen yürürlükteki çok sayıda
kanun ve yönetmeliğin yanında, Modern Türkiye’nin Eğitim Sistemi’nin teşkilat şeması ve hiyerarşik
yapısının da bu doğrultuda yeninden düzenlenmesi gerekir.
17-Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Avrupalı ve Amerikalı birçok bilim adamına Modern
Türkiye’nin eğitim sistemini oluşturacak, güçlendirecek, geliştirecek birçok rapor hazırlatıldı. Bu
raporlar doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nnın teşkilat şeması ve hiyerarşik yapısı batı tarzı seküler
eğitim sistemleriyle uyumlu olacak şekilde yapılandırıldı. Eğitim sisteminin düzgün işlemesi için
ülkenin genel sistemine, siyasi ve ekonomik sistemine uygun yapı ve şema oluşturulmaya çalışıldı.
Sisteme bütünüyle vakıf olmayan uzmanların, heveskâr politikacıların eksik bilgileriyle sisteme
müdahale etmeleri, sistemde, teşkilat şemasında ve hiyerarşik yapıda işlev sorunlarını ortaya çıkardı.
Sistemde sık sık değişiklikler yapılması sistemin insan unsurlarında güvensizlik, ümitsizlik zaaflarına
neden oluyor. Bilim, teknoloji ve siyasi yönetim alanlarında dünyanın ve ülkemizin geldiği durum göz
önüne alındığında, gelişmelere uygun yenilikleri önerecek, raporlar hazırlayacak, uygulamaları
yürütecek zengin insan kaynağına sahibiz. Bu değerli kaynağımızı değerlendirirken, gündelik politik
çıkarlar için uzman olmayanların kolayca sisteme müdahelelerinin önüne geçecek kararlar alınmalıdır.
18-Sistem, unsurlarının birbiriyle ilişkili olduğu ve ortak amaca hizmet ettiği bir bütündür.
Sistemin unsurları, girdi ve çıktılar açısından birbirine bağımlıdır. Sistemci yaklaşım ise,
değerlendirme yapılarak geri beslemeyle ulaşılması hedeflenen amaca ulaşılıp ulaşılmadığına karar
verebilmektir. İstenen amaçlara ulaşmada bir sorun varsa, ulaşana dek sistemde bazı değişiklikler
yapılması gerekir. Öğrenmenin gerçekleşmesi, terbiyenin kazanılması amaçlandığı şekilde olmuşsa
Sistem’in başarısından söz edilir, amaçlandığı şekilde hedefe ulaşılamamış ise Sistem yeniden gözden
geçirilir. Nerede yanlış yapıldığı, eksiklerin neler olduğu, Sistem’in bozuk, işlemeyen bir unsurunun
mu olduğu, unsurlar arasındaki iletişim ve işbirliğinde sorun olup olmadığı vb. sorgulamalar yapılarak
testler uygulanıp sorunlar tespit edilir. Sorunların giderilmesi için yeni düzenlemelere ve değişikliklere
gidilir. Sistemci yaklaşımda sistemdeki bir unsur öne çıkartılıp diğer unsurlar ihmal edilmez, tüm
unsurların görev ve görev alan tanımları yapılır, görevleri ve işlevleri açıkça tanımlanmış unsurların
birbirleriyle uyum ve denge içinde ortak amacı gerçekleştirmeye odaklanmaları sağlanır. Böylece
aksayan yönlerin ve olası değişikliklerin, sapmaların tespiti daha kolay olur. Sistemci yaklaşımda
eğitim etkinlikleri rastgele değil, planlanmış süreçlerle uygulanır.
19-Sistem değerlendirmesi açısından Modern Türkiye’nin Eğitim Sistemi düzgün, olgun ve
işlek bir sistem görüntüsü vermemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın teşkilat şeması ve hiyerarşik
yapısı ihtiyaca cevap verecek yeterlilikte değildir. Eğitimin amaçları, süreçleri, hedefleri ile ölçme ve
değerlendirme arasında uyumsuzluklar vardır. Bir üst okulun sınavları, öğrencinin aldığı eğitim ve
öğretimi doğru ölçen nitelikte değildir. Belirlenen amaçlar ve planlanan eğitim, okullar ve sınıflar
seviyesinde yeterince uygulanmamaktadır. Çünkü pratikler ve gerçeklikler görülmemekte, görmezden
gelinmekte ve ihmal edilmektedir. Sık sık yapılan değişiklikleri idareci ve öğretmenler takip etmekte
güçlük çekmektedir. Veli ve öğrencinin değişim hızından başı döndüğü için sisteme güvenleri
azalmaktadır. Sistemin ilgili unsurlarının görüşleri alınmadan, kamuoyunda yeterince tartışılmadan sık
sık köklü düzenlemelere gidilmemelidir. Pratikler ve gerçekler görmezden gelinmemeli, ihmal
edilmemelidir. Yeterli bir süre deneme uygulaması yapılmalıdır.
20-Milli Eğitim Sistemi’nin temel unsurları olan İlköğretim, Ortaöğretim, Yükseköğretim
birimlerinde veya ilköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden yükseköğretime geçiş sistemlerinde
zaman zaman yapılan değişiklikler hem ortaöğretim hem yükseköğretim üzerinde telafisi çok zor yeni
sorunlara neden olmaktadır. Örneğin; 28 Şubat sürecinde İHL’lerin önünü kesmek için Üniversite Giriş
Sınavlarındaki katsayı değişiklikleri; İHL’lere verdiği zararın yanında, Meslek Liselerine yönelişi
azaltarak, ülkenin hayati ihtiyacı olan ara işgücü kaynağını köreltmiş, normal liselerdeki öğrenci
sayısının artmasını sağlarken, kalabalık mevcutlu dersliklerde ders yapma zorunluluğunu, dolayısıyla
Liselerde nitelik kaybını beraberinde getirmiştir. Bununla kalmamış, Liselerden mezun olanların
Üniversiteler önünde yığılmasına neden olmuştur. Üniversitelere giriş sisteminin, öğrencilerin liseden
mezun olma başarılarına göre ve her üniversitenin kendi ölçülerinde tercihlerine göre düzenlenmesin
de büyük yarar olacaktır. Ülkemizde Üniversite sayısının artması ve ülke genelinde yaygınlaşması bu
uygulamayı daha kolaylaştıracaktır. Ortaokullardan liselere geçiş sisteminin son uygulamaları, birkaç
küçük düzenlemeyle düzgün işleyecek gibi görünüyor.
21- Sistemde yeri tam olarak belli olmayan, sistemin düzgün işleyişini olumsuz etkileyen
dershanelerin, birey ve toplumun ihtiyacı olmaktan çıkartacak önlemlerin biran önce alınmasından
sonra kapanmasında yarar vardır. Özel sektör girişimi adı altında bir kısmı formasyonsuz, tecrübesiz
MEB bünyesinde öğretmen olmak için gerekli donanıma sahip olamamış, genellikle sadece para
kazanmak amacıyla bir araya gelmiş öğretmenlerin kurdukları dershanelerin doğrudan bir rant aracı
olarak sistem içinde ağırlıklı bir merkez oluşturmaları sistemi olumsuz etkilemektedir. Dershanelerin
yanında test kitapları ve diğer yayınların oluşturduğu sektörün de, eğitimin niteliğini arttırmaya pek
etkisi olmamasına rağmen özel sektörün eğitim yatırımı olarak istatistiklere yansıması kendimizi
aldatmaktan başka bir şey değildir. Bu kadar büyük bir yatırım düzgün yönlendirilseydi şu andaki
nitelik sorunlarının çoğu giderilmiş olurdu.
Download

2-haftaDosyayı İndir - D