petinfo 62
PET SAĞLIĞI DERGİSİ
NİSAN 2014 SAYI 62
DÜNYA
VETERİNER
hekimler
günü
DR. MARGE
CHANDLER
MOPSAN İLE 3
İLDE OBEZİTEYİ
ANLATTI
İSTANBUL’DA
BURACCO İLE
ONKOLOJİ
RÜZGARI
TÜRKİYE’NİN DEĞİŞİK İLLERİNDE GÖREV YAPAN VETERİNER
HEKİMLER ODASI BAŞKANLARINDAN, DÜNYANIN EN KÖKLÜ
MESLEKLERİNDEN BİRİ OLAN VETERİNER HEKİMLİĞİN TÜM
FEDAKAR TEMSİLCİLERİNE KUTLAMA MESAJLARI…
PETİNFO DERGİ’DEN YEPYENİ BİR UYGULAMA / KANLICA VETERİNER KLİNİĞİ İLE SÖYLEŞİ/
KÖPEKLERDE GEBELİK YAŞI VE DOĞUM ZAMANININ BELİRLENMESİ / VETERİNER HEKİMLİKTE
CANIN C- REAKTİF PROTEİNİN ÖNEMİ / KEDİ ve KÖPEKLERDE KISIRLAŞTIRMA GEREKLİ Mİ? /
NOYAPET KLİNİKLERE YENİ TASARIMLARIYLA GİRİYOR/ KÖPEKLERDE HOMEOPATİ UYGULAMALARI
92
Egzotik
kuşlarda
sıvı
tedavisi
İÇİNDEKİLER
8 > GÜNCEL GELİŞMELERDEN
HABERİNİZ OLSUN
Evcil hayvanlar ve sektörle ilgili
bilimsel gelişmeleri bu ay da
sizlerle paylaşıyoruz.
28 > CANINE C-REAKTİF PROTEİN
Dr. Ateş Barut, beşeri hekimlikte
uzun yıllardır kullanılan c-reaktif
proteinin veteriner tıp alanındaki
kullanımı ile ilgili bilgi veriyor.
16 > PETİNFO artık DİJİTAL
PLATFORMA TAŞINIYOR
Veteriner hekimler için yepyeni
bir oluşum içerisine giriyoruz. Bizi
bundan sonra www.petinfodergi.
com’dan takip edebilirsiniz.
32 > ÖLÜMCÜL KAS HASTALIĞINDA
GEN TERAPİSİ
Dr. Martin Childers hayvan
modelleri üzerinde çalıştığı gen
tedavisiyle, çocuklara umut oldu.
36 > İSTANBUL’DA ONKOLOJİ RÜZGARI
Dünyaca ünlü veteriner onkolog
Prof. Dr. Paolo Buracco, İstanbul’da
kedi ve köpeklerde kanser üzerine
çok önemli bilgiler verdi.
sayfa
36
sayfa
18
18 > KEDİLERİN GİZLİ YAŞAMI
Kedilerin herkesten habersiz
nerelere gidebildiği konusunda bir
fikriniz var mı? Bayer’den kedilere
dair büyük araştırma…
20 > HILL’S METABOLIC, OBEZİTEYE
KAFA TUTUYOR
Mopsan tarafından Ankara,
İzmir ve İstanbul’da eğitim serisi
şeklinde gerçekleştirilen obezite
toplantısının ayrıntıları Petinfo
Nisan sayımızda.
60
60 > KEDİ VE KÖPEKLERDE
HOMEOPATİ uygulamaları
Prof. Dr. Ender Yarsan ve Ece
Çağırıcı Alim tarafından hazırlanan
Homeopati’nin ilk bölümü
köpeklerdeki uygulamalara dair
bilgiler veriyor.
Prof. Dr. Paolo Buracco evcil
hayvanlarda kanseri anlattı.
68 > NOYAPET İLE KLİNİĞİNİZDE YENİ
BİR TARZ YAKALAYIN
Noyapet Firması Genel Müdürü
Hakan Ergül ile veteriner klinikleri
için tasarladıkları özgün kafes
sistemlerini konuştuk.
46 > PERINEAL HERNI OLGUSU
Doç. Dr. Cem Perk, Anatolia Hayvan
Hastanesi’ne getirilen bir kedide
rastlanan perineal herni olgusu ve
operatif tedavisini paylaşıyor.
72 > PET POISON YARDIM HATTI’NDAN
İLK 10’a dair açıklamalar
2013’te kedi ve köpeklerin
zehirlenmesinde en çok rol
oynayan maddeler açıklandı.
50 > KÖPEKLERDE GEBELİK YAŞI
Köpeklerde gebelik yaşı ve doğum
zamanının belirlenmesinde
kullanılan yeni metotlar…
74 > DÜNYA VETERİNER HEKİMLER
GÜNÜnüz kutlu olsun
Dünya Veteriner Hekimler Günü
kapsamında hazırladığımız
sayfalarımızda, oda
başkanlarımızın meslektaşlarımız
için dileklerini paylaşıyoruz.
sayfa
50
sayfa
24
Kandilli Veteriner Kliniği ile
keyifli söyleşi...
24 > KANDİLLİ VETERİNER KLİNİĞİ
Veteriner Hekim Engin&Melahat
Erbaş çifti, evcil dostlarımızı
Rasathanenin tam karşısındaki
sevgi dolu kliniklerinde ağırlıyor.
sayfa
56 > yavru KEDİ VE KÖPEKLERDE
BESLENMEnin püf noktaları
Hill’s Science Plan Puppy & Kitten
Healthy Development’ın yavru
beslemedeki önemi.
PETİNFO 2014/04 02-03
86 > KISIRLAŞTIRMA YAPMAK
GERÇEKTEN GEREKLİ Mİ?
Kısırlaştırmanın gerekliliği ve
operasyon için en uygun yaşın
ne olduğu hakkında çok önemli
detaylar paylaşıyoruz.
92 > EGZOTİK KUŞLARDA SIVI
TEDAVİSİnin detayları
Egzotik kuşlarda uygulanabilecek
uygun sıvı tedavisi öncesi ve
esnasında dikkat edilmesi
gerekenlere dair ayrıntılar...
EDİTÖR
Tüm meslektaşlarımızla birlikte
nice güzel yıllar geçirmeyi diliyor,
Dünya Veteriner Hekimler
Günü’nüzü kutluyoruz.
Veteriner Hekim
YAĞMUR AĞCAOĞLU
Evcil hayvanlar
için en
tehlikelisi?
Pet Poison
Yardım Hattı, kedi
ve köpeklerin
zehirlenmesine yol
açan en tehlikeli
maddeleri açıkladı.
Birlikte nice güzel yıllara
Veteriner hekimler için çok güzel
bir aydayız. Nisan’ın güzelliği elbette
ki ısınan havalardan değil, bu ayın son
cumartesi gününün veteriner hekimlere
özel olmasından kaynaklanıyor.
Mesleğimizin öneminin sadece bir
günle sınırlandırılamayacak kadar
büyük olduğunu ve yılın her döneminde
hatırlanmamız gerektiğini topluma
anlatabilmek gerekiyor. Bu konuda en
önemli sorumluluk ise yine biz veteriner
hekimlere düşüyor. Çoğu geleceğe
umutla bakan oda başkanlarımızın
Dünya Veteriner Hekimler Günü için
özel mesajlarını sizlerle paylaşıyoruz.
Bizleri her platformda destekleyen
başkanlarımıza teşekkür ederiz.
Bu sayımızda çok önemli bir
petinfo
Mart / Sayı: 61
Pet Sağlığı Dergisi
Ayda bir yayımlanır.
YAYIN TÜRÜ
SÜRELİ YEREL
SAHİBİ
Mat Medya Tanıtım
Hizmetleri Tic. Ltd. Şti.
MEHMET AKTOP
GENEL KOORDİNATÖR
BARIŞ KOLGU
[email protected]
toplantının detaylarını da sizlerle
paylaşıyoruz. Mesleki yaşamının
büyük bir kısmında evcil hayvanlarda
kanser üzerine yoğunlaşan Prof. Dr.
Paolo Buracco, şimdiye dek edindiği
deneyimleri ‘İlk 50 Seminerleri’
kapsamında İstanbul’da veteriner
hekimlere sundu. Oldukça beğenilen
seminerin detaylarına dergimizden
ya da www.petinfodergi.com internet
sitemizden online olarak ulaşabilirsiniz.
Böylelikle size yani veteriner hekimlere
özel olarak hazırladığımız web sitemizin
müjdesini de vermiş olduk. Sitemizle
ilgili merakınızı da sadece tek tıkla
giderebilirsiniz.
Veteriner Hekim Aslıhan Cebecioğlu
GENEL YAYIN YÖNETMENİ
VE YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
VET. HEKİM ASLIHAN CEBECİOĞLU
[email protected]
YAZI İŞLERİ SORUMLUSU
Vet. Hekim YAĞMUR AĞCAOĞLU
[email protected]
ART DİREKTÖR
EBRU DERELİ
[email protected]
GRAFİK TASARIM
EMEL VURAL
[email protected]
> syf 72
DANIŞMA KURULU
PROF. DR. AHMET ERGÜN
PROF. DR. NİLÜFER AYTUĞ
PROF. DR. TAMER DODURKA
Yrd. Doç. Dr. Özlem Şengöz Şirin
Dr. Banu Dokuzeylül
VET. HEKİM RAHŞAN EROL
BASKI
Gezegen Basım San.
Ve Tic. Ltd. Şti.
100 YIL MAH. MASSİT MATBAACILAR
SİTESİ 2. CADDE GEZEGEN BİNASI
NO: 202/A BAĞCILAR/İST
Sertifika No: 12002
KATKIDA BULUNANLAR
Prof. Dr. Ender Yarsan
Doç. Dr. Cem Perk
Yrd. Doç. Dr. Hande Gürler
Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Cihan
Dr. H. Esra Canatan
Dr. Ateş Barut
Vet. HekİM Ece Çağırıcı Alim
ADRES
YAYINCILAR SK. 10/4
34414 SEYRANTEPE - İSTANBUL
TEL: 0212 324 50 56 - 324 50 59
www.matmedya.com
ABONE
BANU SAYINÇ
[email protected]
Dergimizde yayınlanan röportaj ve ilanların sorumluluğu sahiplerine aittir. Fotoğraflar izinsiz kullanılamaz.
Petinfo Dergisi veteriner hekimlere ve ecza depolarına yönelik bilimsel içerikli, mesleki, ücretsiz, sektörel bir yayındır.
PETİNFO 2014/04 06-07
Bayer “Daha İyi Bir Yaşam İçin
Bilim” Sergisi ile Ankara’da
150. Kuruluş Yıldönümü
için geçen yıl İstanbul’a gelen
Bayer Bilim Sergisi bu yıl
Ankara’ya geliyor. Kentpark
AVM’de 11-13 Nisan 2014
tarihinde ziyaret edilebilecek
sergide, Bayer’in faaliyet
alanlarında hayata geçirdiği
yenilikçi ürünler interaktif
yöntemlerle anlatılıyor.
Serginin en dikkat çeken
özelliği ziyaretçilerin “lütfen
dokunmayız” ibaresiyle
karşılaşmaması. Türkiye’deki
faaliyetlerinin 60. Yılı
vesilesiyle Ankara’ya gelen
sergide Bayer’in araştırma
ve inovatif ürünlerle
dünyadaki canlıların yaşam
kalitelerine nasıl katkı
sağladığını gösteren ve gerçek
hayattan alınan örnekler,
ziyaretçilerin etkileşimine
olanak sağlayan 22 farklı
bölümde sunuluyor. Sergide
yer alan mikroskoplarla kan
hücrelerinin yapısını, termal
görüntüleme kameraları
ile çevre dostu inşaat
malzemeleri kullanımının
enerji tasarrufuna etkilerini
gözlemlemek mümkün.
Sergideki dijital oyun
ekranları ziyaretçilerin
dokunması ve denemesi
için özel olarak tasarlandı.
İnteraktif Bilim Sergisi 2013
yılında 30 farklı lokasyonda
sergilendi. 2014 için ise
Avrupa, Amerika ve Asya
kıtasında 10 farklı lokasyonda
sergilenmesi planlanıyor.
Dermatoloji’de ‘Bahar Günleri’
Nestle Purina’nın sponsorluğunda Kıbrıs Yakın
Doğu Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde 24-27
Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan “Veteriner
Dermatoloji’de Bahar
Günleri” konferansı,
evcillerde dermatolojik
hastalıklara derinlemesine
bir bakış sağlayacak.
Başkanlığını Prof.
Dr. Nilüfer Aytuğ’un
yaptığı konferansta
birçok konuşmacı yer
alacak ve dermatolojide
sitolojik tanıları, tedavide
kortikosterosid kullanımı,
antibiyotiklerin olmazsa
olmazları, beslenmenin
etkileri, egzotik hayvanlarda dermatolojik problemler
gibi birçok konuya değinilecek.
NOTLAR
BAYER 60. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNE
ÖZEL PROJELERİNİ BASINA TANITTI
Bayer Türkiye CEO’su
Dr. Axel Hamann, Taksim Divan
Otel’deki basın toplantısında,
Bayer Türkiye’nin 60. yılına özel
geliştirdiği projeleri tanıttı.
60. yıl için özel olarak hazırlanan
kurumsal tanıtım filminin sunumuyla
başlayan basın toplantısı, Dr. Axel
Hamann’ın şirketin Türkiye’deki 60
yıllık serüvenini özetlemesiyle devam
etti. Bayer’in Türkiye’ye 60 yılda 300
milyon TL’ye yakın yatırım yaptığını
belirten Dr. Axel Hamann, şirketin 60.
yıldönümü etkinlikleri kapsamında
geliştirilen, Türkiye’nin bilimsel
gelişimine de katkı sağlayacak iki
önemli projeyi tanıttı.
Bayer Genç Bilim Elçileri “Bilim
Tohumu Ekibi” Türkiye’nin dört bir
köşesine bilim tohumu ekiyor
Basın toplantısında “Bilim
Tohumları Ekibi” ismiyle lanse edilen
ilk proje, hâlihazırda Bayer’in 3 yıldır
TOG Vakfı ile birlikte düzenlediği
“Bayer Genç Bilim Elçileri” projesine
60. yıldönümüne ek bir proje olma
özelliği taşıyor. Proje kapsamında
“Bayer Genç Bilim Elçileri”nin devam
eden aktivitelerine ek olarak, kırsal
kesimde yaşayan çocukların bilimsel
okuryazarlık seviyesini yükseltmek
amacıyla özel olarak tasarlanmış,
mevcut projenin mobil versiyonu
olan bir minivan Türkiye genelindeki
60 farklı noktada proje uygulaması
gerçekleştirecek.
“Bayer Liseler Arası Bilim
Yarışması” isimli ikinci sosyal
sorumluluk projesi ile lise öğrenimine
devam etmekte olan öğrencileri
fen ve bilim alanlarında çalışmalar
Bayer Türkiye CEO’su
Dr. Axel Hamann
yapmaya teşvik etmek, çalışmalarını
yönlendirmek ve bilimsel
gelişmelerine katkıda bulunmak
hedefleniyor. Dünya Akıl Oyunları
Federasyonu Türkiye Temsilcisi
ve Türkiye’yi Dünya Zeka Oyunları
Şampiyonası’nda temsil eden Türk
Beyin Takımı ile birlikte hayata
geçirilecek proje “Türk-Alman Bilim
Yılı” faaliyetleri kapsamında, T.C.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı,
Alman Araştırma ve Eğitim Bakanlığı
ve Alman Büyükelçiliği tarafından
da destekleniyor. Yarışmanın
finalistleri büyük ödül olarak
Almanya’ya yapılacak bilim gezisiyle
ödüllendirilecek.
PETİNFO 2014/04 10-11
Nostaljik Bayer Yap-bozu
büyük ilgi gördü
Dr. Axel Hamann, geçtiğimiz yıl
Bayer’in 150. Kuruluş yıldönümü
vesilesiyle düzenlenen ve
dünyanın önemli 30 şehriyle
birlikte İstanbul’da da sergilenen
İnteraktif Bilim Sergisi’nin bu
yıl, 60. Yıldönümü etkinlikleri
kapsamında Ankara’yı ziyaret
edeceğini duyurdu. Toplantının
bitiminde ise, Bayer’in
yıldönümüne özel olarak yeniden
üretilen nostaljik yapboz
gazetecilere tanıtıldı.
PITBULL SATIŞINA CEZA
İnternetten pitbull ırkı köpek satışı yapmak isteyen
bir kişiye Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında 4 milyar
565 lira idari yaptırım cezası uygulandı. Yapılan bir ihbarı
değerlendiren Sakarya Orman ve Su İşleri Şube Müdürlüğü
ekipleri, bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden pitbull ırkı köpek
satışı yapıldığının tespit edilmesi üzerine çalışma başlattı.
İl Emniyet Müdürlüğü’nden yardım isteyen ekipler, köpeği
bulup Adapazarı Geçici Hayvan Bakımevi’ne teslim etti.
DİKİLİ VE YALOVA’YA VETERİNER
HEKİM BAŞKANLAR
İZMİR’İN Dikili İlçesi’nde Belediye Başkanı artık bir
veteriner hekim. Dikili Belediye Başkanlığını açık ara farkla
kazanan Veteriner Hekim Mustafa Tosun, mazbatasını aldı.
Dikili’de eşit ve kaliteli hizmeti hedefleyen Tosun, Ankara
Üniversitesi Veteriner Fakültesi mezunu. 1997’de Dikili
Belediyesi’nde veteriner hekim olarak çalışmaya başladı ve
artık hizmetlerini ilçe belediye başkanı olarak sürdürecek.
Yanı sıra İVHO Yalova İl Temsilcisi Vefa Salman ise 30
Mart’ta yapılan seçimde Yalova Belediye Başkanlığı’na layık
görüldü. Başkanlara yeni görevlerinde biz de başarı diliyor
ve veteriner hekimlerin yerel yönetimlerde daha çok söz
sahibi olmasını arzu ediyoruz.
3 ISIRIKTAN BİRİ HASTANEDE SON BULUYOR
SADECE köpekler değil, kediler de çoğu zaman insanları
ısırabiliyor. Özellikle el gibi organları ısırdıklarında bakterilerin
ideal üreme alanları olan eklem ve dokuların derinliklerine
kadar ilerlemesine neden oluyor. Mayo Klinik, kediler
tarafından ellerinden ısırılan 193 vakayı kapsayan 3 yıllık bir
çalışmanın sonucunu paylaştı ve 3 vakadan birinin hastanede
son bulduğu bildirdi. Isırılma vakalarının ise en çok orta
yaşlı bayanlarda ortaya çıktığı görüldü. Kedilerin ısırmasının
köpeklerden daha tehlikeli olmasının sebebi ise dişlerinin
daha derine penetre olabilmesi.
KEDİLERDEN
BELUGALARA
TOKSOPLAZMA
GEÇİŞİ
KANADA açıklarındaki Beaufort Denizi’nde yapılan
testlerde, Beluga balinalarının bir kısmında toksoplazma
tespit edildi. Belugaların % 10’unda tespit edilen parazitin,
balina ile beslenen yerli Inuit halkının sağlığını riske
soktuğu belirtiliyor. British Columbia Üniversitesi’nden
Michael Grigg, Arktik bölgesinde ilk kez rastlanan parazitin
ortaya çıkışını küresel ısınma ile evcil kedi sayısındaki
artışa bağladıklarını ifade ediyor. Belugalara ulaşmakta
zorlandıkları için yeterli numune toplayamadıklarını belirten
araştırmacı Grigg, balinalardaki enfeksiyon düzeyinin düşük
olduğunu söylüyor.
Kedilerin sır
dolu yaşamı
Bayer Hayvan Sağlığı’nın, kedilerin gizemli yaşamlarını anlamak
amacıyla, dünyanın önde gelen kedi davranış uzmanlarından Roger
Tabor ile birlikte yaptığı çalışma, kedilerin sağlıkları ve davranışları
arasındaki içinden çıkılmaz bağlantıya ilişkin örnekler içeriyor.
PETİNFO 2014/04 18-19
Kediler bizim için ne anlama
geliyor? Bir çok pet sahibi, kedilerinin
en iyi arkadaşları olduğunu,
ailelerinin bir parçası olduğunu
ve hatta çocukları gibi olduğunu
söyleyeceklerdir. Gerçekte kedilerin
doğurganlık tanrıçası olduğuna
inanan Mısırlıların kedilere tapındığı
biliniyor. Ancak tarih boyunca durum
her zaman böyle değildi. Mesela 17.
yüzyılda ise bunun tam tersi olarak
kediler hor görülmüş, şeytanın
kedilerde vücut bulduğu düşünülmüş
ve büyücükle ilişkilendirilmişti.
Kediler ve köpekler
birbirinden farklıdır
1871 yılının sonlarında kediler
Avrupa’ da pet hayvanı olarak kabul
edilmeye başlandı. O zamandan beri,
kediler dünyada milyonlarca kişinin
dostu olmuş ve ailelerinin bir parçası
haline gelmiştir. Bir ölçüde kediler
insanların onlara olan ilgi ve sevgisine
karşı biraz geride durmuştur. Bazı
insanlar kedilerin küçük köpekler
olduğunu düşünürler.
Kediler ve köpekler davranışsal
olarak birbirlerinden tamamen farklı
olsalar da, her ikisi de karnivordur,
arkadaş hayvanlardır ve bizimle
aynı evde yaşarlar. En önemli
farklılıkları ise köpekler sürü halinde
yaşayan, sosyal zorunlulukları
olan ve açık alanlarda (onlar için
avlanmanın daha başarılı olduğu
yerler) avlanan hayvanlar iken
kediler için kapalı alanlarda, bağımsız
avlanma eğilimi göstermeleri
daha doğru bir stratejidir. Bu
durum kedi ve köpeklerin kişilikleri
üzerinde belirgin farklılıklara yol
açar. Sonuçta tek başına avlanan
bir kedi, ona yardım etmek için bir
sürüsü olmadığından, bağımsız ve
tamamen kendine güvenen bir yapıda
olmalıdır. Kedilerin en ünlü kişilik
özelliklerinden ‘uzak durma’ durumu,
aslında onların avcılık tekniğinden
kaynaklanan bir hayatta kalma
mekanizmasıdır. Bunun tam tersi
olarak, sosyal ve itaatkâr hayvanlar
olarak bilinen köpekler, kişiliklerini
“Kedilerin Gizli Hayatları” çalışmasında kedilerin gittiği yerlerin
güzergahları incelendi ve ortaya çıkan sonuç şaşkınlık yarattı.
ŞEHİR DIŞINDAKİ KEDİLERİN
PARAZİT TEHTİDİ İLE DAHA
FAZLA KARŞI KARŞIYA
KALDIKLARI GÖRÜLDÜ.
sürüdeki hiyerarşi yoluyla geliştirirler.
Kediler ise rütbe için münakaşa
etmekten uzak durmak adına,
yalvarma, göz temasından kaçınma
ve kuyruk sallama gibi çok sayıda
davranış geliştirmişlerdir. Bu nedenle
kediler acımasız bir şekilde “kurnaz”
hatta “sinsi” yaratıklar olarak
bilinirken, aslında iki tanımlamadan
da daha dürüsttürler. Diğer bir değişle
hiyerarşi için yaranmaya çalışmazlar,
tam tersine çoğumuz için gizemli bir
yanları vardır.
Bayer’den kedilerin yaşamına
dair bir araştırma
Bayer kedilerin gizemlerini
açıklamak amacıyla, dünyanın önde
gelen kedi davranış uzmanı Roger
Tabor ile birlikte, ‘Kedilerin Gizli
Yaşamları’ çalışması kapsamında bir
araştırma gerçekleştirdi. Çalışmada,
kedilerin nereye gittiğini ve biz
etrafta değilken neler yaptıklarını
gözlemlemek için mikro-izleyici
ve minyatür kedi kamerası gibi
yeni araştırma teknikleri kullanıldı.
Araştırmadaki tüm kedi sahipleri,
kedilerinin aslında ne kadar uzağa
seyahat ettiklerini şaşkınlıkla
karşıladılar. Tahmin edebileceğiniz
gibi şehir merkezinden uzakta
bulunan kesimlerdeki kediler, şehirde
yaşayanlardan daha uzağa yolculuk
ettiler, daha geniş bir alanın keyfini
çıkardılar ve hatta parazitlerin
alınması anlamında daha büyük bir
risk altına girerek şehirde bulunan
meslektaşlarından daha başarılı bir
şekilde avlandılar. Şehir kedileri,
daha yüksek yoğunlukta bir yaşam
ve alan mücadelesi yaşarken, diğer
kedilerle karşı karşıya gelip küçük
yaralanmalar yaşadılar. Bununla
birlikte her iki taraf da vakitlerinin
büyük bir kısmını başarılı bir şekilde
kendi alanlarını korumak ve avlanmak
için harcadılar.
‘Kedilerin Gizli Yaşamları’
çalışması bize, kediler hakkında
neyi sevdiğimizi ve davranışları
ile sağlıkları arasındaki içinden
çıkılmaz bağlantıyı göstermektedir:
Kedilerin gizemli ve bağımsız
doğaları nedeniyle, parazit tehdidine
karşı önlem alınmasını gerektiriyor.
Bayer, Dünya’ daki kedi sahiplerine,
kedilerinin keşfe çıkmayacağını
garanti edemese de, parazitlere karşı
bir koruma teminatı sunabilir.
“Secret Lives of Cats-Kedilerin
Gizli Yaşamı” nı www.youtube.
com/BayerAnimalHealthUK.
adresinden takip edebilirsiniz!
SEMİNER
Mopsan’dan
sektöre değer
katan seminerler
Mopsan EGM tarafından, 5-6-7 Mart tarihlerinde Ankara
Hilton, İzmir Wyndam ve İstanbul Mercure Otel’de, Dr. Marge
Chandler’ın sunumuyla gerçekleştirilen “İnsanlar ve Evcil
Hayvan Dostları – Neden Hala Kiloluyuz?” konu başlıklı
eğitim seminerlerinde toplam 204 veteriner hekim ağırlandı.
Ankara
PETİNFO 2014/04 20-21
Mopsan Veteriner Ürünleri
sektöre değer katan eğitim
seminerlerine devam ediyor…
Amerikalı beslenme uzmanı Veteriner
Hekim Dr. Marge Chandler, Ankara,
İzmir ve İstanbul ’da sırasıyla 5-6-7
Mart tarihlerinde gerçekleştirilen
eğitim seminerlerinde, toplam 204
veteriner hekime, veteriner kliniğini
ziyaret eden evcil hayvanlarda en
sık rastlanan rahatsızlıklardan biri
olan obezite rahatsızlığı, obeziteye
bağlı şekillenen diğer rahatsızlıklar
ve obezite ile mücadelede kullanılan
programlar ile ilgili eğitim verdi.
İstanbul’da düzenlenen seminerde
açılış konuşmasını gerçekleştiren
Mopsan Veteriner Ürünleri Genel
Müdürü Cafer İngeç, yaklaşık 20
yıldır sektörle iç içe çalıştıklarını
belirterek 2014 için “Eğitim, Gelişim,
Motivasyon” adı altında yapacakları
çalışmalara hız verdiklerini ifade
etti. Bu yıl Mopsan’ın sürprizlerinin
devam edeceğini vurgulayan İngeç,
lansmanını yaptıkları Metabolic’in
Avrupa’daki veteriner sektörünü
kökten değiştiren bir ürün olduğunu
ifade ederek, sözü Chandler’a bıraktı
ve veteriner hekimlere katılımlarından
dolayı teşekkür etti.
İzmir
Ankara
“Şu anda evcil hayvanların
yarısı obez”
Dr. Marge Chandler, sunumunda
global anlamda obezite ile ilgili
çok önemli bilgiler vererek başladı.
Obezitenin oluşumunda etkili
mekanizmalardan, dünyadaki
evcillerde görülen obezite
oranlarından, sorunun evcil hayvan
sahipleri tarafından algılanışından
ve obezitenin hayvanların yaşam
kalitesi üzerine olan etkilerinden
bahseden Marge Chandler, bu konuda
veteriner hekimlerin bilmesi gereken
önemli detaylara dikkat çekti. Obezite
programlarının başarıya ulaşması için
en temel nokta olan “Evcil hayvanın
ideal ağırlığının’’ hesaplanmasında
kullanılan ‘’Morfometrik Ölçüm’’
tekniğini detaylıca anlattı ve veteriner
hekimlerle bazı önemli teknik bilgileri
Dr. Marge Chandler’ın obeziteye yönelik başarılı sunumu ile 3 farklı ilde 3 gün
ard arda düzenlenen eğitim seminerlerine veteriner hekimlerin ilgisi yoğundu.
paylaştı. Tennessee Üniversitesi
Veteriner Fakültesi tarafından
geliştirilmiş olan morfometrik
ölçüm tekniği, tüm dünyada obezite
programlarının başarıya ulaşması
anlamında veteriner hekimler
tarafından kullanılan bir teknik olması
nedeniyle, Türk hekimler tarafından
da ilgi ile karşılandı.
2011 yılında lansmanı yapılan
ve sadece veteriner hekimlere özel
olarak geliştirilen, hekimlere birkaç
saniyede online ortamda hastaya özel
beslenme reçetesi oluşturma özelliği
ile konumlanan Hill’s hızlı tavsiye
e-portalına (www.hillsquickreco.
com.tr) entegre edilen bu ölçüm
tekniği, obezite ile mücadelede
veteriner hekime, evcil hayvan
sahipleri ile ortak yürüttükleri kilo
yönetimi programına yardımcı olması
dolayısıyla büyük ilgi gördü. Healthy
Weight Protocol olarak adlandırılan
Sağlıklı Kilo Yönetimi e-portalı, Mart
2014 itibariyle veteriner hekimlerin
kullanımına sunulmuş oldu.
SEMİNER
İstanbul
BESLENME
PROGRAMINI
KİLOYA GÖRE
DÜZENLİYORUZ
Veteriner Hekim
Sevtap Kutbek
Felis Veteriner Kliniği
İstanbul’da düzenlenen toplantıda Anatolia
Veteriner Hastanesi’nden Veteriner Hekim
Suhat Eren, Metabolic’i denediği obez
hastalarından elde ettiği başarılı sonuçları
meslektaşları ile paylaştı.
Dr. Marge Chandler obezite hakkında
önemli bilgiler sundu.
“Farklı Bir Şey Hayal Edin”
Eğitim seminerinin ikinci
yarısında, Mopsan Veteriner Ürünleri
Ürün Müdürü Veteriner Hekim Hale
Yetkin tarafından gerçekleştirilen
sunumda, Hill’s in obezite yönetimi
kategorisinde ‘’Farklı Bir Şey Hayal
Edin’’ sloganı ile yola çıktığı ve
lansmanı yapılan her ülkede önemli
başarılara imza atan ürünü, Hill’s
Prescription Diet Metabolic tanıtıldı.
Ürüne dair verilen teknik detayların
ardından, ürünün başarısının ve
etkinliğinin vurgulanması amacıyla,
lansman öncesi obez evcil hayvanlar
üzerinde yürütülen ‘’Metabolic
ürünü- 3 Aylık Deneme Programı’’ ve programlardan elde edilen sonuçlar
veteriner hekimlerle paylaşıldı.
Deneme programları sonuçlarına
bakıldığında, “İki ayda evcil hayvanların
% 88’ine sağlıklı bir şekilde kilo
verdiren Hill’s Metabolic Advanced
Weight Solution” ürününün iddia ettiği
gibi evcil hayvanlara sağlıklı bir şekilde
kilo verdirdiği ve kilolarını korumada
yardımcı olduğu ispatlanmış oldu.
Eğitim seminerleri sonrası
düzenlenen akşam yemeğinde veteriner
hekimler yoğun geçen eğitim semineri
sonrasında eğlenme ve birlikte sohbet
etme fırsatı yakaladılar. 
PETİNFO 2014/04 22-23
Kliniğimizde en önemli yardımcı
ekipmanlarımızdan birisi
hassas terazimizdir. Kliniğimize
gelen hastalarımızın her
gelişlerinde kilo kontrolleri
düzenli olarak yapılmakta, kilo
alışları ya da verişleri dikkatli
bir şekilde takip edilerek, vücut
kondisyon skoru ile birlikte
değerlendirilmektedir. Hastamız
normal kilonun üzerinde ise
ya da eğilim gösteriyorsa,
beslenme programının
üzerinden geçiyoruz, egzersiz
alışkanlıklarını düzenliyoruz,
hasta sahibi ile birlikte kilo
alımına neyin sebep olduğunu
anlamaya çalışıyoruz;
önerilerimizde kilo alımının
nedenine göre değişiyor. Hasta
sahibimize obezitenin zararları,
hormonlar ve metabolizma
hastalıkları konusunda bilgi
aktararak farkındalık yaratmaya
çalışıyoruz. Sunum, yağ dokunun
aktif metabolik ve endokrin
işlevleri konusunda bilgi aktaran
yararlı bir sunumdu. Mopsan’a,
bu güzel organizasyon için
tekrar teşekkür ederim.
YAŞAM STİLLERİ DEĞİŞTİRİLMELİ
Veteriner Hekim Mustafa Yıldız Sakarya Veteriner Kliniği
Ülkemizde petlerde obezite oranlarının artışı, aşırı beslenme ve hareketsiz yaşamdan kaynaklanıyor.
Hastalarımızın, muayenesi esnasında normal kilonun üzerinde olduğunu anlıyoruz. Elimizde bulunan
bilimsel döküman ve kilo skalalarından bunu anlamak çok kolay, yeterki gerekli özeni gösterelim.
Böyle bir durumda hayvan sahibinden dostunu aşırı beslememesini ve hareketini artıracak bir yaşam
biçimini seçmesini öneriyoruz. Organizasyon güzel, Chandler’ın sunumu oldukça iyiydi.
PETLERİ TAKİBE ALIYORUZ
Dr. Ebruhan Zengin Sante Veteriner Cerrahi Kliniği
Kliniğimize gelen aşırı kilolu hastaların değerlendirilmesinde temelde inspeksiyon ve ağırlıklarının
ölçülmesi baz alınıyor. Petlerde obezite oranlarındaki artışta; yaş, hatalı beslenme, yetersiz egzersiz
ve kısırlaştırma sonrası bazal metabolizmadaki değişimlerin rol oynadığını düşünüyoruz. Aşırı kilolu
petlerin sahipleri ikna edildikten sonra diyetlerinin düzenlenmesi, mama değişimi ve günlük rutin
egzersizleri konusunda yapılması gerekenler öneri halinde aktarılıyor ve petler takibe alınıyor.
UYGUN VE ÖLÇÜLÜ DİYET ÖNERİYORUZ
Veteriner Hekim Merve Semiz Aorta Veteriner Kliniği
Günümüzde en sık yaşadığımız problemler arasında obeziteyi de görmekteyiz. Obezite oranlarındaki
bu artışın nedenini ise yanlış gıda seçimine, ölçüsüz gıda ve ödül tüketimine, yeteri kadar egzersiz
imkanlarının oluşturulmamasına bağlıyorum. Bu tür hastalarımıza uygun ve ölçülü bir diyete geçiş,
egzersiz programı önerilerimiz ve bazı takviyelerimiz oluyor. Metabolic mamanın da bu kapsamda
özel içeriği ve kilo kontrolü sağlaması açısından güzel sonuçlar yaratacağı görüşündeyim.
TESPİTTE DETAYLI BİR ÖLÇÜM YÖNTEMİ
Veteriner Hekim Gizem Taktak Patisev Veteriner Kliniği
Kliniğimize gelen hastaların ilk önce vücut ağırlıklarını belirliyoruz. Daha sonra özellikle kedilere vücut
indeksini belirleyen skalayı kullanıyoruz. Fakat sunumlarda çok daha detaylı bir ölçüm yöntemiyle
obezite ve ideal vücut ağırlıklarını nasıl tespit edeceğimizi gördük. Öncelikle hasta sahiplerine kendi
yedikleri yiyecekler ile beslememelerini öğütlüyoruz. Mama ya da ödül kurabiyelerini günlük yemeleri
gereken miktarda vermelerini öneriyoruz. Sunumlar oldukça net ve anlaşılırdı, teşekkür ederiz.
ÇOK FAZLA ÖDÜL MAMASI VERİLİYOR
Veteriner Hekim Göknil Yener Petcorner Veteriner Kliniği
Polikliniğimizde kedi ve köpeklerimizin vücut kondisyon skoruna bakarak ve ırk özelliklerini
değerlendirerek normal kilolarını belirliyoruz. Hasta sahiplerimiz genelde çalışan insanlar oldukları
için petleri ile yeteri kadar vakit geçiremiyorlar. Özellikle petler gün içinde evde hareketsiz oluyorlar.
Akşam eve geldiklerinde onları sevindirmek için çok fazla ödül veriyorlar. Metabolik bir problem
yokken oluşan kilo artışları bu sebeplere bağlı olabilir. Toplantıda verilen bilgiler için teşekkürler.
KLİNİK
Geç kalınmış
tedaviler
büyük sorun
Kandilli Veteriner Kliniği hekimleri için her şeyden
önemlisi, kendilerine bir umutla gelen hayvan
dostlarının ve sahiplerinin oradan en mutlu şekilde
ayrılması. Bunun için de ellerinden geleni yapıyorlar.
RÖPORTAJ VE FOTOĞRAFLARı: VetERİNER Hekim ASLIHAN CEBECİOĞLU
PETİNFO 2014/04 24-25
Kandilli Veteriner Kliniği’nin
pozitif enerji yüklü atmosferinde,
fakültede yıllarından bu yana tanıdığım
arkadaşlarımla birlikte olmanın yanı
sıra beni oldukça gururlandıran başka
bir yönü daha vardı burada olmanın. O da işine tutkuyla bağlı, etik değerleri
önemseyen ve hayvanları delicesine
seven veteriner hekimlerle bir arada
olmaktı. Öğrencilik döneminde
başlayan birliktelikleri ile mutlu bir
evliliğin ve başarılı bir mesleki yaşamın
temellerini atan Kandilli Veteriner
Kliniği Hekimleri Engin&Melahat Erbaş
çifti ile elbette ki konuştuklarımız size
yansıyanlarla sınırlı değildi.
Kandilli Veteriner Kliniği olarak
kendinizden bahseder misiniz?
Engin Erbaş: 2006 yılında İstanbul
Üniversitesi’nden mezun oldum.
Veteriner hekimlik çocukluk hayalimdi
diyebiliriz. Fakülte de biraz uzayınca
klinikte buldum kendimi. 2001 de
İstanbul Üniversitesi Veteriner
Fakültesi İç Hastalıkları AbD. da
asistan öğrenci olarak çalışmaya
başladım. Stajımı Maslak Sipahi Ocağı
Atlı Spor Kulübü’nde yaptım. Daha
sonra tekrar pet kliniğine dönerek
Hospetall Veteriner Kliniği’nde
çalıştım. Tüm bu birikimlerle 2009’da
eşimle Kandilli Veteriner Kliniği’ni açtık.
Melahat Erbaş: 1982 yılında
İstanbul’da doğdum. 2007 yılında
İ.Ü’nden mezun oldum. Öğrencilik
yıllarımda İç Hastalıkları AbD.’nda ve
boş vakitlerimde çeşitli kliniklerde
mesleki tecrübe kazanmaya çalıştım.
Stajımı şimdiki ismi Kuzey Pet olan
Ezgi Pet’de yaptım. Klinisyenlik istiyor
oluşuma karşın profesyonel çalışma
hayatıma ilaç firması ile başladım.
Hem veteriner ilaç firmasında hem de
beşeri ilaçta bölge sorumlusu olarak
çalıştıktan sonra, beni asıl mutlu
edecek olanın klinisyenlik olduğuna
karar verdim ve eşimle birlikte 2010
yılından bu yana Kandilli Veteriner
Kliniği’nde kariyerime devam ediyorum.
İrem adında 2.5 yaşında canımızdan
çok sevdiğimiz bir kızımız var.
Umut Yeşilalioğlu da şu anda
bizimle birlikte. Selimiye Tarım
Meslek Lisesi son sınıf öğrencisi ve
2013-2014 yılı stajını burada yapıyor.
Kliniğiniz evcil dostlarımıza
ne zamandır hizmet veriyor,
hizmetleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?
E.E: Ocak 2009’dan beri
hizmetteyiz. Kliniğimizde koruyucu
hekimlik uygulamaları olmak üzere,
dahiliye, cerrahi ve doğum alanlarında
hizmet vermekteyiz. Özellikle dahiliye
anabilim dalında uzun yıllar
edindiğimiz tecrübenin pozitif
yansımalarını görüyoruz. Kliniğimizde
her türlü yumuşak doku operasyonu
ve kemik operasyonu yapılmaktadır.
Bünyemizdeki hemogram, biyokimya,
idrar analiz ve CR cihazları sayesinde
kısa sürede teşhis koyabilmekteyiz.
Ayrıca kliniğimizde pet shop ve kuaför
hizmetleri de mevcuttur.
Veteriner Hekim Engin Erbaş, Veteriner Hekim Melahat Erbaş, Stajyer Umut Yeşilalioğlu
Hayvan dostlarımızın sağlığına kavuşmalarını amaç
edinen Kandilli Veteriner Kliniği Hekimleri, hastalarını
gerekirse farklı hekimlere sevk etmekten kaçınmıyor.
Evcil sahiplerine muayene
esnasında dostlarının sağlık
durumları hakkında bilgi veriliyor.
Veteriner hekim olmanın en
güzel yanı nedir? Bunun yanı sıra
mesleki anlamda sıkıntısını en çok
yaşadığınız problemler konusunda
neler söylemek istiyorsunuz?
M.E: İnsanın sevdiği işi yaparak
hayatını sürdürmesi gerçekten çok
güzel bir duygu. Yaptığınız iş, çalıştığınız
saatler, yorgunluklar hepsi geçip gidiyor.
Sonuçta minik dostlarımızın sağlıklarına
kavuşmaları her şeyin üstünde.
Mesleki anlamda bizim için en büyük
problem geç kalınmış tedaviler. Bu
bazen hasta sahibinin dikkatsizliğinden
bazen umursamazlığından bazen
de yanlış konulmuş teşhislerden
kaynaklanmakta ve o zaman işler
içinden çıkılamaz bir hal almaktadır.
Bize gelen hastaların her türlü
problemini çözmeye çalışıyoruz.
Fakat bizi aşan durumlarda fakülteden
ve bilgisine güvendiğimiz meslek
büyüklerinden her türlü yardımı da
alıyoruz. Bize göre hayvanların sağlığı
KLİNİK
BAKIŞ AÇISI
DEĞİŞMELİ
Henüz yeni doğan
minik kediler sıcak
bir yuva arayanlar
arasında sırada…
ve mesleğimizin gelişimi için etik olan
budur. Erken ve doğru teşhisin hayat
kurtardığı gerçeğini göz ardı edemeyiz.
Sizce sokak hayvanları sayısındaki
artışı önlemede veteriner hekimlerin
rolü ne olmalıdır? Bu konuda tüm
veteriner hekimlerin iştiraki ile nasıl
bir çalışma yapılabilir?
M.E: Biz bu zincirin en son ama
aslında en önemli halkasıyız. İnsanlar
hayvan almadan değil de aldıktan
sonra veteriner hekimlerle
tanışıyorlar. Daha sonra da aldıkları
kedi ve köpekle yaşamak onlara
bazen zor geldiği için bazen de
mecburiyetlerden sokağa bırakıyorlar.
Önceki yıllara göre hayvanlara olan
ilgi ve sevginin arttığını düşünüyoruz.
Yanı sıra hayvanlara bir eğlence aracı
ve bir hediye paketi gözüyle bakan
azımsanamayacak bir kitle var ki,
bu değişmediği sürece, adı hayvan
sahiplenmek değil hayvana sahip
olmak olacaktır. Bu zihniyet var
oldukça maalesef onlara canlı olarak
değil de bir eşya olarak bakılacaktır.
Böylece sokak hayvanlarının sayısı
günden güne artıyor. Bizlerin
yapabileceği şey insanları bu konularda
bilinçlendirmek ve satın almaktan çok sahiplenmeye yöneltmek.
Dünyada pet sağlığı alanında
yapılan araştırmaların boyutu
hakkında neler söylemek istersiniz?
Etkileri nasıl oluyor?
E.E: Elimizden geldiğince takip
etmeye çalışıyoruz. Yeni çalışmalar
ve eğitimlerdeki bilgileri klinikte
kullanmaya özen gösteriyoruz. Ama
bunları ülkemizde uygulamak ve
bunun için gerekli enstrümanlara
ulaşmak, maddi anlamda sıkıntılı
erken teşhisin önemini defalarca vurgulayan veteriner
hekimler, hasta sahiplerine düzenli kontrolün hayat
kurtardığı konusunda bilgi veriyor.
PETİNFO 2014/04 26-27
olabiliyor. Bununla birlikte insanların
evcil hayvanlara gösterdikleri ilgi ve
bilgi yetersizliğini de buna bir engel
olarak görüyoruz.
Ne gibi olanaklara ve ayrıcalıklara
sahip olmak isterdiniz?
E.E: Daha fazla tıbbi ekipman
sahibi olmak isteriz. Böylelikle çok
daha hızlı ve çok daha güvenilir
teşhisler koyabiliriz ve hata
payımız çok daha azalır. Şu anda
bir kısır döngü içerisindeyiz. İnsan
sağlığındaki devlet desteği, veteriner
sağlık sektöründe olmadığı için
hayvan beslemek ve onların sağlık
kontrolünü yaptırmak, hasta sahibi
açısından da külfetli oluyor. Bu durum
hem hasta sahibini hem de veteriner
hekimi maddi olarak bir çıkmaza
sokuyor. Bununla ilgili düzenleme
ancak devlet politikası ile yapılabilir.
Son olarak neler söylemek ve
eklemek istersiniz?
M.E: Dünya Veteriner
Hekimler Günü yaklaşırken tüm
meslektaşlarımızın hak ettiği
saygıyı görmesini diliyoruz. Ayrıca
hayvanlarımızın da hak ettiği sevgi ve
ilgiyi görecekleri bir dünya temenni
ediyoruz. Ziyaretimize geldiğiniz için
teşekkür ederiz. 
KÖPEK
CANINE C-REAKTİF
PROTEİN (CRP)
Beşeri hekimlikte uzun yıllardır yangılı sistemik ve enfeksiyon
hastalıklarında kullanılan CRP günümüzde veteriner hekimlikte de,
önemli bir tanı doğrulayıcı veri olarak değer kazanmaktadır.
YAZI: Dr.ATEŞ BARUT Ankara VETERİNER TIP MERKEZİ
PETİNFO 2014/04 28-29
Bütün yangılar lokal olarak
başlar ve vücut yangıyı daima
lokal tutmaya çalışır. Yangı
lokal tutulamayarak yayılmaya
başladığında ise sistemik hale
gelir ve bağışıklık sistemi çalışarak
karaciğerden major akut faz
proteinler salgılanır. Bu vücudun
travma, yangı ya da enfeksiyona
karşı koyduğu erken savunma
mekanizmasıdır ve “akut faz cevap”
olarak isimlendirilir. Akut faz cevap
tetikleyici etkenle karşılaşıldıktan
hemen sonra gelişen bir dizi
kompleks sistemik reaksiyondur.
Bu kompleks cevap mekanizmasının
bir parçası da akut faz proteinlerin
salınmasıdır. Tetikleyici cevap ortadan
kalktığında ise akut faz proteinlerin
serum konsantrasyonları
normal seviyelere iner
yani akut faz
proteinler yangı aktivitesinin şiddetini
direkt ve gerçek zamanlı olarak
yansıtırlar. Bir akut faz yangısal
protein olan “c-reaktif protein” yani
CRP, “İnterleukin-6” gibi inflamasyon
öncesi sitokinlerin dolaşımda artan
miktarına cevap olarak hepatositler
tarafından üretilir ve salınır.
Canine c-reaktif protein (CRP);
tüm enfeksiyonlar, kronik yangısal
hastalıklar ve doku hasarlarında
istisnasız olarak yükselir.
Canine CRP sistemik yangıyı
ortaya koyar
Normal ve sağlıklı köpeklerde
serum CRP seviyesinin 5-35
mg/L’nin aralığında olması gerektiği
kabul edilir. Sistemik inflamatorik
hastalıklar ya da daha ciddi
enfeksiyonlar sırasında serum CRP
seviyeleri hızla 35 mg/L’ nin üzerine
çıkar. CRP seviyesi ne kadar yüksekse
sistemik inflamatorik etki o kadar
şiddetli ve ciddidir. Tüm sistemik
enfeksiyonlar, immun mediated
hemolitik anemi, inflamatorik
bağırsak hastalığı, leishmanioz,
poliartrit, pankreatit ya da pyometra
ve bunlar gibi sistemik yangıyı uyaran
tüm hastalıkların monitorizasyonu
CRP analizi ile mümkündür.
Canine CRP gerçek zamanlıdır
Canine CRP sistemik
inflamasyonun başlamasından sadece
4 saat sonra yükselmeye başlar, 24
saatte pik seviyeye ulaşır ve yangının
geçmesinden sonra 48-72 saatte
normal seviyelere iner. Yüksek serum
CRP seviyeleri her zaman bir patoloji
Veteriner Hekim Dr. Ateş BarutVTM Hayvan Hastanesi
gösterir yani CRP sistemik
inflamasyonun varlığını ya da
yokluğunu gösterir. Canine CRP analizi,
akyuvar sayısı ve periferik yaymalar,
beden ısısı ve eritrosit sedimetasyon
oranı gibi değerlerden çok daha
spesifik bir parametre ve inflamasyon
için bir var ya da yok testidir.
Canine CRP test, uygulanan
tedavinin etkinliğini ortaya koyar
Canine CRP sadece sistemik
inflamasyonun ortaya konmasında
kullanılmaz, veteriner hekimin
seçtiği tedavinin etkinliğini ortaya
koyabilmesi için de çok önemlidir.
Uygulanan tedavi başarılıysa CRP
seviyesi düşecektir. Eğer arzu
edilen düşüş sağlanamıyorsa
tedavi protokolü hekim tarafından
sorgulanmalı hatta değiştirilmeli ve
daha detaylı analiz ve incelemeler
yapmalıdır. Hekim tedaviyi ne zaman
sonlandıracağına da CRP seviyelerine
bakarak rahatlıkla karar verebilir.
Tedavi sonrası olası nükslerin tespiti
Özellikle yüksek nüks ihtimali bulunan oto-immun hastalıklarda nüks
riskinin değerlendirilmesinde ve nükslerin erken tespitinde CRP analizleri
çok anlamlıdır. Yapılan araştırmalar oto-immun hastalıkların nükslerinde
herhangi bir klinik semptom ya da yangı indikatörü oluşmadan en az 10
gün önce serum CRP seviyelerinin yükseldiğini göstermiştir.
KÖPEK
Birçok yangısal durumda
uygulanan tedavi protokolleri
rektal beden ısısı gibi normal klinik
semptomları ya da akyuvar sayısı
gibi kan parametrelerini etkileyebilir
ancak CRP, sistemik inflamasyon
hafiflemeden asla değişmez. Ayrıca
CRP seviyesi steroid tedavisinden
etkilenmeyeceği için objektif bir
değerlendirme parametresi olma
özelliğini korur. NSAID ya da
opioid gibi ilaçlar kullanıldığında
bu ilaçlar yangının kendisini değil
semptomlarını hedef alır ve CRP
değerleri etkilenmez. Sonuç olarak
steroidler, antibiyotikler, carprofen,
etodolac ya da meloxicam gibi nonsteroidal antiinflamatorik ilaçlar
ya da butorphanol gibi opioidler
CRP değerlerini etkilemez. CRP
semptomatik tedavinin arkasına
gizlenen yangıyı monitörize eder.
Yani CRP hasta iyi hissederse değil,
iyileşirse azalır.
Postoperatif iyileşmenin CRP
bakısıyla değerlendirilmesi
CRP cerrahinin etkilerini ve
postoperatif iyileşme sürecini
değerlendirmede de kullanılır.
Operasyonlardan sonra operasyon
sırasında yaratılan doku hasarı
sebebiyle CRP değerlerinde her
zaman direk bir artış olacaktır.
İyileşen köpeklerde CRP seviyeleri
uygulanan cerrahi girişime göre
değişecek bir hızla azalır ve zamanla
normale döner. Örneğin yumuşak doku
operasyonlarından sonra 24-72 saatlik
bir normalleşme süresi görülürken
ortopedik operasyonlardan sonra
bu süre daha uzundur. Arzu edilen
düşmenin sağlanamaması iyileşmenin
sağlanamadığını gösterir ki hekim
antibiyotik desteğine hatta bazen
tekrar operasyon kararına yönlenebilir.
Özet olarak Canine
C-Reaktif Protein;
1- Enfeksiyonların ve inflamasyonun
saptanmasında
2- Tedavinin ve antibiyotiklerin
etkinliğinin takibinde
3- Yangının tespitinde
4- Yangısal hastalıkların tedavisinin
monitorizasyonunda
5- Yangıya bağlı mortalitenin
öngörülmesinde
6- Postoperatif sürecin incelenmesinde
7- Postoperatif komplikasyonların
değerlendirilmesinde
8- Kanserler ve tümörlerde
9- Yangı ve enfeksiyonun takibinde
hekimlerin en büyük ve pratik rehberi olacaktır.
LifeAssay Canine CRP Test Kiti az
yer kaplaması açısından avantajlı.
PETİNFO 2014/04 30-31
LifeAssays Canine C-Reaktif
Protein test sistemi
Sağlıklı C-reaktif protein
bakısı sadece köpeklere spesifik
C-Reaktif Protein’in analiziyle
mümkün olmaktadır ve insanlar için
yapılan laboratuvar analizlerinin
veteriner pratikte bilimsel geçerliliği
yoktur. Ülkemizde CRP analizinin
yapılabilmesi “LifeAssays Canine
CRP” test sisteminin ülkemizde
ulaşılabilir hale gelmesiyle mümkün
olmuştur. LifeAssay firmasının ürettiği
“canine CRP test kiti”, serum ya da
plazmada canine CRP seviyelerinin
kantitatif ölçümlerinin sadece 11
dakikada yapılmasını sağlar. Bu
çift taraflı heterojen immunoassay
test için 5 mikrolitre kadar küçük
bir numuneye ihtiyaç duyulur ve
köpeklere spesifik “canine CRP”lerinin
saptanması için manyetik olarak
işaretlenmiş antibodiler kullanır.
Canine CRP’nin ölçülmesini sağlayan
standart metot, LifeAssays sisteminin
geliştirilmesinden önce Elisa
testleri ya da büyük turbidimetrik
sistemlerdi. Elisa testleri kantitatif
değer vermemesi, turbidimetrik
sistemlerin ise yüksek cihaz maliyeti
ulaşılabilirliklerini sınırlarken,
LifeAssays CRP test sisteminin
çok küçük bir tezgah üstü okuyucu
cihazdan ve karıştırıcı vortex’den
ibaret olması, en küçük veteriner
kliniğinde dahi kullanılabilir olmasını
sağlamaktadır. Bir hemogram
ya da periferik yayma raporunun
yorumlanması iyi bir dahiliye bilgisi
gerektirirken CRP analizlerinin
rakamsal sonuçları hiçbir yoruma
ihtiyaç bırakmadan her hekimin
değerlendirebileceği şekilde sistemik
yangıyı ortaya koymaktadır. 
ARAŞTIRMA
Çocuklara umut ışığı
Dr. Martin Childers, hayvan modelleri üzerinde çalıştığı gen tedavisinin, çocukların
ölümcül kas hastalığı için önemli gelişmelere önderlik edebileceğini açıkladı.
Preklinik çalışmalar, gen
terapisinin, çocuklarda X geni ile
bağlantılı miyotubuler miyopati
olarak tanımlanan ölümcül bir
kongenital hastalığın küçük ve
büyük hayvan modellerinde, kasları
güçlendirebileceği ve yaşam süresini
uzatabileceğini göstermektedir.
Bulgular bu yıkıcı hastalığın
gelecekteki çalışmalarının klinik
uygulanabilirliğine işaret etmektedir.
Hastalıkla doğan çocuklar gevşek
kas yapısına sahiptir ve nefes almada
zorluk çekerler. Bu vakalarda çoğu
zaman yaşam desteği gerekebilir. Çoğu hasta henüz çocukluk döneminde
ölmektedir. Bu prosesin etkinliği,
mutasyon yerine bir gen taşımak için
tasarlanmış adenovirüs vektörü ile
farelerde ve köpeklerde test edildi.
Bilim adamları Généthon’da
üretilen AAV’nin, tek intravasküler
enjeksiyonu sonucunda, hem fare
hem de köpeklerde, kas gücünde
belirgin bir iyileşme, mikroskobik
düzeyde düzelmiş kas yapısı ve yaşam
süresinde uzama yanıtını elde ettiler.
Köpeklerde enjeksiyon sonucunda
hiçbir toksik etki veya bağışıklık yanıtı
gözlemlenmedi. Bu sonuçlar, hayvan
modellerinde miyotübüler miyopati
için gen değiştirme tedavisinin
etkinliğini göstermiş ve hastalarda bir klinik deneme için yol açmıştır.
Dr. Martin Childers’ın
köpeği Bella da
miyotubuler miyopatiye
benzer bir hastalık için
mutant gen taşıyor.
PETİNFO 2014/04 32-33
Tam iyileşmeye çok yakın
Boston Çocuk Hastanesi’nden
eş kıdemli yazar Alan H. Beggs,
MTM1 olarak bilinen mutasyona
uğramış gen üzerinde çalıştı
ve eksik miyotübülerin proteini
yerine kullanarak MTM’li kasların
kontraksiyon yeteneğini geliştirdiğini
ARAŞTIRMA
Günümüzde yapılan araştırmalarla artık
köpeklerde yapılan gen tedavileri ile
çocuklarda ölümcül hastalıkların önüne
geçilebilmektedir.
gösterdi. Prof. Dr. Martin K. Childers,
2009 yılından bu yana Généthon’da
hastalığın fare modelindeki sistemik
ve lokal etkisi üzerinde seminal
temelli çalışmalar yapan Anna
Buj-Bello ve Beggs Grup ile birlikte
çalışıyor. Araştırmacılar Généthon
tarafından tasarlanmış bir adenovirüs
vektörünü kullanarak gen terapisini
test etmişlerdir. Vektör, hücreler
içine MTM1 geni verilmesi için
bir araç olarak kullanılmaktadır.
Araştırmacılar iki hayvan modeli
kullandılar: Bunlardan ilki MTM1
mutasyonu taşıyan fare ve diğeri ise
MTM1 gen mutasyonunu doğal olarak
gösteren köpeklerdi.
Bu mutant hayvanlar miyotübülar
miyopatili hastalardaki belirtilere
benzer bir şekilde kısa bir ömre ve
zayıf bir görünüme sahiptir. Childers
“Pre-klinik bulguların sonuçları kalıtsal
kas hastalıkları için olağanüstü.”
diyerek, adenovirüs gen terapisi
uygulanan iki köpekte, XLMTM’nin
neden olduğu hastalığın küçük
farklılıklar dışında neredeyse normal
göründüklerini ve hatta mikroskobik
olarak dahi hiçbir kanıt kalmayacak
şekilde iyileştiklerini ifade etti.
Araştırma grubundan bir başka
isim Buj-Bello ise çalışmayı şu şekilde
yorumlamaktadır: “Bu sonuçlar, dört
yıldır yapılan araştırmanın doruk
noktasıdır ve gen terapisinin bu
genetik kas hastalığı için nasıl etkili
olduğunu gözler önüne sermektedir.”
Virginia Tech’den Robert W.
Grange ise “Nihayet hastalarda
klinik denemeler hayal edilebilir.
Yaptığımız araştırmadan elde edilen
sonuçlar, insanlar için çok umut
verici gelişmelere neden olacaktır.
Elde edilen fonksiyonel düzelme
gerçekten de dikkate değer. Böyle
anlamlı bir projeye katkıda bulunmak
son derece heyecan verici.” demekte
ve çalışmanın çocukların hastalığı için
umut vaat ettiğini belirtmektedir.
Çocukların
ölümcül hastalığı
Miyotübüler miyopatinin en ağır
şekli X’e bağlı olan olup, yeni
doğan 50.000 erkek bebekten
birini etkiler. Doğan bebeklerde
şiddetli solunum güçlüğü ve çok
zayıf iskelet kaslarına neden
olmaktadır. Hastalık doğum
sonrası yaşamda genellikle tüple
besleme ve mekanik ventilasyon
da dahil olmak üzere yoğun
bir yaşam desteği gerektirir.
Hastalık üzerine etkili tedavi
mevcut değildir ve çoğu bebek
çocukluk çağında ölmektedir.
Nedenin Xq28 lokusundaki MTM1
genindeki mutasyonlar olduğu
1996 yılında bulunduktan sonra
prenatal tanı mümkün olmuştur.
PETİNFO 2014/00 34-35
1970’lerden bu yana viral vektörler
Viral vektörlerden moleküler
biyologlar tarafından, hücre içine
genetik malzeme ulaştırmak için
kullanılan bir araç olarak bilimsel
çalışmalarda yararlanılmaktadır.
Bu işlem canlı organizmanın içinde
(in vivo) veya hücre kültüründe (in
vitro) yapılabilir. Virüsler, enfekte
ettikleri hücrelerin içine genomlarını
verimli şekilde taşımak için
özelleşmiş moleküler mekanizmalar
evrimleştirmiştir. Bir virüs tarafından
genlerin aktarımı transdüksiyon
olarak adlandırılır, bu yolla enfekte
olmuş hücrelerin de transdüklenmiş
olduğu söylenir. Moleküler biyologlar
bu mekanizmayı ilk defa 1970’lerde
kontrol altına almayı becermiştir.
Paul Berg bakteriyofaj lambda DNA
içeren değiştirilmiş bir SV40 virüsü
kullanarak kültürlenmiş maymun
böbrek hücrelerini enfekte etmiştir. 
Kaynak: Gene therapy leads to robust
improvements in animal model of fatal muscle
disease- Kim Blakeley UW Medicine
seminer
İSTANBUL’DA
BURACCO
RÜZGÂRI
Dünyaca tanınan Veteriner Onkoloji Uzmanı Prof.
Dr. Paolo Buracco, Mart ayı sonunda İstanbul’da
gerçekleştirilen eğitim semineri ile yüzü aşkın veteriner
hekime yıllara dayanan deneyimlerini aktardı.
Prof. Dr. Buracco,
sunumlarında
kansere yeni bir bakış
açısı getirdi.
PETİNFO 2014/04 36-37
Bucalemoon Organizasyon
tarafından Farmina Mamaları
sponsorluğunda, 29 Mart tarihinde
Silence Istanbul Hotel Convention
Center’da düzenlenen Veteriner
Onkoloji Semineri, İstanbul ağırlıklı
olmak üzere çok sayıda veteriner
hekimin katılımı ile gerçekleştirildi.
Veteriner Hekim Kemal Beşgül
tarafından kurulduğu günden bu
yana, evcil hayvan hekimlerinin
gereksinim duyduğu konulara
odaklanarak oldukça başarılı
işlere imza atan Bucalemoon
Organizasyon, veteriner onkoloji
konusunda dünyaca isim yapmış
ve yıllarını bu işe adamış ünlü isim
Prof. Dr. Paolo Buracco’yu, Farmina
ve N&D Mamaları sponsorluğunda
İstanbul’da ağırladı. Yüzden fazla
veteriner hekimin katılımı ile
gerçekleşen ve tüm gün süren eğitim
toplantısına damgasını vuran Prof.
Buracco kedi ve köpeklerde tümöral
hastalıkları A’dan Z’ye ele aldı.
Veteriner hekimlerin uzun anlatım
sürelerine karşın ilgilerinin bir an
olsun dağılmadığı seminerde; kedi
ve köpeklerde tümöral hastalıkların
epidemiyoloji ve etiyolojisi, tanısal
protokoller, paraneoplastik
sendromlar ve prognostik faktörler,
rekonstrüktif cerrahi prensipleri,
onkolojik cerrahi ve multimodal
tedavi prensipleri ile bazı tümörlerde
tedavi protokolleri ele alındı.
Kedi ve köpeklerde
A’dan Z’ye kanser
Prof. Dr. Paolo Buracco, öncelikle
kanserin epidemiyolojisine ilişkin
bilgiler vererek anlatımına başladı.
Evcil hayvan sayılarına ilişkin kesin
bir istatistiğe sahip olmadığımız
ve kanserde postmortem
çalışmalara dayalı tahminlerde
bulunduğumuz için evcillerdeki
kanser oranları konusunda bir
netliğe ulaşmadığımızı belirterek,
veteriner hekimlerin onkoloji
konusunda başarıya ulaşabilmesi
için bilgi sahibi olmaları gerektiğini
belirtti. Kedilerde ve köpeklerde
en sık görülen kanser çeşitlerine
değinen bilim insanı, özellikle aşı
yeri sarkomu üzerinde durarak
kedilerde kuyruktan aşılama gibi yeni
yöntemlerin uygulanabilirliğinden
bahsetti. Tümörlerde büyüme ve
çoğalma arasında bir koordinasyon
bulunmadığına vurgu yapan Buracco,
veteriner tıpta karşılaşılan en agresif
kanser tipinin sarkoma olduğunu
sözlerine ekledi. Apoptosisin
genetik olarak yönetildiğini belirten
ve onkojenik mutasyonun diğer
mutasyonlardan farklı olarak
dominant olduğunu sözlerine ekleyen
Buracco, tümörün protoonkogenin
onkogen haline dönüşmesi ile ortaya
çıktığını ifade etti. Onkovirüslerden
Retrovirüslere ilişkin bilgiler de
veren Prof. Buracco, onkobaskılayıcı
genlerin normal hücrelerin hayatını
ölüm noktasına getirebildiğini söyledi.
Gen mutasyonuna ilişkin olarak
insanlarda çok sayıda reseptörün
etüt edildiğini ve bu anlamda uzun
listeli ilaçlar sunulduğunu belirten
başarılı bilim adamı, bu ilaçların
sanılanın aksine kanser hücrelerini
öldürmediğini mekanizmalarını bloke
ettiğini dile getirdi.
Prof. Paolo Burocco’nun üzerinde
önemle durduğu konulardan biri de
meme tümörleriydi. Dişi hayvanlarda
meme tümörlerini önlemenin en
önemli yollarından birinin henüz
küçük yaşta kısırlaştırma olduğunu
vurgularken, ilk kızgınlık siklusundan
önce kısırlaştırmanın en doğrusu
olduğunu söyledi. Hayvanlarda
kansere neden olan etmenler
arasında çevresel etmenlerin de
önemli bir yeri olduğuna değinen
bilim insanı, şehirde maruz kalınan
kimyasalların etkilerine işaret etti.
Altın kural: Biyopsi
N&D ve Vetlife Mamaları distribütör
Firması Big İthalat ekibi bir arada.
Sunumunun ikinci bölümünde
kanserin evrelerine giriş yapan
uzman, etik anlamda hayvanların da
Marco Cavazzoni:
“Farmina, veteriner
hekimlere
odaklanıyor.”
Farmina Pet Foods Veteriner
Hekimi Marco Cavazzoni, veteriner
hekimleri sunumlar arasında
Farmina Pet Foods ile ilgili
olarak bilgilendirdi. 1965 yılında
faaliyete başlayan firmanın bugün
dünya üzerinde sahip olduğu 3
fabrikanın da aynı sistemle üretim
yaptığını belirten Cavazzoni,
hammaddenin en önem verdikleri
konulardan biri olduğu ifade etti.
Napoli Üniversitesi ile işbirliği
içerisinde sahipli hayvanlar ile
yapılan beslenme çalışmalarına
dikkat çeken Marco Cavazzoni,
Farmina’nın veteriner hekim
odaklı çalıştığını sözlerine ekledi.
Bünyelerinde eğitim, seminer
ve veteriner hekim değişim
programlarının yapıldığını
vurgulayan Cavazzoni, son
yıllarda gerçekleştirdikleri ulusal
ve uluslararası etkinlik, toplantı
ve kongrelerdeki varlıklarından
bahsetti. Cavazzoni Farmina
Pet Foods’un beslenme sistemi
hakkında bilgi verdi.
seminer
insanlardan bir farkı olmadığını
ifade etti. Veteriner hekimlere
kanser vakalarında kendi
üzerlerinden empati kurmalarını
isteyen Buracco, kansere
yaklaşımda hataları önlemenin
en önemli yolunun biyopsi
yapmak olduğunu söyledi. Bilim
insanı, sadece inspeksiyonla
sonuca varılamayacağına, hayvan
sahiplerinden alınan anamnezin
de doğruluğuna dikkat edilmesi
gerektiğine vurgu yaptı. Tümörün
klinik olarak bir aciliyeti
olmadığını, zaten geç kalınmış
bir olguda hızlıca karar verip
yanlış yapmaktansa, lezyonu iyi
bir şekilde tespit ettikten sonra
operasyon yapılması gerektiğini
belirtti. Buracco uzun yıllar
boyunca kendisine başvuran
çok sayıda farklı vakanın tanı ve
tedavi protokolleri üzerinde durdu
ve sunumu bu anlamda veteriner
hekimlerin büyük beğenisini
topladı. Tedavi prensipleri
arasında cerrahi, kemoterapi ve
radyoterapinin yanı sıra diğer
yöntemlere de detaylı bir şekilde
değinen Burocco, değişik doku
ve organlarda ortaya çıkabilecek
tümör olgularına ilişkin bilimsel
gerçekler, tedavi ve sonrasında
ağrı yönetimi konusunda
unutulmaması gereken
noktalara parmak bastı. Prof.
Dr. Buracco veteriner hekimlerle
karşılıklı iletişim halinde
yürüttüğü eğitim seminerinde,
verdiği bilgiler ve sunum tekniği
ile övgüyü hak etti. 
Veteriner Hekim Gizem Taktak
Patisev Veteriner Kliniği
Veteriner Hekim Akın Ziya Ünal
Pasteur Veteriner Polikliniği
VETERİNER HEKİMLİK
GİDEREK GELİŞİYOR
eskisinden DAHA
FAZLA ŞANSA SAHİBİZ
İlk önce tümöral bir yapı ile
karşılaştığımızda biyopsi yapıyoruz
ve duruma göre cerrahi yöntemlere
başvuruyoruz. Sonrasında
kemoterapi ile devam ediyoruz.
Veteriner hekimlik de gelişiyor ve
hayvan sahiplerini tedavi için ikna
etmek her geçen gün daha kolay
hale geliyor. Seminerde anlatılanlar
çok yararlıydı. Daha önce hiç
karşılaşmadığımız vakaları görme
fırsatı buldum. Emeği geçenlere
teşekkür ediyorum.
Kanser vakaları son yıllarda
oldukça arttı. Uzun yıllardır operatif
müdahalenin dışında bir çözüm
bulamıyorduk. Dostlarımızın kanser
teşhisinin ardından yaşanan
çözümsüzlük hem bizi hem de
hayvan sahiplerini çok üzüyordu.
Bu toplantı kemoterapi yöntemleri,
teşhis, tedavi ve erken dönemde
neler yapılabileceğine dair geniş
bilgiler verilmesi açısından yararlıydı.
Bugün kanser karşısında daha fazla
şansa sahip olduğumuzu anladım.
KANSERE KARŞI NELER YAPABİLECEĞİMİZİ GÖRDÜK
Klinik olarak istatiksel bir çalışmamız
olmamasına karşın kanser vakalarının arttığını
görüyoruz. Bu toplantıyla tedavi anlamında
spektrumun ne kadar geniş ama imkanlarımızın
ne kadar dar olduğunu anladık. Bazı durumlarda
kemoterapi uyguluyoruz ama radyoterapi
ve diğer seçenekleri uygulayamıyoruz. Neler
Vet. HeK. Muhammed Ali Sağır yapılabileceği yönünde fikir vermesi anlamında
yararlı bir toplantıydı.
Greenpet Veteriner Polikliniği
PETİNFO 2014/04 38-39
Veteriner Hekim Aylin Tunç
Vetline Veteriner Kliniği
HASTA SAHİPLERİNİ
BİLGİLENDİRMELİYİZ
Kanser vakalarında kesinlikle bir
artış var fakat hasta sahipleri de
daha ikna edilebilir durumdalar.
Veteriner hekimlerin bu
konuda hasta sahibini ne kadar
bilgilendirebildiği de bu aşamada
önem kazanıyor. Yıllar önce de
Prof. Buracco’yu dinlemiştim ve
kanser vakalarına yaklaşımını çok
beğeniyorum. Bir kez daha gelip
bilgilerimi tazelemek istedim.
veteriner hekimlerin
ortak kanısı, seminerin
kansere farklı bir bakış
açısıyla bakmalarını
sağladığı yönündeydi.
Prof. Dr. Suphi Erdem Acar
KLİVET Yönetim Kurulu Başkanı
TANIYA GEÇMİŞE
ORANLA DAHA KOLAY
GİDİYORUZ
Veteriner Hekim Ender Er
Adapazarı Genç Vet
Dr. Kemal Kutlay
KHVHD II. Başkanı
ERKEN TANI ÖNEMLİ
Meslek hayatımın ilk yıllarında
kanser nadir hastalıklardandı. Şu
anda yaşam biçiminin de etkisiyle
vaka sayılarında artış var. Bugün
birçok meslektaşımız kemoterapi
gibi tedavi seçeneklerinden başarılı
sonuçlar elde ediliyor. Hayvan
sahipleri hastaları zamanında
getirebilirlerse oldukça yüksek
başarı oranları yakalayabiliyoruz.
Toplantı sektörel gelişim ve bilgi
artırımı dolayısıyla çok yararlıydı.
ARTIK NETİCEYE DAHA
ÇABUK ULAŞIYORUZ
Beşeri hekimlikte olduğu gibi
hayvanlarda da kanser oranlarında
artış var. Kanserin sonuçlarını daha
kısa yaşam sürelerine sahip olan
evcillerde daha net görebiliyoruz.
Günümüzde çevresel koşullar ve
beslenme hayvanları önemli ölçüde
etkiliyor. Hayvan sahiplerini bu
konuda bilgilendiriyoruz. Konuyu
işin uzmanından dinledik ve detaylı
bilgiler aldık. Umarız kliniğimizde
burada edindiğimiz bilgileri uygulama
olanağına sahip oluruz. Toplantıyı
düzenleyen ve emeği geçenlere çok
teşekkür ediyorum.
Geçmişte kanserin ilerlediği
vakalarda biraz çekingen
davranıyor ve hastalığın üzerine
gidemiyorduk. Son 10-15 yıllık
süreçte kendi tekniklerimizle
tanısını koyduğumuz vakaların
tespiti artık CR, MRI, CT
gibi yöntemlerle çok daha
rahat yapılabiliyor. Yaşlı
hayvanlarda tümöral kitlenin
uzaklaştırılmasının ardından
hayvanı kendi haline bırakmayı
daha uygun görüyorum. Özellikle
erkek köpeklerde prostata bağlı
ve intraabdominal kriptorşit
vakalarında operasyon sonrası
durum iyiye gidiyor. Akciğer
kökenli kanserlerde mortalite
artıyor. Bugün anlatılanlar
meslektaşlarımıza bir fikir verdi ve
yararlı oldu.
seminer
Dr. Ateş Barut
Ankara Veteriner Tıp Merkezi
Veteriner Hekim Tarık Akan
Planet Pet Veteriner Polikliniği
VETERİNER HEKİMİN
BİLGİSİ ÖNEMLİ
EMPATİ KURMAK
AVANTAJ SAĞLIYOR
Veteriner Onkoloji, veteriner
hekimliğin en hızla yükselen bilim
dalı. Çünkü 10 yaşını geçmiş her iki
kedi-köpekten biri kanser oluyor. Bu
sebeple, onkolojik vakalar çoğunluğu
oluşturuyor. Vaka sayısı aslında
her zaman çoktu ancak teknoloji
arttıkça kanserli vakayı teşhis
etmemiz de, teşhis ettiğimiz tümörü
iyileştirme şansımız da arttı. Biz
hastanemizde tomografi, MRI gibi
geniş kapsamlı tanı yöntemlerine
sahibiz. Bence bir hasta sahibine
tedaviyi önerirken hayvanın yaşam
kalitesini arttırmaya çalıştığımızı
söylemeliyiz, burada da öncelikle
veteriner hekimin bilgisi ve kendi
kendini ikna etmesi çok önemli. Prof.
Dr. Paolo Buracco dünyadaki sayılı
isimlerden biri ve biz, bugün burada
olabildiğimiz için çok şanslıyız.
Bu tür etkinlikler bence hem
mesleki eğitim açısından hem de
sosyal aktivite olarak çok faydalı.
Farmina tarafından düzenlenen
bu onkoloji semineri de çok yararlı
oldu ve burada olduğum için
çok mutluyum. Ülkemizde çevre
şartları, stres, kötü beslenme
gibi insanların kanser olmasına
sebep olan etmenler hayvanlara
da etki ediyor ve böylece vaka
sayısı gitgide artıyor. Biz de
kliniğimizde tedavi açısından
cerrahi ve kemoterapötik
yöntemleri kullanıyoruz. Hasta
ve hasta sahibine yaklaşırken
hayvanın yaşam kalitesini
arttırmak istediğimi söylüyorum
ki bu şekilde daha rahat ikna
olduklarına inanıyorum. Kısacası
benim gözümde empati kurarak
yaklaşmak daha avantajlı oluyor.
Big İthalat Şirket Ortağı Sami Arkohen
seminer sonrasında emeği geçenlere
teşekkürlerini sundu.
HASTA SAHİBİNİ TEDAVİYE İKNA ETMEK ZOR
Veteriner Hekim Edip Kocaman
Vethouse Pet Sağlık Merkezi
Teknolojinin gelişimiyle kanser vakaları
da artıyor. Bu, tabi ki hayvanların
yaşlanmalarına da bağlı bir durum. Prof.
Buracco’yu 10 yıl önce de dinlemiştim
ama bugün çok önemli şeyler öğrendim.
Kliniğimde 16 yıl boyunca ilginç tümör
vakaları gördüm. Ancak bir hayvana teşhis
koyduğunuz zaman hasta sahibinin bir
başka hekime danışması ve hekimlerin
PETİNFO 2014/04 40-41
fikirlerinin homojen olmaması maalesef
tedavi konusunda hasta sahibini ikna
etmeyi zorlaştırıyor. Hasta sahiplerini
ikna etmenin en güzel yolu hayvanlarının
1 yıl fazla yaşamasının aslında 7 yıla
tekabül ettiğini onlara vurgulamak. Sunum
çok güzeldi ancak Türkiye’deki vakalar
hakkında bilgi verebilecek bir onkoloji
uzmanını da aramızda görmeyi dilerdim.
SEMİNER
Veteriner Hekim Filiz Göktaş
International Veterinary Hospital
Veteriner Hekim İsmail Karakuzey
Kozyatağı Veteriner Kliniği
Veteriner Hekim İlker Sami Çetin
Yıldız Veteriner Kliniği
VAKA SUNUMLARI
ÇOK BAŞARILIYDI
TANI YÖNTEMLERİ
çok İLERLEDİ
HASTA İÇİN YARARLI
OLANI ÖNERİYORUZ
Son iki üç yıldır vakalarda artış var.
Fakat görüntüleme sistemlerini,
histolojik ve patolojik yöntemleri
kullanmamız bunda çok etkili. Hasta
sahipleri geçmişe göre daha bilinçli
ve kanserin tedavi sürecinde onları
ikna etmemiz daha kolay oluyor.
Prof. Buracco’nun vaka sunumları
yanlışlarımızı ve doğrularımız görmek
açısından çok yararlı oldu.
Kanser vakaları hem çevresel hem
de genetik faktörlerin etkisiyle
arttı. İşin uzmanları tarafından
verilen bu tür seminerlerin mesleki
gelişimimize çok büyük katkısı
oluyor. Hem firmalar ve veteriner
hekimler arasındaki hem de
veteriner hekimlerin birbirleriyle
ilişkileri açısından bu buluşmaların
faydalı olduğunu düşünüyorum.
ONKOLOJİ ÜZERİNE SEMİNERLER ARTIRILMALI
Veteriner Hekim Arzu Burcu
Natura Veteriner Kliniği
Kliniğimizde özellikle meme kanserleri, tiroit ve iç
organ kanserlerine rastlıyoruz. Tedavi prosedürü
olarak genellikle cerrahiden yardım alıyoruz.
Patoloji sonucu geldikten sonra eğer kötü
huyluysa hayvan sahibi tedaviye yaklaşmıyor.
Hayvanların da aynı insanlar gibi değişen çevresel
şartlar ve gıdalardan etkilendiğini düşünüyorum.
Onkoloji derin bir konu ve üzerine yapılan seminer
ve eğitimlerin daha çok olmasını diliyorum.
PETİNFO 2014/04 42-43
Kanser vakaları konusunda
kendimizi geliştirdikçe algımız da
gelişiyor ve daha detaylı muayene
yapar hale geliyoruz. Vaka
sayılarındaki artışın bir nedeni de
bence bu. Hayvan sahipleri genç
hayvanlarında tedaviyi tercih
ederken, yaşlı hayvanlarda aynı
yaklaşım içerisinde olmuyorlar. Yanı
sıra genellikle hekime başvurmakta
geç kalınıyor. Kanser vakalarında
cerrahi yaklaşım ve kemoterapi
uyguluyoruz fakat radyoterapi
uygulamamamız yok. Kemoterapi
sırasında ortaya çıkan yan etkiler
dolayısıyla hasta sahipleri panikliyor
ama dostları iyileşince bu mutluluğa
dönüşüyor. Onkoloji üzerine bu
derece kapsamlı ve aynı zamanda
derli toplu bilginin verildiği ilk
seminer olduğunu düşünüyorum.
seminer
HAYVANLARDA
SONUCA ULAŞMAK
DAHA KISA SÜRÜYOR
Seminer sonrasında bir araya geldiğimiz Prof. Dr. Paolo Buracco, evcil hayvan
sahiplerine hayvanlarını düzenli olarak veteriner hekime götürmeleri konusunda
tavsiyelerde bulunuyor ve erken aşamada teşhisin öneminden bahsediyor.
Evcil hayvanlarda yıllar içerisinde
kanserin insidensinde ne gibi
değişimler gözlemlediniz?
Tümör vakaları gerçekten ciddi
düzeyde artış gösteriyor çünkü evcil
hayvan sayısında da bir artış söz
konusu. Ancak ne kadar hayvan
olduğunu bilmediğimiz için ne
kadarının kanserli olduğunu da doğal
olarak bilemiyoruz. Belki eskiden
de çok vaka vardı ama istatistiki bir
veriye hakim olmadığımızdan vaka
sayısını bilmiyorduk, bu sebepten
de şimdi artış oluyor diyebiliyoruz.
Bu tarz dataları tutmaya çok
yeni başlıyoruz. Mesela Amerika
California’da yeni bir sayım yapıldı ve
87 tane vaka bildirildi. Bu sebepten
hayvanların mutlaka kayıt altında
tutulması gerekiyor. Böylece hayvan
sayısı ile teşhis edilen vaka sayısı
paralel gidebilir.
Evcillerde kanser tedavisinin
geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bizler daha bu işin başındayız ve
hala semptomatik tedavi yapıyoruz.
Aslında en iyisi kanseri önlemek ve
bunun için de erken teşhis edebilmek
çok önemli.
En çok kullanılan ve en yeni tanı
yöntemleri nelerdir?
Ben en çok CT kullanıyorum.
Ama klinik patolojideki tekniklerin
artmasıyla laboratuvar yöntemler,
Prof. Dr. Paolo
Buracco seminer
sonrası sorularımızı
yanıtladı.
tanıya gidilmesi açısından artık ön
sırada yer alıyor. Bunların arasında en
yeni ve en sık kullanılan teknikler ise
histopatoloji ve immunohistokimya.
Ama bunlar tabi ki klinik değil
patolojik teknikler.
Türkiye’de kemoterapötik ilaçları
bulmak gerçekten çok zor.
Kolaylıkla kullanılabilecek ilaçlar
için nasıl bir tavsiyeniz olabilir?
Doxorubisin, Carboplatin
ve Siklofosfamid en eski ve
en kolay bulunabilen ilaçlar.
Ancak kemoterapötik seçilirken
farmakokinetiği mutlaka bilinmeli
ve yan etkileri göz önüne alınmalı.
Çünkü bazı ilaçlar hayvanlarda
ölümcül sonuçlar bile doğurabiliyor.
Ama ileride yeni ilaçların çıkacağına
ve bunların daha az toksik olup
PETİNFO 2014/04 44-45
hastalığı daha uzun süreli kontrol
edebileceğine inanıyorum. Veteriner
hekimler, beşeri hekimlerle ve
biyologlarla birlikte çalışmalılar,
çünkü hayvanların ömürlerinin kısa
olması ilacın oluşturduğu etkiyi de
kısaltıyor ve sonuçlara ulaşmak da
insanlara göre çok daha kolay oluyor.
Veteriner hekimler, hasta
sahiplerini bu pahalı tedavi
seçeneğine nasıl ikna edebilirler?
Bu problem benim ülkemde
de sıklıkla görülüyor ve hasta
sahiplerinin ancak %20’si tedaviyi
kabul ediyor. Dolayısıyla her ülkede
aynı problem söz konusu. Sonuçta
maddi durumu yeterli olmayan birine
zaten bu tedaviyi yaptıramazsınız.
Bu yüzden başka seçeneklere
yöneltmeniz gerekiyor. 
OLGU
BİR KEDİDE PERİNEAL
HERNİ OLGUSU
Anatolia Hayvan Hastanesi’ne getirilen 2 yaşlı bir kedide
rastlanan perineal herni olgusu ve operatif tedavisi…
Yazı: Doç. Dr. CEM PERK - Vet. Hekim ELİF PARS
Bu makale klinik pratiğinde ender
görülen bu tür olguların paylaşılması
amacıyla kaleme alınmıştır.
Perineal fıtıklar perineal
kasların ayrılması sonucu, rektumun
ya da pelvis boşluğu içindeki
organların bu yırtıktan girerek perineal
bölge derisi altında toplanmasıyla
şekillenir. Perineal hernilere daha
çok 5 yaşın üzerindeki köpeklerde
rastlanılır. Oluşum nedenleri arasında
pelvik kasların zayıflığı, prostatit,
sistit, idrar yolları obstrüksiyonları,
kolorektal obstrüksiyonlar, rektal
deviyasyon ve dilatasyonlar, perineal
inflamasyonlar, anal kese yangıları,
ishaller ve konstipasyonlar yer alır.
Perineal fıtıklara kedilerde oldukça
nadir rastlanır.
Olgunun operasyon öncesi görünümü
PETİNFO 2014/04 46-47
Vakanın geçmişi
Bu olgu sunumunda, Anatolia
Hayvan Hastanesi’ne getirilen 2
yaşında, dişi bir kedide rastlanan
perineal herni vakası ele alınmıştır.
Anamnezde, yaklaşık bir yıl önce
kedinin üzerinden araba geçtiği
öğrenilmiştir. Travma sonrası bir
veteriner kliniğine götürülen olgu,
yoğun bir tedaviden sonra yaşama
dönmüştür. Gelişen süreçte rektum
bölgesinde kısmi bir prolapsusla
birlikte defekasyon ve ürinasyon
güçlükleri şekillenmeye başlamıştır.
Klinik muayenede perineal
bölgede sol taraf lokalizasyonlu
bir şişkinlikle birlikte kısmi rektum
prolapsusu izlenmiştir. Rektal
palpasyonda yaklaşık 3 cm içeride
bir şişkinliğin rektuma yaslandığı
hissedilmiştir. Bu şişkinliğe
bastırıldığında vulvadan idrar akışının
başladığı görülmüştür.
Olguya ‘perineal herni ve parsiyel
rektum prolapsusu’ klinik tanısı
konulmuştur. Fıtıklaşan organın
idrar kesesi olduğunu kesinleştirmek
için ultrason ve kontrast madde
radyografisi alınmıştır. Lateral
kontrast madde radyografisinde,
normalde pelvis–abdomen boşluğunda
bulunması gereken idrar kesesinin
kaudale doğru yönelerek perineal
bölgeye fıtıklaştığı görülmüştür.
Olgunun eskiliği, fıtık reddinin güçlüğü
Operasyondan sonra kontras madde grafisinde
idrar kesesinin abdomen içindeki görünümü
Kontras radyografide idrar kesesinin
perineal bölgedeki görünümü
Sistopeksi operasyonunun
aşamalarından bir görüntü
Perineal bölgede fıtık şişkinliği ve
herniorafi operasyonu görünümleri
ve olası bir nüksün engellenmesi
amacıyla perineal herniorafi tekniğine
ilaveten sistopeksi operasyonunun da
birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
açıklığı usulüne uygun bir şekilde
kapatılarak operasyonun ilk aşaması
tamamlanmıştır. İkinci aşamada sol
perineal bölgeden deri ensize edilip,
fıtıklaşmaya neden olduğu anlaşılan
koksigeal kaslarla muskulus levator
ani kasları birbirine dikilerek, herniorafi
operasyonu da tamamlanmıştır. Bu
iki farklı operasyonun uygulanmasını
takiben idrar kesesi normal
anatomik pozisyonunu almıştır
ve rektum üzerine yaptığı basınç
ortadan kalktığından, prolapsus
rekti kaybolmuştur. Postoperatif
olarak alınan kontras radyografide
de idrar kesesi karın boşluğunda
normal pozisyonunda izlenmiştir.
Operasyonları takiben kedi,
defekasyon ve ürinasyon problemleri
olmaksızın yaşamını sağlıklı olarak
sürdürmektedir. 
İki aşamalı operasyon
Laparatomiyle karın boşluğuna
girildiğinde, bir asistan fıtık şişkinliğine
basınç uygulayarak idrar kesesini
abdomene doğru ittirmiştir. Bu
sırada karın boşluğuna doğru kısmen
yönelen idrar kesesine bir askı dikişi
konularak geriye kaçması önlenmiştir.
Perineal bölgeye doğru girmiş
kısımlarının çevre dokulara yapıştığı
saptanmıştır. Bu adezyonlar dikkatlice
küt olarak açılmış ve kese kraniale
doğru çekilmiştir. İdrar kesesi
seromuskuler tabakasından geçecek
şekilde ipek iplikle, iki dikiş yardımıyla
peritona tutturulmuştur. Laparatomi
Operasyon sonrası görünüm
Perineal Herni’nin
belirtileri
Perineal hernili evcillerde
anüse yakın bir bölümde bir
ya da her iki tarafta birden
tipik bir şişkinlik görülmektedir.
Evcillerde görülen klinik
belirtiler, fıtık içinde sıkışıp
kalan organların durumu ile
ilgilidir. Tipik belirtiler şunlardır:
Kabızlık, ürinasyon ve
defekasyonda zorlanma, idrar tutamama, karın ağrısı,
letarji, depresyon, anoreksi,
kuyruk duruşunda değişme.
KÖPEK
Gebelik yaşı ve
doğum zamanının
belirlenmesi
Yazı: Yrd.Doç.Dr. Hande Gürler OMÜ Vet. Fak.
Doğum ve Jinekoloji AbD.
Köpeklerde gebelik yaşı
ve doğum zamanının
belirlenmesinde kullanılan
yeni metotlarla, gebelik
süreci, çiftleşme zamanı;
çeşitli dönemlerde gebelik
tanısı ve gebelik yaşı
çalışmaları incelenmiştir.
Çiftleşmenin gözden kaçması
ya da birçok kez çiftleşme olduğu
durumlarda, köpeklerde gebelik yaşı
çoğunlukla tahmin edilememektedir.
Reprodüktif kayıpların önlenmesi
ya da minimize edilmesinde doğum
zamanının tespiti ve gebelik yaşının
belirlenmesi, zamanında müdahale
açısından büyük önem taşımaktadır.
Gebelik sırasında oluşan pelvis
ve vagina obstrüksiyonlarında,
primer ve sekonder uterus inerşiya
PETİNFO 2014/04 50-51
öyküsü bulunan köpeklerde,
yavrudan kaynaklanan poblemler
nedeniyle uzamış gebeliklerin
tamamen sonlandırılması gibi
durumlarda sezaryen operasyonunun
planlanması için doğum zamanının
belirlenmesi gerekmektedir.
Ayrıca östrus senkronizasyonu ve
embriyo transferi gibi reprodüktif
tekniklerin uygulanabilmesi için
ovulasyon zamanı, gebelik yaşı ve
doğum zamanının tespit edilmesi
gerekmektedir. Ancak, köpeklerde
gebelik süresi oldukça farklılık
göstermekte (58-71 gün) ve
çiftleşme zamanı bilinse dahi doğum
zamanı hakkında kesin birşey
söylenememektedir.
Gebelik süresindeki bu farklılık
iki ana nedenle açıklanmaktadır.
Birincisi, spermatozoanın östrus
süresi boyunca dişi genital alanda
uzun süre canlılığının sürmesi
ve çiftleşmeden 4-6. güne kadar
motilitesinin devam emesi, ikincisi
ise, östrusun başlangıcından
ovulasyon gerçekleşene kadar
olan sürenin farklılık göstermesidir.
İlk çiftleşme ovulasyondan 10-11
gün önce şekillenebileceği gibi
ovulasyondan 2-3 gün sonra da
şekillenebilmektedir. Bu nedenle,
ovulasyon kanıtlanabilen fizyolojik
bir olgu olduğundan gebeliğin 0.
günü olarak değerlendirilmekte ve
muhtemel doğum zamanı da buna
göre belirlenmeye çalışılmaktadır.
Gebeliğin 0. günü belirlenemediğinde
ya da çiftleşme gözlemlenemediğinde
gebelik sürecinde aşağıda
bahedilecek olan diğer tanı
yöntemlerine başvurulmaktadır.
Çiftleşme zamanın belirlenmesi
Ovulasyon zamanı, luteinleştirici
hormon (LH) salınımı, progesteron
homonunun artışı veya diöstrusun
başlangıcının tespitiyiyle
belirlenebilmektedir. Gebeliğin
kesin tanısının yaklaşık 3 haftalık
süreçte konulmasından dolayı
ovulasyon zamanının belirlenmesi
Ultrasonografi
ile doğumdan
7 gün önce
pelvis ve arka
ekstremiteleri
belirlemek
mümkün.
doğum zamanın tahmininde büyük
önem taşımaktadır. Ovulasyon,
LH’nın zirve yapmasından 2 gün
sonra şekillenmektedir. LH’nın
plazma zirve değerinin ortalama
24.8±3.1 ng/ml (13.6-42.4 ng/ ml)
olduğu düşünülmektedir. Plazma
LH seviyeleri zirveden 12 ve 6 saat
önce sırasıyla 7.0±2.1 ve 14.7± 4.4
ng/ml, zirveden 6 ve 12 saat sonra
sırasıyla 14.2 ng/ml ve 5.8±2.4 ng/ml
olarak bildirilmiştir . Periferal kandaki
preovulatorik LH dalgasından sonraki
yaklaşık 65 ±1. gün doğum zamanı
olarak hesaplanmaktadır.
Röntgen ile doğumdan yaklaşık 20 gün önce anne karnındaki fötal iskeleti
görüntülemek mümkündür. Ancak bu, doğum zamanının tam olarak belirlenebilmesi
için yeterli bir bulgu değildir.
ULTRASON VE
DOPPLER
Yapılan çalışmalarda gebelik
yaşını belirlemek amacıyla fötal
ensefalik yapıların ultrasonografik
ölçümlerinin yapılabileceği belirtilmiş
ve bu amaçla ileride ventrikülüs
lateralisleri oluşturacak olan kavum
telensefalinin derin kısımları 7.5
MHz’lik transdüser ile ölçülmüştür.
Telensefalik boşluğun (DPTV), doğum
öncesi 30. ve 8. günler arasında
sınırları belirgin oval anekojenik
alanlar şeklinde görüntülenebildiği
bildirilmiştir. Ultrasonografi aynı
zamanda erken gebelik döneminde
fötal rezorbsiyonların belirlenmesi
amacıyla da kullanılmaktadır.
Köpeklerde gebelik tanısında
kullanılan yöntemlerden biri
de Dopplerdir. Ancak daha çok
gebeliğin 2. ve 3. trimesterinde
fötal ve maternal patolojilerin
belirlenmesinde tercih edilmektedir.
KÖPEK
Gebeliğin ve gebelik
yaşının belirlenmesinin,
reprodüktif kayıpların
zamanında müdahale ile
önlenmesi veya minimize
edilmesi açısından klinik
yararı bulunmaktadır.
Köpeklerde, folliküllerdeki
preovulatorik luteinizasyonun önemli
bir kısmı LH’nın zirve yapmasıyla
gerçekleşir ve buna bağlı olarak
progesteron salınımında artış
başlar. Ovulasyondan yaklaşık 48
saat önce plazmadaki progesteron,
bazal seviyesinden hızla yükselmeye
başlamaktadır. Anöstrus sırasında
0.5 ng/ml olan serum progesteron
miktarı, ovulasyondan önceki 2.
ve 3. günde sırasıyla 1.0-1.9 ng/
ml ve 2.0-2.9 ng/ml dir. Ovulasyon
gününde ise bu konsantrasyon 3.46.6 ng/ml arasında ölçülmektedir.
Günümüzde LH ve progesteron
plazma konsantrasyonlarının
ölçümünde kullanılan en yaygın
metot radioimmunoassay (RIA)
dir. Bununla birlikte enzyme-linked
GEBELİĞİN BELİRLENMESİNDE EN GÜVENİLİR YÖNTEM
Çiftleşme zamanının bilindiği durumlarda, hormon konsantrasyonlarının
belirlenmesi gebelik uzunluğu hakkında bilgi vermektedir. Ancak çiftleşme
zamanı bilinmeyen durumlarda doğum zamanının tahmin edilmesinde en
güvenilir yöntem ultrasonografidir. Ayrıca ekstrafötal ve fötal yapıların
ölçümü ile gebelik yaşının belirlenmesi de bu yöntemle mümkün olmaktadır.
PETİNFO 2014/04 52-53
immunosorbent assay (ELISA) ve
chemiluminescent immunoassay
(CLIA) kitleri de ovulasyon
zamanını belirlemede başarıyla
kullanılmaktadır. Doğum zamanının
belirlenmesinde kullanılan diğer bir
yöntem de diöstrusun belirlenmesidir.
Arka arkaya yapılacak vaginal
smear ile bu mümkündür.
Diöstrus başlangıcı 1. gün olarak
düşünüldüğünde doğum zamanı
diöstrustan 51-60 gün sonra olarak
hesaplanmaktadır.
Ovulasyonun direkt olarak
belirlenmesinde kullanılan en son
teknik ultrasonografidir. Yuvarlak,
anekojen ve ince duvarlı görüntü
veren folliküllerin sayı ve büyüklükleri
kolaylıkla belirlenebilmektedir.
Günlük kontrollerde, ovaryum
üzerinde daha önceden tespit
edilmiş olan folliküllerin ani
olarak kayboluşu ile ovulasyonun
gerçekleştiği belirlenebilmektedir.
Yapılan bir çalışmada, bir köpekte
8 MHz’lik prob kullanarak folliküler
gelişim, ovulasyon ve korpora
lutea oluşumunu incelenmiş ve
proöstrusun 6. günü folliküller
yuvarlak şekilli anekoik yapılar
şeklinde görülmüştür. Sağ ve
sol ovaryumda üçer adet follikül
saptanmış ve çapları sırasıyla
ortalama 0.67±0.06 cm ve
0.48±0.02 cm olarak ölçülmüştür.
Ovulasyonun, 24 saat içerisinde her
iki ovaryumdaki anekoik folliküllerin
hızlı kaybolmasıyla karakterize
olduğu bildirilmiştir.
Gebeliğin 25. günden sonra tanısı
ve gebelik yaşının belirlenmesi
Köpeklerde bu dönemde
gebelik tanısı ve gebelik yaşının
belirlenmesinde en güvenilir
yöntem ultrasonografidir.
Gebeliğin 26. gününde embriyo
görüntülenebilmekte ve ensekuyruk sokumu (CRL) ve vücut çapı
(BD) ölçümleri yapılabilmektedir.
Gebeliğin 30. gününden sonra
baş çaplarından özellikle
biparietal çap (BP), yavru sayısı
KÖPEK
Erken gebelik tanısı
(25. günden önce)
Erken dönem gebelik tanısı ve
gebelik yaşı belirlenmesinde kullanılan
en güvenilir yöntem ekstrafötal
yapıların ölçümüdür. Bunun için ilk
belirti, uterus kornularında meydana
gelen genişlemedir. Ultrasonografi ile
ilk olarak çiftleşme sonrasında 12-
17. günler arasında bu genişlemenin
17-18. günlerde de 1-2 mm’lik kese
şeklinde konseptusun tespitinin
mümkün olduğu belirtilmektedir. Ayrıca
LH salınımından 23-24 gün sonra
fötal kalp atımının izlenmesi mümkün
olmakla birlikte, gebeliğin 20-25.
günleri arasında embriyonik kese çapı net olarak ölçülebilmektedir.
ve cinsiyetten etkilenmeksizin
gebelik yaşı hesaplamalarında tek
başına yeterli olmaktadır. Fötal
iskelet ise tam olarak 35. günden
sonra net olarak görülmeye
başlamaktadır. Ultrasonografi ile
diğer fötal organların (böbrek,
barsak, göz) ölçümü de mümkündür.
England ve ark., gebeliğin 38-44.
günlerinde böbreklerin ve gözlerin,
56-60. günlerde de barsakların
belirlenebileceğini belirtmişlerdir. Bu
konuda araştırmalar yapan Luvoni
ve Beccaglia ise bu parametrelerle
fötusun büyüklüğü hakkında
fikir yürütülmekle birlikte kesin
doğum zamanının tam olarak
belirlenemeyeceğini bildirmişlerdir.
Köpeklerde doğum
zamanının belirlenmesi,
çiftleşme zamanının
bilinmediği durumlarda
sezaryenin planması
açısından önemlidir.
Doğuma yakın gebelik tanısı ve
gebelik yaşının belirlenmesi
Köpeklerde plazma progesteron
konsantrasyonu doğumdan 5 gün
önce 4,5±0.6 ng/ml’dir (2,6-7,8 ng/
ml). Bu konsantrasyon doğum öncesi
24-16. saatlerde 1.19±0,36 ng/ml
ve doğum öncesi 12-8. saatlerde
de 0,5 ng/ml dir ve laktasyon
boyunca bu seviyede kalmaktadır.
Ultrasonografi ile doğumdan yaklaşık
7 gün önce (ortalama 2-9 gün) pelvis
ve arka ekstremiteleri belirlemek
mümkündür. Dişler ise doğumdan 4
gün önce belirlenebilmektedir. 
Kaynak: Kaynaklar için yazara ulaşabilirsiniz.
[email protected]
PETİNFO 2014/04 54-55
ADVERTORIAL
Yavru kedi
ve köpeklerde
beslenme
Hills Science Plan Puppy&Kitten Healthy
Development mamaları, yavru kedi ve köpeklerin
sağlıklı gelişimi için veteriner hekimlerin tavsiye
edebileceği özellikleri tümü ile taşıyor.
Minik kedi ve köpeklerin hayatı
nasıl gelişecek? Sağlıklı uzun bir
ömür mü geçirecek yoksa sık sık
muhtelif hastalıklarla mı boğuşacak?
Bunu belirleyecek olan üç temel
faktör vardır. Bunlar evcil hayvanın
genetik yapısı, yaşadığı ortam ve
beslenmesidir. Veteriner hekim
olarak, bu üç faktörden, evcil hayvanın
genetik yapısı ile ilgili herhangi bir şey
elinizden maalesef gelmez. Fakat onun
için tavsiye edeceğiniz yaşam ortamı
ve onun için önereceğiniz mamanın;
büyümesi, sağlığı ve gelişimi üzerinde
doğrudan etkisi olacaktır. Sağlıklı bir
gelişim için ilk bir yıl çok önemlidir.
Bu nedenle evcil hayvan sahiplerine,
minik dostları için güvenli, rahat bir ev
ortamı sağlamalarını tavsiye ederken,
aynı zamanda büyüme evresinde
sindirimine yardımcı olacak, yüksek
kaliteye sahip, tam ve dengeli bir
mama ile beslenmelerini tavsiye
etmeniz önem arz etmektedir.
Evcil hayvanlar, sütten kesildikten
12 aylık oluncaya dek geçen süre için,
ona önereceğiniz beslenmenin 3 temel
hedefi vardır. Bunlar:
• Sağlıklı büyüme
• Sağlıklı gelişim
• Sağlıklı sindirimdir.
PETİNFO 2014/04 56-57
Akranlarından bir adım önde
Sağlıklı büyümenin sağlanması
için evcil hayvanın, ihtiyacı olan,
enerji, protein, vitamin, mineral
gibi pek çok besin içeriğini, doğru
miktarlarda almaları gerekir. Bu
nedenle, tüm bu besin içeriklerine
sahip “tam mama” olma özelliğindeki
mamaları evcil hayvan sahiplerine
tavsiye etmek önem kazanmaktadır.
Sağlıklı beyin ve göz gelişimi,
sağlıklı eklem ve kemik gelişimi,
sağlıklı bağışıklık sistemi gelişimi;
evcil hayvanların genel olarak gelişimi
için en çok dikkat edilmesi gereken
konulardandır. Sağlıklı beyin ve göz
gelişiminin desteklenmesi yavru kedi
ve köpekler için önemlidir. Yeni doğan
kedi ve köpeklerin göz ve beyinleri
henüz tam olarak gelişmediğinden,
hızlı ve sağlıklı bir şekilde
gelişimlerinin desteklenebilmesi için
mama içeriğindeki DHA katkısı önem
arz eder. DHA katkısı dostlarımızın
dünyayı bir an evvel kavramaya
başlamalarını hızlandıracak ve evcil
hayvan sahiplerini de mutlu edecektir.
Sağlıklı eklem ve kemik gelişimi
için de, tavsiye ettiğiniz mamanın
içeriğinde mutlaka doğru oranlarda
kalsiyum ve fosfor bulunması gerekir.
Özellikle hızlı gelişim gösteren, büyük
ırk köpekler için büyüme döneminde
gereğinden fazla veya az alınan
kalsiyum ve fosfor, bütün hayatı
boyunca sorunlu bir iskelet yapısıyla
yaşamak durumunda kalmasına
neden olur. Aynı zamanda, yavru
kedi ve köpekler hastalıklara karşı
oldukça hassastırlar ve bağışıklık
sistemlerinin gelişimleri sırasında
mutlaka desteklenmesi gerekir. İşte
bu nedenle, yavru beslenmesinde
kullanılacak bir mamanın mutlaka
sağlıklı bağışıklık sisteminin
oluşumunu destekleyen antioksidan
katkılı bir mama olmasına dikkat
edilmelidir. Yavru kedi ve köpeklerin
sindirim sistemi oldukça hassastır ve
çok çabuk olumsuz yönde etkilenebilir.
Bu nedenle uygulanan beslenmenin,
içerdiği besin maddelerinin vücuttan
yüksek düzeyde emilimini sağlayan;
kaliteli, yüksek sindirilebilirliğe sahip
besin maddeleri içermesi gerekir.
Aranılan tüm özellikler tek mamada
Evcil hayvanlara en kaliteli ve
sağlıklı yaşamı sunmak istiyorsanız,
anlatılan tüm özelliklere sahip tam
mama özelliğinde bir mama tavsiye
etmeniz, evcil hayvan sahipleri için
son derece önemlidir. Bu noktada
Yavru kedi ve köpeklerin
gelişim evresinde, uzman
tavsiyesini güçlendiren
eşsiz bir lezzete sahip
HIll’s ScIence Plan
Puppy&KItten Healthy
Development mamaları,
%100 memnuniyet garantisi
ile satışa sunulmaktadır.
Hill’s Science Plan Puppy & Kitten
Healthy Development mamaları en
büyük yardımcınız olacaktır. Hill’s
Science Plan Puppy & Kitten Healthy
Development, yapısında bulundurduğu,
yüksek kaliteye sahip 50 adet besin
maddesi ile minik dostlarımıza içinde
bulunduğu yaşam evresinde ihtiyaç
duyduğu tüm besin maddelerini
sağlıklı ve dengeli oranlarda sunarken,
kemik ve eklem gelişimini destekler.
Ayrıca yüksek sindirilebilirliği ile
onun sindirim sistemi sağlığını korur.
Yüksek sindirilebilirlik, günlük daha
az miktarda mamaya gereksinim
duymasını sağlarken, dışkı miktarının
da azaltılmasına yardımcı olur.
Hills Science Plan Puppy&Kitten
Healthy Development mamalarının
diğer bir özelliği de yavru kediler
ve köpeklerin sağlıklı göz ve beyin
gelişimleri için destek veren DHA’yı
doğru oranlarda içeriyor olmasıdır.
Bunun yanı sıra sağlıklı bir bağışıklık
sistemi için, klinik olarak kanıtlanmış
antioksidan formülüyle yavru kedi ve
köpeklerin gelişimini destekleyici bir
beslenme sunar. l
tanıtım
Sizler için yeni
fikirlerimiz hep var!
Mat Medya Ailesi olarak veteriner hekimler
ve müstakbel meslektaşlarımız için dijital
dünyada yepyeni bir platformun kapılarını
açtık: www.petinfodergi.com
Petinfo olarak yayın hayatına
başladığımız ilk günden bu yana
sadece tek bir amacımız vardı.
Veteriner hekimlerin yoğun
iş tempoları arasında keyifle
okuyabilecekleri; meslekleri ve
dolayısıyla pet sektörü ile ilgili
güncel haberler, araştırmalar,
bilimsel makaleler ve elbette
sektörümüzün diğer paydaşları
tarafından düzenlenen eğitim,
toplantı, seminer, kongre ve diğer
etkinliklere ilişkin yazıları ulaştırmak,
sektöre bir adım daha yakın
olmalarını sağlamaktı. Takipçi sayısı
gün be gün artan Petinfo Dergi ile bu
amacımıza ulaştığımızı düşünüyoruz.
Dergimizin başarısında ve bunun
PETİNFO 2014/04 58-59
bir getirisi olarak uzun soluklu bir
yayın olmasında, sektörel firmaların
ve sizlerin desteğini asla göz ardı
etmedik. Bu nedenle sizleri daha
ilk sayımızdan itibaren dergimizde
ağırlamaktan mutluluk duyduk. Var
oluşumuzun başlangıcı olan 2008
yılından bu yana her ay daha da
artan bir heyecanla hazırladığımız
dergimizde şimdiye dek Türkiye’nin
dört bir yanından yaklaşık 200’e yakın
kliniğimizi sayfalarımıza konuk ettik.
Şimdiye dek bizlere kapılarını açan
tüm kliniklerimize sonsuz teşekkür
eder, daha nicenize sayfalarımızda
yer vermekten mutluluk duyacağımızı
belirtmek isteriz. Yanı sıra sizlere
şimdiye dek dünyadan ve Türkiye’den
900’e yakın haber, 120’nin üzerinde
kongre, toplantı ve lansman ile
750’yi aşkın teknik makale sunduk.
Dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeleri
takip etmeye ve sizlere ulaştırmaya
devam edeceğiz.
petinfodergi.com’a davetlisiniz!
Mesleğe saygı ve gelişim ortak
paydasında, birlikte büyüttüğümüz
Petinfo Dergi, artık takipçilerinin
daha rahat ulaşabileceği ve sadece
kliniğinde veya evinde dinlenirken
değil, her ortamda rahatlıkla
okuyabileceği bir başka platforma
taşınıyor. www.petinfodergi.com
internet sitemizle Türkiye’de yine
bir ilki gerçekleştirmenin keyfini
yaşıyoruz. Veteriner hekimlere özel
olarak hazırladığımız bu güncel bilgi
portalıyla, size daha çok haberi daha
hızlı bir şekilde ulaştırmayı amaçladık.
Sadece haber değil, Petinfo Dergi’de
size sunduğumuz her şeyin daha
fazlasına www.petinfodergi.com
dan ulaşabileceksiniz.
Dünyayla aynı zamanda
Evcil hayvanlarımızın yaşamı da
en az bizim kadar değerli ve dünya
üzerinde farklı ekollerden gelen birçok
bilim adamı, sırf onların yaşamını
daha mutlu, sağlıklı ve uzun kılmak
için binlerce araştırma yapıyor. İşte
www.petinfodergi.com un en önemli
www.Petinfodergi.com
tablet ve akıllı
telefonlardan da
okunabilecek şekilde
tasarlanmıştır.
Petinfo için gelişimin sınırı yok
Veteriner hekimlerimiz için hep daha iyisini hayal ediyoruz. Hayallerimizi
gerçeğe dönüştürme konusunda başarılı olduğumuzu da gönül rahatlığıyla
söylüyoruz. Elbette bu özelliğimizi sahip olduğumuz güçlü yönlere bağlıyoruz.
Sizlerin dilinden anlıyoruz, çünkü biz de aynı ekolden geliyoruz. Sorunlarınızı
biliyoruz, çünkü sizi hep dinliyoruz. Bu sorunlara çözüm noktasında neler
yapılabileceğini yetkili mercilerle tartışıyoruz, çünkü sizi önemsiyoruz. Yapılan
her bilimsel çalışmayı en doğru şekliyle size aktarmaya çalışıyoruz. Size dijital
alanın hükmettiği bir dünyada Petinfo Dergi’yi de rahatlıkla okuyabileceğiniz
harika bir bilgi portalı sunuyoruz.
amaçlarından biri de yayınlanan
bu araştırmalara herkesten önce
ulaşmanıza aracı olmak, üstelik dünya
ile aynı anda ve Türkçe olarak.
Bilgiyi kategorilere ayırdık
Dünyadaki meslektaşlarınızdan
hiçbir konuda geri kalmayacak ve
veteriner tıp alanında çığır açan
pek çok teknolojik yöntem ve cihaz
hakkındaki son gelişmeleri sitemizden
takip edebileceksiniz. Sizlere,
ülkemizdeki firmaların tanı, teşhis ve
sona ulaşma yolunda başyardımcınız
olmak üzere sunduğu ekipmanlar ve
teknolojik olanaklar gibi, dünyadaki
meslektaşlarınızın yararlandığı
diğer enstrümanlardan da “Bilim ve
Teknoloji” başlığı altında haberdar
olma fırsatı sunuyor, evcil dostlarımıza
ve sahiplerine daha sağlıklı bir yaşamın
anahtarını sunmanızda size destek
oluyoruz. Değişen yönetmeliklerden,
doğum ve jinekolojiye, dahiliyeden
cerrahiye daha birçok alandaki güncel
haber, makale ve gelişmelerden
haberdar olmak ve size özel bu uçsuz
bucaksız bilgi dünyasını yakından
takip etmek için gözünüz bizde olsun.
Üstelik özel bir mesleğin mensupları
olarak, kendinizi daha da özel
hissedeceğiniz www. petinfodergi.
com dünyasına adım atmak çok kolay.
Tıklayın ve görün! 
KEDİ&KÖPEK
VETERİNER
HEKİMLİKTE
HOMEOPATİ - I
Samuel Hahnemann’dan günümüze,
benzerlik kuramını temel alarak,
bedenin tümüne etki etmeyi
hedefleyen alternatif tedavi
sistemi homeopatinin temel
prensipleri ve kedi-köpeklerde
kullanım koşulları…
Yazı: Prof. Dr. Ender YARSAN , Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi,
Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı
Doktora Öğrencisi Ece Çağırıcı ALİM A.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü
PETİNFO 2014/04 60-61
Homeopati 19.yüzyılın
başlarında Alman Doktor Samuel
Hahnemann tarafından ortaya
atılan ve vücudun kendini doğal
olarak iyileştirmesi ilkesine dayanan
alternatif bir tedavi sistemidir. Tıptan
farklı olarak hastalığın yaşandığı
organ veya dokulara değil bedenin
bütününe tedavi uygulanarak kişiye
bütünsel çözüm ile yaklaşmaktadır.
Dolayısıyla semptomları yok
etmeyi hedeflemekten ziyade
homeopati, vücudun kendini
yenilemesi için çözüm aramaktadır.
Homeopati, sözcük olarak Yunanca;
Homeos=benzer, Pathos=acı,
ızdırap kelimelerinin birleşmesinden
meydana gelmiştir.
Homeopatinin temel prensibi;
sağlam bir canlıda belli bulguları
gösteren bir maddenin, aynı bulgulara
sahip hasta kişilerde iyileşme
sağlaması şeklinde açıklanabilir.
Homeopatideki hastalık
tanımı; bedenin, zihnin ve ruhun
“bütün olarak” etkilenmesi,
organizmanın tamamının dengesinin
bozulmasıdır. Hastalığın sebebi bir
organda meydana gelen bozukluk
değil bütünün (bedenin yaşam
enerjisinin, kendi iyileşme gücünün)
dengesinin bozulmasıdır. Bu yüzden
homeopatide, farklı organların
bozulmasında değişik ilaçların
verilmesi anlayışı yoktur, aksine
bütün bozukluğu, dengesizliği ve
insanın tamamını kapsayan bir
ilaç kullanılır. Bu tedavideki amaç;
hastaya zarar vermeden, ılımlı ve
güvenilir bir yolla hastalığı tümüyle
ve kökten iyileştirmektir.
Hahnemann’ın yola çıktığı
“Benzer benzeri tedavi eder” kuramı,
M.Ö 5. yüzyılda yaşayan tıp biliminin
babası kabul edilen Hipokrat’ın
bulduğu ve geliştirdiği kuramın
tamamen aynısıdır. “Benzerlik”
kuramına göre sağlıklı insanda belli
semptomlara sebep olan bir madde
aynı semptomları olan hastaya
verildiğinde hastayı tedavi eder.
Çağdaş tıbbın benimsediği kuram ise
Homeopati’nin babası Samuel
Hahnemann, “Benzer benzeri tedavi
eder” prensibinden yola çıkmıştır.
“Karşıtlar, Zıtlar” kuramıdır. Örneğin,
ishal olayı kabızlık yapan madde ile
tedavi edilir. Romalılar döneminde
daha da geliştirilen ve benimsenen
yaklaşım, imparatorluğun
çöküşünden sonra ilerleme
kaydedememiştir. 15. yüzyılda
İsviçre’li Paraselsus, Hipokrat’ın
ortaya attığı tedavide benzerlik
kuramını daha da geliştirerek tekrar
gün ışığına çıkarmıştır. Yüzlerce
deney ile desteklediği bu yaklaşıma
“homeopati” adını vererek bilimsel
bir çerçeveye oturtan Samuel
Hahnemann 1796’da homeopati
ile ilgili ilk kitabını yazmıştır. 1810
yılında homeopatinin prensiplerini
“Organon Der Heilkunst” adlı
kitabında toplamıştır. Organon Der
Heilkunts (Şifa Sanatının Kitabı);
Samuel Hahnemann’ın 1810 ve 1835
yılları arasında yazdığı homeopatinin
en temel eseridir. Organon’a göre
“Koruyarak, hızlı, bilinçli ve sürekliliği
olan bir tedavi için seçilen tedavi
edici madde, sağlıklı bir bünyede
kendine özgü hastalık belirtileri
oluşmasına yol açıyorsa, aynı hastalık
belirtilerini gösteren bir hasta o
madde ile tedavi edilebilir”. Yunanca
bir sözcük olan Organon “Araç,
gereç, alet” anlamına gelir. Organon,
homeopatinin temel eseridir.
Paragraflar halinde düzenlenmiş
olup, ayrıntılı bir şekilde yazılmış
homeopatik kurallar, uygulamalar,
yaklaşımlar, açıklamalar ve
tanımlardan oluşur. Tedaviyi bir
sanat olarak gören Hahnemann,
ikinci baskısından itibaren Organon’u,
”Şifa Sanatının Kitabı” (Organon
Der Heilkunst) adıyla yayınlamıştır.
Hahnemann, yaşama veda ettiği
1843 yılına kadar, Organon’un her
baskısını yeniden gözden geçirmiş,
geliştirmiş, yeni bilgiler eklemiştir.
Organon’un altıncı ve son baskısı
farklı bir önem taşır. Hahnemann,
en son bilgi ve deneyimleriyle “Q
Potens” çalışmalarını eklediği bu
baskıyı, yaşamının son yıllarında
tamamlamıştır. Homeopati
literatürünün bu esere kavuşması
ise Hahnemann’ın ölümünden 78 yıl
sonra, 1921’de baskıya girmesiyle
mümkün olmuştur.
Homeopatinin başlıca
3 temel prensibi
1. Benzer Benzeri İyileştirir
(Similia Similibus Hahnemann,
1796): Homeopati’nin en temel ilkesi
“Benzer benzeri iyileştirir” ilkesidir:
Homeopatik bakış açısına göre, bir
belirti, ancak aynı belirtiyi ortaya
çıkaran bir madde ile tedavi edilebilir.
Sağlıklı kişiye verildiğinde belli
semptomları oluşturan homeopatik
ilaç, aynı semptomları olan hasta
bir kişiyi verildiğinde hastalığı tedavi
KEDİ&KÖPEK
ederek semptomları ortadan kaldırır.
Hahnemann’a göre bu kavram ilk
Hipokrat tarafından ortaya atılıp,
Paraselsus ve diğerleri tarafından da
benimsenmiştir. Çağdaş tıp mikropları
yok etmeyi hedefler, homeopati
vücudun savunma mekanizmasını
uyararak vücudun hastalığı yenmesini
sağlar. Homeopatlar, inandıkları
bu benzerlik ilkesi gereği, tedavi
sırasında karşılaştıkları hastalığa
benzer semptomlar oluşturacak
maddeleri ilaç olarak kullanırlar.
Örneğin uykusuzluğun tedavisi
kahve, kaşıntı tedavisinde ise ısırgan
otu özütü kullanımı önerilir. Yine bu
nedenle benzer belirtiler gösteren
ancak ortaya çıkış nedeni birbirinden
çok farklı olan hastalıklarda aynı
homeopatik ilaçlar kullanılabilir.
Örneğin hem cildin bazı mantar
hastalıkları hem de bazı karaciğer
problemleri kaşıntıya neden olurlar.
Modern tıp, ilkinde mantarı ortadan
kaldırmaya, ikincide karaciğer
fonksiyonlarını düzeltmeye çalışırken,
homeopati ile uğraşan bir kişi, her
iki hastaya da muhtemelen sülfür
veya ısırgan otundan yapılmış bir
homeopatik çözeltiyi reçete edecektir.
Benzerlik ilkesi gereği, sadece bitkisel
maddeler değil, bitkilerin yanı sıra
mineraller, kimyasal bileşenler,
hayvanlardan ve insanlardan elde
edilen süt, kan, dışkı, idrar, tırnak,
yara kabukları, irin gibi maddelerde
Prof. Dr. Ender Yarsan ,
Ankara Üniversitesi Vet. Fak.
Farmakoloji ve Toksikoloji AbD.
homeopatik ilaç bileşeni olarak
kullanılabilirler. Örneğin; sıtmaya
karşı koruyucu olduğu iddia edilen
bir homeopatik çözeltinin içinde
Afrika’daki sivrisineklerin ürediği bir
gölden gelmiş; ezilmiş, çürümüş
bitkiler kullanılmaktadır.
2. Seyreltme: Homeopati’nin ikinci
ilkesidir. Bir önceki prensipte ifade
edilen maddelerin pek çoğu (civa,
plutonyum, güzelavrat otu, arsenik)
seyreltilmedikleri takdirde hastanın
ölümüne neden olacak derecede
zehirli maddelerdir. Homeopati’nin
kurucusu Hahneman, bildiği bu
olumsuzluk nedeniyle homeopatide
Doktora Öğrencisi Ece Çağırıcı
Alim Ankara Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Enstitüsü
PETİNFO 2014/04 62-63
kullanılan maddelerin seyreltildikçe
daha etkin olacağı sonucuna varmıştır.
Bu durum, homeopatiyi bitkisel
tedavilerden ayıran çok önemli
bir başka özelliktir. Homeopatik
tedavilerde kullanılan ilaçların
kullanıldıkları ilk yıllarda bazı yan
etkiler yarattıkları gözlemlendi. Bunun
sonucunda Dr. Hahnemann bu konuda
bir seri araştırma yaparak sonunda
bu sorunu ilaçları “potentizasyon”
denilen bir işleme tabi tutarak çözdü.
Homeopatik ilaçların sırrı burada
yatar. Bu işlem sırasında maddesel
ilaçlar binlerce kere sulandırılarak
madde özelliğinden ve içindeki yan
etki yaratan ajanlardan arındırılır.
İlacı oluşturan maddenin artık sadece
şifa veren kısmı kalır. Homeopatik
ilaçları diğer ilaçlardan ayıran en
önemli özellik budur. Homeopatik
çözelti yapmak için, önce ana tentür
denen sıvının elde edilmesi gerekir.
Ana tentür; ilaç yapımında kullanılan
homeopatik maddenin su veya alkolde
çözülmesi ile hazırlanır. Çözülmeyen
maddeler, havanda toz haline getirilip
su veya alkol ile karıştırılır. Daha sonra
ana tentür, 9 ölçü suyla karıştırılır
(9 ölçü su, bir ölçü ana tentür). Elde
edilen ve 1X denen bu çözeltideki
aktif madde oranı 1/10, yani 10-1’lik
çözeltinin bir ölçüsü, tekrar 9 ölçü
suyla karıştırıldığında bu defa 2X
gücünde çözelti hazırlanmış olur.
2X’lik (1/100, ya da 10−2) çözeltiye
aynı zamanda 1C de denir (X= Roma
rakamı ile 10, C= Roma rakamı
ile 100). Bu işlem tekrar tekrar
yapıldığında 3C, 4C, 5C diye artan
seyreltide çözeltiler olmaktadır.
Hazırlanan çözelti, daha sonra ya
sıvı olarak, ya da şeker tabletlerine
damlatılmak suretiyle hap halinde
sunulmaktadır. Piyasada yaygın olarak
bulunan homeopatik ilaçlar genelde
30C gücündedirler.
3. Çalkalama: Seyreltme
prensibinde ifade edildiği şekliyle
homeopatik çözeltiler aslında su
veya tablet halinde kullanılmaları
durumunda şekerden başka bir şey
değildir. Homeopati ile uğraşanlar
hastalarına su ve şeker verirken,
bu maddelerin etkin ve tedavi edici
olmasını; homeopatinin üçüncü ve
son prensibi olan ‘Çalkalama prensibi’
ile açıklanmaktadır. Hahneman da
geliştirdiği ilaçların derişiminin çok
çok düşük olduğunun farkındaydı.
Bu nedenle, çözeltiyi hazırlarken
her bir adımda test tüpünü iyice
çalkalamak gerektiğini ileri sürmüştür.
İddiasına göre karışım seyreltilirken
ne kadar çok çalkalanırsa, o kadar
etkin hale gelir. Homeopatik ilacın
hazırlanmasında, her dilüsyonda
ilacın çalkalanması çok önemli bir
faktördür. Bu basamak, dilüsyondaki
ilaç moleküllerinin her bir noktadaki
Köpeklerde abdominal ağrı durumunda homeopati uygulaması.
Semptomlar
Tedavi
Göbek bölgesinde şiddetli
ağrı; daha çok basınç
Colocynth. 30C (acı elma)
3 saatte bir
Bryonia 30C veya 200C
(şeytan şalgamı)
2 saatte bir (3)
Yemekten hemen sonra
spazmatik ağrı kesilir
Kalibich. 30C
3 saatte bir
Boşaltım ve gaz çıkışı sonrası
aşırı derecede ağrı; yağlı
besinlerle beslenme sonrası
daha kötüleşen semptomlar
Pulsatilla 30C
(rüzgar çiçeği)
3 saatte bir
Graphites 30C (saf yumuşak
karbon)
3 saatte bir
Ipeca 30C (İpeka)
3 saatte bir
Dioscorea 30C
(Yams kökü)
3 saatte bir
Abdominal operasyonlar
sonrası; huzursuzluk ve
kızgınlık
Staphysagria 30C, 200C
(mevzekotu)
4 saatte bir
Aşırı yeme sonrası; yerleşik
alışkanlıklar yüzünden
Nux vomica 30C (karga
büken)
3 saatte bir
Magnesia phos. 6X veya 30C
2 saatte bir
Bio-combinasyon -No.3
3 saatte bir
Yiyecek taş gibi mideye oturur;
bağısaklarlarda sertlik, kabızlık;
hastanın yavaşça uzanarak
durmak istemesi
Semptomlar karnın üst
bölümünde kabızlık
Karnın ön bölümünde; dil temiz
Ağrı aniden yön değiştirir ve
hayvanın pençesi – ayak ucu
gibi uzak bölgelerde görülür
Şiddetli spazmotik ağrı; sıcak
içecekler / uygulamalar çok
daha iyi Biokimyasal tedavi
Homeopatikler çok düşük dozlarda yani yüksek potenslerde
kullanıldığı zaman nadiren yan etkiye yol açabilir.
Sıklık ve Doz
KEDİ&KÖPEK
Benzerlik ilkesi gereği, sadece bitkisel maddeler değil yanı sıra mineraller, kimyasal
bileşenler, süt ve kan gibi maddeler de homeopatik ilaç bileşeni olarak kullanılabilirler.
hücre içine penetre olması açısından
çok önemlidir. Günümüzde,
homeopatlar çalkalama sırasında
etkin madde moleküllerinin su
molekülleri ile temas ettiğini ve
bunun da ilacın etkinliğini artırmaya
yeterli olduğunu ifade etmektedirler.
Bu iddiaya göre, nihai üründe etkin
madde olmaması önemli değildir. Zira
yeterince çalkanan su moleküllerinin,
daha önce içlerinde bulunan etkin
madde moleküllerini hatırlayıp,
bunları bağışıklık sistemine aktararak,
vücudun kendini iyileştirme sürecini
başlattıkları düşünmektedirler.
Örneğin dozu en az 10 globuliye eşit
olan tabletler, kapsüller, kremler,
merhemler, spreyler, enjekte
edilebilen flakonlar, ampuller, göz
damlaları, sürülebilen losyonlar
hazırlanmaktadır. Birçoğunun içinde
birden fazla homeopatik ilaç etken
maddesi bulunmaktadır. Homeopatlar
böyle ilaçlara ihtiyatla yaklaşırlar
çünkü tedavinin temeli, en küçük doz
ve her defasında tek ilaç kullanmaktır.
KÖPEKLERDE HOMEOPATİ
Anemi ve benzeri durumlarda
köpeklerde homeopati uygulamaları
ise şu şekilde gerçekleştirilebilir:
Hayati sıvıların kaybı sebebiyle
anemi; semen kaybı, kan kaybı,
dizanteri-sancılı ishal, zayıflık,
extremitelerde soğukluk ve ödem,
China 6X veya 30C (4 saatte bir);
Nefes alamama ve az güç harcamayla
birlikte anemi, yüzde ani ateşli
kızarma, şişkinlik, Ferrum met. 3X
veya 6X (4 saatte bir); Sıtma ve toksik
etki sebebiyle aşırı halsizlikle birlikte
seyreden anemi ve huzursuzluk,
aşırı susama, sık sık su yudumlama,
Arsenic alb. 30C (4 saatte bir);
Uzun süre devam eden sinir gerilimi
HOMEOPATİK İLAÇLAR
Homeopatik ilaçların en yaygın
kullanılan formu “globül” dür.
“Globulus” ya da “globul” Latince
bir sözcük olup “topçuk, kürecik”
anlamına gelir. Taşıyıcı olarak
kullanılan laktoz veya sakaroz
globüllerine, belirli bir potens
aktarılarak hazırlanır. Ortalama bir
toz şeker tanesi büyüklüğündeki
“tek” globül, ihtiyaca göre, dilaltına
konularak veya su ile solüsyon haline
getirilerek kullanılır. Günümüzde
sıklıkla, homeopatik ilaçların allopatik
yaklaşımla imal edildiğine ve
kullanıldığı söz konusu olmaktadır.
Köpeklerde amebiyasiz durumunda homeopati uygulamaları
Semptomlar
Tedavi
Sıklık ve Doz
Yapışkan gaita;
yeşilimtırak veya köpüklü
melas gibi,
Ipeca 30C veya 0/5 (ve üzeri)
4 saatte bir
İrkilebilirlik; kilo kaybı,
Emetine 30C
4 saatte bir
Yeşilimtırak, kanlı,
çamurumsu bağırsak,
karında gece kötüleşen
ağrı ve burkuntu,
Mercurius sol. 30C
4 saatte bir
Kokuşmuş-gazlı
bağırsaklar, zayıflık.
Phosphorus 30C
4 saatte bir
PETİNFO 2014/04 64-65
KEDİ&KÖPEK
sonucu anemi, Phosphorus 200C (4
saatte bir); Sindirilemez şeyleri yeme
arzusunda olan, gevşek yağ dokusuna
sahip hayvanlarda anemi, Calcarea
carbo 1M (4 saatte bir); Nefessizlik
ve kalp çarpıntısı ile seyreden anemi,
Strophanthus Q, 5-10 damla (4 saatte
bir); Kademeli olarak artan ve zararlı
anemi; Picric acid 30C (4 saatte bir);
Son derece zayıf ve tüm vücutta
çarpıntı ile seyreden anemi; zayıf
nabız, genel depresyon, Kali carbo 30C
veya 200C (4 saatte bir); Nefessizlikle
seyreden anemi; hasta ılık ortamda,
düz bir zeminde uzanarak rahat eder,
Psorinum 200C (4 saatte bir); Aplastik
anemi, T.N.T. 200C (4 saatte bir); Uzun
süre seyreden sıtmadan sonra oluşan
anemi, iyi yemeğe rağmen ilerleyici
zayıflama, aşırı susama, depresyon,
şartların giderek kötüleşmesi; çok
tuzlu besinlerle beslenmek gibi,
Natrum mur.6X veya 30C (4 saatte
bir); Balmumu gibi bir madde ile
kaplanmış bir deriye sahip genç veya
yavru köpeklerde klorotik anemi,
Calcarea phos. 6X (4 saatte bir).
İştahsızlık durumunda
homeopati uygulamaları
Dil kalınlaşır, beyaz örtülüdür; pis
kokulu geğirme; vücudu öne bükerek
gerçekleştirilen nefes geçişleri,
Antim – Crud. 30C (4 saatte bir);
Basit sindirim bozukluğu ve kabızlıkla
seyreden iştah kaybı, Carbo Veg &
Nux Vomica 30C (kargabüken) (4
saatte bir); Sabahları tamamen iştah
kaybı fakat öğle ve gece hissedilen
yeme arzusu, Abies nig. 30C (4
saatte bir); İştahsızlık olmadan
acıkma; yavaş sindirim, China off.
30C (4 saatte bir); Uzun süren bir
durum sonrası üzüntü ve iştah kaybı;
Calcarea carbo 30C (4 saatte bir);
Sindirim bozukluğu sonucunda
iştah azalması; acı lezzet; siyah bir
tabaka ile kaplanmış, kalınlaşmış
dil, Nux vomica 30C (4 saatte bir);
Kolaylıkla memnun; ağızın besinle
dolu olması sonrasında iştahta
azalma, Lycopodium 30C (4 saatte
bir); Sıradan bir yemeğe arzu sonrası
sindiremememe ile tamamıyla iştah
azalması, asitli ve çeşitli yiyecekler,
Ignatia 30C (4 saatte bir); Açık ve
serin havayı arzulama ve susama
isteğinin azalması, Pulsatilla 30
C (4 saatte bir); Değişen iştah;
dalgalanmalar, besine karşı tiksinti,
kusma, sindirilemeyen gıdalar,
Ferrum phose 6X veya 6 (4 saatte
bir); Genel canlandırıcı, Alfalfa Q,
5-10 drops (4 saatte bir); İlave tedavi,
Sülfür 30C (3 saatte bir). 
Konunun 2. bölümü
bir sonraki sayımızda
aktarılacaktır.
DOĞADAN
GELEN İLAÇLAR
Homeopatik ilaçların ana maddeleri,
en saf haliyle doğadan elde edilir;
1-Bitkiler; (çiçekler, yapraklar,
sebze ve meyveler, kökler, kabuklar,
tohumlar vb) örneğin Chamomilla
(papatya), Ledum (biberiye, kuşdili),
Allium sativa (sarımsak), Belladonna
(güzel avrat otunun meyvesi).
2- Hayvansal maddeler ve bazı
hayvanların salgıları; örneğin Sepia,
(sübye, mürekkep balığı), Apis (bal
arısı), Lachesis (yılan zehiri) vb.
3- Hastalıklı dokular,
mikroorganizmalar vb.; örneğin
Carcinosinum, Medorrhinum,
Tuberculinum vb.
4- Kimyasal elementler, mineraller
ve bileşimleri; örneğin Silicea
(kuvars), Ferrum (demir), Sulphur
(kükürt), Calcarea (kalsiyum) vb.
PETİNFO 2014/04 66-67
söyleşi
Noyapet ile
kliniklere yeni
bir tarz geliyor
Veteriner kliniklerinin kısa süreli misafirlerine daha sağlıklı ve rahat
koşullar sunmak için harekete geçen Noyapet Firması, bu amacına kısa
sürede çok sayıda kliniğin ilgisini çekerek ulaşmış görünüyor.
PETİNFO 2014/04 68-69
Noyapet Genel
Müdürü Hakan Ergül,
ürünlerin hijyenik,
güvenli, modüler,
estetik ve sağlam
olduğunu belirtiyor.
Evcil hayvan sağlığına
odaklanan veteriner kliniklerinin
en büyük sorunlarından biri olan
kafes sistemleri konusundaki eksiği
fark ederek, 2012 yılından itibaren
çalışmalarını veteriner ekipmanları
alanında da yürüten NoyaPet
Firması Genel Müdürü Hakan
Ergül, bizlere veteriner hekimlerin
hayatlarını kolaylaştıran yeni nesil
ekipmanlarından bahsetti.
Kendinizi kısaca tanıtıp, bu alana nasıl yöneldiğinizden
bahseder misiniz?
Elektronik mühendisiyim. 1998
yılında kurulan firmamızda endüstriyel
cihaz üretimi konusunda hizmet
verdikten sonra 2012 yılından itibaren
veteriner ekipmanları konusunda da
çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Üç
köpek, bir kedi sahibiyim. Yıllarca
veteriner hekimlerimizin yaşadığı
sıkıntıları ben de hasta sahibi
olarak farklı bir açıdan yaşadım ve
gözlemledim. Tedavi veya pansiyon
hizmeti için gittiğim kliniklerde
mevcut şartları görünce veteriner
hekimlerimizin ne kadar büyük bir
sorunla karşı karşıya olduğunu
gördüm. Yapabileceklerinin en
iyisini yapmaya çalıştıklarını ama
marangozla, demirciyle ancak bu kadar
yapılabildiğini fark ettim. Veteriner
kliniklerinde hijyenik, modüler ve
dayanıklı ekipmanlara ihtiyaç olduğu
çok belirgindi. Sonunda veteriner
dostlarımızın da ısrarları ve desteği ile
bu alana yönelmeye karar verdim.
NoyaPet’i tanıtır mısınız?
NoyaPet, Türkiye’de bir ilki
gerçekleştirerek, tamamen veteriner
hekimlerimizin ihtiyaçlarına yönelik
olarak; kedi ve köpek kafes sistemleri,
yıkama küvetleri, kurutma kabinleri
üretimi yapmaktadır. Bir yıldan fazla
süren ar-ge çalışmaları sonunda
ihtiyaca en uygun model ve ölçüler
oluşturulmuş olup ürünlerimizin
tamamı hassas CNC tezgahlarda
üretilmektedir. Ürün çeşitliliği,
mühendislik çözümleri ve yüksek
kalite standartları ile ülkemiz
endüstrisine, veteriner ekipmanları
konusunda önemli katkılar
sağlayacağımıza inanıyoruz.
Sektörde bu konudaki sıkıntı neydi?
Veteriner hekimlerimiz son
derece modern ve donanımlı klinikler
açarken, yoğun bakım, yatan hasta ve
söyleşi
pansiyon bölümlerini oluşturmakta
çaresiz kaldılar. Özellikle pansiyon
kafesleri konusunda ustaya
ördürülüp, fayans kaplatılan duvar
bölmeleri; demirciye yaptırılan kapılar,
marangoza yaptırılan kedi kafesleri
ile sorunlarını çözmeye çalıştılar.
Fayans araları mikrop yuvası haline
geldi, demir kapılar paslandı, ahşap
kedi kafesleri ıslanıp çürüdü. Üstelik
örneğin klinik taşınması gerektiğinde
de tüm bunların bırakılıp, yenilerinin
yaptırılması bir zorunluluk oldu.
Başka seçenek olmadığı için
alınan Çin malı kafesler kırılıp
döküldü, paslandı, hijyen sorunları
yaşandı. Seçenek arayan veteriner
hekimlerimiz yurt dışı internet
sitelerindeki ürünleri incelediler,
ancak çok yüksek maliyetler nedeni
ile yurt dışından temin edemediler.
Tasarım aşamasında karşılaştığınız
sorunlar oldu mu?
Kedi - köpek kafesi dediğiniz
zaman ilk bakışta çok basit görünüyor.
Ancak detaylara inip; “Medikal kalitede,
ideal ölçülerde ve hijyenik olsun,
kolay temizlensin ve dezenfekte
edilebilsin, modüler olsun; uzun yıllar
kullanılabilecek sağlamlıkta, şık&estetik
olsun; klinik içinde bile sabit olmayıp
istenilen yere taşınabilsin, kapak ve
kilitleri tek harekette açılabilsin ama
maksimum güvenliği de sağlasın;
içindeki hayvana rahat bir ortam
sağlasın…” denildiğinde, basit bir kafes
birden bire ciddi bir araştırma projesi,
Ar-Ge çalışması haline dönüşüyor.
Bütün bunların üzerine bir de hızlı, seri
üretim yapabilme gereksinimlerini
eklemek gerekiyor. Danışman
veterinerlerimizin gözetiminde bir yıldan
fazla süren bir Ar-Ge süreci sonunda
başarıya ulaştığımızı düşünüyorum.
Kafeslerinizin özelliği nedir?
Kedi kafeslerinin tasarımında
kedilerin karakteristik yapısı göz
önünde bulundurularak üç bölmeli bir
yapı oluşturuldu. Geniş bir oyun alanı,
yüksek asma kat yatak bölümü, kum
kabı ve dolap bölmesi. Yuvarlak bölme
geçişleri ile kediler için eğlenceli bir
ortam yaratıldı. Paslanmaz çelik ön
kafes teli ve çarpma kilit sistemi ile
güvenlik sağlandı. Köpek kafesleri farklı
ırk ve ihtiyaçlar için 4 farklı ölçüde
tasarlandı. Özel tasarım, paslanmaz
çelik çarpma kapak ve iki noktalı kilit
sistemi uygulandı. Kafeslerin kolay
temizlenebilmesi amacı ile köpek
kafeslerine çıkarılabilir taban ızgarası
ve ızgara altına tepsi yerleştirildi. Atık
tepsisi köpek kafes içerisinde iken de
çıkarılıp temizlenebiliyor. Tüm ürünler
modüler yapısı sayesinde istenilen
sayıda yan yana, üst üste yerleştirilip
kafes grupları oluşturulabiliyor.
Yıkama ve kurutma kabinleriniz ne gibi kolaylıklar sunuyor?
Veteriner hekimlerimiz çok iyi
bilirler, yıkama işleminden çok kurutma
işlemi için zaman ve emek harcanır.
Köpek ırkına bağlı olarak 15 ile 45
dakikada kurutma gerçekleştiren
kabinlerimiz zaman ve emekten büyük tasarruf sağlamaktadır.
Üstelik şu anda kullanılan saç
kurutma makineleri 2.000 W gücünde
iken, kurutma kabinimiz sadece 120
W enerji harcayarak enerjiden de
büyük tasarruf sağlamaktadır. Tamamı
paslanmaz çelikten üretilen yıkama
küvetleri, dönebilen rampa ve sürgülü
kapak sistemi ile iri ırk köpeklerde bile
büyük kolaylık sağlıyor.
Devam eden Ar-Ge çalışmalarınız
var mı?
Yine veteriner hekimlerimizden
gelen talepler doğrultusunda orta ve
iri ırklar için sıcaklık, nem kontrollü,
oksijen destekli yoğun bakım
ünitesi, hasta veya yavru hayvanlar
için farklı boyutlarda ısıtıcı panel
çalışmalarımız da sonuçlanmak üzere.
Kliniklerdeki koku problemine yönelik
araştırmalarımız da devam ediyor. 
tasarımda dikkat edilen noktalar
Ürün tasarımları yapılırken, danışman veteriner hekimlerimizle koordineli
çalışılarak ideal kafes ölçüleri ve kullanılacak malzemeler belirlenerek
kafes ve kilit dizaynları oluşturuldu. Prototip ürünler üretilip, saha
testleri yapıldı. Malzeme seçiminde medikal kullanıma en uygun, hijyenik,
dezenfekte edilebilir malzemeler ön plana çıkarıldı. Tasarım aşamasında
önemli kriterlerden biri de, ürünlerin modüler olmasıydı. Yer sıkıntısı
çekilen kliniklerde ürünlerin lego gibi yerleştirilerek, hasta profiline en
uygun kafes kombinasyonun oluşturulabilmesi hedeflendi.
PETİNFO 2014/04 70-71
KEDİ&KÖPEK
Zambak evcilleri
bekleyen gizli
tehlikeler arasında
baş sıralarda...
Çikolata
ve
zambak
2013’de
liste başı
Veteriner hekimlerin
geçtiğimiz yıl en çok
karşılaştığı toksikasyon
vakalarında neden olarak
ilk sıraları çikolata ve
zambak alırken, üzümler
ve eklem saplamentleri
de geri plana atılmaması
gereken maddelerdendi.
Kediler için Top 10
1
Pet PoIson Yardım Hattı geride
bıraktığımız yılda, kedi ve köpeklerde
toksikasyon vakalarına en fazla
neden olan maddeleri açıkladı. Pet
Poison Yardım Hattı tarafından
yapılan açıklamalara göre köpeklerde
çikolata ve üzüm, kedilerde ise
zambak ve temizlik malzemeleri
2013 yılında veteriner hekimlerin
başının en dertte olduğu toksinler
sıralamasında ilk sıralarda yer aldı.
Veteriner hekimler ve toksikoloji
uzmanları kendilerine gelen acil
çağrıların nedenlerini en çoktan aza
göre sıraladı. Buna göre kedilerin
top 10 listesi daha önceki yıla göre
değişmezken, kırık tedavisinde
kullanılan eklem saplamentleri ilk
kez köpeklerde toksikasyona neden
olan liste sıralamasında ilk 10’a girdi.
Araştırmacı Ahna Brutlag’a göre,
toksikasyonun nedeni bu maddelerin
doz aşımı ve birçok veteriner hekim
bunun farkında değil. Üzüm ve kuru
üzüm de köpek Top 10 listesinde
6.sırada. İşte 2013 yılı için en çok
karşılaşılan evcil hayvan toksinleri...
PETİNFO 2014/04 72-73
Zambaklar: Lilium türleri kedilerde
böbrek yetmezliğine neden olan
evlerdeki başlıca tehlikelerdendir.
Veteriner hekimlerin bir zehirlenme
durumunda aklında bulundurması
gereken ev bitkileri arasında ilk sıralarda
yer almaktadır.
2
Ev içi temizlik malzemeleri:
Çoğu genel amaçlı temizleyici
oldukça güvenli olmakla birlikte, tuvalet
kenarlarında ya da tahliyede kullanılan
konsantre ürünler kimyasal yanıklara
rahatlıkla neden olabilir.
3
Köpeklerdeki pire ve keneler
için spot-on ürünler:
Piretroit kökenli bu preparatlaryanlış
kullanıldığında tremor ve nöbetlere
neden olabilir ve kedilerde ölümle
sonuçlanan vakalar gözlemlenebilir.
4
Antidepresanlar: Cymbalta
ve Effexor 2013 yılında Poison
Yardım Hattı’nın antidepresan listesinin
başında bulunan isimlerden ikisi. Bu
medikasyonların alınmasının ardından
kedilerde şiddetli nörolojik ve kardiyak
etkiler ortaya çıkabilir.
5
NSAİİ: Kediler ibuprofen ve naproksen
gibi ilaçlara köpeklerden bile daha
duyarlıdır. Karprofen ve meloksikam
gibi veteriner kullanımına özgü NSAİ’lar
dikkatle kullanılmalıdır.
6
Çikolata evcil
hayvanlarda zararı
alenen bilinen gıda
maddeleri arasında.
Reçeteli ADD/ADHD ilaçlar:
Amfetaminler, evcil hayvanlarda
titreme, nöbetler, kardiyak problemler ve
ölüme neden olabilir.
7
Reçetesiz öksürük, soğuk
algınlığı ve alerji ilaçları:
8
Çözünmeyen kalsiyum oksalat
kristalleri içeren bitkiler:
Bunlardan özellikle asetaminofen
içerenler kediler için daha toksiktir.
Eritrositlere zarar vererek karaciğer
yetmezliğine neden olabilir.
Sarmaşık devetabanı ve salon sarmaşığı
gibi yaygın ev bitkileri sindirildiğinde, ağız
ve üst sindirim yollarında tahrişe, ağızda
köpürmeye ve yangıya neden olabilir.
9
Ev için böcek ilaçları: Ev amaçlı
üretilen bu spreylerin ve tozların
çoğu oldukça güvenlidir. Ancak bu ürünler
uygulamadan önce kediler alandan
çıkarılmalı, ürünler kuruyana kadar
hayvanla temasından kaçınılmalıdır.
10
Renkli parti çubukları:
Listemizin son sırasındaki bu
dayanılmaz oyuncaklar, dibütilfitalat adı
verilen bir kimyasal madde içerir. Ağız ile
teması, ağrı ve aşırı köpüklenmeye neden
olur. Ancak kedi yiyecek yediğinde veya su
içtiğinde, bulgular hızlıca kaybolur.
Köpekler için Top 10
1
Çikolata: Tabiri caizse koyu
tehlikedir! Pastalar için kullanılan acı
çikolata ve bitter çikolata çok zehirlidir
ve büyük miktarda yutulduğunda sütlü
çikolata da tehlikeli olabilir.
2
Ksilitol: Şekersiz sakız, şeker, ilaçlar
ve burun spreylerinde bulunan bu
tatlandırıcı sadece köpeklerde (kedilerde
değil!) kan şekerinin hızlı bir şekilde
düşmesine ve karaciğer yetmezliğine
neden olur.
3
NSAİİ: İbuprofen, naproksen ve benzer
etken maddelerin bulunduğu bazı
antienflamatuarlar, köpekler tarafından
rahatlıkla metabolize edilemezler. Bu
ilaçların sindirimi sonucunda mide
ülserleri ve böbrek yetmezlikleriyle karşı
karşıya gelinebilmektedir.
4
Asetaminofen veya psödoefedrin:
Fenilefrin gibi dekonjestanlar gibi
reçetesiz satılan öksürük, soğuk algınlığı
ve allerji ilaçları da özellikle toksiktir.
5
Rodentisitler (fare zehiri): Bu
maddeler küçük miktarlarda bile
iç kanama (brodifakoum, bromadiolone
ve benzeri) veya beyin ödemine
(bromethalin) neden olabilir.
6
Üzüm ve kuru üzüm: Bu ​​zararsız
hatta insanlar için çok yararlı olan
lezzetli meyveler, köpeklerde böbrek
hasarına neden olur.
7
İnsekt yem istasyonları:
Bunlar köpeklerde nadir de olsa
zehirlenmelere neden olmasına karşın,
en büyük risk, zehirli yem istasyonlarının
köpekler tarafından yenildiğinde barsak
tıkanıklığına neden olmasından ileri gelir.
8
Reçeteli ADD / ADHD ilaçlar: Bu
ilaçlar köpeklerde de kedilerinkine
benzer toksik etkilere neden olmaktadır.
9
Glukozamin eklem takviyeleri:
Bazı lezzetli eklem takviyelerinin
aşırı dozları sadece ishale yol açarken,
nadir durumlarda karaciğer yetmezliği
geliştirebildiği belirtilmektedir.
10
Oksijen emiciler ve silika jel
paketleri: Kurutulmuş etler
veya evcil ödülleri gibi gıda paketlerinde
bulunan ve demir içeren oksijen emiciler,
evcillerde demir zehirlenmesine neden
olabilir. Yeni ayakkabılar ve çantaların
içerisinde bulunan silika jel paketleri
ise nadiren soruna neden olarak göz
önünde bulundurulması gereken hususlar
arasında yer alır. 
kapak
PETİNFO 2014/04 74-75
SADECE BİR
MESLEK DEĞİL,
BİR YAŞAM BİÇİMİ
Dünyanın en kutsal ve en eski mesleklerinden biri olan
veteriner hekimliğin Türkiye’deki fedakar temsilcilerinin
Dünya Veteriner Hekimler Günü’nü kutlarız.
Yapılan araştırmalar ışığında
geçmişi M.Ö 1900’lü yıllara dayanan
veteriner hekimlik, insanların
hayvanlarla bir arada yaşamaya
başladığı dönemlerden bu yana
bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır.
Mısır, Eski Çin, Hindistan ve İran’da
yapılan arkeolojik çalışmalarla
ortaya çıkan eserler bunun en
önemli göstergesidir. Veteriner
hekimlik eğitiminin 1762 yılında
Fransa’nın Lyon kentinde ilk kez
verilmeye başlanmıştır. Osmanlı’ya
baktığımızda ise 1842 yılında babadan
oğula geçen baytarlık yanında, ilmi
öğretim düzenine bağlı ilk veteriner
okulu İstanbul Harbiye Mektebi’nde
Baytar Sınıfı adıyla kurulmuştur.
Öncelikli amacı ordunun ihtiyacı
olan veteriner hekimleri yetiştirmek
olan “Askeri Veteriner Okulu”na
1881 yılından itibaren salgın ve diğer
hayvan hastalıkları ile mücadele
edebilecek olan veteriner hekimlerin
yetiştirilmesi amacıyla sivil öğrenciler
de alınmaya başlanmıştır. Eğitimöğretim süresi 1848’den itibaren
dört yıla çıkartılmış; 1853 sonrası
Avrupa’daki veteriner fakültelerinde
uygulanan ders programları geçerli
olmuştur. Cumhuriyet dönemine
bakıldığında ise 1933 yılında
İstanbul’daki veteriner okulunun
Ankara’ya alındığını görmekteyiz.
Alman ekolü ile eğitim gerçekleştiren
Ankara Veteriner Okulu 1946’da
Ankara Üniversitesi’nin kurulmasıyla
üniversite bünyesine geçmiştir. Daha
sonra sırasıyla 1970’de Elazığ’da
ikinci, 1972’de İstanbul’da üçüncü ve
1978’de Bursa’da dördüncü veteriner
fakültesinin açılışı gerçekleştirilmiştir.
Şu anda veteriner fakültelerinin
sayısı 25’i geçmiştir. İnsanlık tarihi
kadar eski olan veteriner hekimliği,
misyonu gereği sadece bir meslek
olarak tanımlamak çok da doğru
olmaz, çünkü veteriner hekimlik son
derece fedakarlık isteyen, gecesi
gündüzü olmayan, çoğu zaman
ailenize ayırdığınız vakitten feragat
etmeyi gerektiren, hayat kurtaran ve
toplum sağlığını koruyan çok kutsal
bir meslek. Ülkemizin de üyesi olduğu
Dünya Veteriner Hekimleri Birliği, bu
güzel mesleğin üyelerini hatırlamak
için her yıl Nisan ayının son
Cumartesi gününün “Dünya Veteriner
Hekimler Günü” olarak kutlanmasına
karar vermiştir. Türkiye’de ilk kez
28 Nisan 2001’de kutlanan bu özel
gün, o yıldan bu yana Türk Veteriner
Hekimleri Birliği (TVHB) ve ülkemizin
farklı illerinde veteriner hekim odaları
tarafından yapılan çeşitli etkinliklerle
kutlanıyor. Biz de oda başkanlarımıza,
veteriner hekimlerimiz için bu özel
güne dair ne gibi mesajları olduğunu
sorduk ve Petinfo Dergi aracılığıyla
sizlerle duygu ve düşüncelerini
paylaşmalarını rica ettik.
kapak
ODA BAŞKANLARINDAN MESAJLAR
Türkiye’nin çeşitli illerinden oda başkanları ve Dünya
Veteriner Hekimler Günü’ne dair mesajları...
HER CANLI KUTSALDIR VE BİZE EMANETTİR
Fatih Birdane - Afyon VHO Bşk.
Bu seneki Dünya
Veteriner Hekimler
Günü “Hayvan Refahı
(Animal Welfare)”
vurgusu taşıyacak.
Refah için ana
kriterler; iyi besleme, yeterli barınma,
iyi sağlık ile uygun/doğru davranış
olarak sıralanabilir. Ülkemizin en
büyük eksiklerinden olan isteyen
herkesin istediği hayvanı beslemesi
gibi uygulamaların mutlaka kontrol
edilmesi gerekmektedir. Kedi köpekler
için kayıt sistemi yönetmeliğe konuldu,
ancak uygulaması bulunmamaktadır.
Hayvan refahı ile ilgili pek çok kriter
ve alt başlık tartışılabilir. Ancak,
bizim ülkemizin ‘kültür, alışkanlık
veya dini kurallar’ ile tartışılabilir
halde kalmaması gereken konularda
da ciddi eksiklerimiz bulunmaktadır.
Çocuklarımızı yetiştirirken ‘hiç
bir canlıya eziyet etmemeyi’
öğretmeliyiz. Unutmayalım ki,
‘hayvan sevgisi aşılamak’ onlara bir
pet hayvan almakla sağlanamaz.
Onlar oyuncak da değiller. Ne yazık
ki hem dünyada hem de ülkemizde
‘pet hayvan’ sektörel bir konu oldu
ve konuyu sürükleyenler ‘para’
gayesi gütmektedirler. Ülkemizde
kaç hayvanın satıldığını (kedi,
köpek, kaplumbağa, tavşan, kuş,
balık vs.) bilmediğimiz gibi bunları
kimlerin aldığını ve akibetlerinin ne
olduğunu da bilmiyoruz. Tahminim
ise ne yazık ki en az % 20’sinin
bir sene sonrayı göremedikleridir.
Tüm pet hayvanlarının satış
yerlerinde, veteriner hekim klinik ve
hastahanelerinde kayıt altına alınması
şarttır. Tüm ilaçların kullanmadan
veya reçete edilmeden önce hayvanın
kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Çocuklarımıza mutlaka bu hayvanların
canlı olduğu ve oyuncak olmadığı,
bakım ve refahını üstlenmesi
gerektiği vurgulanmalıdır. Bakımı
yapılamayanların sahiplendirilmesi
sokağa atılmaması gerektiği bilinciyle
hareket edilmelidir. Pet hayvanın
kendisine maliyeti yok denecek kadar
az olabilir ama yaralandıklarında,
hasta olduklarında tedavilerinin
maliyetli olabileceğini bilmelidirler.
Her ilçede pet hayvan işiyle uğraşan
bir hekimin olması gerekmektedir.
Odalarımızın sokak hayvanlarıyla
ilgili de mutlaka faal çalışması
gerekmektedir. Afyonkarahisar’da
sokak köpeklerinin kısırlaştırılması,
aşılanması ve barınağa kavuşmaları
için her zaman çalışan birisi
olarak bu görev ve sorumluluğu
PETİNFO 2014/04 76-77
paylaşabildiğim meslektaşlarımın
olmasından da gurur duyuyorum. Hiç
bir başvurum ve üyeliğim olmamasına
karşın ismimin birçok internet
sitesinde Türkiye Hayvanları Koruma
Derneği Afyonkarahisar temsilcisi
olarak yazılmasından da. Bizlerin
ülkemizdeki ismiyle ‘hayvan severler’
ile kavga içinde gösterilmesinden,
bu algıyı kim oluşturursa oluştursun
kurtulmamız gerekmektedir. İlimizde
veteriner fakültesi, belediye işbirliği ile
başlattığımız kısırlaştırma ve aşılama
faaliyetlerine pek çok zorluğa rağmen
devam edilmesi için çaba sarf etmeyi
düşünüyoruz. Ancak, ilçelerde de bu
konuda çalışmamız gerekmektedir. Pet
Shop’ların kayıt altına alınması işi GTH
Bakanlığı İl Müdürlüğünce bitirildi ve
belgeleri yenilenmektedir. Oda olarak
buralarda sözleşmeli çalışan veteriner
hekimlere de ayrıca eğitim vermek
planlarımız arasında yer alıyor.
VETERİNER HEKİM KİMLİĞİNİ DOĞRU ANLAMALIYIZ
Fikret Çelebi - Erzurum Bölgesi VHO Bşk.
Bir üyesi olarak onur
duyduğum veteriner
hekimlik mesleğinin
konu edileceği ve
meslektaşlarımızın
mesleği icra ederken
yaşadıkları problemleri uzun uzun
konuşacağımız gündem içindeyiz.
Yıllardan beri sözü edilen pek
çok sorun ve bunların çözümleri
ile ilgili önerileri hep duyarız ve
aslında hepimiz de bu tespitleri
biliriz ve olumlu yaklaşırız. Ancak
ne bu problemlerin sonu gelir,
ne de şikayetlerin. Bu durum
geçmişte de böyle idi, gelecekte
de böyle olacak gibi. Değerli
meslektaşlarım bana sorarsanız
asıl sorun, kendi yeterliliklerimiz
ya da yetersizliklerimizdir. Genel
anlamda baktığımız zaman
klinisyen olarak hizmet veren
meslektaşlarımız gerçek hekimlik
yönümüzü ve vitrinimizi oluşturan
kesimi temsil eder. Ancak durum
gerçekte böyle midir? Gerçekte
klinisyen meslektaşımızın çoğu
esnaf pozisyonuna düşmüştür.
Kamuda çalışan hekimlerimiz büro
hizmeti gören memur konumuna
düşürülmüştür. Özel sektörde çalışan
arkadaşlarımız ise patronlarının
kölesi durumundadırlar. Peki,
hekimlik mesleğine bu durumların
hangisi uymaktadır? Hiçbiri.
Meslektaşlarımıza daha fakülte
yıllarında hekim olacakları konusunda
yeteri kadar bilinç veremediğimizi
düşünüyorum. Hekimlik alanında
kaliteli bir eğitim ve beş yıllık eğitim
öğretim süresince, her anını hekim
olma ve hekimce davranma kuralları
içerisinde geçiren bir öğrencinin
mezun olduğu zaman kendisinin bir
veteriner hekim olduğunu hissetmesi,
bilmesi ve toplum içerisinde tutum
ve davranışlarını ona göre ayarlaması
gerekir. Her halde mesleğimize
katılan ve ilk adımlarını fakülte
yıllarında atan meslektaşlarımızı bu
aşamada yeteri kadar hekimlik adına
donatamadığımız için, hekimlerimiz
kamuda büro memuru, özelde
köle ve tüzel tüccar konumuna
düşmüş durumdalar. Eğer bizler
çok iyi yetişmiş hekimlik bilinci olan
veteriner hekimler olabilirsek bu
düzenlemelerin ve uygulamaların
veteriner hekimlik onuruna uygun
olarak yapılmasını sağlayabiliriz.
HAK ETTİĞİMİZ SOSYAL
VE EKONOMİK STATÜYE
KAVUŞMAYI DİLİYORUM
Sinan Sağlam - Bursa VHO Bşk.
Bir mesleğin
yıldönümünün
kutlamasının
yaklaştığı bu
günlerde bizleri
buruk bir sevinç
kaplıyor. Halen ülkemizde
uluslararası kabul görmüş
haklarımızın olmaması ve
mesleki anlamda gerek kamusal
alanda, gerekse özel yaşamda
halen büyük bir mücadele
içinde olmamız üzüntü vericidir.
Özellikle; veteriner hekimlik ile
ilgili Avrupa Birliği ve uluslararası
kural ve kaideler açık ve net
olduğu içindir ki; bu sistem bizi
yok saymıyor. Aksi halde meslek
olarak ne durumda olurduk kim
bilir! Mesleğimizin 21. Y.Y’da
hak ettiği sosyal ve ekonomik
statülerinin bir an önce verilmesini
arzu ediyor ve bekliyoruz. Tabi
ki bu özellikleri hak ettiğimizi
düşünüyoruz. Bu dileklerimizle
meslektaşlarımın Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü kutluyor ve
birlikle nice yıllara diyorum.
İNSANLIĞIN VAR
OLUŞUNDAN BU YANA
SAĞLIKLI HAYVANLAR
SAĞLIKLI BİR NESİL
ETİK DEĞERLERE ÖNEM VERİLMELİ
Saffet Güçlü - Niğde VHO Bşk.
Cahit Cenk - Karaman VHO Bşk.
Arif Akar - Çorum VHO Bşk.
İnsanlığın
varoluşunda
ve yaşam
mücadelesinin
başlamasından
itibaren, hayatının
her safhasında önemi büyük olan
veteriner hekimlik mesleğinin
çok kıymetli mensupları değerli
meslektaşlarımın Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nüzü kutluyorum.
Tüm insanlığın
zoonozlardan
korunması, sağlıklı
hayvan ve onlardan
elde edilen
gıdaların üretilmesi,
bu gıdaların insanların tüketimine
sunulması görevini icra etmekle
yükümlü olan tüm meslektaşlarımın
Dünya Veteriner Hekimleri Günü’nü
kutlar, saygılar sunarım.
Bütün
meslektaşlarımın
Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü
candan kutlarım.
Yeni yılda
meslektaşların rekabetten uzak,
kaliteli ve etik kurallara uygun
olarak mesleklerini sürdürmelerini;
sağlık ve sıhhat içinde bol kazanç
elde etmelerini dilerim.
kapak
HAYVANLARI YASATALIM Kİ İNSANLIK YAŞASIN
SORUNLAR YUMAĞI DEVAM EDİYOR
Mahmut Çetinkaya - Samsun-Sinop VHO. Bşk.
Ertuğrul Özdemir - Malatya VHO. Bşk.
Veteriner hekimlik
mesleği eğitimi
ülkemizde 172 yıllık
köklü bir geçmişe
sahiptir. Mesleğimiz;
halk, çevre ve hayvan
sağlığı, gıda güvenliği, hayvan
refahı ve hakları gibi hayatımızda
ve dünyanın geleceğinde büyük rol
oynayan konularla doğrudan ilgilidir.
Hepimizin bildiği bir gerçek var ki, o da veteriner hekimlerin toplumda
hak ettiği yerde olmadığı ve toplum
sağlığının ana unsurunun sahipsiz
olduğudur. Gecesi gündüzü olmayan
serbest çalışan veteriner hekim,
özlük hakları hala çözülememiş olan
devlet memuru veteriner hekim,
her türlü baskı altında ezilen özel
sektörde çalışan veteriner hekim
derken, yıllardır süregelen sorunlar
yumağı devam ediyor. Mesleğimizin
yapılanması ile fakültelerimizdeki
eğitim-öğretim arasında sıkı bir ilişki
vardır. Mesleğin etik değerlerine
sahip çıkarak, birlik ve beraberlik
ile çalışanlar mesleği hak ettiği yere
taşımada etken olmuştur. Dünya
Veteriner Hekimler Günü’nün ülke
genelinde kamuoyu tarafından
geniş katılımla kutlanacağı günlere
ulaşabilmek, özünde hayvan sağlığı
yanında insan sevgisini, doğaya ve
insana saygıyı barındıran, son derece
özveriyle çalışan tüm veteriner hekim
meslektaşlarımın Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü kutluyor, mesleki
saygılarımı sunuyorum.
İnsan ve hayvan
sağlığına hizmet eden,
büyük fedakarlık
isteyen, dünyanın en
saygın yegane meslek
mensubu olmaktan
gurur duyuyoruz. Hayvanları
yaşatarak insanlığın yaşamasına
katkı sağlıyoruz. Çiftlikten sofraya
hayvansal gıda üretiminin her
safhasında koruyucu hekimlik, gıda
güvenliği ve gıda üretimine katkı
vererek açlığın önlenmesi; insan,
çevre, hayvan sağlığı ile hayvan refahı
için çalışan mesleğimizin ülkemizde
de hak ettiği yere ulaşması dileğiyle.
Meslektaşlarımızın Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü kutluyorum.
SAĞLIKLI VE MUTLU
YARINLAr için...
HEKİMLER HAK ETTİĞİ
ÖNEME KAVUŞMALI
İDEALİST MESLEKTAŞLAR
görev başında
İbrahim Maşalacı - Kastamonu VHO Bşk.
Derviş Kara - Giresun VHO Bşk.
Yusuf Kayacık - Muğla VHO Bşk.
Sağlıklı toplumun
ancak sağlıklı
hayvansal gıda
tüketimiyle mümkün
olabileceği, yeni
yüzyılda tüm ilgili
otoritelerce kabul edilen bir
gerçek olarak karşımıza çıkmakta
ve veteriner hekimlik mesleğinin
önemi tüm dünyada her geçen gün
artmaktadır. Veteriner hekimlerin
daha verimli ve etkin çalışması iyi
bir mevzuat, teşkilat ve eğitim ile
mümkün olabilir. Bu gerçekten
hareketle ülkemizde de veteriner
halk sağlığı, gıda güvenliği ve
hayvan hastalıklarıyla etkin
mücadele gibi kavramların istenilen
düzeye ulaşması ümidiyle, “Dünya
Veteriner Hekimleri Günü”nü kutlar,
sağlıklı ve mutlu nesillerin yetiştiği
güzel yarınlar dilerim.
Hayvan sağlığı
yanında gıda
güvenliği ve
hayvanlardan
insanlara bulaşan
hastalıkların
önlenmesi ile tedavisinde rol
oynayan veteriner hekimlerimizin
çalışmalarının, insanlığa katkıları
büyük önem arz etmektedir. Zor
şartlarda çalışan ve özveriyle
mesleklerini icra eden veteriner
hekimlere hak ettiği önemin
verileceği günlerin bir an önce
gelmesini diliyor, bu vesileyle
aramızdan ayrılan değerli meslek
büyüklerimizi ve mesleklerini
icra ederken vefat eden meslek
şehitlerimizi rahmetle ve şükranla
anıyoruz. Veteriner hekimlerimizin,
Dünya Veteriner Hekimler Günü’nü
yürekten kutluyorum.
Karamsar değilim.
AB yolundaki
Türkiye’de
kurumsallaşma
yolunda ciddi
adımlar atan 55
Odası ve Merkez Konseyi ile bundan
10-15 yıl öncesine göre çok daha
güçlü bir örgüt yapılanması olan
bir meslek görüyorum. Yine sadece
hayvan sağlığı ile ilgilenen bir
meslekten, günümüzde gıda hijyeni,
toplum sağlığı, sokak hayvanlarının
rehabilitasyonu, belediyecilik, kamu
yönetimi ve siyasi arenada söz
sahibi olan çok ciddi bir meslek,
yetişen pırıl pırıl genç, donanımlı ve
idealist meslektaşlar görüyorum.
Sevgili dostlar, bu duygu ve
düşünceler içerisinde Tüm Dünya
Veteriner Hekimleri’nin bu anlamlı
gününü kutluyorum.
PETİNFO 2014/04 78-79
kapak
MESLEKİ GÜÇLENME, TOPLUMSAL REFAHI DA
BERABERİNDE GETİRECEK
SORUMLULUĞUMUZ GÜN GEÇTİKÇE ARTIYOR
Yahya Hamurcu - Hatay VHO Bşk.
M. Ali Uzakgider - Denizli VHO Bşk.
Mesleki sorunların
giderek ağırlaştığı bir
sürecin sıkıntısıyla
Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü
kutlamaktayız. Bir
mesleğin gelişmesi, statüsünün
yükselmesi, kabul görmesi ve
özendirilmesi, meslek mensuplarının
toplum içerisinde kabul gören
başarılı bireyler olmasına, özverili
çalışmalarıyla meslek alanına
giren konularda ülkesine önemli
katkılar sağlamasına, entelektüel
birikimleri ile toplumda kanaat
önderi olmalarına bağlıdır. Mesleğin
geleceğinin güvencesizleştirildiği,
veteriner hekimlerin ırgatlaştırılmaya
çalışıldığı ve Veteriner Hekim AB
Uyum Yasası adı altında gereksiz
bürokratik işlere boğulduğu,
eğitimin kalitesizleştiği bir ortamda;
meslektaşlarımız, meslek ilkelerini
gözeterek ve meslektaşlarının
haklarını koruyarak çalışmak, mesleki
hak ve kazanımların korunmasında
mücadele vermek durumundadırlar.
Meslek mensuplarının bilimsel ve
sosyal gelişimine katkı sağlamak,
meslektaşlar arasında iletişim
kanallarını açık tutarak, paylaşma
ve dayanışma bilincinin gelişmesine
yardımcı olmak, mesleğin tanıtımını
yapmak, veteriner hekimlerin
toplumsal rolleri ve görevlerini iyi
anlatmak, hayvan ve halk sağlığının
korunmasında veteriner hekimlerin
çalışmalarının önemini her alanda
vurgulamak durumundadır. Bu duygu
ve düşüncelerle sağlık hizmetleri
adına görev yapan, sağlıklı ve verimli
hayvan varlığının oluşumuna katkı
sağlayan meslektaşlarımın “Dünya
Veteriner Hekimler Günü”nü kutlarım.
Toplum sağlığının
korunmasında
veteriner hekimliğin
önemi gün
geçtikçe daha iyi
anlaşılmaktadır.
Hayvan sağlığı, refahı, ıslahı; gıda
güvenliği, çevre ve halk sağlığı
konularının yanı sıra GDO, kök hücre,
klonlama, anti bakteriyel direnç gibi
yeni alanların gelişmesiyle veteriner
hekimliğin ilgi alanlarının genişlediği
görülmektedir. Bunun yanı sıra
veteriner hekimlerin sorumluluğu bir
kat daha artmaktadır. İnsanlığa çok
büyük hizmetleri olan ve gelecekte
de vazgeçilmezliği devam edecek
veteriner hekimliğin önemi her
geçen gün daha çok artmaktadır.
Bu duygu ve düşüncelerle tüm
meslektaşlarımızın “Dünya Veteriner
Hekimler Günü”nü kutlarım.
GELİŞİME KENDİMİZDEN
BAŞLAMALIYIZ
SORUNLARIN ÇÖZÜLDÜĞÜ
BİR YIL DİLİYORUM
SAĞLIKLI GELECEĞİN
GÜVENCESİ HEKİMLERDİR
Erdal İlgü - Trakya Veteriner Hekimler Odası
Akif Başol - Kayseri VHO. Bşk.
Abdullah Açıkgöz - Şanlıurfa VHO. Bşk
Tüm Türkiye’de
ve dünyadaki
meslektaşlarımızın
Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü
kutlarım. Türkiye’de
mesleğimizin öneminin gelişmiş
ülkelerdeki gibi anlaşılabilmesi
ve prestijinin artması için
meslektaşlarımızın gereklilikleri
yerine getirmelerini arzu
ediyorum. Şikayet etmek yerine
önce kendimizi değiştirmeye ve
geliştirmeye çalışarak, mesleğimize
bir değer katacağımızı, böyle
veteriner hekimlerin artmasıyla da
sorunlarımızın aslında daha kolay
halledilebileceğini düşünmekteyim.
Veteriner hekimlik
ülkemizde ve
dünyada kabul gören
meslek grubudur.
Mesleğimiz her geçen
gün gelişmekte ve
gelişmeye devam etmektedir. Bizler
bu mesleği icra edenler olarak
gelişimleri yakından takip edip,
eksiklerimizi gidermeliyiz. 2014
yılının mesleğimizdeki eksiklerin
tamamlandığı, Bakanlığımızdaki
meslek büyüklerimizin derdimizi
anladığı, ortak noktada
buluştuğumuz ve sorunlarımızın
çözüldüğü bir yıl olmasını diliyorum.
Meslektaşlarımın Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü kutluyorum.
Koruyucu ve tedavi
edici hekimlik dalı olan
mesleğimiz, hayvan
hastalıkları ve zararları
ile ilgilenmektedir.
Bu gün hayvanlardan
insanlara bulaşan birçok zoonoz
hastalık vardır. Bu zoonozlarla
mücadelede veteriner hekimlere
çok büyük görevler düşmektedir.
İnsanların sağlıklı gıdaya ulaşması,
sağlıklı hayvanlardan geçer.
İşte bunun güvencesi veteriner
hekimlerdir. Üstlendiğimiz
sorumluluğun önemini göz önüne
alarak tüm meslektaşlarımın Dünya
Veteriner Hekimler Günü’nü kutlar,
saygılarımı sunarım.
PETİNFO 2014/04 80-81
kapak
VETERİNER HEKİMLİK ÜLKEMİZDE YÜKSELEN BİR DEĞER
Murat Arslan - İstanbul VHO Bşk.
Sizlerin büyük emeği
ve fedakarlığıyla
mesleğimiz giderek
kabuk değiştirmekte,
toplumun her
kesimiyle daha da
yakından temas etmekte ve algısı
değişmektedir. Başta klinisyen
hekimlik olmak üzere, gıda, ilaç ve
diğer birçok alanda hayvan sağlığı,
hayvan refahı ve esasen insanın
ruh sağlığı, güvenilir ve yeterli
gıda, çevre sağlığı olmak üzere
hizmet vermekteyiz. Bu çalışma
alanlarında karşı karşıya kaldığımız
riskler ve verdiğimiz emeğin hiç bir
maddi karşılığı yoktur. Buna karşılık
zaman zaman hayvan severler ya
da gündemde olmak için sözde
hayvan sever basın mensupları ve
diğer birçok kesim tarafından hak
etmediğimiz suçlamalarla karşı
karşıya kalmaktayız. Her şeye
rağmen hala bu mesleği yapıyorsak
bilinmelidir ki profesyonel yanı bir
tarafa, biz bu mesleği yapmaktan
onur duyuyoruz. Bu fedakarlığın
başka bir açıklaması yapılamaz. Son
yıllarda bizi sevindiren, onurlandıran
gelişmeler yaşamaktayız. Mesleğimiz
her geçen gün toplumda daha da
tanınmakta ve hak ettiği noktaya
doğru mesafe almaktadır. Basın
ve yayında daha çok yer bulmakta,
farklı kurumlardan birlikte
çalışma teklifleri gelmektedir.
Meslek odası olarak mümkün
olduğunca tüm platformlarda
sizleri en iyi şekilde temsil etmeye
çalışmaktayız. Veteriner hekimlik
mesleği ülkemizde yükselen bir
değerdir. Mesleğimizi bulunduğu
noktadan hak ettiği yere taşımak
hepimizin görevidir. Bu amaçla
yapılan çalışmaların kitlesel olması
önemlidir. Biz mesleğimizin giderek
daha nitelikli, tanınır, tercih edilir hale
geldiğini görüyoruz. Bu ilerlemede
sizlerin gösterdiği olağan üstü gayret
ve fedakarlık için hepinize en içten
duygularımla teşekkür ederim. Bu
duygularla hepinizin Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nüzü kutlar, sevgi ve
saygılarımı sunarım.
İNSAN SAĞLIĞI, HAYVAN SAĞLIĞI İLE
DOĞRUDAN İLİŞKİLİDİR
Bahadır Öztürk - Bolu VHO Bşk.
Küçülen dünyada
bizler de Türk
Veteriner Hekimleri
olarak, bilim ve teknik
alanında yenilikleri
yakından takip edip,
gelişen dünya ile büyümekteyiz. Bu
konuda mesleki rekabet gücümüz
birçok ülkeden ileri seviyeye
ulaşmıştır. Hayvanlarla iç içe
olduğumuz dünyada, hayvanların
sağlığı ve refahı çok önem arz
etmektedir. Çünkü insan sağlığı,
hayvan sağlığı ile doğrudan ilişkilidir.
Sağlıklı toplum için sağlıklı hayvan
ve hayvansal gıdalar üretilmelidir.
Zoonoz hastalıklarla mücadele
etmeden ve tüm hayvanların
sağlığını kontrol altına almadan
sağlıklı toplumdan bahsedemeyiz.
Neticesinde iç içe olduğumuz
dünyada daha sağlıklı nesiller
yaşayacaktır. Daha güzel günlere
erişmek dileğiyle Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nüzü kutlarım.
TÜM SORUNLARIN
ÇÖZÜMLENMESİ DİLEĞİYLE
18. YÜZYILDAN BU YANA
TOPLUM İÇİN ELELE
TEK TIP, TEK SAĞLIK
BİLİNCİYLE İLERLEMELİYİZ
Özcan Karataş - Sivas VHO. Bşk.
Özgür Uğur - Uşak VHO. Bşk.
Sebahattin Yazıcı - Trabzon VHO. Bşk.
Dünya Veteriner
Hekimler Birliği’nin;
2000 yılında,
her nisan ayının
son cumartesi
gününü “Dünya
Veteriner Hekimler Günü” olarak
kutlamayı kararlaştırdığı bu günde,
mesleğimizin tüm sorunlarının bir
an önce çözümlenmesi dileğiyle tüm
meslektaşlarımızın Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü kutluyor, Sivas
Veteriner Hekimleri Odası adına
saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
1762’de salgın
hayvan hastalıkları
ile mücadeleye çare
bulmak düşüncesi
Fransa’da kurulan ilk
veteriner okulu ile
başlayıp, o günden bu tarafa sürekli
olarak kendini geliştiren, hayvan
sağlığına azami dikkati gösterirken
asıl amacı insan sağlığı olan,
çalıştıkları zor şartlara rağmen
bu uğraşlarından vazgeçmeyen
meslektaşlarımın bu özel gününü
kutluyor, şükranlarımı sunuyorum.
Veteriner hekimler
mesai kavramı
olmaksızın özveri
ile çalışan meslek
mensuplarıdır.
Veteriner Hekimlikte
uzmanlık (VUS) yapıldığı, ekonomik
kaygılar olmadan çalışabildiği, hak
ettiği değerin verildiği günlerin
yakın olması, ülkemizde ‘Tek Tıp
Tek Sağlık’ konseptinin en kısa
sürede hayata geçirilmesi ümidi ile
meslektaşlarımın Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü kutluyorum.
PETİNFO 2014/04 82-83
kapak
YASAL DÜZENLEMELER VE EĞİTİM SİSTEMİ DÜZENLENMELİ
H. Gökhan Özdemir - İzmir VHO Bşk.
Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nün
bu yıl ki teması
“Hayvan Refahı”
olarak bildirilmiştir.
Hayvan haklarına
ilişkin düzenlemelerin henüz
istediğimiz düzeyde olmadığı
üzücü bir gerçektir. Ülkemizde
hayvan refahına vurgu yapılması
ve bu konunun hayvan hakları ile
beraber gelişim göstermesinin
önemi açısından temanın bu
şekilde belirlenmesi önemlidir.
Veteriner hekimler olarak günümüzü
kutlarken yine hayvanlarımızı ön
plana çıkaran temalar üzerinde
durmak önemli bir mesajdır aslında.
Kamuoyunun bugünü bizlerle birlikte
kutlaması, veteriner hekimlerimizin
samimiyetine ve özverisine saygı
duyması başlıca dileğimizdir.
Mesleğimizin önemine karşın
ülkemizde, meslektaşlarımızın gerek
kamuda gerekse özel sektördeki
konumu ilerleme kaydedilse de
halen olması gereken yerde değildir.
Bunun başlıca nedenleri; yasal
düzenlemeler, eğitim sistemi ve
uzmanlaşmaya ilişkin düzenlemelerin
olmamasıdır. Önümüzdeki yıl daha
kalabalık kitlelerle kutlanacağını ve
artık Milli Eğitim Bakanlığı’nın Belirli
Günler ve Haftalar Listesine de dahil
edilmesini dilediğimiz bugünde, tüm
meslektaşlarımızın Dünya Veteriner
Hekimler Günü’nü kutluyorum. Gerek
meslek örgütlerinde gerekse görev
yaptıkları yerlerde mesleğimizi en iyi
şekilde tanıtmaya yönelik duruşları ile
hizmet veren meslektaşlarıma ayrıca
teşekkür ediyorum.
ALINAN HAKLAR GERİ
VERİLMELİDİR
BİLİNÇSİZCE AÇILAN
FAKÜLTELER...
Orhan Altuntaş - Kocaeli VHO. Bşk.
Mehmet Bıçak - Diyarbakır VHO Bşk.
Veteriner
hizmetlerinin
bakanlık nezdinde
tek çatı altında
toplanmasını
sağlayan
reorganizasyon yasası ile
ülkemizde ne yazık ki hayvan sağlığı
hizmetinde aksaklıklar meydana
gelmiştir. Veteriner hekimlere
tam gün yasası ile verilen haklar
geri alınırken, özlük hakları ve
maaşları ile ilgili iyileştirme
yapılması, çalışma huzurunun
temini, haksızlığın giderilmesi
kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu
vesile ile ülkemizdeki ve dünyadaki
tüm veteriner hekimlerin Dünya
Veteriner Hekimler Günü’nü
yürekten kutlarım.
Bir mesleğin
gelişmesi, toplumsal
statüsünün
yükselmesi ve
kabul görmesi,
toplumsal ihtiyaçlara
ne kadar yanıt verdiği ile yakından
ilgilidir. Gerekli nitelik ve nicelik
değerlendirmesi yapılmadan
açılan üniversite ve fakülteler,
sadece nicelik oluşturacak meslek
grupları oluşturmaktan öteye
bir kaygı taşınmadan açılmış
“eğitim” kurumları olmaktan öteye
gidememiştir. Bu gün veteriner
fakültelerinin çoğu hekim yetiştirecek
alt yapıdan yoksundur. Önümüzdeki
süreçte sorunları çözülmüş, sağlık ve
ekonomide gereken yerini almış bir
meslek gurubu olmayı diliyorum.
PETİNFO 2014/04 84-85
görevlerini özveri ile
yapan meslektaşlarımızı
kutluyorum
Galip Seçkiner - Kahramanmaraş VHO Bşk.
Sağlıklı hayvanların
yetişmesi ve sağlıklı
hayvansal ürünlerin
üretilmesi için büyük
bir özveriyle çalışan
meslektaşlarımızın
“Veteriner Hekimler Günü” kutlu olsun.
MESLEĞİMİZ İNSAN SAĞLIĞI İÇİN DE ÖNEMLİ
Vargın Boy - Kars VHO Bşk.
İnsanlık var olduğu
sürece devam edecek
mesleklerden olan
veteriner hekimliğin
bir gün mutlaka
gerektiği yerlerde
olacağından hiç şüphem yoktur. Bu
bağlamda tüm meslektaşlarımızın
Dünya Veteriner Hekimler Günü’nü
kutlar, mesleğimiz adına hayırlara
vesile olmasını temenni ederim.
SORUMLULUĞUMUZ BÜYÜK
Hasan Eryılmaz - Manisa VHO Bşk
Hayvan sağlığı ve
ıslahına katkısı
olan, halk sağlığının
korunmasında
görev alan; doğal
hayat, çevre ve
nesli tükenmekte olan hayvanların
korunmasında aktif çalışmalar
yürüten, hayvan hakları ve refahı
kapsamında önemli yükümlülükleri
bulunan köklü bir geçmişe sahip
bu değerli mesleğin sahibi tüm
meslektaşlarımın Dünya Veteriner
Hekimleri Günü’nü kutluyorum. 
KEDİ&KÖPEK
YAZI: Dr. H. Esra CANATAN
Ankara Üniversitesi Vet. Fak.
[email protected]
Kısırlaştırma ameliyatları
veteriner hekimler
tarafından yaygın şekilde
yapılmakla birlikte,
operasyonun gerekliliğinin
yanı sıra operasyon için
en uygun yaşın ne olduğu
soruları hala gündemdedir.
Kısırlaştırma
gerçekten gerekli mi?
PETİNFO 2014/04 86-87
Dişi köpek ve kedilerin
kısırlaştırılması (ovario-histerektomi);
genel anestezi altında yapılan, her
iki ovaryum ve uterusun cerrahi
olarak uzaklaştırılması ve üreme
yeteneğinin geri dönüşümsüz
olarak engellenmesi işlemidir.
Özellikle sahipsiz kedi ve köpek
popülasyonunun kontrolünde en etkili
yöntem olarak kabul edilmekte ve
veteriner hekimler tarafından rutin
olarak yapılan operasyonlar arasında
yer almaktadır. Birçok hayvan sever;
kedi ve köpeklerin kısırlaştırılmasının
insani bir davranış olmadığını,
onların da üreme isteklerini
karşılamaları ve annelik duygusunu
tatmaları gerektiğini düşünerek
kısırlaştırmaya karşı çıkmaktadır.
İnsanların üreme güdüleri ile
kıyaslandığında; köpeklerde bu
oran 15 kat, kedilerde ise 45 kat
daha fazladır. Ayrıca insanların
aksine kedi ve köpekler; seksüel
hormonların etkisi altında üreme
isteği göstermekte ve sadece sayıca
çoğalmak amacıyla çiftleşmektedir.
Anne; kedi-köpek yavruları
sütten kesilene kadar onlarla
ilgilenmekte sonra yavrularından
uzaklaşmaktadır. İçgüdüsel olarak
yapılan annelik sütten kesim ile
birlikte sona ermektedir. Sütten
kesilen erkek yavrular ile anne kedi
çiftleşebilmekte, dişi yavrular ile
de anne kedi doğal hayatta rakip
olmaktadır! Bu nedenle kedi ve
köpekler için üreme güdüsünden
daha da önemli olan; kaliteli, güvenli
ve sağlıklı bir yaşam ortamının
sağlanmasıdır. Bunun için de;
kedi ve köpeklerdeki popülasyon
artış hızının kontrol altında
tutulması gerekmektedir. Bu amaç
doğrultusunda en etkili yöntem kedi
ve köpeklerin kısırlaştırılması için
gerçekleştirilen operasyonlardır.
Kısırlaştırma operasyonunun pet
ve pet sahipleri için avantajları
Dişi köpekler; ırka göre
değişmekle birlikte ortalama 6
ayda bir kızgınlık göstermektedir.
Kısırlaştırma
ilk östrus siklusu
öncesinde yapıldığında,
ileri yaşlarda
oluşabilecek meme
tümörü riski % 0,5 iken,
ilk östrus sonrası
% 8’e çıkmaktadır.
Kızgınlık dönemi ortalama 21 güne
kadar uzayabilmekte ve bu süreçte
köpekte kanama, sinirlilik, çiftleşme
isteği ve diğer köpeklerle kavga
gibi davranışlar görülmektedir.
Dişi kediler ise; çiftleşme sezonu
boyunca gebe kalana kadar her 2
haftada bir kızgınlık davranışları
göstermektedir. Bu süreçte görülen
kızgınlık davranışları; sürekli bağırma,
istenmeyen yerlere ürinasyon, evden
kaçma, diğer kediler ile kavga olarak
sayılmaktadır. Kısırlaştırılan kedi
ve köpeklerde istenmeyen kızgınlık
davranışları ve hormonlara bağlı
olarak oluşan stres engellenmektedir.
Ayrıca; yapılan birçok çalışmada,
kısırlaştırılmayan kedi ve köpeklerde
meme tümörü riski kısırlaştırılan
hayvanlara göre 2,5-4 kat daha
yüksek olarak belirlenmiştir. Dişi
kedi ve köpeklerde ileri yaşlarda
hormonal etkiye bağlı olarak oluşan
ve hayvanın ölümüne sebep olabilen
pyometra (Rahim iltihabı) riski, uterus
ve ovaryumların uzaklaştırılması
ile ortadan kaldırılmaktadır. Ek
olarak; ovaryum tümörleri, medikal
tedaviye cevap vermeyen plasental
subinvolusyon olguları, vaginal
hiperplazi olgularının oluşumunu
önlemektedir. Kısırlaştırma ile
uterus, ovaryum ve servikal kanser
riski elimine edilmektedir. Uterus
torsiyonu, kalıtsal anomaliler,
uterus prolapsusu ve neoplasilerin
tedavisinde yine kısırlaştırma bir
seçenek olmaktadır. Hormonların
seksüel siklusa bağlı olarak
değişim göstermesi, diyabet
gibi bazı hastalıklarda tedaviyi
engelleyebilmektedir. Kısırlaştırma ile
bu hastalıkların tedavi başarısında
Kedilerin karakteri
1 yaşına kadar
gelişmediğinden
operasyon, mizacı
genelde etkilemez.
KEDİ&KÖPEK
YANLIŞ BİLİNENLER
Erken dönemde kısırlaştırılan kedi ve köpeklerde, operasyonun
huy değişikliğine neden olacağı yönünde yaygın ve yanlış bir
kanı vardır. Kedilerin karakteri 1 yaşına kadar, köpeklerinde
1-2 yaşına kadar tam olarak gelişemediğinden operasyon huy
değişikliğine neden olmamaktadır. Erken yasta kısırlaştırılan
hayvanlar daha uzun ve sağlıklı yaşamakta; köpekler için
ortalama 1-3 yıl, kediler içinse 3-5 yıl yaşam süreleri
artmaktadır. Erken kısırlaştırılan hayvanlarda uzun kemiklerde
epifizer büyüme plaklarının kapanmasında gecikme olabilmekte,
östrojen yetersizliği sonucunda vaginitis ve pyoderma
oluşabilmektedir. Bir çalışmada prepubertel kısırlaştırılan,
geleneksel zamanda kısırlaştırılan ve kısırlaştırılmayan köpekler
arasında kemik uzunluğu, kalınlığı ve 15 ay süresince kırık ve
çatlak oranları bakımından fark olmadığı da bildirilmiştir.
Kısırlaştırılan kedi
ve köpeklerde hayvan
sahipleri tarafından
istenmeyen kızgınlık
davranışları ve
hormonlara bağlı
olarak oluşan stres
engellenmektedir.
Kısırlaştırma
için en uygun yaş
6-9 aylık dönem
olarak ifade
edilmektedir.
artış görülmektedir. Kısırlaştırılan
dişiler kısırlaştırılmayanlara göre
daha iyi huylu olmakta ve eğitime
yatkınlık göstermektedir.
Kısırlaştırmada olası diğer durumlar
Kısırlaştırma ameliyatları
veteriner hekimler için rutin
uygulanan operasyonlar arasında olsa
da; genel anestezi altında yapılması
nedeniyle, diğer operasyonlarda
bulunan riskler bu operasyonlarda
da söz konusu olmaktadır. Hasta
sahibi bu konuda bilgilendirilmelidir.
Kısırlaştırılan köpek ve kedilerde
kilo artışı şekillendiği yönünde
düşünceler bulunmaktadır.
Kızgınlık geçiren köpek ve kediler
seksüel yönden aktiftirler. Ancak
ameliyat sonrasında faaliyetleri
azalacağından daha az besin
ihtiyacı duymaktadırlar. Kedilerde
yapılan çalışmalarda; kısırlaştırılan
kedilerin kısırlaştırılmayan kedilere
nazaran daha yüksek vücut ağırlığı
ve yağ dokuya sahip oldukları
bildirilmiştir. Kısırlaştırılan kedilerin
metabolik düzeylerinde azalmalar
PETİNFO 2014/04 88-89
şekillenmektedir. Benzer yönde
köpeklerde yapılan çalışmalarda ise;
kısırlaştırılan ve kısırlaştırılmayan
köpekler arasında besin alımı ve
ağırlık artışı yönünden fark olmadığı
bildirilmiştir. Ancak unutulmaması
gereken nokta obezitenin
multifaktöriyel bir durum olduğu
ve kısırlaştırmanın bu faktörlerden
sadece bir tanesi olabileceğidir.
Operasyon sonrası kedi ve köpeğin
kilosu uygun diyet ve egzersizle
kontrol altında tutulabilmektedir.
Kısırlaştırma sonrasında
azalan östrojen hormonuna bağlı
olarak üretra epitelinde incelme
ve periüretral dokuların tonusunda
azalmalar meydana gelebilmektedir.
Her köpekte meydana gelmese de bu hormonal değişime bağlı olarak
KEDİ&KÖPEK
Operasyon sonrası
kedi ve köpeğin
kilosu uygun diyetle
kontrol altında
tutulabilmektedir.
Hem kedi ve köpeklerin
hem de hayvan
severlerin kısırlaştırma
ile sağlayacakları
faydalar, operasyonun
neden olabileceği
olumsuzluklardan çok
daha fazladır.
kısırlaştırılan köpeklerde % 1,3-20
oranında üriner inkontinens olgusu
söz konusu olabilmektedir.
Kısırlaştırma için en uygun zaman
Dişi kedi ve köpeklerde
kısırlaştırma ameliyatı için en
uygun yaş, bölgesel olarak
değişiklik göstermekle birlikte
genel kanı 6-9 aylık yaşta yapılması
gerektiğidir. Operasyon için uygun
yaş; çeşitli bilimsel verilere ve
operasyon becerisine göre değişiklik
gösterebilmektedir. Erken yaşta
kısırlaştırma, kedi ve köpek
yavrularının 6-14 haftalık yaşta
kısırlaştırılmalarıdır. Erken yaşta
kısırlaştırma Amerika ve İngiltere’de
kabul görmüş ve uzun yıllardır
uygulanmaktadır. Almanya’da ise 1.
ve 2. kızgınlık arasında kısırlaştırma
işlemi uygulanmaktadır. Son
yıllardaki çalışmalarla ise kabul
gören yaklaşım, ilk kızgınlık öncesi
kısırlaştırmanın yapılması gerektiği
ve kısırlaştırmanın büyüme üzerine
olumsuz bir etkisinin olmadığı
yönündedir. Yağ doku daha az ve kan
damarları daha küçük olduğundan
erken yaşta yapılan kısırlaştırmalarda
ameliyat daha kolay ve daha kısa
süreli olmaktadır.
Kısırlaştırma operasyonu; kedi ve
köpeklerde ileri yaşlarda karşılaşılan
meme tümörüne karşı korunma
amaçlı gerçekleştirilmektedir. İlk
PETİNFO 2014/04 90-91
östrus siklusu öncesinde yapıldığında,
ileri yaşlarda oluşabilecek meme
tümörü riski % 0,5 iken, ilk östrus
sonrası bu oran % 8’e çıkmaktadır.
İkinci östrus ile 2,5 yaş arasında
yapılan kısırlaştırmalarda ise
meme tümörü riski % 26 olarak
belirlenmiştir. Dolayısıyla meme
tümörü riski geçirilen östrus
siklusu sayısına bağlı olarak artış
göstermektedir. Sonuç olarak;
petlerin sağlıklı ve kaliteli yaşamı için
kısırlaştırma operasyonu yapılmalı ve
operasyonun öncelikli olarak meme
tümörü riskine karşı ilk kızgınlık
öncesi yapılması tercih edilmelidir. 
Kaynak: *Kaynaklara yazarından ulaşabilirsiniz.
EGZOTİK
Egzotik Kuşlarda
Sıvı Tedavisi
Egzotik kuşlarda uygulanabilecek uygun sıvı tedavisi
öncesi ve esnasında dikkat edilmesi gerekenler ve
uygulama yeri ile ilgili temel prensipler…
Yazı: Yrd. Doç. Dr. Hüseyin CİHAN, Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı
Sıvı tedavisi uygulaması kritik
kuşlarda son derece önemlidir.
Parenteral sıvı kan volümünü yerine
koyar, kardiyak vurumu normalize
eder ve doku oksijenizasyonunu
optimize eder. Birçok metabolik
dengesizlik uygun sıvı tedavisi ile
düzeltilebilir. Bir diğer etkisi ise
diürezi artırmasıdır, böylece toksin
artıklarını ve metabolitlerinin
eliminasyonunu kolaylaştırır (örneğin
üratlar). Uygulama yoluna hastanın
durumuna ve iş birliğine, sıvı tipine ve
masraflara göre karar verilir. Oral ve
deri altı yollarla uygulamalar kritik
hastalarda uygun değildir. Şoktaki
hastalara uygulama yolu intravenöz ve
intraosseöztür. İntraosseöz kataterler
tekrarlanan damar içi uygulamalardan
daha az stres unsurudur ve şoktaki
vakalarda tercih edilen yoldur. Sıvı
uygulaması esnasında kuşların
monitörizasyonu ilerlemeyi tolere
etmelerini gözlemlemek için
gereklidir. Kalp atımı, solunum ve
tüm kondüsyon durumları prosedür
esnasında monitörize edilmelidir.
Dehidrasyon gözlerin, yüz ve omurga
derisinin dikkatli gözlenmesiyle
belirlenebilir. Gözler donuk ve kuru
görünür, ayak derisi ve ayaklar rengi
değişmiş, solmuş ve buruşmuş
gözlenir. Hematokrit ve total protein
değerinin belirlenmesi hastanın
dehidrasyon derecesini belirlemede
oldukça kullanışlı parametrelerdir.
Genel olarak, kuş kritik durumda
gözleniyorsa (yaralanma dışında)
%7-10 arasında dehidre ve asidotik
olduğu varsayılır; regürgitasyon
olanlarda ise alkaloz olabilir. Takip
eden bulgular dehidrasyonun
derecesini işaret etmektedir:
?
Hangi
yolu
seçmeliyiz
PETİNFO 2014/04 92-93
1- %5 dehidre olan bir kuş
tarsometatarsus üzerinde hafif
uzamış deri elastikiyeti, yüz, omuzlar
arasında, gözlerde kuruluk ve deride
donukluk gözlenir
2- %10 dehidrasyonda, hasta
kalıcı deri elastikiyeti, hafif hipotermi
ve kalın oral sekresyon gösterir
3- %15 dehidrasyonda, yukarıdaki
bulgulara ilave olarak şiddetli halsizlik,
taşikardi ve yığılma gözlenir.
Kristaloidler şoktaki veya
dehidrasyonu olan kuşlarda etkili,
uygulaması kolay ve ucuz olmasından
dolayı başlangıç sıvısı olarak seçilir.
Kuşlarda, uygulamadan 30 dakika
sonra verilen toplam sıvının yalnızca
4’te biri damar içinde kalır. Sıvı
tedavisinin sağladığı yararlar geçicidir
ve ek sıvı tedavisi gereklidir. Laktat
ringer solüsyonu birçok durumda
metabolik asidoz oluştuğu için en
çok tercih edilen sıvıdır. Laktat
karaciğerde bikarbonata metabolize
olur. Ciddi asidotik durumlarda, laktat
ringer solüsyonuna bikarbonat ilavesi
yapılması yararlıdır.
Bikarbonat ilavesi kuşlarda
normal değerlerler gözlenerek kan
bikarbonat değerleri göz önüne
alınarak uygulanabilir:
Bikarbonat açığı (mmol/l) = 20 mmol/l –kan bikarbonat (mmol/l)
Bikarbonat dozu (mmol/l) =
kayıp x vücut ağırlığı (kg) x 0.4
Alternatif olarak, mevcut
herhangi bir bilgi olmadığı durumlarda
her 15-30 dakikada bir 1 mmol/kg
dozda bikarbonat verilebilir, günlük
kilogram canlı ağırlığa maksimum
4 mmol dozda uygulanabilir. İlk doz
intravenöz uygulanmalıdır, takip eden
dozlar subkutan olarak verilebilir.
Ticari olarak mevcut bikarbonat
solüsyonları % 8.4’lüktür ve 1 mmol/
ml şeklindedir, % 1.4’lük solüsyonlar
ise 0.17 mmol/ml içerirler. Kalsiyum
glukonat (50-100 mg/kg, yavaş
uygulanır) kardiyak koruyucu olarak
ve ciddi doku hasarlarında, şiddetli
katabolik durumlarda ve şiddetli renal
hasarlarda (hiperkalemi) birçok olguda
potasyumun hücre membranına
geçişini sağlaması açısından tavsiye
edilir. Laktat Ringer solüsyonları bu
gibi durumlarda yerine koyma işlevini
karşılayacak potasyum içermezler.
Agresif sıvı tedavisi ve devamlı
kusma gibi vakalarda Laktat Ringer
solüsyonu içerisine potasyum klorid
eklenebilir. Sıvı tedavisine günlük
maksimum doz 11 mmol olacak
şekilde potasyum klorid solüsyonu
(0.1-0.3 mmol/kg) ilave edilebilir.
Hipertonik sodyum klorid solüsyonları
(%7,5) dolaşım fonksiyonlarını yeniden
sağlamak için tedaviye eklenebilir.
İzotonik sıvıların uygulanmasını
takiben kullanılmalıdır. Memelilerde,
az miktarlar (4-5 ml/kg) damar içi
osmotik basıncı artırması sonucunda
kardiyovasküler fonksiyonların
artmasında hızlı bir uyarandır.
Hipertonik tuz solüsyonları özellikle
hidroperikardiyum, akciğer ödemi
veya artmış intrakraniyal basınç
durumlarında kullanılır. Dehidrasyon,
hipernatremi ve kafa travması
durumlarında, intrakraniyal kanama
durumuna karşı kullanımları
kontraendikedir. Dekstranlar albumin
ile eşit moleküler ağırlığa sahip
polisakkaridlerdir. Etkileri hipertonik
solüsyonlarla eş değerdir ancak
yarılanma ömürleri daha uzundur
(yaklaşık 24 saat). Şoktaki kuşlarda,
10-30 ml/kg’dan %6’lık dekstran
uygulanmasının önemli yararlar
sağladığı bildirilmiştir. Yan etkileri
hipervolemi, hemorajik diyatez ve
anafilaksi şeklinde gözlenebilir.
İntravenöz yaklaşım
Yrd. Doç. Dr. Hüseyin CİHAN, Uludağ Üniversitesi Veteriner
Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı
Herhangi bir hasta şiddetli
dehidrasyon durumunda sıvı
replasmanına ihtiyaç duyduğunda
veya ciddi kardiyovasküler destek
gerektiğinde intravenöz sıvı desteği
gereklidir. Anoreksik hastalar için
sıvıların glukoz içermesi büyük
fayda sağlayabilir. Uzun dönem
kateterizasyon veya kısa dönem için
doğrudan sıvıları ve ilacı damar içine
enjekte etme şeklinde uygulama
EGZOTİK
yapılabilir, ancak doğrudan ilacı damar
içine enjekte etmek kuş venlerinin
frajil olması nedeni ile çoğu zaman
tavsiye edilmez.
Basilik (kanat) ven birçok türde
kolay erişilebilirdir, ancak frajildir ve
enjeksiyon yapılması sonucunda o
bölgede geniş hematom oluşumları ile
sonuçlanabilir. Sıvı tedavisinden sonra
iğnenin yalnızca damardan çıkarılması
ve sıvının derialtı yolla bir miktar
verilmesi hematomun gelişmesini en
aza indirebilir. Sıvının baskısı vasküler
sızıntıyı azaltacaktır.
Medial metatarsal ven
uzun bacaklı türlerde kolaylıkla
kullanılabilir. Jugular ven birçok
kuşta kullanılmasına rağmen,
güvercin ve kumrularda kolay
değildir. İntravenöz sıvılar iğnenin izin
verdiği ölçüde damar içi enjeksiyon
şeklinde uygulanabilirler. Enjektör
ve sıvılar uygulama öncesi yaklaşık
olarak vücut sıcaklığına (37-39 °C)
ısıtılmalıdır. Uygulama esnasında
sıvıların sıcaklıklarını sabit tutan
cihazlar mevcuttur.
Küçük boyuttaki hastalarda
intravenöz veya intraosseöz sıvı
uygulamaları belirli bir zamanda
en güvenli ve kesin şekilde az
miktarlarda uygulanabilir. İntravenöz
infüzyon pompaları 60-100 ml/
saat miktarından fazla infüzyonlar
için oldukça iyi çalışır. Enjektör
pompaları infüzyon pompalarına
oranla çok daha az miktarların
infüzyonuna olanak sağlar. Muhabbet
kuşlarında intraosseöz kateter yoluyla
0.006-0.10 ml/saat dozlarında sıvı
Hematokrit ve total
protein değerinin
belirlenmesi
hastanın dehidrasyon
derecesini belirlemede
oldukça kullanışlı
parametrelerdir.
İNTRAOSSEÖZ YAKLAŞIM
İntraosseöz yolun çok etkili olduğu ve kanatlı dolaşım sisteminin stabil olmasını
sağladığı kanıtlanmıştır. 20-22 ga’lık 35 mm spinal iğne (Monojekt spinal iğne) sıklıkla
kullanılır. Eğer mevcut değilse, 28-30 ga’lık tel kanül içine yerleştirilerek iğnenin
kemik ile tıkanması önlenebilir. Küçük kuşlarda 25 ga’lık iğne kullanılabilir. Bu yolla sıvı
tedavisinden yararlanım intravenöz yaklaşımdaki ile aynıdır. Hasta genellikle anesteziye
alınır, ancak prosedür zapt- ı rapta alınıp lokal anesteziyle de gerçekleştirilebilir. Aseptik
teknik gereklidir. Sızıntı ve ağrı/ acıdan kaçınmak için sıvı yavaş uygulanmalıdır.
uygulamaları için enjektör pompaları
kullanılabilir. İntravenöz sıvı desteğinin
kontraendikasyonları, koagulopatinin
varlığı, ekipman ve teknik beceri
eksikliği, hastanın kateteri çıkararak
kendini yaralaması olarak sıralanabilir.
Jugular vene katater
yerleştirme tekniği
Uygulama için genellikle
üzeri 25 mm teflon kaplı 20 ga’lık
intravenöz kateter gerekmektedir.
Hasta sol lateral pozisyonda
yatırılmalı ve sağ jugular ven
üzerindeki tüyler temizlenmelidir.
Bazı türlerde katater uygulanacak
alandaki tüyler çekilebilir. Bölge
derisi temizlenmelidir. Baş
tutularak kateter jugular ven
içine yerleştirilebilir, damar venöz
baskının azaltılması amacıyla
bırakılabilir. Kateterin boynun normal
bükülmesinden etkilenmemesi için
mümkün olduğunca göğse yakın
PETİNFO 2014/04 94-95
yerleştirilmesi önemlidir. Hazne
içinde kan görüldüğünde damar
içerisine tam olarak yerleştirilerek
kateter boyna dikilmeli veya bandaj
yardımıyla sabitlenmelidir. Ayrıca
hastanın katater/ bandajı gagalayarak
çıkarmasının önüne geçmek için
kuşlar için üretilmiş Elizabeth
yakalıkları da kullanılabilir.
Ulna ve Tibiatarsus’a
intraosseöz kateter
uygulaması
Distal unlanın kateterizasyonu için
kuş dorsal pozisyonda yatırılmalıdır,
ancak ventral yatış veya ayakta duruş
pozisyonu ciddi durumdaki hastalar
için daha yararlı olabilir. Karpus
üzerindeki tüyler uzaklaştırılır ve
distal ulna bölgesi steril hale getirilir.
Ulna tek el ile tutularak iğne unlanın
distal kemik çıkıntısından yerleştirilir
ve unlanın median hattına paralel
olarak ilerletilir. Spinal iğne korteksten
egzotik
geçişe yardım etmek için kullanılabilir
ve iğne korteksi bir kez geçtikten
sonra daha az kuvvetle ilerletilebilir.
Medullar boşluğa girdikten sonra
karşılaşılan direnç kortikal kemiği
işaret eder, bu durumda kemiğin
zorlanarak kırılmaların önüne geçmek
için iğnenin pozisyonu ayarlanmalıdır.
Kelebek kateter distal ulnanın
yumuşak dokusuna dikilerek kateterin
güvenliği sağlanabilir. Giriş bölgesinin
yakınında karpus ligamentlerine
dikkat edilmelidir, genellikle ince derili
kuşlarda sıklıkla gözlenir. Proksimal
tibiotarsusun kateterizasyonunda
hasta dorsal pozisyonda yatırılmalıdır.
Alt bacaktaki tüyler yolunarak asepsik
koşul hazırlanmalı, bölgenin havlu
ile kapatılması da kontaminasyonu
önlemeye yardım edecektir. Alt
bacağın kraniali tespit edilerek
tibiotarsus diğer elle kavranır. İğne
tibiotarsusa paralel ilerletilir ve orta
kuvvetle yavaşça yönlendirilir; korteksi
geçtiğinde kolaylıkla kayacaktır. Daha
sonra T-port konnektörün içi sıvı
doldurularak katetere bağlanabilir.
Eğer kateter daha sonraki sıvı
uygulamaları için kalacaksa dikilerek
veya hafif bandajlarla sabitlenebilir.
Abdominal yaklaşım
Ilık, izotonik sıvılar abdominal
vücut boşluğundan verilebilir.
Anatomik olarak hava keselerine yakın
ilişkisinden dolayı bu teknik önerilmez.
Ventral orta hatta ince (25-27 ga’lık)
kateter kullanılarak uygulanabilir.
Oral yaklaşım
Eğer hasta alert ve aktif ise,
yöntem seçimi oral besleme olmalıdır.
Güvenli, etkili ve minimum strese
neden olur. Primer gastrointestinal
hastalık, zayıf hasta refleksleri ve yatış
pozisyonu ile ilişkili regürgitasyon
ve aspirasyon riski ve oral veya üst
gastrointestinal travma yaratması
kontraendikasyonları arasındadır. Oral
sıvı tedavisi sonda ile yapılmalıdır. 
SUBKUTAN
YAKLAŞIM
Subkutan yolla sıvı tedavileri yalnızca
hafif dehidrasyon durumlarında
uygulanabilir. Dolaşımı baskılanan
ve kötü çevresel koşullar altında
olan hastalarda deri damarlarındaki
dolaşım azalacaktır. Kuş derisinde
damarlaşmanın yetersiz olmasından
dolayı yüksek miktarlar bu
bölgelerden kolaylıkla emilemez.
Servikosefelik hava kesesi
sistemine yakın ilişkisinden dolayı
boyun bölgesine sıvı uygulaması
yapılmasından kaçınılmalıdır. Sadece
izotonik sıvılar vücut sıcaklığına
ısıtılarak az miktarda (5-10 ml/kg/
bölge) ve ince iğne aracılığı ile (24-27 ga) kullanılmalıdır.
Genel olarak hasta bir kuşa uygulanacak sıvı miktarı diğer canlılarda
olduğu gibi günlük gereksinim ve sıvı açığı belirlenerek hesaplanır.
Sıvı açığı (ml) = Vücut ağırlığı (g) x Dehidrasyon derecesi / 100
Günlük gereksinim (ml) = 40 – 60 ml (ort. 50)/kg/gün
Genel olarak sıvı açığının yarısı ilk 12-24 saat içerisinde uygulanır ve kalan
kısmı ise 1-2 günde tamamlanır. Örneğin; % 10 dehidrasyon derecesine sahip,
350 gramlık bir Afrika Gri papağanına uygulanacak sıvı miktarı;
Sıvı açığı (SA) = 350 x 10 / 100 = 35 ml
Günlük gereksinim (GG) = 50 x 0,35 (kg) = 17,5 ml
İlk gün uygulanacak sıvı miktarı = (GG + SA’nın % 50’si) 17,5 + 17,5= 35 ml/gün
İkinci gün uygulanacak sıvı miktarı = (GG + SA’nın % 25’i) = 17,5 + 8,75 = 26,25 ml/gün
Üçüncü gün uygulanacak sıvı miktarı = (GG + SA’nın % 25’i) = 17,5 + 8,75 = 26,25 ml/gün
Kaynak: Kaynaklar için yazara ulaşabilirsiniz.
PETİNFO 2014/04 96-97
Download

DÜNYA VETERİNER HEKİMLER GÜNÜ