ORMANCILIKTA SERTİFİKASYON :
ORMAN KAYNAKLARI VE ORMAN İŞLETMECİLİĞİ ÜZERİNE ETKİLERİ,
ULUSLARARASI GELİŞMELER VE TÜRKİYE ORMANCILIĞINDA GEREKLİLİĞİ
VE OLABİLİRLİĞİ
Doç. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKER*
Doç. Dr. Emin Zeki BAŞKENT**
Arş. Gör. İdris DURUSOY*
*KTÜ Orman Fakültesi, Orman Mühendisliği Bölümü, Orman Ekonomisi Anabilim Dalı
**KTÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Amenajmanı Anabilim Dalı
61080-TRABZON
E-Posta Adresleri: [email protected], [email protected], [email protected]
ÖZET
Günümüzde hızlı nüfus artışı, ekonomik kalkınma yarışı, teknolojik gelişme ve
sanayileşme neticesinde doğal ekosistemler tahribatlara maruz kalmaktadır. Bunun sonucunda
küresel ısınma, biyolojik çölleşme, tür kıyımı, emisyon gibi ciddi küresel problemlerle karşı
karşıya kalınmaktadır. Bu problemlere çözüm olarak başta ormanlar olmak üzere tüm doğal
kaynakların korunması, yapılarının iyileştirilmesi ve özellikle sürdürülebilirlik ilkelerine uygun
olarak işletilmesi öngörülmektedir.
Bu noktada, söz konusu önlemlerin belirlenmesi ve uygulanabilmesi için özellikle üretim
faaliyetlerinin kontrol altına alınmak suretiyle gerçekleştirilmesi ve çevreye olan etkilerinin en
düşük düzeyde tutulması amacıyla uluslararası, ulusal ve bölgesel düzeylerde standartlar
geliştirilmiştir. Sertifikasyon, bir orman işletmesi bünyesinde yapılan tüm orman işletmeciliği
faaliyetlerinin bağımsız bir kurum tarafından belirlenen söz konusu standartlara göre
değerlendirilmesi ve teftiş edilmesini mümkün kılan bir süreci ifade etmektedir.
Tüm bu gelişmelerin ışığında, küreselleşen dünyada, 20.7 milyon ha gibi oldukça geniş
alanda yayılış gösteren ve özellikle tür bakımından son derece zengin bir orman kaynağına
sahip
olan Türkiye’nin bu sürecin dışında kalması düşünülemez. Nitekim uluslararası
sözleşmelerden Montreal ve Helsinki sözleşmelerine imza atarak Türkiye bu sürece politik ve
hukuki taahhütlerle zaten girmiş bulunmaktadır.
Bu yüzden, Türkiye ormancılığının sosyal, ekonomik, hukuki, politik, teknolojik, ve
coğrafik farklılıkları ve kendine has özellikleri dikkate alınmak suretiyle sertifikasyon sistemine
geçmesi, bu sistemin gerektirdiği standartların oluşturulması gerekliliği vardır. Zira ormancılıkta
sertifikasyon uygulamaları sayesinde, ülkemizin en önemli doğal kaynaklarından biri olan
ormanların işletilmesi ve bu kaynakla doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili toplum kesimlerinin
taleplerinin karşılanması noktasında gerçekleştirilen orman işletmeciliği faaliyetlerinin
planlanması, örgütlenmesi, yürütülmesi ve denetlenmesi yani yönetiminin etkin ve verimli bir
şekilde gerçekleştirilmesi sağlanabilecektir.
Bu bildiri kapsamında; öncelikle ormancılıkta sertifikasyon uygulamaları kısaca
tanıtılacak, buna ilişkin uluslararası gelişmeler aktarılacaktır. Ardından söz konusu uygulamalar
ve gelişmeler ülkemiz ormancılığı ve orman işletmeciliği açısından değerlendirilerek, ülkemiz
ormancılığı için uygulanabilirliği, orman kaynaklarına ve işletmeciliğine olabilecek muhtemel
etkileri ortaya konulmaya çalışılacaktır. Sonuç olarak yalnızca ülkemiz için değil, evrensel
boyutta da oldukça yeni bir konu olan ormancılıkta sertifkasyon uygulamaları hakkında
ormancılık kamuoyunun bilgilendirilmesi sağlanacaktır.
Anahtar kelimeler : Sertifikasyon, Türkiye Ormancılığı ve Orman İşletmeciliği,
Sürdürülebilir Kalkınma
1. GİRİŞ
Tüm canlı varlıklar gibi insanlar da doğal çevre içerisinde yaşamlarını
sürdürmektedirler. Bu yaşam faaliyetlerini gerçekleştirmek için sürekli
olarak doğal çevre ile ilişkiler içerisinde bulunmaktadırlar. Bu ilişkiler
bazen doğal ortamlarda bozulmalara sebebiyet vermezken, birtakım
ilişkilerle beraber, insanoğlu doğal hayatın dengelerini sarsmaktadır.
Dünyada giderek artan nüfusun gereksinimlerini karşılamak ve ekonomik
kalkınma yarışında geride kalmamak amacıyla toplumlar doğal
kaynaklarda tahribatlara neden olmaktadır.
Ekonomik sistem ile çevre arasındaki ilişki başlıca iki yoldan ortaya
çıkar. İlki, ekonomik mal ve hizmetlerin üretim ve tüketim girdileri olarak
doğal kaynakların kullanımı, diğeri de çevresel ortamlardaki atıklardır.
Ekonomik politikalar yalnızca kişi başına reel milli gelirin ya da ekonomik
girdinin artırılması amacına dayandırıldığında, bu
amaç doğal kaynak
kullanımını gerektirdiğinden ekolojik dengesizliklere yol
açmaktadır (1).
Son zamanlarda Dünya üzerinde ulusların ekonomik kalkınmalarını
gerçekleştirme, sanayileşme ve teknolojik gelişme yarışları hız kazanmakta,
bunun paralelinde doğal ekosistemler birtakım tahribatlara maruz
bırakılmaktadır. Neticede; küresel ısınma, tür kıyımı, biyolojik çölleşme,
emisyon vb. ciddi global problemlerle karşı karşıya kalınmaktadır (2). Bu
olumsuz gelişmeler ülkelerin kendi problemleri olmaktan öte, uluslararası
bir nitelik de taşımaktadır. Bunun bilincinde olarak, global düzeyde çevre
ve ekonominin uyumunu sağlamak için uluslararası işbirliğinin üzerinde
durulmakta, değişik platformlarda bu sorunlar ele alınmakta ve çözüm
yolları aranmaktadır.
Bu kapsamda, 1992 yılında Rio’da düzenlenen “Birleşmiş Milletler
Çevre ve Kalkınma” konferansında, diğer doğal kaynaklarla beraber orman
kaynakları da geniş bir yer bulmuştur. Konferansta, orman kaynaklarının
korunması ve gelecek nesillerin bu kaynaklarda hak sahibi olduklarının
bilincinde olarak sürdürülebilir bir şekilde işletiminin gerekliliği üzerinde
durulmuştur.
Ayrıca, belirtilen küresel sorunlara çözüm olarak ekonomik
kalkınmadan farklı olarak sürdürülebilir kalkınma politikalarının takip
edilmesi
kararlaştırılmıştır.
Sürdürülebilir
kalkınma
ekonomik
kalkınmadan farklı olarak; çevre kalitesi, nüfusun sağlık ve eğitim
standartlarından oluşan yaşam kalitesini içermektedir. Sürdürülebilir
kalkınma, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye
sokmaksızın,
bugünkü
kuşakların
kendi
ihtiyaçlarını
karşılayan
kalkınmadır. Sürdürülebilir kalkınmanın amaçları ekonomik, toplumsal ve
ekolojik amaçlar olarak ayrıldığında, ekonomik büyüme ve etkinlik
ekonomik amaçlar olarak görülmektedir. Toplumsal amaçlar eşitlik ve
yoksulluğun azaltılmasını ifade ederken, doğal kaynak yönetimi ekolojik
amaçları tanımlamaktadır (1).
Doğal çevre yenilenebilir ve yenilemeyen kaynaklardan oluşmaktadır.
Mineraller ve fosil yakıtlar yenilenemeyen kaynaklardır. Ormanlar, bitkiler,
hayvanlar, balıklar, tarım toprakları, çayır ve meralar ile su kaynakları ise,
yenilenebilir nitelikteki kaynakları oluşturmaktadır. Doğal kaynakların
korunması olarak sürdürülebilirlik, yenilenebilir kaynaklar için kullanım
oranının yenileme hızının üzerine geçmemesini ifade
etmektedir (1).
Orman kaynakları, bu kategoride yenilenebilen doğal kaynaklar
içerisinde yer almaktadır. Çevresel veya ekolojik dengesizliklerin önlenmesi
ve çevre ile ekonomi arasında uzlaşmanın sağlanmasında ormanlara
oldukça önemli görevler düşmektedir. Ancak orman ekosistemleri
2
uygulanan yanlış politikalar, ormanlık bölgelerdeki kırsal yoksulluk vb.
nedenlerle hem nitelik hem de nicelik yönünden zarar görmektedirler (3).
Bu noktada, öncelikle orman kaynaklarına yönelik söz konusu
olumsuzlukların giderilmesi ve ardından orman kaynakların korunması,
yapılarının iyileştirilmesi ve sürdürülebilirlik ve çok yönlü yararlanma
ilkesi doğrultusunda işletilmesi amacına yönelik olarak çeşitli girişimlerde
bulunulmaktadır.
Bu girişimlerden birisi de, orman ekosistemlerinin sürdürülebilirlik
ilkesi çerçevesinde orman amenajmanı plan yapım ve uygulamasında,
ürünlerin üretimi ve pazarlanmasında uluslararası, ulusal ve bölgesel
bazda standardizasyona dolayısıyla sertifikasyona gidilmesi konusunda
yapılan çalışmalardır (4).
Ormanların düzenli işletimi, bir yandan endüstriyel orman ürünlerine
olan ihtiyacı karşılarken, öte yandan, ormanların sunduğu diğer değer ve
hizmetlerin karşılanmasına da hizmet etmektedir. Biyolojik çeşitliliğin
sağlanması, toprak ve su değerlerinin muhafazası ve yaban hayatının
korunması gibi ekolojik ve çevre değerlerinin sayısal olarak tespiti ve
sürdürülebilir planlanması, giderek önem kazanan çağımızın ciddi
meseleleri arasındadır. Bir taraftan yetkili kurumlarca; Çevre Koruma
Kanunu (Enviromental Protection Act), Nesli Tükenen Türleri Koruma
Kanunu (Endangered Species Act), Su Koruma Kanunu (Water Protection
Act) gibi bir takım kanuni düzenlemelerin ve yaptırımların geliştirilmesi ve
empoze edilmesi bir çözüm yolu olurken, diğer taraftan, orman ve çevreyi
doğrudan etkileyen; düzensiz tıraşlama kesimleri, tür değişimine gidilmesi,
kontrolsüz yol yapımı, kimyasal ilaçlamaya gidilmesi gibi, hemen hemen
tüm silvikültürel müdahalelerin miktarı, oranı, uygulama şekli, konumsal
deseninin yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. İşte, bu üretim
faaliyetlerinin kontrol altına alınarak, hem üretimin sağlanması hem de
çevreye olan etkilerinin asgari seviyede tutulması amacıyla, uluslararası
bazda belirli standartlar geliştirilmektedir (2).
İşte bu bildiri kapsamında, ormancılıkta en yeni gelişmelerden bir
tanesi olan, ormancılıkta sertifikasyon uygulamalarına ilişkin olarak,
ülkemiz kamuoyunun bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla
öncelikle sertifikasyonun ortaya çıkış sürecine ilişkin olarak açıklamalarda
bulunulmuştur. Ardından sertifikasyon sisteminin belirgin özellikleri ve
uygulanılması sürecine ilişkin olarak geniş açıklamalarda bulunulmuştur.
Sertifikasyon sisteminin orman kaynakları ve orman işletmeciliğine yapmış
olduğu ve yapması beklenilen muhtemel etkiler ortaya konularak, ülkemiz
ormanları ve orman işletmeciliği açısından genel bir değerlendirme
yapılmıştır.
2. SERTİFİKASYONLA İLGİLİ GELİŞMELER
Doğal kaynaklar üzerinde gözlemlenen olumsuz gelişmelerin
etkilerinin ulusal sınırları aşan negatif etkileriyle beraber, uluslararası
bilinçlenme artmış ve orman kaynakları ile diğer doğal kaynakların
sürdürülebilir işletimi esas çözüm olarak ortaya konulmuştur. Bu amaçla
üretim faaliyetlerini kontrol altına almak, doğal dengelere olan olumsuz
3
etkilerini
en düşük düzeyde tutabilmek amacıyla birtakım standartlar
geliştirilmiş ve sertifikasyona gidilmek suretiyle orman kaynaklarının
yönetiminin, sürdürülebilir orman amenajmanı gösterge ve ölçütlerine
uygun olarak yapıldığını garanti etmek amaçlanmıştır. Bu bölümde,
standartların oluşturulması ve sertifikasyona gidilmesine ilişkin gelişim
süreci genel olarak verilmeye çalışılmıştır.
Son yirmi yıl içerisinde ormancılıkla ilgili problemler büyük bir artış
göstermiştir. Orman kaynakları hem alan olarak azalma göstermiş, hem de
yapısal olarak bozulmalara maruz kalmıştır. Özellikle Tropikal ve Boreal
ormanları en fazla dikkati çeken bölgeler olmuştur. Uygulanan politikalar,
kurumsal
hatalar
ve
ticaret
bu
problemlerin
kaynağı
olarak
gösterilmektedir. Son zamanlarda bu eksiklikleri gidermek amacıyla
birtakım girişimlerde bulunulmuştur (5).
1980’li yıllarda Dünya ormanları üzerinde artan tehditlerle beraber,
ormanların korunmasının gereği konusu halktan, medya kuruluşlarından
ve politikacılardan giderek artan bir ilgi çekmiş ve bu konudaki bilinçlenme
artmıştır. 1980li yılların ortalarında orman kaynakları üzerindeki olumsuz
gelişmelerin yoğunluk kazanması, bu ilgilerin daha da artmasına neden
olmuştur. Orman kaynaklarına ilişkin bu olumsuz gelişmeler paralelinde
birtakım politik gelişmeleri de getirmiş; Tropikal Ormancılık Eylem Planı
(TFAP) ve Uluslararası Tropikal Yuvarlak Odun Örgütü (ITTO), bu süreçte
kurulmuştur. Ancak 1990’lı yıllara kadar bu gelişmeler ormansızlaşmayı
azaltıcı bir etkiyle sonuçlanmamıştır. Bu durumda çözüm yolu olarak,
bölgesel ticari odun üretimlerini engelleme çalışmaları ortaya çıkmıştır.
Sivil toplum örgütleri oldukça geniş kampanyalar ve boykotlar
düzenlemişler, ormanların korunması konusuna daha fazla önem vermeye
başlamışlardır. 1992 Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında
(UNCED), ormanlar öne çıkan konulardan birisi olmuş, ancak ormanlarla
ilgili bir anlaşmada mutabık olunamamıştır. Ormanlarla ilgili olarak elde
edilen sonuçlar, yalnızca yasal bir dayanağı olmayan,
Gündem 21
içerisinde, “Orman Prensipleri” bildirisi ile sınırlı kalmıştır (6).
1980’li yılların sonlarına kadar TFAP ve ITTO gibi uluslararası
girişimler bölgesel veya global ormansızlaşma üzerinde gözle görülür bir
etki yapmamıştır. 1980’li yılların sonlarında çevresel kaynak yönetimi ve
çevresel etiketlemeyi geliştirmek için ekonomik teşviklerin kullanımı
konusuna daha fazla önem verilmeye başlanıldı. Aynı zamanda çevre ve
ticaret arasındaki ilişkiler uluslararası politika sorunu haline gelmeye
başlamıştır. Çeşitli büyük çevresel organizasyonlar (WWF, IUCN, WRI),
sertifikasyonun bir araç olarak kullanılabileceği yönünde tespitlerde
bulundular. Kuzey sivil toplum örgütlerinden, kendi ormanlarını
kurtarmak için savaş veren Güneyin sivil toplum örgütlerine ve yerel
organizasyonlara yardımcı olmaları istenildi. Bunun sonucunda Avrupa’da
tropikal odun hammaddesi kullanımına karşı birtakım kampanyalar ve
boykotlar düzenlemeye başladılar. Ancak sivil toplum örgütleri bu
stratejileriyle tropikal odun hammaddesini “kötü” olarak dışladıklarını ve
bu ürünleri kaynağında yer alan problemleri göz ardı ettiklerini fark ederek
bu stratejilerini yeniden gözden geçirmeye karar verdiler. Neticede
tüketicilerin satın aldıkları ürünlerin sürdürülebilirlik ilkelerine uygun
4
olarak işletilip işletilmediğini ayırt etmesini sağlayacak bir mekanizma
arayışına gidilmiştir. İşte orman sertifikasyonu, ilk olarak ormanların
tahrip edilmesine ve azalmasına dikkat çekmek için çevresel olarak ve sivil
toplum örgütleri tarafından bir politika aracı olarak desteklenmiş, 1990’lı
yıllarda, bu koşullar altında ortaya çıkmıştır (6).
1990’lı yıllarda sertifikasyonla ilgili girişimler yoğunluk kazandı. Bu
girişimler; sertifikasyon ve etiketleme sistemlerinin tamamlanması
amacıyla ormanların yönetimi veya işletimi konularında birtakım
standartların saptanması, gösterge ve ölçütlerin ortaya konulması
faaliyetlerini kapsamaktadır. Bu girişimlerin en çok bilinenleri şunlardır;
Orman İdare Konseyi (FSC), Doğal Tropikal Ormanların Sürdürülebilir
Yönetimi İçin Uluslararası Tropikal Yuvarlak Odun Örgütü (ITTO), Helsinki
ve Montreal ölçüt ve göstergeleri, Pan Avrupa Ormancılık Sertifikasyon
Sistemi (PEFC), Afrika Kereste Örgütü Standartları, Amerika Orman ve
Kağıt Endüstrisi Kurumu’nun Sürdürülebilir Ormancılık Programı
Sertifikasyon Sistemi (ATO), Kanada Standartlar Kurumu Sertifikasyon
Sistemi (CSA), Endonezya Eko-etiketleme Kurumu (LEI) ve Malezya Ulusal
Orman Sertifikasyonu Kurumu (NTTC) (6).
Eylül 1993’te Kanada hükümetinin girişimciliği ile Montreal’de
yapılan toplantıda, Ilıman ve Boreal ormanlarının amenajmanı ve
muhafazası için temeli bilime dayanan gösterge ve ölçütlerin geliştirilmesi
kararlaştırıldı. Daha sonra Helsinki sözleşmesine paralel olarak
güncelleşen süreç; Avustralya, Kanada, Şili, Çin, Japonya, Kore, Yeni
Zelanda, Rusya ve Amerika ülkeleri temsilcilerinin oluşturduğu bir çalışma
grubu ile, 2-3 Eylül 1995’te Şili’de yapılan son toplantıda Santiago
bildirgesi hazırlandı. Daha çok öneri şeklinde hazırlanan ve hukuki açıdan
bağlayıcı özelliği bulunmayan bildirgeye altı adet değerlendirme ölçütü ve
bunlara paralel olarak geliştirilen 67 tane de gösterge konuldu (4).
İlki 1990’da Strasburg’ta düzenlenen Avrupa Ülkeleri Bakanlar
Toplantısı’nın ikincisi, 1993 yılında Helsinki’de gerçekleştirilmiştir.
Toplantı sonucunda hazırlanan Helsinki sözleşmesi sürdürülebilir
ormancılığı değerlendirecek gösterge ve ölçütlerin hazırlanması konusunu
içermektedir. Montreal Sözleşmesi’nin aksine bu sözleşmenin hukuki
açıdan bağlayıcı özelliği bulunmaktadır. Geliştirilen 6 adet Pan-Avrupa
sürdürülebilir orman amenajmanı değerlendirme ölçütleri şunlardır (4);
• Orman kaynakları ve global karbon değişimine olan katkılarının
geliştirilmesi ve sürdürülmesi
• Orman ekosisteminin sağlık ve yapısının sürdürülmesi
• Ormanların üretim (mal ve hizmet) fonksiyonlarının geliştirilmesi ve
sürdürülmesi
• Orman ekosistemlerindeki biyolojik çeşitliliğin düzenli şekilde
geliştirilmesi, muhafazası ve sürdürülmesi
• Ormanların koruma (özellikle toprak ve su) fonksiyonlarının
düzenli şekilde geliştirilmesi ve sürdürülmesi
• Diğer sosyo-ekonomik işlevlerin sürdürülmesi
Sertifikasyon sisteminde geliştirilen göstergeler ve bu göstergelerin
birbirleriyle olan entegrasyonları; neyin sürdürülebilir olup, neyin
sürdürülebilir olmadığı hakkında
yeni bakış açıları sağlayarak daha
5
bütüncül
bir
yaklaşımın
kazanılmasına
yardımcı
olmaktadır.
Sürdürülebilirlik göstergelerinin belirlenmesi, insan aktiviteleri ile doğal
ekosistem arasındaki dengenin kurulması için atılacak ilk adımdır (3).
3. SERTİFİKALANDIRMA SÜRECİ
Orman sertifikalandırma, “doğa-dostu tüketiciler” ile ürünlerini
pazara daha büyük bir avantajla sunmak isteyen üretici taraflar arasında
güçlü bir ilişki kurmak suretiyle, ormanların daha iyi yönetilmesini teşvik
etmek ve ormancılık faaliyetlerinin “sürdürülebilir kalkınma” ilkelerine
uygun olarak yürütülmesine yardımcı olmak amacıyla geliştirilmiş yeni bir
araçtır (7).
Orman kaynakları yöneticilerini, odun hammaddesi üreticilerini,
orman ürünleri üretimi ve ticareti yapanları, oluşturulan sertifika
kuruluşları yoluyla, isteğe bağlı bir izleme-denetim düzeni içerisine alarak,
başarılı bir sürdürülebilir orman yönetimi doğrultusunda yönlendirmeye
çalışan sertifikasyon mekanizmasında aranan temel ölçütler; ormanların
“çevresel açıdan uygun”, “toplumsal açıdan yarar sağlayıcı” ve “ekonomik
açıdan uygulanabilir” bir şekilde yönetilmesidir (9).
Orman sertifikalandırma, ürünün elde edildiği orman alanı ile
yönetim durumunun bağımsız bir kuruluş tarafından incelenmesi ile
başlayan ve yazılı bir belgenin düzenlenmesi ile sonuçlanan bir süreçtir.
Sertifikalandırma işlemi, genellikle bir ön değerlendirme gerektirmektedir.
Daha sonra her iki tarafın haklarını ve yükümlülüklerini ortaya koyan bir
sözleşme hazırlanmakta ve çok boyutlu bir ekip tarafından değerlendirme
yapılmaktadır. Ormanın kararlaştırılmış bulunan ulusal ölçütlere göre
yönetilmesi durumunda izleme yapmak koşuluyla belirli bir süre için
sertifika hakkı verilmektedir (7).
Bir sertifikasyon sistemi, belirlenen ulusal yahut uluslararası ana
hedefler doğrultusunda belirli gösterge ve ölçütleri kapsamaktadır.
Gösterge, sürdürülebilir orman amenajmanının değerlendirilebileceği
süreçleri, yahut, bir dizi koşulları ifade eder. Her bir gösterge, ormandaki
değişimin belirli aralıklarla belirlenmesi için kullanılan bir dizi sayısal
veya mantıksal ölçütlerle karakterize edilir. İşte bir sertifikasyon kurumu,
ilk olarak bu gösterge ve ölçütleri belirler. Belirlenen bu gösterge ve ölçütler
doğrultusunda, orman faaliyetlerinin uygulanması ilkelerini düzenler (2).
Sertifikasyon işlemi, sadece arazide orman işletmeciliği faaliyetlerinin
kontrolü ile sınırlı kalmayıp; elde edilen ürünlerin ilk kaynağı olan
meşcereden başlayıp, en son satışın yapıldığı mağazaya kadar zincirleme
kontrolünü sağlar. Örneğin, satışa sunulan bir ürünün perakende satış
deposundan geriye doğru üretim, transport ve kesime kadar kademeli
olarak bağlantısını kurarak, sertifika edilmiş bir planlama biriminden gelip
gelmediğini kontrol eder ve böylece tüketiciye güvence verir (2).
Sertifikasyon sisteminde; devlet kurumları, sivil toplum örgütleri,
profesyonel mesleki kuruluşlar ve organizasyonlar gibi geniş yelpazeli
katılımcılar ortak bir zeminde buluşmaktadırlar. Bu sistem içerisinde
sertifikasyonun tarafsız hükmi bir şahıs tarafından yapılması ve bunların
bilim adamları tarafından kontrol edilmesi esas olmaktadır. Böylece
6
sertifikasyon işleminin tarafsızlığı, tutarlılığı ve de ciddiyeti artırılmaktadır.
Verilen sertifikasyon belgesi belli bir süre geçerli olmakta ve bu süre
sonunda
yapılan
incelemeler
neticesinde
belgenin
yinelenip
yinelenmeyeceğine karar verilmesi, sertifikasyon süreci içerisinde dikkati
çeken diğer bir husus olmaktadır. Böylelikle, söz konusu süreç orman
işletmelerinin değişen çevre şartlarına uyum sağlamaya yöneltici
olmaktadır (2).
Orman yönetimi sertifikasyonu, tarafsız üçüncü şahıslar tarafından
yürütülmektedir. Bu şahıs, bir büyük denetleyici firma veya kendi
sertifikasyon sistemini geliştirmiş olan bir sivil toplum örgütü
olabilmektedir. Sertifikasyon isteğe bağlı bir işlemdir. Sertifika almak
isteyen bir orman işletmesi, genellikle ilk olarak sertifika kurumundan bir
ziyareti kabul etmekte ve orman yönetimine ilişkin standartları iyi bir
şekilde uyguladığını göstermektedir. Daha sonra resmi sertifikasyon süreci
ilgili kurum tarafından devam ettirilmektedir (5).
Orman yönetiminin, belli bir orman alanı veya bir yönetim biriminde,
belirli çevresel, sosyal ve ekonomik standartlara karşı bizzat orman
alanında yapılan incelemelerle kontrol edilmekte ve oluşturulan
değerlendirme dokümanları sertifikasyon kurumuna iletilmektedir. Bu
raporlar uzman kişilerce ayrıca kontrol edilmektedir. Ulaşılan sonuçları
değerlendiren sertifikasyon kurumu bir sertifikasyon belgesini işletmeye
vermektedir. Bu belge orman yönetimine ilişkin birtakım yapılması
istenilen düzeltici faaliyetler dizisini içerebilir. Daha sonra sertifikasyon
belgesinin devam ettirilebilmesi için düzenli kontroller yapılmaktadır (5).
Sertifikalandırma süreci ticaret piyasasına dönük olduğundan, orman
işletmeleri genellikle ürünlerini etiketlemek istemektedirler. Bu işlem
ürünlerin meşcereden başlayarak, en son satış noktalarına kadar
zincirleme kontrolünü gerektirmektedir. Böylelikle tüketiciye, ürünün
sertifikalandırma sürecinden geçmiş bir orman alanından geldiğini garanti
etmektedir (5).
Özetle sertifikasyon, bir orman işletmesi bünyesindeki orman
işletmeciliği faaliyetlerinin bağımsız bir kurum tarafından, belirlenen
gösterge ve ölçütlere göre değerlendirilmesi ve teftiş edilmesi imkânını
sağlayacak bir süreci kapsamaktadır. Böylelikle
orman kaynağının
sürdürülebilir bir şekilde işletilmesini sağlamakta, tüketicilere ürünlerin
bu tarzda işletilen bir orman kaynağından geldiğini garanti etmektedir.
4. SERTİFİKASYON,
ORMAN
İŞLETMECİLİĞİ İLİŞKİLERİ
KAYNAKLARI
VE
ORMAN
Sivil toplum örgütlerinin ormansızlaşmayı azaltmak amacı ile yapmış
olduğu faaliyetler neticesinde bir araç olarak geliştirdikleri orman
sertifikasyonu, ilk olarak tüketicilerine sürdürülebilir orman işletmeciliği
ilkelerine uygun olarak işletilmiş bir orman alanından geldiğini garanti
etmek isteyen ticari kuruluşlarda etkisini bulmuş ve bugünkü haline kadar
ulaşan sürece kaynak teşkil etmiştir.
Günümüzde orman kaynaklarından çok amaçlı faydalanma ve
sürdürülebilirlik ilkeleri modern işletmeciliğinin değişmez öğeleri arasında
yer almaya başlamıştır. Sertifikasyon ile orman amenajmanı planları yapım
7
sürecine sürdürülebilirliğin etkin bir şekilde dahil edilmesi mümkün
olacaktır. Planların yapımında toplumun orman kaynaklarına karşı değişen
taleplerini dikkate alınmasının yanı sıra, merkezi bir kararla dar çerçeveli
tek tip işletme amaçları yerine, işletmenin içinde yer aldığı çevre
koşullarına bağlı olarak daha esnek ve de geniş bir çerçeveyle belirlenmesi
mümkün olabilecektir (2).
Ülkemizde orman kaynakları devlet orman işletmeleri aracılığıyla
işletilmektedir. Orman işletmelerinin amaçlarının önem ve önceliklerinin
belirlenmesi bir başka ifadeyle işletme için strateji oluşturulması konusu
diğer sektörlere nazaran daha da önemli bir konu olmaktadır. Çünkü bir
yandan ulusal kalkınma amaçları ve bu amaçlara ulaşmada ormancılık
sektörüne yüklenen görevler, diğer yandan orman işletmelerinin görevleri
ve her bir işletmenin içinde yer aldığı bölgenin ve toplumun özellikleri
dikkate alındığında; birer kamu kuruluşu olan orman işletmelerinin
amaçları daha çok çeşitlenip, karmaşık bir hal almaktadır. Hal böyle
olunca amaçlar arasında bir ağırlıklandırma yapmak yani bir strateji
belirleme gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Bu kapsamda, sertifikalandırma da en üst düzeyde yani ulusal
ormancılık politikası bağlamında işlev görebilecek bir düzenlemedir. Başka
bir deyişle, sektör politikasının hangi doğrultuda, hangi önceliklerle ve
araçlarla formüle edilmesi gerektiğini gösterebilen bir olanak olarak dikkati
çekmektedir (7). Sertifikasyon sistemiyle ulusal ormancılık politika ve
stratejilerinin gerçekleştirilmesi etkinleştirilecek, eğer bu konuda
yetersizlikler
söz
konusuysa
orman
işletmeciliğinin
karakteristik
özelliklerine uygun etkili politika ve stratejilerin oluşturulmasına yardımcı
olacaktır (2). Yine sertifikasyon sistemi, orman kaynaklarının güvence
altına alınmasını şart koştuğundan ormanların işletiminin güvenceye
alınması hız kazanacaktır. Ormanların sürdürülebilir kalkınmaya olan
sosyal, ekonomik ve ekolojik katkıları net bir şekilde ortaya çıkacaktır (2).
Sürdürülebilir orman yönetimindeki başarı düzeyinin saptanması çok
sayıdaki değişkeni dikkate almayı gerekli kılmaktadır. O nedenle
sürdürülebilir orman yönetiminin amaçlarını ve uygulamalarını özel
ölçütlere, niceliğe yani ölçülebilirliğe, dolayısıyla nesnelliğe kavuşturmada
sertifikasyon önem kazanmaktadır (7). Böylelikle orman kaynaklarının ve
bu kaynakların yönetimi faaliyetlerinin sürdürülebilir kalkınmaya olan
sosyal, ekonomik ve ekolojik katkıları ortaya konulabilecektir.
Sertifikalandırmanın,
ormancılık
etkinliklerinin
çevresel
maliyetlerinin üretim maliyetleri arasına sokulmasında, başka bir deyişle
içselleştirilmesinde rol oynayabileceği de ifade edilmektedir. Zira
günümüzde orman sahipleri için, çevresel maliyetleri dikkate alma,
dolayısıyla bunları satışlara yansıtma zorunlu değildir. Bu husus çevresel
muhasebeye (yeşil muhasebe) hazırlanma bakımından da önemlidir (7).
Plan yapım sürecine çeşitli kesimlerin dahil edilmesiyle, katılımcı
ormancılık faaliyetlerine geçiş sağlanabilecektir. Nitekim sertifikasyon
süreci bilim adamlarından, sivil toplum örgütlerine varıncaya kadar
oldukça geniş bir katılım yelpazesine sahiptir.
Sertifikalandırma orman köylüleri için, sürdürülebilir orman
yönetimini güvence altına alma yolunda kazanılabilecek haklar ve kırsal
8
geri kalmışlığı gidermeyi gündeme getiren ölçütler yönünden bakıldığında
olumlu sonuçlar doğurabilecektir (7).
Sertifikalandırma kuruluşları kamu kuruluşlarını gözlemleyen,
denetleyen sivil güçler olarak önemli işlev görmektedir. Nitekim yasal ve
idari denetimin ormancılıkta yeterli olmadığı kanısı bulunmaktadır. Zira
ormancılıkta, bir plan ünitesindeki uygulamaların belgeler ve kayıtlar
üzerinden gözden geçirilmesi ile yetinilmemesi, alanda çok
boyutlu
inceleme ve denetimlerin yapılması da büyük önem kazanmaktadır(7).
Sertifikasyon ile planların uygulanmasına ciddiyet kazandırılacak,
planların uygulama sonuçlarını sürekli kontrolüyle orman işletmeciliğinde
başarı ölçümü yapılabilecek, bu sayede orman işletmelerinin genel başarı
düzeyleri artırılabilecektir(2).
Kimileri kâr amacı gütmeyen gönüllü örgütler, kimileri ise ticari
olmak üzere bugün dünyada faaliyet gösteren sertifika kuruluşlarının
sayısı gittikçe artmakta ve her yıl 3 milyon m3’ün üzerinde sertifikalı
kereste uluslararası pazara girmektedir. Bu rakam 1994’de 1,5 milyon m3
idi. 1997’de FSC’den yetki almış ulusal düzeydeki sertifika kuruluşları
tarafından üç milyon hektar orman sertifikalandırılmış bulunuyordu. Bu
sayı
1998
sonunda
12
milyon
hektarı
aşmıştır.
FSC
sertifikalandırmalarının dünyada yaygınlaştırılmasını amaçlayan WWF
(World Wide Fund for Nature : Doğa için Dünya Fonu) ve FSC’nin 2001 yılı
hedefi ise 25 milyon hektardır(7). Gelişimden de açıkça görüldüğü gibi,
uluslararası kamuoyunda orman setifikalandırma giderek artan bir ilgi
kaynağı olmuş, uygulamada giderek artan bir yer bulmaya başlamıştır.
Ayrıca
sertifikasyon
bir ülkenin uluslararası ortamlarda
kullanabileceği olumlu bir referans olarak önem kazanabilecek ve ülkenin
çevreci yerini kanıtlamada yararlı olabilecek bir düzenlemedir (7).
Toplumun orman ürünlerine olan taleplerini sürekli olarak
karşılamak amacıyla yürütülen orman işletmeciliği faaliyetlerinde orman
sertifikalandırma sisteminin değişik yönlerde etkilerde bulunacağı oldukça
açıktır. Bu sistemle beraber orman kaynakların sürdürülebilir işletimini
güvenceye alınmakta, üretim faaliyetlerinin çevreye olan etkileri en düşük
seviyede tutulmaktadır. Plan yapım ve uygulama sürecine orman
kaynaklarıyla ilgili çıkar gruplarının etkin katılımı sağlanmaktadır.
Böylelikle orman işletme amaçlarının işlevsel olarak saptanmasını
sağlamaktadır. Aynı zamanda sertifikasyon ormansızlaşmayı önleyici bir
araç olmakta, doğal ormanların endüstriyel plantasyonlara dönüşümüne
engel olmakta, başka bir deyişle, orman kaynaklarının varlığını ve sağlığını
garanti altına almaktadır.
5. SERTİFİKASYONUN TÜRKİYE ORMANCILIĞI AÇISINDAN
TARTIŞILMASI
Dünya ormancılığındaki yeni gelişmelerden bir tanesi de ormanları ya
da orman ürünlerini sertifikilandırma girişimidir. Sertifikasyon “doğa-dostu
tüketiciler” ile ürünlerini pazara daha büyük avantajla sunmayı arzu eden
üretici taraflar arasında güçlü bir ilişki kurmak suretiyle ormanların daha
iyi yönetilmesini teşvik etmek ve ormancılık faaliyetlerinin “sürdürülebilir
9
kalkınma” ilkelerine uygun olarak yürütülmesine yardımcı olmak amacıyla
geliştirilmiş ve gönüllülük temeline dayanan yeni bir araçtır (9).
Gönüllülük temeline dayanan ve hukuksal bağlayıcılığı olmayan
sertifkasyonun, yasa, yönetmelik gibi mevzuat araçlarının yerini alması
beklenmemektedir. Yalnızca orman yönetim birimi (plan ünitesi) düzeyinde
uygulanabilen sertifikasyon, arazi kullanım planlarını ve ulusal politikaları
doğrudan etkilememekle birlikte, bugün artık gelişmiş ülkelerde giderek
artan çevre dostu tüketicilerin taleplerinin karşılanmasında malın bu araç
dikkate alınarak üretilmesinde önemli rol oynamaktadır (9).
Türkiye ormancılığının baskın niteliklerinden birisi de, sektörün odun
hammaddesi yönünden ülke içi dengeler için çalışıyor olması ve ihraç
sektörü niteliğinin bulunmamasıdır. Yaklaşık 1 milyon m3 ithalat ve bunun
endüstriyel odun tüketimi içerisindeki %9’luk payı, bu ifadeleri
doğrulamaktadır. Bu durum ileri ölçüde kendine yeterlik anlamına
gelmektedir. Kalkınmak veya dengeleri sürdürmek üzere odun hammaddesi
ihraç etmek zorunda olan ülkeler veya hem ithalatı hem de orman
endüstrisi ürünlerini ihraç düzeyi (reeksport düzeyi) büyük olan
ekonomiler
sertifkalandırmaya yakın ilgi göstermek durumundadırlar.
Türkiye’nin bu durumdan uzak oluşu, dünyadaki gelişmeleri izleyip
görerek sağlam adımlar atmasına olanaklar vermektedir (7).
Ormanların sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde işletilmesi için
oluşturulan gösterge ve ölçütleri ile ilgili uluslararası gelişmelerden,
Tarapato önergesi, ITTO (Uluslararası Tropikal Tomruk Ticaret Kurumu),
Helsinki sözleşmesi ve Montreal sözleşmesi Türkiye ormancılığını
etkileyecek nitelikteki uluslararası gelişmelerdendir. Nitekim Türkiye
Montreal ve Helsinki sözleşmelerini imzalayarak bu uluslararası sürecin
içerisine hukuki ve politik taahhütlerle beraber girmiş bulunmaktadır.
Türkiye coğrafi konumu itibarıyla son derece zengin bir floraya sahiptir.
Yaklaşık 9500'e yakın türü bünyesinde barındırmakta ve bunların da 3000
kadarını ülkemize has endemik türler teşkil etmektedir. Gerek tür gerekse
de yapı bakımından oldukça zengin 20.7 milyon hektar orman alanına
sahip Türkiye’nin bu uluslararası gelişmelerin (sürecin) dışında kalması
düşünülemez. Bu itibarla ülkemiz ormanlarının "sürdürülebilir orman
işletmeciliği" ilkelerine göre işletilmesi, bunun gerekli kıldığı gösterge ve
ölçütlerin ortaya konularak standardizasyona dolayısıyla sertifikasyona
gidilmesi gerekliliği vardır(4).
Uluslararası, ulusal ve yöresel olarak geliştirilen sürdürülebilir
orman işletmeciliği ilkelerinin elbette ki yalın haliyle Türkiye şartlarına
uygulanması mümkün değildir. Türkiye ormancılığı hukuki, politik,
ekonomik, coğrafik, teknolojik ve sosyal boyutlarıyla diğer ülkelerden
farklılık arz etmektedir. Ayrıca doğal yapısı, iklim koşulları ve ormancılık
sektörünün yönetim organizasyonlarında da farklılıklar mevcuttur. Bunlar
göz önüne alınmak suretiyle benzer çalışmaların bizzat ulusal düzeyde
yapılması gerekmektedir.
Nitekim ulusal ekonomiyi makro bazda planlamak amacıyla beş yılda
bir hazırlanan Beş Yıllık Kalkınma Planlarının sonuncusu olan ve 20002004 yılları için hazırlanan Sekizinci
Beş Yıllık Kalkınma Planında (8.
BYKP) (8) "orman ürünlerinin çevresel sosyal sorumluluk anlayışı ile
10
üretimini ifade eden Yeşil Sertifika veya Yeşil Etiket" olarak nitelendirilen
yöntemin ülkemizde de prensip ve kriterlerinin oluşturularak, uygulamaya
konulması gerekli görülmektedir" şeklinde bir ifadeyle konunun önemi
vurgulanmıştır. Bugün ormancılığımız için erozyon, koruma, mülkiyet gibi
öncelikler ne kadar önemli ise, mevcut ormanların sürdürebilir işletimi de
o kadar önemlidir. Bu nedenle Türkiye ormancılığı için geçerli
sürdürülebilir orman işletmeciliği sistemi için prensiplerin veya ilkelerin
ortaya konulması ve bu kapsamda gösterge ve ölçütlerin oluşturulması
gerekmektedir.
Sertifikasyon bir yandan, orman amenajmanı plan yapım ve
uygulama sonuçlarının belirli standartlara göre teftişini sağlarken; diğer
yandan, elde edilen ürünlerin çevreye en az etkiyle üretilerek tüketicilerin
hizmetine sunulmasına yardımcı olur. Birincisi orman işletme amaçlarının
ve kısıtlarının açık bir şekilde belirlenerek planlamanın tüm öğeleriyle
beraber tutarlı bir modelleme
yöntemiyle düzenlenmesini teşvik
etmektedir. Diğeri ise, elde edilen ürün ve hizmetlerin pazarlaması veya
sunulmasının belirli standartlara göre düzenlenmesi ve orman kaynakları
işletmeciliğinin yine belirli ve tutarlı sürdürülebilirlik ilkesine göre
yapıldığının güvencesini sağlamaya yöneliktir. Özetle sertifikasyon ;
toplumun planlama sürecine aktif katılımını teşvik ederek, işletme
amaçlarının işlevsel olarak saptanmasını sağlamakta, ormanların güvence
altına alınmasını zorlamakta, kaçak kesim ve kullanımı engellemekte,
ormansızlaşmayı önlemeye hizmet etmekte ve doğal orman ekosistemlerinin
endüstriyel plantasyonlara toplu dönüşümünün önüne set çekmeye hizmet
etmektedir (2).
Dünyada ekonomik ilişkilenmeler giderek artmakta küreselleşme
süreci hız kazanmaktadır. Ülkemiz ormancılığı bugünkü koşullar itibarıyla
çok yakından ilişkilere sahip olmamakla birlikte, ülkemizin Avrupa
Birliğine üyeliği söz konusu olduğundan, bu sürecin içerisinde aktif olarak
yer almak zorunda kalacağı günler çok uzak değildir. dur. Bununla beraber
uluslararası platformlarda imzalanan anlaşmaların yükümlülüklerinin
yerine getirilmesi gerekecektir. Orman kaynakları da ülkelerin kendi
kaynakları olmaktan çıkmakta ve global bir kaynak haline gelmektedir.
Bu itibarla, ülkemiz ormanlarının ve ormancılığının kendi özellikleri
göz önünde tutulmak suretiyle, orman sertifikalandırma sistemini kurması
gerekmektedir .Orman Bakanlığı çatısı altında, üyeleri ilgili akademisyen,
araştırmacı ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir sertifikasyon
kurulunun
oluşturulması
gerektiği
gözden
uzak
tutulmamalıdır
(2).Türkiye’de sertifikalandırma ve ekolojik etiketleme çalışmalarının
başlatılmasını ve etkinliklerin uyumlu olarak yürütülmesini sağlamak
üzere bir geçici Ulusal Sertifikalandırma Çalışma Grubu’nun kurulması
gerekmektedir (7).
11
6. KAYNAKLAR
1. İşgüden T., Ercan F., Türkay M.; Gelişme İktisadı; Beta Basım-Yayım
Dağıtım A.Ş.
2. Başkent,
Gelişmeler,
Gönderildi
E.Z.; Türker,
İ.Ü. Orman
M.F.; Ormancılıkta Sertifikasyonla İlgili
Fakültesi Dergisine Yayınlanmak Üzere
3. Porsuk,
T., Sürdürülebilir Ormancılık Ölçütleri, Göstergeleri ve
Türkiye’deki Durumunun Belirlenmesi, İ.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü,
Yüksek Lisans Tezi İstanbul 2000
4. Başkent,
E.Z.; Türker, M.F.; Sürdürülebilir Ormancılığa Doğru:
Uluslararası Standardizasyon, Sertifikasyon ve Ulusal Ormancılık
Stratejileri, Doğu Anadolu Ormancılık Araştırma Müdürlüğü, Ormancılık
Araştırma Dergisi, 2000/1 No:3, Erzurum
5. BASS, Stephen; Introducing Forest Certification; A report prepared by
the Forest Certification Advisory Group (FCAG), European Discussion
Paper 1 IIED, London, UK
6. Lindahl K.B.; Certification Toolbox - The Why, How, What and Where of
Certification; Forests, Trees and People Newsletter No:43 November 2000,
Upsala, Sweden
7. Geray, U., Türkiye’de Orman Sertifikalandırma Olabilirlik Raporu,
30s.(Henüz Yayınlanmamıştır)
8. DPT, 2000, VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Ankara
9. DPT, 2001, VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Ormancılık Özel İhtisas
Komisyonu Raporu, Uluslararası İlişkiler ve Karşılaştırmalar, Ankara
12
Download

Doç. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKER* Doç. Dr. Emin Zeki BAŞKENT