Danmarksmester i matematik
Mikail Kale
Nilen Privatskole
7. klasse
Matematik
Dysten
W nilenprivatskole.dk
/nilenprivatskole
/nilenaarhus
Katar,
Danimarka’ya
müfettiş gönderdi
Nisan 2014
YIL: 16
SAYI: 115
AYLIK HABER VE KÜLTÜR GAZETESİ
WWW.BAHAR.DK
HABERİ 4’TE
Høje Taastrup Private Gymnasium eğitime başlıyor
Ağustos 2014’de eğitime başlayacak olan Høje Taastrup Private Gymnasium’un
gerçekleştirdiği ‘açık kapı etkinliği’ne yoğun ilgi vardı.
BAHAR KOPENHAG
Ağustos 2014’de eğitime başlayacak olan
Høje Taastrup Private Gymnasium (HTPG) ‘açık
kapı etkinliği’ gerçekleştirdi. Okulun konferans
salonunda yapılan etkinlik öncesinde konuşan
HTPG Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Atıcı,
“Gelen yoğun talepler doğrultusunda hayata
geçirdiğimiz bu projenin halkta uyardığı ilgiyi
görme imkanı bulduk. İlk sene kaydetmeyi
planladığımız öğrenci sayısının yarısına daha
şimdiden yaklaştık. Bu arada hem ailelerin
binamızı görebilmeleri, hem de eğitim planlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi alabilmeleri için benzeri
faaliyetleri tabiki sürekli yapacağız.” dedi.
Høje Taastrup Belediyesi’ndeki boşaltılan Job Center binasında eğitime bu sene
Ağustos ayında eğitime başlayacak olan özel
lise, gerek fiziki şartlarıyla gerekse yüksek
hedefleriyle göz dolduruyor. Hem matematik
hem de dil alanlarında eğitim verecek olan
okul, hazırlıklarını büyük ölçüde tamamlamış.
Tanıtım etkinliğine konuşmacı olarak
katılan Danimarka Özel Lise Rektörleri
Derneği Başkanı Chrilles Bacher da katılımcı
gençleri bilgilendirdi.
Liselerin, gençlerimizin çocuk olarak
girip; yetişkin, oy kullanma hakkı olan, her
konuda sorumluluk alabilecek bireyler
olarak çıktıkları ortamlar olduğunu ifade
eden Bacher, “İki ayağı yere sağlam basan
bireyler yetiştirme hususunda bu kurumlar
hayati rol oynuyor. Birinci ayak gençlerin
sağlıklı kararlar alabilecek bir düşünce ve
muhakeme yapısına kavuşturulması, diğeri
ise öğrencilerin üniversite ve meslek eğitimi
alabilecekleri yüksek okullara girebilecek
dersleri en güzel şekilde öğrenmeleridir.
Bu da öğrencilerin birebir takip edilmesi
ve yakın ilgilenilmesiyle gerçekleşiyor. Özel
liselerde bu imkan devlet liselerinden daha
fazla olduğu için ailelerden giderek artan
oranlarda talepler oluyor. Bu sene, geçtiğimiz
yıla oranla devlet liselerine müracaat eden
öğrenci sayısı yüzde 10 azalırken, özel liselere
olan müracaat sayısının yüzde 8 oranında
artması da bunun göstergesidir. Yeni açılan
bu okulun da gerek nezih ortamı, gerekse
dinamik personeliyle çok başarılı olacağından
şüphem yok.” dedi.
HTPG Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin
Atıcı, ilgilenen ailelerin kendileriyle birebir
irtibata geçerek ayrıntılı bilgi alabileceklerini
ve yapılacak faaliyetleri de okulun internet
ve facebook sayfalarından (htpg.dk) takip
edebileceklerini bildirdi.
4 | Bahar
Katar, Danimarka’ya
müfettiş gönderdi
Danimarka’da Gıda Bakanlığı’nın uyuşturulmadan yapılan helal kesimi
yasaklamasından rahatsız olan Katar, Kopenhag’a müfettiş göndererek durumu
inceletme kararı aldı.
BAHAR KOPENHAG
Danimarka’da bir süre önce Gıda
Bakanlığı’nın uyuşturmadan yapılan helal
kesimi yasaklaması Müslüman ülkelerde
tepkilere neden oluyor. Danimarka’dan ciddi
miktarda et satın alan Müslüman ülkeler
çıkan haberlerin ardından Danimarka’ya
müfettişlerini göndererek durumu kontrol
ettiriyor. En son Katar’dan bir müfettiş
heyetinin Danimarka’ya geldiği öğrenildi.
Danimarka’da Gıda Bakanlığı geçtiğimiz
aylarda aldığı bir karar ile ülke genelindeki
bütün mezhabalarda uyuşturulmadan
kesim yapılmasını yasaklamıştı. Yasak başta
Danimarka’da yaşayan Müslüman olmak
üzere dünyanın birçok ülkesinde tepkilere
neden olmuştu. El Cezire Televizyonu
konuyla ilgili yaptığı bir haberle yasağı Arap
dünyasındaki izleyicilerine duyurmuştu.
Konuyla ilgili bir açıklama yapan Sağlık
Bakanı Dan Jörgensen, hayvanların işkence
görmesini engellemek için böyle bir karar
aldıklarını söylemişti.
Nisan 2014
Radikalleşme ile mücadele için 1
milyon kron
Kopenhag Entegrasyonu Başkanı Anna Mee
Allerslev, Suriye’de gerçekleşen kanlı iç savaşa
katılmak için bu ülkeye giden genç Danimarkalıların büyük bir çoğunluğa ulaşılmasının ardından
Kopenhag Şehir Konseyi tarafından radikalleşme
ile mücadelenin desteklenmesi için 1 milyon kron
tahsis edildiğini belirtti. “Yüzde 100’den fazla bir
artış gerçekleşti ve bu durumdan memnunuz.”
diyen Anna Mee Allerslev, “Para iki yönde kullanılacak. Birincisi risk altındaki gençleri tanımlamak ve
güçlendirmek için ön saf çalışanlarına yardım eden
radikalleşme karşıtlarının olduğu bölgede yapılacak
önleyici bir çalışma olacak. Aynı zamanda Kopenhag'da Aarhus Modeli diye adlandırılan sistem
kullanılmaktadır. Bu sistem, belediye çalışanlarının
risk altındaki gençlere göz kulak olmak için polisle
ve SSP personeli ile daha yakın çalışmalarını gerektirmektedir. Böylece olduğunca erken harekete
geçmek mümkün olacaktır.” dedi.
Türk milli takımı atletleri 13. oldu
Kopenhag'da düzenlenen Dünya Yarı Maraton
Şampiyonası'na ilk kez katılan Türk Milli Takımı
atletleri 13. oldu. Erkekler 21 km. yarışına katılan
Polat Kembol Arıkan, Türkiye derecesinden 2.3
dakika daha iyi performans sergileyip 16'ıncı
olurken, Bekir Karayel, Fatih Bilgiç, Mehmet
Çağlayan ve Mert Girmalegesse, dereceye giremediler. Bayanlarda ise madalya beklenen Elvan
Abeylegesse düşük performansı ile kötü bir derece
alırken, Nilay Esen ve Bahar Doğan da dereceye
giremedi. Erkeklerde Polat Arıkan 16'ıncı olurken,
Bekir Karayel 43'üncü, Fatih Bilgiç 57'inci, Mehmet
Çağlayan 60'ıncı, Mert Girmalegesse 70'inci oldular.
Bayanlarda Elvan Abeylegesse 58'inci, Bahar Doğan
62'inci, Nilay Esen 73'üncü oldular.
Türkiye
1
øre
95
(1)
/dak
sabit hatlar
øre
(1)
/dak
cep telefonları
Baǧlantı ücreti 99 øre
Mevcut müşteriler yukarıdaki fiyatlardan yararlanmak için ACT SAVE yazıp 2525’e mesaj göndermelidirler
Dünyada bir ilk...
her kontör yüklediǧinizde Avrupa, Amerika & Avustralya’da bulunan bütün Lycamobile’lara
BEDAVA ARAMALAR
Amerika
Almanya
Avustralya
Avusturya
Belçika
Birleşik Krallık Danimarka
Fransa
Hollanda
İrlanda
(2)
İspanya
İsveç
İsviçre
İtalya
Norveç
Polonya
Portekiz
Baǧlantı ücreti yok
ÜCRETSİZ SİM kart ve daha çok bilgi için www.lycamobile.dk ziyaret ediniz veya 70 14 55 56 arayınız
Buralarda bulunur
(1)Eksisterende kunder skal opt-in ved at sende en sms med ACT SAVE til 2525. De eksisterende kunder som blev tilmeldt før d.08.02.2014 som ikke opt-in vil blive krævet ved standard price. Opkald fra 1 øre/min. Opkaldsafgift: 99 øre.Tilgængelig
fra 08/02/14 til 30/04/14. (2) Nye og eksisterende kunder skal optanke sin telefon for at få glæde af tilbuddet og kan derfor foretage og modtage frie opkald fra Lycamobile til Lycamobile i 30 dage efter optankning. Kundens saldo på kortet må
have minimum 1 kr. på sit SIM kort. Tilbuddet er kun gældende for personligt brug. Efter 30 dages frie opkald, må kunden foretage ny optankning for at fortsætte med at foretage frie opkald ellers vil kunden blive påført betaling fra standard takster.
Internationale opkald er beregnet ud fra minut taksering. Dette tilbud er kun tilgængeligt for Lycamobile danske kunder og er ikke underlagt roaming taksering. Kampagne satser er gældende fra 10.03.2014 til 31/05/2014.
LM_DENMARK_266x370mm.indd 1
02/04/2014 15:28
6 | Bahar
Nisan 2014
Küçük ülkenin büyük markaları
BAHAR KOPENHAG
Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi
tarafından verilen 86. Oscar Ödülleri’nde Kısa
Film dalında heykelin sahibi Danimarkalı
yönetmen Anders Walter Helium oldu. Oscar
Ödülleri’nde 5,5 milyonluk Danimarka 3 ayrı
filmle Oscar heyecanı yaşadı. Eserleri 126
dile çevrilen çocukluğumuzun unutulmaz
masalcısı Hans Christian Andersen yine dünya
çapında ün salmış bir Danimarkalı. Michael
Laudrup, Peter Schmeichel, Caroline Wozniacki,
Danimarkalı ünlü sporcular. Sanat ve sporda
başarılı isimler çıkaran ’küçük’ ülkenin ticarette
de dünya çapında markaları bulunuyor.
Danimarka halkı, ”Biz küçük bir ülkeyiz. Her
alanda dünyayla rekabet edemeyiz. Ancak
bazı ürünlerde dünyanın en iyisini üretiriz.”
mantığıyla haraket ediyorlar. İşte onlardan öne
çıkanlar.
Lego: Marangoz Ole Kirk Christiansen,
1932’de Billund şehrinde tahtadan oyuncaklar
yapmaya başlar. 1942’de ise ürettiği tahta
oyuncaklara Lego markasını koyar. Ancak aynı
yıl çıkan yangında fabrikası kül olur. Yılmayan
Christiansen, fabrikayı yeniden kurar. 1947’de
fabrikada ilk kez plastik Lego oyuncaklar
üretilmeye başlanır. Firma, adını 1954’te tescil
ettirir. 1958’de de patentini alır. 106 ülkede
satış mağazası olan Lego, Danca’da ’iyi oyun’
anlamına gelen ‘Leg Godt’ kelimelerini kısaltıp
birleştirmiştir. Dünyanın en büyük ikinci
oyuncak markası olan Lego’nun sahibi Kirk
Kristiansen ailesinin şahsi serveti 9 milyar Euro.
Maersk: Temeli 1904’te Arnold Peter Möller
tarafından atılan Maersk’e ait konteynerleri 130
ülkenin limanlarında görmek mümkün. 300
gemilik devasa filosuyla deniz taşımacılığında
dünya liderlerinden olan Maersk, yıllık 50
milyar avroluk cirosu ve 150 bin çalışanıyla
’küçük ülkenin’ dev markası olarak Danimarka
adını dünyaya tanıtıyor. Körfez ülkelerinin
petrollerini taşıyan en büyük firmalardan biri
olan Maersk’in sadece Suudi petrollerini taşıma
karşılığında yıllık kazancı 12 milyar Euro.
Vestas: 1945’te beyaz eşya üreten bir firma
olarak kurulan Vestas, 1970’lerin başında ’temiz
enerji’ sektörü için çalışmalara başlar. 1979’da
ilk rüzgar tribününü üreten Vestas, kısa sürede
bu sahada dünyanın bir numaralı firması olur.
Son yıllarda ekonomik krizden etkilenen Vestas,
her şeye rağmen bu sahadaki liderliğini devam
ettiriyor. Yıllık 7,5 milyar Euroluk ciroya sahip
firma, her yıl 60’tan fazla ülkeye 50 bin rüzgar
tribünü satıyor.
Novo Nordisk: Diyabet (şeker) hastalarının yaşama tutunmalarına yardımcı olan
insülün enjeksiyon sistemleri dendiğinde akla
Danimarka’nın Novo Nordisk firması gelir.
1923’te Nobel ödüllü Danimarkalı bilim adamı
Prof. August Krogh, başhekim H.C. Hagedorn
ve kimyager A. Kongsted tarafından kurulan
şirket, hem insülin hem de sanayi enzimleri
alanında dünyanın en büyük üreticisi. Firma,
yılda 32 bin çalışanıyla 10 milyar Euroluk ciro
elde ediyor.
Danfoss: Danimarka’nın en büyük sanayi
topluluğu olan Danfoss; ısıtma, soğutma ve
havalandırma sektörüne tasarım, verimlilik,
konfor ve enerji tasarrufu odaklı çözümler
sunan bir dünya şirketi. 25 bin çalışanıyla 100
ülkeye ürün satan Danfoss, 1933’te mühendis
Mads Clausen tarafından kuruldu. 18 ülkede 56
fabrikası olan Danfoss, 47 ülkeye ürün satıyor.
Yıllık 5 milyar Euro cirosu olan firmanın 23 bin
çalışanı var.
Grundfos: Dünya pompa piyasasının
yüzde 50’sini elinde tutan Grundfos’un
hikayesi 1945’te Danimarkalı Poul Due Jensen
tarafından mütevazı bir atölyede tek tip pompa
üretimi ile başladı. Bugün yılda 16 milyon adet
pompa üretimi, 50’ye yakın ülkede faaliyet
gösteren 90 şirketi, dünya sathına yayılmış 20
fabrikası ile pompa sektörünün lideri olarak
devam etmekte.
FLSmidth: Çimento ve maden endüstrisi
devi FLSmidth, Danimarka’nın uluslararası
firmalarından biri. 1882’de kurulan FLSmidth’in,
dünyadaki çimento fabrikalarının yüzde 40’ının
altında imzası var. İlk çimento fabrikasını
1887’de İsveç’te kuran firma, bu konuda
liderliğini devam ettiriyor. 15 bin çalışanıyla
dünyanın bir çok ülkesinde faaliyet gösteriyor.
PARA HAVALESİ
Muhasebe ve Tercüme
ile ilgili
DUYURU
Muhasebe ve tercümanlık hizmetlerinin yanı sıra, 25 yıllık mesleki tecrübeleri
ve sizlerin güvenine dayanan para havalesi hizmetleri sayesinde Danimarka´nın
her köşesinden gönderebileceğiniz, dilediğiniz miktardaki havaleleriniz
SADECE 1 SAAT İÇİNDE *
50 kr.´dan başlayan fiyatlarla, tüm Türkiye´ye ulaştırılmaktadır.
İrtibat:
Pamir Kalkan
Serbest Muhasebeci / Yeminli Tercüman ve Mütercim
Oscar alan Danimarkalı yönetmen Anders Walter (solda), yapımcısı Kim Magnusson ile birlikte.
Skilte & Reklame
VEPA Revision & Rådgivning / T.A.C. - Transfer And Consulting
Trommesalen 1, 1. sal - 1614 København V (v. Hovedbanegården)
Tlf. 33 79 33 77 - Fax 33 79 33 37 - Mobil 20 66 20 99
www.muhasebe.dk - www.tercüme.dk - www.havale.dk
YK Skilte & Reklame
izza
Byenjs919P/ Ho
lbæk
Tlf. 6065 9166
Cvr. 23000007
De
ation
kor
Bilde
Roll Up
ilt
O
LOGer
ING ann
N
T
B
BYENS
IL
ner
e
N
K ratio
ALS
eko rt
T
d
s
O
T ndue nuko
Vi
Me
g
Fla
Vindingevej 7 C • DK 4000 Roskilde
Tlf.: + 45 29 72 39 98 • Fax: + 45 59 43 39 98
Mail: [email protected]
Robinsv
Tlf. 6065 9166
sk
Avukata gittiğinizde geç kalmış olmayın,
her türlü hukuki sorunlarınız için arayabilirsiniz.
a
s Pizzæk
Byen
ej 919 / Holb
ys
Kadir Erdoğmuş
L
Gr
SIratione e
DEodeko skilt
Aut Gade
Avukat
ger
i brin r
v
r
e
e
ring
Robinsve
9
Tlf. 9999 999
KEBAB & PIZZA
Frokost tilbud
25,
35,-
.00
0
l. 1
vælg mellem
kaffe, the eller juice
99,-
brunch
s bedste
Byen
Vinduesdekorationer
BYENS PIZZA
.00
3
-1
K
Røræg med bacon og
cocktailpølser, toast med
ost og marmelade, yoghurt
med müsli, pandekage med
ahornsirup, frisk frugt,
rugbrød med ost, brød og smør,
Vi har tyrkisk talende personale

Hyundai i20
Fra 114.995,SKROTPRÆMIE = 20.000,for din gamle bil** 
SPAR 20.000,på Hyundai i20
 XTR
Autoriseret
budgetservice
til kun 995,-
Hyundai i30
Fra 174.995,-
Inkl. stempel
SKROTPRÆMIE = 30.000,for din gamle bil**

SPAR 20.000,på Hyundai i30
 XTR
Hyundai i40
Fra 274.995,SKROTPRÆMIE = 40.000,for din gamle bil** 

Under 44,pr. dag *

Finansiering
Kun 1.334,pr. mdr.*

Under 63,pr. dag *

Finansiering
Kun 1.902,pr. mdr.*

Under 95,pr. dag *

Finansiering
Kun 2.856,pr. mdr.*

Baldersbækvej 4B, 2635 Ishøj. Tlf. 43993666
Åbningstid i salgsafdeling:
Mandag: Fredag 09.00 – 18.00
Weekend og helligedag: 11.00 – 16.00
Kiran Car A/S og at bilen som tages i bytte, er
* 20 % udbetaling, 2,95% variabel rente i 96mdr. 1 år. = 365dage. **Forudsætter at bilen finansieres ved
Husk at vi også har 150
brugte biler på lager!
udstyret med nummerplader og i forsvarlig stand. Viste modeller er vist med ekstraudstyr.
8 | Bahar
Nisan 2014
Danimarka’dan Müslüman
ülkelere mülteci ayrımcılığı
Her yıl dünyanın değişik ülkelerindeki mülteci kamplarını ziyaret ederek 500 kişiye iltica imkanı tanıyan Danimarka’nın
2006 yılından bu yana Müslüman ülkelerden mülteci kabul etmediği ortaya çıktı.
BAHAR KOPENHAG
Danimarka Göçmen İdaresi her yıl
dünyanın değişik ülkelerindeki mülteci
kamplarını ziyaret ediyor ve farklı ülkelerden
500 mülteciyi Danimarka’ya getirtiyor. 90’lı
yıllarda bu mültecilerin büyük bir bölümü
Müslüman ülkelerden kabul ediliyordu.
Ancak özellikle 2001 yılında iktidara gelen
Liberal-Muhafazalar hükümet döneminde
Müslüman ülkelerden kabul edilen mülteci ve
göçmen sayısı hızla azaldı. Göçmenlerin ciddi
bir bölümü aile birleşimi yoluyla Danimarka’ya
geliyordu. Onların önüne 24 yaş kuralı koyuldu.
Mülteciler ise iltica başvurusuyla Danimarka’ya geliyordu. Onları engellemek için ise
Danimarka’nın Müslüman ülkelerdeki mülteci
kamplarına yaptığı ziyaretlerin sonlandırıldığı
ortaya çıktı. Çeşitli Danimarka medyasında
çıkan haberlere göre; 2006 yılından bu yana
Müslüman ülkeler ziyaret edilmiyor. Geçtiğimiz
yıl sadece Nepal, Uganda ve Ekvator ziyaret
edilmiş.
“Çok yanlış bir uygulama”
Müslüman ülkelerdeki mültecilerin kabul
edilmemesinin nedeninin ülkeye entegre olma
potansiyeliyle ilgili olduğu ve Müslümanların
entegre olma potansiyelinin olmadığı ifade
ediliyor. Ancak bu bu açıklama Danimarka’da
yaşayan Müslümanlar tarafından sert bir
şekilde eleştirildi. Geçtiğimiz Kasım ayında
yapılan genel seçimlerde Ballerup Belediyesi
Meclisi’ne seçilen Musa Kekeç, Göçmen
İdaresi’nin özrünün kabahatinden beter
olduğunu savunuyor. Müslümanlara, ülkeye
entegre olma potansiyeli olmayan insanlar
muamelesi yapmanın çok yanlış olduğunu
belirten Kekeç, bu tür uygulamaların Danimarka’ya yakışmadığını ve uluslararası arenadaki
imajına zarar verdiğini söyledi. Kekeç şöyle
konuştu: “Bu uygulama Danimarka’da olan
İslam korkusunun bir örneği. Daha da önemli
olanı Danimarka Halk Partisi’nin ne kadar
güçlü ve söz sahibi olduğunun bir belirtisi.
Çok yanlış bir yaklaşım. Karşınızda insan var.
Entegrasyon potansiyeli çok ucuz bir argüman
ama maalesef çok güçlü bir argüman haline
geliyor. Bunda elbette Müslümanlar hakkında
çıkan olumsuz haberlerin etkisi var.”
Birlik Listesi sözcüsü Johanne Schmidt-Nielsen ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada,
“Mülteci almak için Müslüman ülkelere
yapılan ziyaretler durdurulmuş bunun neden
olduğunu bilmek istiyorum.” dedi.
Christiania polis baskını
Kopenhag polisi, organize suça karşı Christiania’ya düzenlediği büyük operasyonda birçok
uyuşturucu satıcısına ulaştı. Polis Twitter’a 80 kişiyi tutukladığını yazdı. Buna ek olarak, büyük
oranda haşhaş ve nakit paraya el konuldu. Tek bir adreste 150 kilo kenevir bulundu. Sjealland
bölgesindeki birçok emniyet birimi operasyonda yer aldı. Polis operasyonda özellikle uyuşturucu,
belge, para ve diğer kazançları aradı. Kopenhag Polisi İnceleme Birimi Şefi Jörgen Skov açıklamasında: “Yapılan geniş çaplı operasyonu, organize esrar çetelerinin başlarını ve yandaşlarını
hedefleyen yeni büyük ve küçük çaplı baskınlar takip edecek” dedi. Yanlış seçim yüzünden işsiz değiliz
Berlingske Tidende gazetesi, öğrencilerin tez puanlarını aldıktan sonra mezun olup işsizlikle
karşı karşıya kalmasını önlemek amacıyla üniversiteye kabul edilen adayların sayısının azaltılmak
istenmesi tamamen yanlış olduğunu yazdı. Danimarka Öğrenciler Birliği Başkanı Jacob L.
Ruggaard, yaptığı açıklamada: “Okul yönetimleri kabul edilemeyecek kadar çok sayıda eğitim
almak isteyen genç bulunduğu söyledi. Bu, hem öğrenciler hem de millet için oldukça kötü bir
durum” dedi. Ülkede bulunan üniversite yönetimleri, eğitimlerinin ardından mezun olanların
meslek programlarında daha fazla boş yer olacağı halde, işsizlikle sonuçlanan bölümlerde
gelecekte daha az öğrenci için kontenjan olması gerektiği anlamına gelen bir anlaşma imzaladı.
Ancak, Öğrenciler Birliği Başkanı bu anlaşmanın daha iyi bir eğitim sağlayacağına veya okullarını
bitirmiş ve şu anda bir mesleğe sahip olmayan bu adayların işsizlik oranında bir azalma olacağına
inanmıyor. Mezunların mevcut durumdaki işsizlik oranına eğitimin sebep olmadığının da altını
çiziyor.
Öğretmenler çocukları dinlemiyor
Danimarka Eğitim Çevresi Merkezi’nin yaptığı bir çalışmaya göre, ilkokulda zorbalığa
uğramış çocuklar, bu konuyla ilgili olarak öğretmenlerinin onları hiçbir zaman ciddiye almadığını
düşünüyor. Politiken, 4. sınıflardan 10. sınıflara kadar 80 bin öğrenci arasında yapılan araştırmada,
üç öğrenciden birinin, kişisel olarak zorbalığa uğramakla ilgili sorulan sorulara cevap olarak,
yetişkinlerin hiçbir zaman okulda yapılan zorbalık için bir şey yapmadığını belirttiklerini yazdı.
Okul Aile Birliği başkanı Mette With Hagensen; “Okullar bu durumu oldukça ciddiye alıyor. Bu sizin
yetişkinlik döneminizi de etkileyecek bir sorun. ” dedi. 10 | Bahar
Nisan 2014
Türkiye, Avrupa’dan hızla uzaklaşıyor
Avrupa Parlamentosu, tarihinin en sert Türkiye raporlarından birini kabul ederken; çeşitli ülkelerden siyasetçi, siyaset
bilimci, gazeteci ve yazarlar da Başbakan Erdoğan’ın ülkeyi giderek otoriterleştirdiğini dile getiriyor.
HASAN CÜCÜK
“Artık Erdoğan’a hiç güvenimiz kalmadı.
Maalesef Türkiye çok tehlikeli bir yolda ilerliyor.
Bu gidiş tersine döner mi? Doğrusu hiç iyimser
değilim.” Bu sözler, Danimarkalı Avrupa
Parlamentosu milletvekili Anne Jensen’e ait.
Avrupa Parlamentosu (AP), en sert Türkiye
raporlarından birini kabul ederken, Jensen,
“Erdoğan, Türkiye karşıtlarının eline büyük
koz verdi.” diyor. Türkiye’nin hızla Avrupa’dan
uzaklaştığını sadece Danimarkalı parlamenter
dile getirmiyor. Avrupa basını başta olmak
üzere Türkiye konusunda kafa yoran her kişi
aynı cümlede birleşiyor: “Türkiye, Avrupa’dan
hızla uzaklaşıyor.”
Avrupalılar, AKP için ta başından beri
temkinli davrandı. Her ne kadar Başbakan
Erdoğan ‘Milli Görüş gömleğini çıkardım’ dese
de Avrupalının gözünde AKP, Milli Görüş’ün bir
devamıydı. Bu parti tanımlanırken sürekli adının
yanına ‘İslamcı’ sıfatı ekleniyordu. 2002-2006
arasında yapılan reformlar ve 2007 sonrası
askeri vesayeye karşı yürütülen mücadele,
Avrupalının kafasında AKP hakkında ‘olumlu
düşünceler’ oluşturdu. “Türkiye’nin Avrupa
Birliği’nde yeri yok.” diyenlerin sesleri giderek
azalıyor, Türkiye’nin dostlarının sayısı giderek
artıyordu. 2011 seçimlerinden sonra AKP’nin
reformlarda gösterdiği gevşeklik dostları
üzerken, pusuda bekleyen karşıtları sevindiriyordu. Gezi Parkı gösterilerine karşı Erdoğan’ın
sert ve taviz vermeyen tutumu, “Yüzde 50’yi
evde zor tutuyorum!” tarzı tehditvari açıklamaları, Avrupa’da Türkiye lehine olan rüzgârı
ters istikamette estirmeye başladı. Avrupalılar,
demokratik hak olan protesto gösterisine
orantısız güçle cevap verilmesini asla tasvip
etmiyordu. Gezi olaylarıyla kaybolan güveni
cilalamak için geçen sonbaharda kabul edilen
Demokratikleşme Paketi, yolsuzluk ve rüşvet
skandalının patlak vermesiyle heba olup gitti.
Avrupa Parlamentosu da tarihinin en sert
Türkiye raporlarından birini kabul etti. 153’e
karşı 475 oyla Genel Kurul’dan geçen raporda,
hükümetin 17 Aralık yolsuzluk operasyonuna
yönelik tutumu eleştiriliyor. Türkiye’nin
Kopenhag Kriterleri’nden uzaklaştığına dikkat
çekiliyor ve HSYK içindeki son değişikliklerden
derin kaygı duyulduğu vurgulanıyor. Bürokrasideki fişleme iddialarına da yer verilen
raporda, “Polis ve güvenlik kuvvetlerinin sistematik şekilde fişlendiği iddialarından endişe
duyulmaktadır.” ifadeleri kullanılıyor. HSYK ve
internet kanununun AB kriterleri gözetilerek
tekrar değiştirilmesi talep ediliyor.
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye
raportörü Hollandalı Ria Oomen-Ruijten,
şimdiye kadarki en sert raporu kaleme aldığını
ifade ediyor. Ruijten, çözüm sürecini olumlu
bulduğunu belirtirken hükümetin attığı son
adımların yargı bağımsızlığına ve modern
toplum hedefine büyük darbe vurduğunu dile
getiriyor. AP’nin en büyük ikinci grubu Sosyalistler ise doğrudan Erdoğan’ı hedef alıyor.
Sosyalist Grup adına yazılı açıklama yapan
İspanyol Raimon Obiols Germa, Erdoğan’ın
“otoriter saldırı”sına karşı Türk halkının tavrını
överken, diğer bir Sosyalist Libor Roucek,
Türkiye’deki kötü gidişatın tek sorumlusunun
Erdoğan ve hükümeti olduğunu vurguluyor.
Raporun kabul edilmesinin ardından yazılı
bir açıklama yapan Oomen-Ruijten, “Son
çıkarılan kanunlar yargının bağımsızlığını ve
tarafsızlığını sona erdirmiş gibi görünüyor.”
diyor. Hükümetin attığı adımların hukukun
üstünlüğü ve modern toplum hedefleri ile
bağdaşmadığını vurgulayan Oomen-Ruijten,
“An itibarıyla Türkiye, AB’nin temel değerlerinden uzaklaşıyor görüntüsü veriyor.” ifadelerini kullanıyor.
Türkiye, Avrupa’da çok yakından takip
ediliyor. Erdoğan’ın yolsuzluk ve rüşveti
kapatmak için dile getirdiği ’paralel yapı’
Avrupa’da alıcı bulmuyor. Danimarkalı AP
milletvekili Anne Jensen, AP koridorlarında
konuşulan en önemli konunun Türkiye
olduğunu ve herkesin Türkiye’nin gittiği yol
konusunda ’derin endişe’ duyduğunu ifade
ediyor. AP raporunun ezici çoğunlukla kabul
edilmesinin Türkiye’ye bir sinyal olduğunun
altını çizen Jensen, “Parlamenterlerin kesinlikle Erdoğan’a güveni kalmadı. Açıkçası
Erdoğan’ın kötü gidişe dur deyip yeniden
Avrupa istikametine döneceğine kimse
inanmıyor.” açıklamasını yapıyor. AP raporu
öncesinde Türkiye karşıtlarının ’müzakare
sürecinin’ durdurulmasını istediğine değinen
Jensen, “Şükür bu görüş kabul görmedi. Ancak
Türkiye’nin gittiği istikamet Türkiye karşıtlarını
oldukça mutlu etti. ‘Türkiye, Müslüman bir
ülke. Birlikte yeri yok.’ diyenleri Erdoğan yaptığı
yanlışlarla haklı çıkardı.” diyor. Jensen, yargı
bağımsızlığının ortadan kalktığı Türkiye’nin
Kopenhag Kriterleri’ni yerine getiren bir ülke
olmaktan uzaklaştığını söylüyor. “Türkiye
benzeri yolsuzluk söylentileri Avrupa’da olsa
sonuç ne olurdu?” sorumuza ise Jensen, “Savcıların dile getirdiği iddialar çok ciddi. Avrupa’da
olsa yargının önü sonuna kadar açılırdı. Ama
kesinlikle Erdoğan’ın tavrını Avrupa’nın hiçbir
ülkesinde göremezdiniz.” cevabını veriyor.
Jensen, Türkiye’nin girdiği türbülanstan kurtulmasının tek yolunun, ‘toplumsal demokratik
güçlerin’ sahaya çıkmasıyla olacağını söylüyor.
AKP’nin ’alternatifsiz’ görüntüsünün altında
yüzde 10’luk seçim barajının yattığına da işaret
eden Jensen, partilerden ziyade toplumun
demokratik tepkisinin itici güç olacağını ifade
ediyor.
Mayısta yapılacak Avrupa Parlamentosu
seçimlerine birliğe üye ülkelerdeki Yeşiller
Partilerinin listebaşı adayı olarak giren
Alman Ska Keller, yolsuzluk operasyonunun
arkasında Hizmet Hareketi olduğuna
inanmadığını söyleyen isimlerden biri. Keller,
Berlin Hür Üniversitesi (FU Berlin) ve Sabancı
Üniversitesi’nde İslam Bilimleri, Türkoloji ve
Yahudi Araştırmaları bölümlerinde okumuş.
Türkiye’yi yakından tanıyor, İngilizce’nin yanı
sıra Fransızca, İspanyolca, Arapça ve Türkçe
konuşuyor. Ska Keller, iddialarla ilgili olarak
şunları söylüyor: “Kimin ne suç işlediği ortaya
çıkartılmalı. İddiaların üstünü savcıların tayinini
çıkartarak örtmek mümkün değil. Başkalarını
suçlamak ve suçluyu dışarıda aramak da çözüm
değil. Erdoğan böyle yaparak basit şekilde
hedef şaşırtıyor.”
Dr. Michael Thumann da Türkiye’yi yakından
tanıyan Alman gazetecilerden biri. Almanya’da
ağırlığı olan haftalık Die Zeit gazetesinde
çalışan Thumann, 6 yıl İstanbul’da görev yaptı.
Erdoğan’ın durumunu paranoid bir hükümdarın durumuna benzeten Michael Thumann
şöyle konuşuyor: “Demokratik bir yapıya sahip
olmayan bir lider, gücünün elinden gideceğini
hissettiği zaman elindeki imkanları kullanarak
gücünün yok olmaması için her türlü değişikliği
yapar. Erdoğan da Türkiye’de şu anda polisleri
ve yargı mensuplarını tasfiye ederek bu
benzetmeye göre hareket ediyor.”
Thumann, Erdoğan’ın Brüksel gezisinin de
Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini hızlandırmak
amacına yönelik olduğuna inanmadığını
söyleyerek “Tahminim o ki Brüksel ziyaretinin
arkasında Erdoğan’ın kendisini Türkiye’deki
halka karşı Avrupa Birliği´nin desteklediği
insan olarak lanse etmesiydi. Kendisi bu kozu
ülkesindeki karşıt seslere karşı kullanıyor.
Almanya ziyaretinde de aynısını yapmaya
çalıştı.” diyor.
Almanya’nın en meşhur Türkiye uzmanlarından biri olarak tanınan ve halen Berlin
Humbold Viadrina Üniversitesi’nde Orta
Asya sorumlusu olan Prof. Dr. Udo Steinbach,
Başbakan Erdoğan’ın şu an kendi başarılarını
yok etmekte olduğunu ifade ediyor: “Erdoğan,
iktidarının ilk yıllarında Türkiye’de müspet
değişikliklere imza attı, ülkeyi Avrupa Birliği’ne
yaklaştırdı. Ancak şu anda kendi başarılarını
sistemli bir şekilde harap ediyor.” Steinbach,
Başbakan Erdoğan´a karşı yöneltilen suç
iddialarının doğru olup olmadığına yargının
karar vermesi gerektiğini de vurguluyor:
“Bunun kararını vermek yargının işi. Ama
yargının önünü kesme ve yargıyı manipüle
etme çabalarıyla Türkiye´yi bir otokrat rejime
doğru sürüklüyor.”
Steinbach, Erdoğan´ın 17 Aralık´ta başlayan
sürecin kendisine ve AKP iktidarına karşı
yapılmış bir darbe girişimi olduğu iddiasını
‘çok saçma’ olarak niteledikten sonra “İddialar
ortada ve buna hukukun karar vermesi lazım.
Erdoğan´ın takip ettiği strateji çok net bir
şekilde görünüyor. Eskiden imza atmış olduğu
başarıları ön plana çıkararak ve bazı grupları
düşman göstererek seçimleri kazanmak
istiyor. Buradaki tek amaç kendisini ve AKP´yi
iktidarda tutabilmek.” tespitini yapıyor. 30
Mart´ta yapılacak yerel seçimlerin çok önemli
olduğuna da dikkat çeken Steinbbach,
yerel seçimlerden sonra oluşabilecek siyasi
alternatifler konusunda ise şöyle düşünüyor:
“Şuna inanıyorum: Birincisi, AKP 30 Mart´ta
oy kaybedecek. İkincisi ise şu an Türkiye´de
yaşanan çatışma AKP´nin kendi içine de sıçrayacak. Birçok AKP milletvekili oy kaybından
sonra istifa edecek. İşte o zaman yeni muhalif
partilerin oluşması mümkün olacak.”
Güney Danimarka Üniversitesi’nden Doç.
Dr. Mehmet Ümit Necef, gerek yazıları gerekse
de üniversitedeki derslerinde AKP ve Erdoğan’a
verdiği destekle tanınan biri. Ancak son
olaylardan sonra AKP’yi savunmanın oldukça
güç olduğunu söylüyor. AKP’nin ‘muhafazakâr’
yapısından dolayı, ortaya çıkan yolsuzluk
ve rüşvet skandalından sonra ‘Müslüman
karşıtlarına gün doğduğunu’ söylüyor. İki ayda
ortaya saçılan iddialardan sonra Türkiye imajına
derin darbe vurulduğunu ifade eden Necef,
“Müslümanlar ülke yönetmeyi eline yüzüne
bulaştırdı yorumu yapılıyor. Maalesef ‘Askerler
ve Kemalistler bunlardan daha demokratikti’
görüşü daha yüksek sesle telaffuz ediliyor.
Bu kesim haklı çıkmanın zevkini yaşarken,
Türkiye’yi her fırsatta savunanlar sessiz kalmak
Devamı 12. sayfada
YENİ KO
LTUK
TAKIMI
AL ANA,
ESKİ KO
LTUK
TAKIMIN
A KARŞI
LI
2.500,-
İNDİRİM
K
YAPIYOR
U
Z!
ROSA YATAK ODASI TAKIMI
VALENTIN YATAK ODASI TAKIMI
GONDOL OTURMA GRUBU
IRMAK OTURMA GRUBU
MERCAN OTURMA GRUBU
MİMOZA OTURMA GRUBU
SORRENTO OTURMA GRUBU
SARDUNYA OTURMA GRUBU
www.modenamobelhus.dk
Vallensbækvej 19 • 2605 Brøndby
Tel.: 43 53 89 39 • Fax: 43 53 89 38
Åbningstider:
Mandag - fredag: 10.00 - 18.00
Lørdag: 10.00 - 16.00
Søndag: 12.00 - 16.00
12 | Bahar
zorunda kalıyor.” diyor üzülerek. Erdoğan’ın
eleştiri kabul etmeyen tarzından dolayı giderek
otoriteleştiğini belirten Necef, Avrupa’daki
bir başka endişenin ise ‘Hükümet ile El Kaide
arasında yakınlaşma’ iddiası olduğunu söylüyor.
İstanbul’daki Anadolu Araştırmaları Fransız
Enstitüsü’nün eski başkanı, siyaset bilimci,
Türkiye uzmanı Prof. Dr. Jean Marcou ise 17
Aralık’ta ortaya çıkan yolsuzluğu örtmek için
AKP’nin karşı atak yaparak kendini yine mağdur
rolüne yerleştirdiğini söylüyor. Hükümete
komplo kurulduğu tezini savunan AKP’nin,
yaptığı reformlara karşı komplo kurulduğunu
iddia ettiğini belirten Marcou, “AKP için artık
işler yolunda gitmiyor, 10 yıldır sürekli kazanan
eğilim sona erdi. Belki seçime yansımaz ama bir
erozyon olduğu kesin. Mağdur stratejisi bunun
için kullanılıyor.” diyor.
Kopenhag Üniversitesi’nden Daniella
Kuzmanoviç de Türkiye konusunda uzman
biri. Yılın önemli bir bölümünü Türkiye’de
geçiren ve iyi sayılacak derecede Türkçe bilen
Kuzmanoviç, AKP’nin yargıda yaptığı değişlikliklerin ülke hukuk sistemini 25 yıl geriye götürdüğünü söylüyor. Yolsuzluk operasyonunun
hükümetin AB nezdinde bozulan imajını
tamir etme dönemine denk geldiğine dikkat
çeken Kuzmanoviç, “Doğrusu Erdoğan’ın Gezi
ile bozulan imajını yolsuzluk söylentileriyle
düzeltir beklentisindeydim. Ancak yanıldım.
Tam tersini yaptı, adeta kuvvetler ayrılığını
ortadan kaldırıp yargıyı yürütmeye bağladı.
Yargı üzerindeki baskı ve internete sansür artık
Erdoğan’ın reform sürecini tersine döndürüp
hukuk devletinden uzaklaştığı kanaatini
Nisan 2014
Ria Oomen-Ruijten
oluştuyor.” görüşünü dile getiriyor. Erdoğan’ın
yüksek sesle ‘yolsuzluk yok, komplo var’ deyip
Fethullah Gülen ve dış güçleri işaret etmesinin
Avrupa nezdinde dikkate alınmadığının altını
çizen Daniella Kuzmanoviç, ortaya çıkan ses
kayıtlarından sonra Türkiye’nin çok ciddi bir
politik kaosa sürüklendiğini belirtiyor: “Son
iki ayda yaşananlar Türkiye’nin imajını sadece
Avrupa’da zedelemedi. ABD başta olmak üzere
Ortadoğu’da oluşan ‘iyi Türkiye’ fotoğrafı artık
yok.” Uzun yıllardır rüşvet ve yolsuzluğun Türkiye’de en üst düzeye kadar ulaştığı konusunda
kimsenin şüphesinin olmadığını, yolsuzlukla
mücadele için yola çıkan AKP’nin ‘kendi yolsuzluğunu’ komplo teorileriyle örtmeye çalıştığını
vurgulayan Kuzmanoviç, Türkiye’nin içine
düştüğü durumun ‘çok endişe’ verici olduğuna
işaret ediyor. Kuzmanoviç, dış yatırımcıların
Erdoğan’a olan güveninin kaybolmasından
dolayı Türkiye’ye yabancı sermaye girişinin
azalacağının da altını çiziyor.
Avrupa basınında hemen hergün Türkiye’yi
eleştiren haberleri görmek artık sıradan bir
durum. Muhafazakâr İngiliz gazetesi The
Times, Türkiye’de yerel seçimlere sayılı günler
kala Başbakan Erdoğan’ın perspektiflerine
ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“Erdoğan, 10 yıldan bu yana ilk kez bir seçim
kaybedebilir. Erdoğan, İstanbul’daki barışçıl
göstericilere karşı şiddet uyguladı ve son olarak
da kendisine karşı suçlamalar yönelttikleri
gerekçesi ile sosyal paylaşım sitesi Facebook
ile video paylaşım platformu YouTube’a erişimi
engelleme tehdidinde bulundu. Erdoğan’a
karşı büyük bir öfke var. Yerel seçimlerde bu
öfkeyi sandığa yansıtabilirler. Eğer Erdoğan
İstanbul’daki seçmen potansiyelini kaybedecek
olursa, bu ona hak ettiği tokadın indirilmesi
anlamına gelecektir.”
Katkıda bulunanlar: Dursun Çelik, İsmail
Kul, Sami Kılıç
REKLAM HABER
Kalite ve ucuzluk Super Bazar’da buluştu
Türkiye’den gelen seçkin ürünleri, temiz
ve kaliteli bir ortamda bulmak istiyorsanız
Höje Taastrup’ta açılan Super Bazar tam size
göre. İçeriye adımınızı attığınızda ilk dikkatinizi düzenli reyonlar çekiyor. Bir evin tüm
gıda ve sebze ihtiyacını rahatlıkla bulacağınız
Super Bazar’da fiyatlar kesinlikle cüzdanızı
sevindirecek, ucuzlukta. Super Bazar’ın sahibi
Metin Topaç, amaçlarının kaliteli ürünü, ucuza
fiyata satıp müşteri memnuniyetini kazanmak
olduğunu söylüyor. Topaç, günlük taze sebze
ve meyvenin yanı sıra Türkiye’den gelen
ürünlerin birinci kalite olduğunu söylüyor.
Diğer marketlerden farklarının, kalite, ucuzluk,
tazelik olduğunun altının çizen Metin Topaç,
‘Bir kez alış- veriş yapan devamlı müşterimiz
olacaktır’ diye konuştu.
14 | Bahar
Nisan 2014
Üniversiteler yüksek istiyor
Türkiye Cumhuriyeti elçiliği ile olan
iş ve işlemlerinizi de zamanında
yaptırmanızı tavsiye ediyorum. Son
aya , son güne kadar beklemenize
gerek yok, şimdiden pasaportunuzu,
belgelerinizi kontrol edin, varsa
konsolosluk işlemlerinizi yaptırmaya
bakın.
Hüseyin Araç
[email protected]
Eğitimliler daha sağlıklı
Göçmen kuşlar
Çocukluğumda havadan uçan
kuşlara bakardım, serçeler, turnalar,
yaban ördekleri sürüler halinde uçar
ben imrenerek onlari seyre dalardım.
Hele de zaman gün batımı ve havadaki
bulutlar hafif kızıl bir renge dönüştüyse
doyulmaz muazzam bir manzara oluşurdu,
kuşlar gözden kaybolana kadar bakar
kalırdım. Çocukluk işte kendi kendime,
acaba nereye uçuyorlar, acaba hiç yorulmuyorlar mı, acaba hiç korkmuyorlar mı ,
gidiyorlar ama geri geleceklermi diye kendi
kendime soru sorardım, içimi bazen sevinç
bazende hüzün kaplardı.
Çocukluğumda yaşadığım bu
manzarayı sanki yurt dışında yaşayan
insanlardada görüyorum. Bilet soranlar,
uçakla, trenle, otomobillle yollara koyulan,
kendi burada aklı Türkiye’deki insanları
seyrediyorum. Hiç olmazsa yaz döneminde
bir müddet memlekete gidip biraz kafa
dinlemek veya bitmemiş işleri bitirmek
isteyen insanlar. Yola gidecek herkese
şimdiden iyi ve hayırlı yolculuklar, kazasız
belasız gidip gelmeler dilerim. Gitmeden
her şeyinizin yerinde olmasını, gereken
izinlerin ve hazırlıkların erken zamanda
yapılmasını tavsiye ederim. Danimarka
yasaları izin konusunda; çeşitli prosedürlerin uygulanmasını istiyor, onun için
herkesin bağlı olduğu, para aldığı makama
haber verip izin aldıktan sonra gitmesini
tavsiye ederim.
İzin konusunda kaideleri kısaca
anlatacak olursam; çalışan bir insanın 5
hafta yaz, 1 hafta kış izni yapma hakkı
vardır. Bu izni iş vereni ile anlaşarak bir
defada kullanbilirsiniz. Hasta olup
hastalık parası alanlar, Avrupa Birliği
ülkeleri dışındaki bir ülkeye tatil yapmaya
gidemezler. Bu konuya dikkat edin çünkü
yurt dışında döndüğünüzde kontrole tabi
tutulup, hastayken tatile gittiğiniz tesbit
edilirse sorun yaşarsınız. Erken emekli veya
yaştan emekli olanlarında izine giderken
bağlı bulundukları belediyeden ve ayrıca
emekliik maaşlarını ödeyen Udbetaling
Danmark isimli kurumdan izin almaları
gerekiyor. İzin müddetine gelince,
Udbetaling Danmark’tan aldığımız bilgiye
göre emeklilerin senede 3-4 ay izin yapma
hakları var. İzin ve izin müddeti konusunda
Danimarka vatandaşı veya Türk vatandaşı
olmanız fark etmez. Danimarka vatandaşı
olanlar yurt dışında kalma konusunda diğerlerine göre daha şanslılar, ama tatil
Üniversiteler, gelecekteki öğrencilerinin lise not ortalamalarının en az 6 olmasını gerektiren bir
plan sundu. Bu durum, bazı lise öğrencilerinin, üniversitede birçok dersi doğrudan geçemeyeceği
için şimdi daha da fazla çalışmaları gerektiği anlamına geliyor. Danimarka Lise Öğrencileri temsilcisi,
Phillip Dimsits: “Bu çok çok kötü bir fikir ve Danimarka eğitim sistemi esaslarına ters. Bu esaslar
bizim yetenekli ve hırslı öğrenciler olmamız anlamına geliyor” dedi. Şimdiye kadar not gerekliliği
fikrini sunan tek üniversite Kopenhag Üniversitesi ve bu durum Phillip Dimsits’i mutlu ediyor.
Phillip Dimsits: “Notların bir eğitimi tamamlamak için gerekli olan motivasyonla hiçbir ilgisi yok.
Üniversitelerin görevi, istekli fakat bazı zorluklar yaşayan öğrencilere yardım etmek olmalı” diye
açıkladı. Lise öğrencileri yükseköğretimdeki benzer not gerekliliklerinin orta dereceli okullardaki
eğitim kalitesine ve ortama zarar vereceğine inanıyor. Phillip Dimsits lise öğrencileri için sunulan
not gerekliliklerinin ortaokullarda eğitim gören öğrencilerin yüksek not almaları kolay olan dersleri
seçmelerini sağlayacağına inanıyor.
konusunda her iki vatandaş grubu içinde
izin kaideleri aynıdır. Bazı belediyeler değişik uygulamalar yapabilir, ama
Danimarka’daki tüm emeklilere maaş
ödeyen kurumu Udbetaling Danmark izin
müddetlerini bu şekilde belirliyor. Tam
emin olabilmek için belediyenizde veya
Udbetaling Danmark’ta izin aldığınızda
izin aldığınız memurun ismini alıp kendinizi
güvence altına almanızı tavsiye ederiz.
Şu ana kadar Danimarka makamların da
alacağiınız izinleri konuştuk inşallah verilen
bilgilerden faydalanıp izninizi sorunsuz
geçiririsiniz.
Türkiye Cumhuriyeti elçiliği ile olan
iş ve işlemlerinizi de zamanında yaptırmanızı tavsiye ediyorum. Son aya , son
güne kadar beklemenize gerek yok,
şimdiden pasaportunuzu, belgelerinizi
kontrol edin, varsa konsolosluk işlemlerinizi
yaptırmaya bakın. Her sene şu sözleri sık sık
duyarım ; yarın Türkiyeye gideceğim, ama
pasaportta sorun var, yetişirmi yetişmezmi,
bileti aldım diye telaşa düşenler, kusuru
kendinde değil konsolosluktaki görevlilerde bulanların sayısı hiçte az değil. Yaz
aylarında konsolosluktan şikayetlenenlerin
sayısı artar, bazı haklı yönleri olmasına
rağmen, çoğu zamanda kendi hata ve
eksikliklerini tercümana, konsolosluğa,
belediyeye ,kısacası başkalarına yükleyenleride sık sık görüyorum.
Ben konsolsoluğun avukatı değilim,
ama 60 bin vatandaşına hizmet vermeye
çalışan konsolosluk personelinede biraz
anlayış göstermeliyiz, yardımcı olmalıyız.
60 bin kişilik bir şehirde kaç memurun
görev yaptığını herhalde biliyorsunuzdur,
sayı olarak konsolosluk personeli ile
karşılaştırırsanız gerçekleri görürsünüz.
Konsolosluğumuzdaki arkadaşlarımız belli
bir kadro ile çok zor şartlar altında , bazen
öğle yemeği dahi yiyemeden çalıştıklarını
biliyorum, bunu kendi gözlerimle gördüm.
Bu memurlarımızın çalışma ortamı ve
şartları bir Danimarka devlet dairesinde
olsa, işyeri temsilcisi veya işyeri çalışma
ortamını inceleme dairesi herhalde olaya
el koyardı. Onun için değerli dostlar tatil öncesi hazırlıklarınızı yerinde ve
zamanında yapın ki, hem kendiniz hemde
sizle ilgilenen insanlar rahat etsin.
Şimdiden iyi tatiller, güle güle gidin
vede gelin.
Hoşça ve dostça kalınız.
Sağlık Kurulu’nun yayınladığı Ulusal Sağlık Profili, sağlıksız hayat tarzı ve yaşanan erken ölümlerin
aldığımız eğitimle yakından ilişkili olduğunu belirtiyor. Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü araştırma başkanı
Knud Juel, ”Oldukça açık bir şekilde sağlık konusunda çok büyük eşitsizlikler olduğunu görebiliyoruz”
diye belirtti. Özellikle sigara tüketimi konusunda, daha iyi eğitim alanların az eğitim alanlardan daha
farklı olduğuna dikkat çekti. Düşük eğitim alan 4 kişiden biri hergün sigara içerken bu durumun
daha iyi eğitim alanlar arasında 14 kişiden biri olarak azaldığını ortaya çıkaran araştırma ile bu fikri
desteklenmiş oldu. Düşük eğitimli kişiler birçok açıdan düşük sıralarda yer alıyor. Örneğin, daha
depresif oluyorlar, daha sık obeziteye yakalanıyorlar, daha sağlıksız yaşıyorlar, uzun süreli hastalıklara
daha fazla maruz kalıyorlar ve düşük eğitimli insanların az bir kısmı sağlıklarının iyi durumda
olduğunu düşünüyor. Üniversite mezunlarının arasında yüzde 93,9 olan orana karşın en fazla ilkokul
mezunu olan kişilerin yüzde 69,3’ünün sağlıkları iyi, çok iyi ya da mükemmel olarak değerlendiriyor.
Kanserli sayısı artacak
Danimarka kanser tehlikesiyle karşı karşıya. Politiken, tarihi savaş sonrası jenerasyonunun artık
oldukça yaşlı olduğunu ve önümüzdeki on yıl içinde kansere yakalanacaklarını yazdı. Danimarka
Kanser Topluluğu’ndan alınan rakamlara göre Danimarkalılara 2011 yılına kıyasla 2025 yılında yüzde
26 daha fazla kanser tanısı konulacak. Sağlık sistemlerinde baskı oluşturacak olan kanser tanısıyla
birçoğu daha uzun yaşayabilecek. Kanser Topluluğu her yeni 1.000 kanser vakası görüldüğünde
10.000 tane daha teşhis amaçlı görüntüleme araştırmasına ihtiyaç duyulacağını açıkladı. Daha
fazla kanser hastasının olması sistemi üç şekilde zorlayacak: Hastanelerde çok daha fazla tedavi
ünitesi gerekecek. Son yıllarda halihazırda demonte edilmiş olan boş yataklara ihtiyaç duyulacak. Ve
belediyelerde daha fazla çalışan eğitimi verilmesi gerekecek. Danimarka hastanelerini yönetmekte
olan, Danimarka Bölge Yöneticisi Bent Hansen , bu gelişmeyi ”oldukça zorlu” olarak tanımladı. Bent
Hansen Politiken’e, ”Buna hazır olmalıyız. Bu yüzden, hem bölgedeki klinik tedavi uzmanlarımızla
hem de dış kaynaklarımızla sürekli iletişim halinde olmalıyız. Gelecek yıllarda yeni fakat pahalı
ilaçlar ve terapiler geliştirmeyi umuyoruz, bunları kullanıma geçirmeye hazır durumda olmalıyız”
açıklamasını yaptı.
Sigara ve alkol kullanımı azaldı
Sağlık Kurulu Ulusal Sağlık Profili verilerine göre, 160 bin Danimarkalı arasında yapılan bir
araştırma, 2010 yılından bu yana sigara içenlerin oranının yüzde 20,9’dan yüzde 17’e gerilediğini
bildirdi. Yalnızca beş kişiden biri erkeklerde haftada en fazla 14 bardak, kadınlarda ise 7 bardak içki
sınırına uymuyor, 2010 yılında ise dört kişiden biri tavsiye edilen sınırdan daha fazla içki içiyordu.
Sağlık Kurulu’ndan Bölüm Başkanı Jette Jul Bruun “Danimarkalıların özellikle sigara ve içkiyi
azaltmaları son derece önemli. Sigara içmenin yılda 13-14.000 kişinin, alkol ise 3000 kişinin ölümüne
neden oluyor. Bu sebeple toplum sağlığı için bu konu son derece önemli” dedi. Sağlık Kurulu’nun
tavsiyesinden fazla içki içen gençler oldu. Ancak yine de, bu konuda da olumlu gelişmeler söz konusu.
2010 yılından beri, birçok gencin haftalık tüketimlerini azalttığı bildirildi.
Beyin uykuda temizleniyor
Danimarkalı nörolog Maiken Nedergaard tarafından yürütülen bir Amerikan araştırma projesine
göre, Alzheimer hastalığı uykusuzlukla ilişkili. New York’ta bulunan Rochester Üniversitesi’ndeki
araştırma ekibi ile Maiken Nedergaard’ın fareler üzerinde yaptığı deneylere göre, uyku sırasında beyin
Glimfatik sistem olarak adlandırılan mikroskobik kafatası ağından salgılanan bir sıvıyla yıkanıyor.
Gün boyunca toplanan tüm yabancı maddeler, protein kalıntıları ve toksinler limpatik sistemden
karaciğere geçer, burada üreye dönüştürülür ve vücuttan atılır. Maiken Nedergaard konu ile ilgili
olarak “Sürekli çalışmaya ayarlı bir çamaşır makinesi gibi. Kafatası içindeki sıvı, beyin hücresi ile atık
arasında dolaşır ve atığı limpatik sisteme gönderir.” dedi. Glimpatik sistem uyanık olduğumuzda çok
fazla aktif değildir.
SAHİBİ: MOVINGMEDIA APS
YÖNETİM KURULU BAŞKANI : VEDAT OĞUZ YAYIN EDİTÖRÜ: HASAN CÜCÜK
ADRES
HOLSBJERGVEJ 41 B,
2620 ALBERTSLUND
Tel: 70 20 69 70
www.bahar.dk
[email protected]
Konya usulü
Etli ekmek
ETLER
E
TLE
TL
ER SİZ
SİZDEN,
DEN,
N, HAZIRLAMASI BİZDEN
LEZZET
FARKI
DANIŞMAN
Bahattin Karataş
HABER MERKEZİ
Emre Oğuz
Kadir Erdoğmuş
Mıyase Bardakçı
GRAFİK TASARIM
Sebahattin Çelebi
REKLAM
Hasan Yıldırım
71 51 43 85
[email protected]
[email protected]
BASKI
OTM AVISTRYK
Gazetemizde yayınlanan yazı ve haberler referans gösterilerek kullanılabilir. Yayınlanan reklamların içeriğinden gazetemiz sorumlu değildir.
HER ÇARŞAMBA
VE PERŞEMBE
Kalite, konfor ve güvenin adresi
www.alfamobelhus.dk
Perde Çeşitleri
LUK
Z
U
C
KU K
Ü
Y
ŞO LER
BÜ
İRİM
İND
Kuğu Yatak odası
Merit Mutfak Takımı
A
TIN R
A
Y
İ
İN F KADA I
Ş
E
N
A
P
AY` İMKA
4
2
SİT
TAK
Aspendos Yemek Odası
Racer Çocuk Odası
Ersan Köşe Takımı
Ekol Baza
Flower Bebek Odası
Safir Oturma Grubu
Marina Oturma Grubu
5 yıl`a kadar varan garanti süresi ve müşteri memnuniyetini öncelikli kılan
hizmet anlayışımızla sizlere hizmet vermekten mutluluk duyuyoruz
Calışma Saatleri
P.tesi-Cuma : 09.00-18-00
C.tesi : 09.00-16.00
Pazar : 10.00-16.00
Mağazamıza çalışacak bay ve bayan
satış elemanları alınacaktır.
Müracaat : 36 45 24 53
Adres
Centerparken 34
2500/ Valby
Tel: 36 45 24 53
E.mail: [email protected]
www.alfamobelhus.dk
16 | Bahar
Nisan 2014
Her yıl bu zaman vergi kurumu Skat’den
vergi mükellefi olan herkese geçen yılın vergi
beyannamesinin sonuçları (årsopgørelse)
geliyor. Șirketlerin, serbest çalısan mükelleflerin (selvstændige) ve onların eșlerinin
sonuçları Temmuz ayında gelir. Bir çok
insan fazla ödediği vergiyi geri alır, bir çoğu
da üzülerek ek vergi ödeyeceğini öğrenir.
Artık bu bilgilere internet üzerinden anında
ulașmak mümkün. Alacak varsa kișinin
bankasına havale edilir, verecek varsa faiziyle
beraber belli bir tarihte ödenmesi istenir.
Eğer mükellefin devlete borcu var ise ve
alacak çıkıyor ise, borcu kesilir ve kalan parası
bankasına ödenir.
Mükellefin alacak-verecek hesabında
verecekli çıkmaması için her mali yılın
girișinden önce tahmini gelirinin ne kadar
olacağını belirtmesine (forskudsopgørelse)
bağlı. Düșük gelir belirtip yüksek gelir elde
edenlere ek vergi gelmesi kaçınılmaz olduğu
gibi aynı geliri olanların farklı vergi ödemesi
de mümkün. Kișinin kredi borcu vardır, borca
faiz öder ve faizin vergiden muafiyeti olur
ve farlı vergi ödenir. Bir çok vatandașımız
küçük mükellef olarak bu yıllık alacak-verecek
hesabının düzenli ve adil șekilde çalıștığına
inanıyor. Koskoca devlet benim hakkımı
yemez, alacaksa alır, verecekse verir diye
düșünenlerin sayısı az değil. Bu kanaat
genellikle yabancılar arasında yaygın ve onlar
açısından doğru bir kanaat diyebiliriz.
Bașka bir açıdan bakıldığında son bir iki
BAHAR KOPENHAG
NATO Genel Sekreterliği koltuğuna 1
Ağustos 2009’da oturan Danimarkalı Anders
Fogh Rasmussen’in görev süresi 31 Temmuz’da
sona eriyor. Rasmussen sonrası koltuğun yeni
sahibi yine bir İskandinavya ülkesi Norveç’ten
eski başbakan Jens Stoltenberg oldu. 5 yıl
önce Rasmussen’in seçilmesinde kilit rol
oynayan ülke Türkiye olmuştu. Karikatür krizi
ve Roj TV’den dolayı uzun süre Rasmussen’e
itiraz eden Türkiye’nin direncini Obama-Gül
görüşmesi kırmıştı. Bu durum Türkiye’nin
NATO içindeki ağırlığının ortaya çıkması olarak
yorumlanırken, bir Türk genel sekreter için
yolun açıldığı görüşünde birleşenlerin sayısı
fazlaydı. 5 yıl sonra gelinen nokta ise yorumları
boşa çıkardı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül-Başbakan
Erdoğan ikilisinin yıldızı, 27 Nisan e-muhtırasına karşı dik durup askerin istemediği
Gül’ün Çankaya’ya çıkması ve askerî vesayetin
zayıflatılmasında gösterdikleri ciddi çalışmalardan dolayı Avrupa nezdinde parlamıştı.
Özellikle Gül’ün adı uluslararası bir görev
için ön plana çıkmaya başlamıştı. ‘Neden BM
veya NATO Genel Sekreteri bir Türk olmasın?’
dendiğinde akla ilk Abdullah Gül geliyordu.
Keza parti tüzüğünde yer alan 3. dönem
kuralına atıfla Erdoğan için de uluslararası bir
görev tahminleri yapılıyordu. Ancak özellikle
2010 referandumundan sonra Erdoğan’ın
özgürlükçü tavrından giderek uzaklaşıp
‘çıkardığını’ iddia ettiği Millî Görüş gömleğine
daha sıkı sarılması, yasakçılığı savunup devleti
kutsallaştırması kendisine Avrupa nezdinde
ciddi itibar kaybettirdi. Erdoğan’a göre daha
‘ılımlı ve reformist’ imaja sahip Gül de internet
ve HSYK kanununu onaylamasıyla bu algıyı
kaybetti. Gezi olayları ile başlayıp yolsuzluk
operasyonu ile zirveye çıkan Türkiye’nin itibar
erozyonu Gül-Erdoğan ikilisinin uluslararası
bir görev hayalini başlamadan bitirmiş oldu.
5 yıl önce NATO Genel Sekreterliği seçiminde
kilit ülke olan Türkiye’nin bu kez esamisi bile
okunmuyor. Bu, Türkiye’nin içine düştüğü
‘yalnızlık’ durumunun net fotoğrafı.
AB, tarihinin en büyük genişlemesini
Danimarka’nın dönem başkanlığını yaptığı
Bir çok vatandașımız küçük
mükellef olarak bu yıllık
alacak-verecek hesabının
düzenli ve adil șekilde çalıștığına
inanıyor. Koskoca devlet benim
hakkımı yemez, alacaksa alır,
verecekse verir diye düșünenlerin
sayısı az değil.
Kadir Erdoğmuş
[email protected]
Skat- sevilmeyen kurum
yılda Skat medyada gündemi sıkca meșgul
eden, vatandașlar, politikacılar ve uzmanlar
tarafından ciddi șekilde eleștirilen kurumların
ilk bașında geldi diyebiliriz. En somut eleștiri
konusu bașbakan Helle Thorning ve eșinin
vergi ișlemi ile ilgili usulsüzlükler ve Lars
Løkke hükumetinin idarenin ișlemlerine
direk müdahale ederek Helle Thorning ve
eși aleyhine karar verilmesi için çalıșmasının
açığa çıkması ile anıldı. Bu olay o kadar ciddi
ki, meclis araștırma komisyonu (Skattesagskommission) kuruldu ve araștırma daha
sonuca bağlanamadı.
Öte yandan bakıldığında her toplumda
olduğu gibi burada da bir çok mükellef
otoriteye ve özellikle Skat´in otoritesine
karșı gelir ve yaptıkları her ișlemi sorgular ve
kontrol eder, gerekirse ilgili kurumlara șikayet
eder. Böyle bir șikayet konusu Kirke Hyllinge
kasabasından bir vatandașın itirazı ile bașlar.
Kișinin itirazı evinin rayiç değerinin Skat
tarafından düșürülmesi ile bașlar. Bu ülkede
emlak değerleri her 2 yılda bir Skat tarafından
belirlenir ve piyasadaki değerler, genel
ekonomik durum ve somut satıș değerleri
baz alınarak belirlenir. Emlak değerlerinde 2
çeșit değer belirlenir ve ona göre vergi tahsil
edilir; a) tüm tașınmazın değeri (ejendoms-
NATO’ya yine
bir Viking
5 yıl önce Türkiye’nin muhalefetinden dolayı büyük
tartışmalar sonunda seçilen NATO Genel Sekreteri, bu
kez sessiz sedasız belirlendi: Norveçli Jens Stoltenberg...
2002 Kopenhag Zirvesi’nde 10 ülke ile
yaparken, bu süreçte yıldızı parlayan isim
dönem başkanı sıfatıyla müzakereleri yürüten
Danimarka Başbakanı Rasmussen olmuştu.
2. Dünya Savaşı sonrası doğu-batı diye ikiye
ayrılan Avrupa’yı yeniden birleştiren lider
olarak tarihe geçen Rasmussen, ‘küçük ülkenin
büyük lideri’ olarak sahnedeki yerini alırken,
bu başarısının ödülü, 2009’da NATO Genel
Sekreterliği koltuğu oluyordu. Rasmussen’in
koltuğunun yeni sahibi artık Norveç’in eski
başbakanı Jens Stoltenberg. Bu ismi ön
værdi) ve arsa değeri (grundværdi).
Kișinin sikayeti ekonomik kriz ile bașlayan
emlak değerlerinde düșüșten kaynaklanır. Bu
vatandașın evinin olduğu bölgede 234 tașınmazın rayiç değeri Skat tarafından düșürülür.
Bu kișinin evinin değeri de toplu olarak 1,2
milyon kron iken yeni değerlendirmede
970 bin krona indirilir. Arsa değerinde bir
değișiklik olmaz. Kișinin itirazı bu değerlendirmeye karșı olur ve arsa değerinin de aynı
oranda indirilmesinin gerektiğini öne sürer ve
ilgili kuruma șikayetçi olur.
Normalde vergi davalarında dava
kazanmak çok zor ve Skat ile olan davalarda
kazanma șansı çok zayıf. Konu Bölge
Vergi Mahkemesi (Landsskatteretten) ve
devamında yerel mahkemeye intikal eder
ve her 2 kurum da șikayetçi kișiyi haksız
bulur. Șikayetçi davayı temyiz eder ve Østre
Landsret mahkemesinde șikayetçi kiși
haklı bulunur ve Skat´in yıllarca uyguladığı
yöntemin hatalı olabileceğinden dolayı karar
bozulur.
Yüksek mahkeme kararı örnek teșkil
edeceğinden aynı durumda olan bir çok
taşınmaz sahibi değer tesbiti dosyalarının
tekrar açılmasını ve arsa değerinde de oranla
indirim yapılmasını ve dolayısıyla daha az
emlak vergisi ödeme hakkı elde edebilecek.
Vergi davalarında zaman așımı süresi 3 yıl
olduğundan, geçmișe dönük dosyaların
tekrar açılması ve vergide değișikliğe gitmek
mümkün.
plana çıkaran ‘liderlik’ vasfı oldu. Stoltenberg,
Norveç’e tarihinin en acılı günlerini yaşatan
İslam karşıtı terörist Anders Behring Breivik’in
Oslo ve Utoya adasında yaptığı katliamdan
sonra ülkeyi ayakta tutan isim olmuştu.
Breivik, 22 Temmuz 2011’de yaptığı katliamla
76 kişiyi öldürürken, Stoltenberg, “Norveç’in
değişeceğini düşünüyorum. Öncesi ve sonrası
olacak ama yine de her zaman demokrasi
ve açıklık değerlerine bağlı kalan, insanları
aktif olmaya, kendilerini güvenli hissettikleri
ölçüde siyasi yaşama katılmaya teşvik eden bir
toplum olacağız. Bu saldırılar demokrasimizi
yok edemeyecek.” açıklamasıyla ülkesinin
‘korku sarmalına’ girmesini önledi. Breivik’in
öldürdüğü gençlerin, başkanlığını yaptığı
İşçi Partisi’nin gençlik kolları üyesi olmasına
rağmen ‘intikam’ duygularıyla hareket etmeyen
Stoltenberg, Oslo Belediye Meydanı’nda
toplanan 200 bin kişiye “Daha fazla demokrasi,
daha fazla hoşgörü için birlikte yürümeliyiz.
Kötülük bir kişiyi öldürür ama bir toplumu yok
edemez. Çoğunluğun birlikteliği ve hoşgörüsü
azınlığın kin ve nefretini yenecektir.” diyordu.
Katliamda hayatlarını kaybeden gençlerin
ailelerine ‘baba şefkati’ ile yaklaşıyor, ‘yeni katliamlar’ olur korkusundan toplumun çıkmasını
sağlıyordu. Norveç’in özgürlükleri kısıtlayan
‘güvenlik ülkesi’ olmasına izin vermezken,
polislerin silah taşımasına karşı çıkıyor, eskiden
olduğu gibi devriye gezerken üzerlerinde silah
taşımamalarına devam etmelerini sağlıyordu.
Breivik katliamında gösterdiği liderliğin
ödülü ise NATO Genel Sekreterliği oldu. Fransa,
İngiltere ve Almanya’nın başını çektiği ülkeler
Stoltenberg’in sekreterliğine yeşil ışık yakarken,
sadece İtalya eski AB Komiseri ve Dışişleri
Bakanı Franco Frattini’yi aday gösterdi. Ancak
İtalyan adayın genel sekreter olmasına hiç
şans tanınmıyordu. Roma’da gerçekleşen
İtalya Başbakanı Matteo Renzi-Barack Obama
görüşmesi sonrası Frattini’nin adaylığını
çekmesiyle Stoltenberg, rakipsiz koltuğun
sahibi oldu. Yeni NATO genel sekreterinin bu
hafta içinde yapılacak dışişleri bakanları toplantısında açıklanması bekleniyordu. Ancak Jens
Stoltenberg tek aday olduğu için, yeni genel
sekreter NATO büyükelçileri toplantısında
belirlendi.
18 | Bahar
Nisan 2014
PANGEA BİRLEŞTİRDİ
“Matematik Birleştirir” sloganıyla başlayan Pangea Matematik Yarışması’na bu yıl 5 bini Danimarka’dan olmak üzere
Avrupa genelinde 11 ülkeden 300 bini aşkın öğrenci katıldı. Başkent Kopenhag’da 3. sınıftan 9. sınıfa kadar 70 finalistin
katılımıyla gerçekleştirilen Pangea Finali’nde anne babalar çocuklarının heyecanına ortak oldu.
BAHAR KOPENHAG
Matematik birçok öğrencinin zorlanarak
öğrendiği ders olarak bilinse de Pangea
Matematik Yarışması bu ön yargıları yıkıyor.
2007 yılında öğrencilere matematiği sevdirmek
için ilki düzenlenen ‘Pangea Matematik
Yarışması’ bugün Avrupa genelinde 11 farklı
ülkede 300 bini öğrencinin katıldığı uluslararası
bir kimlik kazandı.
Pangea Matematik Yarışması, Danimarka’da
Pangea Derneği tarafından, gönüllü matematik
öğretmeneleri ve gençlerle yapılmakta.
Danimarka çapında da gerçekleştirilen yarışma,
öğrenciler arasında matematiği sevdirmek
amacıyla düzenleniyor.
3 turda gerçekleşen Pangea Matematik
Yarıması’nın birinci turunda öğrenciler, Pangea
tarafından gönderilen matematik sorularını
kendi okullarında, kendi öğretmenlerinin
gözetiminde cevaplayarak Pangea’ya gönderiyor. Bu turda her sınıftan (3.-9- sınıf ) ilk
500’e giren öğrenciler 2. turda Pangea tertip
heyetinin belirlediği lokallerde yada okullarda
tekrar sınava giriyor. Bu turda 3.-9. sınıflarda ilk
10’a giren öğrenciler finale katılma hakkı elde
ediyor.
Pangea’nın Danimarka finali de 70 finalistin
katılımıyla Kopenhag’da Professionshøjskolen
Metropol’de gerçekleştirildi. “Matematik Birleştirir” sloganıyla başlayan Pangea Matematik
Yarışması’na bu yıl 5 bini Danimarka’dan olmak
üzere Avrupa genelinde 11 ülkeden 300 bini
aşkın öğrenci katıldı. Yarışmanı sunuculuğunu
yapan Danimarkalı ünlü komedyen Thomas
Wivel yaptığı espiriler ve stand-up gösterisi
ile öğrencileri ve velileri güldürerek yarışma
heyecanını unutturdu. Final yarışmasının
jüri üyeliğini, Danimarka Özel Lise Rektörleri
Derneği Başkanı Chrilles Bacher, Matematik
Öğretmeni Karabey Kara ve Matematik
Öğretmeni Jonathan Barrett (Jüri Başkanı)
yaptı.
Yarışma ile alakalı Bahar’a bilgi veren
Pangea Proje Sorumlusu Servet Dönmez,
“Bugünün heyecanı beni kendi çocukluğuma
götürdü, büyük bir heyecan duydum. Çocuk-
ların heyecanı da yüzlerinden okunuyordu.
Pangea, matematiği okullarda sevilen eğlenceli
bir ders haline getirmek için oluşturlmuş bir
projedir. Küçük sınıflarda Danimarka’da bu
tür derslerde yarış havası esmiyor, dolayısıyla
biz bu projemizle küçük sınıflara da inerek,
matematiği beyin jimnastiği olarak sunuyor
ve eğlenceli hale getiriyoruz. Danimarkalı
ünlü komedyeni final programımıza sunucu
olarak çağırmamızın en önemli sebeplerinden
bir tanesi de budur. Matematiği güldürürek
sevdiriyoruz. Çocuklara kendi özgüvenlerini
sadece spor yarışmalarında değil, matematikle de kazandırmaya çalışarak, matematik
aşkını verdiğimiz hediye ve sertifikalara da
perçinlemeye çalışıyoruz. İleride çocuklar, bu
deneyimlerini okuyacakları ve çalışacakları
alanlarda da değerlendireceklerdir.” dedi.
Yarışmanın Danimarka finalinde 3. sınıftan
9. sınıfa kadar ilk 3’e giren öğrencilere hediyeleri
ve madalyaları Danimarka Özel Lise Rektörleri
Derneği Başkanı Chrilles Bacher tarafından
verildi. Her kategorinin birincilerine iPad mini,
ikincilerine Samsung Tablet ve üçüncülerine de
hesap makinesi hediye olarak verildi.
Açık büfe
49,-
SADECE PAZARTESİ VE SALI GÜNLERİ
Konya usulü
LEZZET
FARKI
Etli ekmek
ETLER SİZDEN,
HAZIRLAMASI BİZDEN
Diget 30 - 36 • 2600 Glostrup
Tlf: 43 44 10 15 • www.hunkar.dk
22 | Bahar
Nisan 2014
CUMHURBAŞKANI GÜL:
Türkiye noksanlıklarının
farkında olan bir ülke
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kraliçe II. Margrethe’nin davetlisi olarak Danimarka’ya geldi. Kraliçe II. Margrethe’nin
yanı sıra Başbakan Helle Thorning Schmidt ve Parlamento Başkanı Mogens Lykketoft ile bir araya gelen Gül, önemli
açıklamalarda bulundu.
BAHAR KOPENHAG
Danimarka Kraliçesi II. Margrethe’nin
davetlisi olarak Danimarka’ya gelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Harrünnisa Gül,
Kopenhag’da görkemli bir törenle karşılandı.
Kopenhag Kastrup Havalimanı’na 45 dakika
gecikmeli olarak inen Cumhurbaşkanı Gül ve
beraberindekiler burada, Kraliçe II.Margrethe
eşi Prens Henrik, Veliaht Prens Frederik eşi Mary,
Prens Joachim eşi Marie ve Prenses Benedicte
tarafından devlet töreniyle karşılandı. Muhafız
Alayı’nın İstiklal Marşı’nı okunmasından
ardından Kraliçe Margrethe ile birlikte Kraliyet
Muhafız Alayı’nı selamlayan Cumhurbaşkanı
Gül, daha sonra Kastrup Havalimanı’ndan
ayrılarak Amelienborg Sarayı’na hareket etti.
Bu arada Cumhurbaşkanı Gül’ü taşıyan uçağa
Danimarka hava sahasına girdikten sonra 2
adet F16 uçağının eşlik ettiği öğrenildi.
Gül’e Danimarka’da
Berkin Elvan
protestosu Maliye Bakanı Mehmet Şimşek,
milletvekilleri ve bazı işadamlarının da eşlik
ettiği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül daha
sonra konuşma yapmak için Danimarka Sanayi
Odası’nda düzenlenen iş forumuna katıldı.
Cumhurbaşkanı Gül, burada bir grup tarafından
protesto edildi. Türkiye’de bir süre önce
hayatını kaybeden Berkin Elvan için protesto
eden grup ‘Berkin Elvan Ölümsüzdür’, ‘Hırsız
var’, ‘AKP çalıyor, Gül onaylıyor’ diye slogan attı.
Grup daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Danimarka
Sanayi Odası’nda yaptığı konuşmaya Danimarka’ya ilk olarak 2002 yılında Başbakan olarak
geldiğini söyleyerek başladı. Danimarka ile
Türkiye arasındaki ilişkilerin 250 yıllık geçmişi
olduğunu belirten Gül, buna rağmen iki ülke
arasındaki ticari ilişkilerin istenen seviyede
olmadığını söyledi.
Konuşmasında Türkiye’de son dönemde
yaşanan yüksek politik tansiyona da değinen
Cumhurbaşkanı Gül, “Şüphesiz ki çoğulculuk
demokrasinin temel prensibidir. Bu çoğulculuk
çerçevesinde zaman zaman çok ses çıkabilir. Bu
sesler yerleşik kurallar, yerleşik seçim sistemleri
içerisinde normal mecrasını bulacaktır. Yerel
seçimler olacak. Nihayetinde de yüksek politik
tansiyon normal seyrini alacaktır. Önemli olan
temel kriterler bir ülkede geçerli mi geçerli
değil mi? Bu anlamda Türkiye bütün demokrasinin, hukukun üstünlüğünün gereklerini
yerine getirmiş olan bir ülkedir ve bundan çok
daha muhakkak güçlü bir şekilde çıkacaktır.”
Noksanlıklarının farkındayız
Türkiye’nin noksanlıklarının farkında olan
bir ülke olduğunu belirten Cumhurbaşkanı
Gül, “Bir şey daha söylemek isterim. Noksanlıklarımızın farkında olan bir ülkeyiz. Eğer
ekonomide siyasi hayatta başka konularda
yapmanız gerekenlerin farkında ve bunları ileri
taşıma azmindeyseniz bu çok takdir edilecek
bir noktadır. O bakımdan Türkiye’de reform
süreci çok güçlü bir şekilde devam edecektir.
Bu tabiki hem Türkiye’yi daha güçlü hale
getirecektir hem Türk şirketlerini daha güçlü
hale getirecektir.” dedi.
Schmidt: Kaygılıyız
Cumhurbaşkanı Gül ziyaretinin ikinci
gününde ise Danimarka Parlamentosu Başkanı
Mogens Lykketoft ve Danimarka Başbakanı
Helle Thorning Schmidt ile görüştü. Görüşmenin akabinde ortak bir basın toplantısı
düzenleyen Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan
Schmidt, önemli açıklamalarda bulundu.
Danimarka Başbakanı Helle Thorning
Schmidt, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve
ifade özgürlüğü konusundaki kaygılarını Gül’e
ilettiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, Danimarka ziyaretinin
son gününde Marriott Hotel’de Danimarka
İslam Toplumu yöneticileri ile bir araya geldi.
Gül heyet üyelerinin tek tek kendilerini
tanıtımının ardından sorunlarını ve taleplerini
dinledi. Danimarka İslam Toplumu Başkanı
Ahmet Deniz, ülkede Müslümanlara karşı
olumsuz gelişmeleri anlatıp, Cumhurbaşkanı
Gül’ün maddi manevi desteklerini istedi.
23 | Bahar
Nisan 2014
24 | Bahar
Nisan 2014
SunExpress Kopenhag- İzmir
hattında
SunExpress, bu yaz sezonuyla beraber
İzmir'den dış hatlarda Lyon, Nantes, Paris,
Danimarka'nın başkenti Kopenhag ve Helsinki'ye, iç hatlarda ise Konya'ya, Gazipaşa Havalimanı'nda ise Köln, Münih ve Stuttgart'a uçmaya
başlıyor. SunExpress Ticaretten Sorumlu Genel
Müdür Yardımcısı Server Aydın, SunExpress'in
2013'ü başarılı bir şekilde tamamladığını ve
2014'te de 1 milyar Euro'nun üzerinde bir
ciro hedeflediklerini belirtti. “İzmir ve Antalya
üzerinde Anadolu'yu Avrupa'ya bağlamaya
devam edeceğiz.” Diyen Aydın, “Aktarma merkezimiz olan İzmir'den Kopenhag'a 12 Nisan'da,
Paris'e 13 Nisan'da, Nantes'e 27 Nisan'da, daha
önce charter uçtuğumuz ve artık tarifeli olarak
uçacağımız Helsinki'ye 1 Mayıs'ta, Lyon'a ise 4
Mayıs'ta uçmaya başlayacağız. Fransa'da daha
önce Strasburg'a uçuyorduk, bununla beraber
geçtiğimiz yaz uçtuğumuz Oslo ve Stockholm'e
bu yıl da direkt uçmaya devam edeceğiz.” dedi.
Oturma ve çalışma izni
sayısında son beş yılın en
yüksek seviyesi
Danimarka’da 2013 yılı için 64 bin 494
kişiye çalışma izni verildiği açıklandı. Oturma
ve çalışma izni sayısında son beş yılın en yüksek
seviyesine ulaşıldığı belirtiliyor. 2009-2012 yılları
arasında verilen oturma ve çalışma izni sayısı 53
bin ile 56 bin arasında değişirken, geçen yıl
içinde 8 bin 500 kişiye izin verilmesiyle son 5
yılın en yüksek sayısına ulaşıldı. Yetkililer verilen
izinlerden çoğunun çalışma amaçlı Danimarka’ya gelenlere verildiğini belirtirken, 2006
yılından beri verilen Danimarka’da yerleşme
izinlerinin çalışma amaçlı olduğu belirtiliyor.
2013 yılında verilen oturma ve çalışma
izinlerinden çalışma amaçlı gelenlere verilen
vizelerin yüzde 41’lik bir oran oluşturduğu
belirtiliyor. Verilen oturma izinlerinin yüzde
25’inin eğitim amaçlı gelenlere verildiği belirtilirken, aile birleşimi sonucu verilen oturma
izinleri oranının yüzde 8 olduğu belirtiliyor.
Hasta çok, doktorun vakti yok
Verimlilik için yüksek beklentiler ve hastalar
için çok az zaman. Kıdemsiz Doktorlar Topluluğunda görüşülen 2 bin 800 doktorun yüzde 90’ı
için gerçek bu şekildeydi. ”Verimli olmak için
hastanede çok çaba sarfettikleri ve bu sebeple
hastalarla iletişim halinde olmak için vakitleri
kalmadığı” konusunda hepsi hemfikirdi. Sağlık
sistemlerinden sorumlu mevkiler bir çok hastanenin hastalarla iletişim halinde olmaya öncelik
vermelerinden oldukça memnunlar.
Vefa insanına çirkin saldırı
Bazı insanlar vardır, çevrelerine pozitif
enerji yayar, simasına baktığınızda güven
duyarsınız. Bu isimlerden biridir Erdem Elgin.
Danimarka’da yaşayan genç neslin değerlerinden kopmaması için yıllarca gece- gündüz
demeden koşturan Elgin’in lügatında ‘hayır’
kavramı yoktur. Samimidir. Dert ortağıdır.
İhtiyacınız olduğunda yanıbaşınızda ilk
onu bulursunuz. Gözyaşınıza gözyaşı katar,
mutluluğunuza ortak olur, acınızı paylaşır.
Erdem Elgin işte böyle biridir. Ve bir haber
alırsınız ‘Erdem Elgin’e saldırmışlar’. Anlamsız
bulursunuz duyduklarınızı. Onun kimseyle
derdi olmaz, kim saldıracak dersiniz. İnanmak
istemezsiniz. Ama inanmakta zorlandığınız
gerçek olur. Doktor eşinin kliniğinin yanına
eşiyle beraber arabasını park ederken, kendini
bilmez bir Danimarkalı ‘Önce ben geldim, ben
park edecektim’ tartışması başlatır. Eşi üslupla
cevap verir. Ama şirazesi kaymış Danimarkalı
argo konuşur. Neden böyle konuşuyorsun
demek için Erdem Elgin’in arabadan dışarı
çıktığını görünce hemen arabasında bulunan
çekice davranıp öldürmek düşüncesiyle
darbeyi vurur. Hayatında hiç kimseye saldırmamış olan Elgin, beklemez böyle bir saldırıyı.
Kendini koruma gereği bile duymaz. Başına
son hızla gelen çekiçten kurtulmak için geriye
hamle yapar ama nafile. Kanlar içinde yere
yığılır.
Acı haber tez yayılır. Beklenmedik haber şok
etkisi yapar. Sevenleri birbirini arayıp ‘Erdem
abiye saldırmışlar, şuan hastanede’ telefon
trafiğini dakikalar içinde başlatır. Dostları
hasteneye akın eder. Herkes telaştadır. Ama o
sakindir. Teslimiyet ruhunda vardır. ‘Veren de
O, eden de O’ düşüncesiyle kendini teselliye
gelenleri teselli eder. Ameliyata alınan Elgin’in
sol gözü için doktorlar ümitli konuşmaz.
Hastanede beklemek uzundur. Dakikalar
geçmez. Elgin ameliyatta sevdikleri duadadır.
Gözler nemli, dudaklar kıpır kıpır Yaradan’a
yalvarmaktadır. Nihayet doktor ameliyat bitti
der, ama ‘sol gözün görme şansı yok. 14 gün
bekleyeceğiz’ der. Dostları, sevdikleri üzülür.
Narkozun etkisi geçince telefona sarılıp, ‘Abi,
biraz gecikecek ama telafi ederiz yeni anaokullarının açılışını’ dediğinde kelimeler kifayetsiz
kalır, gözyaşı konuşur.
‘Ne yapsalar boş göklerden gelen bir
karar vardır’ ve Erdem Elgin’de tahammül ve
teslimiyet vardır. Tedavinin daha iyi olması
için Türkiye’ye gideceğini duyduğunda
dostları havaalanına akın eder. Yüzünde her
zamanki mahçup haliyle ‘Sizede zahmet
verdim. Keşke gelmeseydiniz’ der ama dost
ve dostluk bugünler için vardır. Hele vefalı bir
dosta vefasızlık, dostlarının kitabında yoktur.
Gözyaşlarıyla ve dualarla Türkiye’ye uğurlanır.
Şimdi daha sağlıklı dönmesi için dua zamanıdır.
Saldırgan 16 yaşında, daha öncede suça
karışmış biridir. Polis görgü tanıklarının yardımıyla kısa sürede yakalar. Hakim karşısına çıkan
saldırgana 1 Nisan’a kadar gözaltı verilir. Yaşı
küçük olduğu için hapishane yerine islah evine
gönderildi.
26 | Bahar
Nisan 2014
14 ülkenin çocukları el ele
‘Yeni Bir Dünya’ dedi
Anadolu Dil ve Kültür Merkezi’nin, Kopenhag’da Viften Konser Salonu’nda düzenlediği 2. Uluslararası Dil ve Kültür
Festivali’nde 14 ülkenin çocukları 'insalık el ele' sloganıyla bir araya geldiler.
BAHAR KOPENHAG
Anadolu Dil ve Kültür Merkezi’nin düzenlediği 2. Uluslararası Dil ve Kültür Festivali’ne ilgi
büyüktü. Viften Konser Salonu’nda düzenlenen
programda, 14 ülkenin çocukları kültürlerini,
kıyafetlerini ve müziklerini tanıttı.
‘Kardeşlik ve diyalog’ ana temalı Uluslararası Dil ve Kültür Festivali’nde ülkeler,
kültür mozayiği oluşturdular. Viften Konser
Salonu’nda gercekleştirilen Festival’de,
katılımcılar yöresel kostümleriyle ve müzikleriyle ülkelerini ve kültürel değerlerini tanıttı.
İtalya, Azerbaycan, Tayland, Norveç, Türkiye,
Irak, Litvanya, Rusya, Belarus, Bosna Hersek,
Danimarka ve Gürcistan, gibi 14 ülkenin dostluk
ve barış elçisi çocukları, performansları ile göz
doldurdu.
Anadolu Dil ve Kültür Merkezi Müdürü
Fatih Doğan, “Herkesin kavga ettiği bir ortamda
böyle güzelliklerin olması ve bu çalışmaların
desteklenmesi gerekiyor. Bugün burada
insanlar çocuklar kültürlerini tanıtarak çok
önemli bir göreve de imzalarını attı. İnsanlar
birbirlerini tanıyıp, farklı kültürleri öğrendikçe
kültürlerarası yakınlaşma sağlanacaktır.” dedi
Dil ve Kültür Olimpiyatları Müzik Koordinatörü Kemalje Hüseinov ise, “Bir ulusun, farklı
milletlerle temas halindeyken kendi kimliğini
koruyabilmesi için dikkat etmesi gereken
iki önemli unsuru dili ve kültürüdür. Bu
unsurlar aynı zamanda farklı etnik gruplar ve
topluluklar arasındaki buluşma noktasıdır. Dil
ve Kültür Olimpiyatları ile bizler, Danimarka’da farklı geçmişlere sahip birey ve toplulukları ‘müziğin ortak dilini kullanarak’ bir araya
getirip, bir kültür çeşitliliği oluşturmaktayız.”
dedi.
Kültür elçileri, Türk, Rus ve Taylandlı çocuklar
ülkelerinin halk oyunlarını sergiledi. Viften
Konser Salonu’nu 14 ülkenin çocukları ‘Yeni Bir
Dünya’ şarkısını beraber söyleyerek programı
bitirdiler.
27 | Bahar
REKLAM HABER
Nisan 2014
RSM Plus muhasebe
ve danışmanlık
Danimarka’da ticaretle uğraşanların
şikayet ettikleri konuların başında ilk sırada;
ödedikleri yüksek vergi gelir. ‘Kazandığımızı
vergiye gidiyor’ sözünü sık sık kullanırlar.
Sadece vergiden şikatet etmezler. Vergi
Dairesi’nden gelen ‘baskınlar’ canlarını sıkan
bir başka konudur. Eksik bir evrakların faturası
yüklü miktarda ödenen ceza olur. Uluslararası
muhasebe ve danışmalık firması RSM Plus,
esnafların korku rüyası olan Vergi Dairesi
ve gereksiz yüksek vergilere karşı koruyor.
Dünyada 100 ülkede şubesi olan ve 7 kıtada
faaliyet gösteren uluslararası bir firma olan
RSM Plus’un Danimarka’da 8 şubesi ve 200
çalışanı var. RSM Plus’un Danimarka merkezi
Kopenhag’da bulunuyor. Danimarka’nın
4 büyük firmasına rakip olmak istediklerini
söyleyen RSM Plus’un yöneticilerinden Kim
Larsen, Brugsen, Kwickly gibi dev marketlerin
muhasebesini tuttuklarını söyledi. Okullar,
vakıflar, şirketler yüzlerce nüşterileri var. RSM
Plus, müşteriler arasında büyük – küçük ayrımı
yapmıyor. Ticaretle iştigal eden herkesin
hesabını tutuyorlar. Firmanın çalışanları
arasında değişik etnik kökenden kişiler var.
80 kadar Türk kökenli müşterisi olan firmada
Türk çalışanlarda var. Amaçlarının dil sorunu
yaşayan müşterilere kendi dilinde yardımcı
olmak olduğunun altını çizen Kim Larsen,
‘Bizim tavsiyemiz kesinlikle işinin uzmanı
muhasebecilerle çalışmalarıdır. Biz aynı
zamanda danışmanlık hizmetide veriyoruz.
Vergi Dairesi ile sorunu olan bir müşterimizin
tüm işlerini yapıyoruz. Vergi Dairesi, karşısında
işinin uzmanı birini bulduğunda daha dikkatli
oluyor. Bazen müşterilerimiz konuyu tam
olarak bilmediği için kendileri Vergi Dairesi ile
muhatap olduğunda sorunlar yaşayabiliyor’
dedi. Firma olarak müşteri güveninin kendileri
için çok önemli olduğunun altını çizen Larsen,
kesinlikle müşterilerimizin tüm haklarını
garanti altına alıyoruz diye konuştu.
Globalt netværk
lokal indsigt
www.rsmplus.dk
143342_BRAND_ANN_GENEREL_AVIS_266x185.indd 1
revision • skat • rådgivning
02/04/14 11.09
28 | Bahar
Nisan 2014
Çifte vatandaşlık önündeki engel kalkıyor
BAHAR KOPENHAG
Avrupa Birliği (AB) üyesi 28 ülke içinde çifte
vatandaşlığı kabul etmeyen 7 ülkeden biri
olan Danimarka, uzun süredir gündemde olan
çifte vatandaşlığa izin veren kanun tasarısının
kısa sürede kamuoyuna açıklanması bekleniyor. Danimarka yasaları, aynı anda iki ülke
vatandaşlığına izin vermiyor. Bu durum sadece
ülkede bulunan yabancı kökenliler için geçerli
değil. Yurtdışında yaşayan Danimarkalılar,
bulundukları ülkenin vatandaşlığına geçtiklerinde Danimarka vatandaşlığını kaybediyor.
Adalet Bakanı Karen Haekkerup, çıkarılacak
yasanın geriye doğru işleyeceğini, Danimarka
vatandaşlığından ayrılmış olanlara tekrar
vatandaşlık kapısının açılacağını söyledi. Bu
kuraladan Danimarka vatandaşlığına geçmiş
olan, yabancı kökenlilerde faydalanacak.
Artık bu durumun değişmesi gerektiğini
söyleyen partilerin sayısı giderek artıyor.
AB üyesi 20 ülkenin çifte vatandaşlığa izin
vermesinden dolayı partiler, artık Danimarka’nında çoğunluğun yanında olması gerektiğini savunuyor. Danimarka vatandaşlığı
hakkını yeniden alarak çifte vatandaş olmak
isteyenlerin, kanunun yürürlüğe girmesinden
en geç 5 yıl içinde başvuruda bulunmaları
gerekiyor. Aynı koşul, bu kişilerin 18 yaşın
altındaki çocukları için de geçerli olacak. Çifte
vatandaşlığı kabul eden kanun, Danimarka
vatandaşlığı alma hakkına ilişkin koşulları
etkilemeyecek. Danimarka vatandaşlığına
geçiş için aranan şartlar aynen kalacak. Adalet
Bakanı Karen Haekkerup, ‘Yeni yasayla birlikte
gerek başka ülke vatandaşlığına geçmiş
Danimarkalılar gerekse Danimarka vatandaşlığına geçmiş olan insanlar doğdukları,
büyüdükleri ülkelerle bağlarını koparmadan
bulundukları ülkede yaşayabileceklerdir.’ dedi.
Bakan Haekkerup, hali hazırda Danimarka’da
bir çok kişinin çifte vatandaşlığı olduğunu da
açıklamasında belirtti. Meclis’teki partilerden
Danimarka Halk Partisi (DF) hariç, diğer tüm
partiler çifte vatandaşlık kuralının hayata
geçirilmesine sıcak bakıyor.
Kadına şiddette Danimarka,
Finlandiya ve İsveç utanç listesinde
BAHAR KOPENHAG
Avrupa ülkelerinde kadına şiddettin
dünyadan farksız olmadığı ortaya çıktı. Bir
araştırmaya göre Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde
de kadınların üçte birinin bedensel şiddet,
neredeyse yarısının ise cinsel taciz gördüğü
ifade ediliyor. Avrupa’da her üç kadından
birinin şiddet mağduru olduğu ortaya çıktı.
Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın (FRA)
bir araştırmasına göre (AB) ülkeleri içinde
her üç kadından biri gençliğinden itibaren
şiddet mağduru oldu, yüzde 5’i ise tecavüze
uğradı. Kadına şiddette ilk sıralarda Danimarka,
Finlandiya ve İsveç yer alıyor. FRA, AB üyesi
28 ülkede 18-76 yaşlarındaki 42 bin kadına
son 12 ayda ve 15 yaşından itibaren gördüğü
şiddeti sordu. FRA Başkanı Morten Kjaeum,
araştırmayı yöneten kişiydi ve araştırmanın
uygulanabilir uluslararası standartlarla uyumlu
olarak yapıldığını belirterek, ’Kadınların çeşitli
şiddet olaylarına maruz kaldıklarını bildirdiği
ülkeler arasında en yüksek yüzdeye sahip olan
ülke Danimarka. Bu sebeple bu eleştirilere
anlam veremiyorum” dedi.
FRA, araştırmasına göre AB ülkeleri içinde
yetişkin kadınlardan 62 milyonu şiddet kurbanı
olurken yaklaşık 10 milyon kadın da tecavüze
uğradı. Araştırmaya göre kadınlara en çok saldırıların yapıldığı ülkelerin başında Avrupa’nın
kuzeyindeki ülkeler geliyor. Danimarka’da
şiddet gördüğü için şikâyette bulunan kadınların oranı yüzde 52’ye çıkarken Finlandiya’da
bu oran yüzde 47, İsveç’te ise yüzde 46. Oranın
en düşük olduğu ülkeler arasında ise yüzde 20
ile Polonya, Avusturya ve Hırvatistan geliyor.
Almanya ise yüzde 33 ile AB ortalamasının biraz
üzerinde bulunuyor. Ancak bu rakamlar polise
bildirilen ve kayda geçen olayları ifade ediyor.
Her ülkede bu tür olayları polise bildirme
konusunda farklı yaklaşım bulunduğu için
bu rakamların gerçek rakamlar yerine polise
yansıyan olayları gösterdiğine dikkat çekiliyor.
Zira birçok kadının da utancından dolayı polise
gitmediği belirtiliyor. Avrupa Birliği ülkelerinde kadınların yüzde 22’si ise eşinden cinsel
şiddet gördüğünü ifade ediyor. Araştırmada
şiddet olarak kadınlara vurulması, saçlarından
çekilmesi, itilmesi veya sert cisimlerle kendilerine saldırılması gibi davranışlar kastediliyor.
Kadına karşı şiddetin en fazla yaşandığı
yerlerin başında ise ev ve işyeri ortamı geliyor.
AB ülkelerinde kadınlara karşı cinsel taciz ise
şiddetten daha fazla. AB ülkeleri içinde sayıları
83 ile 102 milyon arasında değişen kadın cinsel
taciz görmekten şikâyetçi. Bu rakamlar AB
ülkelerinde neredeyse kadınların yarısının
cinsel taciz gördüğünü gösteriyor. Söz konusu
oran yüzde 45 ile 55 arasında değişiyor. Rakamların değişmesi ise değişik ülkelerde cinsel
taciz konusunun farklı şekillerde tanımlanması
ile açıklanıyor. Bazı durumlarda cinsel taciz
çocuk yaşlara kadar iniyor. Görüşü alınanların
yüzde 12’si 15 yaşından önce cinsel tacize
uğradığını ifade ediyor. Cinsel tacizin en çok
yaşandığı yerlerin başında ise iş yerleri geliyor.
Tüm sosyal tabakalardan kadınlar cinsel taciz
mağduru olurken özellikle iyi eğitimli ve üst
katmanlarda görev yapan kadınlar da cinsel
tacizden şikâyet ediyor. Almanya’da ise Federal
Aile Bakanlığı’nın 2004 yılının eylül ayında
açıkladığı bir araştırmaya göre, kadınların
yüzde 40’ı 16 yaşından sonra bedensel veya
cinsel şiddet gördüğünü açıkladı. Bu 42 milyon
kadından yaklaşık 16 milyonuna tekabül ediyor.
Yüzde 58’i ise değişik şekillerde cinsel taciz
gördüğünü ifade etti. Söz konusu araştırma 10
bin kişi arasında yapıldı.
30 | Bahar
Nisan 2014
Gençlerin beyni yaşlanıyor mu?
buna bağlı olarak da unutkanlık başta olmak
üzere birçok hastalığı yenmemiz ya da yavaşlatmamız mümkün olabilir. Üstelik bu durum
yalnızca yaşlılarda görülmüyor. Hipertansiyon,
vitamin eksiklikleri, uykusuzluk, havasız ve
sağlıksız ortamlarda çalışma, elektromanyetik
aletlerin yaydığı dalgalar gibi daha birçok
neden gençlerde bile beyin yaşlanmasına
neden olabiliyor.
MERVE TUNÇEL
Beyin yaşlanması, beyin fonksiyonlarının
yavaş yavaş kaybolması durumu. Ancak adının
çağrıştırdığı gibi sadece yaşlılarda görülmüyor.
Hipertansiyon, uykusuzluk, radyasyon ve bazı
vitamin eksiklikleri sebebiyle gençler de bu
dertten muzdarip.
Beyin fonksiyonlarının yavaş yavaş
kaybolduğu beyin yaşlanması hastalarında en
çok görülen yakınma, unutkanlık. Odaklanma
ve konsantrasyon bozuklukları, dikkatsizlik,
tahammülsüzlük ayrıca öğrenme güçlüğü
ve algılama yetersizliği de bu tabloya eşlik
edebiliyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden
Nörolog Dr. Mehmet Yavuz’a göre beyin
yaşlanmasının en büyük riski alzheimer gibi
bunamayla ilintili sendromlara dönüşebilmesi. Yaşlanma, serbest radikaller denen
artık moleküller yüzünden oluyor. Dengesi
bozulmuş serbest radikaller, yeniden normal
yapıya dönüşmek için sürekli başka moleküllere
saldırarak elektron alır ya da verir. Böylece
vücudumuzdaki her hücre günde ortalama
10 bin serbest radikalin saldırısına maruz kalır.
DNA, oluşan saldırılarla günden güne zarar
görür. Hücre yenilenmesi DNA’yı, sıfırdan
yenileyemez. Serbest radikaller nedeniyle
hasar gören DNA, her yenilenmede giderek
yaşlanmış haliyle bir sonraki hücreye nakledilir.
Serbest radikalleri uygun gıdalarla ne kadar
azaltabilirsek beyin ve vücut yaşlanmasını,
Bunları unutmayın!
Beyin dostu gıdalarla beslenin: Balık yağı,
çay, çikolata, yaban mersini, ıspanak, böğürtlen,
çilek, brüksel lahanası, karalahana, erik, brokoli,
pancar, portakal, kırmızı üzüm, kırmızı dolmalık
biber, kiraz, kivi, patlıcan, domates ve salatalığı
bolca tüketmenizde fayda var.
Vitamin takviyeleri alın: Özellikle B
vitaminleri, C ve E vitamini ile kafein tüketimi
beyin sağlığımız için önemli.
Düzenli spor yapın: Bilimsel araştırmalar
her gün yarım saat düzenli yürümenin bile,
bunama hastalıklarını, beyin yaşlanmasını
azalttığını ve beyin yorgunluğunu giderdiğini
gösteriyor.
Zihinsel egzersizleri aksatmayın: Zihin
antrenmanları, beyin hücreleri (nöronlar)
arasında yeni bağlantıların oluşmasını sağlar.
Zihinsel egzersizleriyle zinde tutulan beynin
işleyişi güçlenir.
Müzikle ilgilenin: Bir müzik aleti çalmak
hem stresinizi azaltır, hem de beyninizi güçlendirir.
Yirmilik dişim ağrılı başım
Halk arasında akıl dişi diye de bilinen yirmilik dişler birçok ağız ve diş
problemine neden olabiliyor. Enfeksiyonlar, kist oluşumu, çene yapısının
bozulması bunlardan yalnızca birkaçı. Yirmilik dişlerin hangi durumda
çekilmesi şart?
MERVE TUNÇEL
Adları yirmilik diş olsa da, çıkmaları çok uzun sürebiliyor. Bu süreçte bir dinip bir tekrarlayan ağrı, şişkinlik
ve kimi zaman kaşıntılar da yanınıza kâr kalıyor. Yirmi
yaş dişleri; ağızda en son süren dişler üçüncü büyük azı
dişleri. Halk arasında yirmilik diş, akıl dişi de deniyor. Yirmi
yaş dişleri genel olarak 17-25 yaşları arasında çıkmaya başlıyor.. Fakat bazı durumlarda daha geç yaşlarda çıkarak
problem oluşturabiliyor ağızda. Eğer doğru pozisyonda
çıkar ve çevre dokulara zarar vermezlerse sorun yok. Peki
hangi durumlarda yirmilik dişlerin çekilmesi şart?
Yirmilik dişlerle ilgili en büyük sorun dişlerin içeride
gömük vaziyette kalması. Diş Hekimi Ömer Faruk
Tanı’ya göre uzun süren iltihapların dişin üzerindeki
mukozayı kalınlaştırması, komşu dişlerin baskısı, kemiğin
çok yoğun olması, çenede yer darlığı, daimi dişlerin
etrafında fazladan diş veya kistik oluşumları bu durumun
Rahatsızlık vermese de...
Yirmilik dişler kişiye çok büyük rahatsızlık
verebiliyor. Hatta bazı vakalarda yemeden
içmeden kesilenler bile var. Ancak bazen
ağrı, kaşıntı, şişkinlik vs. gibi belirtilerin
hiçbirini vermiyor. Yine de bu dişlerin
çekilmesini gerektiren durumlar olabiliyor
Diş Hekimi Ömer Faruk Tanı’ya göre. Dişin
pozisyonunun bozuk olması enfeksiyon
için tek başına yeterli bir sebep. Yirmilik
dişler, fırça ve diş ipiyle ulaşılması zor
başlıca sebeplerinden. Çene kemiğinde enfeksiyonlar,
süt dişlerinin gereğinden fazla ağızda kalması ya da
çabuk dökülmesi, genetik nedenler, damak yarıkları da
gömülü dişe neden olabiliyor. Hamilelik döneminde
geçirilen kızıl, kızamık, su çiçeği gibi hastalıklar ve kullanılan ilaçlar da etkili. Yirmilik dişler, ağzımızda en son
çıkan dişler olduğu için gömülü diş probleminin en çok
yaşandığı dişler Tanı’ya göre. 20 yaş dişleri diş fırçalarının
ulaşamadığı bölgelerde, arkalarda çıkıyor. Bundan dolayı
yemek artıkları bu bölgelerde daha sık birikiyor. Yemek
artıklarından oluşan bakteriler enfeksiyonların ve diş
taşlarının oluşmasına neden oluyor. Yeterli derecede
ağız bakımı yapmayan kişilerde ağız kokusu ve ağrılar
meydana getiriyor bu durum. Ayrıca komşu dişlerde bu
sebepten çürükler görülebiliyor. Aynı zamanda kişilerde
20 yaş dişlerinin çıkmak için yeterli mesafe bulamadığı
durumlarda diş dizilimindeki bozulmalar da en büyük
problemlerden Tanı’ya göre.
alanlarda bulunuyor. Zamanla çürümeye
yol açan bakteri, asit ve yiyecek artıkları
bu bölgede toplanıyor. Eğer diş çürür
ve dolgu yapılmazsa yine kısa sürede
iltihaplanabilir. Bu dişleri temiz tutmak zor
olduğundan biriken bakteri ve yiyecek
artıkları kötü ağız kokusuna sebep oluyor. Dişeti altında yatay pozisyondaki gömük
bir diş, diğer dişlerin hareketi, sıklaşması
ve çarpıklaşması ile sonuçlanacak olan bir
basınç oluşturduğundan yine çekilmesi
gerekir. Gömük dişin üzerini kaplayan
dişetinin altına toplanan bakteriler de
enfeksiyona yol açabiliyor. Yirmilik dişin
konum, şekil ve boyutuna bağlı olarak
uygulanacak işlemin zorluk derecesi
değişiyor. Dişin gömük olması, üzerinin
kemikle kaplı olması işlemin zorluk
derecesini artırabilir. Bu durumlarda lokal
anestezi altında muayenehane ortamında
ameliyat gerekir.. Yirmilik dişlerin çene
kemiğindeki konumunda, duruş pozisyonunda, büyüklüğünde, üzerinin kemikle
veya mukoza ile kaplı olması gibi sorunlar
yoksa 20 yaş diş çekiminin normal bir diş
çekiminden bir farkı yoktur.
32 | Bahar
Nisan 2014
Doyumsuzluk kanser ediyor
MERVE TUNÇEL
Aşırı yeme-içme ya da alışveriş, asrın vebası
doyumsuzluğun alâmetlerinden. Sanılanın
aksine doyumsuzluk sadece psikolojimizi
etkilemiyor. Uzman psikolog Ayşe Yanık’a göre,
başta kanser olmak üzere bağışıklık sistemi
hastalıkları, astım, migren ve boyun fıtığına da
kapı aralıyor.
Elbise dolabı tıkış tıkışken “Giyecek hiçbir
şeyim yok!” serzenişleri, tıka basa doyarak
kalkılan sofra henüz toplanmadan başlayan
abur cubur seansları, bir hevesle çıkılan alışveriş
bittiğinde içinize çöken o tuhaf mutsuzluk
hissi… İşte bunlar hep doyumsuzluk. Psikolojik
açlık hissiyle tanımlanan asrın vebası doyumsuzluk sadece psikolojimizi sarsıp mutsuz
etmekle kalmıyor, kanser başta olmak üzere
onlarca hastalığa kapı aralıyor.
“Hayatını devam ettirmek için pek çok şeye
sahip olduğu halde hiçbir şeyin yetmemesi,
hiçbir şeyden keyif alamama” hali olarak tanımlıyor doyumsuzluğu uzman psikolog Ayşe
Yanık. İşin şaşırtıcı kısmıysa doyumsuzluğun
yoksul değil, zengin toplumlarda daha sık
görülmesi. İstenilen her şeye çocukluktan
itibaren anında sahip olmak zamanla sahip
olunan şeyleri kişinin gözünde değersizleştiriyor. Çok istediğiniz o ayakkabılar, iştahla
yediğiniz en sevdiğiniz yemek bırakın mutlu
etmeyi derin bir kedere boğuyor sizi. Sonuçta
aldıkça alıyor, yedikçe yiyor ancak bir türlü
doymuyorsunuz. İşte o his ve yol açtığı
mutsuzluk, stres, endişe psikolojinizi bozarken
bağışıklık sisteminizi ruhunuz bile duymadan
çökertiveriyor.
gösteriyor. Aşırı stres ve mutsuzluk bağışıklık
sistemini çökerterek tüm kanser türlerine kapı
aralıyor. Son yıllarda özellikle gençlerde hatta
çocuklarda bile görülen panikatağın kaynağı
da doyumsuzluk Yanık’a göre. Zira gençler
içlerindeki boşluğu maddi şeylerle doldurmaya
çalışıyor, yaşam kaygısı, maddî ve manevî
kaoslar benliklerini sarıyor. Aradıkları cevabın
bu olmadığını görünce kapıldıkları ‘hiçlik ve
değersizlik’ hissi panikatağın da başlangıcı
oluyor.
Bağışıklık sistemini çökertiyor
Benim diyetim seninkini döver…
Sürekli bir şeylerin size yetmediğini
düşünme, her şeyin en mükemmelini isteme,
elde ettiğindeyse bir anda soğuma… Tüm
bunlar vücut için büyük bir stres kaynağı.
Bunlara bir de doyumsuzluğun getirdiği
mutsuzluk ve kaygı da eklenince hastalıklar
kaçınılmaz oluyor. Ayşe Yanık, Hayykitap’tan
çıkan “Anne ben niye doyumsuzum?” kitabında
doyumsuzluğun yol açtığı hastalıkları irdeliyor.
Sorunun çok büyük olduğunu düşünenlerde
fibromiyalji, bel ve boyun fıtıkları sıkça
görülüyor. Bu olumsuz hisleri içine atıp
kimselere anlatamayanlardaysa özellikle
kronik kabızlık ya da ishal, kolit, gastrit, reflü
ve ülser gibi mide-bağırsak hastalıkları baş
Malum, yediklerimiz daha midemize
ulaşmadan düşüyor Instagram’a. Hal böyleyken
kurulan sofralar ayrı bir özenle hazırlanıyor,
gidilen mekanlar titizlikle seçiliyor. Sosyal
ağlardaki bu yarış da doyumsuzluğa yol
açıyor. Aç değilken bile sürekli ve aşırı yiyerek
içindeki boşluğu doldurma isteği nihayetinde
çeşitli kalp-damar hastalıkları obezite ve
şişmanlığa kapı aralıyor. Derken çeşit çeşit,
boy boy diyetler giriyor devreye. En çok ve
en hızlı kim zayıflayacak yarışıyla denenmedik
yöntem kalmıyor. Sabahın nurunda soğan
suyu içerek ferahlayanlar(!) mı dersiniz, gece
yatmadan sirke şişesini kafaya dayayan mı…
Bir de bakmışsınız diyetkolik olup çıkıvermiş-
siniz, ta ki erimedik kemik, dökülmedik saçınız
kalmayana kadar.
Doyumsuzluğun kıskacındaki kesimlerden
biri de hamileler. Uzman Psikolog Ayşe Yanık,
“Bebek sahibi olmadan önce çiftlerin ilk
sorgulaması gereken ruhsal ve bedensel olarak
hazır olup olmadıkları. Lakin planlar kiradaysa
ev almak, evi varsa daha iyisine taşınmak ya
da arabasını yenilemek üzerine kurulu. Sanki
bunlar olmadan çocuk yapılmazmış gibi bir
algı hakim.” diyor. Bir de ‘hamilelik endüstrisi’nin hamile psikolojisi üzerindeki etkisinden
şikayetçi. Her gün yeni bir icat uyduruluyor
zira. Bebeklere düğünleri andıran şatafatlı
doğum günleri yapan anneleri öpüp başımıza
koyacağız. Artık ‘baby shower’lar hayatımızda,
bebekler doğmadan başlıyor kutlamalar. Diş
buğdayı, 40 uçurması, ilk ayı, ilk adımı… Hepsi
adeta şölen havasında kutlanırken, anneleri
de ‘hep daha iyisi olsun’ telaşı alıyor. Bunda
bebeklerinin her anını, hediyeleri, kutlamaları
sosyal ağlarda ballandıra ballandıra paylaşan
ünlülerin payı da büyük. Zira onlara özenen
anneler işi abartma yarışına giriyor. Nihayetinde hep daha iyisi, daha güzeli diye çırpınıp
dururken elde ettikleri bir türlü tatmin etmiyor
onları. Sonrası hoş geldin hastalık…
Çocuğunuz teknolojiye kapılmadan yeterince oyun oynuyor mu?
veya akıllı cep telefonları çocukların ellerinde
deniz hayvanları, çeşitli yapılar yapacakları
çağın gereği. Fakat çocuğun gelişiminin ve
sağlığının olumsuz şekilde etkilenmemesi için
yaşına uygun bir şekilde hareket edilmeli. İlk
aylarda mümkün olduğu kadar uzak tutulmalı.
Çocuğun zarar görmemesi için mümkün
mertebe doğal hayatın içinde olunmalı. Güneşli
havada park ve bahçelerde, sahilde dolaşıp
yapraklarla, kumlarla oynamalı. Çocuğun
oyun içinde gelişmesi için doğru oyuncak
ve malzeme seçimi de önemli. Bunların bir
kısmı evde hazırlanabilir. Üç yaşından sonra
evcilik takımları tamir malzemeleri, kara ve
diğer geometrik şekiller, oyun hamurları, renkli
kartonlar, çocukların hayal dünyalarına hitap
eder. Bu oyunlarda çocuk kendisi üretmenin
hazzını yaşar. Büyüklere ihtiyaç duymadan da
arkadaşlarıyla kendi oyunlarını kendileri kurup
oynayabilir. Okulöncesi eğitim başlamadan
ebeveynin akraba ve dost ziyaretlerine önem
vermesi, çocuklarıyla yaşıt çocukları olan
kişilerle daha sık görüşmesi, çocuğun hem
sosyalleşmesini hem de oyun oynamaya fırsat
bulmasını sağlar.
FARIKA TEYMUR ARTIR* dolaşıyor. Teknolojiye ilgi bir dereceye kadar parçalar, sünger plastik veya tahta küpler
Birlikte oyun oynayacağı yaşıtları olan
çocuk, oyun ihtiyacı yeteri kadar karşılandığında sağlıklı şekilde gelişir.
Çocuk ve gençlerle oynanan oyunlar,
bütün aile üyelerinin stresten uzaklaşmasına
ve birbirleriyle ilişkilerinin sağlıklı gelişmesine de katkıda bulunur. Bazı ailelerde
bu mümkünken, büyük şehirlerde arkadaş
eksikliğine bağlı gelişim sorunları sıklıkla
karşımıza çıkar. Bazı çocuklar da oyuncaklarıyla
oynamayıp aşırı derecede teknoloji ürünlerine
kendini kaptırır. Birçok evde tablet bilgisayarlar
34 | Bahar
Nisan 2014
ALİ PEKTAŞ
Kıraç, yeni albümü Çık Hayatımdan ile karşımızda. Dünyanın
gidişatına çok üzülen sanatçı, başta çocuk ölümlerinin kendisini
acıya boğduğunu söylüyor. Bu gidişata karşı ses çıkarmayan
meslektaşlarını da eleştiriyor.
Yeni albümünüzde özellikle iki müzisyenin ismi öne çıkıyor... Bu albümdeki birçok şarkının sözü ve müziği Aysuda Ülkü
Zeren’e ait. Geçen yıl söylediğim Beddua şarkısı da ona aitti.
Daha önce İstanbul Saklasın Bizi şarkısını yapmıştık birlikte.
Aysuda, çok güzel sözler yazıyor. Bu albümde Namık Naghdaliyev ile birlikte yaptıkları şarkılar var. Saklı Gülüş ve Mecnun’dan
da Öte öne çıkıyor. Namık, Azeri bir arkadaş ve çok değerli bir
müzisyen. Bu albüme çok katkısı oldu.
Albüme adını veren Çık Hayatımdan şarkısı için ‘İnsanlar beni
hiç bu kadar öfkeli görmedi’ diyorsunuz. Bu öfkenin sebebi
nedir?
Dünya ve Türkiye gündemini çok yakından takip ediyorum.
Aslında bu albümde duygusal şarkılar var. Bir gün stüdyoda
otururken bu şarkının sözleri çığlık çığlığa çıkıverdi dudaklarımdan. Dünyada herkesin kendi gündemi olması ve halkımızın hiçbir şeyden haberdar olamaması beni üzüyor. Uzun
süredir bunları eleştiriyorum. Geniş halk kitleleri hep birileri
tarafından yönetilmek isteniyor. Bilmemiz gereken hiçbir
zaman bize söylenmiyor. Bana göre dünyayı şeytanlar
yönetiyor. Çocuk ölümleri başta olmak üzere, bu kadar
uğraşma’ deniliyor...
Sanatın ne demek olduğunu bilmiyorlar mı? Her şeye
karışan adamdır sanatçı bence. Hiç kimseden emir almayan,
korkmayan, sadece kendi aklının ve vicdanının sesini dinleyip
estetik ölçüler içinde her şeye yorum getirebilen insandır. Nasıl
karışmaz sanatçı? Sadece sanatını yap ne demek? Sanat budur
ve biz de zaten bunu yapıyoruz, karışıyoruz.
Peki dünyanın gidişatı hakkında yorum yapmayanlar sanatçı
değil mi?
Onlar sanatçı değil, ünlüler. Sanatçı dediğin insan,
toplumdaki bir numaralı kanaat önderidir. Sanatçı politik de
olabilir, önermeler de getirebilir. Politika da yapabilir ama
yanlış olduğunu bildiği bir şeyi sırf ben bu partidenim diye
kabul etmez, içine sindiremez. İçinde bulunduğu
siyasi düşünce yanlış yaptığında
en yüksek perdede
söz söyleyen ve
bunun karşısında
değilmiş gibi görünüyor. Piyasada olan arkadaşlarımız aynı tarz
ve ritimlerle devam ediyor. Sadece imaj ve görüntü değişiyor.
Yapılıyor konserler, indiriliyor paralar. Bu da örnek olarak kabul
ediliyor. İçeriksiz şarkılar, macun gibi sözler. Kimsenin kalbini
kırmak istemiyorum. Şimdi çıkıp Kıraç da her şeyi eleştiriyor
denilecek ama ne yapayım? Ben eleştirmekten yoruldum.
Doğan her çocuk Manço ve Karaca’yı öğrenmeli
Temsilcisi olduğunuz Anadolu rock müziğinin temelinde de
dillendirdiğiniz düşünceler var. Neden bu türde müzik yapan
kişi sayısı az?
Maalesef benden başka göz önünde olan kimse kalmadı..
Çünkü sistem benim ve benim gibi sanatçıları pek istemiyor.
Daha çok milleti eğlendiren, savuran, düşünmeye sevk etmeyen,
gerçekleri görmemesini sağlayan birtakım ünlüler
yaratılıyor. Müziğin, sinemanın, dizilerin
içeriği böyle olsun isteniyor. Buna
uyan ünlüyü pohpohluyor.
Benim bulunduğum
ortam haksızlığa karşı.
KIRAÇ:
Herkes Hz. Hamza
olacak diye bir şey
yok ama yalanın
ardında durmasın
vicdansızlığa dayanamıyorum. Bu şarkı da
tüm duygularımın yansımasıdır aslında.
Yine bu şarkı özelinde “Her şeye rağmen
hepimizin koro halinde ‘Hayat güzeldir’ diye
haykırmasını diliyorum. Ben bu haykırışın
en güçlü seslerinden biri olmaya hazırım.”
diyorsunuz…
Hepimizin özgürlük, bağımsızlık ve vicdan
diye bağırması lazım. Başka türlü olmayacak. Suyun
başını kim tutarsa, herkesi istediği gibi yönetiyor.
Aslında şarkının sözleri dikkatle dinlendiğinde bir
sevgiliye değil, dünyayı yöneten o bütün şeytanlara söylediğim anlaşılır. Kötülüğe ve vicdansızlığa karşı söylenmiş
sözler. Bu kötülüklerin tüm insanların hayatından çıkması
gerekiyor. Bunun için de en başta vicdan devreye girmeli.
En çok çocuk ölümleri üzüyor beni, dediniz. Bir baba olarak nasıl
etkileniyorsunuz bu ölümlerden?
Bu ölümleri gördükten sonra kendi çocuklarımı severken
gözlerimden yaşlar akıyor. Çok vahim bir olay. Bunları hissedebilmeniz için illa ki sanatçı ya da baba olmanıza gerek yok.
Sadece çocuklar değil, kimse ölmesin. Ama hiçbir şeyden
haberi olmayan küçücük çocukların ölmesine kim dayanabilir?
Onlar, dünyanın çiçekleri. Bir çocuğun ne suçu olabilir? Ben
o politikayı tartışmıyorum. Bunun politikayla bir ilgisi yok.
Herkesin haykırması gerekiyor.
Dünyayı şeytanlar yönetiyor derken, bunu somut olarak mı,
yoksa soyut olarak mı söylüyorsunuz?
Yaradan, şeytana bir çalışma arası bırakmış ve kıyamete
kadar müddet vermiş. Ben bunu ille de insanın içindeki şeytani
kavramlar olarak soyutlaştırmak istemiyorum. Bunun açıklaması
yok. Bu kadar şeye rağmen insanların hâlâ kötülükte ısrarcı
olmalarının başka bir anlamı yok. Aklını kaybetmiş insanlar
toplumu var. Oysaki hepimiz ölümlüyüz, ölüp gideceğiz.
Bu süreçte müzik ve sanat nerede duruyor?
İnsanların akli ve ruhi melekelerini yitirmemeleri için sığınılacak limanlar, müzik ve sanat. Ben de bu şekilde işimi yapmaya
çalışıyorum ama dünyada hiçbir şey olmamış gibi de davranamıyorum. Bir yandan estetik bir şekilde insanları sorgulamaya,
yöneltmeye çalışıyor diğer yandan da sevgi kavramını paylaşıp,
bunların insanları mutlu etmesini ve dünyanın hâlâ güzel bir
yer olabileceği ümidinin olduğunu hatırlatmaya çalışıyorum.
Bir şeyleri eleştiren sanatçılar için ‘git sanatını yap, siyasetle
olan
insa nd ır
sanatçı.
Her sanatçı kanaat
önderi olmak zorunda mı?
Aman ben sadece konserimi
vereyim, ürettiğimi satayım düşüncesi ile sanatçı olmaz.
Evet bu dünya hayatını daha lüks yaşamanı sağlayabilir ama
ruhun korkunç derecede fakirleşir. Berbat bir insan olarak
ölürsün. Herkeste bu cesaret olmayabilir. Herkes Hz. Hamza
olacak diye bir şey yok. En azından yalanın ardında durmazsın,
rüzgâr nereden esiyorsa o tarafa gitmezsin. En azından dansöz
olmazsın. Durduğun yerde durursun. Sanatçı her zaman görüşlerini açıklar.
Dünyanın geleceğine dair ümitli misiniz?
Ümitli değilim. Hep böyle konuştuğum için insanlar beni
bohem ya da içe kapanık sanabilir ama değilim. Günümü
yaşarken gülümsüyorum. Bu, günlük rutinim. Gece kitaplarımla
ve yukarısı ile baş başa kaldığımda biraz dünyadan yukarı
çıkıp âlemi seyrediyorum. Gördüğüm tabloda da maalesef
umutlu değil. Hepimiz dünyayı yok etmek için var gücümüzle
çalışıyoruz. Bunun sonunda nasıl umut olabilir?
Ya müziğin geleceği için?
Bir kültür politikamız, estetik dünyamız yok. Ben de
istesem oturup dinleyiciyi kopartacak hitler yaparım ama
bunu yapamam. Böyle bir terbiyeden gelmedim. Bu önemli
Babanın
o ğ l u
yanlış yapsa,
h a k s ı z l ı k
yapsa karşısında
duruyorsun.
O zaman da ‘Madem
muhalifsin, o zaman neden aşk
şarkıları yapıyorsun?’ eleştirileri oluyor.
Biz âşık olmayalım mı? Aşk, dünyaya
indirgenemeyecek bir duygu. Günümüzdeki aşk kavramı
cinselliğin içine sıkıştırıldı. İlahi bir duyguyu bu kadar aşağı
indirmemek gerek.
Son günlerde sosyal medyada paylaşılan dinleme kayıtlarının
önüne Anadolu rock sanatçılarının şarkılarının konulmasını
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anadolu rock, her zaman yanlışı eleştiren, haksızlığın karşısında duran bir müzik. Ne kadar görünmese de Türkiye’nin
en çok dinlenen müziği bence. Sistemden dolayı az sanatçı
yetişiyor. Geçmişte yapılan şarkılar güncel bir konuya adapte
olabiliyor. Çünkü bu müzik türü, içinde bulunduğu kültürden
beslenen, insan tabiatını çözmüş, haksızlığa karşı duran ve hep
yaşayan bir müzik.
Bu süreçte insanlar özellikle ‘Cem Karaca ve Barış Manço’nun
ne kadar büyük sanatçılar olduğunu bir kere daha anladık’
yorumu yapıyor.
Cem Karca ve Barış Manço, çok büyük isimler. Türkiye’nin
göz bebeği isimler. Allah rahmet eylesin. Onlar tarihte altın
harflerle duracak insanlar. Onlar gibi olmayı kim istemez. O
isimleri herkesin anması gerek. Doğan her çocuğu onlardan
haberdar etmemiz lazım.
36 | Bahar
Nisan 2014
AYHAN HÜLAGÜ
Mustafa Uğurlu, Fox TV’de ekrana gelen
‘Düşler ve Umutlar’ dizisinin kötüsü olarak
yeniden karşımızda. İlk gençlik yıllarında
aynaya bakıp homurdandığını söyleyen
oyuncu, “Ülke yönetimine alıştık, görüntümüze
mi alışmayacağız?” diyor. Usta oyuncunun
ikizi gibi kendisine benzeyen ağabeyi Ahmet
Uğurlu hakkında anlattığı tatlı hikâyeler var.
Düşler ve Umutlar dizisiyle ekranlara
döndünüz. Hikâyeyi sizden dinleyelim mi?
Oliver Twist’ten uyarlama bir dizi. Yetimhaneye düşen bir çocuğun başından geçen
hikâyeyi anlatıyor: Yusuf daha doğmadan
babasız kalmıştır, annesi meçhul bir kaza
sonucu ölür. Yerleştiği yurdun yöneticileri
Hicran ve Cabir’in işkence ve dayaklarıyla
büyür. Yusuf, acılara daha fazla katlanamayınca
yurttan kaçar, kapkaççı çetesi Musa’nın eline
düşer ve olaylar gelişir. Kurgusu çok sağlam.
İnşallah sac ayakları bozulmadan devam
eder. Kurgu mantığını biliyorsunuz, uzadıkça
asıl hikâyeden uzaklaşılır. Umut ediyorum,
yönetmenimiz Serdar Akar, yazarlarımız ve
çok yetenekli oyuncu kadromuzla ana örgüyü
kaybetmeden, yan olaylarda boğulmadan
seyircide yeni bir tat bırakırız.
MUSTAFA UĞURLU:
Bence de oyunculuğu çok
ciddiye alıyoruz. Sonuçta
kansere çare bulmuyoruz,
bilim adamı gibi dünyayı
değiştirecek bir şeyler
yapmıyoruz. Onlar çok daha
ciddi, değerli. Sanat böyle.
Yaşamı tümden değiştirecek
gücü yok. Oyunculuk iç
duygularımızı dışarı fırlatan
araçtan fazla bir şey değil.
Tabii ki disiplinli çalışılması
gerekir. Ancak diğer
mesleklerle kıyaslandığında
bir cerrahtan ön planda
olduğunu söyleyemeyiz.
Siz hikâyenin neresinde duruyorsunuz?
Çete lideriyim. Kötü bir karakter. Hırsızlığı
öğreten, koruyan, kollayan, kendine göre
dünyası olan biri. Çaldığı şeyleri depolayan,
ayakkabı fantezisi olan, öpüp koklayan bir
adam. Filmdeki gibi işlenirse –ki ilk bölümden
işleneceğine dair ipucu aldım- bambaşka bir
yere doğru evriliyor.
Yoğunluk nasıl?
Çok yoğun değil. Böyle devam etmesini
umut ediyorum. Dizi dünyasının gecesi
gündüzü yok. Allah’tan Serdar Akar çok hızlı
çalışıyor; gerekli planları çekiyor, çok tekrar
yaptırmıyor. Sadece iki gün sete gidiyorum.
Müthiş.
Diğer beş gün ne yapıyorsunuz?
Evden pek çıkmam. Kedim, köpeğim, eşim
ufacık bir dünyamız var. Ara sıra Cihangir’e hava
almaya çıkarız, o kadar. Çok televizyon izleyen
biriyim. Politikaya burnumu sokar, tartışma
programları, anlamsız cinayet programlarını
izlerim. Terasım var; çiçek, böcek, toprakla
uğraşıyorum. Moralimi bozan tek şey ülkenin
durumu. Sevinçler, üzüntülerim herkesin
yaşadığı gibi. Ülkemin geleceğiyle ilgili
endişeler çok mutsuz ediyor. Gezi olayından
sonra toplumsal korku örtüsünün atıldığını
görüyorum, daha aydınlık günlere geleceğimizin sinyallerini verdi, o da beni umutlandırıyor.
Yoğun gündem omuzlarınıza ne kadar yük
bindiriyor?
Kanımızı donduran olaylar yaşıyoruz.
Kendimi izlerken
utanıyorum
37 | Bahar
Gençlerin ölümü beni çok üzüyor. Dönüşüme
ihtiyaç duyduğumuz bir dönem yaşıyoruz.
Bunun sancıları olduğunu, kısa bir süre sonra
düzlüğe çıkacağımızı düşünüyorum. Yönetenle,
yönetilenler arasında düşünce farkı oluşmaya
başladı. Çok farklı istekler dile getiriliyor. Bu
da yönetenlerin karşılık veremediği bir çizgiye
geldi. Muhakkak bir şeffaflaşma, demokrasi
gelecek. Başka alternatif yok. Düzlüğe çıkmamızın, ferahlamamızın, toplumsal barışın
sağlanması lazım. Eski dönemleri yaşamış biri
olarak çözüm sürecinde başka bir çatışma
dönemine girmek istemiyorum. Toplumsal
barış sağlanmalı. En büyük isteğimiz sağduyu.
Artık ipliği pazara çıkmışların hesap vereceği
bir düzene ihtiyacımız var.
Abiniz Ahmet Uğurlu, ‘Etrafında dünyanın
döndüğü oyunculardan değilim. Ben de
dünyayla beraber dönüyorum.’ diyor. Sizin
için durum nasıl?
Çok doğru söylemiş. Bence de oyunculuğu
çok ciddiye alıyoruz. Sonuçta kansere çare
bulmuyoruz, bilim adamı gibi dünyayı değiştirecek bir şeyler yapmıyoruz. Onlar çok daha
ciddi, değerli. Sanat böyle. Yaşamı tümden
değiştirecek gücü yok. Oyunculuk iç duygularımızı dışarı fırlatan araçtan fazla bir şey değil.
Tabii ki disiplinli çalışılması gerekir. Ancak diğer
mesleklerle kıyaslandığında bir cerrahtan ön
planda olduğunu söyleyemeyiz.
İyi gelir ve şöhretle başınızın döndüğü oluyor
mu?
Çok fazla popüler, iyi paralar kazanan biri
değilim. Başımın döndüğü anları hiç hatırlamıyorum. Sanatın içinden gelip de diğer
yaptığım işlerde çok mutlu olmayan insanlardanım. Hayatın içinde bir bireyim. Her şeyle
ilgilenmeye çalışıyorum. Hayat, salt yaptığınız
işin çerçevesinden ibaret olmasa gerek.
Abiniz sizden iki buçuk yaş büyük ama herkes
sizi ikiz zannediyor.
Aynen. Biz çoğunluğa göre tek bir adam
olarak tanınıyoruz. Abim benden çok önce
tiyatroya başladı, yıllar önce meşhur oldu.
Ben bölge tiyatrolarında uzun yıllar oynadım;
Mustafa Altıoklar, Ağır Roman filmiyle beni
Türkiye’ye tanıttı. Çok sonra çıktığım ve benzediğim için bizi tek adam olarak görmelerinden
hiç rahatsızlık duymadım.
Tuhaf tepkiler alıyorsunuzdur…
Bazen arkadaşları gelir, hatrımı sorar.
Tanımayıp soğuk davrandığım için bozulurlar.
Ters enstantaneyi çok yaşadık. (Gülüyor)
Geçenlerde sette, teknikteki arkadaşlar abimin
filmlerini söyleyerek beni övdü. Gırgıra vurup
geçiştiriyoruz. Bazen de benim oynadığım
roller üzerinden abimi tebrik ederler. Artık
çaktırmıyoruz, ‘ben o değilim’ muhabbetine
girmiyoruz. Hafif gırgırımsı bir şey oluyor.
Onun şöhretinin nimetlerinden faydalandığınız oldu mu?
Yoo… Belki de bireysel, kendimce tanınmamın bir ezikliğini yaşamış olabilirim o
yıllarda. Ben de aynı mesleği yapıyorum, niye
beni tanımıyorlar? Ama gelip geçti.
Nisan 2014
Lisede birbirinizin yerine sınava girdiğiniz
oluyor muydu?
Sonradan benzemeye başladık biz. Birbirimizin yerine sınava girme durumu olmadı o
yüzden.
Kıskançlık?
Hiç kıskanmam. Onu her seyredişimde
gözlerim yaşarır.
Aynı sahneye çıktınız mı?
Bir tiyatro oyununda oynadık. 1977-78
yılı… Zannediyorum Satıcının Ölümü (Arthur
Miller) veya M. Cevdet Anday’ın Yarın Başka
Koruda’sı. İsmini çıkaramadım.
Başka kardeş var mı?
Beş kardeşiz. İkimiz sanatın içindeyiz. Bir
büyük abimiz var, Bursa’da tamirci. İki ablam
var, ev kadını. Biriyle daha çok, biriyle daha az
benziyoruz. (Gülüyor) Anne, babamız damgalarını vurmuş. Karakteristik burunlarımız var,
ona bakınca bu aileden çıkmış dersiniz.
Hayatta az ve öz görüneyim
Farklı bir tipolojiyle sahip olmanın ne tür
avantajları var?
Farklılık kemik yapısıyla ilgili. Mesela çıkık
kemiklilerin sinemada daha avantajlı olduğuna
inanıyorum. Işık ve gölgenin belirginleştiği
hatlarınız olmaya başlıyor. Yuvarlak hatlar belli
bir dönem (çok yakışıklı oldukları) iş yapıyor,
sonrası gelmiyor.
Bahsini ettiğiniz görüşüne sahip kişiler ‘esas
oğlan’ olamıyor.
Eski Yeşilçam geleneği ortadan kalktı. Çok
düzgün fizikli kadın ve erkeklerin oynadığı
dönemden bağımsız sinemaya geçmeye
başladık.
İlk gençlik dönemlerinizde aynanın karşısına
geçince sorgulamalar oluyor muydu?
Özellikle şu burnun çıkmaya başladığı
dönemdeki halimi hatırlıyorum. 13-14 yaşına
kadar belirgin olmuyor, sonrasında kemik
çıkıyor. Bu nereden çıktı, diyorsun ama alışıyorsun.
Adınız hâlâ ilk filminiz Ağır Roman’la anılıyor...
Bu durum beni utandırıyor biraz. Kaç yıl
geçmiş aradan ama siz hâlâ milattan önce
çekilen bir filmle anılıyorsunuz. Seyircinin
‘Bundan başka bir şey yapamadı.’ düşüncesi
beni çok rahatsız eder. Şöyle bir gerçek de var:
20-30 film çeken ama bir-ikisiyle anılan aktörler
çok dünyada.
Ondan daha iyi performans sergilediğiniz
ama bizim ıskaladığımız filminiz hangisidir?
Valla çok bir şey yok. Zaten altı filmde
oynadım. Baktığım zaman hikâyesi, yönetmen
yorumuyla bu daha ön plana çıkıyor. Çamur
filmi prodüksiyon olarak beklenen ilgiyi
görmedi ama oradaki karakterim de (hiç
konuşmayan bir adamdı) bana biraz daha naif
geliyor.
Kendinizi eliniz boğazınızda izleyenlerden
misiniz?
Utanırım. Hiç beğenmem ve hep kötü
oynadığımı görürüm.
Örnek aldığınız oyuncular kimler?
O kadar çok ki. Geçtiğimiz gün Oscar’ı
seyrettim. İnanılmaz bir atmosfer, inanç. Bir
adamı başka filmde tanıyamıyorsun. Fiziksel
boyutunun dışında bakışlarına kadar değiştiğini görüyorsun. Dünyada, Türkiye’de iyi
aktörler var.
Kimler?
Şener Şen, Ahmet Uğurlu… O kadar çok
ki. İsim gelmiyor aklıma. Gençlerden Kıvanç
Tatlıtuğ çok iyi bir serüvenle başladı. Kenan
İmirzalıoğlu iyi bir aşamada. Genç kızlardan
da var.
Küçük rolleri büyütmeyi sevenlerden misiniz?
Yoksa…
Genç arkadaşlar metni eline aldıklarında
rollerinin uzunluğuna bakar, az olunca üzülür.
Az ve öz yazılması benim hoşuma gidiyor.
Belki de içine kapanıklığımdan kaynaklanan
bir duygu. Çok olursa ‘hatalarım daha görünür
olur’ endişesi var bilinçaltımda belki.
Hayatta da az ve öz görüneyim düşüncesi
var mı?
Evet, yaşam tarzım da buna benziyor.
Bal nelere şifa
olmuyor ki...
Sağlık için pek çok faydası bulunan balın bir özelliği daha ortaya çıktı. Kemoterapi
alan çocuklar üzerinde yapılan araştırmada, bal ile yapılan ağız bakımının mukozit (ağız
içi yaralar) düzeylerini ve mukozit oluşma oranlarını düşürdüğü, mukozit iyileşme süresini
kısaltmada ve iyileşme oranını artırmada etkili olduğu belirlendi.
Çocukluk çağı kanserlerinde kullanılan tedaviler iyileştirici etkilerinin yanında,
mukozit, bulantı, kusma, nötropenik ateş, ishal, saç kaybı, iştahsızlık, ağrı gibi istenmeyen
durumlara da yol açıyor. Mukozit, kanserli hastalarda kemoterapi ve radyoterapi, kemik
iliği ve kök hücre transplantasyonunun komplikasyonu olarak sık görülen, hastaların
tedaviye uyumunu güçleştiriyor ve yaşam kalitesini bozuyor. Hastada ağrı, kanama, disfaji,
enfeksiyon, total parenteral beslenmeyi gerektirecek şekilde yiyecek alımında bozulma
gibi klinik yakınmalar oluşturabilen mukozit, şiddetine göre kemoterapi ve radyoterapi
dozlarının azaltılmasına, tedavinin yavaşlatılmasına ve hatta tamamen kesilmesine neden
olabiliyor.
Mukozitin önlenmesi ve tedavisinde kullanılan yöntemlerden biri de bal uygulaması.
Bal uygulaması kemoterapi ve radyoterapinin oral mukozaya olan toksik etkisini balın
yapısında bulunan antioksidan, antibakteriyel, antiviral ve antienflamatuar etkisiyle
mukozitin oluşumunun ya da şiddetinin azalmasına ve iyileşmesine yardımcı oluyor.
Balın iyileştirici ve koruyucu özelliği bilimsel bir çalışmayla ortaya konuldu. Atatürk
Üniversitesi’nde kemoterapi alan çocuklara bal ile yapılan ağız bakımının mukozitin
önlenmesi ve iyileşmesine etkisinin araştırıldığı çalışma 4 yıl sürdü. Araştırma kemoterapi
alan, eski ve yeni lösemi ve lenfoma tanısı olan, klinikte yatarak ve poliklinikte ayakta
tedavi alan, mukoziti olan ve olmayan, girişim süresince çalışma dışında ailesi tarafından
bal verilmeyen, diyabeti, alerjisi olmayan, 6-17 yaş grubundaki 76 çocuk üzerinde yapıldı.
Çocuklara kemoterapiden sonra, her gün, klinikte rutin uygulanan standart ağız
bakımına ek olarak doğal standardize edilmiş çiçek balı uygulandı. Çalışmada Şemdinli
bölgesinin yüksek yaylalarından elde edilen bal kullanıldı.
Araştırma sonucunda kemoterapi alan çocuklara uygulanan bal ile yapılan ağız
bakımının mukozit düzeylerini ve mukozit oluşma oranlarını düşürmede, mukozit iyileşme
süresini kısaltmada ve iyileşme oranını arttırmada etkili olduğu tespit edildi.
Araştırma sonucunda doğal bir besin olan balın, diyabeti ve bal alerjisi olmayan
kemoterapi alan çocuklarda, rutin standart tıbbi ağız bakım ürününe ek olarak, güvenli
bir şekilde kullanılabileceği ifade edildi.
38 | Bahar
Nisan 2014
Maliyeye çalım atamadı
Vergi kaçırmanın çok büyük suç olduğu Avrupa’da son kurban Bayern Münih Başkanı Uli Hoeness oldu. 3,5 yıl hapse
mahkum olan ünlü futbol adamı ‘Hayatımın hatası. Herkesten özür diliyorum.’ dedi.
BAHAR KOPENHAG
Futbolcu olarak adım attığı kulüpte tam 44
yıl kalacağını bilmiyordu. 27 yaşında dizindeki
sakatlıktan dolayı kariyerine nokta koyarken
yeni görevi kulüp genel menajerliği oluyordu.
Teknik adamlar değişirken, değişmeyen isim
olarak bu görevde tam 30 yıl kaldı. Menajerlikten sonraki basamağı kulüp başkanlığı oldu.
Başarı merdivenlerini teker teker tırmanıp
zirveye ulaşan bu isim Bayern Münih Başkanı
Uli Hoeness’ten başkası değildi. Kariyerinin
finali ise demir parmaklıların arkası oldu. Suçu
vergi kaçırmaktı. “Almanya’da vergi kaçıran
kim olursa olsun hak ettiği cezayı alır” prensibi,
Hoeness için de geçerliydi. Kendisi de, kulübü
de, taraftarlar da bu cezanın arkasında başka
gerekçeler aramadı, ‘siyasi bir karar’ diyerek
birilerini suçlamadı.
Efsane ismin çöküşüne geçmeden önce
hayat hikâyesine kısa bir göz atalım. Hoeness
kardeşlerin büyüğü olan Uli, 5 Ocak 1952’de
doğdu. Bayern Münih ve Nürnberg formasını
giydi. 250 lig maçında 86 gol attı. Sakatlıklar
bir türlü peşini bırakmadı. Futbolunun en
verimli çağı olan 27 yaşında sakatlığından
dolayı yeşil sahalara veda etti. Bayern Münih
formasıyla 3 lig ve 3 Avrupa kupası sevinci
yaşadı. 1974 Dünya Kupası’nı kazanan kadroda
yer aldı. 1976 Avrupa Şampiyonası finalinde
Çekoslovakya’ya karşı kaçırdığı penaltıyla
kupayı kaybettiren oyuncu olarak hafızalara
kazındı. Millî formayı 35 maçta giydi. Futbolu
bırakır bırakmaz Bayern Münih’e menajer oldu.
1982’de geçirdiği uçak kazansından ağır yaralı
olarak kurtulurken, küçük uçakta olan diğer
4 kişi yaşamını yitirdi. Başarıya giden yolda
disiplinden taviz vermedi. Kurala uymayan öz
kardeşi olsa bile gözünü kırpmadan cezasını
kesti. Bayern Münih’in Alman futboluna
ağırlığını koymasında önemli rol oynadı. Teknik
adamlar değişirken, 30 yıl menajerlik koltuğunda oturarak gücünü herkese kabul ettirdi.
Franz Beckenbauer, Karl-Heinz Rummenigge
ve Uli Hoeness üçlüsü sırasıyla kulüp başkanlığı
görevinde bulundu. Alman futboluna yön
veren bu üçlü sayesinde Bayern Münih,
dünyanın sayılı kulüpleri arasına girdi. Uli
Hoeness, 2009’da başkanlık koltuğuna oturdu.
Geçen yıl lig, kupa, Şampiyonlar Ligi, Süper
Kupa ve Kıtalarası kupasıyla sezonu kapatan
Alman devi, tarihinin en parlak günlerini yaşadı.
Bu sezon da Bundesliga’da açık farkla lider olan
Bayern Münih, hem Almanya Kupası’nda hem
de Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam ediyor.
Bu başarının mimarlarından Hoeness’in kâbus
günleri ise geçen yıl ocak ayında başladı.
‘Bavyera’nın Efsanesi’ lakaplı Uli Hoeness,
İsviçre bankalarına yatırdığı milyonlarca
Euro’yu beyan etmediği için Ocak 2013’te
ceza indiriminden yararlanabilmek umuduyla
kendini maliyeye ihbar etti. Hoeness için kâbus
dolu günler o zaman başladı.
“Benim için cehennem başladı”
Ünlü futbol adamı, o günleri, Mayıs 2013’te
haftalık Die Zeit gazetesine şöyle açıklıyordu:
“Savcılar 20 Mart’ta, sabahın 7’sinde evimin
kapısını çaldığında benim için cehennem
başladı. Geceleri yatağımda dönüp duruyorum,
uyku tutmak bilmiyor. Gece-gündüz yaptığım
hatayı, ailemi içine düşürdüğüm zor durumu
düşünüyorum. Büyük aptallık yaptım. Kötü bir
insan değilim.”
Savcılık, uzun araştırmalar sonunda
Hoeness hakkında 30 Temmuz’da dava
açılmasına karar verirken, mahkemeye
sunulan iddianame kasım ayının başında
kabul edildi. Hoeness, kaçırdığı verginin 3
milyon Euro olduğunu iddia ediyordu. Ancak
savcılık araştırması bu rakamı doğrulamıyordu.
Hoeness tam 10 yıldır ‘düzenli’ vergi kaçırmıştı.
Hoeness’in suçunu kabul etmesinden dolayı
mahkeme hızlı ilerlerken 4 celse sonunda karar
açıklanıyordu. Hoeness’in kaçırdığı miktar
27,2 milyon Euro’ydu. 3,5 yıl hapis cezasına
çarptırılan Hoenes’in yargılandığı Münih
Bölge Mahkemesi’nin önünde toplanan çok
az sayıdaki Bayern Münih taraftarı, “Başkanımızı
yedirmeyiz” sloganı yerine sadece “Yalnız
değilsin” mesajını vermek için geldiklerini
söylüyordu. Taraftarlar “Herkes vergi kaçırıyor,
bu bir siyasi karardır” diye nutuk atmazken;
sadece 62 yaşındaki efsane ismin ‘iyi niyetli’
davranışından dolayı hapis cezası almaması
gerektiğini savunuyordu.
Kararı temyize götürmeyen Hoeness,
şöyle diyordu: “Ailemle yaptığım görüşmeler
sonunda mahkeme kararını kabul etmeye
karar verdim. Bu benim terbiye anlayışımla ve
kişisel sorumluluğumla uyuşmaktadır. Vergi
kaçırmış olmak benim hayatımın hatasıydı.
Bunun sonuçlarına katlanacağım. Kulüpteki
tüm görevlerimden istifa ediyorum.”
Bu istifayla birlikte 44 yıllık Hoeness-Bayern
Münih birlikteliği bitmiş oluyordu. Hoeness
sadece hapis yatmayacak, kaçırdığı vergiyi
faiziyle birlikte ödeyecek.
DET KOSTER KUN
3.050 kr.* (taxi)
BLIV
TAXICHAUFFØR
DET KOSTER KUN
3.660 kr.* (bus)
OG TAGER KUN
6 UGER
Næste holdstart:
DAG (Brøndby): 28/4 og 12/5
AFTEN (Brøndby): 19/5
Telefon 43 425 425
E-mail: [email protected]
eller find os på www.tucdekra.dk
OG TAGER KUN
5 UGER
Næste holdstart:
DAG (Brøndby): 28/4 og 10/6
AFTEN (Frederiksberg): 5/5
RING
TIL OS:
43 425 425
BLIV
BUSCHAUFFØR
TUC A/S, Kirkebjerg Parkvej 7, 2605 Brøndby
Kirkebjerg Parkvej 7, 2605 Brøndby
* AMU-mål 40531 Personbefordring med bus og 46927 Personbefordring med taxi, er underlagt den til enhver tid gældende AMU-lovgivning. AMU-tilskuddet er
betinget af, at kursisten er i arbejde, og ikke har en videregående uddannelse (enkelte undtagelser - ring for information). Minimums-deltagerantal er 10. Ovenstående
uddannelser udbydes i Region Hovedstaden. For målgruppe og yderligere info - se www.tuc.dk
1402_v3.indd 1
31-03-2014 13:12:15
Download

pr. dag - BAHAR