BU SAYIDA
TEOG’DA BĠRĠNCĠYĠZ
1
OKULUMUZUN ÇEHRESĠ
DEĞĠġĠYOR
1
ÇANAKKALE VE ġEHĠTLER
TÜRK BÜYÜKLERĠ
HIZLA GEÇEN BĠR DÖNEM
KĠTAPLARA YOĞUN ĠLGĠ
2
3
3
KÜTÜPHANELER HAFTASI
SĠVĠL SAVUNMA
ĠSTĠKLAL MARġIMIZ
HAFĠZE ANA
SOSYAL ETKĠNLĠKLER
EDEP
KUR’AN VE SÜNNETTE
DUA– Öğr. Nadir ÖZ
8 MART VE TÜRK KADINI
BAHARI BEKLERKEN
BĠLĠM VE TEKNOLOJĠ EKĠ
AHMET DEDE’MĠZ
BĠR SINIF GEZĠSĠ
MĠNĠK YILDIZLAR
MANGALA
SATRANÇ TURNUVASI
OKUMA ġENLĠĞĠ
REHBERLĠK SERVĠSĠ
EĞLENCE KÖġESĠ
SON
3
4
5
6
7
7
8
8
9
9
10-11
12
12
13
13
14
15
16
İLK TEOG’DA BİRİNCİYİZ!
Geçen sayımızda, okulumuz öğrencilerinin
baĢarılı bir sınavı geride bıraktığını, öğrencilerimizden aldığımız bilgiler doğrultusunda paylaĢmıĢtık. Daha sonrasında aldığımız veriler
öğrencilerimizin bizi yanıltmadığını gösterdi.
Bu sonuçlarla Fatih Ortaokulu sahip olduğu
unvanını korumayı sürdürüyor. Öğrencilerimizin baĢarı grafiğini siz değerli okuyucularımızla paylaĢıyor onlara baĢarılarının devamını diliyoruz.
Gazete Komisyonu
Okul Adı
Sınava
Giren
Öğrenci
Sayısı
Türkçe
Matema- Fen ve Yabancı Din Kültü- Ġnkilap Toplam
tik
Teknoloji
Dil
rü
Tarihi Ortalama
FATĠH ORTAOKULU
95
78,9063
71,0706
75,3838
59,4681
82,4479
75,0000 73,7128
Okul
Notları
91,8421
Ortalaması
85,4028
81,5798
80,9159
91,4917
89,5220 86,7924
14,3322
6,1960
21,4478
9,0437
14,5220 13,0796
FARK
12,9358
OKULUMUZUN ÇEHRESĠ DEĞĠġĠYOR
Geçtiğimiz yüz yılın ve Türk tarihinin en önemli olaylarından biridir Çanakkale deniz savaĢları. Türk ulusu
için büyük bir zafer, Ġtilaf devletleri
içinse açıklaması zor bir yenilgi olmuĢtur. SavaĢın ardından geçen yüz
yıla yakın süre bile o küçük bölgede
yaĢanan acıyı, kahramanlık öykülerini, zaman zaman dostluğa dönüĢen düĢmanlıkları unutturamamıĢtır. Zaferin timsali olmuĢ bir Ģehir ve nesil o gün bu
gündür romanlara,
anıtlara, Ģiirlere kısaca her Ģeye konu
olmuĢ ama yine de
ulusun minnet duygusu doymamıĢtır doyamayacaktır da. Ruhları ġad olsun…
Fatih Ortaokulu dıĢ çeperine çizilen 40 metrelik Çanakkale tablosu Çanakkale ruhunun canlı kalmasını sağlıyor. Okulumuz bahçe duvarına rehber
öğretmenimiz Gürkan TOP savaĢın unutulmaz sahnelerini yansıtan çalıĢmayı resmetti. Yoğun bir çabanın ardından çıkan sonuç görenleri duygulandırdı. Okul müdürümüz H. Ġbrahim KILIÇASLAN “ Türk insanının göz kırpmadan vatan toprağı için kendisini feda ediĢini gözler önüne sermek, Çanakkale ruhunu her zaman canlı tutmak öğrencilerimizin tarihimize sahip
çıkmasını sağlamak amacıyla bu tabloyu bize kazandıran öğretmenimize
teĢekkür ediyorum.” dedi.
ÇANAKKALE GEÇĠLMEZ!
“Çanakkale Zaferi,
Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı
hayret ve tebrik bir misaldir.
Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebeleri’ni kazandıran bu yüksek ruhtur.”
M. Kemal ATATÜRK
18 Mart Çanakkale Zaferinin 99. yıldönümü okulumuzda büyük bir çoĢku ile kutlandı. Günün anlam ve
önemini belirten Ģiirler konuĢmalar ve piyeslerle bizleri o günlere geri götüren ve yokluk içinde kazanılan
bir zaferi bize yaĢatan ve törende görev alan arkadaĢlarımıza çok teĢekkür ediyoruz.
3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri
arasında Çanakkale
Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer
destanıdır.
Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Türk bağımsızlık savaşının temelleri, Çanakkale'nin sularında, Conkbayırı'nda ve Anafartalar'da atılmış, bu zaferler Türk
Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır.
Türk Ulusu; İstanbul'u kurtaran
Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'den tanımış;
19 Mayıs 1919'da O, Samsun'a çıktığı gün Suriye ve Filistin cephelerinden terhis olarak Anadolu'ya dönen Türk halkı, "bu
benim kahraman komutanımdı" diyerek O'nun etrafında kenetlenip İstiklal Savaşı'na katılmıştır.
Türk Ulusu ve dünya O'nu böylece tanırken, O da
Conkbayırı'nın, Kocaçimen'in, kan deryası can pazarında ulusunun ve Türk askerinin asıl cevherini yakından
tanıyarak daha sonra girişeceği Bağımsızlık Savaşını
kesin zaferle sonuçlandıracağı
kanaatini daha o zamandan edinmiştir. 18 Mart zaferi kazanılmasaydı, düşman donanması, daha 1915'in Mart ayında İstanbul'a girerek Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertebilecekti.
Çanakkale Boğazı'nı denizden aşıp İstanbul'a giremeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915'ten başlayarak 8-9 Ocak 1916'ya kadar süren
Çanakkale kara savaşlarında Mustafa Kemal tarafından durdurulamasaydı, Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusyası en kısa yoldan
müttefiklerinin yardımlarına kavuşacağı için yıkılmayacak, muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik İhtilali de olmayabilecekti. Bu durumda
Almanya'nın yenilgisi hızlanacak ve 1. Dünya Savaşı belki de
1915'te sona erecekti. Çanakkale Zaferi; harbin 4 yıl sürmesine, üç
imparatorluğun (Osmanlı, Çarlık ve Avusturya/
Macaristan İmparatorlukları) tarih sahnesinden silinmesine neden olmuştur. Gelibolu Yarımadası'nda düşmana kesin darbeler vurarak onları yenilgiye uğratan Alb. Mustafa Kemal'in Anafartalar tepesinde yaktığı
zafer meşalesi, Kurtuluş savaşımızın da yolunu aydınlatmıştır.
Böylece 18 Mart deniz zaferimizi taçlandıran 25 Nisandan sonraki
kara savaşlarında, Mustafa Kemal'in etkin liderliği sayesinde kazanılan
zaferlerin, ulusal tarihimize ve dünya tarihine yön veren etkin rolünü
yukarda belirtilen noktalarda toplamak mümkündür.
Ruhları Şad Olsun…
Melike UYANIK
Türk büyükleri
köĢemiz
yenilendi!
D
evletleri ve milletleri geleceğe
taĢıyan, kaderlerine yön vermeye
vesile olan, hayırla anılan insanlar vardır. Türk ulusunun da milli hafızasında yer edinmiĢ Türk büyükleri vardır. Geçtiğimiz yüzyılın en büyük liderlerinden M. Kemal ATATÜRK “Türk çocuğu ecdadını
tanıdıkça
daha
büyük
işler
yapmak
için
kendinde
kuvvet bulacaktır.” sözüyle atalarını tanıyan bir
gençliğin ülkesine ve milletine sahip çıkarak çok
çalıĢkan olacaklarını söylemektedir. Bu doğrultuda
okullarımız Türk büyüklerini bize öğreten ana unsurlardan biridir. Gazetemize bu konuyu taĢımamın
iki nedeni var. Birisi atalarımızı hatırlamak ikincisi
ise okulumuzdaki bir yeniliği haber vermekti. Bu yıl
okulumuz koridorlarında boy gösteren Türk büyükleri görsellerini yeniledik. ArkadaĢlarımız derslerine girerken damarlarındaki asil kanın değerini daha derinden hissediyorlar. Okul idaremize
teĢekkür ediyoruz.
Kadir YAYKIN
HIZLA GEÇEN
BĠR DÖNEM!
2013-2014 eğitimöğretim yılının ilk dönemi kapandı. Okulumuz bahçesinde yapılan karne törenine ilçemiz Kaymakamı Fahri MERAL , veliler, öğrenci arkadaĢlarımız
ve Öğretmenlerimiz katıldı. Törenimiz okulumuz öğretmeni Cemal YĠĞĠT´in konuĢmasıyla devam etti.
Daha sonra sınıflar
düzeyinde dereceye
giren öğrenciler takdim edildi ve ödüllendirildi. Öğrencilerimizin karne gününde gazetemiz objektifleri
boĢ durmadı. Kimisi biraz üzgün kimisi sevinçliydi. Ama tatil herkesin yüzünde aynıydı. Gezmek-eğlenmek tabi biraz da düĢük notları düzeltmek için ders çalıĢmak.
ĠĢte size “YaĢasın tatil!” den kareler…
Furkan
DÜRÜMLÜ
Kitaplara Yoğun Ġlgi
Ġlçemizde faaliyet gösteren bir kırtasiyenin kitap sergisi okulumuz kitap kurtlarının yoğun ilgisine
maruz kaldı. Kitap satıĢında zorlanan firma yetkilileri Fatih’in öğrencilerinin neden çok baĢarılı
olduklarını bir kez daha anladıklarını ifade ettiler.
Furkan GÜLER
3
ÖZLÜ SÖZLER
KÜTÜPHANELER HAFTASI
Kitapların büyülü dünyasında yaşamak bir alışkanlık ister. Bir tutkudur
bu. En güzel bağımlılıktır. Öyle bir bağımlılıktır ki kendinizi bir kaptırırsanız, bir daha kurtulmak istemezsiniz. Romanlar, öyküler ve şiirler. Büyük ve bambaşka gezegenlerde gezer, sonsuz düşlere dalar, hayata başka bir pencereden bakarsınız.Kitapların olmadığı bir dünya düşünülemez.Kısacası kitaplar hayatımızdır,dostumuzdur.Başka insanların düşlerini öğrenmedir, doğanın gerçekleriyle yüzleşmektir ve bencilliği yok etme
araçlarıdır. Kitapları seven, insanları ve diğer tüm canlıları da sever.
İnsanı doğru algılamanın yolu kitaplardan geçer. İşte insanlık için
bunca değerli olan kitaplar, kütüphanelerde korunur.Kuşkusuz çoğu kişinin kendi evinde kitaplığı vardır ama buradan sadece kendisi ve yakınları,
tanıdıkları yararlanabilir. Oysa kütüphanelerden çok geniş kitlelerin
yararlanma olanağı vardır. Üstelik böyle bir özel kitaplığa sahip olan kimsenin de kütüphanelere gereksinimi vardır. Çünkü özel bir kitaplık asla
kütüphanelerin zenginliğe erişemez. Günümüzde uygarlık çok gelişmiştir.
Radyo, televizyon, bilgisayar, internet gibi iletişim ve bilgilenme araçları
çok gelişmiştir.
Ne kadar gelişse, yaygınlaşsa da bunların hiçbirisi kitabın yerini tutamaz. Zaten dünyanın en gelişmiş ülkelerinde kitaba, kütüphaneye olan
ilginin azalmaması, hatta artması bunun kanıtıdır.İnsanlar için bunca
değerli olan kitaplar, kütüphanelerde korunur.Kütüphaneler tüm insanların hizmetlerine sunulur. Kütüphanede zorunlu kalmadıkça konuşmamalı,
gerekirse de mümkün olduğunca yavaş sesle konuşmalıyız.Kitaplara hiçbir
şekilde zarar vermemeli, sayfaları çizmemeli, yırtmamalı, herhangi bir
işaret koymamalıyız.
Hiçbir gemi bizi bir kitap kadar uzağa götüremez.Biz kitap okudukça
okuyasımız gelir.Bazı insanlar ise okudum demek için boş boş sayfaları çevirir.İşte böyle insanlarda kitap okuma alışkanlığı yoktur.Kitabı boş ve gereksiz görürler.Kitap okumak istemeyenler okumamak için çeşitli bahaneler
uydururlar.Bazıları önümüzde okuyan olmadı biz neden okuyalım diyor.İşte
bu çok yanlış bir şeydir.Büyüklerimiz okumayınca bizim çevremizde okuyan
olmayınca bizde okumak istemeyiz. Ama gönülden okumak isteyen biri çevresini ailesini hiç takmadan okur.Kitap okuma alışkanlığı kazanılmış mıdır
yoksa sonradan kişiye aşılanmış mıdır bilinmez.Ama şahsen
benim için kitap okumamak kaybediş ve kitap okumayan insan
ise kaybetmiş demektir.Neden mi ? Çünkü bilmediği , belki
de yanı başında sürüp de giden hayatın akışında görmediği
nice gerçeğin, olayın ve olgunun hiçbir zaman farkında olunamayacak olduğu gerçeğinden dolayıdır bu.
Ezgi KERECĠ
4
Kitaplar kendinize ve baĢkalarına
saygı duymayı öğretecek, yüreği ve
akli, dünya ve insanlık sevgisiyle
dolduracaktır. (Maksim Gorki)
Kitapları seviyor musunuz öyleyse
hayatınız boyunca mutlu olacaksınız
demektir. (Jules Chore )
Ben kitaplarımı yaratmadan kitaplarım beni yarattılar. (Montaigne)
Bir insanın değeri okuduğu kitaplarla ölçülür. (Herbert Spencer)
Mümkün olsaydı her karıĢ toprağa
buğday eker gibi kitap ekerdim.
(Horace)
Ulusları ilerleten, yükselten zengin
kitaplardır. (Anatole France)
Yabani uluslar dıĢındaki her ülke
kitaplar tarafından yönetilir.
(Voltaire)
Yasalar ölür kitaplar ölmez.
(Bulwer lytton)
Ġyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır. (Francis Bacon)
Ġlk defa yeni bir kitap okumaktansa,
okunmuĢ bir kitabı tekrar okumak
daha yararlıdır. (Lord Dudley)
Kitaplıklar aklin tedavi yerleridir.
(Scilus)
Bugünün gerçek üniversitesi, bir
kitaplıktır. (Carlyle)
SİVİL SAVUNMA HAFTASI:
KORKULARIMIZLA BAŞA
ÇIKABİLİRİZ
Ġnsanoğlunun en savunmasız anlarıdır felaketler. Depremler, seller doğanın normal davranıĢları iken bizler için acı ve korku dolu anlar olurlar. Yıllardır içine sığındığımız evlerimiz, okullarımız; kullandığımız eĢyalar üzerimize yıkılırken yaralanır hatta ölebiliriz. Aslında bu gösteriyor ki bu felaketlerde bize zarar veren depremin
kendisinden çok eĢyalarımız ve evlerimiz oluyor. Ancak buna rağmen günden güne bilinçlenen insanlık depremlere daha dayanıklı binalar inĢa etmeye
çalıĢırken, sel felaketlerinin vuramayacağı yerlere yerleĢim bölgesi yaparken basit ama can kurtaran önlem
ve davranıĢlarla bu felaketlerden kendisini koruyabilir. Bazen de savaĢın arka bahçesinde ezilen siviller
için mücadele etmek gerekir. ĠĢte bu konularda bizler için çalıĢan bir kuruluĢ var: “Afet ve Acil Durum
Yönetimi BaĢkanlığı!”
Okulumuzda da 28 ġubat Sivil Savunma Günü dolayısıyla Sivil Savunma Kulübü danıĢman öğretmeni
Seyfettin ĠNCE ve öğrenciler tarafından program sunuldu. Törende öğrencilerimiz sivil savunmanın önemi, kurum ve okullarda can ve mal kaybını en aza indirmek için alınacak tedbirler ile deprem ve yangın
konularında bilgilendirildi. Törenin ardından, okul binası ve dersliklerin planlı bir Ģekilde boĢaltılması ve
açık alanlara izdihama yol açmadan toplanma konusunda "tahliye
tatbikatı" yapıldı. Alarmın ardından, öğrenciler, öğretmenler ve
okul personeli binayı hızlı bir Ģekilde boĢalttı. Tahliye sırasında alt
katta eğitim gören öğrencilere öncelik verildi. Tatbikatın ardından
öğrenciler düzenli bir Ģekilde tekrar sınıflarına girdi. Okul Müdürümüz H. Ġbrahim KILIÇASLAN, yaptığı açıklamada, bütün öğrencilerimizi yaklaĢık 2 dakika gibi kısa bir sürede dıĢarıya toplamayı baĢardıklarını söyledi. Bu tatbikatların önemine değinen okul
müdürümüz, "28 ġubat'ı Sivil Savunma Günü ve 1-7 Mart'ı ise
Deprem Haftası olarak değerlendiriyoruz. SavaĢ ve depremler deyince akla toplu ölümler gelmektedir, toplu ölümler deyince de
sivil savunma, sivil savunma deyince de aklımıza çocuklarımızın bulunduğu okullar gelmektedir. Onun
için okullarda bu tür tatbikatlar çok önemlidir ve sıklıkla yapılmalıdır.” dedi.
AFET TÜRLERĠ :
Dünya genelindeki doğal afetler ele alınınca, 31 çeĢit doğal afetin 28 tanesini meteorolojik afetlerin oluĢturduğu görülür. Doğal afetlerin çeĢitleri ve önem sıraları ülkeden ülkeye de değiĢmektedir.
Örneğin, Akdeniz Bölgesinde doğal afetler kuraklık, seller, orman yangınları, heyelan, dolu fırtınaları, çığlar, donlardır. Ülkemizde ise en sık görülen meteorolojik karakterli doğal afetler dolu, sel,
taşkın, don, orman yangınları, kuraklık, şiddetli yağış, şiddetli rüzgâr, yıldırım, çığ, kar ve fırtınalardır. Dünya Meteoroloji Örgütüne
(WMO) göre sadece 1980'li yıllarda
dünyada 700,000 kiĢi meteorolojik
afetlerden dolayı hayatını kaybetmiĢtir
(MMO, 1999).
AraĢtırmacılar: Melike AYAR-
Azra Dilan ALKAN
5
12 MART: Ġstiklal MarĢımızın Kabul
Günü
Ġstiklal MarĢımızın yazılmasından bu yana tam 93 yıl geçti. Büyük Ģair merhum M. Akif ERSOY’u rahmetle anarken, bıraktığı
eĢsiz eseri bir kez daha baĢ tacı yaptık.
MEHMET AKĠF’ĠN HAYATI
Asıl adı Mehmet Ragif olan Mehmet Akif 1873
yılında
Ġstanbul’da doğdu. Annesi Emine ġerife Hanım, babası Temiz
Tahir Efendidir. Ġlk tahsiline Emir Buhari Mahalle Mektebinde baĢladı. Ġlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye
Mektebine devam etti. Babasının vefatı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayatı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı.
Akif’in memuriyet hayatı 1893 yılında baĢlar ve 1913 tarihine kadar devam
eder Akif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dıĢarıda kendi kendini yetiĢtirerek tahsilini tamamlamaya,
bilgisini geniĢletmeye çalıĢtı. Memuriyet hayatına baĢladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve Ģiir yazarak
edebiyat sahasındaki çalıĢmalarına devam etti. Fakat onun neĢriyat âlemine giriĢi daha fazla 1908′de Ġkinci
MeĢrutiyetin ilanıyla baĢlar. Bu tarihten itibaren Ģiirlerini Sırat-ı Müstakim’de yayınlanır. 1920 tarihinde
Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine seçildi. 17 ġubat 1921 günü Ġstiklâl MarĢı’nı yazdı.
Meclis 12 Martta bu marĢı kabul etti.1926 yılından itibaren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi.
Derslerden döndükçe Kur’ân-ı kerim tercümesiyle de meĢgul oluyordu, fakat bu sırada siroza tutuldu.
Hastalık onu harap etmiĢ, bir deri bir kemik bırakmıĢtı. Ġstanbul’a geldi. Hastanede yattı, tedavi gördü.
Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 tarihinde
vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır.Hayatımızda büyük bir sevgiye sahip olan Mehmet Akif bizlere Ģan ve onurla
istiklal marĢımızı hediye etti. Büyük saygı ve selamla okuduğumuz Ġstiklal MarĢımızın yazarı olan Mehmet Akif’in huzur
içerisinde yatmasını dileriz. Bunun yanı sıra asla aĢırılığa kaçılmaması gerektiğini de ifade etmiĢtir.Mehmet Akife göre
edebiyat halka hitap etmeli edebiyatçı da asla halktan kopuk
olmamalıdır.
Sevilay HEZER
MEHMET AKİF ERSOY’A
Akif ki Ģiiriyle
ġair, hatip bir güldür.
Milleti için
Açıp dönen bülbüldür.
Büyük insan
BaĢ eseri safahat
DüĢman ayak basınca memlekete
Olamaz artık rahat.
Zalimi asla sevmez
Mazlumu atmaz bir kenara
Sevindirir herkesi
Duyurmazdı kurda,kuĢa
Yarın Mehmet Akif gibi
Bir insan olacağız
Aynı onun ahlakı gibi
Ahlakla donanacağız.
Hafize Ana Bizimle!
Fatih Ġlk/orta okulunda PDR Servisinin baĢlattığı GüneĢ ve
Yonca projesi doğrultusunda Hababam Sınıfının tatlı siması
“Hafıza Ana” Fatih Ġlköğretim Okulu sınıflarında yer aldı.
Çocukların sevinçle karĢıladığı
Hafıza Ana, “ Temiz Sınıf Sağlıklı Toplum” sloganıyla sesini
duyuruyor. Elindeki çay tepsisi
ile dünün kuzucukları olan bugünün öğretmenlerine “ders baĢlangıcı ve bitiminde bu konuya dikkat etmelerini” ima eden Hafıza Ana elindeki zille bugünün kuzucuklarına “çöpü çöpe atmaları” konusunda uyarıyor.
OKULUMUZDA SOSYAL ETKĠNLĠKLER HIZ KESMEDEN
DEVAM EDĠYOR
Okulumu çok seviyorum. Her ne kadar bina ve donanım ihtiyacı olsa da hiçbir Ģeyden
geri kalmıyoruz. Akademik anlamda baĢarımızın yanı sıra sosyal faaliyetlerde de ilçemize ve Samsun okullarına örnek oluyoruz.
Okuduğunuz bu gazete bile çoğu okulda bulunmayan bir aktivite. Geçen yıl yaptığımız
müzik ve Ģiir dinletisi (umarım bu sene de
tekrar sahneleriz), yaptığımız piknikler, okuma bayramları, kermesler.. Hepsi anılarda
kaldı. ġimdi yenilerini hazırlıyoruz. Mayıs
ayında yapmayı planladığımız tiyatro gösterisi için ekibimiz, sahnelemek istediğimiz
gece için müzik koromuz, görsel sanatlar
kulübü öğrencilerimiz, fen ve teknoloji çalıĢmalarını sürdüren bilim adamı arkadaĢlarımız, futbolda minik yıldızlarımız, 1. kademe
öğrencilerimizden oluĢan halk oyunları ekibimiz ve daha nicesi yeni hatıralar için çalıĢmalarına devam ediyor.
TeĢekkür ederim değerli
öğretmenlerim, mucit ve
sanatçı arkadaĢlarım. Fatih’te okumanın ayrıcalığı
budur iĢte.. Ne diyeyim kolay gelsin!
Damla CENGĠZ
FATİH ORTAOKULU ERDEMLİ, İYİ İNSAN, OLGUN BİREYLER
YETİŞTİRMEYİ HEDEF ALIYOR
Yunus’un "İlim İlim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsen/Bu nice okumaktır". sözü
EDEP’le içselleşiyor. İlçemizde yürütülen proje “değerler erozyonuna çözüm arayışının” bir ürünüdür.
Çocuklarımızın sağlıklı kişiliğin temel taşlarını oluşturan toplumsal ve evrensel değerleri kazanmalarını
ve kişiliklerinin her yönüyle gelişmesini sağlamak, öğrencilerimizi toplumsal ve evrensel değerlerle donanmış ve bu değerlerle yaşamayı yaşam biçimi haline getirmiş bireyler
olarak yetiştirmek, çeşitli programlar aracılığı ile öğrencilerin temel
insani özellikleri kazanmasını sağlamak, değerlere karşı duyarlılık oluşturmak ve onları davranışa
dönüştürme konusunda öğrencilere yardımcı olmak bu projenin temel amaçlarıdır.
Bu temel amaçlar çerçevesinde okulumuzda gerçekleĢtirilmek istenen somut hedefler Ģunlardır:
 Öğrencilerimize temel insanî değer ve erdemlerin kazandırılması, öğrencilerimizde değerlere karşı
duyarlılık oluşturulması ve öğrencilerimizin bu erdemleri davranışa dönüştürmelerinin sağlanması,
 Toplum tarafından kabul gören değerlerin uygun okul ortamı oluşturularak geliştirilmesi ve pekiştirilmesi,
 Öğrencilerin sorumluluk duygularının geliştirilmesi,
 Akademik bilgi ve gerçek hayatta rehberlik edecek ahlaki değerlerle donatılmış öğrencilerin yetişti



rilmesi,
Kültürel kodların güçlendirilmesi,
Okul ve çevresindeki sosyal yaşamın ahlaki ve etik değerlere uygun olarak şekillenmesi,
“Ahlak temelli disiplin” kavramının yerleştirilmesi,
Öğrencilerde ahlaki bir topluluk bilincinin oluşturulması.
Gazete Komisyonu
KUR’AN VE SÜNNETTE DUA
“Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Muhakkak ki O, haddi aĢanları sevmez.
(A’raf,55)
Dua, kelime anlamı olarak “çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek vb.” anlamlara gelir.
Dînî bir terim olarak ise; Yaratıcının yüceliği karĢısında biz kullarının aczini itiraf ile mutlak bir teslimiyet ve bağlılıkla yardım dilemesidir.
Dua, zatı ve sıfatlarıyla sınırlı ve aciz olan kulun, sonsuz güç ve kudret sahibi Yüce Allah’ın “Rahman” ve “Rahim” sıfatının tecellisine sığınmasıdır. Dahası kulun yaratıcısıyla olan
bağının en güçlü ve kestirme yoludur. Bunun içindir ki, insanlık tarihinin hiçbir döneminde
insan duadan tamamen soyutlanmıĢ değildir.
Ġnsan genellikle baĢı darda iken duaya daha çok meyleder. Nimet ve huzura kavuĢtuğunda ise ihmal eder. Ancak makbul olan hem
darlıkta hem de bollukta Hz.Eyyüp misali mutlak bir teslimiyet ve içtenlikle Yüce Rahman’a sığınmaktır. Yaratıcıyı “DüĢmekte olan
uçakta ateist olmaz” misali sadece darda kalındığında hatırlamak içtenlikten ve samimiyetten uzak bir tutumdur. Yaratıcıyı her zaman
hatırda tutmak kulluğun bir gereğidir. Bunun içindir ki Kur’an: “Duanız olmasa Rabbiniz size niye değer versin ki?” (Furkan,77) buyurmaktadır. Yine Kur’an aslında varlığın bütünüyle Allah’ı her an zikrettiğini ve bunun fıtratın (yaratılıĢın) bir gereği olduğunu vurgulamaktadır.
Kur’an dua örnekleri ile doludur. Birinci sûre olan Fatiha suresinden son sureler olan Felak ve Nas surelerine kadar pek çok sure ve
ayet de dua mahiyetindedir. Ayrıca Hz. Nuh’tan Hz. Ġbrahim’e, Hz.Lût’tan Hz. Eyyüp’e, Hz. Yusuf’tan Süleyman’a ve Hz.Zekeriyya’ya
kadar pek çok peygamberden dua örnekleri de Kur’an’da yer almaktadır.
Allah resulüne insan ile Allah arasındaki mesafe sorulduğunda O, Bakara suresinin 186. ayetiyle Ģöyle cevap vermiĢtir: “Kullarım
beni senden soracak olursa, bilsinler ki ben onlara pek yakınım. Benden isteyenin isteğine cevap veririm.” Bu da gösteriyor ki, bizim inancımızda Rahman ile kulu arasında bir aracı yoktur. Kulun samimiyetle, içtenlikle Rabbine yönelmesi yeterlidir.
Dinimizde kendimiz için duanın yanında insanların birbirleri için dua etmesinin de önemli bir yeri vardır. Evlat, anne-babadan, eĢ-dost,
akraba, arkadaĢ birbirinden dua bekler, dua ister ki, bu konuda sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Ģöyle buyurmaktadır: “Üç
dua vardır ki kabul olunmasında Ģüphe yoktur. Bunlar; mazlumun duası, misafirin duası, anne-babanın evladına duasıdır.”
Duanın psikolojik yönden de olumlu etkileri olduğu bilimsel çalıĢmalarla kanıtlanmıĢtır. Dua, bireyin zihinsel ve manevi güçlerini
daha etkin kullanmasına, ümitsizlikten, endiĢe, sıkıntı ve kaygılarından kurtulmasına, ruhen dinginleĢmesine, insanın en üst seviyede motivasyonunun artmasına yardımcı olduğu da yadsınamaz bir gerçektir.
Bedduaya gelince;
Beddua da dua kabilinden olsa da aslında dua edilenin iyiliğini istememek, kötülüğünü dilemektir.
Ġslam inancında bedduanın yeri nedir diye sorulduğunda buna Efendimizin “ Ben lanet edici değil, rahmet peygamberi olarak gönderildim.” buyurması soruya verilebilecek en güzel cevap olarak karĢımıza çıkar.
Bununla birlikte peygamberimizin ender olarak da olsa beddua ettiği bilinmektedir. Ancak bunlar dikkat.”
lice incelendiğinde görülür ki onun, belirli bir kiĢiyi değil, daha çok fâsık veya kâfirleri hedef aldığı anlaĢıür
üd
z
ö
lır. Dolayısıyla beddua ederken Müslüman’ın da bu hassasiyeti göstermesi beklenir.
tin
de
"Ey Rabbimiz! Bizlere dünyada ve ahirette güzellikler ihsan eyle azabından muhafaza eyle.”
a
İb
( Bakara 201)
ua
D
“
Selam ve dua ile…
Nadir ÖZ / Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğr.
“8
MART VE
KADINI”
TÜRK
Ben bir Türk genciyim
geleceğin Türkiye’sini
hayal ediyorum. Hiçbir
kadının Ģiddet görmediği,
insanlığın yitirilmediği,
yaĢama hakkı ve özgürlüklere saygı duyulan bir
Türkiye hayal ediyorum.
Acaba çok uzak mı?
Rakamlar çok uzak diyor:( Ağlıyorum..
Sadece 2013 yılında 28.000 kadın Ģiddete maruz
kalmıĢ. Son beĢ yılda ise 802 kadın aile içi Ģiddet sonucu yaĢamını yitirmiĢ. 4500’ü içinse koruyucu ve
önleyici tedbir alınmıĢ.
Peki kimden? Erkeklerden mi.. Hayır! Cahillikten.
Çünkü biliyorum ki okullar amacına ne kadar ulaĢırsa
toplum o kadar medeni olur. ĠĢte bu yüzden sınıflardayız. Bu yüzden umutluyum.
Böyle baĢladım yazıma ama Dünya Kadınlar Günü’ydü asıl yazı konum. ġimdi paylaĢıyorum araĢtırmamı:
-Dünya Kadınlar Günü Nedir?
“Dünya Kadınlar Günü” ya da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve BirleĢmiĢ
Milletler tarafından tanımlanmıĢ uluslararası bir gündür. Hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliĢtirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal
baĢarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır. Türkiye'de 8
Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında
"Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya baĢlandı.
1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın ve
yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekânlardan sokaklara
taĢındı. "BirleĢmiĢ Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında
"Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül
1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl
çeĢitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar
Günü" kutlanmaya devam ediliyor
Türk Toplumunda Kadının Yeri
Çok eskilere dayanan bir tarihe sahibiz Türk toplumu
olarak. Çok sağlam bir tarihe imza atmıĢ durumdayız.
Türk toplumunun bugün altında bulunduğu Ģartlar ve
toplumun bugünkü refah seviyesi, Türk insanının yüksek azim ve çabaları sonucu oluĢmuĢtur. Gerek kadın,
gerek erkek, gerek çocuk olsun, Türklerin bu hırslı
çalıĢmaları geçmiĢte baĢarıyı yakalamıĢ ve geleceğin
parlak sayfalarına imzayı atmıĢlardır.
Türk tarihinde biraz geriye gidelim. Türkiye Selçuklu
Devleti zamanını. savaĢ dönemlerini göz önüne getirelim. Daha o zamanlarda bir erkek azmiyle, bir erkek
gücüyle mücadele eden fedakar Türk kadını Anadolu
topraklarına adını kazımıĢtı. KoĢarak vatan kurtarmaya
giderdi Türk kadını; bir elinde bebeği, bir elinde kazması küreği. Vatan, yaz kıĢ demeden yeĢeren bir ağaçsa; kadın bu ağacın meyveleri, çiçekleri…
Vatan sabah akĢam demeden açan bir güneĢse; kadın
bu güneĢin yeryüzüne ulaĢan en yararlı ıĢınları…
Vatan, küçücük bir bebekse; kadın bu bebeğin ilk
gülümseyiĢi…
Vatan, yılların yorgunluğunu taĢıdığı halde sapasağlam ayakta duran yaĢlı bir ninenin gözleriyse; kadın bu
gözlerin ıĢıltısı…
Ve eğer vatan, vatansa; Türk kadını bu vatan toprağının gittikçe filizlenen tohumudur. KÜBRA BATTAL
BAHARI BEKLERKEN...
Gülün bülbüle, ağaçların yeşil yapraklarına,
gökyüzünün güneşe, çatıların leylek yuvalarına kavuştuğu andır bahar. Ormanın uyanışı, yaprağın doğuşu, umudun içimize dolduğu andır. Kulağımızda
geçen bahardan aşina olduğumuz kuş cıvıltıları, ciğerlerimizde dolaşan taze oksijen ve ona karışan gül
kokusu. Uçan leylek görme umuduyla gözümüzdeki
masmavi gökyüzü. Güz yağmurlarıyla ve soğuk kar
taneleriyle harmanlanmış toprağın ,bahar yağmurlarıyla canlanması. Erken gelen ılık güneşle evimize giren taze meyvelerin bizi sıcak yaz günlerine götüren enfes tadı. Bir çiçeğin açışı, ılık bir bahar rüzgarının tenimizi yalaması, gelen güneşle sokağa koşan çocukların cıvıltısı, kaldırımlardan geçen insanların birbirine karışan parfümü ,ılık havaya karışan
serin dondurma tadı. Beş duyu organımızla bahar işte .İçimizdeki bir
kıpırtı.
Yazın bunaltıcılığından, durağanlığından uzak, sonbaharın kasvetinden, günlerce bitmeyen yağmurundan ve yalnızlığından, kışın soğuğundan, boş sokaklarından uzakta çook uzakta ilkbahar. Başka bir dünyada,
başka bir alemde, başka bir güzel. Yeşilin, mavinin, sarının, turuncunun,
renklerin daha güzel göründüğü bir yaşayış biçimi, gökkuşağının güzel
evi, kuşların özgürlüğe uçuşu, umudun yeşerişi, apansız gelen bir mutluluk
şarkısı, bir bebeğin tebessümü…
‘Güneşin doğduğu her ufukta umuda giden bir yol bulunur.
’Doğruymuş. Baharda anlar insan. Güneş bir başka doğar baharda. Kış
güneşine bakabildiğimiz kadar kolay bakamayız ona. Güneş baharda daha
bir şöhretlenir. Daha parlaktır baharda. Daha bir göz alır. Ve umut…
Umut baharın diğer adıdır aslında. Güneş doğmuştur kapkara yağmur
bulutlarının arasından, yavru kuşlar süzülmeyi öğrenmiştir kışın göçe
gittiği yerde, çiçek açmıştır yine, karlar erimiştir çünkü ,toprak yine
uyanmıştır yeni bir bahara. Hayatın başka bir yüzüdür bahar. Hayata
açılan yeni bir penceredir, yeni bir güneş ışığı. Başlangıçtır bahar. Geçmişe vurulan acımasız bir kilit ve yeni bir ‘merhaba’ geleceğe. Umuttur
bahar, başlangıçtır. Sana ait olan ama zamanın senden aldığı bir parçadır.
Kuruyan dallara büyük çıtırtılarla gelen yapraklardır. Bahar, yeniden
doğmaktır. Küllerinden ve daha güçlü. Daha güzel, daha umutlu,’ daha’
dolu cümlelerle doğmaktır.
Ve ben... Tahmin edemediğiniz gibi dikileli henüz 2 yıl olan minik
bir ağacım. Az önce anlattığım gibi yine harika bir bahar gününde dikildim.2 yaz,2 güz,2 kış,3bahar gördüm. Dallarıma soğuk kar taneleri birikti zaman zaman .Solgun güz yağmurlarında ıslandım. Meyve veremedim
henüz ama kızgın yaz güneşlerinde terledim. Bahar rüzgarlarında dans
etti yapraklarım. Yapraklarım… Nasıl güzeller bir bilseniz. Böyle yemyeşiller. Sanki tüm doğa, tüm yapraklar, tüm çimenler kendilerini bırakmış
ta renklerini bana vermişler gibi. Öyle güzeller işte. Bir bahar ağacıyım
ben, gördüğünüz her ağaç gibi. Umudun yeşerdiği ,doğanın uyandığı, güzel bir ikindi vakti dikildim. Toprakla buluştum ben. İçimde harika bir
kıpırtı hissettim. Ne rüzgarlar, ne yağmurlar, ne güneşler eskittim ben.
Ne umutlar yeşerttim. Bülbülün güle olan aşkını inledim günlerce. Başım
şişti, sus diyemedim. Geceleri yalnız kalan ay dedeye yoldaşlık ettim.
Uykusu kaçan kuşlara masallar anlattım dallarımda. Kuruyan dallarıma
teselli verdim bütün güz ve bütün kış. ’Gelecek’ dedim. ’Bahar gelecek,
yapraklar yine gelecek. Yoruldukları için gittiler. Bir başka bahara yine
gelecekler’ dedim. Hepinize iyi baharlar dilerim. Artık masallarıma devam etmeliyim.
-Bahçedeki erik ağacına.
SELİN GÜL
“SESĠMĠZ” GAZETESĠNĠN BFT KULÜBÜ ĠLE BĠRLĠKTE YAYINLADIĞI EKĠDĠR
BFT KULÜBÜ GAZETESĠ
SAYI: 2
KĠM KĠMDĠR?
Oktay SĠNANOĞLU:
1935 yılında doğdu. 1953 / 18
yaş: Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesi'ni burslu olarak
okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956 / 21 yaş: ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi. 1957 / 22 yaş: Massachusetts Institute of
Technology 'yi ( MIT ) 8 ayda birincilikle bitirerek Yüksek kimya Mühendisi oldu. 1960 / 25 yaş: Yale Üniversitesinde yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı. 1961 / 26 yaş: Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile
doçent ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına
kazandırdı ve profesör ünvanını aldı. Bu unvan ile MODERN ÜNİVERSİTE
TARİHİNİN VE YALE ÜNİVERSİTESİNİN TARİHİNİN EN GENÇ PROFESÖRÜ oldu.
Oktay Sinanoğlu, dünyada bir Türk bilim adamı olarak kendini
kabul ettirmenin ötesinde ürettiği teoriler, çözdüğü kuramlarla çığır açmış
birisi. 1962 yılında, henüz 26 yaşındayken Yale Üniversitesi’nde ”en genç
profesör” unvanını aldıktan sonra ”Yale’de bir Harika Türk”, ”Altın Çocuk”,
”Bilimin Harika Çocuğu” manşetleriyle dünyaya tanıtılıyor... Yıllarca çözülemeyen teorileri son derece basit bir şekilde bilim dünyasına kazandırıyor.
Pek çok alanda öncü oluyor, -Türkçe’nin korunması da dâhil- ödüller alıyor...
İki kere Nobel’e aday gösteriliyor... Bilim dünyasına değerli bilim adamları
yetiştiriyor... Bilimsel alanda yaptığı son derece önemli işler dışında hayatını eğitimin Türkçe yapılmasının önemine ve Türk kimliğinin hak ettiği yere
gelmesine adıyor. Tüm bilgisini, birikimini Türkiye için kullanmak üzere savaş veriyor... Türkiye’de birçok üniversitenin kuruluşunda yer alıyor, araştırma merkezleri kurulması ve bilimde söz sahibi olmamız için uğraşıyor…
Ord. Prof. Dr. Hulusi BEHÇET:
Türkiye’nin en büyük dermatologu olarak bilinen Hulusi
Behçet, 20 Şubat 1889’da İstanbul’da doğdu. Çocukluğu zorluklarla geçen Hulusi, soyadı kanunun çıkışıyla
birlikte Behçet soyadını aldı. Parlak ve zeki anlamına
gelen Behçet, babası Ahmet Behçet’in adıydı.
1933’de İstanbul Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve
Frengi Kliniği’ni kurdu ve profesör oldu. Profesör unvanını alan ilk Türk akademisyeni olan Hulusi Behçet,
1939 yılında ise bu kez aynı üniversitenin aynı bölümünde ordinaryus profesör unvanını aldı.
Hulusi Behçet, yıllar boyunca şark çıbanı, arpa uyuzu, ham
incir dermatidi ve mantar hastalıkları gibi çeşitli dermatoloji konularını inceledi ve bu konular üzerine yurt içinde ve
dışında pek çok makale yayımladı. Ancak onu dünya çapında
üne kavuşturan ve geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan asıl
çalışması kendi adıyla anılan yeni bir hastalığı tanımlamasıydı: Behçet Hastalığı!
Hazırlayan: Duygu KESKİNKILIÇ
10
Boulengerula
Taıtanüs: Kendini
yemek olarak feda
eden anne. Hem
karada hem de suda
yaĢayabilen
Boulengerula
taitanus sürüngen
türünün
diĢileri
yavrularını
kendi
derisiyle besliyor. Yavru büyüyor, anne
küçülüyor. Tek yiyecekleri anneleri.
Yarasa: Yarasalar
inanılmaz özelliklere ve örnek bir
toplumsal dayanışmaya sahiptirler.
Dünyada 900 değişik yarasa cinsi
olduğu biliniyor. Uçabilen tek memeli hayvandır. Yarasalar yönlerini bulmak ve beslenmek için çok yüksek
titreşimli ses dalgaları yayarlar. Bu
sayede avının bulunduğu yeri ve
hareketlerini saptar. Yarasaların Çoğu kan ile beslenmez. Zararlı böcekleri yiyerek insanlığa faydaları dokunur.
Çiğdem
(crocus): KıĢ
mevsiminde
açan çiçekli bitkilerin bilinenlerindendir. Çiğdem ülkemizin
her yerinde rastlanan güzel bir
bitkidir. ġerit Ģeklinde altı tane
ince yaprağı olan çiğdem kırları,
dağ yamaçlarını sarı ve mor renklerle süsler.
EĞLEN, ÖĞREN, HĠJYEN…
Onlar her yerdeler!
Gözle görülmez
Kulakla duyulmaz
Elle hissedilmezler
Milyonlarcasıyla birlikte yaĢarız.
Kendimize iyi bakarsak hiç karĢılaĢmayız.
Kim mi onlar?
ĠĢte biri geliyor.
Dinle bakalım ne söylüyor.
Benim adım
MĠKROP
Pek çok zaman mikropluk ettim ama özür dileyecek
değilim iĢim bu benim;
Öksürtmek, ağrıtmak, can acıtmak, ateĢ çıkarmak…
Bulmak için arayacağın yerler.
Musluklar, kapı kolları Klozetler
AteĢler içinde bırakmak için seni çok
elveriĢlidir kirli ve nemli bezler.
Bana güzel yuva olur, iyi piĢmemiĢ
yiyecekler ve temizlenmemiz yüzeyler.
Benim adım BAKTERĠ
Bana kısaca BAK diyebilirsin peki, nereye
bakılacağını bilir misin ?
Adım VĠRÜS’tür benim!
En çok insanları grip
yaptığımda eğlenirim
Öksüren, hapĢıran insanların damlacıklarıdır en
sevdiğim. YaĢamak için hücrelerin içine girmeliyim.
Dokunarak bulaĢmadığımı söylerler AMA ĠNANMA!
Bazen bir canlı hücresi olmadan, kısa sürede olsa
yaĢayabileceğim yerlerdir plastikler, lambalar ve
ĠĢim bu benim; alerji yapıp öksürtmek kaĢındırmak…
Benden duymuĢ olma yine de sen.
Beni görmek istemezsen yapman
gereken; evini de kendini de temiz ve kuru tutmak.
Temiz tutulmazsa
eğer, evim olur banyolar, kovalar, tuvaletler. En sevdiğim yerlerdir; nemli saçlar,
ayaklar, parmaklar…
11
Okulumuzun Şirin Yüzü:
Ahmet Dede :)
Gazetemiz için aldığım en güzel görev bence bu. Sizin için
onunla sohbet ettim. Gerçi siz onu çok yakından tanıyorsunuz ama ben hayat hikayesini de burada paylaĢmak istedim.
Güzel ve güneĢli bir günde, kantinin önünde o malum kuyruk yokken zaman ayırdı bana. Çocukları çok seviyorum,
diyerek baĢladı sözlerine. Hayatı boyunca yaptığı her iĢte
çocuk yüzlerine alıĢtım, diyor. Çocukluğunu yaĢayamamıĢ,
anne ve babasını erkenden kaybetmiĢ birisi. Galiba bunun
için çok seviyor bizi. YaĢayamadığı çocukluğunu bizde arıyor.
Sohbetimiz sırasında, bir kız koĢtu kucağına. Çikolata verdi ona. BoĢ durmadım. Hemen çektim fotoğrafını. AlıĢveriĢ için
geldiler onu da çektim. Bende, nasıl bir tip varsa, ne zaman bir ortama girsem hemen oradaki bir çocuğun dikkatini çekerim.
Sever beni çocuklar, diyor. Ee… kalp kalbe karĢıdır derler. Hepimiz seviyoruz onu. ġimdi de büyüyünce de seveceğiz. Sahi , acaba hatırlıyor mu sonradan öğrencileri. “Hatırlamam mı!.. Ġçlerinden avukat olan var, doktor olan var. Görsem bir
çoğunu tanırım.” diyor. Allah uzun ömür versin. Kendisi hiç okula gitmemiĢ. Okuma yazmayı bile askerliğini yaparken
öğrenmiĢ. Tabi biz ĢaĢırıyoruz Ģimdi ama eskiden okuma-yazma oranı çok düĢükmüĢ.
Peki Ahmet Dede, dedim. “Bana hayatından bahset? Neler söylersin?” diye sordum. Onun dilinden koca bir ömür harflere
Ģöyle döküldü:
“ 1934’te Terme’nin Yeni Camii Köyü’nde doğdum. Annemi iki yaşımda kaybettim. Ben halamın yanında büyüdüm. On
yaşıma geldiğimde babamı da kaybettim. Okula gitmeyi çok istedim ama zor hayat şartları yüzünden hiç okula gidemedim.
Halamla birlikte çiftçilik yaptım. Evlenene kadar halamlarda yaşadım.1951’de evlendim. Sonrasında askere gittim. 24 ay
askerlik yaptım ve okuma yazmayı orada öğrendim. 4 kız, 1 erkek beş çocuğum var. Onları okutmak için çok çalıştım. Ticaretin birçok alanında faaliyet gösterdim.1961’de Atatürk İlkokulunda hizmetli memur olarak göreve başladım. 25 yıl 5 ay
bu göreve devam ettim. 1985 yılında emekli oldum. Ticaret hayatıma devam ettim.
1990’da eşimlem hac ziyaretimizi yapmak nasip oldu. Eşimi kalp
rahatsızlığı nedeniyle 1991’de kaybettim.
1997’de Fatih İlköğretim Okulunda kantin işletmeye başladım. 16 yıldır sizlerle birlikteyim .
Burada bulunmaktan çok memnunum. Bir sürü
torunum var. Hatta torun çocuklarını bile gördüm. Buradaki öğrencileri de onlardan hiç ayırmadım. Allah ömür verdikçe sizlerle olmaya
devam edeceğim.”
“Ömür Dediğin” diye bir program var ya.
ĠĢte alın size ömür dediğin… Sana olan sevgimiz kadar bol olsun ömründen geçen yıllar.
Ġrem KARAAĞAÇ
TÜRKÇE DERSĠ ETKĠNLĠKLERĠNDEN BĠR BUKLE…
5/A sınıfından Sudenaz, Türkçe dersinde metni tamamlama etkinliğinde, yazdığı öyküyle sınıfının beğenisini kazanmıĢ.
Kulağımıza geldi ve hayal dolu, ilgi çekici bu yazıyı sizinle paylaĢıyoruz.
BĠR SINIF GEZĠSĠ
Dünya’mızın oluĢumu, gezegenler ve uzay hep ilgimi çekmiĢtir. Televizyon da bu konuda bir belgesel mi var, hemen karĢısına geçer,
sanki oradaymıĢım gibi seyrederim. Sonra da benim gibi meraklı arkadaĢlarıma anlatırım. Geçen hafta “Dünya’mız ve Uzay temasına,
yani birçoğumuzun ilgilendiği temaya baĢlamıĢtık. ArkadaĢlarımızla Ģöyle düĢündük: Niçin sınıfça bir gözlemevini görmeye gitmiyoruz?
Niçin oradaki dev teleskoplardan yararlanmıyoruz? Önerimizi öğretmenimize de söyledik. Çok beğendi. Hafta sonu gidebiliriz müjdeli
haberini bizlere verdi. Eve çok heyecanlı gittim. Sonuçta kendimi bildim bileli takip ettiğim bir konuyu yakından inceleyebileceğim. Eve
gittiğimde hemen düĢler denizinde bir balık olmak istiyordum. Bütün iĢlerimi yaptıktan sonra yatağıma attım kendimi. Uzayı düĢünerek
uyuya daldım. Uyandığımda aydaydım. Neden aydaydım ben! Ayağım! Iyy! Peynir oldu. Hani ay peynirden değildi.
Bilim insanlarının çalıĢmalarını karıĢtırarak bir buluĢ yaptım Ģuan. Bu düĢünceler beynimden hızlı hızlı geçerken
pijamalarımla ayda nasıl hayatta kaldığımı merak ediyordum. Elimdeki Bay TontiĢ ehe ehe yani ayıcığım Ay’ı yiyordu! Aaa! Bay TontiĢ Ay’ı yiyor. Ya tarihi geçmiĢse. Off… Ay’da olduğuma göre uçabilirim diye düĢündüm. Oradan
uçarak Mars’a geçtim. Aaa! Mars’a benim yüzüm kazınmıĢtı. Ne! Mars salçadan mı yapılmıĢ!? Tam o sırada salçanın içine batmaya baĢladım. Ġmdat!! Tam o sırada uyandım. Ohh… RüyaymıĢ. Bir bakıma eğlenceliydi aslında. Günler geçti ve gideceğimiz gün geldi. Gözlem evine gittik ve bir sürü inceleme yaptık. Bir an Ay’ın bana göz kırptığını
gördüm sanki. Bende ona göz kırptım. Bu günden sonra Ay hakkında daha çok inceleme yaptım. Ayrıca eminim bir
gün astronot olup Ay’ın yanına gideceğim.
Sude Naz YEREBASMAZ
MĠNĠK YILDIZLAR
FUTBOLUYLA GÖZ
DOLDURUYOR
Fatih Ortaokulu futbol takımı, ilçe bazında sürdürülen turnuvada okulumuzu temsil ediyor. Sporcu arkadaĢlarımıza yapacakları maçlarda baĢarılar diliyoruz
MANGALA : TÜRK ZEKA VE STRATEJİ OYUNU
Eski bir, Türk Zeka ve Strateji Oyunu olan “Mangala” Samsun Valiliği sayesinde yeniden hayat buluyor.
Samsun Valiliği okullara gönderdiği oyunlarla asırlardır oynanan oyuna sahip çıkıyor. Oyunla tanıĢan öğrenciler
hem Mangala ile eğleniyor hem de stratejik düĢünme kabiliyetlerini geliĢtiriyorlar.
Türk topluluklarında 4 bin yıllık geçmiĢe sahip olan strateji
ve zeka oyunu mangala 12 oyuk, 48 taĢtan oluĢuyor ve iki
kiĢiyle oynanıyor. Oyun Türk kültüründen de derin izler
taĢıyor, oyuncunun kendi oyuğuna bir taĢ bırakması kuralı
Türk sosyal yaĢantısındaki baba ocağına sahip çıkma geleneğini temsil ediyor. Aynı zamanda kullanılan taĢlar askerleri iĢaret ederken, taĢların biriktirildiği havuz ise karargah
olarak adlandırılıyor.
Oyunun tarihçesinden bahseden Beden Eğitimi Öğretmenimiz Nagehan ġen “Tarihi araĢtırmalar Mangala Oyunu'nun Sakalar, Hunlar ve Göktürkler döneminde oynandığını
göstermektedir. Dünyada "Coffee House" kültürünün temelleri 1554 yılında Ġstanbul'da atılmıĢ; Ġstanbul'dan sonra günümüz Avrupa'sında kahve kültürünün izleri
1650 yılından itibaren, bizden 96 yıl sonra görülmeye baĢlanmıĢtır. Günümüze,
bu güçlü temellerin atıldığı dönemin kahve kültürünü yansıtan sadece iki adet
görsel kaynak miras kalmıĢtır. Ġki kaynak da Ġstanbul'da resmedilmiĢtir. Mangala
oyunu, iki görsel kaynakta da bulunan oyunlardan birisidir. Mangala Oyunu, tarih
boyunca kumar amaçlı olarak oynanmamıĢtır. Ülkemize gelen yabancı seyyahlar,
Türklerin bu oyunu
saatlerce hiç tartıĢmadan zevkle oynadıklarını ve asla parayla oynamadıklarını seyahatnamelerinde anlatmıĢlardır.” dedi.
Mangala’nın asırlardır oynanmasına karĢın çok az kiĢi tarafından bilindiğini belirten öğretmenimiz “öğrencilere ve
oyundan bahsettiğimde çok ĢaĢırıyorlar ve
daha önce hiç duymadıklarını söylüyorlar.
Mangala kültürümüzü ve bizi yansıtan çok
değerli bir oyun. Hem zeka hem de strateji
içerdiği için gelecek kuĢaklara aktarılması
ve tanıtılması çok önemli.” diye konuĢtu.
Gökay YALÇINKAYA
SATRANÇ TURNUVASI SONA
ERDİ
Okul düzeyinde yapılan satranç turnuvamız
sona erdi. 8. sınıflar arasında düzenlenen turnuvada Uğurcan Ergün birinci, Burak Kaan Güleç ikinci,
Enes Çoban ise üçüncü oldu. Öğrencilerimizi kutluyoruz.
Büyük Ödüllü Terme Okuma Kültürü
Şenliği Projesi
Okul olarak Samsun il
genelinde
gerçekleşecek olan
şenliğe hazırlanıyoruz. Hem yarışmanın okul koordinatörü Furkan
ÇİÇEK’e hem de kitap kurdu öğrencilerimize başarılar dileriz.
Öncelikle Merhaba,
Beni okuduğun için sana teşekkür ederim. Öyle şanslıyım ki senin gibi fikirlerime önem veren
bir okuyucum var. Ne zaman istersen beni bu sayfada bulacaksın. Emin ol burada işine yarayacak çok şey var!
Sevgili okuyucularım ilk sayımızda sizinle verimli ders çalıĢma yöntemleri hakkında konuĢmuĢtuk. Bu sayımızda ise sağlıklı beslenme hakkın önemli bilgileri bu köĢemizde bulacaksınız.
ÇOCUKTA YEMEK YEME DAVRANIġI
Annelerin çocuklarla ilgili en büyük sorunlarından biri çocuğun “yemek yememe” problemidir.
Genellikle aĢırı korumacı olan anneler, ellerinde bir kaĢık, bir tabak çocuğunun peĢinden koĢtururlar. Çocuk baĢını sağa sola sallar, diĢlerini sıkar, anne zorlar ve çoğu zamanda çocuk kusarak
ya da ağlayarak son noktayı koyar. Okul çağı çocuk içinde aynı Ģeyler geçerlidir. Kahvaltı sofrası
kurulur. Çocuğu “yesene” diye bakan bakıĢlar hapsetmiĢtir. Söylenebilecek sözler makineliden
çıkmaya hazır gibidir. “Ye. Bundan ye. Ballı ekmek ye. ġimdi çay iç. Bunu yemezsen peĢinden seni kovalar. Afrika’da çocuklar aç….vb.” Bu yüzden
de anneler, hem kendilerini, hem çocuklarını hem de iletiĢim kurduğu çevresindeki insanları huzursuz ederler. Bu davranıĢın oluĢturduğu asıl etki ise
çocukların yemek yeme davranıĢını annelerine karĢı koz olarak kullanabilmeleridir. Çocuklar 18 aylıktan 2 yaĢına kadar, yetiĢkine karĢı çıkmanın bir
yolunu yemeklerde bulur. Bu davranıĢ zamanla pekiĢirse hem yemekle ilgili problem yaĢayan bir çocuk görüntüsü çizer hem de inatçılığı öğrenir. Bu
diğer olumsuz davranıĢların geliĢmesine de kaynaklık edebilir.
Oysa ki köylerde böyle bir problem yok gibidir. Köylerde çocuklar yerler. Köy kadını tarladan, inekten, çamaĢırdan, tavuktan, aĢtan, eĢten, komĢudan
fırsat bulup da çocuğuna üst düzey vakit ayıramaz. Bunun için çalıĢan kadınların “çocuklarımıza vakit ayıramıyoruz. Ev hanımları bu konuda çok Ģanslılar” demeleri yersizdir. Sürekli çalıĢan köy kadınlarının çocukları yerler. Bulduğunu yer seçmez.
Çünkü bu çocuklar kendi bireysel kiĢiliklerini özgür bir ortamda gerçekleĢtirirler. Kimse onlara “bunu da ye, azıcıkta bundan ye. Bu tabak bitmeden
kalkma. Aç ağzını. Havada kuĢ var. Bak televizyonda hav hav var” gibi zorlanmalarla yönelmez.
Çocuk aç olduğu için yer. Açlığı bilir. Acıktığında yemeği, kendi baĢına kimsenin baskısı olmadan istediği süre içerisinde yer. Bu da çocuğunun sorumluluklarının erken farkına varmasını, birçok iĢlevini anne babası olmadan kendisinin yapmasını sağlar. Kendi yiyen, kendi kendine çiĢini yapan
kısacası kendi iĢlevini kendi yapan bir çocuk, anne-baba için halk arasındaki tabiri ile “bulunmaz hint kumaĢıdır”.
Yapılan bir araĢtırmada yeme davranıĢında serbest bırakılan çocukların vücutlarının ihtiyacı olan gıda maddelerini yedikleri saptanmıĢtır. Elbette çocuk, hangi gıdada hangi vitamin hangi protein var bilmez. Ama çoğumuzun bildiği gibi bazı çocuklar (yetiĢkinler de) kireç ve toprak gibi maddeleri
yemektedirler. Bunun sebebi ise kiĢinin, farkına varmadan, organizmanın yiyeceklerden alamadığı kalsiyum ihtiyacını kireç ile, demir ihtiyacını toprakla karĢılama çabasıdır. Bunun yanı sıra vücudun ihtiyacı olduğu halde organizmanın yönlenmediği de olur. (B vitamini eksikliği, çinko, selenyum gibi
elementlerin eksikliklerinde ise organizma bu ihtiyacı gidermede yönlendirme yapmayabilir. Her iki durum da da uzman bir doktora danıĢmak gereklidir.)
Kendi kendine yeten çocuğun kiĢiliği geliĢir, kendine güvenirken, kendi kendine iĢlev görmesi engellenen çocuk ise anneye-babaya bağımlı, pasif,
giriĢken olmayan, kendine güvenmeyen bir kiĢilik kazanır.
Çocuğumuzun bebekse, henüz kendi baĢına yeme davranıĢını yerine getiremeyeceğinden yemek (mama) yedirmeliyiz. Ya da çocuğumuz hasta iken
(güçten düĢmüĢ, halsiz vb) yine yemek yemesinde yardımcı olmayız. Bunların dıĢında bırakınız kendi yesin. Çünkü; çocuğun anneye olan bağımlılığı
büyüdükçe azalmaktadır. Normalde bir yaĢında bir çocuk büyükleri ile birlikte sofraya oturması ve yaĢına uygun yemek yemesi beklenir. Üç ve altı yaĢ
civarında çocukta tat alma konusunda farklı bir yapı ortaya çıkar. Hep aynı Ģeyleri sever ve yer. Makarna, patates kızartması, pilav, sosis gibi. Bu durum
bir iki yıl sürebilir. Üç yaĢındaki çocuk sütü az içer. Ancak 4 yaĢ civarında çocukta süte karĢı aĢırı bir istek uyanır. BeĢ yaĢına gelen bir çocuk yemek
alıĢkanlıklarına uyabilir. Okul çağında ise çocuk yemek ile ilgili yemek tercihleri daha da zenginleĢir
YEMEK YEME DAVRANIŞININ KAZANIMI İÇİN:
 Yemek yemek fizyolojik bir ihtiyaçtır. Zevk alınır. Baskı ile zevk alabileceği yemek yeme davranıĢını iĢkence haline getirmiĢ olursunuz. Baskı









8
yapmayınız. Israrcı olmayınız.
Çocuktan yemek yemesini istedikçe kendisine olan ilgiyi arttırmak için direnecektir. Sofrada açlıktan ölen çocuk görülmemiĢtir. Ġlginizi azaltırsanız o karnını doyuracaktır.
“Yemek yemezsen hasta olursun, küçük kalırsın” gibi çocukta korku uyandıracak ifadelerden kaçının.
Çocuğun yanında “onu yemez, bunu yemez” ifadelerini kullanmanız onda ilgili yiyeceği kabullenmesini ve yemesini güçleĢtirir. Tam tersine
“yemek yer” ifadesini kullanmanız onda o yiyeceği deneme isteğini arttırır. (Birine kırk gün deli demiĢler o da deli olmuĢ)
Bazı çocuklar vücut yapıları gereği kahvaltıyı pek sevmezler. Zorlamayın. Az ve özle geçiĢtirin. Okula ekmek arası peynir vb. gönderin. Acıkınca
yer.
Kahvaltıyı erken saatte yaptırın. Saat 10 da kahvaltı yaptırdığınız çocuktan öğle yemeğini
iĢtahla yemesini beklemeyin. Bu durumda çocuk okulda acıkacak ve ayakta ve hızlı yeme
alıĢkanlığı olan fastfood alıĢkanlığı geliĢecektir. Bu da çocuğunuzun düzensiz beslenmesine, sağlık problemlerine neden olacaktır. Unutmayın ki obezite günümüzün sağlık problemlerinden bir tanesidir.
Televizyon karĢısında ya da oyalama (A..Bak kuĢ var) Ģeklinde yedirme alıĢkanlığı kazandırmayın.
Televizyonu kapatın.
Açlık bir ihtiyaçtır. Çocuğunuz ihtiyacının farkına varsın ve kendisi gidersin. Size olan
bağımlılığının yavaĢ yavaĢ kopmasına izin verin.
Çocuğunuzun yemek seçmemesi için önce siz yemek seçmeyerek örneklem oluĢturmalısınız. Her çeĢit yemekten tatması gerektiğini ona anlatın.
“BAġARI SĠZE GELMEZ, SĠZ ONA GĠDECEKSĠNĠZ!”
BEN UYUYORUM
Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa
kalmış.Gece yarısı arkadaşı sormuş :
-Hocam, uyudunuz mu?
-Buyurun bir şey mi var?
-Biraz borç para isteyeyim demiştim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp :
-Ben uyuyorum! demiş.
Bilmeceler
1. İçini boşaltınca büyüyen şey nedir?
2. Çalmak fiilinin gelecek zamanı nedir?
3. En hızlı sayı hangisidir?
4. Zenciler kollarına baktıklarında neden kendilerini görürler?
5. Bir adam kitap okurken niye ölmüş?
6. Bir adam uyuyormuş, üzerine su dökmüşler uyanmış; neden?
7. Bozulduğu halde kullanılan şey nedir?
Bilmecelerin Cevapları:
1. Çukur 2. Hapse girmek 3. 10 neden? Onun arabası var 4. Karakolda ayna
var 5. Satır baĢına geldiği için 6. Çünkü suyun kaldırma kuvveti vardır 7.
Bozuk para
Esas Akıl
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: Bir
insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz? Doktor: Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya
üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da
kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz
ne yapardınız?Adam: OOO ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük. Hayır,
der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.
PadiĢah ve Kayserili
Padişahın biri, - Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu
altın vereceğim! demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana; - Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına
götürdü. - Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, Aslan da
kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!.. Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!.. - Ülkenin kralı,
pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!.. - Padişahım, ben gökyüzüne bir ok
attım. Altı ay sonra geri döndü! - Senin ok bir ağacın
üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir. Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün bir Kayserili
gelmiş; - Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir
küp dolu-su altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu
öde!..
Aşağıdaki sorularda boş bırakılan yerlerin
cevapları bulmacada gizlenmiştir. Cevapları bulmacadan karalayıp gizlenen şifreyi
bulmaya çalışın.
1-Sıfırdan büyük olan +1,+2,+3… gibi sayılara
………………….tam sayılar denir.
2-Sıfırdan küçük olan-1,-2,-3… gibi sayılara
………………tam sayılar denir.
3-Bir sayının ,sayı doğrusunda bulunduğu noktanın başlangıç noktasına olan uzaklığına,o sayının …………… …………… denir.
4- -7 sayısı -5’ten küçük müdür, büyük müdür?
5- 7 sayısı 5’ten küçük müdür, büyük müdür?
6-Sayı doğrusunda sıfıra karşılık gelen noktaya
sayı doğrusunun ………. ………… denir.
7-Sayı doğrusu üzerinde sağa doğru ilerledikçe
sayılar ………, sola doğru ilerledikçe sayılar……….. .
8- 8-(-2)=(YAZIYLA)
B
P
O
Z
Ġ
T
Ġ
F
F
A
K
Ü
Ç
Ü
L
Ü
R
Ġ
ġ
M
R
K
T
A
B
M
T
L
U
Ü
S
Ü
A
Ü
Y
A
A
T
Y
I
L
Ç
Y
A
G
N
L
Ü
R
K
Ü
Ü
M
E
G
A
B
E
O
N
K
K
N
I
K
D
E
Ğ
E
R
Ġ
S
Ç
N
O
K
T
A
S
I
Ġ
9
OKULUMUZDAN KARELER
Gazetemizde yer buldukça fotoğraf makinemize yansıyan görüntülerden seçtiklerimizi sizinle paylaĢacağız. Ġlk fotoğrafta hizmetlimiz
Musa Top’u kitabını okurken görüntüledik. BoĢ durduğunu hiç
görmeyiz ama dinlenirken hep kitap okur.
Seçtiğimiz diğer fotoğrafta ise 8/A’nın önde gelenleri bir bisikleti
canından bezdiriyor. Bütün bunlar olurken kameralarımız boĢ durmuyor :)
ÇOCUK OYUNLARI ġENLĠĞĠ
FATİH ORTA OKULU
DERGİSİ
SAHİBİ:
Halil İbrahim KILIÇASLAN
( Okul Müdürü )
NİSAN 2014
SAYI 2
KORAY GÜREL
( Yayın Yönetmeni)
Gençlik Hizmetleri ve Spor Ġlçe Müdürlüğünün
düzenlediği “Geleneksel Çocuk Oyunları” ilçe
seçmeleriyle devam ediyor. Bugüne kadar okulumuzda yapılan yarıĢmalarda birinci olan Ģubelerimiz 1 Nisan’da baĢlayacak olan ilçe seçmelerinde okulumuzu temsil edecek.
Okulumuz 1/B, 2/A, 3/B, 4/A, 5/A, 6/B, 7/A
ve 8/C Ģubeleri
okulumuzda yapılan
yarıĢlarda bizi ilçe
düzeyinde temsil
etmeye hak kazandılar.
YAZARLAR
1. NİSANUR AYDINLI
2.KÜBRA BATTAL
3.SELİN GÜL
BAġARININ ADI FATĠH!
4.İREM KARAAĞAÇ
5.BAŞAK BİBEROĞLU
6.AYSU LAFÇI
7.CAN ÇAĞLAR
EDİTÖR
Arif ÖZÜDOĞRU
( Müdür. Yrd. )
İNCELEME KURULU
Furkan ÇİÇEK ( Türkçe Öğrt. )
Dursun KAYA ( Türkçe Öğrt. )
KONTROL KURULU
Halil İbrahim KILIÇASLAN
( Okul Müdürü )
Gani AKKAYA ( Sos. Bil. Öğrt.)
SEÇİCİ KURUL
( Öğrenci İnceleme Kurulu )
( Cansu UYSAL ( Kül. Ed. Kl.Bşk. )
Kübra BATTAL ( Öğrenci Mec. Bşk. )
Telefon: 0362 8762124
Elmalık Mah. Harman Sok. Terme/SAMSUN
E-Mail: http://termefatihoo.meb.k12.tr/
Sayımızın çıkmasında katkılarından ötürü
ERSOY KİTAP&KIRTASİYE’ye
teşekkür ederiz.
Download

Sayı 2 - Tepebaşı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü