AYLIK HABER VE KÜLTÜR GAZETESİ
124
ŞUBAT 2015
YIL: 17
WWW.BAHAR.DK
AVRUPA IRKÇILIK VE
TERÖR KISKACINDA
Avrupa’da bir taraftan terör, diğer taraftan ırkçılık artıyor. Her
iki grupla yürütülen mücadelenin dengeli gitmesi, bunlarla
mücadele adına da kişisel özgürlüklerin kısıtlanmaması
gerekiyor. Avrupa’yı zor bir süreç bekliyor. • 12'de
‘‘Bu ‘Sevgi Belgeselini’
herkes görmeli’’
BAHAR
Fethullah Gülen Hocaefendi ve onun fikirleri etrafında şekillenen
Hizmet Hareketi’ni anlatan ‘Love is a verb’ belgeseli Kopenhag’da
izleyicilerle buluştu. Somali, Irak, Bosna Hersek, Türkiye, Belçika ve
Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere 6 farklı ülkede çekilen ve
yapımı 3 yıl süren belgesel izleyicilerin beğenisini kazandı.
Danimarka gösterimi Kopenhag’ın en ünlü gösteri mekanlarından Palads Sineması’nda gerçekleştirildi. Dialog-Forum Derneği
tarafından organize edilen gösterime, akademisyenler, sanatçılar,
eğitimciler, üst düzey bürokratlar, değişik dinlerin temsilcileri ve
birçok sivil toplum kuruluşunun yetkilisi katıldı. Gösterim öncesinde
kısa bir konuşma yapan Dialog-Forum Derneği Başkanı Mustafa
Gezen, ‘‘Farklı kültürleri görmezden gelme; önyargıların, nefretin ve
bazı aşırı durumlarda da şiddetin önünü açıyor. Maalesef bu günlerde
Fransa’da gerçekleştirilen saldırıların sonunda bunu görüyoruz. Eğer
sosyal medyayı takip ederseniz, -ki inanıyorum ki ediyorsunuzbirçok insanın herhangi birşey elde etmeden birbirini suçladığını
görürsünüz. Biz Dialog-Forum olarak Hizmet Hareketi’nin dünya
genelinde barışın tesis edilmesinde etkili olacağına inanıyoruz.
‘Love is a verb’ belgeseli de buna katkıda bulunacaktır.’’ dedi. Belgeselin yönetmeni Terry Spencer Hessler ve proje koordinatörü Hakan
Berberoğlu gösterimde hazır bulundu. İzleyicilerden gelen soruları
cevaplayan Spencer ve Berberoğlu belgeselin yapım süreciyle ilgili
çarpıcı bilgiler verdi. Somali gibi birçok hayati riskin bulunduğu bir
ülkede kendilerinin çekim yaparken bile zorlanmasına rağmen
Hizmet Hareketi’ne gönül vermiş doktorların orada insanlara yardım
dağıttığını söyleyen Berberoğlu bunun oldukça etkileyici olduğunu
söyledi.
2 | ŞUBAT 2015
SATILIK BİSİKLETÇİ DÜKKANI
Yerel alışveriş merkezinde bulunan 71 m2’lik dükkan,
14.000 nüfusa sahip olan şehrin tek bisikletçisidir.
Dükkan’da yeni bisikletler satılıyor - Marka bisikletler satılabilir
Kendi tamirhanesi vardır - Anahtar yaptırılabiliyor
Vergi, su ve sıcaklık dahil aylık kirası 10.900,-
Adres: Smørum Cykler • Flodvej 75 • 2765 Smørum
İrtibat: Ferhat Demir • Tel. 52 80 12 1 8
AB’de göçmenlerle ilgili en pozitif
düşünen millet İsveçliler
BAHAR
oranı yüzde sadece 48. İsveçliler bu
konuda Avrupa ortalamasını yükselten bir anlayışa sahip. Buna rağmen
Avrupa genelinde göçmenlerin
pozitif birşey olduğunu düşünenlerin
oranı sadece yüzde 35.
İsveç Göteborg Üniversitesi’nden
Profesör Maria Demker, ‘‘Biz İsveç olarak yüksek oranlarda göçmen kabul
etmeye ve bunu pozitif sonuçlarını
görmeye alışkınız’’ diyor. Göçmen ve
ki
ss
G
lte
O
OG r
L
G nne
N
I
TN Ba ort
IL er
SK oration
L
A k
g
V eko
d
Bil
k
nu
Me
Fla
e
r
T
TO induesdratione
mülteci politikasının hiç bir zaman
İsveç siyasi hayatının en önemli
konuları arasında olmadığını belirten
Prof. Demker, ‘‘İsveçliler her zaman
İslamofobi ve ırkçılığa karşı olmuştur.’’
diyor.
Avrupa Birliği içerisinde göçmenlere yönelik en yüksek oranda negatif
algının olduğu ülke Litvanta. Litvanların sadece yüzde 16’sı göçmenlerin
pozitif birşey olduğunu düşünüyor.
Skilte & Reklame
ED
YH
N
düşüncelere sahip. EuroBarometer
tarafından yapılan araştırmaya göre
İsveçlilerin yüzde 72’si göçmenlerin
ülke için ya ‘çok pozitif birşey’ olduğunu söylüyor yada ‘pozitif birşey’
olduğunu ifade ediyor. Bu oran diğer
AB ülkelerinde maalesef çok düşük.
Bu konuda İsveç’e yakın olan bir ülke
bile yok. En yakın ülkeler İspanya
ve Hırvatistan. Ancak bu ülkelerde
göçmenlerle ilgili pozitif düşünenlerin
Ner
Ly
n
SekIoG
ratio ilte
DAE
utod adesk
4 | ŞUBAT 2015
Son dönemde cami saldırılarıyla
gündeme gelen ve aşırı sağın hızla oy
oranını yükselttiği İsveç’in herşeye
rağmen Avrupa Birliği içerisinde
göçmen karşıtlığının en düşük olduğu
ülke olduğu ortaya çıktı. Avrupa Birliği
resmi istatistik kurumu EuroBarometer tarafından 28 bin kişinin katılımıyla
yapılan bir araştırmaya göre İsveçlilerin yüzde 72’si göçmenlerin İsveç
için pozitif birşey olduğuna inanıyor.
Avrupa Birliği içerisinde bu orana
yaklaşabilen başka bir ülke bile yok.
En yakın 2 ülke ise halkının yüzde
48’i göçmenlerle ilgili pozitif düşünen
İspanya ve Hırvatistan.
Avrupa’da aşırı sağın kalesi
durumunda olan Danimarka’a ise
halkın çoğu göçmenlerin ülke için
olumsuz birşey olduğunu düşünüyor. Eurobarameter araştırmasına
göre Danimarkalıların sadece yüzde
42’si göçmenlerin pozitif olduğunu
düşünüyor. Finlandiya’da ise halkın
sadece yüzde 44’ü göçmenlerin pozitif birşey olduğuna inanıyor. Norveç
ise AB üyesi olmadığı için araştırma
kapsamında bulunmuyor.
İsveç geçtiğimiz dönemde meydana gelen cami saldırılarıyla sarsıldı.
Stockholm’deki Eskiltuna semtinde
bulunan bir cami içeride 40 kişi varken kundaklandı. Uppsala ve Eslöv
şehirlerinde de camilere saldırılar gerçekleştirildi. Herhangi birinin hayatını
kaybetmediği saldırılar sonrasında
İsveç hükümeti camilerin korunması
için ayrılan bütçeyi arttırma kararı
alırken binlerce İsveçli söz konusu
ibadet mekanlarına yapılan saldırıları
kınadı. Öte yandan aşırı sağcı İsveç
Demokratları Partisi’nin (SD) son dönemdeki yükselişi ülkede göçmen
karşıtlığının arttığının işareti olarak
yorumlanıyordu. Nitekim bu yönde
yapılmış ciddi araştırmalar da mevcut. Bununla birlikte İsveç’te göçmen
karşıtlığı diğer Avrupa ülkelerinin çok
daha gerisinde. İsveç halkının ciddi
bölümü göçmenlerle ilgili olumlu
YK SKILTE / Yasin Kurt
Tlf. 6065 9166
[email protected]
2D PRINTeside
TV MENU Hjemm
(atesli veya farkli efektlerle)
6 | ŞUBAT 2015
Høje Taastrup Özel Lisesi
Høje Taastrup Özel Lisesi
eğitim hayatına agustos 2014’te
başladı. Lisenin verdiği eğitim diğer
Danimarka’daki liseler gibi üç yılllık
olup üniversitelere ve diğer yüksek
okullara giriş hakkı sağlamaktadır.
Lise iki ana bölümde eğitim
vermektedir; Sayısal bölümde
matematik, fizik ve kimya ana ders
olarak okutulmaktadır. Diğer bölüm
uluslararası bir bölüm olup ingilizce
ve sosyal bilgiler ana ders olarak
verilmektedir
Üniversite mezunu ve kendi
alanlarında uzmanlaşmış öğretmenleri genelde bir veya iki derste
eğitim vermektedirler.
Høje Taastrup Özel Lisesi
kurucuları bu okulu, gençlere kendilerini emin hissedebilecekleri ve
takdir edilebileceği bir okul ortamı
oluşturma amacıyla kurmuşlardır.
Bu eğitim ortamında okul, öğrenci
ve veli arasında güven meydana
getirmek hedeflenmiştir. Okulun
modern sınıflardan oluşmuş
binasının yanında, geniş dış alanı,
güzel işleyen kantini de bulunmaktadır. Ayrıca Høje Taastrup
İstasyonu’na yakın olup Kopenhag
Büyükşehir merkezine ve diger
sehirlere ulaşımı kolaydır. Lise,
özel okul statüsünde olduğu için
giderlerinin % 85’i devlet tarafından
karşılanmaktadır. Geri kalan ve aylık
öğrenciler ve velileri tarafından
ödenen kısım 1450kr. olup ayrıca
bu miktarın ödenmesi için yardım
alınabilmektedir.
Senin Etrafındaki Dünya
Aynı zamanda okulda ’Senin
etrafındaki dünya’denilen bir
program yürütülmektedir. Bu proje
kapsamında öğrencilerin her biri,
bir günlerini toplumda önemli bir
yere sahip olan kişilerle geçirmektedirler.
Bu kişiler önde gelen politikacılar ,yetkili kişiler , araştırmacılar
veya toplumda önemli başka
portreler olabilmektedir. Bu şekilde öğrencilerin dünyaya bakış
açılarını geliştirmek ve dünyanın
sanılandan daha büyük olduğunu
göstermek amaçlanmaktadır. Bu yıl
bu bağlamda öğrenciler, Kraliyet Tiyatrosu,TV-Lorry, Ekonomik Kurul,
Patientombuddet, Kopenhag ve
Roskilde Universiteleri, Danimarka
Teknik Üniversitesi ve başka birçok
yere ziyaretler yapmıştır.
Yabancı dil olarak Türkçe
Høje Taastrup Özel Lisesi’ne
Eğitim Bakanlığı tarafından Türkçe
dilinin, yabancı dil olarak okutulması için izin verilmiştir. Bu şekilde
ögrenciler ilk eğitim döneminden
itibaren bu dersi yabancı dil olarak
seçebilmektedir. Öğrencilerden
çoğu Türkçeyi yazıp konuşabiliyor.
Fakat bu ders ile asıl amaçlanan bu
öğrencilerin Türk üniversitelerinde
eğitim alabilecekleri seviyeye ulaştırmaktır.
Gelişerek büyüme
Okul gezileri
Eğitimin en önemli unsurlarından biri öğrencilerin düzenlenen
okul gezilerine katılmasıdır. Bu
anlamda Høje Taastrup Özel
Lisesi her eğitim ve öğretim yılında
okul gezisi düzenlemekte ve bu
seyahatlerin konaklama ve diğer
masrafları okul için ödenen aylık
ödemelerden karşılanmaktadır.
Okulda 1. sınıflar ’introtur’denilen
tanıtım gezisine , 2. sınıflar dil
dersi kapsamında İstanbul’a veya
Berlin’e , 3.sınıflar seçtikleri bölüme
uygun örneğin ingilizce konuşulan
bir ülkeye gitmektedirler. Okulda
öğrenciler birçok gün uzun kalabilmekte ve gönüllü olarak verilen
ders yardımlarından faydalanmaktadır. Bu ders yardımlarını yapan
gönüllü üniversite öğrencileri aynı
zamanda okulda sosyal ve sportif
aktiviteler de düzenlemektedirler.
Ağustos ayında 22 öğrenci ile
başlayan okul, eğitimine şu an 35
öğrenci ile iki sınıf olarak devam
etmektedir. Yaz döneminden sonra
okula 56 öğrenci kabul edilmiştir.
Önümüzdeki ikibuçuk sene içinde
de 150-200 öğrenci kapasitesine
ulaşması beklenmektedir.
Okula kabul edilebilmek için
öğrencinin liseye gitme hakkını kazanmış olması veya okulun yaptığı
sınavı kazanması gerekmektedir.
Nyt Syn Albertslund’da hİzmete başladı
Dünya standartlarında, Danimarka’nın en gelişmiş görsel test ve görsel çözümlerini sunuyoruz.
Artık göz doktoruna uğramanıza gerek yok! Bu alanda mesleki eğitimli personelimiz sayesinde göz muayenizi de biz yapıyoruz.
Faizsiz taksit imkanları.
Danimarka’nın tek optik zinciri NYT SYN’de, gece görüş için göz muayenesi kontrol ve ölçümlerinde, geleneksel göz muayenesinden çok daha net sonuçlar
veren ZEISS markalı özel teknoloji olan i.Profiler kullanıyoruz. Böylelikle trafik güvenliğini yeni teknoloji ile artırıyoruz. ZEISS’den benzeri olmayan i.Scription
gözlük camları ile, özellikle akşam ve gece araç kullanırken; daha net ve parlak renkler, yüksek kontrast ve her zamankinden daha keskin görebilirsiniz.
Gece görüşü ve güvenliğini düşünenlere şimdi çok özel fırsatlarımız var. Vestegnen bölgesinde bu hizmeti yalnızca biz sunuyoruz!
Bizim için; iletişim, konuşma ve karşılıklı güven müşterilerimize en iyi kaliteyi sunmak için en önemli faktördür.
Biz, standart çözümlere değil; kişisel önerilere, bireysel
görüşlere ve düşüncelere önem ve ağırlık veriyoruz!
NYT SYN Albertslund | Stationstorvet 26 | 2620 Albertslund | Tlf. 44 44 44 52 | nytsyn.dk/albertslund |
NytSyn Albertslund
HØJE TAASTRUP SLAGTER
Høje Tåstrup Boulevard 68, 2630 Tåstrup • Telefon +45 43716733 • www.tayyibslagter.dk • Facebook.com/TayyibFood
Siz değerli müşterilerimizin de katkılarıyla 18 yıldır kaliteli, temiz ve güvenilir hizmet vermekteyiz.
Biz, sizden gelen talepleri değerlendirerek, ürün çeşitliğimizi çoğaltmakla birlikte, bu hizmeti sunarken kaliteli ve işini iyi
bilen bir ekip ile çalışıyoruz. Biz, en iyi bildiğmiz işi yapıyoruz ve işimizi çok seviyoruz. Siz, isteklerinizi bize iletin, bizde
buna göre çözüm sunalım.
Saygılarımızı iletir, herkese teşekkürlerimizi sunarız.
Høje Taastrup Slagter
Helle Thorning- Schmidt
Johanne Schmidt-Nielsen
Kristian Thulesen
L I D E R L E R D E N T E R Ö R E O R TA K T E P K I :
Teröristlere kızıp müslümanların
tamamından nefret etmeyelim
BAHAR
FRANSIZ hiciv dergisi Charlie
Hebdo’ya düzenlenen terör saldırısına
başta Başbakan Helle Thorning- Schmidt olmak üzere tüm siyasi partiler
sert tepki gösterdi. Başbakan Helle
Thorning – Schmidt, terör saldırısıyla
savunmasız ve masum insanların hedef olduğunu belirterek, eylemi gerçekleştirenleri kınadığını ifade etti. En
çarpıcı açıklamayı ise Liberal Parti
Başkanı Lars Lökke Rasmussen yaptı.
Terör saldırısını gerçekleştiren kişilerin en büyük zararı İslam’a verdiğini
belirten Rasmussen, ‘Sakın ülkemizde
yaşayan ve değerlerimizi paylaşan
230 bin müslümanı bu saldırıyı yapanlarla aynı kefeye koymayalım’
dedi.
Dünyada şok etkisi yapan Fransız
dergisi Charlie Hebdo’ya düzenlenen
8 | ŞUBAT 2015
Lars Lökke Rasmussen
saldırıyı parti başkanlarının katıldığı
liderler zirvesinde değerlendirildi.
Demokrasi ve İfade Özgürlüğü adı
verilen açık oturumda konuşan
Başbakan Helle Thorning- Schmidt,
‘Bizden ve başkalarından nefret eden
bazı insanlar var. Ancak unutmamak
gerekir ki, çok sayıda topluma uyum
sağlamış ve barış içinde yaşamak
isteyen müslümanlarda var. Bizden
nefret eden insanların neden nefret
ettiğini doğrusu açıklamakta güçlük
çekiyorum. Kesinlikle nefretin kaynağın bizim yaptıklarımız değil. Bunlar
aşırı radikal oldukları için bizim gücümüz, güvenliğimiz, özgürlüğümüze
düşmanlar’ dedi.
Liberal Parti Başkanı Lars Lökke
Rasmussen, Başbakanın ‘bizden
nefret eden bazı insanlar var’ sözüne
kesinlikle katıldığını belirterek, ‘Bu
fanatikler bizim yaşam tarzımıza
düşmanlar. Saldırıyla ilgili ilk yaptığım açıklamada da değindiğim gibi
bu teröristler en büyük zararı İslam
ve müslümanlara veriyor. Bunların
yaptıklarından etkilenip kesinlikle ülkemizde yaşayan 230 bin müslümana
karşı nefret duygusu beslemeyelim.
Bu insanların tamamına yakını bizim değerlerinmize saygı gösteren
kişilerdir’ dedi. Birlik Listesi politik
sözcüsü Johanne Schmidt- Nielsen,
terörü lanetlediğini ve Lars Lökke’nin
‘Müslümanlardan nefret etmeyelim’
sözünü çok anlamlı bulup, sonuna kadar desteklediğini söyledi. Danimarka
Halk Partisi Lideri Kristian Thulesen
Dahl ise terör sadırısına bir gerekçe
bulmanın yanlış olacağını belirtip,
‘Şayet bir gerekçe bulursak saldırının
anlaşılır olabileceğini düşünürüz.
Kesinlik bu yolun açılmaması lazım’
diye konuştu.
Codan sigortanın
tercihi; Polonya’da
ucuza araba tamiri
AzDanimarka’
uyuyoruz
Okul reformları
da her üç kişiden biri çok az uyuyor.
Az uykunun telaş, stres, çocuklara bağırma veya öğretmenlere mesleği
aşırı televizyon izleme gibi çok çeşitli sebepleri
olabilir. Tam olarak ne kadar uykuya ihtiyacınız bıraktırdı
olacağı kişisel bir durum, ancak uyku araştırma-
“Hasar görmüş arabanızı Polonya’ya tamire gönderelim ve böylece vergiden tasarruf edin.” Motor
dergisi, sigorta şirketi Codan’ın böyle bir teklifte
bulunduğunu yazdı. Basın görevlisi Mads Houe,
“Codan, Polonya’da bir Danimarkalı atölye sahibi
birinin sahibi olduğu Avrupa Araba Hasar Merkezi
ile bir anlaşma yaptı. Atölye arabayı önce Polonya’ya
sonra da Polonya’dan sahibine geri gönderiyor. Bunun karşılığında 4.500 krondan tasarruf edebiliyorsunuz. Arabaları Polonya’da tamir ettirerek tasarruf
sağlıyoruz. Azaltılmış veya tamamen kaldırılmış
vergi buna imkân sağlıyor. Codan’ın ekonomisine
tam olarak katkıda bulunmuyoruz, ancak kazancı
müşteriyle paylaşıyoruz” açıklamasında bulundu.
Codan, Polonya’da saat başına ödenen ücret daha
düşük olduğu için tasarruf sağlıyor.
cıları, ortalama bir yetişkinin 7-8 saat arası uyuması gerektiği konusunda hem fikirler. Epinion
araştırma şirketinin DR Haber için yaptığı anket,
üçte birimizin yeterli uykuyu almadığını gösteriyor.
Kısa vadede uyku eksikliği günlük hayatınızın
kalitesinin düşmesi anlamına gelir. Ancak uzun
vadede az uyumak ciddi uyku problemlerine sebep
olur. Kopenhag Üniversitesi’nden uyku araştırmacısı olan Alice Clark, “Yalnızca güne hazır olmak
için uyumuyoruz” dedi. Uyuduğumuz zaman,
yenilenen pek çok vücut fonksiyonu var. Bağışıklık
sistemi, metabolizma ve kardiyovasküler sistem
bunlardan bazıları. Daha çok, az uyuyan insanlarda
ortaya çıkan pek çok hastalık mevcut. Bunlardan
bazıları, kardiyovasküler hastalık, kalp krizi, diabet
ve yüksek kan basıncı ve kolestrol seviyesi. Alice
Clark, “Az uyuyan insanlarda bu hastalıkların daha
çok görüldüğünü görüyoruz” şeklinde konuştu.
Her on öğretmenden biri okul reformu ve
çalışma saatlerine ilişkin olarak yürürlüğe giren
tartışmalı yasanın ardından geçen yazın sonunda
işi bıraktı. Kommunernes og Regionernes
Löndatakontor’un (Belediye ve Bölgeler Maaş
Bordroları Departmanı) Ekim 2013 ile Ekim 2014
arasındaki verileri bu sonucu ortaya koydu. Yüzde
otuz oranına tekabül eden 1236 öğretmen, artık
öğretmenlik mesleğini sürdürmüyor. Elde edilen
veriler, öğretmenlik görevini genellikle 35 ile 44
yaş arası ve 45 ile 54 yaş arasında olan daha genç
öğretmenlerin bıraktığını gösteriyor. Danimarka
Öğretmenler Birliği Başkanı Bondo Christensen, bu
olumsuz eğilimden dolayı endişeli. Christensen konuyla ilgili olarak, “Pek çok şehir, öğretmen bulmakta
zorluk çekiyor ve yeni nesilde öğretmenlik eğitimi
alanların sayısı da hiç olmadığı kadar düşük. Tüm
okul sistemi yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
yen!
mobilyalarda
Yeni mağazamıza taşındık!
trendler
MODENA’DA AÇILIŞA ÖZEL INDIRIMLER
VE EN YENI MOBILYA TAKIMLARI
IÇIN BIZE UĞRAMADAN KARAR VERMEYIN...
ALONA YATAK ODASI
SELEN SALON TAKIMI
KAYZER SALON TAKIMI
LEYDİ SALON TAKIMI
DİEGO SALON TAKIMI
VENTO SALON TAKIMI
DİAMOND YATAK ODASI
MEYRA BERJERLİ SALON TKM.
MONA KÖŞE TAKIMI
FOMEX SALON TAKIMI
PIRLANTA YATAK ODASI
© Moving Media ApS
CAPRİCE BERJERLİ SALON TKM.
Smedeland 28, 2600 Glostrup
(Nazar Düğün Salonu’nun altı)
Tel.: 43 53 89 39 • Fax: 43 53 89 38
Åbningstider:
Man-Fre: 10.00 - 18.00
Lørdag: 10.00 - 16.00
Søndag: 12.00 - 16.00
KISA HABERLER
İstihbarat teşkilatına ek mali
destek
Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’ya düzenlenen terör saldırısından sonra Danimarka istihbarat teşkilatı PET’in teröristlerden ülkeyi
korumak için yeterli kaynağa sahip olup- olmadığı gündeme geldi.
Anamuhalefet Liberal Parti Başkanı Lars Lökke Rasmussen, iktidar
olduklarında PET’e ek maddi kaynak aktaracaklarını söyleyerek; “PET,
analiz ve görüntüleme kaynaklarına zorla girmezse beni çok şaşırtır.
Evine dönen birçok Suriye’ye savaşmaya gidenler var ve gözümüzün
üzerlerinde olması gerek” dedi Sosyalist Halk Parti (SF), Danimarka Halk
Partisi (DF) ve Muhafazakar Parti, PET için bu yıl 555 milyon kron ve
ayrıca özel operasyonların yürütülebilmesi için gizli tutulan artı para
yardımıyla destek sağlayacak. 2017 yılına kadar bu miktar, 530 milyon
krona düşecek. SF başkanı Pia Olsen Dyhr, “PET kaynaklarını araştırmak
istiyoruz. Kaynakların doğru yönde kullanılıp kullanılmadığını ve
Danimarka’da benzer durumların yaşanması halinde hazırlıklı olup
olmadıklarını bilmek istiyoruz” açıklamasını yaptı.
HASAN CÜCÜK
[email protected]
Mücadeleyi kaybettik
E-postları kontrol etmeden
duramıyoruz
Kamuoyu araştırma şirketi Epinion’un DR Haber için yaptığı araştırmaya göre; her üç Danimarkalıdan biri, en az günde bir kez iş yerinde
e-postalarını kontrol ediyor. Bispebjerg Hastanesi’nden stres uzmanı Bo
Netterström, çoğumuzun e-posta kutularına bakmadan duramayışımız
karşısında şaşırmadığını belirterek, ’İş yerindeki bir kişi, aslında boş
zamanlarında sadece düşünceleriyle başbaşa kalmak istiyor.’ dedi.
Araştırmayla ilgili elde edilen rakamlar, özellikle hangi sektör çalışanlarının boş zamanlarında e-posta kontrolü yapmakta acele ettiklerinin
bir göstergesi sayılmıyor. Ancak Bo Netterström, e-posta kullanım
hacminde muhtemelen büyük sektör farklılıkları olduğunu öngörüyor.
Bazı sektörlerde sadece üç e-postadan biri değil, çalışanın iş yerinden
çıktıktan sonra bile posta kutusuna aşırı yükleme olması söz konusu.
Bo Netterström, ’Uzun çalışma saatleri olan ve çok sayıda insanla
irtibat kurmayı gerektiren gazeteci, doktor ya da başka pozisyonlarda
çalışan, yoğun bilgi gerektiren sektörlerde çoğu insan, sürekli olarak
bunu yaşıyor.’ diye konuştu. Danimarka İşveren Sendikaları, halkın
müsait oldukları zaman, işle ilgili e-postaları kontrol etmekten dolayı
strese girmeleri dikkate alınmıyor. Yönetici Pernille Knudsen, “Kendi
çalışmalarımız gösteriyor ki; Danimarka iş piyasası gayet iyi durumda
çalışıyor, insanlar, bir denge olduğunu düşünüyor hatta yönetimle bir
diyalog içinde bulunmaktan memnuniyet duyuyorlar ve bu da işlerin
gayet iyi idare edilmesini sağlıyor” açıklamasında bulundu.
Otobüslerde kondüktörler
kamera taşıyor
10 | ŞUBAT 2015
Ancak bununda (savaşın) bir kuralı
Terör bir insanlık suçudur. Kimden
vardır. Efendimizin hayatında bu
gelirse gelsin şiddetle kınanmalıdır,
kuralları net bir şekilde görüyoruz.
telin edilmelidir. Terörün ırkı ve dini
İşgal sonrası Afganistan’da seçimle
olmadığı gibi teröristinde dini ve
göreve gelen ilk cumhurbakanı olan
ırkı yoktur. Terörist için tek tanım
Sıbgatullah Müceddidi ile Çeçenlerin
teröristtir. ‘Müslüman terörist, terörist
Moskova’da bir tiyatroya baskın
Müslüman olmaz’. Müslümanlar
düzenlenmesinden bir kaç gün sonra
arasından terörist çıkabilir ancak
konuştuğumda şunları söylemişti:
terör eylemine bulaşan ve icra eden
‘Biz Ruslara karşı savaşırken asla
Müslüman olarak kalmaz.
böyle olaylara bulaşmadık. Benim
Terör ve teröristle mücadeleyi
düşmanım ülkemi işgal eden Rus
Müslümanlar olarak kaybettik. Suçu
askeriydi, tüm Ruslar değil. Bırakın
hep başkalarında bulduk. ‘İslamcı
sivillere karşı bir eylemi, Rusya içinde
terör’ tabirini ısrarla batı basının
bulunan askeri bir birliğe bile eylem
bilinçli kullandığını belirtik ama neden
düzenlemedik. Şimdi bu yapılanların
Müslümanlar arasından binlerce
cihadla ne ilgisi var. Tiyatrodaki
teröristin çıktığına cevap veremedik.
bir insanın suçu nedir? Rus olması
‘Ama’ ile başlayan cümleler kurarken,
öldürülmesine cevaz mı verir’ deyip
dinin kesin hükümlerini görmezden
haklı olarak yapılan yanlışa şiddetle
geldik. Barış anlamına gelen dinimizin
karşı çıkıyordu.
‘terörle’ yan yana anılmasına en
Fransız hiciv dergisi Charlie
büyük tepkiyi vermesi vereken biz
Hebdo’ya düzenlenen terör saldırısı
Müslümanlar, yapılan aşağılık eyleme
yine bir ikilem
kılıf bulmaya
yaşadık. Nerde
çalıştık. ‘Ama
duracağımızı
onlarda’ deyip,
ve nasıl tepki
pespaye cümleler
vereceğimizi
kurduk.
Başkalarının yanlış yapması bizimde o yanlışı bilemedik. İfade
‘Asrın teröristi’
Usame Bin
yapmamıza yol açmamalıdır. Yanlış yanlışla özgürlüğü;
Ladin’i ‘cihadçı’
düzeltilmez veya iki yanlış asla bir doğru kutsala
olarak görüp,
etmez. Genel anlamıyla batının Afganistan, saygısızlığa kılıf
olmamalıdır.
kutsayanların
Irak gibi ülkelerde yaptığı yanlışlar bize
özgürlüğü;
sayısı hiçte az
aynı yanlışla mukabele etmeyi gerektirmez. İfade
özellikle
değildi. Dünya
Rusya, Afganistan’ı işgal ettiğinde mücahit azınlıklara karşı
Ticaret Merkezi’ne
gruplar
silaha sarılmış, ülkesini savunmuştu. bir silah olarak
düzenlenen
Bu
meşru
bir mücadeledir. Ülken işgal
kullanılmamalıdır.
11 Eylül terör
eltındayken karşı koyarsın. Ancak bununda İfade özgürlüğü;
saldırısını ‘büyük
(savaşın) bir kuralı vardır. Efendimizin
dinî inançları
şeytan’ ABD’den
tahkir ve
hayatında bu kuralları net bir şekilde
alınan ‘intikam’
kutsala hakaret
olarak gördük.
görüyoruz.
hakkı tanımaz.
Hayatını kaybeden
AİHM’nin
insanların
bugüne kadar
kimliklerinin
verdiği pek çok
ne olduğumu
karar, evrensel
umurumuzda
hukukun da bu yaklaşımı
değildi. ‘Koparılan her kıl’ kazançtı.
benimsediğini göstermektedir. Dine
Bizim örnek alacağımız kaynak
hakaret ederek ifade özgürlüğü sınırını
gayet net. Peygamber Efendimiz,
ihlal edenlere şiddet yoluyla karşılık
Veda Hutbesi’nde ‘Size iki emanet
verilmesini kesinlikle reddedilmelidir.
burakıyorum, onlara sarılıp uydukça
Hakarete karşı teröre başvuranlar,
yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O
kutsala hizmet etmiş veya
emanetler, Allah’ın kitabı Kur-ân-i
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in
Kerim ve sünnetimdir.’ diyordu. Öyle
(sas) adını yüceltmiş olmuyorlar.
ise örneği başka yerde aramayacaktık.
Aksine insanî değerleri savunan
Elimizde çok sağlam iki kaynak vardı.
İslam dininin özünü teşkil eden barış,
Peki Kur’an-ı Kerim’de var mı teröre
adalet, hoşgörü gibi değerlere darbe
cevaz? Efendimizin hayatında (haşa)
vuruyorlar.
var mı terörist bir eylem veya izin
Yapılması gereken çok basitti;
verdiği bir eylem?
terör ‘ama’sız kınanmalıydı. Maalesef
Başkalarının yanlış yapması
bir çoğumuz Charlie Hebdo
bizimde o yanlışı yapmamıza
saldırısını ‘Avrupa’da gelişen ırkçılık
yol açmamalıdır. Yanlış yanlışla
ve İslamofobinin’ bir sonucu olarak
düzeltilmez veya iki yanlış asla bir
gördük. Jyllands Posten’in yayınladığı
doğru etmez. Genel anlamıyla batının
hakaret karikatürlerinde düştüğümüz
Afganistan, Irak gibi ülkelerde yaptığı
hatayı tekrarladık. Kutsalıma hakaret
yanlışlar bize aynı yanlışla mukabele
etmeyi gerektirmez. Rusya, Afganistan’ı edene tepki göstermem benim en
demokratik hakkımdır. Çizgi belli tepki
işgal ettiğinde mücahit gruplar
gösterirken şiddete bulaşmayacaksın.
silaha sarılmış, ülkesini savunmuştu.
Şiddetin başladığı noktada demokratik
Bu meşru bir mücadeledir. Ülken
hak olma ortadan kalkar.
işgal eltındayken karşı koyarsın.
Başkent Kopenhag’ında bulunduğu Sjealland adasındaki Movia
otobüslerindeki kondüktörlerin üniformalarına kamera yerleştirdi.
Bu küçük kameraların, Movia kondüktörlerine yönelik tehdit ve
hakaretleri azaltması bekleniyor. Son zamanlarda bu tür olayların
sayısında bir artış gözlendi. 2013 yılında Movia kondüktörlerine yönelik
150 tehdit vakası kaydedildi. Movia Merkez Müdürü Soren Englund,
kameraların kondüktörlere yönelik tehdit ve hakaret sayısını azaltmasını ümit ediyor. Englund, ’Bu uygulamayı bilet kontrölü sırasında
karşılaşılan hoş olmayan durumları engellemek için başlattık. Aynı
zamanda kondüktörlerimizin iş verimliliğini artırmayı da amaçlıyoruz”
açıklamasında bulundu. Geçen yılın başlarında Movia, Veri Koruma
Dairesi’ne giderek kameralı sisteme geçmek istediğini belirtti. Tüm
yasa ve düzenlemelere uyulduğu sürece kameralarla yolcuları izlemek
herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Englund ayrıca, ”Görüntüleri yalnızca
o video kaydında bulunan polis ve yolcular izleyebilecek. Kaydedilen
tartışmayla hiçbir alakası olmayan insanların yüzleri buzlanacak ve
sesleri de kısılacak” dedi.
Çocuk sahibi olmak zor iş!
DR Haber için YouGov tarafından 1000 Danimarkalı ebeveyne
yönelik gerçekleştirilen bir araştırmaya göre ilk kez doğum yapmak, uyku düzeni ve gerginlik üzerinde önemli bir etkiye sahip.
Katılımcıların yüzde 42’sinin tamamı, çocuklarının doğumundan
itibaren geçen ilk altı ayın beklediklerinden daha zor geçtiğini belirtti.
Danimarkalı ebeveynlerin bazıları, doğum gerçekleştikten itibaren ilk
altı ayda sadece bir ve dört saat arasında uyuyabildiklerini söylediler.
Bu durumu yaşayanlarsa doğal olarak yüzde 19 orana sahip erkeklerden daha ziyade yüzde 28 oranla kadınlar. Bütün bu küçük “uyku
hırsızları”, planlı olarak dünyaya gelmedi. Araştırmaya göre her beş
ebeveynden biri, planlı olarak dünyaya getirmedikleri bir ya da daha
fazla çocuğa sahip.
BABAS GULVCENTER
k
Yeni yata
uz
reyonum
.
açılmıştır
Duvardan duvara halılarda eski fiyatı unutuyoruz...
Tüm ev muş
ambalarında eski
fiyatı
unutuyoruz!
Yeni fiyatım
ız
kısa bir süre
liğine
metre kares
i
Yeni fiyatımız kısa bir süreliğine metre karesi 50 kr.’dan başlayan fiyatlar!
Türk halılarında ucuzluğumuz devam ediyor!
Dükkan muşambalarında 99 kr.’dan başlayan fiyatlar.
11 | ŞUBAT 2015
Pizza, Cafeterya, Manav-Market, Düğün Salonları, Resturant vb. alanlara göre.
Babas Gulvcenter • Østre Alle 36, 4200 Slagelse
Tlf.: (+45) 58 50 64 50 • Email: [email protected] • www.babastaepper.dk
Åbningstider: Mandag-Fredag 9:30 - 17:00 • Lørdag 9:30 - 15:00
© Moving Media ApS
95 kr.
AVRUPA’NIN TERÖRLE İMTİHANI
Avrupa’da bir taraftan terör, diğer taraftan ırkçılık artıyor. Her iki grupla yürütülen
mücadelenin dengeli gitmesi, bunlarla mücadele adına da kişisel özgürlüklerin
kısıtlanmaması gerekiyor. Avrupa’yı zor bir süreç bekliyor.
12 | ŞUBAT 2015
BAHAR
FRANSIZ mizah dergisi Charlie
Hebdo, 7 Ocak öncesine kadar çok az
kişi tarafından biliniyordu. Tirajı 20
binlere kadar düşen dergi, ekonomik
darboğaz yaşıyordu. Haftalık yayın
toplantısı sırasında Said Kouachi (34)
ve Şerif Kouachi (32) kardeşlerce basılan dergi, 10 çalışanını kaybederken,
bir anda tüm dünyanın adını ezberlediği bir yayın organı oldu. Kısa sürede
dergiye 1 milyon Euro’luk bağış yapıldı.
Kanlı baskın sonrası ilk sayısı 16 dilde
tam 3 milyon adet basıldı. Dergi piyasaya çıktığı gün tükendi. Charlie
Hebdo baskını sonrası Avrupa’nın
bir numaralı gündemi ise ‘güvenlik
ve terör’ oldu. Bu konuda yaşanan
gelişmelere değinmeden önce Charlie
Hebdo baskını sonrası yaşananları
hatırlatan olaya atıfta bulunmadan
geçmek olmaz.
30 Eylül 2005’te Jylllands Posten
gazetesini eline alanlar kültür sayfasındaki ‘Muhammed’in yüzleri’ başlığıyla verilen sayfadaki 12 karikatürle
şoke oluyordu. 12 çizim içinde en
fazla tepkiyi Peygamber Efendimizi
(sav) ‘terörist gibi’ gösteren Kurt Westergaard’un çizgileri çekiyordu. Kültür
editörü Flemming Rose, bu saygısızlığı
‘ifade özgürlüğü’ içinde görüp, ‘Danimarka’da müslümanlardan çekinmelerinden dolayı basında giderek
artan otosansüre karşı gelmek için’
yaptıklarını açıklıyordu. Danimarka’da
başlayan bu global tahrik kısa sürede
dalga dalga tüm dünyaya yayılıyordu.
Danimarka’nın İslam ülkelerindeki
büyükelçilikleri protestoların adresi
oluyor, karikatürüst Westergaard ve
Jyllands Posten gazetesine peş peşe
ölüm tehditleri ve saldırı girişimleri
geliyordu. Gösterilerde 139 kişi
hayatını kaybederken, kimsenin
adını duymadığı Kurt Westergaard
ve Jyllands Posten kısa sürede tüm
dünyanın tanıdığı isimler oluyordu.
Hakaret karikatürleri ise yüzlerce
gazete tarafından yayınlanıyordu.
Saldırı sonrası ‘Nasıl bir Avrupa olacak?’ sorusunun ilk cevabı, Fransa’nın
girişimleri sonucu Paris’te biraraya
gelen Avrupa Birliği (AB) içişleri
bakanları toplantısında ortaya çıktı.
Toplantıda Schengen sisteminde değişiklik sinyali verildi. İspanya İçişleri
Bakanı Jorge Fernandez Diaz, AB’deki
mevcut hareket kabiliyetinin bu tür
saldırılarda bulunmak isteyenlerin
işini kolaylaştırdığını söylerken; Fransa
İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve, “AB
yasaları terörle mücadele için yeterli
değil.” diyerek Schengen’de değişiklik
olmasını istedi. Baskınla gündeme
gelen diğer iki konu ise internetteki radikal faaliyetler ve yolcu kayıt sistemi
oludu. Yolcu kayıt sisteminin oluşturulmasını ABD yıllardır Avrupa’dan
talep ediyordu ancak özel hayatın
korunmasına verilen önem nedeniyle
buna olumlu cevap alamıyordu.
12 Şubat’ta toplanacak AB Liderler
Zirvesi’nin en önemli gündeminin
terör olacağı kesinlik kazanırken, ülkeler bu konuda çalışmalara başladı.
Saldırının hedef ülkesi Fransa, 11 Eylül
sonrası ABD’nin kabul ettiği Patriot Act
yasalarını gündeme getirdi. 11 Eylül
saldırılarından sonra hayata geçirilen
Patriot Act, tek cümleyle hükümetin
güçlerini daha önce olmadığı kadar
artırıyor. Yasa, güvenlik güçlerinin
eylemleri üzerindeki bütün yargı
kontrolünü devre dışı bırakabilecek
mekanizmalar üretmişti. İngiltere Başbakanı David Cameron, polisin takip
edemediği Snapchat, Whatsapp başta
olmak üzere diğer mesaj sistemlerinin
yasaklanmasını istiyor. Saldırının
şokuyla ortaya çıkan ‘aşırı güvenlik’
mesajları, ‘özgürlükleri’ rafa kaldıracak
istikamette ilerliyor.
Paris saldırısı sonrası gözlerin
çevrildiği ülkelerin başında Fransa ve
Almanya geldi. Müslüman göçmen
nüfusunun milyonlarla ifade edildiği
bu ülkelerin takınacağı tavır elbette
diğer ülkelerin de yol haritasını belirleyecek. Fransa’da 10 bin asker
sahaya inerken, adli ve idari dinleme
sistemleri güçlendirilecek, hapishanelerde ‘radikal’ mahkûmlarla diğerleri
birbirinden farklı bölümlere yerleştirilecek. Terör propagandasına ve
ırkçı söylemlere karşı internet servis
sağlayıcıları ile işbirliği artırılacak. Dört
ay önce ülkede IŞİD’in faaliyetlerini
ve sembollerini yasaklayan Alman
hükümeti terörle mücadele kapsamında yasaların daha da sertleştirilmesi kararı aldı. Adalet Bakanı Heiko
Maas, bu kapsamda yeni yasa paketi
sunacak. Pakette terör örgütlerine
bağış adı altında mali yardım yapılmasının önlenmesi, IŞİD’e katılmak
üzere Suriye ve Irak’a sadece girişlerin bile suç sayılması gündemde.
Anti-terör yasasını ocak sonuna kadar
meclisten geçirmek isteyen İngiliz
hükümetinin paketinde tepki çeken
‘önleyici tedbirler’ var. Okullarda ve
eğitim kurumlarında ‘teröre bulaşma
tehlikesinde’ olan öğrencilerin tespit
edilmesi öngörülüyor. Danimarka
ise Suriye’ye seyehatleri yasaklama
hazırlıkları yapıyor.
AB ülkeleri, terörle mücadele
ederken, ülkesinde yaşayan çoğu
kendi vatandaşları olan Müslümanları
rencide etmek istemiyor. Paris saldırısını Avrupa’nın temel değeri olan
ifade özgürlüğüne saldırı olarak gören
tüm ülkelerin açıklamalarındaki ortak
nokta, küçük bir grubun karıştığı terör
eylemlerinden dolayı tüm Müslümanların hedefe konmaması ve İslam
eşittir terör anlayışına karşı çıkılması.
Avrupa’nın çözmesi gereken en
önemli konulardan biri de kendi
topraklarında doğan ve çoğu kendi vatandaşı olan Müslüman kökenlilerin
nasıl olup da radikal örgütlerin ağına
düştüğü. Dini, kültürü ve ırkından dolayı ‘ayrımcılığa’ uğradığını düşünen
göçmen asıllılar, dışlanmışlık hissiyle
doğup büyüdüğü ülkeye karşı güçlü
bağ kuramıyor. Paris saldırısı sonrası
liderlerin İslam ve terör farkını net bir
şekilde ortaya koyması, bu gençlerin
kalbini kazanma amacını taşıyordu.
Önümüzdeki günlerde Avrupa’nın
sihirli kelimesi ‘entegrasyonu’ daha
sık duyacağız.
Bir taraftan terör diğer taraftan
güvenlik ikileminde kalan Avrupa’da
kişişel özgürlüklerin kısıtlanmasına
karşı çıkanların sayısı hiçte az değil.
İngiltere’nin University of Essex’den
AB hukuku uzmanı Prof Steve Peers,
Paris saldırısı sonrası gündeme gelen
tartışmaların yanlış istikamette gittiğini belirtip, ‘Paris’teki trajediye terörle
mücadele kanunlarındaki eksiklik yol
açmadı, tam tersine bu kanunların yeterince kullanılması yol açtı’ diyerek
yeni yasalara ihtiyaç olmadığnı açıkça
söyledi. Steve Peers haksız değildi. 11
Eylül sonrası terörle mücadale için AB
çapında 240 kanun ve kural yürürlüğe
girmişti. İngiliz vatandaş haklarını koruma organizasyonu Statewatch’tan
Chris Jones, AB ülkelerinin terörle
mücadelede yıllarca yasak savma
adına vatandaşın özgürlük haklarını
kısıtlayan bir sürü kanun çıkarttığını
söyleyip, ‘Paris baskınının sebep ve
sonuçlarını araştırmak yerine bunu
yine kişisel özgürlüklerin kısıtlamanın
fırsatı olarak görüyorlar’ tesbitinde
bulunuyordu. AP Vatandaş Hakları
Komisyonu Başkanı İngiliz siyasetçi
Claude Moraes, AB Adalet Divanı’nın
internet ve telefon görüşmelerinin
kayıt altına alınmasını geçtiğimiz yıl
’hukuksuz’ bulduğuna atıfta bulunarak, ‘Kişisel özgürlük – güven dengesini kuramazsak, Adalet Divanı çıkan
kanunları rahatlıkla geçersiz kılar’
uyarısında bulunuyor. İsveçli terör
uzmanı Magnus Ranstorp, çözümü
sadece cezada görmenin müslüman
kökenli gençlerin radikal örgütlerin
ağına düşmesini kolaylaştıracağı
ikazında bulundu.
Avrupa’da bir taraftan terör, diğer
taraftan ırkçılık artıyor. Her iki grupla
yürütülen mücadelenin dengeli
gitmesi, bunlarla mücadele adına da
kişisel özgürlüklerin kısıtlanmaması
gerekiyor. Avrupa’yı zor bir süreç
bekliyor.
Taastrup
KONYA KEBAB
30 Kişilik Aile Salonu
Toplamda 50 Kişilik Kapasiteye Sahiptir
© Moving Media ApS
Etli ekmek
Izgara çeşitleri
Sabah çorbası
Çay servisi
Açılış saatlerimiz
Pazartesi - Cumartesi �������� 11�00 - 22�00
Pazar ���������������������������������� 12�00 - 22�00
Konya Kebab Taastrup | Østerparken 18, 2630 Taastrup | Tlf.: 43 52 35 23
Gurbetçilere
yapılan emeklilik
ayrımcılığının
detayları
14 | ŞUBAT 2015
EMRE OĞUZ
BAHAR’IN geçen sayısında ‘Torba yasadan İskandinavya’da yaşayan gurbetçilere ayrımcılık çıktı’
başlıklı haber büyük ses getirdi. Danimarka, İsveç
ve Norveç’te yaşayan çok sayıda Türkiye kökenli
kişi haber sonrasında tepkilerini dile getirdi. Öte
yandan yurtdışı emeklilik mevzuatına derinlemesine hakim olmayan bazı kişiler Danimarka, İsveç
ve Norveç ile Türkiye arasında sosyal güvenlik
anlaşmasının imzalanmış olduğunu dolayısıyla
herhangi bir ayrımcılık olmadığını, haliyle de haberimizin yanlış olduğunu iddia etti. Yurtdışı emeklilik
mevzuatının son derece karışık olduğunu ve söz
konusu mevzuatın Türkiye’de hükümet tarafından
geçen yıllar içerisinde sayısız kere değiştirildiğini
bildiğimiz için bu tür yanlış anlaşılmaları normal
karşılıyor ve bu tür açıklamalarda herhangi bir kötü
niyet aramıyoruz. Neticede herkesin böylesi hukuki
konularda detaylı bilgiye sahip olması mümkün
değil. Ancak bu konudaki soru işaretlerini gidermek
için birkaç hususu olabildiğince açık bir şekilde
yinelemek istiyoruz.
Öncelikle Danimarka ile Türkiye arasında
imzalanmış bir sosyal güvenlik anlaşması olduğu
doğru. Hatta bu anlaşmalar İsveç ve Norveç ile
de imzalanmış durumda. Ancak bu anlaşmaların
varlığı Danimarka, İsveç ve Norveç’te yaşayan
Türk vatandaşlarının Almanya, Fransa, Belçika ve
Hollanda gibi diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan
Türk vatandaşlarıyla aynı şartlarda emekli olabileceği anlamına gelmiyor. Zira torba yasada ‘Akit
Ülke’ ifadesiyle geçen ülkeler arasında Danimarka,
İsveç ve Norveç bulunmuyor. Daha önce yayınladığımız haberde ifade ettiğimiz gibi sadece 18 ülke
bulunuyor. Bunlar şunlar; Almanya, Arnavutluk,
Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Bosna Hersek,
Çek Cumhuriyeti, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan,
Hollanda, İsviçre, Kanada, KKTC, Lüksemburg,
Makedonya, Slovakya. Zira bu ülkelerle yapılan
sosyal güvenlik anlaşmaları emeklilikte işe başlama
tarihini de kapsıyor.
Bizim haberimizde dile getirdiğimiz ve bir
örnekle açıkladığımız ayrımcılık tam da bu işte.
Yukarıda saydığımız 18 ülkede yaşayan Türk vatandaşları Türkiye’den borçlanma yöntemiyle emekli
olmak istediklerinde işe başlama tarihi olarak yaşadıkları ülkedeki işe giriş tarihi Türkiye tarafından
kabul ediliyor. Oysa Danimarka, İsveç ve Norveç’te
yaşayan Türk vatandaşları için yaşadıkları ülkedeki
işe başlama tarihleri kabul edilmiyor. Bu son derece
hayati bir fark. Çünkü bu fark yüzünden kişilerin
emeklilikleri yıllarca geçikebilmektedir.
Burada şunu da bilmenizi isteriz. Biz bu konuyla
ilgili haberimizi hazırlamadan önce resmi makam-
larla da irtibata geçtik ve yazdıklarımızı doğrulattık.
Dileyen bu konuyla ilgili daha detaylı bilgiyi büyükelçiliklerimizin çalışma müşavirliklerinden alabilir.
Bu noktada hayati soru şu: Almanya, Fransa, Hollanda yada Belçika’da yaşayan bir Türk vatandaşı
Türkiye’de emekli olmak istediğinde yaşadığı ülkedeki işe giriş tarihini kabul ettirebilirken Danimarka,
İsveç ve Norveç’teki bir Türk vatandaşı neden kabul
ettiremiyor. Bu bir ayrımcılık değil mi?
Örnek olay
Mesela Danimarka’da 01-01-1984 tarihinde
çalışmaya başlayan sigortalı Danimarka’da
01-01-1984 ile 01-01-2000 arasında geçen 5760
gün sigortalılık süresini borçlanmıştır. Borç 1509-2014 tarihinde ödemiştir. Bu halde bu kişinin
emekliliği hesaplanırken işe başlama tarihi
olarak Danimarka’daki 1984 yılı değil ödemenin
yapıldığı 2014 yılından geriye dönük olarak 5760
gün düşülerek hesaplanacaktır. Bu da bu kişinin
emekli olabilmesi için bir süre daha (Yaklaşık 5
yıl daha) beklemesini zorunlu hale getirmektedir.
Oysa Danimarka’daki işe başlama tarihi yani
1984 yılı kabul edilse hiç beklemeden emekli
olabilecekti. Nitekim Almanya, Fransa, Hollanda
ve Belçika’nın aralarında olduğu 18 ülkede yaşayanlar borçlanmayı tamamlar tamamlamaz
emekli olabilmektedir.
Nörrebro Özel Okulu:
Öğrenciler farklı başarı aynı
Kopenhag’ın merkezi Nörrebro’da bu yıl eğitime başlayan Nörrebro Özel Okulu, İngilizce
ağırlıklı Danca eğitimi ile dikkatleri üzerine çekiyor. Okul Müdürü Sami Küçükakın ile
verdikleri eğitimin farkını ve Nörrebro Özel Okulu’nun özelliklerini konuştuk.
verdiklerini vurgulayan Küçükakın,
‘‘İngilizce ağırlıklı Danca eğitim
veriyoruz. Özellikle küçük sınıflarda
haftada yaklaşık olarak ortalama
15 saat ingilizce eğitim veriyoruz.
Hedefimiz öğrencilerimizin 6. sınıfa
geldiklerinde artık İngilizce ile ilgili
herhangi bir sorunlarının olmaması.
Bu yüzden normal ders saatlerinin
dışında okulumuzdaki SFO saatlerinde de çocuklarla İngilizce iletişim
kuruluyor.’’ dedi.
Halihazırda 0’dan 6 sınıfa kadar
eğitim veren Nörrebro Özel Okulu
önümüzdeki yıl 0’dan 7. sınıfa kadar
eğitim verecek. Şimdiden hem öğrencilerin hem velilerin beğenisini
kazandı. Küçükakın bunun arkasında
yatan nedenlerden birinin Nörrebro
16 | ŞUBAT 2015
BAHAR
Kopenhag’da farklı etnik kökenden insanların yoğun olarak yaşadığı
semtlerin başında gelen Nörrebro’da
eğitim veren Nörrebro Özel Okulu’nu
geçtiğimiz günlerde ziyaret ettik.
Adeta Birleşmiş Milletler’in bir toplantısına katılmış gibi olduk. Türk, Kürt,
Pakistanlı, Somalili, Arnavut öğrencilerin yanı sıra ebeveynlerinden biri
Danimarkalı diğeri göçmen olan çok
sayıda öğrenci gördük. Hepsi ciddi
bir ahenk içerisinde eğitim görüyor.
Okul Müdürü Sami Küçükakın ile
kısa sürede elde edilen bu ahenkin
arkasında yatan nedenleri konuştuk.
İngilizce ağırlıklı Danca eğitim
Özel Okulu olarak verdikleri kaliteli
eğitimin yanı sıra özel olarak uyguladıkları ‘ders yardımı’ ve ‘rehberlik
programları’ olduğunu söylüyor.
Bunun için üniversite öğrencileriyle
anlaştıklarını belirten Küçükakın,
‘rehber’ kimliğine sahip bu üniversite
öğrencileriyle iletişim kuran öğrencilerinin başarı seviyesinin yükseldiğini
söyledi.
Eğitime başlarken okul velilerine
15 öğrenci bir araya gelmesi halinde
diledikleri anadil eğitimini vereceklerinin sözünü verdiklerini belirten
Küçükakın, ‘Bu sözümüzün arkasındayız.’ dedi.
Bu arada Nörrebro Özel Okulu
önümüzdeki yıl 0. sınıflar için eğitim
öğretime 1 Mayıs itibariyle başlayacak.
Kanserden korunmak için ayçekirdeği tüketin
Dünyadaki birçok sağlık kuruluşu ayçekirdeğin sağlık açısından
faydalarını doğruluyor. İşte size
ayçekirdeğini günlük diyetinize
eklemeniz için önemli sebepler:
Kanseri önlüyor
Ayçekirdeği iyi bir selenyum
kaynağıdır. Araştırmalar düşük
miktarda selenyum alımı ile kanser arasında güçlü bir korelasyon
olduğunu öne sürmektedir. Çeyrek
bardaklık ayçiçeği, günlük almanız
gereken selenyumun yüzde 30’dan
fazlasını karşılayabiliyor. Selenyumun, zarar görmüş hücrelerde
DNA onarımı ve sentezini sağladığı,
kanser hücrelerinin çoğalmasını
engellediği ve vücudun eskimiş
veya anormal hücrelerden kurtulmak için kullandığı kendi kendini
imha mekanizması olan apaptozu
uyardığı ortaya kondu.
Kardiyovasküler faydaları
Yalnızca çeyrek bardak
ayçekirdeğiyle günlük E vitamini
değerinizin yüzde 90’dan fazlasını
karşılayabilirsiniz. Ayçekirdeği,
kardiyovasküler hastalıkların
önlenmesinde çok önemli bir rol
oynayan E vitamini bakımından
oldukça zengin bir kaynaktır. Ayçekirdeği, DNA dahil hücre zarları
ve protein yapısını okside eden ve
zarar veren serbest radikaller ve
maddelerin etkilerine karşı hücrelerin korunmasına yardımcı olabilir.
Bu besin maddesi, kan dolaşımının
korunmasına ve alyuvar (RBC)
üretimine de yardımcı olur.
Kemikleri güçlendiriyor
Ayçekirdekleri özellikle magnezyum açısından zengindir. Kalsiyumun güçlü kemikler için gerekli
olduğu bilinen bir gerçektir, ancak
magnezyum da aynı özelliktedir.
İnsan vücudundaki magnezyumun
çoğu kemiklerimizdedir. Ayçekirdeklerinde bulunan bakır, çapraz
bağlantı kolajen ve elastine dahil
olan enzimlerin fonksiyonu için
hayati önem taşır, kemik ve eklemlerdeki güç ve esnekliği sağlar.
YENİLİK
2. ve 3. Sınıflara yüzme
derslerimiz başlamıştır.
2. yılımıza daha da büyüyerek girdik.
Hafta içi her gün saat 9.00 - 16.00 arası
okulumuz ziyaretinize açıktır.
Kontenjanımız sınırlıdır.
Brøndby - Glostrup
Albertslund - Rødovre
Bagsværd - Husum
Herlev - Skovlunde
Okul servisi
Stenløse Ølstykke - Måløv
Oyunparkı - Gokart - Kapalı saha
Mini SFO
(okul öncesi hazırlık sınıfı)
Adres: Telegrafvej 5A - 2750 Ballerup
Tlf. 31 10 44 14 - e-mail: [email protected]
Web: www.ballerupprivatskole.dk
SINEMADA KADININ
ADI VAR IMZASI YOK
18 | ŞUBAT 2015
NUR MUHAMMED TARHAN
ğin Hollywood’un çalışma şeklinde kurumsallaştığını söylüyor. Zimmerman, “Kadınlar
WOMAN Making Movies organizasyonu- stüdyonun başında olsa bile endüstrinin
nun verilerine göre 2013’te kadınların sinema bütün kültürü beyaz, batılı ve erkek. Bağımsız
sektöründeki payı yüzde 16. Organizasyonun film dünyasında durum biraz daha iç açıcı
başkanı Debra Zimmerman, cinsiyetçiliğin olsa da kadınlar için erkeklerden çok daha
Hollywood’un çalışma şeklinde kurumsallaş- fazla engel var.” diyor. Sektörde yeterince
tığını belirtiyor. Yönetmen Tomris Giritlioğlu yer bulamamanın kadınların kabiliyetleriyle
da, Türkiye’de durumun daha iyi olduğu ilgili olmadığına değinen Zimmerman, bu
konuda yapılan girişimleri ise şöyle anlagörüşünde.
Çoğu kadın oyuncuyu beyazperdede tıyor: “Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği
hayranlıkla izleriz. Kadın hassasiyetini durumu inceliyor ve Bize Hikâyeni Anlat
ve duygusallığını filme yansıtır, rolleriyle kampanyasıyla yasal girişimlerde bulunuyor. bütünleşirler. Kamera karşısında rüştünü İsveç bu konuda önemli bir aşama kaydetti.
ispat eden kadınların durumu kamera Çünkü hükümet durumu değiştirmek için
arkasında ise biraz daha farklı. Dünyada bir komite oluşturdu. Kadın yönetmenler
kadın film yapımcılarını destekleyen Wo- için kendini gösterme imkanı, kotalar ve
man Making Movies/Film Üreten Kadınlar gözetim yaratıyorlar. Danışmanlık yapıyorlar,
organizasyonunun verilerine göre 2013’te endüstride kadınların sayısını artırmak için
kadınlar yönetmenlik, yapımcılık, senaristlik, rol model programları oluşturuyorlar.”
editörlük ve sinematograflık gibi alanlarda
Türkiye’de durum daha iç açıcı
sadece yüzde 16’lık bir paya sahipti. Film
üretim departmanlarındaki yüzdelere
Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri
ayrı ayrı bakıldığında ise durum daha net Akademisi’nin payı olduğunu düşünen
anlaşılıyor. 2013’te Amerika’da en çok hasılat Zimmerman “Los Angeles Times’ta yer alan
yapan ilk 250 filmde kadınların, yönetmen bir habere göre Akademi’de oy kullananların
olarak yüzde 6, senarist olarak yüzde 10, yaklaşık yüzde 94’ü beyaz, 77’si erkek ve oryapımcı olarak yüzde 15, editör olarak yüzde talama yaşları 62. Onlar umutsuzca eski algı17 ve sinematograf olarak yüzde 3 payları larına takılıp kalmışlar.” ifadelerini kullanıyor.
var. Diğer yapım çalışmalarında ise yüzde Mevcut durumun gelecekte değişeceğini
25 alanları mevcut. Bu filmlerden yüzde düşünen Zimmerman, “Sundance Institute
36’sında en fazla bir kadına görev verdi. 87 ve Women Makes Movies kuruluşları kadınyıllık Akademi Ödülleri tarihinde ise sadece ları bağımsız film sektöründe desteklemeye
4 kadın en iyi yönetmen adayı olabildi: Lina devam ediyor. Bugüne kadar Kuzey AmeriWertmuller-1977, Jane Campion-1994, Sofia ka’da 600 civarında film ürettik. Kadın film
Coppola-2004 ve Kathryn Bigelow-2010. yapımcılarına finansal kaynak bulmaları
Hurt Locker filmi ile Kathryn Bigelow en iyi konusunda yardım ediyoruz. Son 10 yılın
yönetmen ödülüne uzanabildi.
9’unda WMM tarafında desteklenen filmler
Woman Making Movies organizasyonu- Oscar’a herhangi bir daldan aday gösterildi.
nun başkanı Debra Zimmerman cinsiyetçili- Bu sene de Laura Poitras’ın Citizenfour adlı
filmi en iyi belgesel dalında aday oldu.” diye
konuşuyor. Türkiye’de kadınların kamera arkasında
ne kadar faal oldukları ile ilgili herhangi bir
sayısal veri olmamasına rağmen durumun
daha iç açıcı olduğu söyleniyor. Ülkemizin en
önemli kadın senarist ve yönetmenlerinden
Tomris Giritlioğlu da bu fikirde olanlardan.
Hemcinslerinin sektördeki sayısının giderek
arttığını belirten Giritlioğlu, “Kadınların; gerek yazar, gerek yönetmen, gerek senarist
ve özellikle de sanat yönetmeni olarak doğru
yerlerde olduklarını düşünüyorum.” diyor.
Mesleğin cinsiyetle sınıflandırılmasına karşı
olduğunu belirten Giritlioğlu, “Zeki ve başarılı olmakla ilgili. Jane Campion’un çektiği Piyano çok önemli filmlerdendir mesela.
Dünyada ne yazık ki çok başarılı kadın
yönetmenlerin oranı erkek yönetmenlere
göre daha az. Ama ülkemizde bu durumun
böyle olmadığını düşünüyorum. Bilge Olgaç
ile başlayan çizgide çok başarılı olanlar var.”
değerlendirmesini yapıyor. İşte sektörün öne çıkan kadınları
Angelina Jolie, Sofia Coppola, Kathryn Bigelow, Jane Campion, Clarie Denis, Susanne
Bier, Lynn Shelton, Deepa Mehta, Miranda
July, Kelly Reichardt, Marry Haron, Lynne
Ramsay, Sarah Polley, Catherine Hardwicke,
Haifaa Al Mansour, Phyllida Lloyd, Gina
Prince-Bythewood, Mira Nair, Amy Heckerling, Julie Taymor, Nora Ephron. Bilge Olgaç,
Cahide Sonku, Tomris Giritlioğlu, Yeşim
Ustaoğlu, Türkan Şoray, İlksen Başarır, Birsen
Kaya, Lale Oraloğlu, Canan Gerede, Biket
İlhan, Handan İpekçi, Seçkin Yasar, Yakar,
Yeşim Sezgin, Ayşe Polat, Handan Öztürk,
Aslı Özge, Birsen Kaya, Ebru Ceylan, Mahinur
Ergun, Selma Köksal.
Hvor finder du svarene?
Få hjælp hos RSM plus
Türkçe konu mak isteyen mü terilerimiz dilerlerse mü teri hizmetlerimizi arayarak türkçe konu an personelimizle görü ebilirler.
Medover200medarbejdere
erviblandtDanmarksstørste
indenforbranchen.Vieren
landsdækkendevirksomhed
medetglobaltnetværkog
enlokalindsigt.
Vi har egne specialafdelinger, herunder
en skatteafdeling. Dermed dækker vi
så godt som hele spektret inden for
branchen, og kan servicere langt de
fleste virksomheder indenfor revision
og økonomisk rådgivning herunder
• Udarbejdelseafårsrapporter
• Perioderegnskaber
• Budgetlægning
• Øvrigeadhoc-opgaver
Som en speciel ydelse tilbyder vi teams,
der med udgangspunkt i den enkelte
virksomheds behov og situation udfører
en stor del af de administrative, økonomiske opgaver – enten hos kunden eller
hos RSM plus. Det kalder vi Administrativ
Service.
Kontakt:
• Jan Stender: 33389916
(Skoler herunder private gymnasier mv.)
• Lise Foss Nielsen: 33389814
(Fonde, foreninger og trossamfund)
• O
tto Sommer: 33389856
(Skat
moms og Afgifter)
• K
im Larsen: 33389931
(International Contact Partner)
www.rsmplus.dk
RSM plus har afdelinger i Ålborg, Holstebro, Aarhus, Kolding, Skærbæk, Odense, København og Vordingborg og med over 200 medarbejdere er vi blandt
Danmarks største. RSM plus er en del af RSM International med mere end 32.000 medarbejdere i mere end 100 lande. Læs mere på www.rsmplus.dk
revision • skat • rådgivning
PARA HAVALESİ
Muhasebe ve Tercüme
ile ilgili
DUYURU
Muhasebe ve tercümanlık hizmetlerinin yanı sıra, 25 yıllık mesleki tecrübeleri
ve sizlerin güvenine dayanan para havalesi hizmetleri sayesinde Danimarka´nın
her köşesinden gönderebileceğiniz, dilediğiniz miktardaki havaleleriniz
SADECE 1 SAAT İÇİNDE *
50 kr.´dan başlayan fiyatlarla, tüm Türkiye´ye ulaştırılmaktadır.
İrtibat:
Pamir Kalkan
Serbest Muhasebeci / Yeminli Tercüman ve Mütercim
VEPA Revision & Rådgivning / T.A.C. - Transfer And Consulting
Trommesalen 1, 1. sal - 1614 København V (v. Hovedbanegården)
Tlf. 33 79 33 77 - Fax 33 79 33 37 - Mobil 20 66 20 99
www.muhasebe.dk
-
www.tercüme.dk
-
Emre Oğuz, Kadir Erdoğmuş, Mıyase Bardakçı
YÖNETİM KURULU BAŞKANI :
VEDAT OĞUZ
YAYIN EDİTÖRÜ:
HASAN CÜCÜK
Kadir Erdoğmuş
Avukata gittiğinizde geç kalmış olmayın,
her türlü hukuki sorunlarınız için arayabilirsiniz.
Vindingevej 7 C • DK 4000 Roskilde
Tlf.: + 45 29 72 39 98 • Fax: + 45 59 43 39 98
Mail: [email protected]
www.havale.dk
HABER MERKEZİ
SAHİBİ: MOVINGMEDIA APS
Avukat
DANIŞMAN
Bahattin Karataş
GRAFİK TASARIM
Sebahattin Çelebi
REKLAM
Hasan Yıldırım
71 51 43 85
[email protected]
[email protected]
Konya’da sahibinden satılık
4+1 sıfır lüks daire acilen satılıktır.
Arsayla takas imkanı da var.
Müracaat: (+45) 26 42 92 42 yada (+90) 538 769 36 92
Kısa vadede güzel kar getiren arsalarda elimizde mevcut,
bilgilerinize duyurulur.
BASKI
OTM AVISTRYK
Gazetemizde yayınlanan yazı ve haberler referans gösterilerek
kullanılabilir. Yayınlanan reklamların içeriğinden gazetemiz sorumlu
değildir.
ADRES: Sluseholmen 2- 2450 København • Tel: 70 20 69 70 • www.bahar.dk • [email protected]
H Ø J E TA A S T R U P Ö Z E L L I S E S I :
Hedefimiz bütün öğrencilerimizi
üniversiteye göndermek
Geçtiğimiz Ağustos ayında eğitime başlayan Hoje-Taastrup Özel Lisesi kısa sürede hem velilerin
hem de öğrencilerin takdirini kazanmayı başardı. 2-3 ay içinde öğrenci sayısını ikiye katladı.
BAHAR
BU yıl eğitime başlayan Hoje Taastrup Özel Lisesi’nin hedefi mezun olacak
öğrencilerinin tamamını üniversiteye
göndermek. Müdür Yardımcısı Servet
Dönmez, ‘‘Bütün öğrencilerimizi üniversiteye göndermek istiyoruz. Bunun için
azami gayret göstereceğiz ve başaracağımıza inanıyoruz. Hem öğrencilerimize
hem de öğretmenlerimize güveniyoruz.
Ayrıca gerekli olan bütün imkanları
hazırladık.’’ diyor.
Teknik altyapısı güçlü binası ile dikkat
çeken Hoje Taastrup Özel Lisesi’nin müdürlüğünü ise Danimarka Özel Liseler
Derneği Başkanı Crilles Bacher yapıyor.
Bacher, Danimarka’da lise eğitimi konusunda söz sahibi insanlardan biri. Uzun
yıllara dayanan engin bir tecrübesi var.
En son Kopenhag Özel Lisesi’nde başarılı
bir eğitim sezonu geçirmişti. Oradan Hoje
Taastrup Özel Lisesi’ne geldi. Okulun geri
kalan eğitimci kadrosu da Bacher gibi
tecrübeli öğretmenlerden oluşuyor. Her
biri alanında takdir edilen isimler.
Lise eğitiminde teknik altyapının
ehemmiyetine vurgu yapan Müdür
Yardımcısı Servet Dönmez, ‘‘Öğren-
cilerimizi en iyi şekilde yetiştirmek
istiyoruz. Bu yüzden inovatif ekipmanlar
kullanıyoruz. Çok ciddi yatırım yaptık.
Bundan sonra da yapmaya devam
edeceğiz. Konferans salonumuz, spor
salonumuz ve büyük bir kantinimiz var.
Eğitim materyalleri sürekli son teknoloji
düşünülerek hazırlanıyor. Kitaplar ve
araştırma materyallerinin büyük bir
kısmı interaktif.’’ diyor.
Lisenin Danimarka’da STX olarak bilinen normal lise kategorisinde olduğunu
vurgulayan Dönmez bununla birlikte
Türkçe’nin de öğrencilere ‘seçmeli
ders’ olarak verildiğini söyledi. Bilindiği
üzere Danimarka Eğitim Bakanlığı son
dönemde Türkçe’ye ayrı bir önem
veriyor. Bu yüzden bazı okullarda Türk-
çe’nin seçmeli ders olarak verilmesine
müsaade etti. Hoje Taastrup Özel Lisesi
de öğrencilerine Türkçe’yi seçmeli ders
olarak verme hakkına sahip okullardan
biri. Okulda ayrıca; öğrenciler için her
gün uzman aşçılar tarafından özel olarak
sağlıklı yemek menüleri hazırlanıyor.
Öğrencileri hayata en iyi şekilde
hazırlamak için son derece geniş bir
perspektif ile düşündüklerini belirten
Servet Dönmez, ‘‘Bu çerçevede birçok
proje hazırlıyoruz. Bunlardan biri de
öğrencilerin ileriki iş hayatına en iyi
şekilde hazırlanması. Bunun için bu yıl
özel bir proje hazırladık. Öğrencilerimizi
yılın birkaç günü anlaşma yaptığımız;
üniversiteler, büyük firmalar, devlet
kurumlarına ve diğer resmi kurumlara
gönderiyoruz. O gün boyunca orada
bulunup tecrübe kazanıyorlar.’’ dedi.
Kendileri için eğitimin ders saatlerinde başlayıp ders saatlerinde son bulan
birşey olmadığının altını çizen Dönmez,
‘‘Okuldan sonra ders yardımı yapıyoruz.
Danimarka’da öğrencilerin bir kısmının
ders yardımına ihtiyacı var. Biz de buna
çok önem veriyoruz ve öğrencilerimizle
olabildiğince fazla vakit geçirmeye çalışıyoruz.’’ dedi.
NØRREBRO
PRIVATSKOLE
Vi tilbyder:
Høj faglighed
Mentor-ordning
Erfarent lærerteam
Gennemprøvede metoder
Eleven i centrum
Tæt skole-hjem samarbejde
A: Glentevej 61 - 2400 København NV E: [email protected] / www.npskole.dk
KADİR ERDOĞMUŞ
[email protected]
Kanunlar uygulanıyor
BAHAR
BAŞTA Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde yaşanan
savaşlar ve iç karışıklıklar milyonlarca insanı anavatanını terketmek ve
refah seviyesi daha yüksek ülkelere iltica etmek zorunda bırakıyor. Suriye örneğinde olduğu gibi milyonlarca insanın ilk hedefi ise genellikle
Avrupa ülkeleri oluyor. Avrupa ülkeleri içerisinde ise İskandinavya
ülkeleri ayrı bir yere sahip. Zira bu ülkelerde devletin sağladığı sosyal
imkanlar Avrupa’nın diğer ülkelerinden oldukça ilerde.
Danimarka’da iltica başvurularıyla ilgili rakamlar Göçmen İdaresi
tarafından açıklandı. Buna göre geçtiğimiz 2014 yılı içerisinde Danimarka’ya iltica başvuru yapan mülteci sayısı 14 bin 815 kişi. Bu bir
önceki yılın iki katından daha fazla. 2009 yılındaki başvuru sayısından
ise neredeyse 4 kat daha fazla. Bununla birlikte söz konusu rakam
hükümetin 2014 yılı için beklediği 20 bin iltica başvurusunun çok
altında. Bu arada 2013 yılında Danimarka’ya iltica başvuru yapan
mültecilerin sayısı 7 bin 557. 2009 yılında başvuranların sayısı ise 3
bin 855 idi. 2014 yılında iltica başvurusu yapanların yarısını Suriyeli
mülteciler oluşturuyor. Toplam başvuru yapan Suriyeli mülteci sayısı 7
bin 185. Suriyelileri 2 bin 293 başvuru ile Eritreli mülteciler takip ediyor.
Danimarka’ya iltica başvurusu yapan mültecilerin yarıdan fazlasının başvurusu reddediliyor. 2014 yılında başvuru yapan 14 bin
815 mülteciden sadece 6 bin 110 tanesi Danimarka’da yaşamaya hak
kazandı. Geri kalanların başvuruları ise reddedildi. Başvurların kabul
edilme oranı 2014 yılında yüzde 41 oldu. Bu oran 2013 yılında yüzde
51’di. Bu arada 2014 yılındaki mültecilerin Danimarka’ya masraflarının
9,2 milyar kron olması bekleniyor. 2013 yılında bu rakam 4,7 milyar
krondu.
Kalp durmasında organ bağışı
mümkün
22 | ŞUBAT 2015
sahibine ceza getirmesi bir șekilde
Bu yazımızda bazı aktüel konulara
sorgusuz ve yargısız șekilde insanlara
değinecegiz. Daha önceki yazılarımızda
ceza verilmesi sayılabiliyor ve temel
değindiğimiz bazı konular bu günlerde
bir hukuk prensibine aykırı. Ceza
tekrar hayatımıza girmiș bulunuyor
hukukunda genel olarak bir suçu
ve çeșitli ortamlarda tartıșılmaya
ișleyen cezalandırılır, bir șekilde
bașlanmıș bulunuyor. Konulardan en
“her koyun kendi bacağından asılır”
aktüel olanı Polisin Mobil Trafik Kontrol
tabiri uygulanır. Kișinin suçuna
(ATK) birimine yeni 75 araç katarak
veya sorumluluğuna bakılmadan
uygulamaya geçmesi. Trafik polisi 1
ceza verilmesi bu kurala aykırı ve
Şubat itibariyle 25 olan araç sayısını
bu sebeple uygulama haklı olarak
100’e çıkarıp tüm ülkede kontrollerini
eleștirilmeye devam
yoğunlaștırıyor. Bu
yeni uygulamaya
Otomatik trafik kontrolünde 2012 edilecektir.
Bașka bir konu
vatandașlar tepkili
yılında 293 bin defa radara yakalanan geçen yıl yapılan
ve polisin bu
araç olması ve çekilen bu kadar
yasa değișikliği ile
uygulamayı daha
çok para cezası
fotoğraftan 87 bin adedi kulanılamaz 1 Temmuz 2014
kesebilmek için
halde olması (sürücünün net olarak tarihinden itibaren,
yaptığı kanaati
gürünmemesi) polisin kendi verilerinde burada doğup
yabancı
yaygın.
mevcut. Değişiklik ile bu kadar fotograf büyüyen
gençlerin 18-19 yașları
Bu uygulama
kullanılır ve ceza kesilebilir hale
arasında basit bir
ile bağlantılı olan
getiriliyor.
uygulama ile kolay bir
ve araç sahiplerini
șekilde Danimarka
yakından
vatandașlığını
ilgilendiren trafik
almalarına imkan
kanununda
veren yeni uygulama ve gündeme
(færdselsloven) yeni bir uygulama da
gelen ilk sonuçları. Bu uygulamaya
aynı gün yürürlüğe girmiș bulunuyor.
göre Statsforvaltningen adlı idari
Bu uygulamaya göre, araç sahiplerine
kuruma bașvurarak bazı șartları yerine
șartlı objektif sorumluluk (betinget
getiren gençlere kolayca vatandașlık
objektivt ansvar) getirildi. Buna göre
verilebiliyor.
hız sınırını așan ve otomatik kontrole
Yeni uygulama ile ilgili verilere göre
takılan araçlara, otomatik olarak
uygulamada bazı ülke vatandașları
plakasına ceza verilecek. İhlali yapan
için tam anlamıyla uygulanamıyor. Bu
kișinin kim olduğuna bakılmadan veya
yöntemle vatandaș olabilmek için kiși
araç sahibinin bilgisi veya suçu olup
kendi ülke vatandașlığından çıkmasına
olmadığına bakılmadan hız ihlalinden
onay verilen resmi belge sunması
dolayı, plaka bilgilerine dayalı olarak
gerekiyor. Bu noktada Türkiye, Pakistan
araç sahibine postayla ceza gelecek.
ve Makedonya gerekli çıkma iznini
Buna göre așırı hız yapıp otomatik trafik
vermedikleri belirtiliyor. O zaman
kontrolüne takılan araçların kayıtlı
gençler yasanın verdiği haklardan
sahiplerine (ejer) ve kullanıcılarına
faydalanamıyorlar. Elde olan verilere
(bruger) para cezası verilebilecek.
göre bașvurulardan 194 kiși olumsuz
Bu değișikliğin arkasında yatan
cevap almıș, 13 kișiye vatandașlık
ana sebeplerden biri trafikte güvenliği
verilmiș. Bu sorun 1 Eylül 2015 tarihinde
sağlamak, ancak belki en önemlisi
yürürlüğe girecek çifte vatandașlığa
aslında devletin kasasına daha fazla
imkan veren kanun ile ortadan
gelir sağlamak için polisin ișlerini
kalkacak.
kolaylaștırmayı amaçlıyor diyebiliriz.
Çifte vatandașlığa imkan verecek
Otomatik trafik kontrolünde 2012
kanun değișikliği 23 Aralık 2014
yılında 293 bin defa radara yakalanan
tarihinde resmi gazetede (lovtidende)
araç olması ve çekilen bu kadar
yayınlandı ve 1 Eylül 2015 tarihinde
fotoğraftan 87 bin adedi kulanılamaz
yürürlüğe girecek. Beklemenin
halde olması (sürücünün net
sebebi, Danimarka’nın uluslararası bir
olarak gürünmemesi) polisin kendi
sözleșmeden çıkması gerekiyor, onun
verilerinde mevcut. Değișiklik ile
süresi ancak o zaman dolduğu için
bu kadar fotograf kullanılır ve ceza
beklemek gerekiyor.
kesilebilir hale getiriliyor.
Çifte vatandașlık kanununda
Bu verilerle yapılan kısa bir hesap
bir detay önemli ve bir çok insanı
ile ișin parasal boyutu ortaya çıkıyor.
yakından ilgilendirebilir. Yapılan
Kullanılabilen en az 87 bin fotoğraf,
kanun değișikliğinin 4. maddesine
her biri için en az 1500 kron ceza,
göre 1224 nolu, 18 Aralık 2012
toplam 130 milyon 500 bin kron ceza
tarihinde ve ondan sonra vatandașlık
kesilebilecek. Bu da ister istemez
kanunu ile vatandașlik alan ve 2 yıl
değișikliğin her ne kadar bizler için
içinde kendi ülke vatandașlığından
yapıldığı söylense de ișin içinde
çıkmaları șart koșulan kișiler 1 Eylül
büyük para olduğu gözden kaçmıyor.
2015 tarihine kadar çıkamadılar ise
Biz yinede saf ve temiz kalbimizle
Statsforvaltningen´e bașvurup kolayca
bu değișikliğin sebebini devlet
vatandașlık alabilecekler, bu șekilde
babanın bizi sevdiği ve güvenliğimizi
kendi vatandașlıklarından çıkmaya
düșündüğü için yaptığına sevinelim!
gerek kalmayacak.
Bu uygulamanın yalnızca araç
Danimarka’ya iltica başvuruları
2 kat arttı
Danimarkalı doktorlar, gelecekte kalp ölümü gerçekleşmiş donörlerin vücutlarını organ bağışı için taze tutmak amacıyla çalıştırabilecekler.Jyllands-Posten’ın haberine göre, geniş politik çoğunluğun
benimsediği bağış eylem planının sonuçları bu yönde. Bu durum
Danimarka’da daha fazla organ bağışı yapılmasının önünü açıyor.
Uzun vadede, ani kalp durması sonucu yaşamını yitiren donörlerden
de organ alınması mümkün olacak. Bugün, sadece beyin ölümü
kesinleşmiş ve solunum cihazına bağlı olan donörlerden organ
alınabiliyor. Kalp ölümü gerçekleşen hastalardan da organ alınmaya
başlanmasıyla, organların kan ve oksijen yetmezliğinden zarar görmemeleri için doktorların, ölüm gerçekleştikten birkaç dakika sonra
vefat etmiş donörü kalp-akciğer makinesine bağlamaları gerekecek.
Etik Kurulu başkanı Jacob Birkler, “Bu durum pek çok etik soruyu
beraberinde getiriyor” dedi. Jacob Birkler, Jyllands-Posten’a yaptığı
açıklamada, “Donörü kurtarma umuduyla yapılmıyor, zaten bunun
yapılamayacağını biliyoruz, ancak organların kalitesini korumak ve
organlardan bir başkasının faydalanması için dolaşım yenileniyor”
ifadelerini kullandı.
Duruşmaya katılmayanlar
cezalandırılacak
Sağ blok partileri ve Sosyalist Halk Parti (SF), ‘Zanlı, geçerli mazeret
sunmadan kasıtlı olarak duruşmalara katılmıyorsa, para cezası almalı
veya alacağı ceza artırılmalı’ teklifinde bulundu. Meclis Hukuk Komisyonu Başkanı SF’li Karina Lorentzen “Verilecek cezalar, bilinçli olarak
duruşmalara gelinmemesinin ciddi bir durum olduğunu hatırlatıcı
nitelikte olmalı” dedi. Liberal Parti sözcüsü Karsten Lauritzen, “suçluların duruşmaya gelmemelerini, hakimler, tanıklar ve jüri üyeleriyle
hiçbir ceza almadan dalga geçmelerini adalet sistemine yapılan bir
hakarettir. Yasalara aykırı bir şekilde duruşmaya gelmeyenlerin, adalet
sistemine mal olan bedeli ödemeleri gerekir. Bu davranışları binlerce
krona mal oluyor” dedi.
Acil arama 1813 beklentilerin
altında kaldı
Büyük hedeflerle 1 Ocak 2014’ten itibaren Başkent Bölgesi’nde uygulanmaya başlanan acil
arama sistemi 1813 aradan geçen 1 yılda beklentilere cevap vermedi. Yeni sistemde bekleme
süresi 30 dakikayı bile buluyor.
BAŞKENT Bölgesi’nde (Region Hovedstaden)
yaşayanlar 1 Ocak 2014’ten itibaren acil durumlarda
1813 numarasını arayamaya başladı. Aile hekiminin
kapanış saatinden sonra hastalık durumunda
nöbetçi doktoru arama uygulamasına son verilmiş,
1813 ’acil arama’ sistemi kullanılmaya başlamıştı. 24
saat aranan sistemin en büyük özelliği telefonun
diğer ucunda hemşire olmasıydı. Amaç, arayan kişinin rahatsızlığa hızlı teşhis koyup, doğru hastaneye
yönlendirmekti. Hedef ise arayanların yüzde 90’ına
3 dakika içinde cevap vermekti. Aradan bir yıl geçti.
Hedefe ulaşışdı mı? İşte bugün gelinen nokta.
Belediyeler ve Bölgeler’in bağımsız ortak araştırma kurumu KORA, 1 yıldır faaliyette olan 1813
acil arama sisteminin işleyişi hakkında kapsamlı
bir araştırma yaptı. Çıkan sonuç ise beklentilerin
çok altında. Başkent Bölgesi’nin hedefi, 1813’ü
arayanların yüde 90’ına 3 dakika içinde cevap
verilmesiydi. KORA’nın araştırması ise yüzde 90
arayana 16 dakika içinde hemşire, 19 dakika içinde
doktor cevap veriyor. Telefonda bekleme süresi
30 dakikayı bulduğuda oluyor. KORA raporunda,
1813 acil arama sisteminin başlangıcının problemli
olduğu aradan geçen 1 yıllık sürede başlangıçtaki
sorunların ortadan kaldırılmadığı için sistemin
hedefin çok altında hizmet vermeye devam ettiği
belirtildi. KORA araştırmasını gerçekleştiren Prof
Jakob Kjellberg, ’Başken Bölgesi koyduğpu hedefin
çok çok gerisinde’ dedikten sonra özellikle haftasonu ve tatil günlerinde bekleme süresinin çok daha
uzun olduğunu söyledi. Jakob Kjellberg, hedefe
ulaşılması için mutlaka daha çok sayıda doktor ve
hemşirenin istihdam edilmesi gerektiğini ifade etti.
1813 alarm sisteminin yerini aldığı nöbetçi doktor
uygulmasında bekleme süresi yüzde 90 aramada
3-4 dakika arasında değişiyordu.
Başkent Bölgesi Başkanı Sophie Haestorp Andersen, yapılan eleştirileri anlayışla karşıladığını
ancak sistemin sistemin hedefinde değişiklik
yapılması isteklerini doğru bulmadığını ifade etti.
Andersen, sistemdeki en büyük sorunun Aile Hekimler Birliği’nin üyelerine 1813’te çalışmayı ’tavsiye
etmemesinden’ kaynaklandığını belirterek, birlikle
yapılacak anlaşma ile bekleme süresinin azaltılması konusunda önemli gelişme olacağını söyledi.
KORA’nın sisteme bir başka eleştirisi ise, telefona ilk
doktorun değil hemşirenin cevap vermesi oluyor.
Vatandaşın sorununu dinleyen hemşire doktora
ihtiyacı olup- olmadığı konuda karar veriyor. Şayet
doktorluk bir durum varsa telefonu doktora bağlıyor.
Bu durum bekleme süresini daha da arttırıyor
1813 sisteminin geçmişi 2007 yılında Danimarka’nın bölgeler sistemine geçmesine dayanıyor. Bu
tarihten sonra Bölge Meclisleri, sorumlu oldukları
sağlık alanında daha fazla söz sahibi olmak istedi.
Acil yardım sistemi için Aile Hekimleri Birliği (PLO)
ile çalışıyorlardı. Aile hekiminin mesai saati dışındaki rahatsızlıklarda nöbetçi doktor aranıyor;
ya doktor eve geliyordu ya da hasta bağlı olduğu
hastahanenin acil servisine gidiyordu. Bölgesindeki
tüm sağlık sistemini kontrol altına almak isteyen
bölgelerin isteği Mart 2013’te Meclisin kabul ettiği
yasa ile gerçekleşmiş oldu. Sistemin ilk uygulaması
Başkent Bölgesi’nde hayata geçerken PLO ile olan
antlaşma feshedilmişti.
23 | ŞUBAT 2015
BAHAR
Açık Büfe
Kahvaltı
Çay & kahve fiyata dahil
12 yaş altı
çocuklara
59,-
2 yaş
retsiz
altı üc
.
ÇARŞAMBA & PERŞEMBE
HAMSİ TAVA GÜNLERİ
kişi başı
99,-
HER CUMARTESİ & PAZAR
SAAT 10.00 - 14.00 ARASI
Diget 30 - 36 • 2600 Glostrup
Tlf.: 43 44 10 15 • www.hunkar.dk
İslam’ın imajı ağır yaralı
Avrupa'da İslamofobikler ve ırkçılara karşı rüzgârın tersten esmeye başladığı bir esnada
Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo'ya düzenlenen saldırı, İslam karşıtlarına ve ırkçılara
yeniden gün doğmasına sebep oldu.
26 | ŞUBAT 2015
BAHAR
İSVEÇ, göçmenlere karşı hoşgörüsüyle; Almanya
ise en fazla göçmene kapılarını açan ülke olmasıyla
ön plana çıkıyordu. İsveç'te eylülde yapılan genel
seçimlerde İsveç Demokratlar adlı aşırı sağ partinin
aldığı yüksek oy oranı hoşgörü ülkesinde rüzgârın
tersten eseceğinin güçlü habercisiydi. Almanya'da ise
Hitler geçmişinden dolayı ete kemiğe bürünmekte
zorluk çeken ırkçıların varlığı PEGİDA (Batı'nın İslamlaşmasına Karşı Avrupa Vatanseverleri) ile gün
yüzüne çıkıyordu. Alman ırkçıların örgütlenmeye
başlayıp protesto gösterileri düzenlemesi, İsveç'te
bir hafta içinde 3 caminin yakılması, bu ülkelerdeki
sağduyulu vatandaşları harekete geçirmişti. İslamofobikler ve ırkçılara karşı rüzgârın tersten esmeye
başladığı bir esnada Fransız mizah dergisi Charlie
Hebdo'ya düzenlenen saldırı, Avrupa'da İslam karşıtlarına ve ırkçılara yeniden gün doğmasına sebep
oldu.
İsveç'te peş peşe 3 caminin kundaklanmasıyla
korku dolu günler yaşamaya başlayan Müslümanlar,
yıllarca huzur içinde yaşadıkları ülkede ‘kâbus dolu
günler mi gelecek' endişesiyle tedirgin olmaya başladığında İsveç halkının güçlü desteğini görüyordu.
Başbakan Stefan Löfven'in “Bunu yapanlar aslında
İsveç'e saldırıyor.” sözlerinden sonra Stockholm,
Göteborg ve Malmö'de sokaklara çıkan İsveç halkı,
“Cami yakanlara karşı Müslümanların yanındayız”
diyordu. Göz yaşartan desteğin adresi, Uppsala'da
molotofkokteyli ile yakılan cami oluyordu. Caminin
kapısına ve yanan duvarlarına yapıştırılan kırmızı
kâğıttan yapılmış kalplerle dayanışma mesajları
veriliyordu.
Almanya ise ekimden beri İslam karşıtı gösteriler
düzenleyen ırkçı PEGİDA hareketine karşı açık tavır
koyuyordu. Berlin, Köln, Stutgart ve Dresden'de binlerce Alman, İslam düşmanı PEGİDA'ya tepkilerini
gösterdi. Köln Başpiskoposluğu, PEGİDA karşıtı
gösteri boyunca ünlü Köln Katedrali'nin ışıklarını karartarak “Irkçılara karşı Müslümanların yanındayız”
diyordu. Başbakan Angela Merkel, yeni yıl konuşmasında PEGİDA için “Onların kalplerinde ön yargı ve
nefret var.” derken, halka ırkçıların gösterisinden uzak
durmasını salık veriyordu. Aralarında siyasetçiler,
sanatçılar, spor adamları ve televizyon dünyasının
önemli isimleri de bulunan 50 kişi, ünlü Bild gazetesi
tarafından düzenlenen “PEGİDA'ya hayır” kampanyasına destek veriyordu. Eski Başbakan Helmut
Schmidt, “Tabii ki Almanya bu değil. Tarihimiz ve
ekonomik aklımız, bize Almanya'nın sığınmacı ve
mültecileri küstürmemesi gerektiğini söylüyor. Almanya, dünyaya açık ve hoşgörülü olmak zorunda.
Bu nedenlerle PEGİDA'ya hayır diyorum.” derken,
Alman futbolunun efsane golcüsü Oliver Bierhoff da
“Biz, göçmen kökenli futbolcularla dünya şampiyonu
olduk. Bizim takımımızda uyum nasıl sağlanıyorsa
tüm toplumda da bu şekilde uyum sağlanmalı.” diye
konuşuyordu. PEGİDA'nın ‘doğduğu şehir' Dresden'de
bile ırkçılık karşıtı gösteriye binlerce kişi katılıyordu.
Almanya, İslam karşıtlarına karşı dimdik duruyordu.
Almanya ve İsveç'te beklemedikleri bir defansla
karşılaşan İslam karşıtları ve ırkçılara hayat öpücüğü,
Charlie Hebdo'ya yapılan saldırıyla verildi. Avrupa,
terörü 2004'te Madrid, 2005'te Londra saldırılarıyla
yaşarken; ardından El-Kaide'nin çıkması kıtada yaşayan milyonlarca Müslümanı zor durumda bırakmıştı.
Avrupa'nın tehdit algısında ilk sıraya ‘İslamcı terör'
kavramı yerleşiyordu. Özellikle Pakistan, Filistin ve
Afgan kökenlilere ait camiler istihbarat örgütlerince
yakın takibe alınıyordu. 22 Temmuz 2011'de Norveç'te İslam karşıtı ve ırkçı Anders Behring Breivik'in
gerçekleştirdiği terör eylemiyle ‘İslamcı terör' kavramını kullananlar sessizliğe bürünüyordu. Suriye'de
başlayan iç savaş, Avrupa'nın gündemine yeniden
‘İslamcı terör' kavramını taşırken; Beşşar Esed'e karşı
savaşmak için Avrupa topraklarından çok sayıda
‘kutsal savaşçı' Suriye'ye gidiyordu. Avrupa'dan gidenlerin kaç kişi olduğu net tespit edilemiyor. Birleşmiş
Milletler kaynakları bu rakamın 3 bin civarında olduğunu açıklarken; AB Antiterör Koordinatörü Gilles de
Kerchove, IŞİD'e Avrupa'dan gidenlerin ağırlıklı olarak
Almanya, Fransa, Hollanda, Danimarka, Belçika, İsveç
ve İngiltere ile kısmen Avusturya ve İspanya'dan
olduğunu söylüyor. Uluslararası Terörle Mücadele
Merkezi'nin rakamlarına göre, 930 kişiyle Fransa ilk
sırayı alırken, Almanya'dan 450, İngiltere'den 400,
Belçika'dan 250, Hollanda'dan 152, Danimarka ve
Avusturya'dan 100'er, İsveç'ten de 80 kişinin IŞİD
saflarında savaşmak için gittiği belirtiliyor.
Esed'e karşı savaşmak için giden ‘kutsal savaşçıların' ölmesi sorun değil. Ya ölmeden gelirlerse!
İşte Avrupa için felaket senaryosu burada başlıyor.
‘Kutsal savaçıların' büyük çoğunluğunun IŞİD saflarında olması korkuyu daha da artırıyor. İngiltere
Dışişleri Bakanı William Hague'nin “Bu insanların
Suriye'ye gitmesi herhangi bir tehdit oluşturmuyor.
Şayet ölmez de geri dönerlerse güvenliğimiz ciddi
tehlikede.” açıklaması tazeliğini korurken Charlie
Hebdo saldırısı gerçekleşti. Saldırıyı gerçekleştiren
Kouchai kardeşlerden Şerif'in geçmişi, bu korkuyu
şimdilerde daha da artırdı. Şerif'in geçmişinden
dolayı tüm gözler, IŞİD saflarında olduğu tahmin
edilen 3 bin Avrupalıya çevrilecek. Öncelikle terör
yasaları yeniden revize edilecek. ‘Kutsal savaşçılar'
ülkeye geri döndüğünde ‘vatandaş' değil, ‘terörist'
muamelesi görecek. Avrupa Birliği dönem başkanı
Letonya'nın Cumhurbaşkanı Andris Berzins, Avrupa'ya yönelik terör saldırısı ihtimalinin hiç olmadığı
kadar yüksek olduğunu açıklarken, tehlikenin birinci
şüphelisi olarak IŞİD'i işaret etti.
Paris saldırısının adresinin basın kuruluşu
olması, Avrupa'nın temel değerlerinden biri olarak
gösterilen ‘ifade özgürlüğüne' darbe olarak algılandı.
Saldırganların Müslüman kimlikleri, İslam ve ifade
özgürlüğü tartışmasını yeniden alevlendirecek.
Charlie Hebdo'nun 2010'da Peygamber Efendimiz'e
hakaret içeren karikatürleri yayımlamış olmasından
dolayı hedef alındığı iddiası, benzer karikatürlerin
Avrupa'da piyasaya sürüleceği anlamına geliyor.
Benzer durum, 30 Eylül 2005'te Peygamber Efendimiz'e hakaret karikatürleri yayımlayan Danimarka
gazetesi Jyllands Posten'in çizeri Kurt Westergaard'a
baltalı suikast girişimi sonrası yaşanmıştı. Hakaret
karikatürlerini tasvip etmeyip yayımlamayan birçok
Avrupa gazetesi, ‘ifade özgürlüğünü' savunma adına
karikatürleri basmıştı. Benzer durum Charlie Hebdo
baskını sonrası yaşandı ve birçok Batılı gazete eleştiri
dozu oldukça yüksek karikatürleri yayımladı.
AVRUPA'DAN IŞİD'E KATILANLAR KAYNAK: Uluslararası Terörle Mücadele Merkezi (ICCT)
Fransa
930
Almanya450
Arnavutluk436
İngiltere
400
Belçika
250
Kosova
300
Hollanda152
Bosna-Hersek150
Danimarka100
Avusturya100
İspanya
96
İsveç
80
Norveç
50
İtalya
50
Sırbistan50
Finlandiya44
İsviçre
40
İrlanda
26
Makedonya9
Karadağ
2
Lüksemburg1
Estonya
1
Bulgaristan1
28 | ŞUBAT 2015
El bebek gül bebek büyüyen
erkekler eşinde annesini arıyor
ZEYNEP AYTOP
MUTLU bir ömür için yuva kuran çiftler, aynı
duyguları devam ettirebilmek için evliliklerine
büyük özveri gösteriyor. Ancak eşlerin birbirlerine
hissettikleri sevgi, şefkat ve ilgi bazen farklı bir
duruma dönüşebiliyor. Kadınların eşlerine karşı
doğru bir sevgi dili seçmesi gerekirken, erkekler
de kendilerine ikinci bir anne değil, eş seçtiklerini
unutmamalı.
Evlilikte çiftlerin birbirine yaklaşımı ve ifade
üslubu, mutluluğu yakalamada en önemli etkendir.
Zira kimi kadınlar, kocasına anne gibi yaklaşırken
erkeklerde bu tür yaklaşıma, ergen, bir genç tavrıyla
eşinden annelik bekliyor. Bu durum ise yuvanın huzurunu kaçırıyor ve nesilden nesile olumsuz bir aile
kavramı aktarılmış oluyor. Evlilik Enstitüsü’nden
Uzman Psikolog Ezgi Aydın Bal, toplumun kadına
biçtiği annelik rolünün ve kayınvalidenin yuvaya
müdahalesini engelleme isteğinin kadını anne gibi
davranmaya yönelttiğini vurguluyor. Bu durumun
ileri vadede yuvanın yıkılmasına sebep olacağını
kaydeden Ezgi Aydın Bal, uzman yardımı alınmasını
öneriyor. Bal, toplumun evlilik içerisinde kadına
anne gibi koruyucu, kollayıcı olma, karşısındakinin
her ihtiyacını daha o söylemeden anlayabilme
ve bunu giderebilme, her şeyden sorumlu olma
ve her şeyi idare etme rolü biçtiğini belirtiyor. Bu
durumun kadına ‘eş’ olma fırsatını vermediğini
aktaran uzman, “Halbuki ihtiyaç anne gibi olmak
mı? İnsanlar birbirleriyle yeni bir annesi olsun diye
mi evlenirler yoksa bir eşi olsun diye mi?” diyor. Ezgi
Aydın Bal, kadınların eşlerine karşı birer anneye
dönüşmelerinin karşılıklı etkileşimden dolayı erkeklerin de birer ergen ya da çocuğa dönüşmelerine
yol açacağını vurguluyor.
Aile danışmanı Fatma Taş da erkeklerin eşini
anne gibi görmesinin sebeplerini şöyle anlatıyor:
“Erkeklere verilen önem, annenin oğlunun sanki hiç
büyümeyecek gibi yetiştirmesi, ‘hâlâ benim küçük
oğlumsun’ demesi erkeğin ileride eşini annesi gibi
görmesine yol açıyor. Annelerin daha dikkatli olması gerekiyor. Bir anne, çocuklarına yaşına göre rol
vermesi gerektiğini unutmamalı.” Eş seçerken çok
iyi gözlem yapılmasını öneren Taş, “Anne güdümlü
bir eş, birçok sorunları da yanında getirir. Kadının,
çocuklarının annesi, kocasının da karısı olduğunu
bilmesi gerekiyor.” ifadelerini kullanıyor.
ERKEK, ANNESİYLE EŞİ ARASINDA SIKIŞIYOR
Problemlerin yaşandığı evliliklerde kadının
çoğunlukla depresyon ya da tükenmişlik send-
romu yaşadığını dile getiren Ezgi Aydın Bal, kadının
hissettiği mutsuzluğun bedenine yansıyacağını ve
kendine bakmayı bırakacağını ekliyor. “Böylelikle
karşımıza daha bakımsız ve daha çökmüş bir kadın
çıkacaktır. Eşi ile annesi arasında denge kuramayan
erkek de evde giderek mutsuz olmaya başlamakta
ve kendisini araya sıkışmış hissetmektedir.” diyen
Bal, bunun evliliğe cinsel problemler olarak yansıyacağını aktarıyor.
Kadının yaşadığı bir diğer problemin ise gelin–
kayınvalide anlaşmazlığı olduğunu söylüyor. Erkek,
eşi ile annesi arasındaki dengeyi kuramadığında
kayınvalidenin evliliğe müdahalesinin başladığını
vurgulayan Bal, şunları belirtiyor: “Oğlunun evini
de tıpkı kendi evi gibi idare etmeye çalışır. İşte kısır
döngü burada başlar. Kayınvalidesinin evindeki
3. kişi ve aynı zamanda evinin yöneticisi olmasını
istemeyen kadın, bu müdahaleleri kesebilmek ve
eşinin annesine olan ihtiyacını minimuma indirebilmek adına kayınvalidesinin yaptığı davranışları
sergilemeye başlar. Örneğin; oğlunun kıyafetlerini
kayınvalide hazırlıyorsa bu sefer eş hazırlamaya
başlar, oğlunun çayına şekeri kayınvalide atıyorsa
bu sefer eş atmaya başlar gibi. Bu döngü içerisinde
bazı kadınların giderek erkeğin annesi olmaya ve eş
olmayı unutmaya başladığını söyleyebiliriz.”
HÜSEYİN ARAÇ
[email protected]
Muhbir
Bazı çocuklar,
yalan
söylemez
hayallerini
anlatır
AILELER, çocuğuna erken yaşta bilinçli bir şekilde doğru konuşmayı öğretmek isterken bazen beklemedikleri yalanlarla karşılaşabiliyor. Oysa henüz yedi yaş dönemine gelmemiş, olaylara soyut
boyutta bakan bir çocuğun söylediği bazı yalanlar aslında hayalleridir.
Hayallerini anlatan çocuğa, söylediklerinin gerçek olmadığını söylemek, ufuk dünyası gelişen çocuğu utandırmaktır.
“Yalan konusunda hassas bir anneyim. 4 yaşındaki oğlum, ‘Benim
öğretmenim dün bana ne söyledi biliyor musun?’ dediğinde, ‘Oğlum
senin öğretmenin yok ki. Niye yalan söylüyorsun? Yalan söylemek
günah. Müslümanlar yalan söylemez.’ dedim. O da bana, ‘O zaman
ben Müslüman değilim!’ diyerek cevap verdi. Çocuğum için endişeleniyorum, bu konuda ne yapmam lazım?” Bu sözler, genç bir anneye ait.
Çocuk aslında burada yalan söylemiyor. Öğretmeni olduğunu hayal
ediyor ve annesine hayallerini anlatıyor. Ufuk dünyasındaki gelişimini
yansıtan bu çocuğu, “Söyle bakalım; neden yalan söylüyorsun?”
gibi sözlerle kırmak yerine ‘gülmeden’ ve ‘hafife almadan’ kulak
verilmeli. Zira oyun ve hayal dünyası olmadan çocukların kendini
geliştiremeyeceği kesindir.
Pedagog Dr. Adem Güneş, dört yaşındaki bir çocuğun doğruyu ve
yanlışı tam manasıyla ayırt edemeyeceğini söylüyor. Çocukların bu
dönemini ise cıvıltı dönemi diye tarif ediyor. Çocuğun hayallerini ve
aklına geleni hemen söylediğini hatırlatan Güneş, ailelerin yalan ve
hayalleri iyi ayırt etmesini öneriyor. Yalanı dinsel bir öğeyle ilişkilendirerek, ‘Yalan söylemek günahtır’ demenin de çocuğu dini değerlerden
soğutabileceğinin altını çiziyor. Güneş, ebeveynlere şu tavsiyeleri
veriyor: “Anne ve babaların genelde yaptıkları yanlışlardan biri de bu.
‘Erken yaşta öğreteyim de alışmasın’ düşüncesiyle çocuğun duygusal
ve ahlaki gelişiminin nasıl olduğunu bilmeden yaptıklarında hüsranla
sonuçlanabiliyor. ‘Benim öğretmenim bana ne dedi biliyor musun?’
diyen çocuğa anne ve babası ‘Oğlum senin öğretmenin mi var, sen
daha okula bile gitmiyorsun’ derse, çocuk kurduğu hayalden utanır,
aslında o gerçekte bir öğretmeni değil, kurduğu hayalin tesirindeki
öğretmeni anlatacakken susar. Bu dönemde çocuğunuzun anlattıklarını onaylamayın, ‘Evet senin öğretmenini ben de tanıyorum’ diye
de karşılık vermeyin ama onu aktif bir şekilde tebessümle dinleyin.
Onun gelişimi için bu yeter.”
29 | ŞUBAT 2015
SÜMEYRA ÇİÇEK
Aldığım aile terbiyesinden
mi, yaşadığım tatsız olaylardan
etkilenmenden mi bilmem eskiden
beri muhbir olaylarını ve muhbirlik
yapanları hoş karşılamam. 1970- 85
yılları arasında Danimarka vergi
sisteminde ‘bakım kontratları’ diye bir
uygulama vardı.Bizler, yani yabancılar
ülkede bıraktıkları anne, baba veya
başka bir yakın akrabasına para
göndererek bakımını üstlendiğine dair
bir kontrat yaparlardı ve gönderdikleri
miktarı vergiden çeker hem kendileri
vergi indiriminden faydalanır, hem
de yakınlarına bakım konusunda
yardımcı olurlardı. Normalde 5 ile 10
bin kron arasında olan bakım kotratlarının miktarı bazı uyanıklar tarafından
20’ye, 30’a, 40’a hatta 80 bin krona
kadar yükseltildi.
O dönemlerde haftada bir gün
vergi dairesine tercümanlık yapıyordum. Gelenlere yardımcı oluyor vede
getirdikleri sağlık belgelerini, karşı
tarafın parayı aldığına dair belgeleri
tercüme ediyordum. Bir defasında bir
vatandaşı çağıran vergi dairesi senin
yıllık kazancın 95 bin kron, 60 bin
kronluk bakım kontratını nasıl gönderiyorsun ev kiranı ve diğer ihtiyaçlarını
nasıl karşılıyorsun diye sordular.
Vatandaş hiç edasını bozmadan, ‘Ben
iyi kumar oynarım ve her zamanda
kazanırım oradan kazandığım para
bana haram olduğu için Türkiye’de
ki bakım kontratı yaptırdığım kişiye
gönderiyorum’ diye ifade vermişti.
Evet, bazı insanlar köşeye sıkışınca
öyle bir ifadeler veriyorlar ki, insan
hayretler içerisinde kalıyor. Yine bir
defasında yazılı bir ihbar mektubu
gelmişti. Bir kardeş diğerini şikayet
ediyordu ve kardeşinin gönderdiği
paraların ihtiyaç sahibine ulaşmadığını, banka hesabından otomatikmen
kendi hesabına geçirildiğini yazıyordu.
Bir müddet sonra diğer kardeş önceki
şikayetçi kardeşini muhbirliyordu ve
kardeşinin postahaneden 1000 kron
gönderdiğini ama gönderdikten sonra
para makbuzundaki meblağa bir sıfır
daha ekleyerek 10.000 kron göndermiş gibi vergi dairesine ibraz ettiğini
yazıyordu. Evet işim tercümanlıktı
ve gelen belgeleri, şikayetleri olduğu
gibi tercüme edip makamlara vermek
görevimdi, veriyordumda.
Diğer konularda olduğu gibi vergi
konusundada Danimarka’nın insancıl
kanunları vardı ve bu kanunlar kendi
insanına göre ve hile yapmayan, kanunları suiistimal yapmayan insanlara
göre yapılmıştı. Daha sonrasında bu
konulara çeki düzen vermek isteyen
yetkililer, önce bakım kontratlarını 10
bin kronla sınırladılar ve bu miktardan
fazlasını gönderenlere vergi indirimi
yapmadılar. Daha sonra bu bakım
kontratı uygulamasını tamamen
kaldırdılar.
Danimarka makamlarının şu anda
üzerinde en fazla durduğu konu;
haksız yere sosyaldan yardım alanlar.
Sosyal yardım kanununda öksüz, yetim çocuklara verilen çocuk paraları,
eşlerinden ayrılıp çocukları ile tek
başına kalan anneler perişan olmasın
olmasın diye devlet bazı ekstra yardım olanakları sağlıyor. Bunu duyan
ve öğrenen bazı uyanıklar formalite
icabı eşinden ayrılıp, ekstra çocuk
parası ve ev kirasına yardım gibi
imkanlardan faydalanıyorlarlarmış.
Bu gibi işlemler bence hem kanunları
ihlal etmektir hem de günahtır. Bazı
Danimarkalı görevliler de sanki bunu
teşvik eder gibi davranıyorlar, bu da
başka bir problem.
Evet, bu işleri yapanlar o kadar
arttı ki, belediyeler, hükümet bazı sıkı
önlemler almak zorunda kalıyor. Her
belediyede isim vermeden, yazılı,
telefonla veya e-posta ile şikayet
yapma büroları (Anmeldelses kontor)
telefon hatları açıldı. Belediyelerin
yanısıra erken emeklilik maaşlarını,
ev kirası yardımını, çocuk paralarının
ödenmesini ve kontrolünü üstlenen
Udbetaling Danmark isimli kuruluşta
hem internet sayfasında hem de
telefonla şikayet yapılması için
olanaklar sunuyor, telefon hatları
kuruyor, kontrol yapacak elemanlar
görevlendiriyor.
Bu ayın başında bir haber daha
yayılmaya başladı, erken emekli olup
yurt dışına gidenlerin durumlarıda
araştırılacak. Daha önceleri İspanya,
İtalya, Tayland ülkeleri içeren
kontroller Türkiye’yi de kapsamına
aldı, hatta bu işin kotrolünü yapacak
elemanlar dahi arandı. Doğrumu değil
mi bilmiyorum. Aldığım duyumlara
göre ülkeler arasında anlaşmaya varılmış ve araştırmaya tabi tutulan kişiler
hakkında bilgi sorulduğunda bu bilgiler verilecek, alınacakmış. Daha önce
sadece terör konusunda veya bir kişi
cinayet gibi ciddi bir suç işlediğinde
ülkeler arasında bilgi alış verişi olurdu.
Şimdi haksız yere yardım alan veya
emekli olmasına rağmen, çalışan veya
yan geliri olanlar konusundada bilgi
alış verişi yapılacakmış. Danimarka
ve Türkiye’de yaşayan insanlardan
aldığım duyumlar bu konuda büyük
bir tedirginlik ve belirsizlik var. Tabiki
kanunlara uyan ve haksız yere yardım
almayan, hak ettiği yardımı alan kişilerin bu kotrollerde rahatsız olmasına
gerek, bana müracaat edenlere de
aynısını söyledim.
Hangi ülkede yaşarsak yaşayalım
o ülkenin kanun, kaidelerine ve sistemine uymak zorundayız. Yoksa sistem
işelemez hale gelir ve en sonunda
çöker. Ama bu yeni uygulamanın
beraberinde bir çok gerçek ve gerçekdışı muhbir olaylarınıda beraberinde
getireceğini tahmin ediyorum.
Benim endişem; haklıyla- haksızın
karıştırılması ve toplumun topyekün
töhmet altında tutulmasıdır. İnşallah
böyle olmaz.
Hoşça ve de dostça kalınız.
Haymana’nın Almanyalı Gabriela
ninesi: Vallahi de mutluyum
30 | ŞUBAT 2015
MUZAFFER SALCIOĞLU
ALMANYA’DA doğup büyüyen Gabriela
Nilson, 20 yaşındayken, yanlarında garson olarak
çalışan gençle evlenebilmek için sahip olduğu her
şeyi bırakıp Haymana’nın Sinanlı köyüne gelmiş.
Müslüman olup Kewe ismini alan Gabriela, 36 yıldır
sürdürdüğü bozkır hayatını ‘Mutluyum vallahi’
diyerek özetliyor.
İbrahim Uçar’ın (76) hikâyesi, Hamburg’da
fabrikada işçisi olarak çalıştığı günlerde, büyük bir
restorana iş başvurusu yapmasıyla başlar. Haymanalı Uçar, yıllarca garson olarak çalışıp sonunda
patronunun kızıyla evleneceği bir maceranın ilk
adımını atar o gün. Para kazanmak için 1970 yılında
gittiği Hamburg’da, eşiyle tanışma sürecini şöyle
anlatıyor: “Onların yanında işçiydim, masalarını
siliyor, hizmetçilik yapıyordum. Tabii benim de bir
gençliğim, kendime güvenim vardı. O restoranda
tam yedi yıl çalıştım. Bu sürede restoran sahibinin
kızı Gabriela ile tanıştık. İyi bir insana rast geldim.
Bir Alman kızı… Gönül başka bir şeye benzemiyor.
Babası Hans, evlenmek istediğimi anlayınca beni
evlerine davet etti. Bir çiçek yaptırıp gittim. Babası
‘Kızımı seviyor musun, eş olarak istiyor musun?’
diye sordu. Ben de Gabriela ile evlenmek istediğimi
söyledim ve böylece ailesinin de rızasını almış
oldum.”
Uçar, Alman makamlarından evlenmek için gerekli izinleri aldıktan sonra 1979 yılında Türkiye’ye
geldiklerini ve nikâh için Haymana Belediyesi’ne
müracaat ettiklerini anlatıyor. Resmi nikâh işlemlerinden sonra belediye bahçesinde misafirlere
yemek verdiklerini aktaran Uçar, o günü şu sözlerle
dile getiriyor: “Düğünümüze konsolosluktan bir
ekip geldi. Alman polisi, tercümanlar, polisler...
Alman konsolos baktı ki ‘Gabriela Nilson, Hans’ın
kızı.’ Türkiye’ye gelmiş Haymana’da evleniyor, rızası
olup olmadığını anlamak için konuştu. Gabriela,
konsolosluk polislerine ‘Ben kendi rızamla geldim.
Ailem izin verdi. Ben bu adamı seviyorum ve
evleniyorum.’ diye beyanat verip gerekli evrakları
imzaladı. Sonra Türk kimliği ve Türk pasaportu
aldık. Türk vatandaşlığına geçti ve burada kaldı.
Vatandaşlık aldıktan sonra da Kürtçede ‘keklik’
anlamına gelen ‘Kewe’ ismini aldı.”
Nikâhtan sonra ‘geri dönmem’ dedi
Nikâhtan sonra bütün planlarının bir anda
değiştiğini söyleyen İbrahim Uçar, eşinin Sinanlı
köyünden bir daha geri dönmek istemediğini ve 36
yıldır yurtdışına çıkmadıklarını anlatıyor. “Benim
niyetim Haymana’da nikâh yaptıktan sonra Almanya’ya geri dönmekti. Bir ayağım Avrupa’da olsun,
devamlı gelip gideyim istiyordum.” diyen Uçar,
“Nikâhtan sonra Gabriela, ‘Ben artık Almanya’ya
dönmem. Sen de gitmeyeceksin. Pasaportumu,
kimliğimi Alman konsolosluğuna teslim edip Türk
vatandaşı olacağım, Müslüman olacağım.’ dedi.
Böyle yapacağını hiç bilmiyordum. Benim için
Almanya’dan kalkıp buralara gelen eşimi mahcup
edemezdim. Geliş o geliş, öylece kaldık. Bir daha
da köyümüzden bir yere gitmedik. 36 senedir
köyümüzde yaşıyoruz.” diyor.
Bir yabancıyla evlendiği için çevresinden çok
tepki gördüğünü ancak bunlara birlikte göğüs
gerdiklerini anlatıyor Uçar: “Her kafadan bir ses çıkıyordu. Eşime ‘Sen Almansın, nasıl burada durdun,
niye geri dönmüyorsun?’ diyorlardı. Kewe de onlara
‘Ben eşime söz verdim. O beni kabul etti, ben de onu
kabul ettim.’ diyordu. Biz birbirimizi çok seviyorduk
ve hâlâ seviyoruz. Birbirimizi bir gün görmesek
deli olacağız. Bizim sevgimiz böyledir. İsteseydi
geri dönerdi. 36 sene oldu, hâlâ dönmek istemiyor.”
‘Sıva yapıyorum, hindileri yemliyorum’
Hamburg’da dünyaya gelen Kewe Uçar (56), Türkiye’de Markos Kemal, İpek ve Mercan isimlerinde
bir erkek, iki kız çocuğu dünyaya getirmiş. Uçar
çiftinin üç çocuğundan altı torunu olmuş. Almanya’daki refah içindeki hayatı bırakıp Türkiye’de bir
köye yerleşmesini insanların anlayamadığını dile
getiren Kewe, “Köy çok güzel, ben çok seviyorum.
Çok mutluyum burada. Her işi yapıyorum. Çamaşır
yıkıyorum, sıva yapıyorum. Bir ineğim var ona bakıyorum, hindileri, kazları yemliyorum. Mutluyum
vallahi, hem de çok...” diyor.
Kewe, restoranlarında çalışan eşiyle tanıştığı
günleri ise şöyle anlatıyor: “Bizim lokantada çalışmaya başlayınca tanıştık. Babam, bir gün bizim
bakışmamızdan durumu anlamış. Bana ‘Bu adam
sana niye bakıyor?’ diye sordu. ‘Tanımıyorum, ben
ne bileyim’ dedim ama o anlamış. Sonra İbrahim
ile konuşmuş. O da de benimle evlenmek istediğini
söylemiş. Ailemizin de haberi olduktan sonra bir
süre gezdik, dolaştık, birbirimizi iyice tanıdık. Bir
gün babam beni yanına çağırıp ‘Bu adam seninle
evlenmek istiyor. Ne diyorsun?’ diye sordu. 4-5 gün
sonra ‘tamam’ dedim ve nişan yaptık. Daha sonra
evlenmek için Türkiye’ye geldik.”
Kürtçeyi ana dili gibi konuşuyor
Köy hayatına alışmakta zorlanmadığını ve
çok sevdiğini anlatan Kewe Uçar, komşularından
büyük ilgi görmüş. Öyle ki, evinden misafir hiç eksik
olmamış. Kewe, eşiyle Almanca, Kürtçe ve Türkçe
olmak üzere üç farklı dilde konuşuyor. Kewe, eşi
ve köy halkı Kürtçe konuştuğu için kendisinin de
kısa sürede Kürtçeyi öğrendiğini anlatıyor. Anadili
gibi Kürtçe bilen Kewe, Türkçeyi de kendini ifade
edebilecek kadar biliyor. Eşi kendisiyle Almanca
konuşmayı sürdürdüğü için aradan geçen 36 yıla
rağmen Almancayı da unutmamış. Çocuklarına
önce Almancayı öğrettiğini söyleyen Kewe nine,
“Okula gidene kadar hep Almanca konuştular. Ama
okula başlayınca Türkçeyi öğrendiler ve Almancayı
unuttular.” diyor.
Türkiye’ye yerleşmesiyle birlikte Müslüman
olduğunu da ifade eden Kewe, dinî bilgileri ise
köydeki kadın hocalardan öğrenmiş. Günde iki saat
din dersi aldığını söylüyor Kewe: “Namaz kılıyorum,
oruç da tutuyorum. Oruçlarımı hep tutarım. Hasta
olsam da tutarım, yemek yemem.”
‘Bana Masal Anlatma’
çocukluğumdan izler taşıyor
32 | ŞUBAT 2015
GÜLCAN BAĞIRKAN
SENARYOSUNU yazdığı Leyla ile Mecnun dizisiyle adından söz ettiren Burak Aksak, senaristliğini
ve yönetmenliğini üstlendiği ‘Bana Masal Anlatma’
filmiyle yeniden seyirciyle buluştu. Geçtiğimiz
günlerde vizyona giren film için Aksak, “Ezberlerin
bozulmasını istedim.” diyor.
‘Bana Masal Anlatma’nın hikâyesi nasıl oluştu?
Ben Yedikule ve Samatya civarında büyüdüm
ve çocukluğumun geçtiği mahalleyi anlatan bir
şeyler yapmak istiyordum. Bunu da ortada kalmış
bir adamın hikâyesini yazarak yapmaya çalıştım.
Filmdeki Rıza karakteri benim için ortada kalmış
bir adam. Babası ismini koyarken bile Metin, Ali
ve Feyyaz gibi efsanelerin isimlerini değil de Rıza
ismini seçmiş. Ferdi, Müslüm ve Orhan varken Rıza,
gidip inadına Hakkı Bulut dinliyor. Herkes yeni sarı
dolmuşlardan kullanırken o eski minibüsünü bırakmıyor. Sonra dedim ki “Bir masaldan prenses çıkıp
Rıza’nın hayatına girse bugünün İstanbul’unda ne
yaşardı?” Böyle bir kız, Rıza’nın kahramanı olabilir
mi ya da olmak zorunda mı? Bu ezberin bozulmasını istedim yani masallarda bir prens gelir ve kızı
kurtarır bunu biliriz. Bense sınırların dışına taştım.
Ne kadar süredir üzerinde çalışıyordunuz?
Anlattıklarım uzun zamandır düşündüğüm
şeylerdi. Leyla ile Mecnun’da kendimi anlatmak
istemiştim burada da kendimi anlatıyorum. Yazım
süreci iki hafta sürdü. Ama aslında yaşamış olduğunuz hayat ve yapmak istedikleriniz bu çalışmayı
oluşturuyor. Tüm bunlar bir anda oluşmuyor. Bu sebeple uzun bir çalışmanın ürünü oldu diyebilirim.
Filminizde kentsel dönüşümü de işliyorsunuz. Hatta bir
yerde şehrin ölmesi üzerine konuşuluyor. İstanbul ölüyor
mu, ne dersiniz?
Biraz ölüyor biraz da ölmek zorunda. Ölmekten
kastım, aşina olduğumuz, bildiğimiz şehrin dokusu
tabii ki değişecek. Bu ortada olan bir şey ve engelleyemezsiniz. Filmde gördüğümüz insanlar, mesela
son mahalleliler. Artık yakında mahalle diye bir
kavram kalmayacak. Buna karşı duramıyoruz ama
bir yandan da bunun için çok mutsuzuz.
Beklentileriniz neler filmden?
Galaya kadar tepkileri çok düşünmüyordum.
Dizi
tutuklamaları
bana abartı
geliyor
tüne ekliyorsunuz. Leyla ile
Ama galada o kadar güzel şeyler
Mecnun’da Ferdi Tayfur vardı
söylendi ki biraz utandım, biraz
örneğin, babam ona benzetilirdi
da “Galiba güzel şeyler yaptım.”
ve evde tüm kasetleri vardı. Ben
dedim. Film ve dizi yaparak
onun şarkılarıyla büyüdüm,
insanlara ulaşıyorsunuz ama
haliyle kulak aşinalığı var.
onlara dokunabiliyor musunuz,
izlediklerinde kendilerinden bir
Leyla ile Mecnun’un yayından kal- Bana Masal Anlatma’nın siyahî oyunşeyler bulabiliyorlar mı önemli
dırılması konusunda ne düşünü- cuları çok dikkat çekiyor...
olan budur. Filmden beklentim
yorsunuz?
Onlar artık bir İstanbul gerseyirciye dokunabilmek, çünkü
Dizi yıllarca sürsün ve hep çeği. Çekim yaptığımız bir gün
bu hikâye bana dokunuyor.
yazayım gibi bir hayalim yoktu. evlerden birinde yüksek sesle
İlk uzun metraj yönetmenlik de- (Gülüyor) Zorluyordu ama dizi Fransızca konuşuluyordu. Bizim
sayesinde deşarj olabiliyordum. Fransız oyunculardan James,
neyiminizdi, nasıl geçti çekimler?
Yönetmenlik dediğiniz şey Derdim mi var, birisine mi kızdım zili çaldı ve kapıyı açan başka bir
aslında biraz da insanlarla ilişki oraya yazarak rahatlıyordum. siyahî vatandaşa Fransızca olakurabilmek. Bir film nasıl çekilir, Ama kaldırılması sürpriz olmadı. rak “Biraz sessiz olur musunuz
bunu teorik olarak biliyordum Zaten kalkıyor mu kalkmıyor mu çekim yapıyoruz.” dedi. Orası o
fakat pratik dediğiniz şey süreci yaşanırken biz çekimlere şekilde dil, din, ırk gözetmeden
bambaşka. Sete çıkana kadar devam ediyorduk. O hale gelmişti bir mahalle olmuş artık.
herhangi bir fikrim yoktu nasıl ki ne olacaksa olsun demeye Alışılmışın dışında bir mizah anlayışıyöneteceğime dair. İnsanlarla başlamıştık. Elimde daha çekme- nız var. Bu sektöre atılırken endişeleo iletişimi nasıl kuracağımı da diğim bir bölüm ve yapamadığım riniz olmadı mı?
bilmiyordum çünkü bu konuda bir final vardı.
Diziye başlarken tutacağına
iyi değilimdir. Ama yine de seti
O dönem diziniz yayından kaldı- dair herhangi bir fikrim yoktu,
beş hafta iki gün programladık
rıldı şimdi ise dizi yüzünden tu- hatta biz işe başladıktan sonra
ve sorun olmadan planladığımız
tuklamalar yapılıyor. Sizce nereye herhalde bizi bir on üç bölüm yatarihte bitirdik. Sette çok eğlenigidiyoruz?
yınlarlar diye tahmin ediyorduk.
Alt tarafı dizi yapıyoruz. Güldüğümüz işi yapıyorduk ve
yorduk ama biraz ciddi olmaya
çalıştım. Çünkü gülmenin Hiçbir zaman toplum mühen- ufak da olsa bir kitleye ulaşmak
sonu yok, eğleniyoruz ama iş disliği yapmaya çalışmıyorduk. istiyorduk. Filmi yazarken de
de yapmamız lazım. Bıraksalar Başarabilen biri varsa hayranlıkla böyleydi ama dizide sonlara
dağılırdık, bu yüzden o dengeyi izlemek isterim. Kaldırılmak yaklaştıkça uçmaya başladık.
kurmaya çalıştık.
bana ekstrem gelmemişti hele Her şeyi yapma lüksü oluştu. Bu
Filmle gördük ki edebiyattan ve de öyle bir süreçten sonra ama size seyircinin verdiği bir lükstü.
sinemadan göndermeler hâlâ de- tutuklamalar abartı geliyor. Ne Mizah anlayışınızın bu kadar benimgerek var böyle tepkilere.
vam ediyor…
senmesinin sırrı ne olabilir?
Evet, ama yaptığım gönderSahici şeyler anlatmak
istiyorum ve bunun peşinden
melerimin anlamı yok. Sadece
okuduğum ve sevdiğim şeyleri yaptığım işlerde gidiyorum. Genel olarak filmdeki gibi bir çocukgörmek istiyorum. Bir şeyin içinde Edip Cansever’i luğum vardı. Acılarım da oldu ama çok komik ve
görsem mutlu olurum örneğin ya da ilgilendiğim saçma şeyler de yaşadım. Hayat dediğiniz şey zaten
ne varsa.
bu. Biz sadece bunun komik taraflarını alıyoruz, “Bu
Leyla ile Mecnun’dan bildiğimiz ve filmde de çalan ara- neden bizim başımıza geldi?” diye sormak yerine
bununla eğlenmeye çalışıyoruz.
besk şarkılar… Vazgeçmiyorsunuz...
Bir film ya da dizi hesap ederek yazılmıyor.
Yazmak için belirli zamanlarınız var mı yoksa ilham
Yazıyorsunuz ve aşina olduğunuz ne varsa üsbekleyenlerden misiniz?
Anlattıklarım uzun zamandır düşündüğüm şeylerdi. Leyla ile Mecnun’da kendimi anlatmak
istemiştim burada da kendimi anlatıyorum. Yazım süreci iki hafta sürdü. Ama aslında
yaşamış olduğunuz hayat ve yapmak istedikleriniz bu çalışmayı oluşturuyor. Tüm bunlar
bir anda oluşmuyor. Bu sebeple uzun bir çalışmanın ürünü oldu diyebilirim.
NYHED
olan isimler.
Farklı sinema projeleriniz olacak mı?
Bir tane bağımsız film yapmayı düşünüyorum. Hayata dair daha sert ve daha
gerçek, gişe beklentisi olmayan bir şey
olsun istiyorum.
Ve Leyla ile Mecnun… Neden bu kadar çok
sevildi?
Oyuncusu, yönetmeni her şeyi çok
güzel denk geldi. Hepimiz aynı kafadaydık,
iyi anlaşıyorduk. Farklı olanlarsa bu işten
kendileri uzaklaşıyordu.
Dizi tuttuğunda ne hissettiniz?
İlk günden itibaren güzel şeyler söyleniyordu. Ama biz hep alt tarafı dizi yapıyoruz, abartmayalım diyorduk. Televizyonda
görmek istediğim şeyi yaptım. Komiğiz
diye iddiamız yoktu başlarken, sadece bir
hikâyemiz vardı.
Dizide ki “At” olayını sormasak olmaz..
Bu bana hep soruluyor. Bilerek başlamadık atlardan bahsetmeye ama zamanla
fark ettik ki çok fazla kullanıyormuşuz.
Sonrasında devam ettirdik. Atları seviyorum, hüzünlü hayvanlar sonuçta.
Final bu kadar hüzünlü bitmek zorunda mıydı?
Bence seyirci bunu bekliyordu yani
ben olsam beklerdim. Yaptığımız her
bölümde hüzün bir şekilde vardı. Final
Ali Atay’ın fikriydi. “Mecnun giderek aptallaşıyor, niye böyle oluyor bu çocuk?”
dedi ve sonrasını detaylandırdık. Sonunun
bu kadar konuşulacağını beklemiyordum.
Benim kafamda ilk yazdığımda bir final
vardı ve yapamadım. Bir gün o final olur
mu bilmem ama yapılsaydı daha etkileyici
olurdu.
Yapar mısınız bir gün?
Bana kalsa bir daha Leyla ile Mecnun’la
ilgili bir şey yapmam derim ama büyük
konuşmamak gerekir. Çünkü özlüyoruz
hepimiz.
vitacare komplet
®
Multivitamin med fiskeolie
Med VitaCare Komplet får du mere end din daglige multivitamin.
VitaCare Komplet har tilmed et højt indhold af DHA og EPA, de gavnlige
omega-3 fedtsyrer fra fisk.
• Omega 3 ilaveli multivitamin
Multivitamin med omega-3
• Domuz yağı ve katkıları içermez
Fri for svin
• Helal sertifikalı jelatin kapsülleri
Halalcertificeret gelatinekapsel
Forhandles hos:
Findes i to varianter:
Til dig og din familie,
Til dig på 50+
(med bl.a. ekstra vitamin D og calcium)
Læs mere på vitacare.dk
0316_Komplet_annonce_130x180mm_v1.indd 1
33 | ŞUBAT 2015
Benim hiç mesaim olmadı. Bugüne
kadar bir şeyler yazmak için oturmadım.
Bir an sıkılıp yazmak istiyorum ve onları
kaleme alıyorum. Sonra bilgisayara
geçiriyorum. Mesela bu filmi ilk önce bir
deftere yazdım. Şu saatte kalkayım ve
masa başına geçeyim gibi durumlarım
yok. Anlık tamamen. Ama bir tek ‘Ben de
Özledim’ farklıydı. O dönem TV için bir şey
yapmamız gerekiyordu ve çok da severek
yaptığım bir durum değildi.
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Bir İsmail Abi’niz
ya da Erdal Bakkal’ınız var mıydı?
Karakterler bire bir yoktu belki ama
isimler benziyordu. Bizim mahallemizde
de filmimdeki gibi Kahveci Nafi ve Lokantacı Yaşar vardı. Ama sadece isimleri aynı.
Babam Yedikule’de oto lastikçiydi ve sabahları ben açardım dükkânı. Poğaça-çay
yahut helva-ekmek, yanına kola büyük
lükstü bizim için. Filmi galada izledikten
sonra ertesi gün dükkânı açacakmışım gibi
bir his geldi içime.
Sinemayla olan tanışıklığınız…
Liseye dayanıyor sinema merakım.
Hiçbir zaman okuyup meslek edinmek
gibi bir derdim olmadı. Zaten oto lastikçiydim ve en kötü onu yaparım diyordum.
İyi lastik değiştiririm mesela, altın bilezik
derler ya öyle işte (gülüyor). Kuzenim Selçuk Aydemir’le birbirimizi çok etkilerdik.
Beraber kısa filmler çeker, izlerdik.
Sinemada ve edebiyatta en sevdiklerinizi sorsak...
Mike Leigh, Wes Anderson ve Coen
Kardeşler. Ayrıca son filmlerinden
birkaçını sevmesem de Woody Allen,
izlemem lazım dediğim adamdır. Gerçek
olan şeyleri çok seviyorum, insanların
psikolojilerinin uzun uzun irdelenmesi
ilgimi çekiyor. Bu sebeple sinemada Mike
Leigh, edebiyatta da Dostoyevski yeri ayrı
Alt du
behøver
i ét
produkt
05/01/15 12.50
ALKOL VE SİGARA
OLUMSUZ ETKİLİYOR
34 | ŞUBAT 2015
1. Özellikle savunma sistemi henüz
yeterince gelişmemiş olan prematüre
bebeklerle, ağız temasından kaçınılmalıdır.
2. Zamanında doğmuş bebekleri de
ilk 3 ay içinde ağız ve tükürük temasından korumak gerekir.
3. Üçüncü aydan sonra bebekleri
buse şeklinde öpmek genellikle zarar
vermez, hatta faydalıdır da. Özellikle annelerinin bebeklerini öpmeleri, bebeğin
ruh sağlığını olumlu yönde etkiler.
4. Öksüren, burun akıntısı olan, ateşi
olan kişilerin bebeğe enfeksiyon bulaştırmamak için bebekleri buse şeklinde
de olsa öpmemeleri gerekir.
5. Bebekleri kesinlikle ağızlarından
öpmemek gerekir. Çünkü ağız florasındaki mikroplar bu şekilde bebeğe
bulaştırılmış olur.
6. Sigara içen kişilerin de bebekleri
öpmesi doğru olmaz. Bebek nahoş kokuyu fark eder. İlerdeki yaşamında ruh
sağlığına olumsuz katkı yapar.
7. Alkol alan kişilerin de alkollüyken
bebeklerden kesinlikle uzak durması
gerekir. Bebeği öpmek için ona yaklaşmamalıdır. Bebek odaya alkollü giren
kişinin kokusunu hemen tanır ve o kişiye karşı negatif algı geliştirir.
Bebekler güven duygusunu
öperek kazanıyor
HAYATIN ilk yılında bebeğin psiko-sosyal
faaliyeti, güvenmeyi öğrenmek. Bebekle annesi
arasındaki ilişkiden doğan güven duygusu
ileride kurulacak ilişkilerin temelini oluşturur.
Güven duygusunun oluşumunda annenin
sevgisini ifade eden dengeli ve kararlı tutumu
büyük önem taşır. Bunun temelleri ise bebeklik
döneminde beslenme, temas, uyku ve temizlik
ihtiyaçlarının belirli bir düzen içinde karşılanmasıyla atılır.
Bebekle anne, doğumdan hemen sonraki
2-3 gün içinde birbirlerine uyum sağlarlar. Bu
dönemde beraberliğin en yoğun yaşandığı kısım
beslenme zamanlarıdır. Beslenme, anne-çocuk
ilişkisinde ilk ve en önemli dönemdir. Bu bağlamda fizyolojik ve psikolojik, açıdan yoğun bir
beraberliğin sağlanması bakımından anne sütü
ile beslenme, biberonla beslenmeye oranla daha
etkilidir. Anne-çocuk ilişkisi beslenme ile birlikte,
çocuğun banyosu ve altının değiştirilmesiyle
genişler. Bu ilişki fiziksel temas büyük önem taşır.
Annenin beden kokusu, ısısı ve bebekle teması
iletişim açısında çok önemlidir. Annenin yokluğundan kaynaklanan “duygusal yoksunluk”
çocukta duygusal ve sosyal gelişim gerilemesine
ve gecikmesine neden olmaktadır.
Uzmanlar en başarılı anne-çocuk ilişkisinin
bebeğin doğal faaliyetine annenin getirdiği,
geliştirdiği cevapla başladığını ve gelişimin temelinde anne ile çocuk arasındaki sıcak ilişkinin
bulunduğu ifade etti. İlk 18 aylık dönem içinde çocuğun temel bağımlılık ihtiyaçları karşılanmazsa,
çocuk kendini kişilik gelişimi açısından özerklik
dönemi olan ikinci evreye hazır hissetmiyor.
Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk
Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Demirdöven, “Çocukların gelişiminde doğumdan
itibaren anne ilgisinin sevginin bir yansıması
olarak öpmek de bebeğin sağlıklı ruh gelişimine
katkıda bulunur.” dedi. Demirdöven, bebekleri
öpüp koklarken şu noktalara dikkat edilmesi
gerektiğine de işaret etti.
ALBERTSLUND’DA YENİ CÂMİİ
YARDIM KAMPANYASI
Yeni Câmii’miz iki binadan oluşuyor. Toplamı 3.000 m2 arsası ve 1.725 m2 alandan oluşmakta. Burada hem bayanlara özel kat, gençlerimize özel lokaller ve 700 kişinin birlikte
namaz kılabileceği Câmii lokalimiz var.
Binanın maliyeti 10 mio. kr. Şuanda borcumuz 3 mio. kr. Eğer belirli bir sürede 200 kişi her
ay 200 kr. verirse borcumuzun ödenmesinde büyük katkıda bulunurlar.
Câmii borcumuzun ödenmesine sizde yardım edebilir veya yardımcı olabilirsiniz. Aşağıdaki banka hesap numaramızı kullanarak veya Mobilepay aracılığı ile yardımlarınızı bize
ulaştırabilirsiniz:
Mobilepay: 61 79 05 76
Nordea Bank • Reg.nr.: 2410 • Konto nr. 89 76 72 16 76
Saygılarımızla
Albertslund Câmii Yönetimi
Holsbjergvej 27-29 • 2620 Albertslund • İrtibat telefonlarımız: (+45) 43 62 57 93 ve (+45) 42 75 70 89
ZEHRA ONAT
SUAT Suna, romantik şarkıların
naif sesi ve bestecisi, geçtiğimiz günlerde 34 yıllık sanat hayatına bir de
roman ekledi. Okurlarını şaşırtacak
‘İhanet’ (Alfa Yayınları) adlı bir aksiyon
romanı kaleme alan Suna ile bu yeni
yolculuğunu konuştuk.
taşıdığı ama ortaya çıkarmadığı şeyler
vardır. Belki biraz da bunun sonucu
bu roman. Yapmaya çalıştığım şey,
kitabın başında insanların en nefret
ettiği, onu bunu kesen bir karakteri
okuyucuya sevdirmeye çalışmak,
yani o adamın da içinde bir naiflik
olabileceğini ortaya çıkarmak. Belki
de bu benim duygusal yapımdan
korunmasını ve devam ettirilmesini mi
savunuyorsunuz?
Tercih ediyorum, tabii. Çünkü
doğru bir şey. Yurtdışında 18 yaşındaki
oğlundan kaldığı oda için kira alan
insanlar var. Tabii, bu anlayış bize
çok ters geliyor ama onlar için gayet
doğal. Ben geleneksel aile yapısının,
tutunacak son dalımız olduğunu
büyük saygım var ama maalesef dünyada bu noktada samimiyet pek fazla
kalmadı. Adalet de bu yüzden önemli.
O kadar ucuz, kolay zengin olan insan
var ki, öte yandan profesörlük yapan
bir adamın geçim sıkıntısı çekmesi
bana acıklı geliyor mesela.
Ve adaletin de gücün yanında yer almasına itiraz ediyorsunuz...
düşünüyorum. Maalesef bu da bozulmaya başladı, çünkü hayat böyle
akıyor. Amerika’da da, Japonya’da
da böyle. İletişim o kadar hızlandı
ve insanlar her şeye o kadar kolay
erişiyorlar ki, her türlü baştan çıkarıcı
şey gözümüzün önünde. Bu yüzden
insanların bundan 30-40 sene öncesi
gibi, daha içlerine dönük, daha sakin,
daha durağan yaşamaları zorlaşıyor.
İnsanın kendi içindeki öz inancı çok
güçlü değilse, yoldan çıkmak da kolay.
Adalet kavramını da yoğun bir şekilde
ele alıyorsunuz. Bu konuyu irdelemekteki
amacınız ne?
Bir sürü yozlaşmayı hedefliyorum aslında. Günümüzde şerefini,
onurunu tercih eden insan mı çok,
yoksa kolay yoldan nasıl zengin olurum diyen insan mı? Bana bu da çok
sahte geliyor; Hıristiyanlarda çok fazla
Vatikan baskısı vardır, ama dünyanın
en büyük ticaretini de Vatikan yapıyor!
Nasıl olacak peki? Eğer para değilse
amacımız, bu dünya faniyse ve biz
burada doğru düzgün yaşamalıysak
bu kadar hırs niye? Kur’an’da yazan
paylaşımcılık, kendi rızkını kazandıktan sonrasını paylaşmak üzerinedir.
Kaç tane Müslüman bunu yapıyor?
Öyle olsa zaten bir yerde on milyarlık
adam, öbür tarafta on liraya muhtaç
bir adam olur mu?
‘Yalnızca görünürde dindarlaşma’ yönünde eleştiriler yapılıyor. Ne dersiniz?
Aynen öyle… Domuz eti yemiyoruz
ama yanımızdaki fakir insanı görmezden gelebiliyoruz mesela. O nasıl bir
Müslümanlık oluyor? Sahtelik benim
çok canımı sıkıyor. Gerçekten inanan,
bunu tertemiz yaşayan insanlara çok
Yüzde yüz öyle. Adalet nerede var
ki? Ülkemizde adalete olan inanç kaybolmuş durumda zaten. Dünyada da
öyle. Amerikan filmlerinin çoğunda,
mahkemelerin verdiği inanılmaz
saçma kararları görüyoruz mesela.
Haksız yere adam öldürmüş insanların nasıl kolayca kefaletle salındığından filan dem vuruyor. Ülkemizde
de son zamanlarda görüyoruz ne
kararlar çıkıyor mahkemelerden.
Yani insanların adalete olan inancının
kalmadığı noktada çok büyük tehlike
var. O zaman insanlar kendileri adaleti
sağlamaya çalışır ve bu çok tehlikeli
bir şey. Adaletin güven sağlaması
lazım ama maalesef öyle değil.
36 | ŞUBAT 2015
Suat Suna:
Sadakat zor
bir iş haline
geldi
Bunca yıllık müzik hayatınızdan sonra
kitap yazma fikri nereden çıktı?
Küçüklüğümden gelen bir
hayalimdi. Belki şarkı yazmaktan
bile önce, bir şeyler yazma hevesim
vardı. İlkokulda bir fabl yazmıştım,
diş macunuyla fırçanın hikâyesi gibi.
Annem hâlâ saklıyor onu. Bu bir aşktır
zaten. Yazmak hevesi çok acayip. İnsanlar durup dururken yazar olmak
istemezler, içten gelen bir şey…
Peki, yazmaya ne zaman başladınız?
11 sene önce başka bir roman
yazıyordum, bayağı da ilerlemiştim.
O daha karmaşıktı. Türü biraz daha
gerilim gibiydi. Ama ana fikrim maalesef yakın bir film yapımcısı arkadaşım
tarafından alındı. Konuları, parlak
fikirleri birine anlatmamak gerektiğini
öğreniyorsun bir zaman sonra. Çünkü
orijinal bir fikir bulduğunuzda onu
sizden önce uygulamak isteyecek
çok adam var. O, bir hayal kırıklığıyla
yarıda kaldı. Bunu yazarken konuyu
kimseye anlatmadım. Sadece en
güvendiğim insanlara yazım aşamasında okuttum.
Kimlerdi onlar?
Yakın arkadaşlarım, eşim, sonra
ailenin diğer okumaya meraklı fertleri... Biraz da çok acımasız eleştiriler
yapabilecek, ‘Suat da bir şey yazmış,
dur okuyalım,’ diye okumayacak,
eleştirecek insanlara, arkadaşlarıma
okuttum.
Sizin gibi naif şarkılar söyleyen birinden
cinayetlerin kol gezdiği, boğaz kesme
sahnelerinin yer aldığı bir roman okumak
şaşırtıcı gerçekten...
Gerçek hayatta olan şeyler
aslında. Mutlaka her insanın içinde
geliyor. Aslında herkesin içinde bir iyi,
bir de kötünün olduğunu anlatmaya
çalışıyorum.
İyilik-kötülük demişken, karakterlerin
öne çıkardığınız özellikleri uçlarda. İyiyse
çok iyi, kötüyse çok kötü. Herkes birbirine ihanet ediyor. Gündelik hayatta insanlara dair gözlemleriniz bu yönde mi?
Aynen öyle, herkes... Hayatın
komple ihanetlerle dolu olduğunu
anlatmaya çalışıyorum. Yaşadığımız
dünyada sadakat zor bir iş haline
geldi, insanlar üç kuruş için birbirlerini
satabilir hale geldi. Gerçek şeyler de
var yazdıklarımın içinde. En azından
benim gözlemlediklerim var. Allah da
insanı yaratırken böyle kurgulamış.
Yoksa şeytanın var olmasına niye müsaade ederdi. Ben dünyanın en kötü,
en cani insanının içinde bile iyi bir
taraf olduğuna inanıyorum. Sadece
şartlar, yaşamdaki akış, karşılaştığı
ve içinde bulunduğu ortamlar bazen
insanın bir tarafı seçmesine sebep
oluyor. O yüzden çocuk yetiştirirken
bile arkadaş seçimi çok önemlidir
derler. Çok iyi bir çocuğu bile kötü bir
arkadaşlık yoldan çıkarabilir.
Dikkatimi çeken bir diğer şey de, karakterlerin köksüzlük, ailesizlik temelinde
birleşmesi. Bu durum, çağımızın da en
büyük sorunu değil mi?
Geçen gün bir dostumla konuşuyorduk, aile yapısı, ülkemizdeki
namus kavramı, kız çocuklarını
evlenene kadar evinde tutmaya çalışmamız bile güzel bence. Yurtdışında
bu işler biraz daha kopmuş vaziyette.
Ama son dönemde biz de yabancılaşmaya başladık bu anlamda.
Koptuk derken, geleneksel aile yapısının
Kendimi sınırlamadan yazacağım
Müzikte mi edebiyatta mı kendinizi daha
güvende hissediyorsunuz? Bundan sonra
yazacağınız kitaplar hangi türde olacak?
Filozoflar diyor ya, bir işte ustalaşmak için 10 bin saate ihtiyaç var. Ben
4,5 yaşından beri müzikle uğraşan
biriyim, 10 bin saati devireli çok oldu.
Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki,
müzikte ustalık seviyesindeyim. 35
senedir uğraşıyorum ve hâlâ da emek
vermeye devam ediyorum. Müzikten
daha rahat hissedebileceğim bir şey
yok benim hayatımda. Ama bu işi de
beklediğimden daha rahat yaptım.
Biraz daha zorlanacağımı hayal ediyordum doğrusu. Ama kendimi hazır
hissetmekte haklıymışım. Çıkan sonuç
hiç de korktuğum gibi olmadı. Bundan
sonrası için de bir sınırlama koymayacağım kendime. Ne istiyorsam onu
yazacağım ama aksiyon yazmaktan
hoşlanıyorum.
HEM FUTBOLCU HEM MARKA
Geçen yılın ardından bu sene de FIFA tarafından dünyanın en iyi futbolcusu seçilen Cristiano
Ronaldo, sadece bir sporcu değil, aynı zamanda marka.
38 | ŞUBAT 2015
BAHAR
FIFA Altın Top ödülü için Cristiano Ronaldo, Lionel Messi ve Manuel
Neuer yarışıyordu. Ödülün adresi
aslında günler öncesinden belliydi.
Tüm oklar Ronaldo’yu işaret ediyordu.
Nitekim Real Madrid’in Portekizli yıldızı, 181 milli takım teknik direktörü,
182 milli takım kaptanı ve 181 medya
temsilcisinin verdiği oyların yüzde
37,6’sını alarak zirveye çıktı. Onu Messi
ve Neuer takip etti. Ronaldo, geçen yıl
da zirveye çıkmıştı.
Madeira Adası’nın fakir bölgelerinde başlayan hayat yolculuğu zor
şartlarda geçti. İki ablası ve bir ağabeyi
olan Ronaldo’nun annesi temizlik,
alkol bağımlısı babası ayık olduğu
vakitlerde bahçıvanlık yapıyordu.
Ağabeyi ise uyuşturucu bağımlısıydı.
Böyle zor şartlarda hayata merhaba
diyen Ronaldo’yu 12 yaşında Sporting
Lizbon keşfetti. 17 yaşında Sporting
formasını giydi ve gerisi herkesin malumu. Önce Manchester United, şimdi
Real Madrid’de top koşturan bir yıldız...
Ronaldo, sadece saha içi başarılarıyla gündem olan bir isim değil. İngiliz
David Beckham’dan sonra Ronaldo
‘marka’ olan ikinci futbolcu diyebiliriz.
Forbes dergisinin 2012’de yaptığı
tespite göre, Ronaldo’yu dünyada
tanınmışlık olarak sadece sanatçılar
Lady Gaga, Rihanna, Justin Bieber ve
Katie Perry geride bırakıyor. İngiliz
spor dergisi SportsPro’ya göre ise yine
Ronaldo dünyanın en değerli 5 sporcusundan biri. Teknoloji dergisi Business’in geçen ay yaptığı araştırmada
Ronaldo, 104 milyon ‘fan’ (hayran) ile
sosyal paylaşım sitesi Facebook’un
‘en popüler’ sporcusu. Saha içinde
sürekli yarış içinde olduğu Messi’nin
77 milyon, ABD’li ünlü basketçi LeBron
James’in 22 milyon, tenis tarihinin en
başarılı ismi Roger Federer’in ise 14,8
milyon ‘fan’ı var. Ronaldo’nun adıyla
özdeşleşen CR7, aynı zamanda tescilli
bir markanın adı. Doğduğu şehir Madeira’da geçtiğimiz ay açılan 3,4 metrelik
heykeli ve adına açılan müze dışında
Londra’daki ünlü Madame Tussauds
Müzesi’nde balmumu heykeli var. Viva
Ronaldo adlı sosyal paylaşım sitesi,
dünyanın her tarafından hayranları
için buluşma noktası.
Dünyanın her bölgesinden milyonlarca hayranı olan Ronaldo’nun
kâbusu yok mu? Elbette var ve bu isim
Lionel Messi. Arjantinli ile sürekli kıyas
ediliyor. İkiliyi karşı karşıya getiren El
Clasico (Real Madrid-Barcelona maçları) tüm dünyada heyecanla izleniyor.
Geçtiğimiz marttaki maçı tüm dünyada 400 milyon kişi izledi. Bu rakamı
sadece 2014 Dünya Kupası finalindeki
Almanya-Arjantin maçı geride bıraktı.
Milyonları ekrana Barcelona-Real
Madrid adı kadar Messi-Ronaldo
rekabeti de çekiyor. 2008’de ‘Altın Top’
ödülünü alan Ronaldo, Arjantinli’nin
bu ödülü 4 yıl üst üste almasından dolayı hep eziklik yaşadı. Bu yıl kazandığı
ödülden ziyade geçen yıl aldığı ödül
daha önemliydi. Zira o an için tam 4
yıl beklemişti. Nitekim kazanan kişi
olarak ismi okunduğunda gözyaşlarını
tutamamıştı.
Jöleli saçları ve halterciyi andıran
kaslarıyla Ronaldo, profesyonellikten
taviz vermeyen bir yıldız. Real Mad-
rid’in antrenman tesisleri Valdebebas’ta herkes evin yolunu tutarken
tek başına çalışmaya devam eden Ronaldo, University of Surrey’den bir grup
akademisyen için araştırma konusu
oldu. Ortaya çıkan sonuç, ‘gerçekten
olağanüstü’. Vücudundaki yağ oranı
birçok süper modelden daha az. Kas
gücünden dolayı topun hızını 130 km/
saate kadar çıkarma yeteğine sahip. 25
metreyi 3,5 saniyede koşuyor, durduğu
yerde 44 cm yükselebiliyor. Koşarken
iki adımı arası 78 cm olan Ronaldo, bu
özelliğiyle NBA’daki basketbolcuların
ortalama adım uzunluklarından 7 cm
fazla. Babasının ölümüne sebep olan
alkolden ise uzak duruyor. Duygusunu
dışa vurmaktan çekinmiyor. Euro
2004 finalini kaybettiklerinde gözyaşlarıyla ekran başındaki hayranlarını
üzmüştü. Kulüp bazında kazanmadık
başarı bırakmayan Ronaldo’nun tek
eksiği milli takım başarısı. Şimdiden
Portekiz futbolunun efsane isimleri
Figo ve Eusebio’yu geride bıraktı.
Bu konuda Messi’den daha şanslı
olduğu kesin. Messi’nin Maradona’yı
geçmesi için Dünya Kupası kaldırması
gerekirken, Ronaldo’nun böyle bir
zorunluluğu yok.
Københavns Private Gymnasium
Københavns Private Gymnasiums studenter er kommet ind på forskellige videregående
uddannelser over hele Danmark. Blandt disse kan nævnes følgende:
Københavns Universitet
Århus Universitet
Aalborg Universitet
CBS
RUC
Danmarks Tekniske Universitet
Syddansk Universitet
Vi tilbyder
• ATU - hvert år bliver 3 elever sendt
på Akademiet for Talentfulde Unge
• ESU - English Speaking Union
sprogkonkurrencer
• Filosofiolympiade-essayskrivning
• Matematikoplympiade for
talentfulde elever
• Biologiolympiade - for talentfulde elever
• Studiecafé - med 4.g’ere og faglærere
- for ALLE
• Ekstra engelsk med native speakers
• Klubaktivitet: Musikklub,
Bogklub, Debatklub
• Studieture - Barcelona, Dublin, Berlin,
Wien, Chicago, Amsterdam, Urfa, Istanbul
• Sprogcamp med gæstelærere
• SRP- og AT-camps med overnatning
• Universitetsbesøg: DTU, CBS og KU
• Science for talenter (Sorø)
• Naturvidenskab med undervisere
fra Århus Universitet
• Introtur til Jomsborg
Københavns Private Gymnasium
Rønnegade 5 - 2100 København
Telefon 39 18 39 19 - [email protected] - www.kpgym.dk
36 70 40 80, atlasbio.dk
Rødovre Centrum 96
Rødovre Centrum
Gratis P-pladser
40 | ŞUBAT 2015
Danmarksremiere d. 19/2
Danmarkspremiere d. 26/2
Danmarkspremiere d. 18/3
KØB BILLETTER OG TILMELD DIG VORT NYHEDSBREV PÅ
ATLASBIO.DK
Download

Høje Taastrup Özel Lisesi