Başyazı
Değerli Karınca Dostları, Kooperatifçilik Sevdalıları
Karınca dergimizin 931. sayısı ile karşınızdayız. Temmuz ayının kooperatifçilik açısından önemi
her yıl 30 Haziran – 5 Temmuz tarihlerinde ülkemizde Kooperatifçilik Haftası ve Dünya Kooperatifçilik Günü kutlamaları yapılmaktadır.
Atatürk, 30 Haziran 1936 tarihinde, 1935 yılı sonunda çıkan yeni tarım kredi kooperatifleri yasası
uyarınca, Silifke’nin Tekir köyündeki çiftliği civarındaki 35 köylüyle ortaklaşa, Ziraat Bankasına
gönderdiği ve ilk imzacı bizzat kendisinin olduğu bir dilekçeyle, bugün merkezi Mersin/Silifke’de
olan ilk sayılabilecek tarım kredi kooperatifinin kuruluş işlemlerini başlatmıştır. Ülkemizde bu
tarihi anmak için her yıl 30 Haziran’dan başlanarak bu dönem aralığı kooperatifçilik haftası olarak
kutlanmaktadır. Güzel bir rastlantı olarak Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA – International
Co-operative Alliance) her yıl Temmuz’un ilk Cumartesi gününü Uluslararası Kooperatifçilik Günü
olarak kutlamaktadır.
Kooperatifçilik geniş anlamda büyük bir kitlenin aradığı sonuca ulaşmak için ortaklaşa gösterilen
bir faaliyette gayret ve olanakları birleştirmek, bir araya toplamak ve uyumlaştırmak demektir.
Belli ekonomik grupların kendi aralarında işbirliği yapmaları şekliyle ortak ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla kurulan kooperatifler, insanların ekonomik faaliyetlerinde daha az külfetle ve
daha az zamanda refahı sağlamaya hizmet eden bir güven ve inanç kurumu olduklarından, daima
teşvik edilmeye ve geliştirilmeye layık görülmüşlerdir.
Kooperatifçiliğin amacı, karşılık gözetmeden ortaklarının sorunlarını çözerek, onların ekonomik
gelişmelerini sağlamak ve ekonomik olarak güçlü bir kitleye karşı ortaklarını korumaktır. Aynı
zamanda esasları; toplumsal, insani ve ahlâki temellere dayanan çok yönlü kuruluşlardır.
Sosyal bir oluşum olan kooperatifçilik 21 Aralık 1844 yılında İngiltere’de kurulmuştur. Bizde ilk
kooperatif Mithat Paşa tarafından 1863 yılında “Memleket Sandığı” adı ile kurulmuştur. Bu uygulamanın başarılı olmasıyla 1867 yılında memleket sandıklarının yaygınlaştırılmasına karar verilmiştir. Bu sandıklarda çiftçilerin ürettiği mallar satılmış, elde edilen para o çiftçinin sermayesi
olarak sandığa yatırılmıştır. Sandıklar, halkın güvendiği dört vekil tarafından yönetilmiş ve bu vekiller görevlerini ücretsiz olarak yerine getirmişlerdir.
Cumhuriyet döneminde ülkemizde Atatürk, ilk “Tarım Kredi Kooperatifini” Silifke ilçesine bağlı birkaç köyün de içinde bulunduğu “Tekir Çiftliği” köyünde 30 Haziran 1936 yılında açmıştır.
Kendisi de ilk ortak olarak bu kooperatife katılmıştır. Burada “insanlar kişisel olarak çalışırlarsa
başarılı olamazlar” diyerek kooperatifleşmenin önemini vurgulamıştır.
O tarihten günümüze her yıl 30 Haziran – 5 Temmuz tarihlerinde arasında ülkemizde kooperatifçilik haftası kutlanmakta, Atatürk’ün kooperatifleşmeye verdiği önem gündeme getirilmekte
ve yeni bakış açılarıyla ülkemizde kooperatifçilik hareketinin sorunları çözülmeye çalışılmaktadır.
Kooperatifler, bir milletin hayatında toplumsal ve ekonomik açıdan bir çok faydalar sağlamaktadırlar. Toplumsal adaletin sağlanmasında bütün çabalar ve gösterilen yollar arasında kooperatiflerin önemi küçümsenmeyecek derecededir. Kooperatifler, insanların uyum ve dayanışma duygularını beslemekte, örgütlenme ve demokratikleşme yeteneklerini geliştirmekte ve dolayısıyla
da bu mekanizma refah yolunun öncüsü olarak gösterilmektedir.
Kooperatifçiliğin sosyal faydaları da çok fazladır. Bilindiği üzere, kooperatifler ortaklarına sağlamayı çalıştıkları ekonomik amacı gerçekleştirirken o toplum için yepyeni bir sosyal sınıf oluşturabilmektedirler. Bu durum ise kooperatiflere sosyal bir nitelik kazandırmaktadır. Kooperatiflerin
1
ekonomik hizmetleri yanında belirli bir grubun korunması, toplum refah ve huzurunu oluşturan
fikri ve ahlâki kalkınmanın destek oluşu, ortaklarının bilgi, görgü ve disiplinlerinin artması konusundaki çabaları uygulama alanını çok geliştirmiştir. Kooperatiflerle bir araya gelen insanlar, yalnız
müşterek ekonomik ihtiyaçlarını sağlamak açısından değil, aynı zamanda müşterek his, toplumsal
ve ahlâki hayat anlayışı konularına da katılmış bulunmaktadırlar.
Ülkemizde bir çok yönetsel ve yargısal sürecin şekillenmesinde rol oynayan her ne kadar şu an çok
hareketli olmayan Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecimiz, görülen o ki, kooperatifçiliğin desteklenmesine yönelik zorunlu gelişmelere de yol açacaktır. Çünkü Avrupa Birliği ülkelerinde kooperatifler oldukça önemli rollere sahiptirler. 1981 yılından bu yana değişik Avrupa Birliği politikalarında
kooperatifler giderek önemli bir yer almaya başlamışlardır. 1983 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen bir karar ile bir yandan birlik organlarının ve üye ülkelerin kooperatiflere daha fazla önem vermeleri gerektiği vurgulanırken diğer yandan da kooperatiflerin ilgili piyasalarda
önemli payları olduğu dolayısıyla ekonomik ve sosyal gücü temsil ettikleri toplumun vazgeçilmez
parçası oldukları belirtilmekte, kooperatif birlikleri ile birlik organları arasında daimi bir işbirliği ve
dayanışma öngörülmektedir.
Değerli Karınca Dostları;
Kooperatifçiliğin ulusal ve uluslar arası düzeyde yoğun olarak tekrar hatırlandığı bu sıcak Temmuz
ayında Karınca dergimizin 931. sayısında yeni makale ve değerlendirmelerle karşınızdayız. Bu sayımızda ilk makalemiz, M. Akif Özer tarafından duayen kooperatifçi Kasım Önadım ve Türkiye Esnaf
ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği (TESKOMB) ile ilgili hazırlanmış. Ülkemizde esnaf kredi ve kefalet kooperatifçiliğine adeta damgasını vurmuş Kasım Önadım’ı
bugün rahmetle anıyoruz. Yaklaşık 1.5 milyon esnafı bir araya getirerek kooperatifçi ruha uygun
işbirliği ortamı oluşturan ve çok önemli bir baskı gücü haline gelen bu hareket, günümüzde TESKOMB aracılığıyla ülke genelinde hayli etkin olmaktadır. TESKOMB’un bu günlere gelmesinde de
duayen kooperatifçi Kasım Önadım’ın büyük rolü vardır. İkinci makalede; Okan Parlakyıldız, ülkemizin kooperatifçilik alanında parlayan yıldızı FİSKOBİRLİK’in önemli ortaklarından Fatsa Fındık Tarım
Satış Kooperatifi Başkanı Bünyamin Davu ile yaptığı röportajı ile bu alanda yaşanan gelişmeleri
değerlendiriyor. Son yıllarda krizden çıkarak Tarım Satış Kooperatifleri arasında dikkat çeken Fiskobirlik; bünyesindeki 53 kooperatif ve toplam 233.820 ortak fındık üreticisi ile başta Karadeniz sahil
kentlerimizde kendi nam ve hesabına fındık alım satımını gerçekleştiren bir yapı olarak gelişimini hızlı bir şekilde sürdürüyor. Mustafa Suyabatmaz tarafından hazırlanan “Perakende Gıda Satışı
Yapan İşletmelerin Kooperatifleşmesinde Temin Tevzi Kooperatifi Yapısının İşlerliği İçin Öneriler”
başlıklı çalışmada Türkiye de kurulu ortak sayısı 20.000’ne yaklaşan 136 Temin Tevzi Ko¬operatifi
ile ilgili değerlendirmeler yapılıyor. Bu yazının ardından Harun Berker; Yeni Kamu Yönetimi ve Denetim Anlayışındaki Değişim başlıklı makalesinde yönetim alanında son yılların popüler konusu
yeni kamu yönetimi anlayışının denetim alanını nasıl şekillendirdiğini tartışıyor.
Dergimizin elinizdeki 931. sayısına ayrıca; M. Yasin Erkan Güncel Gelişmeler Çerçevesinde Ukrayna
/ Kırım Sorunu başlıklı çalışmasının birinci kısmı ile, Erdem Harbellioğlu çalışanların kariyerlerine
ilişkin yaptığı değerlendirmeler ile, Ahmet Nihat Dündar, ülkemizde yaşam süremizin sürekli artığını ortaya koyan çalışmasıyla, Engin Kütük web sayfasının nasıl yapıldığını anlattığı yazısıyla, Hasan
Yaylı; Çevre Hareketlerine Genel Bir Bakış başlıklı makalesiyle, Ebru Demiryürek ise çocuklarımızın
bilgisayarlara olan bağımlılığını sorguladığı çalışmasıyla katkı sunuyorlar. Her zamanki gibi dergimizin son kısmında Geçmiş Zaman Olur ki bölümüyle geçmişe bir yolculuk yapıyoruz.
Çalışmalarıyla dergimize zenginlik katan tüm yazarlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Yeni sayıda
buluşmak üzere sağlıcakla kalın.
2
DUAYEN KOOPERATİFÇİ KASIM
ÖNADIM VE TÜRKİYE ESNAF VE
SANATKARLAR KREDİ VE KEFALET
KOOPERATİFLERİ BİRLİKLERİ MERKEZ
BİRLİĞİ (TESKOMB)
M. Akif ÖZER *
Türkiye’de kooperatifçilik hareketinin hız
kazanmasında esnaf ve sanatkarlar kredi
ve kefalet kooperatiflerinin ayrı bir önemi
vardır. Bugün itibarıyla yaklaşık 1000 kooperatif ve 1.5 milyon ortağı ile bu hareket,
Türk kooperatifçiliğinin şekillenmesinde ve
yeni rotalar kazanmasında önemli roller oynamaktadır. Bu alanda faaliyet gösteren kooperatifler, kooperatife ortak olan esnaf ve
sanatkarlara mesleki faaliyetleri için gerekli
krediyi sağlamak veya kredi ve banka teminat mektubu almak üzere kefil olmak üzere
kurulmaktadırlar.
Yaklaşık 1.5 milyon esnafı bir araya getirerek kooperatifçi ruha uygun işbirliği ortamı
oluşturan ve çok önemli bir baskı gücü haline gelen bu hareket, günümüzde TESKOMB
aracılığıyla ülke genelinde hayli etkin olmaktadır. TESKOMB’un bu günlere gelmesinde
de duayen kooperatifçi Kasım Önadım’ın
büyük rolü vardır.
1965–1980 yılları arası Adalet Partisi Bursa
milletvekilliği, 1970–1998 yılları arasında da
Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği
(TESKOMB) Genel Başkanlığı yapan Kasım
Önadım, özellikle kooperatifler kanunlarının
çıkması aşamalarındaki çabaları ve yaklaşık
30 yıllık TESKOMB başkanlığı ile bu alandaki
* Doç. Dr. Gazi Ün. İİBF Kamu Yönetimi Böl.
([email protected])
kooperatifçi harekete damgasını vurmuştur.
Şimdi Kasım Önadım’ın hayat hikayesine bir
göz atalım:
Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliğinin kurucusu, kredi kefalet kooperatifçiliğinin
duayeni Kasım Önadım, 1926 yılında doğdu. Osmanlı’nın hakimiyet döneminde
Rumeli’ye göçen ve Balkan bozgunuyla
tekrar Anadolu’ya dönen bir ailenin ferdî
olan Kasım Önadım, ilkokulu Bursa’da bitirdi. Bursa Erkek Sanat Okuluna devam ettiği
yıllarda aynı zamanda babasının tütün tarlalarında çalışarak, ata geleneği bir hayat
yolu izlemeye başladı. 1944 yılında tekstil
mesleğini seçen Kasım Önadım, genç yaşta
tekstil imalathanesi işletmeye başladı. 1951
yılında başlatılan Türk Esnaf Teşkilatı kuruluş çalışmaları içinde yer aldı; bir yandan da
çalıştığı tekstil dalında teşkilatlanmaya öncülük ederek, Bursa Dokumacılar Derneğini
kurdu. Bursa Esnaf ve Sanatkarlar Teşkilatı
kuruluş çalışmalarına katılan Önadım, Bursa Esnaf ve Sanatkarlar Kefalet Kooperatifi
kuruluşundan bir süre sonra yönetim kurulu
başkanlığına seçildi.
1957-1960 yıllarında Türkiye Esnaf Teşkilatı
Konfederasyonu yönetim kuruluna seçildi.
1970 yılında 8 bölge birliği ile birlikte, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kefalet Kooperatifleri Merkez Birliğinin kuruluşunu gerçek-
3
leştirme faaliyetleri içinde yer alan Kasım
Önadım, 28 yıl aralıksız bu kurulusun genel
başkanı olarak görev yürüttü. Türkiye’nin
en büyük ve güçlü kuruluşu Esnaf Kefalet
Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Başkanı
olarak, ESGİMTAŞ adıyla pazarlama hizmetlerinde bulunan büyük bir anonim şirketinin
yönetim kurulu başkanlığını yaptı.
Esnaf meselelerini Türkiye’nin temel problemleriyle birlikte savunan Kasım Önadım,
1963 yılında Bursa Belediye Meclis Üyesi ve
Belediye Başkan Vekilliğine seçildi.
1965 yılında Bursa milletvekili olarak parlamentoya seçilen Kasım Önadım, dört donem arka arkaya seçilerek, başarılı ve örnek
parlamento hayatım 1980 yılma kadar sürdürdü.
Kasım Önadım parlamenter ve esnaf lideri
olarak; esnaf ve sanatkar kitlesinin temel
meseleleri, Türk kooperatif hareketi ve sosyal güvenlikle ilgili çok sayıda kanunun millete mal olmasında gösterdiği gayret ve çalışmalar, Türk milletinin esnaf tarihinde ve
cumhuriyet dönemindeki örnek yerini aldı.
Kasım Önadım, kendi deyimiyle “yarış atı
yarış pistinde ölür” misali bu hizmet yansında son nefesine kadar durmaksızın esnaf ve
sanatkar camiasının yanında oldu.
Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği Genel
Başkanlığı döneminde esnaf kesimine kredi
olanaklarının sağlanması, ekonomi teşkilatlanmasının gerçekleştirilmesi ve Bağ-Kur
Kanunu ile sosyal refahın tabana yayılması konusunda verdiği hizmetleri unutmak
mümkün değildir.
Önadım 11 Haziran 1998 tarihinde vefat etmiştir. Allah rahmet etsin.
Şimdi de neredeyse bu duayen kooperatifçinin ismi ile anılan esnaf ve sanatkarlar kredi
kooperatiflerinin Türkiye’deki gelişim seyri-
4
ne bakalım:
Türkiye’de ilk Esnaf Kefalet Kooperatifi, 507
sayılı yasa ile Türkiye Halk Bankası’nın desteğiyle 1951 yılında Ankara’da kurulmuş ve
bunu Eskişehir ve Bursa’da kurulan kooperatifler izlemiştir. Hızla gelişme gösteren
bu kooperatiflerin 27 tanesi 1954 yılında
Esnaf Kefalet Kooperatifleri Birliği adıyla
Ankara’da bir birlik kurmuşlardır.
Ülkemizde faaliyet gösteren Esnaf ve Sanatkarlar Odalarına üye küçük ve orta boy
işletme sahiplerinin finansman ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan kooperatif
birliklerinin üst örgütü olan Merkez Birliği, 10.08.1970 tarihinde 14 kurucu Bölge
Birliği’nin öncülüğünde kurulmuş ve bu kuruluşu 26.08.1970 gün 21745 sayılı Ticaret
Sicili Gazetesinde tescil ve ilan edilerek tüzel
kişiliğini kazanmıştır. Bakanlar Kurulu’nun
18.09.1970 gün, 7/1341 sayılı kararı ve bu
kararın 19.10.1970 gün, 13644 sayılı Resmi
Gazetede ilanı ile, unvanına Türkiye kelimesi eklenmiş ve yeni unvanı Türkiye Esnaf ve
Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri
Birlikleri Merkez Birliği olmuştur.
Küçük esnafın finansman ihtiyacını karşılamak amacı ile kurulan Esnaf ve Sanatkarlar
Kredi ve Kefalet Kooperatifleri, 1969 yılına
kadar Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olarak, 1969 yılından sonrada 1163 sayılı
Kooperatifler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile bu kanun hükümlerine göre faaliyetlerini sürdüren özel hukuk tüzel kişiliğine haiz
kuruluşlardır.
Merkez Birliğinin asıl amacı 1163 Sayılı Kanunun verdiği yetkiyle, üye kooperatiflerin
ve birliklerin eğitim, denetim ihtiyaçlarını
gidermek ve kamu kaynaklarının verimli ve
etkili kullanımını sağlamak üzere faaliyet
göstermektir. Gelişen ve değişen dünya koşullarına ayak uydurabilmek için kendi bünyesinde organizasyon yapmış, yeni bir yapı-
lanma anlayışı ile Uluslararası organizasyon
ve kuruluşlara üyelik başvurusu yaparak
dinamik, çağdaş ve üretken bir çalışmanın
yapılmasına katkı sağlamayı amaçlamıştır.
Türkiye’de kredi kooperatiflerinin ilk kuruluşuna 10.08.1951 yılında başlanmış, bu tarihten itibaren sayıları artarak 1970 yılında
450 Kooperatif sayısına ulaşılmıştır. 1970 yılında ülke genelindeki 450 Kooperatif, illerde birleşerek 14 Bölge Birliğini oluşturmuş
ve bu Bölge Birlikleri de kendi aralarında örgütlenerek Ulusal düzeyde Merkez Birliği’ni
oluşturmuşlardır. TESKOMB çatısı altında
örgütlenen 32 Bölge Birliği, 921 Kooperatifi
ve 1.500.000 ortağı ile ülkemizin en büyük
sivil toplum kuruluşlarından biridir.
-Hizmet içi eğitim yetersizliği ve yetişmiş yönetici sorunu.
-Teknoloji yeniliklere uyum, hammadde temin tedarik, organizasyon, denetim gibi sorunlardır.
Günümüzde TESKOMB; 1 Kooperatif Birlikleri Merkez Birliği, 32 Kooperatif Birliği ve
921 Kooperatif’ten oluşan bir birlik haline
gelmiştir.
Merkez Birliği yönetimi; 32 adet birliğinin
kendi aralarından seçtiği 122 delegenin oluşturduğu, 21 kişilik yönetim kurulundan
oluşur. Yönetim kurulu kendi arasında,
1 Genel Başkan
Ülkemizde bulunan esnaf ve sanatkarların kredi ihtiyaçlarını karşılamada Esnaf ve
Sanatkarlar Kefalet Kooperatifleri tam anlamıyla yeterli olmamakla beraber yine de
önemli bir yere sahiptirler. Kooperatifin ortaklarına kullandırdığı krediler; ıskonto, işletme-tesis modernizasyon ve tevsi ve destek kredileri adı altında olup, vadeleri bir ay
ile 5 yıl arasında değişmektedir. Kooperatif,
tamamen kredi açısından Halk Bankası’na
bağımlı durumdadır.
5 Genel Başkan Vekili
Esnaf ve Sanatkarlar Kefalet Kooperatiflerinin başarılı ve etkili olabilmeleri için mevzuat ve uygulamayla ilgili aşağıdaki sorunlarının çözümlenmesi gerekir.
• Merkez Birliğinin Amaç ve Faaliyet Konuları
:
-Kooperatiflerin öz kaynakları ve yabancı
kaynak imkanları yetersizdir. Halk Bankası
tarafından kooperatiflere ayrılan plasmanlar kredi taleplerini tam anlamıyla karşılamamaktadır. Esnaf ve Sanatkarın ancak %
10-15 arasında değişen kısmı açılan kredilerden yararlanabilmektedir. Kooperatifler
Bankası kurularak, finansmanı yeterli olmadığı için, söz konusu kooperatiflerin devlet
tarafından desteklenme gereği ortadan kaldırılmalıdır.
15 Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmaktadır.
Birliğin kurulu olduğu ildeki örgütlü olan kooperatif sayılarına göre oluşan Genel Kurullarından 7 ile 11 üye seçilerek Birlik Yönetim
Kurulu oluşturulmaktadır.
Bu kapsamda TESKOMB’un görev ve faaliyetleri şu şekilde sıralanabilir:
• Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet
Kooperatiflerinin genel mahiyetteki istek ve
dertlerine T.B.M.M., Hükümet ve Bakanlıklar nezdinde çareler ve çözümler aramak,
• Gerek genel eğitim ve gerekse mesleki
eğitim bakımından Birliklerin yapamadığı
eğitim organizasyonlarını Türkiye çapında
ifa etmek,
• Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet
Kooperatiflerinin ve genel kooperatifçiliğin
geliştirilmesi konusunda teknik bürolar kurmak ve seminerler düzenlemek,
5
• Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet
Kooperatifleri ve Birliklerinin, yönetim ve
denetim kurulu üyeleri için teminatlı çalışma ortamı yaratmak ve gerekiyorsa bu konuda bazı fonlar kurmak,
• Yurt içinde ve dışında geziler tertipleyerek Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet
Kooperatifi ortak ve memurlarının bilgi ve
görgülerinin artırımına çalışmak,
• Ortak Birliklerin ve Kooperatiflerin, finansman ve kredi sorunlarına çareler aramak,
• Bir yayın organı çıkarmak,
• Birliklerin ve Kooperatiflerin, girmesinde fayda umulan kurumlara girmesine yardımcı olmak ve çeşitli ekonomik faaliyetlere
öncülük etmek,
• Esnaf ve Sanatkarların ucuz ve yeterli
kredi kullanmalarına, Kooperatiflerin ve Birliklerin senetlerini Merkez Birliği adına T.C.
Merkez Bankasında reeskontta kabul ettirmeye çalışmak,
• Uluslar arası kooperatif kuruluşlarına
katılmak ve bu kuruluşlardan yapılacak eğitim, araç, gereç ve nakit yardımlarını kabul
etmek,
• Birlik ve Kooperatifleri denetlemek,
1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 75 inci
maddesindeki denetim ve eğitim görevlerini ifa etmek,
• Ortakların ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Türkiye genelinde sağlık ve dinlenme
tesisleri, bakımevleri, yurtlar ve kreşler kurmak veya kurulmasına yardımcı olmak, bu
amaçlarla fon oluşturmak,
• Kooperatifçiliğin geliştirilmesi ve eğitim
amacıyla enstitü kurmak,
• Türkiye genelindeki kooperatif ortakları ve çalışanlarıyla, Kooperatif Birlikleri ve
6
Merkez Birliği çalışanlarının sosyal yardımlaşma, dayanışma ve emekliliklerini sağlamak üzere vakıf kurmak ve bu vakıf aracılığıyla işletmeler tesis etmek ve işletmek.
Merkez birliğin en önemli parçası olan kooperatifler ise; ülke düzeyinde, ilçe ve beldelerde kurulu küçük ve orta boy işletme
sahiplerinin üye olabildiği tabandaki kuruluşlardır. Sayıları 921 olup, bu kooperatiflere bir milyon beş yüz bin ortak kayıtlıdır.
Ortakların oluşturduğu genel kurulda 3 ile
9 arasında Yönetim Kurulu Üyesi seçilmektedir.
Esnaf ve Sanatkarlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile üst kuruluşları 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu hükümleri çerçevesinde
kurulmakta ve faaliyet göstermektedirler.
Örgütlenmede ana hizmet birimi kooperatiflerdir. Kooperatifler Birliklere, Birlikler
de Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefaletleri
Birlikleri’ne (TESKOMB) bağlıdır. Merkez Birliği de Türkiye Milli Kooperatifler Birliği’nin
üyesidir. Bu örgütlenmede yürütme görevi
ağırlıklı olarak kooperatiflere verilmiştir. Birlikler, koordinasyon, Merkez Birliği ise genel
politika ve stratejileri oluşturma ile denetim
ve eğitim hizmetlerinde yoğunlaşmaktadır.
Bu kapsamda TESKOMB kapsamında
kredi – kefalet sisteminin işleyişi de değinmek gerekiyor. Ülkemizde, esnaf ve sanatkarları desteklemek amacıyla; devlet tarafından tahsis edilen kaynakların kullandırılması için T.Halk Bankası görevlendirilmiştir.
Bu uygulamada kooperatif, ortağı olan
esnaf ve sanatkara sadece bankaya karşı
kefalet vermektedir. Esnaf ve sanatkarlara
kullandırılan kredilerin faizleri ile ticari kredi faizleri arasındaki fark devlet tarafından
karşılanmaktadır.
Kooperatife ortaklık şartları da şöyledir:
• Esnaf ve sanatkar olmak,
• Esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı bulunmak,
İletilen teklif T. Halk Bankasınca incelenir ve
banka tarafından tekrar istihbarat yapılır.
• İş veya ikamet yeri kooperatifin çalışma
bölgesi içinde bulunmak,
İstihbarat olumlu sonuçlandığı takdirde ortak kredilendirilir.
• Aynı zamanda başka bir Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi ortağı olmamak.
Bu süreçte verilen kredi çeşitleri; İşletme
Kredisi, Şoför Esnafının Ticari Taşıt Alımına
Yönelik Kredilendirilmesi, Esnaf ve Sanatkarların İşyeri Alımına Yönelik Kredilendirilmesi, Esnaf ve Sanatkarların Son Teknoloji
Makine/Ekipman ve Demirbaş Alımları ile
İşyeri Modernizasyonuna Yönelik Kredilendirilmesi, Aylık Eşit Taksitli İşletme Kredisi,
Tesis Kredisi, İstihdamı Destekleme Kredisi, Kooperatif İhracat-Tesis Kredisi, Iskonto
Kredisi, Şoför Taşıt Edindirme Kredisi, Şoför
Esnafına Taşıt Onarım Kredisi, Servis Aracı
Kamyonet Yenileme Kredisi…olarak belirtilebilir.
Ortaklığa giriş şartları taşıyanlar; yazılı olarak kooperatife müracaat ederler. Müracaat
sahibinin durumu Yönetim Kurulu tarafından araştırılır. Kabul veya ret kararı 15 gün
içerisinde ilgiliye yazılı olarak bildirilir.
Kooperatif, kredi talebi ile ilgili olarak;
Ortağın ekonomik ve mali durumunu araştırır, istihbarat raporu veya bülteni düzenler
ve kefalet haddini tespit eder, Kredi teklifini
T. Halk Bankasına iletir.
7
Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği
(FİSKOBİRLİK)
Fatsa Fındık Tarım Satış Kooperatifi Başkanı
Bünyamin Davu ile Yapılan Röportaj
Okan PARLAKYILDIZ *
Bu röportajımızda ülkemizin kooperatifçilik
alanında parlayan yıldızı FİSKOBİRLİK’e konuk oluyoruz. Son yıllarda krizden çıkarak
Tarım Satış Kooperatifleri arasında dikkat
çeken Fiskobirlik; bünyesindeki 53 kooperatif ve toplam 233.820 ortak fındık üreticisi ile başta Karadeniz sahil kentlerimizde
kendi nam ve hesabına fındık alım satımını
gerçekleştiren bir yapı olarak gelişimini hızlı
bir şekilde sürdürüyor.
Röportaj talebimizi kabul ederek bizi misafir
eden Bünyamin Davu Bey, Fiskobirlik’in önemli ortak kooperatiflerinden Fatsa Fındık
Tarım Satış Kooperatifi Başkanı. Fatsa fındık
üretiminde oldukça önemli bir yeri olan büyük bir ilçemiz. Karadeniz bölgesinde fındık
denildiğinde ilk akla gelen ilçelerimizden.
Fatsa, ülkemizin Orta Karadeniz bölgesinde
yer alan, Ordu ilinin bir ilçesi. Konumu itibarıyla, Ordu il merkezinin batısında, Samsun
ilinin ise 110 km doğusunda yer almaktadır. Bölge ekonomisine yön veren önemli
ticari merkezlerdendir. Fındık üretiminin
yaygın olması ile tanınan ilçe, bu özelliği ile
Türkiye’nin dünyada en fazla organik üretim
alanına sahip 30. ülke olmasına önemli derecede katkıda bulunmuştur.
Fındık bölgenin en önemli tarım ürünüdür.
21.663 hektarlık arazide halkın %80’i fındık
tarımı ile geçimini sağlamaktadır. Dünyada fındığın en çok üretimi yapıldığı bölge
* Gazi Ün. İİBF Kamu Yönetimi Bölümü Öğrencisi
([email protected])
8
Fatsa’dır. Hatta, Fiskobirlik’in merkez binasının buraya kurulması düşünülmüştür. Fakat,
çıkan bazı problemler sonrası, Giresun’a kurulması kararlaştırılmıştır. Üretilen fındığın
% 98’i pazarlanmaktadır. Özellikle son yıllarda, üretilen fındığın bir kısmı Ordu Soya
Sanayisinde yağlık olarak kullanılmaktadır
ve kalanı ihraç edilmektedir. Fındık genellikle, fındık kırma fabrikalarında, iç fındık
haline getirilerek ihraç edilmektedir. Fındık
üretimi, tarım sektörü içinde önemli bir yere sahip olmasının ötesinde fındığa bağlı
sanayi kollarının da gelişmesini sağladığından önemli ölçüde istihdam yaratmakta ve
kent ekonomisi içinde ciddi bir pay teşkil
etmektedir. Çikolata sanayi ve fındık kırma
sanayi, başlıca fındığa bağlı sanayi kolları
olarak öne çıkmaktadır. İhraç edilen fındık
yurtdışında daha çok çikolata sanayinde
kullanıldığından, belli cins ve fiyat aralığındaki fındıklar tercih edilmekte bu durumda
tersinden sanayi sektörünün tarım sektörüne etkisi olarak değerlendirilmektedir. Fındığın, ilçenin ekonomisinde önemli bir yer
alması, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına dayanmaktadır.
Fındığın Fatsa’da böylesine önem kazanmasında Fiskobirlik Fatsa yönetiminin büyük
etkisi olmuştur. Fiskobirlik ortakları arasında büyüklük açısından ön sıralarda yer alan
Fatsa Fiskobirlik kooperatifçi ruhu ve işbirliği anlayışını etkin kullanarak, ilçede sinerji
oluşturmuş ve kısa sürede kooperatifçilik
kazanımlarını elde etmiştir.
Fatsa Fındık Tarım Satış Kooperatifi Başkanı
Bünyamin Davu Bey’le röportajımıza geçmeden önce ülkemiz kooperatifçiliğinde
önemli yeri olan FİSKOBİRLİK hakkında biraz
bilgi verelim.
Türkiye’nin önemli ihraç ürünlerinden biri
olan fındığın üretim ve satışında rasyonel
çalışma yolları aramak üzere, 10 Ekim 1935
Perşembe günü, o zamanki adı ile Ekonomi Bakanının himayesi altında Ankara’da
I.ULUSAL FINDIK KONGRESİ toplanmıştır. İki
gün sonra da TARIM SATIŞ KOOPERATİFLERİ VE BİRLİKLERİ KANUNU VE TARIM SATIŞ
KOOPERATİFİ ANA MUKAVELENAMESİ adını taşıyan 2834 sayılı kanun kabul edilerek
2 Kasım 1935 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu kanunun, esbabı mucibesi (genel gerekçesi) “Zirai faaliyet istihsal şubelerinin hangisinde olursa olsun, en ehemmiyetli safha,
ticari safhadır. Bir kelime ile satıştır. Yalnız
istihsalde bulunmak başlı başına gaye değildir. Yapılan istihsali beynelmilel piyasaların
verdiği imkan dahilinde verimli şartlarda satabilmek lazımdır. Satılmayacak, sürülemeyecek bir istihsale para ve emek sarf etmek,
şahsi ve milli bir israftır” şeklindedir.
Bu gerekçeye dayanarak yasanın çıkmasından 3 yıl 8 ay sonra; 14 Haziran 1938’de ORDU 17 Haziran 1938’de GİRESUN, BULANCAK ve KEŞAP 7 Temmuz 1938’de TRABZON
Kooperatifleri kurulmuştur. Bu 5 kooperatif
28 Temmuz 1938’de kısa adı FİSKOBİRLİK olan Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliğini
kurmuştur.
Fiskobirlik ve bağlı Kooperatifler 28.07.1938
tarihinden 30.04.1985 tarihine kadar 2834
sayılı, 30.04.1985 tarihinden 16.06.2000
tarihine kadar 3186 sayılı ve 16.06.2000 tarihinden itibaren ise 4572 sayılı Tarım Satış
Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun ve
bu Kanunlara istinaden Bakanlar Kurulunca
çıkartılan Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliği Ana sözleşmelerine göre faaliyetlerini
sürdürmektedir. Anılan Kanun ve Ana sözleşme hükümleri gereği, Fiskobirlik ve bağlı
Kooperatifler fındık alım ve satımlarını 1964
yılına kadar kendi nam ve hesabına gerçekleştirmiş olup, ancak bu tarihten itibaren
çıkartılan Bakanlar Kurulu Kararnameleri
ile 1994 yılına kadar doğrudan veya dolaylı
olarak hazine adına fındık alım satımını yapmıştır.
1994 yılından 2000 yılına kadar DFİF’den
kredi kullanarak fındık alımı yapılmıştır.
2002 yılında da Bakanlar Kurulu Kararı ile
Hazine adına fındık alımı yapılmıştır. 2003
yılından itibaren tamamen kendi nam ve
hesabına fındık alım satımını gerçekleştirmiştir.
Ancak ; 4572 sayılı kanununun geçici 1/A
maddesi gereği, Yeniden Yapılandırma programın kapsamında sürdürdüğü faaliyetlerini
03.01.2006 tarihinden itibaren (Yeniden
Yapılandırma programından çıkarıldığı için)
4572 sayılı yasa ve Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Ana sözleşmesi hükümlerine göre
faaliyetlerini özerk olarak sürdürmektedir.
FİSKOBİRLİK’in misyonu; ortaklarının yetiştirdiği fındık hasatını satın almak, aldığı
ürünleri modern, sağlıklı ve hijyenik ortamlarda, müşteri beklentilerine ve damak tadına uygun olarak fındık ve fındık mamulleri
olarak işlemek, bunun için her iş ve işlemi
sürekli olarak iyileştirmek ve mükemmele doğru götürmek, fındıkların satın alınıp
depolanması için gerekli kapasiteyi geliştirmek, ürünleri yurtiçi ve yurtdışı piyasalara
pazarlamak ve üretici ortaklarına mümkün
olan en yüksek faydayı sağlamaktır.
Kooperatif Birliği’nin vizyonu ise; sürekli
değişim ve gelişime açık ve müşteri odaklı
yapılanma ile, dünyanın en kaliteli fındığını
yetiştirmek öncelikle fındık sektörü başta
olmak üzere, gıda sektörünün satış ve pazarlamada öncü firmalarından biri olmak;
9
ortak üreticilerin verdiği destekle müşterilere en kaliteli ürünleri en iyi hizmet anlayışıyla sunmak, üretici ortaklara üretim süreci
ile ürünlerinin pazarlanmasında en yüksek
faydayı sağlamak amacıyla sürdürülebilir ve
rekabetçi bir Birlik ve kooperatif yapısı oluşturmaktır.
FATSA FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı
Bünyamin Davu ile röportajımıza; kooperatifçiliğin sorunları nelerdir? Kişisel olarak
çözüm önerileriniz nelerdir? Sorularını sorarak başlıyoruz:
BÜNYAMİN DAVU
FATSA FİSKOBİRLİK YÖNETİM KURULU BAŞKANI
Kooperatifçiliğin en önemli sorunlarından
biri, devletle ortak hareket edememesi, birlikte karar alma ve uygulama yeteneğinden
mahrum olmasıdır. Devlet, kooperatifleri
özelleştirdikten sonra kooperatifler kendi
ayakları üzerinde duramadı. Bir sezon ürün
alımı yaptı, iki sezon ürün alımı yaptı ve akabinde diğer alımlarda üreticinin borçlarını
ödeyemez hale geldi. Üreticinin karşısında
bir güvensizlik oluştu. Borcunun tamamını
ödedi ama bu sefer de üretici güvenmedi.
Bu nedenle;
• Devlet bir elini kooperatiflerin üzerinde
tutmalı, desteğini eksik etmemeli.
• Fındık alımını sübvanse etmeli, fındık
alımından dolayı üreticiyi desteklemeli.
• Fiyatı belirlemek, piyasadaki borsa fiyatları üzerinden değerlendirme yapmak
gibi misyonları kooperatifler yüklenmeli.
• Devlet –hükümet kooperatifleri yalnız
bırakmamalı, desteklemeli, yanında olmalı,
gerek üreticiler gerekse devlet adına alımların ve desteklemenin sürekli takipçisi olmalı.
• Kooperatifler üzerinden olması şartıyla
tarımsal destekleme yapılmalı, üretim teşvik edilmek suretiyle sübvanse çalışmaları
yapılmalı. Örneğin; alan temelli destek parası bu kooperatifler üzerinden verilmeli,
bu verilen destekler dönüme değil, ürüne
verilmeli. Aksi halde örneğin, İstanbul veya
Ankara gibi illerde öğretmen veya herhangi
bir görev için çalışanların fındık bahçesine
gitmeden devletten aldığı dönüm parası
desteği ile üretim amaçlı çalışmamış olacak
ve üretimde istikrar kaybedilecektir. Ama
ürüne veya fiyata verilen destek sayesinde
bu vatandaşlar da fındığına sahip çıkacak ve
üretim artacaktır.
• Devlet kooperatifle bir bütün olmalı,
barışık olmalı desteklemeli, yanında olmalı
,yeni ,yenilikçi ve girişimci fikirler önererek
etkin, verimli ve etkili politikalar belirlenip
uygulanması sağlanmalıdır.
Diğer önemli olarak addedilen bir sorun da,
yetkinlik ve teknik donanımı eksik personelin eksikliği ve var olan personelin etkili ve
verimli bir şekilde norm kadro çalışmalarına
uygun şekilde istihdam edilmemesidir. Adama göre iş verme uygulaması geçmişte uy-
10
gulanan çarpık ve verimsiz bir uygulamadır.
İşe göre adam alınmaması bu sektörün en
önemli sorunlarından biri olarak görülüyor.
İlk zamanlar işe alınırken personele nerede
çalışmak istediğini sorup ona göre istihdam
ediliyordu. Ama asıl mesele, işe alırken kalifiyeli işçi ve çalışan alınmasıdır. İşinin ehli
olan, alanında uzmanlaşmış personelin istihdam edilmesi gerekiyor. Personelin eğitilerek göreve hazırlanmasının uzun alması
da diğer önemli bir sorun olarak görülebilir.
Kooperatifçilik bir gönül işidir. Yöneticiler
kendi işiymiş gibi bu işlere de gereken özeni göstermeli; maaş, ücret gibi güdüleyici
şeyler ikinci planda tutulmalıdır. Bir dernek
misali gönüllülük esası olmalıdır. Geçimini
sağlayacak olan işi olarak görmemelidir.
2006 yılına kadar fındık fiyatının belirlenmesinde denge rol oynayan ve etkili olan
kooperatifimiz, bu tarihten sonra TMO’nun
piyasaya girmesiyle fındığın siyaseti bölgede bitmiştir. Bu tarihten sonra anayasa ve
ana sözleşme gereği yine fındık alımı yapmıştır ama bu alım yönetim kurullarında ve
delegelikte kalmak adına çok cüz’i bir miktarda olmuştur. Ama son iki yılda büyük bir
atılımla fındık alımı artarak devam etmektedir. Mesela 2013 yılında 5 bin ton fındık alımı yaparak kar elde etmiştir. Hasta olan bir
insanın, hastane odasından taburcu olması
misali bir iyileşme ve toparlanma ortamı olmuştur. Ama bu toparlanma elimizdeki atıl
olan ve kambura neden olan malzemeleri,
eşyaları, dükkanları, gayrimenkulleri satmak suretiyle küçülerek olmuştur. Ayrıca bu
kapsamda fazla personelden de arındırma
olmuştur. Sadece fındık alımı yapmayan kooperatifimiz, ayrıca çiftçinin araç arsa ,arazi
ve ürününü sigortalatmak suretiyle üreticiye güvence verirler ve satış merkezlerinde
fındıktan elde edilen yağ, saralle, nuga, fındık ezmesi satarak ürünlerin tanıtım ve reklamını yapmıştır.
Kooperatiflerde üretime yönelik yani fındığın kırılması, kavrulması, paketlenmesi, saralle yapımı gibi fındığın değişik aşamaları
diyebileceğimiz çalışmalar daha fazla desteklenmelidir. Hükümet desteğiyle yapılan
lazerli fındık kırma ve işleme fabrikası kurulması örneği verilebilir.
İş Kanununun hükümlerinin kooperatifin birinde geçerli olup, diğerinde olmaması veya
diğerinin buna uymaması önemli bir çelişkidir. Özel sektörde olduğu gibi bir serbest
rekabet ilkesi, bir esneklik olmaması elimizi
kolumuzu bağlıyor. Kamu Hukukuna tabii
olan kooperatifimiz, personelin maaşı, çalışma şartları, toplu sözleşme ve sendika hakları İş Kanununa göre düzenleniyor. Sendika
ile ilgili sorunlar meydana geliyor.
Mesela geçenlerde en son emekliye ayrılan
personele sendika ile yapılan sözleşme gereği yılda 16 maaş (12 ay normal maaş+4
maaş ikramiye ) verilmesi ve zarar eden bir
kurumun ikramiye ödemesi büyük bir çelişkidir.
Sayın Bünyamin Davu, ülkemiz kooperatifçiliğine özelde de fındık üretimine ve Fiskobirlik ile ilgili paylaştığınız bu önemli görüşleriniz nedeniyle teşekkür ediyoruz. Faydalı bir
sohbet oldu……
11
PERAKENDE GIDA SATIŞI
YAPAN İŞLETMELERİN
KOOPERATİFLEŞMESİNDE
TEMİN TEVZİ KOOPERATİFİ
YAPISININ İŞLERLİĞİ İÇİN
ÖNERİLER
Mustafa SUYABATMAZ *
Bireysel olarak başarılmasında güçlük çekilen; ekonomik ve sosyal yaşamın etkisindeki insan ihtiyaçlarını giderme aşamasında
alternatif olarak görülen kooperatifleşme
olgusu kurtarıcı olma görevini üstlenmiştir
ve günümüzden geleceğe doğru da süreklilik
gösterebilecek bir yapı özelliği taşımaktadır.
Öylesi bir yapıya sahiptir ki bağımsız olmanın
ve birlikteliğin verebileceği güven hazzını yaşatabilmektedir. Kendi işinin patronu olmak,
işlerini yürütürken kendi kararları çerçevesinde hareket edebilmek, bunun yanında
kuvvetli bir aile yapısının ferdi olmak arzu
edilmeyecek bir durum gibi görünmemektedir.
Zanaatının gereğini gerçekleştirenler ve bu
kişilerin haricinde; aradığı işi emekçi olarak
temin edememiş, ne yapabilirim düşüncesi
sonucunda veya önceden beri aklında olan
girişim türü olarak perakende gıda sektöründe yer edinmek isteyenlerce bakkal, kuruyemiş, kasap, manav vb. küçük işletmeler kurulmuş ve kurulmaya da devam etmektedir.
Perakende gıda satış yeri açmada insanların tercih sebepleri arasında; gıdaya olan
ihtiyaçların tükenmeyecek olması, sermaye
gereksinimlerinin küçük birikim ve kredilerle
karşılanabilme kolaylığı, her gün işler olaca* Kooperatif İşletmeciliği Uzmanı
([email protected])
12
ğı, kolay yürütülebilir bir iş olduğu varsayımlarının etkisinden söz edilebilir.
Peki, gerçekte durum böylemidir?
Küçük işletmeleri ekonomiye kazandırmak
faaliyet türü aynı olan büyük işletmelerin kuruluş gereksinimlerine göre daha az sermaye
ile gerçekleştirilebilinmektedir. Personel gereksinimi büyük işletmeye göre daha az olacak hatta girişimcinin kendisi ve ailesinden
yardım alabileceği kişiler sayesinde çalışma
gücü ihtiyacı karşılanmış olabilecektir. İşin
durumuna göre faaliyet göstermesi düşünülen veya faaliyette olan işletmenin de kazanç beklentisi personel istihdamına imkân
tanımayabilir. Küçük işletmelerin işyeri kira
bedelleri de büyük alanların kiralanmasına
nazaran düşük tutarlarda kalabilmektedir.
İşletmenin türüne göre karşılaşacağı sabit ve
değişken giderler işletme büyüdükçe çeşitlilik ve tutarsal büyüklük gösterebilecek bu da
sermaye yeterliliğini sağlayamayan kişilerce
küçük girişim örneklerinin sergilenmesine
sebep olabilecekdir.
TÜİK tarafından hazırlanan veriler doğrultusunda “konut ve kira” harcamalarından
sonra gelmek üzere, hanehalkının bütçesinde en fazla yer edinen tüketim harcaması kalemi “gıda ve alkolsüz içecekler” için;
2002 – 2012 yılları arasında hanehalklarının
tüketim harcamaları incelendiğinde, yapılan
harcamalara ait payın 2003 yılında %27,5 lik
oranla zirvede olduğu, 2012 yılı ise %19,6 ile
en düşük payı oluşturduğu ve 11 yılın ortalamasının %23,79 olarak gerçekleştiği yönünde tesbit edilmiştir.
Gıda tüketimi insan ihtiyacının vazgeçilmezleri arasında bulunsa da bu ihtiyacını sağlayabileceği gıda çeşitliliği ve hizmet sunucuların yaygınlığı rekabet ortamını oluşturmakta,
yeteri kadar araştırma ve planlama yapmayan ve araştırma-geliştirme faaliyetlerine gerekli özeni gösteremeyen girişimlerin uzun
soluklu faaliyette kalmalarının şans olarak
nitlendirilebileceğini unutmamak gerekir.
Perakende gıda sektöründeki rekabet ortamını oluşturan kuruluşlara baktığımızda;
dünya çapında faaliyet gösteren çok uluslu
işletmelerden, mahalle aralarında kurulu
bulunan küçük işletmelere kadar; işletmenin kurulu bulunduğu alan, ürün çeşitliliği,
personel istihdamı, cirosu bazında çeşitli
değerleme ölçülerinde sınıflandırılabilecek
girişimlerin varlığını görürüz.
Büyük işletmeler küçük işletmelere göre
daha ekonomik ( fiyat, ödeme ) koşullarda
ürün temini gerçekleştirebilmekte, bunu da
tüketiciye fiyat avantajı olarak yansıtabilmektedirler. Yine, kurulu bulundukları alan
büyüklüğünü kullanarak tüketicilere daha
fazla ihtiyaç türünde ürün çeşitliliği ve görsellik ile hitap edebilme olanağı gibi rekabet
üstünlüğü sağlamaya yarayacak ana kuvvetlerini kullanmaktadırlar.
İşletmelerin birbirlerine üstünlük yanları yukarıdaki iki ana başlıkla sınırlı kalmayıp türlerine göre içsel faaliyetlerinden çevresel etkenler karşısında hareket etme kolaylıklarına
kadar geniş bir çerçevede değerlendirmek
gerekir.
2010 yılı baz alınarak 2013 yılına kadar olan
perakende ticaretin ciro endeksine bakıldığında gıda, içecek ve tütün ürünlerinde yıllık
ortalama % 39,5 luk artış yaşandığı görül-
mektedir . “Belirli bir mala tahsis edilmemiş
mağazalarda gıda, içecek veya tütün ağırlıklı
perakende ticaret” faaliyet konusunda ticaret odalarından kuruluşunu tescil ettiren
gerçek kişi firma sayısı 156 dır ve o yıl içerisinde kurulan gerçek kişi işletmelerinin %
2,36 lık kısmını oluşturmakla beraber kapanış sayılarına bakıldığında 306.702 ( resen
iptaller sonucu rakam fazla çıkmıştır ) bunun
oranı ise % 56,19 dur . Büyük marketlerce
yok edilen esnaf ve sanatkar kolları 57 faaliyet konusunda tesbit edilmiştir . 1995 yılında 50 m² nin altındaki perakende gıda satışı
yapan bakkal işletmesinin pazar payı % 61,7
olarak hesaplanmıştır .
İnsanların tüketim harcamalarında gıdanın
payı azalma gösterirken, gıdayı ana faaliyet
konusu edinmiş bulunan küçük işletmeler
açısından rakip işletmelerinin sebep olduğu
pazar payı kayıpları da gözönüne alındığında
bu işletmelerin gün geçtikçe daha zor şartlar
ile karşı karşıya kaldıkları kanısı uyanabilir.
Bu verilere içinde bulunulan ekonomik ortamın vereceği olumsuz etkiler ( kâr oranlarının düşmesi, sabit maliyetlerin artması gibi )
ilave edildiğinde girişim için birkez daha düşünmekte fayda olacaktır.
İşletmeler faaliyetlerini sürekli tutmak arzusundadırlar. Etkileşimde oldukları sistemlerin olumsuz etkileri olabileceği gibi fayda
edinimi amacı ile kurulu bulundukları da
unutulmamalıdır. Kooperatifleşme önerisi,
kişilerin; ekonomik fayda sağlama amacıyla
işletme varlıklarını ve refah düzeyini yükselterek korumalarına imkân tanıyacak bir oluşum, fikir ve iş birliğidir.
Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinin 2012 Yılı Çalışma Raporuna Göre 31.05.2013 tarihi
itibariyle Türkiye de kurulu Temin Tevzi Kooperatifi sayısı 136, ortak sayısı 18.567 dir
. 31.12.2013 tarihi itibariyle Türkiye geneli
faal olan Temin Tevzi Kooperatifi sayısı 130,
ortak sayısı 17.901 dir . Sayısal ifadelerden
anlaşılmaktadır ki kooperatifleşmenin temin
13
tevzi amaçlı kullanımı ülkemizde mevcuttur.
Temin tevzi kooperatifleri, ortaklarının mesleki ihtiyaçlarının karşılanması husunda faaliyet göstermeyi amaç edinen kuruluşlardır.
Ortakların ihtiyaçları doğrultusunda ürünlerin temini kooperatifçe sağlanarak satın
alımlardaki pazarlık gücünün arttırılması ve
ürünlerin ortaklar arasında dağıtımının gerçekleştirilmesi hedeflenir. Ürün temin maliyetlerinin azaltılması, ürün teminindeki kredi kullanımın arttırılması gibi faydaları sağlayabilmek için kooperatif işletmenin de bazı
sabit maliyetlere katlanması gerekmektedir.
Bu girişimlerde; depo temin edilmesi, ürünlerin ortaklara dağıtımı için lojistik ağının kurulması, personel istihdamı vb. maliyetlere
katlanmak gerekebilmektedir. Ortaklardan
temin edilecek küçük katılım payları ile söz
edilen maliyetleri gerçekleştirme imkânı bulunamadığı zaman katılım tutarlarının arttırılması yönünde alınacak kararlar; ortak bulmakta ve mevcut ortak sayısını korumakta
karşılaşılabilecek sıkıntıları arttırabilecektir.
Sabit maliyetlerin düşürülmesi ve kooperatifleşmeye ilgiyi arttırması açısından aşağıdaki
yapılanma önerisinin özellikle yeni girişimler
için faydalı olabileceği düşüncesindeyim.
Veri Girişleri
• Üreticiler
• Toptancılar
• Diğer İşletmeler
Kooperatifçe mal ve hizmet alımında
izlenebilecek yöntem
14
Kaynak: Mustafa Suyabatmaz, “Perakende
Gıda Satışı Yapan Küçük İşletme Örneği Olarak Bakkalların Pazarlama Sorunları ve Kooperatifçi Çözüm Önerisi”, (Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi
SBE 2009), s.61
Ürün temin edilebilecek kuruluşlardan ürünlerine ilişkin bilgiler ( cinsi, fiyatı, ... ) temin
edilerek ortakların ihtiyaçları doğrultusunda
değerlendirilmek üzere ortaklardan gelen
taleplerle eşleştirilmesi uygun bir yöntem
gibi görünmektedir. Bu yöntemle ortaklarca
talep görmeyecek ürünler için finansal kaynak ayrımına gerek kalmayacak, ürün teminindeki ‘diğer işletmeler’ başlığı altına ortak
işletmelerinde dahil edilmesi ile ortakların
kendi işletme bünyesinde bulundurduğu ürünleri reyon malı olmaktan çıkararak ortaklar arası ürün alışverişine de imkân tanıması
beklenmektedir.
Ortaklarca talep gören ürünlerin en uygun
koşullarda üreticilerinden sağlanabileceği
düşünülsede; talep edilen ürün miktarı, nakliye, üretici firmanın iş prensipleri gibi sebeplerden dolayı ortaklardan gelen talepleri karşılamak üzere piyasadaki aracı kuruluşlarla
ticari ilişkiler kurulması ekonomik çıkarların
koruması açısından tercih edilebilinecektir.
Bilgi teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmeler ticaretin işlerliğini de etkilemiştir. Nitekim, internet ağı sayesinde; talep edilebilecek ürünlerin geliştirilmesinden perakende
satışının gerçekleştirilmesine ve ürün sonrası hizmetlere kadar birçok ticari faaliyet
elektronik ortamlar üzerinden yürütülebilmektedir.
Perakende gıda ticaretini faaliyet konusu edinmiş işletmelere ekonomik menfaat sağlamak amacıyla kurulmuş kooperatiflerce de;
ortaklarıyla, faaliyetlerinin yürütümü için etkileşimde bulunduğu kurum ve kuruluşlarla,
ortaklarının hizmet sunumlarını geliştirmek
amacıyla nihai tüketicilerle kurulacak ileti-
şimlerde internet teknolojisinden faydalanma yoluna gidilmesi düşünülebilir.
Yeterli teknik özelliklere sahip masa üstü
bilgisayar veya benzeri görev yapabilecek
tablet bilgisayarlar ve hatta bilgisayar gibi
işlerlik kazandırılmış kişilerin günlük iletişim
ihtiyaçlarını karşılamak için yanlarından ayırmadıkları cep telefonları internetten birçok
işlemi gerçekleştirebilecek özelliklere sahip
bulunabilmektedirler. Mobil iletişim sağlayıcı firmalarca da internet kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik yatırımlar sayesinde
erişim kolaylığı sağlanmıştır. Kooperatifin ortakları ile kuracağı iletişimlerde teknolojiden
mümkün olduğu kadar faydalanmayı hedeflemesi; ortaklarının katlanması gerekli maliyetleri azaltma çabaları ve bilinçlendirme ile
ivme kazanacaktır.
Meslek kuruluşlarınca kooperatifleşme için
önderlik edilmesi, hızlı ve sağlıklı bir yapılanma için uygun zemin hazırlayabilir. Mesleki
kuruluşların, bünyelerinde kayıtlı bulunan
işletme sahiplerine güven sağlayacak önder
kuruluş olmaları; gerekli organizasyonu sağlayacak yetişmiş personel gücü ile kuruluş
sermayesinin temini için de önemlidir.
Perakende satış yapan işletmelerin oluşturmuş olduğu kooperatifler, kooperatifler arası
işbirliği çerçevesinde tüketici kooperatifleri
ile anlaşmalı faaliyetlerde bulunarak; tüketim kooperatifi sayısı ile ortak sayılarının
ve cirolarının artış göstermesinde etkili rol
üstlenebilirler. Bu işbirlikteliği sayesinde tüketici kooperatifleri de temin tevzii kooperatifleri de işlerliklerini etkinleştirme imkânı
sağlayabileceklerdir.
Kooperatifler, insanların yaşamlarını kolaylaştırma amaçlı işbirlikteliğine dayanan
oluşumlardan biridir. Bu yapıların yetkin yönetimlerce idare edilmesi, ortaklarının beklentilerinin karşılanması için gereklilik arz
eder. Yönetim birimi beyin gibi çalışır, vücudun yapısını bilir ve yaşadığı çevreye uygun
davranışlar göstermeye yöneltir. Kooperatif
yöneticilerimizce alınacak kararlar ve uygulamaları onlara güvenen ortakların beklentilerini boşa çıkartmamak için titizlikle yerine
getirilmelidir.
Mevcuttaki kooperatiflerimiz ve yeni kurulacak olan kooperatif yöneticilerince; sahip
olunan imkânlar en iyi şekilde kullanılmaya
çalışılmalıdır. Kooperatif ortaklarına ek külfet getirecek kararlar kooperatife olan katılımı etkileyebileceği gibi yeni girişimler için
kooperatiflerin gerçekleştirilebilirlik düşüncesinden uzak kalmasına da sebep olabileceklerdir.
Düşüncelerimi paylaşmaktan memnuniyet
duyar, kooperatifçi saygı ve selamlarımı sunarım.
FAYDALANILAN İNTERNET
SİTELERİ
•
http://www.tuik.gov.tr
•
http://www.tobb.org.tr
•
http://www.tbbf.org.tr
•
http://www.tmkb.org.tr
•
http://koop.gtb.gov.tr
15
YENİ KAMU YÖNETİMİ
VE DENETİM ANLAYIŞINDAKİ
DEĞİŞİM
Harun BERKER *
Yönetimin temel fonksiyonları arasında denetim önemli bir yere sahiptir. Yönetimin
kalitesi denetimin kalitesi ile yakından ilişkilidir. Ülkemiz mevcut denetim sistemimize bakıldığında ilk akla gelenler; fazla sayıda
ama etkisiz denetim, kurallara uygunluğa
ve geçmişe dönük denetim, hedeflerden
ve performans göstergelerinden yoksun bir
denetim ve yetersiz kamuoyu denetimi göze çarpmaktadır. Kurallara göre çalışma üzerine yoğunlaşan, birbiriyle zaman zaman örtüşen ve hata bulma mantığı ağırlıklı denetim sonucunda, yöneticiler iş yapamaz hale
gelmekte, etkinlik ve verimlilik sorunlarına
bir çözüm bulunamamakta.
Günün şartlarına gerektiği şekilde mal ve
hizmet anlayışını yerine getiremeyen özel
sektör kuruluşları sona geldiği gibi, kamu
kuruluşları da içinde bulundukları verimsiz
ve iş yapmaktan ziyade iş üretmeyen kurumlar haline gelmeleri sonucu varlık sebepleri ortadan kalkmaktadırlar.
Bugünkü denetime keyfilik ve siyasi tercihler ile amaç dışı kullanımı eklediğimizde,
ülkemiz denetim sisteminin son derece sorunlu olduğunu görmekteyiz. Şeffaflığa, hesap verilebilirliğe, katılımcılığa ve kamuoyu
denetimine açık olmayan bir yönetim anlayışı sorunlara çözüm noktasında yetersiz
kalacaktır.
Yeni kamu yönetimi anlayışının etkisini hissettirebilmesi için, öncelikle merkezi yönetimin hantallığından kurtulması ve bunun
içinde özerkliğini teşvik etmek gereklidir. Bu
kapsamda Türkiye’de; 2003 Yılında Kamu
Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 2004 yılında 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 2005 yılında 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve
5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu
yeni kamu yönetimi anlayışına uygun şekilde çıkarılmıştır.
Kamu yönetimi işleyişi ve verimliliği hakkındaki şikayetler her geçen gün dünyanın bir
çok yerinde artış göstermektedir. Çünkü kamu yönetimleri için gelişen ve değişen şartlara ayak uydurmak, bununla beraber değişik ve çeşitlilik gösteren ihtiyaçlara cevap
vermek sunulan hizmetin etkinliği açısından
çok önemli bir hale gelmiştir.
* Gazi Ün. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans
Öğrencisi ([email protected])
16
1990’lı yıllardaki gelişmeler kamu kuruluşlarını ciddi şekilde etkilemişlerdir. Performans
yönetimi uygulamaları, kamu kuruluşlarına
etkinliği, verimliliği izleme, kontrol etme ve
stratejik öncelikleri yerine getirme imkanı
veren yeni bir yönetim anlayışı olarak dikkat
çekmiştir. Politika olarak performans artırmak 1970’lerin ortalarına dayanmaktadır.
Hayata geçirilen yasal düzenlemelere bakıldığında, yeni yönetim anlayışının amaçları
şunlardır:
1)Kamu kurumlarının faaliyet ve işlemlerinde hataların önlenmesine yardımcı olmak
2)Çalışanların ve kuruluşların gelişmesine,
yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli,
güvenilir ve tutarlı hale gelmesine rehberlik
etmek.
3)Hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere,
performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre tarafsız analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek
4)Kanıtlara dayalı olarak elde edilen bulguları değerlendirip sonuçları rapor haline getirmek ve ilgililere duyurmak.
Türkiye’de uygulanan eski yapı, geleneksel kamu yönetim anlayışını esas alan kamu mali yönetim anlayışıydı. Bu sistem ilk
olarak 1927 yılında çıkarılan 1050 sayılı
Muhasebe-i Umumiye kanunu ile düzenlenmiştir.1927 tarihinden beri uygulamakta
olan bazı değişikliklerle günümüze kadar
gelmiştir.
Geleneksel kamu yönetim anlayışı, merkezi planlamaya dayalı merkezi yönetim ve
kontrole ve mevzuata odaklı; etkinlik, etkililik, verimlilik gibi kavramlarla ilgilenmeyen;
kurallara dayalı, katı merkeziyetçi yönetime
dayanmaktaydı. Girdi odaklı, hata aramaya
dayalı usulsüzlük ve yolsuzluğu araştıran
denetim anlayışını esas alan tek taraflı ve
kapalı bir sistemdi. Eski kamu mali yönetim
sistemine yapılan eleştiriler ve sistemin temel eksiklikleri şunlardır:
1. Kamu mali yönetiminde yaşanan değişiklikler, kamu kuruluşlarının sayı, nitelik ve
teşkilat yapılarındaki yenilikler söz konusu
kanuna yansıtılamamıştır. Dünyada bu alandaki yenilikler takip edilememiş ve sisteme
dahil edilememiştir.
2. Kanunun ve bütçenin kapsamı dar kalmıştır. Genel bütçe, katma bütçe, döner sermayeli işletmelerin bütçeleri, fonlar, mahalli idarelerin bütçeleri, kamu tüzel kişiliğine
haiz idarelerin bütçeleri gibi birçok bütçe
türü bulunmaktadır.
3. Fon, özel hesap, döner sermaye, görev
zararı gibi uygulamalarla bütçe dışı harcamalar artmıştır.
4. Kalkınma planı ve programları ile bütçeler arasındaki bağlar kopmuş. Bütçeler
plan ve programlardaki hedefleri gerçekleştirememiştir.
5. Kamu kaynakları etkin ve verimli kullanılamamış. Mevzuata uygunluk aranmış, etkinlik, etkililik, verimlilik ve tutumluluk arka
planda kalmıştır.
6. Harcama sürecinde yetki ve sorumluluk
dengesi iyi kullanılamamış. Katı ön kontrole
ve vize uygulamalarına tabi olmuş, harcamalarda gecikmelere neden olmuştur.
7. Bütçe hazırlama, uygulama ve kontrol
sürecinde kuruluşlara yeterli inisiyatif verilmemiş, bütçe kaynakları ve harcamaları
sonuçları karar alıcılara yeterince ulaştırılamamıştır.
8. Uluslararası standartlara uygun bir iç
denetim sistemi oluşturulamamış. İç ve dış
denetimde modern denetim teknikleri kullanılamamıştır.
9. Çağdaş kamu mali yönetim anlayışına hakim olan; stratejik planlama, çok yıllı
bütçeleme, performans esaslı bütçeleme,
hesap verilebilirlik, mali saydamlık, etkin
iç mali kontrol ilkeleri sisteminde yer almamaktadır.
Tüm bu eleştiriler ve olumsuzluklar karşısında ülke yönetiminin yeni arayışlar içinde
olması gayet doğaldır. Özellikle tüm dünyada hızla yayılan yeni kamu yönetim anlayışı
Türkiye’yi de doğrudan etkilemiştir. Bu gelişmelerin yanında tüm ülkelerde etkisini
yoğun bir şekilde hissettiren uluslararası rekabet ve küreselleşme de, ülkemizi değişim
konusunda baskı altına almıştır. Ayrıca 1999
17
yılında Avrupa birliğine aday olması ve 2005
yılında müzakere çerçeve belgesi ile tam üyelik görüşmelerini hızlandırması iç kontrol
ve denetime dönük reform hareketlerini zorunlu hale getirmiştir.
Yeni kamu yönetiminin ortaya çıkışında iki
süreçten bahsedilmektedir. Birincisi rekabete ve kullanıcı tercihlerine, açıklığa, şeffaflığa ve motivasyona vurgu yapan kurumsal
ekonomi düşüncesidir. . İkinci Dünya Savaşı
sonrası geliştirilen kamu tercihi, sorumluluk ve işlem maliyeti teorileri bu düşünceyi
oluşturmuştur. Yeni kurumsal ekonomi yönetsel reform doktrinlerini; tartışıla bilirlik,
kullanıcı tercihi, açıklık-şeffaflık ve uyarıcı
yapılar üzerinde durarak incelemiştir.
İkinci süreç olarak ise, kamu sektöründe
özel sektör modelli ekonomik yönetim modelinin uygulanması kabul edilmektedir. Bu
hareket; profesyonel yönetime, teknik uzmanlığa, başarılı sonuç elde etmek için yetki devrine, uygun örgütsel kültürleri geliştirme aracılığı ile daha iyi örgütsel performans
sağlanmasına ve örgütsel çıktıların aktif ölçümü ve uyarlanmasına vurgu yapmaktadır.
Bundan dolayı Yeni Kamu Yönetiminin tek
orijinli olduğunu söylemek mümkün değildir. Teori iki farklı görüşün (ekonomi ve
yönetim teorisi) evliliği olarak görülmekte
hatta bu konuda yaygın bir fikir birliği de
bulunmaktadır. Aslında Yeni Kamu Yönetimi
eski birçok görüşün yeniden uyarlanmasından ibaret bir anlayış olarak da değerlendirilebilmektedir. Yeni Kamu Yönetiminin
gündeme getirdiği bazı değerler ve pratikler
yeni değil ancak yeni şart ve koşullar altında
yeniden tanımlanmış ya da formüle edilmiş
kabul edilmektedir.
Bu yeni paradigma klasik kamu yönetiminin
sınırlayıcı doğasına, kültürüne ve temel ilkelerine meydan okumaktadır. Hiyerarşik bürokrasiden çok piyasalara öncelik vermek,
18
müşteriye karşı sorumluluk, süreçlerden
çok sonuçlar üzerinde yoğunlaşmak, kaçınmaktan çok sorumluluk almak, kamu yönetiminden çok işletme yönetimi üzerinde
durmak, ekonomiklik, etkinlik ve verimlilik
üzerinde yoğunlaşmak, kamu sektörü için
yeni değerler olmuştur. Piyasa kültürü, yapıları, teknikleri, yönetimsel bilgi ve becerileri
kamu sektörünün verimliliği için yeni öncelikler haline gelmiştir.
Yeni kamu yönetimi uluslararası reform hareketini gözler önüne sererken, kamu sektörü ile ilgili ampirik yaklaşımlara ve teorilere
de uygun zeminler hazırlamaktadır. Performans ölçümünü gündeme getirmekte, klasik bürokratik yapılanmadan yarı otonom
yapılanmaya vurgu yapmakta ve “kullanıcı
öder” kuralını esas almaktadır. Sonuca yönelik ve girişimciliğe önem veren bir anlayışı
benimsemektedir.
Yeni kamu yönetimi; kürek çeken yerine dümen tutan, topluluklara hizmet vermekten
çok kendi problemlerini çözmeleri için onları güçlendiren, monopollerden çok rekabeti
teşvik eden ve destekleyen, kurallardan çok
misyonlar tarafından yönlendirilen, girdilerden çok etkileri besleyerek sonuç endeksli
olan, bürokrasiden çok tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılayan, parayı hemen harcamaktan çok onu kazanmaya odaklanan, krizlere
çare olmaktan çok problem engellemeye
yatırım yapan, hiyerarşi inşa etmekten çok
yetki veren, kamu programları üretmekten
çok piyasa güçlerine nüfuz ederek problemleri çözen prensiplere sahiptir.
Sonuç olarak bilginin en önemli güç haline
geldiği günümüzün küresel dünyasında kurumların; vizyonu, misyonu, amaçları, hedefleri, yapıları, anlayışları ve çalışanlarına
nasıl davrandığı hakkında hedef kitleleri bilgilendirici özelliğe sahip yeni bir kurum imajı anlayışına ihtiyaç duyulmaktadır.
Yeni yönetim anlayışı doğrultusunda oluşan
reform sürecinin kendiliğinden oluştuğunu
söylemek, çok yanlış olmaz. Sürecin içinde
uluslar arası kuruluşlarında olması, reform
hareketlerinin birçok ülkede aynı anda ve
aynı hızda benzer uygulamalar olarak ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Yönetim anlayışındaki bu değişimlere paralel olarak, denetim anlayışında da değişimlerin gerçekleşmesi kaçınılmaz olacaktır.
Dünyada değişime uğramayan hiç bir görüş,
nesne, ideoloji, yöntem ve düşünce olmadığı gibi denetim anlayışının değişmemesi
mümkün değildir. Denetimin yapılmadığı
her şey yok olmaya mahkumdur.
İnsanoğlu yönetim bilimindeki kazanımlarını, denetimdeki ilerlemelere yansıtmaması
gibi bir şey söz konusu olamaz. Yeni kamu
yönetimi, yeni denetim metotlarını ve bakış
açılarını kendiliğinden gerçekleştirecektir.
Sancılı da olsa Türkiye, her geçen gün daha da fazla artan bir şekilde başka ülkelerle
ilişki kurmaktadır. Halk her türlü teknolojik
iletişim aracıyla diğer ülkelerle iletişim kurmakta, gelişmeleri yakından takip etmektedir. Başka ülkelerdeki hizmetleri, kendine
sunulan hizmetlerle kıyaslama yapmakta ve
idarelerden daha iyi ve kaliteli hizmet talep etmektedir. Hantal, bürokratik, zorlayıcı
idari yapılar içinde bulunan devlet adındaki
büyük örgütlenmiş gücü, etkinlik ve verimliliğin artırılması bağlamında daha güçlü hale
getirmede yardımcı olacaktır.
’’Değişmeyen tek şey değişimdir’’
İLGİLİ KAYNAKLAR
AL, Hamza (2002), Kamu Yönetiminde Paradigma Değişimi, Doktora Tezi, Sakarya; Sakarya Üniversitesi.
AL, Hamza (2008) Yeni kamu yönetimi, değişim yayınları
ALTINDAL, Hasan (2010), “TSK’nın TBMM adına Sayıştay Tarafından Denetimi: Değişen Anayasa ve Yasal
Düzenlemeler Çerçevesinde Bir Değerlendirme”, Sayıştay Dergisi, Sayı: 79, ss.3-30.
AKYEL Dr. Recai ve KÖSE, Dr. Hacı Ömer (2010)kamu
yönetiminde etkinlik arayişi:etkin kamu yönetimi için
etkin denetimin gerekliliği, Türk İdare Dergisi, Sayı:
466, Mart 2010.
Aydın, Ahmet Hamdi (2012). Kamu yönetimine giriş,
Seçkin Yayınevi, Ankara
Eryılmaz, Bilal (2010). Kamu Yönetimi, Okutman Yayıncılık, Ankara.
ERGUN, T., Kamu Yönetimi Kuram/Siyasa/Uygulama,
TODAİE, Ankara, 2004.
ERTEKİN, Y., “Çağdaş Yönetim ve Denetim”, Türk İdare
Dergisi, Yıl:70, Sayı 421 (Aralık), s.498–515, 1998.
EMRE, C., Yönetim Bilimi Yazıları, İmaj Yayıncılık, Ankara, 2003.
GENÇ Yrd. Doç. Dr. F. Neval, Yeni kamu hizmeti yaklaşimi Türk İdare Dergisi • Sayı: 466 • Mart 2010
Kubalı, Derya, Performans Denetimi: Kavram, İlkeler,
Metodoloji ve Uygulamalar, Sayıştay Başkanlığı Yay.,
Ankara, 1998.
NURAL, Ali (2005). “Kamu Yönetimi ve Denetiminde
Etkinlik (Ya da Veri-Analiz- Etkinlik)”, Gümrük Dünyası
Dergisi, Sayı 40, ss.4-7.
SANAL, R., Türkiye’de Yönetsel Denetim ve Devlet Denetleme Kurulu, TODAİE, Ankara, 2002.
SAYIŞTAY, Performans ve Risk Denetim Terimleri, Sayıştay, Ankara, 2000.
UZUN, Ali Kamil (2009), “Kamu Yönetiminde İç Kontrol
ve İç Denetim Yaklaşımı”, Denetişim Dergisi, Sayı: 3,
ss.1-6.
ÖZER Dr. M. Akif (2005) Sayıştay Dergisi, Sayı: 59
ÖZER, M.Akif (2012) Yeni kamu yönetimi, Barış yayınevi
ÖZER, M.Akif (2010)
Kuruluşlarda süreç, performans ve risk analizi/yönetimi , Adalet yayınevi
ÖZSEMERCİ, K., Türk Kamu Yönetiminde Yolsuzluklar
Nedenleri, Zararları Ve Çözüm Önerileri, Sayıştay Yayınları, Ankara, 2003.
YÖRÜKER, S., Başka Ülke Örnekleri Temelinde Kontrol,
Denetim, Teftiş ve Soruşturma: Kavramsal Bir Çerçeve, TESEV, Ankara, 2004.
19
GÜNCEL GELİŞMELER
ÇERÇEVESİNDE
UKRAYNA / KIRIM SORUNU (1)
M. Yasin ERKAN *
Bugün Kırım’da yaşanan olayları doğru
analiz etmek için Kırım tarihini bilmek gerekmektedir. Eğer Kırım’ın geleceği hakkında bir fikir sahibi olmak istiyorsak, “Bilgi
sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”1 düsturuyla hareket edip, önce bugün gelinen
noktanın tarihi geri planını incelememiz
gerekmektedir. Kırım’ın neden Türkiye’nin
fantom ağrılarından birisi olduğunu anlamamıza yardımcı olması düşüncesiyle bu
metin, Türklerle Kırım arasındaki ilişki ile
başlamaktadır. Kırım Hanlığını kuranların
Cengiz Han’ın soyundan gelenler olduğu
göz önünde bulundurulduğunda Türkler
ile Kırım arasındaki ilişkinin geçmişi daha
iyi anlaşılmaya başlanacaktır. Yazının genelinde Ukrayna siyasi tarihi üzerinde de
önemle durulmuştur. Çünkü Ukrayna ve
Kırım’daki gelişmeler birbirinden bağımsız
şekilde değerlendirildiğinde doğru bir çıkarım elde edilmiş olunmaz. Ayrıca metnin
bazı bölümlerinde yer alan, kanaat önderi
konumunda olan bir kaç önemli ismin Kırım hakkındaki değerlendirmeleri ve öngörüleri, konunun daha iyi anlaşılmasına
yardımcı olacaktır.
bölgeye ilk yerleşen Türk kavimleri Hunlar olmuştur. Uzun bir süre bölgede hakimiyet sağlamış olmalarına rağmen kalıcı
olamamışlardır.2 Bölgede 250 yıla yakın
hakimiyet sürmüş olmalarına rağmen en
büyük etkiyi Kıpçaklar bırakmıştır. Bugün
Kırım›da yaşayan Türkler, Rusya tarafından
Tatar olarak adlandırılırken, kimi tarihçiler
ve geçmişini bilen Türkler tarafından
Kıpçak Türkü olarak adlandırılmaktadırlar.
Bu metinde ise Kırım›da yaşayan Türkleri
ifade etmek için ‘Kırım Türkleri’, ‹Tatar
Türkleri› veya sadece ‹Türkler› kelimeleri
kullanılmıştır.
Altınordu Devleti bölgede 13. yüzyıl içerisinde hakimiyet kurmuştur. 14. yüzyılın sonlarına doğru, Büyük Timur
İmparatorluğu’nun
lideri
Timur’un3
yönlendirdiği Timur akınları sonucu
Altınordu Devleti›nin bölgedeki hakimiyeti zedelenmiş ve ortaya bağımsız hanlıklar
çıkmıştır. Bu hanlıklardan birisi de Cengiz
Han’ın soyundan gelenler tarafından kurulan Kırım Hanlığı’dır.4 Altınordu Devleti’nin
2 http://www.metinhulagu.com/images/dosya-
lar/20120302155532_0.pdf
Kırım Tarihi
3 Batı’da genel olarak Timurlenk olarak bilin-
Günümüzde Kırım olarak adlandırılan
4 Erhan Afyoncu, ‘Kırım’ı kaybettiren Şahin
* Gazi Ün. İİBF Kamu Yönetimi Böl.
([email protected])
1 Uğur Mumcu.
20
mektedir.
Giray mezarında bile rahat etmemişti’, Bugün,
2.3.2014, http://gundem.bugun.com.tr/ihanetikirimi-kaybettirmisti-haberi/996181, Erişim
Tarihi: 9.3.2014.
parçalanması sonucu ortaya çıkan siyasi ve Savaşı8, -I.Abdülhamit’in saltanatı döneidari boşluktan faydalanan Hacı Giray, Kı- minde- 1774 yılında sonlanmıştır. Bu savaş sonunda 21 Temmuz 1774’de Küçük
rım Hanlığı’nın lideri olmuştur.
Kaynarca Antlaşması imzalanmıştır.9(Küçük
Hacı Giray’ın vefatı üzerine yönetimde ikti- Kaynarca Antlaşması bugünkü Bulgaristan
dar boşluğunun oluşması ve bölgedeki di- sınırlarında bulunan Silistre bölgesinde imğer Hanlıklarla mücadele edilmesi istikrar- zalanmıştır.10) Yapılan antlaşmaya göre Kısızlık meydana getirmiştir. Bu ortamda Kı- rım bağımsızlığı elde etmiştir. Böylece Osrım’daki Türk aşiretleri reisleri Osmanlı’ya manlı 300 yıl hakim olduğu Kırım’ı kaybetmektuplar göndererek bölgedeki karışık- miştir. Ruslar, ilerleyen zamanlarda şartlar
lıkların sonlandırılması için yardım tale- oluştuğunda işgal etme amacıyla Kırım’ın
binde bulunmuşlardır. Fatih Sultan Meh- bağımsızlığını savunmuşlardır. Küçük Kaymet, hâlihazırda Karadeniz’i kontrol altına narca Antlaşması’na göre Tatarların Osalma faaliyetleri yürütürken bu karışıklık manlı Padişahını halife olarak dini liderleri
ortamını ve kendine yapılan müracaatla- kabul etmesi dışında Kırım’la Osmanlı Devrı değerlendirmek istemiştir. Bu doğrul- leti arasında başka hiçbir bağ kalmamıştır.
tuda Kırım, 1475’te Fatih Sultan Mehmet 1777 yılında Çariçe İkinci Katerina’nın desdöneminde Gedik Ahmet Paşa tarafından teğiyle Şahin Giray Kırım Han’ı olmuştur.
fethedilmiştir.5Karadeniz’i Türk gölü haline Bundan sonra Kırım siyasi olarak Ruslara
getirme düşüncesinin ilk somut adımları çok fazla yakınlaşmıştır.11 Ancak halk yeni
böylece atılmıştır. Osmanlı’nın istikrarlı po- Han’ı ve politikalarını kendisinin tahmin
litikaları ve güçlü askeri yapısı sayesinde bu ettiği gibi kolayca kabullenmemiştir. Şahin
hedef gerçekleşmiş ve Kırım Anadolu’yu Giray’ın Han’lığı dönemi iç karışıklıklar ve
savunan bir duvar gibi konumlandırılmıştır. isyanlarla geçen bir dönem olmuştur.12
Ruslar Osmanlı’nın nüfus alanının genişleOsmanlı Devleti gerileme içerisinde olması
mesine karşı kendi etki alanını geliştirmeye
çalışmıştır. Rusların Karadeniz’e inmesini 8 Erhan Afyoncu, ‘Osmanlı devleti Kırım’ı
önleyen başlıca kuvvet olan Kırım aşılması kaybedeli 240 yıl oldu’, Bugün, 2.2.2014, http://
gundem.bugun.com.tr/kaybedeli-240-yil-oldugereken bir engel olmuştur. Bu doğrultuda, haberi/956772, Erişim Tarihi: 8.3.2014.
İlk Rus Çarı olan 4.İvan6 Karadeniz’e inme 9 Erhan Afyoncu, ‘Osmanlı devleti Kırım’ı
hedefini gerçekleştirmek için Kırım’ı almak kaybedeli 240 yıl oldu’, Bugün, 2.2.2014, http://
istemesiyle Kırım için Osmanlı-Rus müca- gundem.bugun.com.tr/kaybedeli-240-yil-olduhaberi/956772, Erişim Tarihi: 7.3.2014.
delesi bu şekilde başlamıştır.7
10 Mustafa Armağan, Zaman, Pazar eki, ‘Tari-
Miladi 1768 yılında başlayan Osmanlı-Rus
5 ‘Kırım Rusya için bir atlama eşiğidir’, Anadolu Ajansı, 7.3.2014, http://www.aa.com.tr/tr/
turkiye/297886--kirim-rusya-icin-bir-atlamaesigidir, Erişim Tarihi: 8.3.2014.
6 Korkunç İvan olarak da bilinmektedir.
7 ‘Kırım Rusya için bir atlama eşiğidir’, Anadolu Ajansı, 7.3.2014, http://www.aa.com.tr/tr/
turkiye/297886--kirim-rusya-icin-bir-atlamaesigidir, Erişim Tarihi: 9.3.2014.
himize Atılan İftirayı ABD’li tarihçi temizledi’,
s.12, tarih:2.2.2014.
11 Erhan Afyoncu, ‘Osmanlı devleti Kırım’ı
kaybedeli 240 yıl oldu’, Bugün, 2.2.2014, http://
gundem.bugun.com.tr/kaybedeli-240-yil-olduhaberi/956772, Erişim Tarihi: 8.3.2014.
12 Erhan Afyoncu, ‘Kırım’ı kaybettiren Şahin
Giray mezarında bile rahat etmemişti’, Bugün,
2.3.2014, http://gundem.bugun.com.tr/ihanetikirimi-kaybettirmisti-haberi/996181, Erişim
Tarihi: 8.3.2014.
21
ve gün geçtikçe toprak kaybetmesi sonucu
Kırım bölgesiyle ilgilenemez hale gelmiştir.
Rus Çarlığı Osmanlı’nın içinde bulunduğu
durumu fırsat bilerek 1783 yılında Kırım’ı
ilhak etmiştir. Böylece Karadeniz Türk gölü
olma vasfını tamamen kaybedip uluslararası bir deniz haline dönüşmüştür. Osmanlı
Devleti, Müslümanların çoğunlukta olduğu
bir bölge olması ve stratejik öneme sahip
olması dolayısıyla Kırım’ı tekrar ele geçirmek istemiştir. Ancak Rusların ilhak ettiği
günden sonra girdiği herhangi bir savaşta
galip olamaması nedeniyle isteğini gerçekleştirememiştir. 8 Ocak 1784 tarihinde13
Rus Çarlığı ile Osmanlı arasında yapılan yeni bir antlaşmayla, Osmanlı, Rusların Kırım
üzerindeki hakimiyetini tanımıştır.14 Rus
Çarlığı Avrupa’nın doğusunu kendi topraklarına katma ve bölgede etkisini artırma
adına yaptığı her hamlede Kırım’ı bir üs olarak kullanmıştır. Kırım’da bulunan Ruslar
dışındaki etnik grupları kendisine bir engel
gibi gören lider kadro Ruslaştırma politikası geliştirmişlerdir. Dolayısıyla Kırım’a Rus
yerleştirme ve Türkleri bölgeden gönderme politikası Çarlık döneminde başlamıştır. Çariçe Katerina’nın emriyle başlayan
işgal sonrası yaklaşık 500.000 kişi vatanlarından atılmıştır.15
topraklarını Birleşik Krallık16 ile paylaşmak
istemiştir. Rusların bu teklifini İngilizlerin reddetmesi üzerine, Ruslar tek başına
Osmanlı’ya saldırmak ve topraklarını elde
etme düşüncesiyle savaşa sebebiyet oluşturmak için Osmanlı Devleti sınırlarında
yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun
kendisine bırakılmasını istemiştir. Devletlerarası konjonktürü doğru analiz eden
Osmanlı Devleti hem Rusların bu teklifine
olumsuz cevap vermiş hem de yeni bir savaşı göze almıştır. 1853 yılında Kırım Savaşı
olarak başlayan savaş Osmanlı’nın tahmin
ettiği gibi şekillenmiştir. Rusların Karadeniz
bölgesinde ve Avrupa’nın doğusunda güçlenmesini istemeyen Birleşik Krallık başta
olmak üzere birçok devlet Osmanlı’ya destek vermiştir. Osmanlı Devleti savaşın sonunda en azından kağıt üzerinde kazanan
görünse de savaş sonrasında ekonomik
olarak büyük bir bunalıma girmiştir. Ayrıca
Çarlık Rusya, Osmanlı’ya saldırarak onu yok
edip topraklarını ele geçirme, Akdeniz’e kadar inme, Bizans imparatorluğunu yeniden
canlandırma ve Asya ile Avrupa’yı birbirine
bağlayan Çanakkale ve İstanbul boğazlarına hakim olma planlarını Birleşik Krallık
ve Fransa’ya rağmen uygulamaya koyması
yüzünden, bu iki ülke tarafından cezalandırılmak istenmiştir. Ruslar 1853-1856 yılları
19. yüzyıla gelindiğinde Çarlık Rusya, ‘Hasta arasındaki Kırım Savaşı›nda, İngilizler ve
Adam’ olarak gördüğü Osmanlı Devleti’nin Fransızlara karşı savaşmıştır. Bu savaş
sırasında ittifak güçlerinin Çarlık Rusya›nın,
13 Erhan Afyoncu, ‘Kırım’ı kaybettiren Şahin
Kırım›ın Sivastopol bölgesinde bulunan
Giray mezarında bile rahat etmemişti’, Bugün,
Karadeniz donanmasına saldırması ve
2.3.2014, http://gundem.bugun.com.tr/ihanetikirimi-kaybettirmisti-haberi/996181, Erişim
şehri kuşatması sırasında Kırım tamamen
Tarihi: 8.3.2014.
harabeye dönmüştür.17 Ancak savaş son14 Erhan Afyoncu, ‘Osmanlı devleti Kırım’ı
rasında ve Birinci Dünya Savaşı’nda Kırım
kaybedeli 240 yıl oldu’, Bugün, 2.2.2014, http://
gundem.bugun.com.tr/kaybedeli-240-yil-olduhaberi/956772, Erişim Tarihi: 8.3.2014.
15 Vedat Bilgin, ‘Kırım’da Türk Olmak’, Akşam, 4.3.2014, http://www.aksam.com.tr/yazarlar/kirimda-turk-olmak/haber-289585, Erişim
Tarihi: 15.3.2014.
22
16 Şimdiki İngiltere.
17 ‘Kırım Tarihinden Önemli Noktalar’, Ame-
rikanın Sesi, 5.03.2014, http://www.amerikaninsesi.com/content/k%C4%B1r%C4%B1mtarihinden-%C3%B6nemli-noktalar/1864137.
html, Erişim Tarihi: 9.3.2014.
hep Rusların kontrolünde kalmıştır.
Ruslar, Kırım’ı Çarlık döneminde başlayan ‘Ruslaştırma’ uygulamalarına devam
etmiştir. Bu çerçevede Ukrayna ve Kırım
bölgesine binlerce Rus yerleştirilmiştir.
Bugün Kırım’da yaşayan Rusların büyük
çoğunluğu 1944 yılında gelen Ruslardır.18
Türklere göç etmelerine yönelik devlet
baskıları yanında toplumsal baskılarda
yapılmıştır. Sovyetler Birliği›nin yaptığı
baskıların en sert uygulamalarını Sovyet
diktatör Josef Stalin gerçekleştirmiştir.
Bu dönemde binlerce Kırım Türkü zorla
sürgüne tabi tutulmuştur. Stalin Kırım
Türklerine (Tatarlarına) ağır baskılar
uygulamasının ve onları zorunlu göçe tabi
tutmasının gerekçesi olarak, II. Dünya
Savaşı sırasında Tatarların Almanlara
yardımcı olduğu iddiasını ileri sürerek,
onların
cezalandırılması
gerektiğini,
göstermiştir. Bu iddianın ise doğruluk payı
yoktur. Çünkü Sovyet yönetimi tarafından
Kırım Türkleri (çocuklar, kadınlar, yaşlılar
ve engelliler haricinde) orduya alınarak,
Alman ordusuna karşı savaşmaya
zorlanmıştır.
1950 Sonrası Ukrayna ve
Kırım
1954 yılında, Ukrayna doğumlu lider Nikita Kruşçev’in yönetimindeki SSCB, Kırım›ı
Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti›ne
devretmiştir. Daha sonra, devretme
kararının alınmasında dönemin ekonomi
ve tarım politikalarına bağlı olarak hareket
edildiği ileri sürülmüştür. Bu tarihten itibaren Kırım için yeni bir dönem başlamıştır.
Kırım Türkleri, artık Josef Stalin döneminde gördükleri zulmü yaşamayacakları düşüncesiyle Ukrayna himayesine geçmele18 İlber Ortaylı, NTV, Panorama programı,
7.3.2014.
rini kısmen olumlu karşılamışlardır. Fakat
Sovyetler Birliği’nin Karadeniz Donanma
Filosu Kırım’ın Sivastopol bölgesinde konumlanmaya ve Sovyetler Birliği’ne hizmet
etmeye devam etmiştir. SSCB, Avrupa’nın
doğusundan ve Karadeniz’in güneyinden
gelebilecek tehlikelere karşı kendini koruyabilme düşüncesiyle Kırım’a büyük önem
vererek, Ukrayna’ya devretmesinden sonrada, Ukrayna başta olmak üzere Kırım’la
yakın ilişkiler kurmuştur. Soğuk Savaş sürecinde Ukrayna ve dolayısıyla Kırım, Rusya
ve Avrupa arasında sıkışıp kalmıştır. Birbirine gücünü göstermek isteyen, Ukrayna
üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmıştır.
Yani tam anlamıyla Kırım, Rusya ile Batı
arasında sıkışıp kalmıştır.
Sovyetler Birliği çöktükten sonra Kırım’dan
Rusya’ya bağlanma sesleri yükselmiştir. Ancak Kırım ve Ukrayna meclisleri
bu istekleri kabul etmemiştir. Ukrayna,
12 Şubat 1991 tarihinde Kırım’da Özerk
bir Cumhuriyet kurulması kararı alarak,
Kırım yarımadası adı verilen bölgenin
Rusya’nın kontrolüne geçmesini engellemiştir.19 Bölgenin Rusya’ya bağlanmasını
istemeyenler arasında Türkler de vardır.
Kırım Türklerinin, Kırım›ın Rusya hakimiyeti altına girmesini istememesinin tarihsel nedenlerinden en önemlisi, Stalin döneminde büyük zulüm görmüş olmalarıdır.
Günümüzde Kırım ve
Ukrayna
Kırım’ı tanımlamamız gerekirse şöyle tanımlayabiliriz; “Karadeniz’in kuzeyinde
tarihî bir yarımada ve Ukrayna’ya bağlı
özerk cumhuriyet. Batı ve güneyden Karadeniz, doğu ve kuzeyden Azak deniziyle
19 Kırım Teknik Üniversitesi, Ukrayna, Kırım’ı
Tanıyalım, http://www.kirimteknikuniversitesi.
com/ukrayna.html, Erişim Tarihi: 24.4.20 14.
23
çevrili, 9 km. genişliğinde 20 km. uzunluğundaki bir berzahla karaya bağlanan Kırım
yarımadası 26.140 km² genişliğindedir.”20
Kırım, Akmescit(Simferepol) başkent olmak üzere, Balaklava, Yalta, Kerç, Feodosya, Sudak, Evpatorya ve Sivastopol(Akyar)
vilayetlerinden oluşmaktadır. Kırım nüfusu bugün tam olarak bilinememekle birlikte 2 milyonun üzerinde olduğu
düşünülmektedir.21Kırım nüfusunun %58’i
Rus, %24’ü Ukraynalı, %12’i Kırım Tatarı’dır.
Kırım Türkleri’nin yoğun yaşadığı ilçeler
Belogorsk ve Bahçesaray’dır.
dova, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan,
2010 yılı sayımına göre Ukrayna nüfusu
45.870.700 olarak hesap edilmiştir.22 Ukrayna etnik dağılımı %60 Ukraynalı, %22
Rus, %12-15 arasında Tatar Türklerinden
oluşmaktadır. Ayrıca %3 oranında Yahudi,
Ermeni ve Alman da Ukrayna’da yaşamaktadır. Ukrayna’da yaşayan Türklerin sayısı 300 bin küsurdur.23 Stalin döneminde
sürgün edilen Tatarlar, SSCB’nin dağılması
ve Ukrayna’nın bağımsızlığı sonrasında vatanlarına dönmeye başlamışlardır. Çarlık
döneminde ya da Sovyetler Birliği döneminde Stalin’in uygulamaları olmasaydı
bugün, Ukrayna’da ve Kırım’da Türk nüfusunun çok daha fazla olacağı tahmin edilmektedir.
ilk yıllarında eski SSCB uygulamaları devam
Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde
Ukrayna çok kritik bir noktada durmuştur.
Sovyetler Birliği’nin birer üyesi olan Gürcistan, Estonya, Letonya, Beyaz Rusya, Mol20 DİA, İslam Ansiklopedisi, Kırım, cilt: 25,
sayfa: 447-448.
21 Kırım’ın 2007 yılı sayımlarına göre nüfusu
1,973,185 kişidir.
22 http://www.tatilukrayna.info/ukraynanin-nufusu.html
23 Vedat Bilgin, ‘Kırım’da Türk Olmak’, Akşam, 4.3.2014, http://www.aksam.com.tr/yazarlar/kirimda-turk-olmak/haber-289585, Erişim
Tarihi: 15.3.2014.
24
Litvanya, Tacikistan, Ermenistan, Türkmenistan, Kazakistan bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra 24 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke olarak Ukrayna24, 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya ve Beyaz
Rusya ile Bağımsız Devletler Topluluğu’nun
oluşturulması
anlaşmasını
imzalayarak
Sovyetler Birliği’ne resmen son vermişlerdir. Bağımsız Devletler Topluluğu, SSCB’nin
mirasçısı gibi hareket etmiştir. Oluşumun
etmiştir. Ukrayna, Rusya aleyhine olacak
hiçbir antlaşmayı imzalamamış ve hiçbir
stratejik bağlantı oluşturmamıştır. Ukrayna ve ona bağlı bir özerklik olan Kırım, her
dönem stratejik önemini korumuştur. SSCB
döneminde Kırım’ın Sivastopol bölgesine
yapılan deniz üssü, Kırım’ın ve Ukrayna’nın
Rusya için önemini ayrı bir konuma yükseltmiştir. Ukrayna 1991 yılında, Sovyetler
Birliği’nin dağılması sonucu bağımsız olan
ülkelerden biri olunca, Sivastopol’deki deniz üssü ikili protokol ve sureli anlaşmalarla Ruslar tarafından kullanılmaya devam
edilmiştir. 2000’li yıllarda ise Ukraynalı ve
Rusyalı politikacılar artık, Sivastopol’daki
üsle ilgili yeni bir anlaşmanın yapılmayacağını içeren demeçler vermişlerdir.
Devam Edecek…
24 ‘SSCB’nin Dağılmasıyla Bağımsız Olan
Cumhuriyetler’, Bilgibirikimi.net, http://bilgibirikimi.net/2012/06/06/sscbnin-dagilmasiylabagimsiz-olan-cumhuriyetler/, Erişim Tarihi:
9.3.2014.
ÇALIŞANLARIN KARİYERLERİNE
İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER
H. Erdem HARBELLIOĞLU *
Gün geçtikçe artan rekabet koşullarının
olduğu iş dünyasında, örgütlerin var olabilmek için sürekli gelişim göstermeleri
zorunlu hale gelmiştir. Örgütün stratejik
hedeflerine ulaşması ve rekabetçi ortamda
var olabilmesi için en önemli varlığı olarak
tanımlanan insan kaynağı daha da önemli
bir konuma gelmiştir. Çalışanların beklentilerinin karşılanmadığı bir durumda, örgütün hedeflerine ulaşması mümkün olamayacağından, hem bireysel hem örgütsel
anlamda kariyer yönetimi kavramı, yönetim alanında çok daha fazla yer almaktadır.
Son yirmi yıllık döneme bakıldığında, kariyer yönetimiyle ilgili kavramların başta kariyer planlama ve kariyer geliştirme olmak
üzere, insan kaynakları alanında daha sık
incelendiği ve uygulamalara konu edildiği
görülmektedir. Kariyer yönetiminin ve ilişkili diğer kavramların; işgücü performansı,
devamlılığı ve niteliği üzerindeki önemli
etkileri nedeniyle bundan sonra da insan
kaynakları yönetimi alanında yapılacak
olan çalışmalara daha fazla konu olmaları
olası görülmektedir.
KARİYER KAVRAMI,
KAPSAMI VE TEMEL
BOYUTLARI
Kariyer Çalışmalarının Tarihsel Gelişimi
Tarihsel sürece bakıldığında, kariyer kavramının modern kamu hizmeti anlayışının
* Gazi Ün. İİBF İnsan Kaynakları Yönetimi Yüksek Lisans
Öğrencisi ([email protected])
gelişmeye başladığı 16.yüzyıldan başlayarak, özellikle devlet memurluğu kavramıyla ortaya çıktığı ve geliştiği görülmektedir.
Kavram, insanlık ve iş dünyası için Anne
Roe’nun 1956 yılında yazmış olduğu “Meslekler Psikolojisi” kitabından sonra bilimsel olarak kullanılmaya başlanmıştır. Daha
sonra 1957 yılında Donald E. Supper’in
“Kariyer Psikolojisi”, 1963 yılında Triedman
ve O’hara’nın “Kariyer Gelişimi Seçimi ve
Uyarlanması ile Bireysel Gelişim Teorisi”
ve 1966 yılında John Holland’ın “Meslek
Tercihi Teorisi” adlı çalışmaları konuyu
daha çok tartışılır hale getirmiştir (Aytaç,1997:11-12). ABD ve diğer endüstrileşmiş ülke ekonomilerinde yer alan özel sektörde, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra görülen
ekonomik büyümenin sonucunda işletme
sayısıyla beraber kalifiye işgücü talebi de
artmıştır. Yeni iş fırsatları ve örgüt içi hareketler çalışanların kariyerlerini yönetme
ihtiyacını doğurmuştur.
Kariyer kavramının çok eski zamanlardan
beri kullanılmasına karşın özellikle 1970’li
yıllardan itibaren işletmecilik, personel
yönetimi ve insan kaynakları yönetimi literatüründe sıkça ele alındığı ve bu konuda
ayrıntılı akademik çalışmaların yapıldığı
görülmektedir (Uyargil vd, 2010:264). Personel yönetiminden insan kaynakları yönetimine geçiş ile birlikte, 1980’lerden sonra
küreselleşmenin bir sonucu olarak ortaya
çıkan yeni yönetimsel yaklaşımlar, örgütlerde kariyer konusunu ön plana çıkarmıştır. İş dünyasında rekabetin artması ve
değişime odaklaşma sonucunda bireycilik
25
artış göstermiştir. İş yaşamında yükselme
ve refah içinde bir yaşam hedefi ile bireylerin farklı mesleklere geçme ve iş değiştirme olanakları artmıştır. Örgütlerde meydana gelen bu değişim, kariyer kavramının
önemini günümüze taşımasında önemli bir
etken olmuştur. Çağdaş yönetim yaklaşımlarının uygulandığı günümüz dünyasında,
birey ihtiyaçları ile örgüt ihtiyaçlarını eş
zamanlı olarak karşılamayı hedefleyen kariyer yönetimi anlayışı önemini korumaya
devam etmektedir (Özgen, Öztürk, Yalçın,2002:185-186)
Kariyerin Tanımı ve Boyutları
Kariyer sözcüğü, Türkçe’ye Fransızca “carriere” sözcüğünden geçmiştir. Sözcük,
Fransa’nın güneyinde konuşulan Roman
kökenli Provencal dilinde “carriera” (araba
yolu) anlamına gelmektedir. Fransızca’da
kelime; meslek, diplomatik kariyer, bir
meslekte aşılması gereken aşamalar, yaşamda seçilen yön, araba yarışına ayrılmış etrafı çevrili alan gibi anlamlarda da
kullanılmaktadır. Benzer şekilde Meydan
Larousse Ansiklopedisi’nde kariyer; meslek, diplomatlık, üniversite öğretim üyeliği (akademik kariyer), meslek yaşamı,
meslekte başarı kazanma, hız, profesyonel sözcükleri ile tanımlanmaktadır (Bingöl, 2013:329). Kariyer kelimesinin diğer
kaynaklarını Latince carrus (at arabası) ile
carrera (yol) ve İngilizce career (meslek,
meslek hayatı) kelimeleri oluşturmaktadır
(Uyargil vd, 2010:264).
Kariyer kavramıyla ilgili çok sayıda farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Kariyer, bireyin
iş yaşamında bulunduğu pozisyonlar, bu
pozisyonlarla ilgili tutum ve davranışları ile
yaptığı işleri içerir (Aytaç,1997:11-12). Diğer bir şekilde kariyer, ilerleme olarak tanımlanmış ve kişinin bir şirkette iş yaşamı
boyunca aldığı terfiler veya yükselmeler
26
olarak belirtilmiştir (Noe, 2009:400) Benzer şekilde kariyer, ilerleme ve yükselme
beklentisi ile genç yaşlarda girilen ve ilke olarak emekliliğe kadar sürdürülen bir
uğraş olarak ifade edilebilir (Şimşek, Çelik
2011:316).
Genel olarak kariyer için, bir bireyin işi ile
ilgili pozisyonları kişisel yaşam süreci boyunca peş peşe kullanması şeklinde yapılan tanımlamadan hareketle kariyer olgusunun birey, iş ve pozisyon olmak üzere üç
ana boyutu olduğunu belirtebiliriz. İş ve
pozisyon zaten örgüt aracılığıyla gerçekleştiği için kariyer olgusu temelde birey ve
örgüt olarak iki boyuta sahiptir. İlk boyutta
birey; örgüt içindeki yerini anlama, nereye ve nasıl ulaşmak istediğiyle ilgili belirlemeler yapmaktadır. Bu bireysel yönelim
“kendini gerçekleştirme” olgusu diye nitelenir. İkinci boyutta ise örgüt, “ amaçların
bütünleştirilmesi” kavramından yola çıkarak, kendi amaç ve yönelimini gözden uzak
tutmadan ve söz konusu amaç ve yönelimlerin gerektirdiği felsefenin bilincinde kalarak, kariyer planlamaları doğrultusunda
biçimlenmiş bireysel amaç ve yönelimlere
uymak ya da onları içerik ve felsefe olarak
zedelemeden kendine uydurmak zorunda
olmalıdır. Bu uyum sağlanmazsa, yetkin
yöneticilerin istihdamı sağlanamayacaktır
(Kaynak, 1998:164)
KARİYER PLANLAMA
İş hayatının sürekli değişen koşullarına uyum sağlamak için örgütlerde de değişim
ve gelişmeler meydana gelmektedir. Kariyer planlaması, son dönemlerde örgütlerin
üzerinde durduğu ve rekabetçi üstünlük
sağlamak için önem verdikleri konular arasında yer almaktadır.
Kariyer Planlamanın Tanımı
Kariyer planlaması, şirketlerin gelecekteki
hedefleri ile kişinin bireysel hedefleri arasında eşgüdüm sağlayarak kişinin ileride
üstleneceği ( belirlenmiş veya zamanla
ortaya çıkabilecek) pozisyonların gerektirdiği yeterliliklerle donatılması faaliyetleri
olarak görülebilmektedir (Şimşek, Çelik
2004:90) Bir diğer anlatımla kariyer planlaması ; örgütte kendisine bir kariyer yolu
seçerek bu yolda ilerlemeye başlayan bireyin amaçlarını ve bu amaçları gerçekleştireceği araçları belirleme sürecidir (Özgen,
Öztürk, Yalçın,2002:180)
Kariyer planlaması sürecinden hem işgören hem de örgüt sorumludur. Çünkü planlamanın sonuçlarının iki taraf üzerinde de
etkileri bulunmaktadır. Bu süreçte önemli
olan işgörenin ihtiyaçlarının karşılandığı
ve örgütün amaçlarına ulaşmasını da destekleyen bir planlamayı uygulayabilmektir.
Böyle bir planlamayla, iki taraf da beklentilerine ulaşmış olacaktır.
Kariyer Planlamanın Amaçları
Örgütlerdeki kariyer planlamasında temel
amaç, örgütün etkinlik ve verimliliğinin artırılmasıdır. Ayrıca örgüt, bireyin gelişim ve
ilerlemesini sağlamak suretiyle de gelecekte ihtiyaç duyacağı nitelikli eleman gücünü
önceden şekillendirmiş olmaktadır (Özgen, Öztürk, Yalçın,2002:196)
Kariyer planlaması süreci sonunda hedeflenen sonuçlar şu şekilde sıralanabilmektedir.
• İnsan kaynaklarının etkili kullanımı
• Yükselme ihtiyaçlarının karşılanması
için işgörenlerin geliştirilmesi
bireyin işteki başarısının artması
• İşgören tatmininin, sadakatinin ve işe
bağlılığının sağlanması
• Bireysel eğitim ve gelişme ihtiyaçlarının daha iyi belirlenmesi
Kariyer Planlama Süreci
Bireysel Kariyer Planlama
Bireysel kariyer planlama; çalışanın yetenek ve ilgi alanlarını belirlemesi, kariyer
fırsatlarını değerlendirerek kariyer amaçlarını oluşturması ile bu amaçlara ulaşmak
için uygulayacağı yöntemleri belirlemesinden oluşan bir faaliyet süreci olarak tanımlanmaktadır. Başka bir ifadeyle bireysel
kariyer planlama; kişinin kendi çalışma hayatıyla ilgili olarak yaptığı planları kapsamaktadır. Birey kendi kariyer kararını vermeden önce kendini değerlendirip işinin
ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya yönelik olup olmadığını sorgulamalıdır (Barutçugil, 2004:321)
Bireysel kariyer planlamanın aşamaları aşağıdaki gibi sıralanabilir:
1. Kişinin Kendisini Değerlendirmesi: Kişi durum analizi yaparak başkalarına göre
güçlü ve güçsüz yanlarını belirlemeye çalışır. Kendisine sorun yaratacak güçsüz yönlerini bertaraf etmeye çalışır.
2. Kariyer Fırsatlarını Belirlemesi: Kişi,
işletme içi ve dışı fırsatları belirler ve değerlendirir. Sahip olduğu bilgi, beceri, ilgi ve değer yargıları ile potansiyel kariyer
olanakları arasında bağlantı kurup, tercih
yapar.
3. Hedeflerini Belirlemesi: Bu aşamada
kişi, kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini
oluşturmaktadır. Hedefler motive edici,
• İyi eğitim ve kariyerin sonucu olarak kişiye katkı sağlayıcı ve donanımını artırıcı
• Yeni ve farklı bir alana giren işgörenin
değerlendirilmesi
27
olacak şekilde belirlenmelidir. Üst yönetimin desteğiyle, daha uygun kariyer hedefleri belirlenebilir.
4. Kariyer Danışmanlığı: Çalışanlara yeni
kariyer olanakları ve kariyer planlama yöntemleri konularında danışmanlık sağlanır.
4. Planlarını Hazırlaması: Belirlenen hedefler için, önceki deneyim ve öngörüleri
doğrultusunda kısa, orta ve uzun vadeli çeşitli aksiyon planları oluşturur.
5. Kariyer Olanaklarına Yönelik Eğitimler: Örgütteki mevcut kariyer olanakları ve
performans değerleme sonuçları doğrultusunda ihtiyaç olarak belirlenen eğitimlerin
gerçekleştirilmesidir.
5. Planlarını Uygulaması: Organizasyonun desteği ve izni ile belirlenmiş olan
planların uygulamaya konulduğu son aşamadır (Uyargil vd. 2010:273-274).
Örgütsel Kariyer Planlama
Örgütün çalışanlara kendilerini geliştirmede veya kariyer hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı olmak, onlara gelişim fırsatı
sunmak ve onlar için yollar ve faaliyetler
belirledikleri bir süreçtir. Sürekli değişen
rekabet koşullarında ihtiyaç duyulan işgücüne sahip olunabilmesi için örgütsek kariyer planlaması gerçekleştirilmek zorundadır (Bingöl, 2013:330) Örgütsel kariyer
planlamasının başarılı olabilmesi için en
önemli iki nokta; çalışanların kariyer planlamalarına aktif katılımının sağlanması ve
bireysel kariyer planlama faaliyetleri ile
uyumlu olmasıdır (Barutçugil, 2004:322)
Örgütsel Kariyer Planlamanın Aşamaları:
KARİYER YÖNETİMİ
Kariyer Yönetiminin Tanımı ve Önemi
Kariyer yönetimi, hem örgütün ihtiyaçlarını hem de bireylerin tercih ve kapasitelerini karşılayacak şekilde kariyerin planlanmasını ve yönetilmesini mümkün kılan
örgütsel sürecin tasarımı ve uygulanmasıdır. (Bingöl, 2013:330) Değişen dış çevresel koşullara uyum sağlama çabalarının iş
piyasaları açışından ortaya çıkardığı değişimler, örgütlerin ayakta kalmasında, beşeri sermayeyi geliştirmede ve daha esnek
bir yapıyı sağlamada kariyer yönetiminin
katkısını artırmıştır. Bu katkı ile örgütler önemli bir rekabet üstünlüğü sağlamış olur.
Ayrıca kariyer yönetimi çalışan planlarına
da uyumlu olduğundan bireysel amaçları
da desteklemektedir (Bingöl, 2013:333)
Kariyer Yönetiminin Amaçları
1. Kurumsal Değerlendirme: Örgütün sahip olduğu insan kaynağının genel olarak Kariyer yönetiminin amaçları genel ve özel
gözden geçirildiği sürecin sonunda çalışan- amaçlar olarak gruplanabilir;
ların mesleki gelişim ihtiyaçları saptanmış
Genel Amaçlar:
olur.
1. Örgütün yönetsel yükselme ihtiyaçla2. Kariyer Olanaklarının Tespiti: Çalışanrının karşılanmasını garanti etmek
ların terfi biçim ve şartlarının belirlendiği
aşamadır.
2. Sorumluluk alma kabiliyetine sahip
olanları hazırlamak amacıyla bir dizi eğitim
3. Çalışan Performansının Değerlendirilve geliştirme konusunda çalışanlara verimesi: Çalışanların takip edilmesi ve özellen sözü yerine getirmek
likle performans değerleme sonuçlarının
kullanılmasıdır.
3. Çalışanlara ihtiyaç duydukları cesaret
28
Teknik eğitim sahibi ve kariyerlerinde ilerlemiş çalışanlar gerekli eğitimleri alarak
Özel Amaçlar:
yönetim alanında da yer almak istemekte1. İşgörenlerin şimdi ve gelecekte ihtiyaç dirler. Bu süreçte sorunlarla karşılaşılabiduyulan beceri ve nitelikleri tanımalarına linmektedir. Örgütün bu talepleri dikkatle
yardımcı olamak
değerlendirmesi, kişisel gelişime destek
sağlaması gerekmektedir.
2. Kişisel arzuları örgütsel amaçlarla bütünleştirmek
Esnek Kariyer
ve rehberliği vermek
3. Sadece yukarı doğru değil tüm yönde Günümüz örgütlerinde çalışanların yetbireyler için yeni kariyer yolları ve planları kinlikleri doğrultusunda esnek bir yapıda
geliştirmek
değerlendirildikleri proje tipi çalışmalara
4. Kariyerlerinde durgunluğa giren işgö- yaygın olarak rastlanmaktadır. Bu durumda çalışanlar kendilerini sürekli geliştirmeli
renleri canlandırmak
ve yenilemelilerdir. Esnek kariyer yaklaşımı
5. İşgörenlere kendilerini ve kariyerlerini kariyer hedeflerini geniş bir perspektifle
geliştirme fırsatı sağlamak
ele alır.
6. Hem örgüt hem de bireysel işgören- Portföy Kariyer
ler için karşılıklı yararlar sağlamak (Bingöl,
İşlerin temeli müşteri talepleri ile oluştu2013:333-334)
ğundan kişiler artık bağımsız olarak çalışmaktadırlar. Bu nedenle bilgi beceri ve yetYENİ KARİYER
kinliklerini geliştiren bireyler portföylerini
YAKLAŞIMLARI
oluşturarak fırsatları değerlendireceklerGünümüzde yönetim yaklaşımları çerçe- dir.
vesinde yaşanan yönetsel ve örgütsel değişiklikler, kariyer kavramının yeniden ve
KARİYER YÖNETİMİNDE
değişik açılarla ele alınmasını gündeme
KARŞILAŞILAN SORUNLAR
getirmiş ve yeni yaklaşımlar oluşmuştur.
(Uyargil vd, 2010:285-288)
Kariyer Platosu
Sınırsız Kariyer
Çalışanın kariyerinin bir evresinde yükselSon yıllarda çalışanlar kendi kariyerlerini me imkanlarının azalması olarak tanımsadece bir organizasyonla sınırlamamakta- lanan kariyer platosunun farklı sebepleri
dırlar. Kişisel gelişim ve bilgi kaynaklarına vardır. Kişinin bilgi ve yeteneğindeki ekkolay erişim nedeniyle daha geniş bir bakış siklikten kaynaklandığı gibi örgüt yapısının
açısıyla kariyer hedefleri oluşturabilmekte- yalınlaşması sonucu yükselme pozisyonladirler. Sınırsız kariyer, işle ilgili faaliyetlerin rının azalması nedeniyle de ortaya çıkabilsadece tek bir şirketle sınırlanamaz oldu- mektedir. Bu durum bireyin motivasyonuğunu ve bu durumun kariyer hareketliliğin- nu olumsuz yönde etkileyerek bireysel ve
de çeşitlilik yaratacağını ifade etmektedir. örgütsel performansı düşürebilmektedir.
İki Basamaklı Kariyer Yolu
Cam Tavan
29
Yaşadığımız dönemde örgütler, çalışanlarının kariyer gelişimlerine en az onlar kadar
önem vermekte ve harcama yapmaktadırlar. Örgütler, çalışanlarının motivasyon ve
performanslarını artırmak, örgütsel bağlılıklarını artırmak, uygun çalışan adaylarını
seçmek ve gelecekteki işgücü ihtiyacına
göre uygun adayları belirlemek için kariyer
yönetimi uygulamalarını gerçekleştirmektedirler. Uygulama sonuçları değerlendirilerek gerekli değişimler ve iyileştirmeler
yapılmaktadır. Eş zamanlı olarak çalışandan
Çift Kariyerli Eşler
beklenen, kendi güçlü ve zayıf yönlerinin
Çift kariyerlilik, evliliğin iki tarafının kendi farkına varması, geliştirilmeye açık olması
kariyerlerini takip etmeleri şeklinde tanım- ve kendi kariyer planı ile örgütsel kariyer
lanmaktadır. Eşler genelde farklı uzmanlık planını uyumlaştırarak performansını en
alanlarında kariyer yollarını düzenlemişler üst noktaya taşımasıdır. Böylece çalışanın
ve yükselme fırsatlarını gözetmektedirler. kariyer gelişimi sağlanırken aynı anda örKariyer çekişmeleri, evliliğin ve çocuk ba- güt hedeflerine de yönelim sağlanacaktır.
kımının kadının kariyerini etkilemesi ve bir Kariyer gelişimine örgüt tarafından destek
eşin farklı bir şehirde veya ülkede görev- sağlanan çalışanların performanslarında
lendirilmesi gibi koşullar hem iş yaşamında ve işe bağlılıklarında önemli artışlar olmakhem özel hayatta olumsuz sonuçlar doğu- tadır. Aksi takdirde iş tatmini düşen çalışanlar performanslarını düşürerek örgüt
rabilmektedir.
amaçlarına beklenen katkıyı yapamamış
Ay Işığı
olacaklardır.
Son dönemlerde çalışma hayatında kadınlar daha önemli yer tutmalarına rağmen
halen örgütsel yapı içinde bazı pozisyonlara ulaşmada sıkıntılar yaşanmaktadır. Cam
tavan, kadınların örgüt içinde yükselmelerini engelleyen görünmez engellere verilen
isimdir. Kadınların ailevi sorumlulukları,
çocuk bakımı nedeniyle kariyerlerine ara
vermeleri, duygusal olduklarının düşünülmesi gibi nedenlerle üst yönetim kadrolarında daha az yer aldıkları gözlenmektedir.
Ay ışığı sorunu, bireyin asli işinde harcaması gereken enerjiyi ve performansı, genellikle gelir yetersizliği nedeniyle üstlendiği
diğer iş ya da işlerde kullanması nedeniyle düşük performansa ve devamsızlığa yol
açmaktadır. Bu tip durumlar, bireyin kariyer gelişimde sıkıntılara neden olmaktadır.
(Şimşek, Çelik, 2011:379)
SONUÇ
Kariyer yönetimi ve ilişkili kavramların başında gelen kariyer planlaması ve kariyer
geliştirilmesi kavramları, yönetim ve insan kaynakları alanlarındaki önemli etkileri
nedeniyle sıklıkla araştırmalara konu edilmektedirler.
30
KAYNAKÇA
• Aytaç, S. (1997). Çalışma Yaşamında Kariyer Yönetimi, Planlaması, Geliştirilmesi ve Sorunları. İstanbul: Epsilon Yayınları Yöneticiliği Kitaplığı-2
• Barutçugil, İ. (2004). Stratejik İnsan Kaynakları
Yönetimi.İstanbul: Kariyer Yayıncılık
• Bingöl, D (2013). İnsan Kaynakları Yönetimi. İstanbul: Beta Yayınları
• Kaynak, T. (1998). İnsan Kaynakları Planlaması.
İstanbul: Beta Yayınları
Noe, R.A. (2009). İnsan Kaynaklarının Eğitimi ve Geliştirilmesi. Canan Çetin (çev.) İstanbul: Beta Yayınları
• Özgen, H., Öztürk, A., ve Yalçın, A., (2002). İnsan Kaynakları Yönetimi. Adana : Nobel Yayınları
• Şimşek, M.Ş., Çelik, A. (2011) Yönetim ve Organizasyon. Konya: Eğitim Akademi
• Uyargil, C. v.d. (2010). İnsan Kaynakları Yönetimi, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi. İstanbul:
Beta Yayınları
YAŞAM SÜREMİZ GİDEREK
ARTIYOR…
Ahmet Nihat DÜNDAR *
Hey gidi günler… Nereden nereye geldik…
1955-1960 yıllarında bir erkek ortalama 44 yıl
kadın ise 48 yaşına kadar yaşıyordu… Bunu ben
söylemiyorum. Türk Tabipler Birliğinin 2006 yılında yayınladığı Türkiye Sağlık İstatistikleri verileri söylüyor ve bu veriler her yıl değişiyor. Bir
başka ifade ile yaşam süremiz giderek artıyor…
Aşağıda Ülkemizde giderek artan yaşam süreleriyle ilgili veriler görülüyor…
Aslında, YAŞAM SÜRESİ günümüzde bir ülkenin
Ekonomik Sosyal ve Çevresel gelişmişliğinin bir
göstergesi olarak kabul ediliyor.
YILLAR
1955-1960
44.68
48.63
Ülkelerarası yaşam sürelerinde ortaya çıkan
farklılık da birçok nedene dayanıyor… Ülkelere göre değişen ve tüketilen GIDA ÜRÜNLERİ,
TEMİZ SU olanakları, ÇEVRESEL HİJYEN koşulları, BARINMA farklılıkları, Kişi başına düşen
Doktor, yatak sayısı, Koruyucu ve Tedavi edici
sağlık hizmetlerine bütçeden ayrılan pay gibi
faktörler yaşam süresinin ülkelere göre farklı
olmasını oryaya koyan nedenlerden bazıları
olarak ortaya çıkıyor.
1960-1965
47.93
52.02
1965-1970
51.07
55.27
1970-1975
52.99
57.30
1975-1980
54.78
59.37
1980-1985
56.88
61.32
Hatta Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan raporda “Sağlığımızı etkileyen beş önemli
risk faktörünün önlenmesi halinde ortalama
yaşam süresinin beş yıl uzayabileceği, erken
doğumlardaki bebek ölümlerinin de bu şekilde
önlenebileceği belirtilerek, belirlenen beş risk
faktörünü çocuk yaşta kötü beslenme, korunmasız cinsel ilişki, aşırı alkol, kötü sağlık koşulları ve yüksek tansiyon olarak sıralıyor. Rapora
göre. Dünyadaki ölümlerin dörtte birine bu
faktörler neden oluyor. Rapor bu risk faktörlerinin dikkate alınması halinde ortalama yaşam
süresinin yaklaşık 5 yıl artacağı ve milyonlarca
erken doğum vakasının önlenebileceğini belirtiyor.
* E. Emniyet Müdürü, Kamu Yönetimi Uzmanı, Siyaset
ve Yönetim Bilimi Doktoru([email protected])
DOĞUŞTA
BEKLENEN YAŞAM
SÜRELERİ(1955-2004)
ERKEK
KADIN
1990
64.20
68. 7
1995
64.90
69.40
2000
65.80
70.40
2004
66.60
71.20
Kaynak: Türkiye Sağlık İstatistikleri 2006.Türk
Tabipler Birliği
Günümüze gelindiğinde araştırma sonuçları :
“Türkiye’de kadınlar 78 erkekler 71 yıl yaşıyor
(16 Aralık 2013-Hürriyet)” şeklinde veriliyor.
Yapılan araştırmalara göre; Ülkeler arasında
en uzun yaşam süresi ortalama 87 yıl ile Hong
Kong’da yaşayan kadınlarda, en kısa yaşam süresi ise ortalama 45 yıl ile Sierra Leone’de yaşayan kadın ve erkeklerde görülüyor. AA muhabirinin Dünya Bankası verilerinden yaptığı
derlemeye göre, Hong Kong’da dünyaya gelen
bir kız bebek ortalama 87 yıl yaşıyor. Japonya
31
ve Avrupa ülkeleri de yaşam ortalamasının uzunluğu ile dikkati çekiyor.
Japonya ve San Marino’da (Güney Avrupa ülkesi) dünyaya gelen bir kız bebek ortalama 86
yıl, Fransa, İtalya, İspanya ve İsviçre’de 85 yıl,
Avustralya, Avusturya, İzlanda, İsrail, Güney
Kore, Lüksemburg, Malta, Norveç, Portekiz,
Singapur, İsveç’te 84 yıl, Belçika, Kanada, Almanya, Yunanistan, İrlanda, Hollanda, Yeni Zelanda ve Slovenya’da doğan bir kız bebek ise
ortalama 83 yıl yaşıyor.
En uzun ömürlü ülkelere bakıldığında erkeklerin, kadınlara göre ortalama 5-6 yıl daha az
yaşadığı dikkati çekiyor. Dünyada en uzun ömürlü erkekler ortalama 81 yaş ile İsviçre ve
İzlanda’da bulunuyor. Bu ülkeleri ortalama 80
yıl ömür ile Avustralya, Hong Kong, İsrail, İtalya, Malta, San Marino, Singapur, İsveç, ortalama 79 yıl ömür ile Kanada, Japonya, Lüksemburg, Yeni Zelanda ve Norveç, 78 yıl ömür ile
de Almanya, İrlanda, Güney Kore, Macao takip
ediyor.
Türkiye’ye bakıldığında ortalama yaşam beklentisi kadınlarda 78, erkeklerde ise 71 yıl düzeyinde bulunuyor.
EN ÇOK YAŞLI ÇİN’DE
Ortalama ömür süresi uzun ülkeler yaşlı nüfusunun çokluğu ile de dikkati çekiyor.
Japonya’da nüfusun yüzde 24’ü, yani neredeyse her 4 kişiden biri 65 yaş ve üstünde bulunuyor. Buna göre 127,3 milyonluk Japonya’da
yaklaşık 30,5 milyon yaşlı bulunuyor.Öte yandan Almanya ve İtalya’nın toplam nüfusunun
yüzde 21’i, Bulgaristan, Portekiz, İsveç, Yuna-
32
nistan ve Letonya nüfusunun yüzde 19’u, Finlandiya, Avusturya, Belçika, Estonya, İspanya
nüfusunun yüzde 18’i, İsviçre, Slovenya, Macaristan, Danimarka, İngiltere nüfusunun yüzde
17’si yaşlı. Türkiye’de ise toplam nüfusun yüzde 7’si (yaklaşık 5,3 milyon kişi) 65 yaş ve üstünde bulunuyor.
Sayısal olarak bakıldığında ise yaklaşık 1,3 milyar kişinin yaşadığı Çin, aynı zamanda dünyada
en fazla yaşlının bulunduğu ülke. Çin’de her
100 kişiden 9’u, yani 122,3 milyon kişi 65 yaş
ve üzerinde bulunuyor. 1,2 milyar kişiyi barındıran Hindistan’da ise her 100 kişiden 5’i 65
yaş ve üzerinde. Sayısal olarak ise ülkede yaklaşık 61,6 milyon yaşlı bulunuyor.
BU ÜLKELER 60’I
GÖREMİYOR
Ortalama yaş beklentisine bakıldığı zaman kadınlarda ve erkeklerde 45 yıl ortalama ömür
ile batı Afrika’da yer alan Sierra Leone Cumhuriyeti, dünyada en kısa yaşam ortalamasının
bulunduğu ülke. Zengin elmas madenleri bulunan ülkenin iç savaş nedeniyle bir hayli fakirleştiği biliniyor.
Dünya Bankası verilerine göre ortalama ömürde (kadın ve erkek nüfusu) 60’ı göremeyen diğer ülkeler şöyle:Botswana (47), Lesotho (48),
Orta Afrika Cumhuriyeti (49), Mozambik (49),
Kongo Demokratik Cumhuriyeti (49), Swaziland (49), Çad (50), Angola (51), Burundi (53),
Gine-Bissau (54), Malawi (54), Somali (54), Güney Afrika (54), Burkina Faso (55), Togo (56),
Zambia (56), Zimbabwe (56) Uganda (58), Benin (59)
ÜLKE
Hong Kong
İsviçre
Japonya
Avustralya
Fransa
İsrail
İtalya
İspanya
İsveç
Malta
TÜRKİYE
Sierra Leone
Botswana
Lesotho
Orta Afrika
Kongo
Mozambik
Swaziland
Çad
Angola
Nijerya
Kadın (ortalama
yaşam süresi/yıl)
87
85
86
84
85
84
86
85
84
84
78
45
46
48
51
51
50
48
51
53
52
Erkek (ortalama
yaşam süresi/yıl)
80
81
79
80
78
80
80
79
80
80
71
45
47
48
47
48
49
49
49
50
51
Toplam (ortalama
yaşam süresi/yıl)
83
83
83
82
82
82
82
82
82
82
75
45
47
48
49
49
49
49
50
51
52
Kaynak: Hürriyet.16.12.2013.” Türkiyede kadınlar 78,erkekler 71 yıl yaşıyor.”
33
WEB SAYFA TASARIMI
Engin Kütük *
Web sayfa tasarımı, web sitesine girildiğinde ekran üzerinde görülecek bilgilerin
estetik,etkili bilgi ve belgeler içerecek biçimde düzenlenmesidir.
HTML ve CSS yani yazı işaretleme dillerini kullanarak yapılabilir. Hazırlanmış olan
web sayfaları sürekli internete bağlı olan
ve üzerinde Web Server yazılımı çalışan bir
bilgisayar üzerinde bulunmalıdır. Hazırlanmış web sitesinin bu tip bir server da tutulması ve isteyenlerin ziyaretine açık olmasına Web Sitesi Sunumu denir.
Bir web sayfası tasarımı için öncelikle yapılması gerekenler:
İçeriğin birden fazla sürümünün sağlanması: İçerikten önce sunulacak kısa bir yazı
ile sadece metin tabanlı ya da daha küçük
grafikli materyal sağlanabilir. Kullanıcının
browser ayarları için yardım sunulması:
Çoklu ortam eklentileri kullanıcılara değişik türde bilgiler sağlamaktadır, fakat aynı
zamanda kullanıcıların sistemlerine doğru
eklenti ve yardım uygulamalarını kurmalarını da gerektirmektedir. Kullanıcıların
sayfadaki içeriği tam olarak kullanmasını
sağlayacak araçlara ait bağlantılar da sağlanabilmektedir.
Sayfaların kısa tutulması: Kısa ifadesi görecelidir. Gerekli olduğu kadar metin ve
• İlk önce sayfa hazırlamanın amacı be- bilgi kullanılmalıdır. WWW (World Wide
lirlenmelidir. Hangi bilgilerin yer alacağı Web)’in kullanılması üzerine yapılan araştırmalar kullanıcıların kaydırma çubuklarıbelirlenmelidir.
nı kullanmayı sevmediğini ortaya koymuş• İlk yapıldığında sade olabilir. İçindeki tur. Buna ek olarak, sayfanın uzun olması
konu ve içerik bilgilerine erişilmesi önem- yüklenme zamanını artırmaktadır. Sayfalalidir. Ziyaretçilerin aradıklarını bulabilmesi rın kısa yapılması ise şöyle bir problemi orve istedikleri konulara kolayca ulaşılabil- taya çıkarabilir: Kullanıcılar belirli bir bilgiyi
mesi sağlanmaktadır.
yazdırmak isteyebilirler, ya da bir grup sayfanın tüm içeriğini görmek isteyebilirler.
• Sayfa üzerinde grafiklerin boyutları olBu sorun, tüm sayfaların bir araya getirilip
dukça küçük tutulmalıdır. Çünkü web sayyazdırılmak üzere sunulması ile aşılabilir.
fası üzerinde bir çok kilobayt üzerinde grafik, animasyon ve ses dosyası bulunmakta- Diğer sayfalara bağlantılar: Bir bağlantının
kullanıcıyı aynı sayfanın başka bir yerine
dır.
götürmesi onun kafasını karıştırmaktadır.
Çok uzun belgelerde aynı sayfadaki başka
WEB SAYFALARINDAKİ
bir bölüme yönlendirme kullanıcıyı başka
HTML UYGULAMALARI
bir sayfaya gittiğine inandırabilir. Kullanıcı
* Gazi Ün. Mühendislik Fak., Bilgisayar Müh. Böl.
browser’daki ‘geri’ tuşunu seçerse kayboÖğrencisi ([email protected])
labilir.
34
Bağlantıların dikkatlice seçilmesi ve konumlandırılması: WWW’in gücü bağlantılardır. Fakat çok fazla bağlantı sunulursa
kullanıcının kafası karışacaktır. Bunun için
bağlantılar öncelik sırasına göre sıralanmalıdır.
Bağlantıların uygun bir şekilde etiketlenmesi: Birçok bağlantı gizli olarak etiketlenir. Örneğin şöyle bir bağlantı görmek olasıdır: ‘Daha fazla bilgi için buraya tıklayın.’
HTML, tüm bir cümlenin tek bir hiper-text
bağlantı olarak sunulmasını mümkün kılar.
Buna ek olarak, adresiniz ya da bir başka
deyişle URL diğer bir kullanıcı arabirimi
meselesi olabilir. İnsanların kolayca hatırlayabildiği az sayıda URL vardır. Örneğin
www.cnn.com gibi URL’leri hatırlamak ve
browser’ın konumlandırma çubuğuna girmek kolaydır.
Önemli bilgilerin sayfanın üstünde tutulması: Kullanıcılar kaydırma yapmayı sevmemektedirler. Kullanıcılar bir sayfaya bakarken ilginç ve önemli bilgilere bakmaktadırlar. Kullanıcıya ihtiyaç duyduğu bilgi
hemen verilmelidir. Sayfanın üstünde yer
alan büyük sabit grafikler hoş görünebilir,
fakat bunlar pencerenin hemen görülebilir alanının çoğunu kaplıyorsa bu alan israf
ediliyor demektir.[1]
WEB SİTESİ NASIL
KURULUR
Bir web sitesi tasarımı ve kurulumu için üç
temel şeye ihtiyacınız vardır:
• Alan adınızı seçmeniz (www.uygulamaadi.com gibi) ve satın almanız gerekmektedir.
• Barındırma hizmeti (hosting) satın almanız gerekmektedir.
• Web sitesi platformunuzu tasarlama-
nız ve kurmanız gerekmektedir.
Alan adı, bir web sitesinin internet adresidir. Web barındırma, web sitenizi internet
üzerinde koyduğunuz, konumlandırdığınız
alandır. Çoğunlukla barındırma hizmetini satın aldığınız firma üzerinden ücretsiz
alan adı almanız mümkündür.
Daha sonra platformunuzu seçmeniz gerekir. Platformunuz, Internet üzerinden web
sitenizi ziyaret edenlerin gördüğü dış yüzü
oluşturmanızı sağlar.
Bunlardan bir tanesi de web sitesi kurma
platformu Wordpress’tir. Wordpress, teknik bilginiz olmadan, tamamen profesyonel web sitesi kurmanızı sağlayan çok popüler ve yaygın online sistemdir. Özellikle
web tasarımı hakkında hiçbir şey bilmeyen
insanlar için idealdir.
Wordpress’i kullanmak ücretsizdir. Websitenizin bütün teknik işlerini halleder.
Wordpress kullanırken, özünde yapmanız
gereken sayfalarınıza metin yazmak ve
eğer isterseniz resim, müzik, video gibi
ilave içerik eklemektir. Wordpress, sizin
için sayfaları yaratır, web sitenizin şablonunu (hem ücretli, hem ücretsiz şablonlar
vardır) onlara uygular ve her birine menü
çubuğundan bağlantı (link) verir. Eğer blog
kullanmak istiyorsanız, Wordpress çok idealdir; çok kolaylıklar yeni postalar (post)
gönderebilirsiniz.
Wordpress kullanırken şablonu tasarlamazsınız; ücretsiz veya ücretli şablonlardan birini seçersiniz. Çok sayıda farklı
amaçlara dönük şablonlar vardır ve çok
etkileyici web sitelerinin arkasında Wordpress platform bulunmaktadır.
Web sitesi kurmak, tasarlamak ve kullanmak, günümüzün modern dünyasının gerekliliklerinden biri olmaya başlamıştır.
35
Eğer bilgi sahibi değilseniz, kitap okuyarak içeriği güncellenebilir olmalıdır. Yeni sayveya danışmanlık hizmeti alarak istediğiniz falar ekleyebilir ve oluşturulmuş sayfalar
silinebilmelidir.
web sitesini ortaya çıkarabilirsiniz.
GELECEKTE SİTEMİ
DEĞİŞTİRİLEBİLİR MİYİM?
WEB-TABANLI ÖĞRETİMİN
TAMAMLANMASI
Yapılacak web sayfası için tüm bilgilerin
tam olarak toplanmış olması şarttır. Çünkü
bu web sayfası sizin istediklerinizi gösterecektir. Lakin ön çalışmalar yapılmış ise
tasarım doğru olacaktır. Tasarımın üzerine
yapılacaklar da bu sayfanın geliştirilmesini
sağlayacaktır.
WWW üzerindeki öğretimin tamamlanması bazı kritik faktörleri gerektirmektedir.
Başarılı bir uygulama Güvenlik, Bağlantı,
İletişim ve Bakım gibi bileşenleri gerektirmektedir. Bu bileşenlerin kullanılması
öğretmenin web-tabanlı öğretimden en
verimli şekilde faydalanmasını sağlamaktadır. Bu bileşenlerin göz önüne alınması
öğretmenin beklenmeyen olaylara karşı
hazırlıklı olmasına yardım etmektedir.
Bir web sayfasının e-katalog olarak nitelendirildiği kısımları da tamamen ayrı bir yapı
oluşturmaktadır. Burada hedef değişen ve
gelişen müşteri profiline göre kendini tek- Güvenlik: Güvenlikle alakalı iki durum
mevcuttur. Bunlar kullanma hakkı ve kararlamayan öğeleri içermesidir.
yıttır. Bu bileşenler web-tabanlı öğretimin
Kodlaması: Web sayfaları 2 şekilde hazırla- tamamlanmasında hem öğretmen, hem
nır. Bunlar statik web sayfaları ve dinamik öğrenen, hem de kurum için yeni sonuçlar
web sayfalarıdır.
ortaya koymaktadır.
1. Statik: Sitenin içeriği sabit ise yani sitede
güncellemeler yapılmıyorsa bu siteleri statik tipte hazırlamak kolaylık sağlar. Çünkü
site için bir yönetim paneli hazırlama ihtiyacı ortadan kalkmış olur. Dolayısıyla maliyet de azalır.Fakat statik web sayfalarının
güncellenmesi, dinamik web sayfalarına
göre zordur. Bu web sayfaları basit HTML
kodları ile yapılabilir.
2. Dinamik: Web sayfalarının bir yönetim
paneli vardır.Bu web sayfaları güncellenebilir. Bu tür bir web sitesi hazırlayabilmek
için bir kodlama dilinin bilinmesi gerekir.
Bu css, .php, .asp, .aspx, gibi farklı dillerle
yapılabilir. Dinamik yapıdaki web sayfalarının çalışabilmeleri için kiralanan sunucunun sayfanın yapıldığı dili destekleyen bir
içerikte olması beklenir. İstenilen anda size
verilecek olan yönetim panelinden sayfa
36
1. Kullanma hakkı: Kullanma hakkı ile ilgili
hususlar şifre gibi koruma faktörlerini içermektedir. WWW açık bir sistem olduğundan, web sayfaları şifre korumalı olmadığı
taktirde herhangi bir kişi bu sayfaları inceleyebilir. Bu durumun hem faydalı hem de
zararlı tarafları olabilir. Öğretmenler sadece kayıtlı öğrencilerin giriş yapmasını sağlamak amacı ile web sayfalarını şifre korumalı hale getirebilirler.
2. Kayıt: Kayıtla ilgili hususlar öğrenenlerin
sayısını ve konumlarını içermektedir. Aktif bir kayıt sis-temi sayesinde öğretmen
sınıfta kimin etkinlikte bulunduğunu anlayabilir. Uzaktan öğretimin amacının uzaktaki kişilere öğretimi götürmek olduğu göz
önüne alındığında, bu faktör kurs boyunca
öğrencinin izlenmesi için anahtar rol oynamaktadır.
İletişim: Web-tabanlı öğretimin tamamlanması için gerekli önemli bir bileşen
iletişimdir. Web-tabanlı öğretimde iletişim
e-posta, tartışma grupları, bilgi veritabanları, gerçek zamanlı bilgi paylaşım araçları
vasıtası ile gerçekleştirilir.
2. Öğrenci:
-Bilgi Tüketicisi: Web-tabanlı öğretimde
öğrencilere devamlı olarak birtakım bilgiler sunulur. Birçok erişkin öğrenci bilginin
hafızaya alınması için gerekli bilişsel stratejilere sahiptir. Bununla birlikte bazı öğren1. Öğretmen:
ciler uygun olmayan bilişsel stratejilere sahip olabilirler. Öğrencileri bilgi tüketmeye
-Geri besleme: Web-tabanlı öğretimde öğ- itmek için bir bilişsel strateji havuzu oluşretmenler ve diğer öğrenciler tartışmalar turulması web-tabanlı öğretimin başarıya
yoluyla birbirlerine geri besleme sağlarlar. ulaşması için kritik bir etkendir.
Bu tartışmalar, sınıf etkileşimini pekiştirir.
Geleneksel sınıfın tersine, geri besleme -Roller: Etkili bir web-tabanlı öğretim
her zaman bir anda ve kişisel olmayabilir. sağ-lamak için öğrencinin rolü klasik sıÖğrenci sayısına bağlı olarak, her öğrenci- nıf ortamında-kinden değişik olmalıdır.
ye geri besleme sağlamak uygun olmayabi- Öğrenci öğrenme işle-minde pasif olarak
lir. Bu gibi durumlarda, tüm sınıfa genel bir yer alabileceği gibi tam aktif olarak da yer
geri besleme sağlanmalıdır. Tüm sınıfa geri alabilir. Aktif yer alma sayesinde öğ-renci
beslemenin sağlanması verimli bir yoldur diğer öğrencilere geri besleme sağlamaya
ve başka bir öğrencinin sorulmamış bir so- başlamakta, bu durum ise etkileşimi artırrusunu cevaplamak için bir yol olabilir.
maktadır. Öğrenci bu yeni öğretimdeki yeni rolüne sıçraya-bilmek için esnek olmak
-Roller: Öğretmenler web-tabanlı öğretim zorundadır.
vasıtası ile öğrenme işlemini kolaylaştırmak için bir takım rolleri oynamalıdır. Web- 3. Bağlantı:
tabanlı öğretim, öğretmeni bilginin ana
kaynağı olmaktan çıkar-makta ve onu bir Öğrencilerin öğrenme ortamına nasıl bağkılavuz haline getirmektedir. Öğretmenler, la-nacağı web-tabanlı öğretimin tasarımınöğrencilerin kendi kendilerine öğrene-bil- da yer alacaktır. Bununla birlikte bağlantı
diği bilgi ortamları hazırlamalıdırlar. Buna meselesi web-ta-banlı öğretimin tamamek olarak, öğrenenlerle eşit düzeyde rol lanmasında önemli bir hu-sus olmaya deoynamalı, öğrencilere bir kılavuz olarak vam etmektedir. Web-tabanlı öğretim tamamlanırken öğretmenler değişik sistemyardım etmelidir.
lerin kullanımını takip etmeli ve öğretime
-Değerlendirme: Herhangi bir öğrenme bireysel erişimi kolaylaştırmalıdır. Örneğin
ortamında öğretmenin öğreneni değerlen- web-tabanlı öğretime ticari bir servis sağdirmesi, öğrenen için çok önemlidir. Web- layıcıdan erişen bir öğren-cinin konumu bir
tabanlı öğretimde öğrencilerin cevapları üniversite ortamından erişen öğrenciden
açıklık, konuyla ilişkili olma ve kavrama, farklı olabilir.
analiz, sentez, ve değerlendirme gibi geleneksel unsurlarla değerlendirilir. Öğren- -İletişim sistemleri
ciler test, grup tartışması soruları ve port- Web-tabanlı öğretimde kullanılabilecek
folyo gibi değişik yöntemlerle değerlendi- dört çeşit iletişim sistemi mevcuttur: elektrilebilirler.
ronik posta, dağıtım grupları, web sayfaları
37
-Dağıtım grupları: Dağıtım grupları elektronik posta kavramına yakındır. Dağıtım
grupları vasıtası ile bir elektronik posta bir
listenin tüm üyelerine gönderilebilir. Dağı-Elektronik posta: Elektronik posta ya da tım grupları elektronik postada olduğu gikısaca e-posta bireylerin kişisel bir bilgisa- bi, bilginin sunulması, sınıf tartışmalarının
yar yardımı ile haberleştikleri bir sistemdir. yürütülmesi ve öğrenci performansının ölElektronik posta gönderenin ve alıcının is- çülmesi için kullanılabilir.[1]
tedikleri zaman haberleşebilmelerini sağYARARLANILAN KAYNAK
lar. Bu iletişim protokolü bireylerin aktif
olarak tartışabilmelerine imkan tanımak- 1) Ömer Faruk BAY , Hakan TÜZÜN; “Yüktadır. Elektronik posta öğrencilere bilginin sek Öğretim Kurumlarında Ders İçeriğinin
sunulması, sınıf tartışmalarının sağlanması Web Tabanlı Olarak Aktarılması-II”, Polive öğrenci performansını ölçmek için kul- teknik Dergisi Journal of Polytechnic Cilt: 5
Sayı: 1 s. 23-33, 2002
lanılabilir.
ve özel iletişim programları. Bu sistemlerin
her biri tek başına ya da birlikte kullanılabilirler.
38
Çevre Hareketlerine Genel
Bir Bakış
Hasan YAYLI *
İnsanlık var olduğu andan itibaren çevre ile
etkileşim halindedir. Çevrenin koşullarından
etkilendikleri gibi yaşadıkları çevreyi de iyi ya
da kötü etkilemişlerdir. Çevrenin insan için
vazgeçilemeyecek olması çevre-insan ilişkilerinde çevreyle arasında en makul düzeni
kurmaya zorlamalıdır.
Son yıllarda ülkeleri ve hükümetleri meşgul
eden sorunların başında gelen çevre; işsizlik,
dış ticaret açıkları, hızlı nüfus artışı ve konut sorunu gibi sorunların önüne geçmeye
başlamıştır. Doğal kaynakların sınırlı olduğu
gerçeği bu konuda bireyleri ve hükümetleri
bir çözüm arayışına itmektedir. Çevreye karşı olan duyarlılık bireysellikten öteye geçip
toplumsal bir boyut kazanması çözümlerin
daha etkili hale gelmesi için önemlidir. Çünkü toplumda birlikte hareket edebilme kabiliyeti bu duyarlılığın sürekli olmasını sağlar.
Özellikle gelişmiş ülkelerde yenilenemeyen
kaynakların hızlı tüketimi bu sorunu her
geçen gün daha önemli hale getirmektedir.
Çevre sorunlarının çözümünde toplumsal
farklılıklardan kaynaklı farklı çözüm yolları
bulunmaktadır. Ortaya çıkan bu ekolojik kriz
kuşkusuz çağımızın en önemli sorunlarından
biridir. Çevrenin sınırlarının zorlandığı bu
dönem aslında insanlığın kendi sonunu hazırladığı, kendi geleceğini tehlikeye attığı bir
dönemdir. Su, toprak, hava ve diğer biyolojik kirlilikler sadece birer çevre sorunu değil
aynı zamanda insan neslinin de son bulmasına kadar gidebilecek bir sorundur. İnsanın
yüzyıllardır doğaya hükmetmesi geri dönüşü
olmayan veya zor olan ekolojik tahribatlar
yaratmıştır.
* Doç.Dr., Kırıkkale Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve
Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi
([email protected])
İnsan varlığının devam etmesinin ön koşullarından biri ve en önemlisi sağlıklı ve temiz
bir çevrenin var olmasıdır. Günümüzde sanayileşmenin ve buna bağlı olarak kentleşmenin hızlı olması çevrenin korunması zor hale
getirtmektedir. Çevre sorunları ise aynı hızda
küresel bir sorun haline gelmektedir. Bu anlamda insanlığın geldiği noktayı ve var olan
düzeni eleştiren bazı ideolojik çözüm önerileri de sunulmuştur. Bookchin, Marksist bir
gelenekten gelen ve 1970’lerde ivme kazanan “yeşil hareket” te önemli bir rol oynamıştır.
İnsanlar tek başına üstesinden gelemeyecekleri birtakım faaliyetleri yürütebilmek adına
birtakım birlikler ve teşkilâtlar oluştururlar.
Oluşturdukları bu organizasyonel birlikler
hayatın pek çok alanında insanların bazı ihtiyaçlarına cevap verirler. Çevre için oluşturulmuş gönüllü teşekküller de çevre konusunda
insanların bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi görevini yerine getirmektedirler(Talas,
2010, s. 77-78).
Çevre için yapılan bazı hareketler, Güvenlik
Bilimleri bağlamında; “Gösteri”,“Gösteri Yürüyüşü”, “Protesto”, “Toplanma”, “Yürüyüş”,
“Toplantı” ve “Miting” olarak değerlendirildiği halde, Sosyal Bilimler bağlamında ise;
“Yeni Toplumsal(Sosyal) Hareketlerin Eylem
Formları” olarak değerlendirilmektedir(Çalı,
2006, s. 11).
Toplumsal alanda, var olan değerler sistemine bir alternatif olarak gösterilen bu hareketler, yurttaş inisiyatifleri, alternatif hareket, feminist hareket, ekoloji hareketi, antinükleer hareket gibi hareketlerin ortak adı
olmuştur. Bu hareketler, önce Batı ülkelerin-
39
de yerel nitelikteki sorunlar nedeni ile ortaya
çıkmış, ardından da bütün ülkelere yayılmıştır. Yeni toplumsal hareketlerin temelinde,
mevcut değer anlayışına karşı, alternatif bir
yaşam biçimi oluşturmak ve bunun sonucunda toplumsal alanda bir değişim ve gelişim sağlama fikri yatmaktadır(Kavas, 2011,
s. 35).
Tartışma konusu olan, sosyal hareketlerin
toplumsal huzursuzlukların kaynağı mı yoksa
sonucu mu olduğudur. Sosyal hareketlerin
toplumsal alanda değişim taleplerine, çok
kutuplu bir toplumsal yapı içerisinde bazı kesimlerinin direnç göstermesi kaçınılmazdır.
Aslında sosyal hareketlerin ortaya çıkışının
bir nedeni de, sosyal hareketlere karşı direnç
gösteren bu grupların, siyasal sistem içerisinde etkin olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, sosyal hareketlere karşı
toplumun bazı kesimlerinin olumsuz bir yaklaşım içinde olması doğaldır. Ancak sosyal
hareketi, toplumsal huzursuzlukların kaynağı
olarak gören yaklaşıma katılmak olanağı yoktur. Çünkü sosyal hareketler toplumsal huzursuzluğun kaynağı değil, aksine toplumda
var olan problemlerin dışa vurumudur(Kılıç,
2002, s. 95).
Gönüllü çevreci grupların ilk ortaya çıkışı, Avrupa’da sanayileşmenin başlamasıyla
birlikte olmuştur. Dünyanın ilk özel çevreci
grubu “The Commons, Footpaths and Open
Spaces Preservation Society” adıyla 1865’te
Britanya’da kuruldu. Korumacı hareketler
daha geniş ve aktif çalışmalarıyla 1950’li yılların sonu ve 1960’lı yılların başlarında hız
kazandı. Bu hızlanmaya yol açan etkenler,
bir yandan bilimsel çalışmaların kirlenmenin
etkilerini çarpıcı bir biçimde ortaya koyması, diğer yandan İkinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu sosyal çalkantı ve huzursuzluklar
ile yıkımın, insanoğlunun gözünü açması ve
her ne suretle olursa olsun bir daha böyle
bir felakete maruz kalmamak için her türlü
yok edici faaliyete karşı çalışmanın toplum-
40
da umumi bir şuur haline gelmesidir(Ayvaz
& Tekalan, 1992, s. 3).
Çevreci hareketlerin ortaya çıkış sürecini
üç aşamalı bir yaklaşımla ele almak gerekmektedir: Birinci aşamayı bilimsel çevrecilik
hareketi oluşturmaktadır. Bu dönemin en
önemli ismi Ernst Heackle’dır. Biyolog olan
Heackle 1876 yılında Ekoloji bilimini kurmuştur. Ekoloji bilimiyle birlikte doğal denge
ve onun uzantısı olan doğal varlıkların korunması gereği de insanlığın gündeminde önemli bir yer tutmaya başlamıştır. İkinci aşamada çevreci hareketin 68 olaylarıyla birlikte
toplumsal bir hareket olarak ortaya çıkışı yer
almaktadır. Son aşamada ise 1979’larda başlayarak siyasal bir oluşuma dönüşen ve yeşiller hareketinin başını çektiği çevreci hareket
bulunmaktadır(Ceritli, 2001, s. 214).
1890‘larda ve 1920 ve 1950‘li yılların sonuyla 1970‘lerin başında çevreci hareketin canlanması, ekonomik alanda gelişmenin hızının
kesildiği dönemlere denk gelmiş ve bu yıllarda pek çok kişinin; gemlenmemiş ekonomik
büyümenin dışsal maliyetlerini göz önünde
bulundurmaya ve maddi olmayan değerleri
yeniden ele almaya başladıkları görülmüştür.
Gerçekten de gelişmiş Batılı ülkelerde özellikle 1960‘ların sonlarında çevre sorunlarına
yönelik o güne dek rastlanmadık ölçüde bir
ilgiye tanık olundu. Çevre hareketi de bu dönemde güçlenmeye, adından sıkça söz ettirmeye başlamıştır(Kapıkıran, 2010, s. 16).
1870’lerde bilimsel, 1940’larda tepkisel olarak ortaya çıkan çevreci kıpırdanmalar, 68
olayları ile birlikte ve sonrasında özgürleşme
hareketinin bir boyutunu temsilen siyasal süreç içerisinde yer almaya başlamıştır(Ceritli,
2001, s. 214).
68 olaylarının ortaya çıkmasında ve yaygınlaşmasında önemli bir rol üstelenen öğrencilerin sayısı ele alındığında Avrupa’da 1848
yılında toplamda 48.000 üniversite öğrencisi
bulunduğu görülmektedir. Bugünkü öğren-
cilerin sayısıyla karşılaştırıldığında oldukça
düşüktür. Sayıları az ancak stratejik bir grup
olan bu öğrenciler o dönemki toplumsal ve
siyasal olaylarda kilit bir rol oynamıştır. İkinci
Dünya Savaşı sonrası sürekli bir artış gösteren
öğrenciler 1960‟lı yılların sonlarına doğru
büyük bir sayıya ulaştığı gibi kendi sorunları
başta olmak üzere toplumsal birçok sorunun
siyasetin gündemine gelmesinde ve toplumlarda var olan ekonomik, siyasal, sosyal ve
kültürel bazı düşüncelerin dönüşmesinde
önemli bir rol oynamaya başlamıştır(Tuncel,
2010, s. 86).
1968 sonrasında, çevre bilincinin yaygınlaşması, hem doğaya bakış açıları,hem de eylem
tarzları açısından farklı örgütlerin doğuşuna
eşlik eder. 1969 yılında Greenpeace, 1971 yılında iseFriends of Earth örgütleri, aynı yıllarda
ekolojist hareketlerin toplumsal yaşama müdahalelerinin aracı olma gayesi ile Almanya’da
“Yurttaş İnisiyatifleri” kurulmuştur. Ekolojist
duyarlılıkların, 1970’li yıllarda içinden geçtikleri kitleselleşme süreci, katılımcı siyasal kültürüyle bir arada değerlendirildiğinde, ekolojist hareketler bu tarihten itibaren toplumsal
muhalefetin bir ayağı olarak kabul edilmeye
başlanmıştır(Yardımcı, 2006, s. 32).
1980’lerin sonuna doğru Türkiye’de çevre hareketinin bir ölçüde siyasallaşmaya başlar; bu
durumu, hem ortaya konan etkinliklerin biçimindeki gelişmelerden hem de çevre hareketinin beslendiği düşünsel kaynaklardaki değişimden gözlemlemek olanaklıdır. Bu anlamda,
önceleri yalnızca doğa korumacılığı ve kirliliğin
önlenmesi ile ilgilenen çevre hareketi, artık
çevre sorunları ile toplumsal ilişkiler/siyaset
arasındaki güçlü bağı görmeye başlamıştır. Yeşiller Partisi’nin de böyle bir yaklaşım değişikliğinin ürünü olduğunu söylemek çok da yanlış
olmayacaktır(Duru,2002: 183).
Sonuç
Teknolojinin hızlı bir şekilde ilerlemesi sonucu artan tüketim ihtiyacının karşılanması için
doğanın bilinçsizce kullanılması beraberinde
bu sorunlara karşı bazı çevreci hareketleri
doğurmuştur. İnsanoğlu artık doğadaki kaynakların sınırsız olmadığını ve doğanın kendini yenileyemediğini anlamıştır.
Çevre sorunları sadece bugünün sorunları
değildir çünkü çevre nasıl ki bir anda tahrip
olmadıysa bu sorunların çözümünde birden
olmayacak ve belirli bir süreçte çözülecektir.
Sorunun süreklilik arz etmesi geleceğin de
en büyük sorunlarından biri olduğunun göstergesidir. Bu sebepten çevre sorunları sadece bir ülkenin değil tüm dünyanın sorunudur.
1960’lı yıllarda Avrupa’da başlarda sosyal ve
kültürel bozulmalara bir tepki olarak ortaya çıkan muhalif öğrenci hareketleri zaman
içerisinde kendiliğinden çevreci bir nitelik
kazanmıştır. Bu hareketler çevre ile siyaseti
birbirinden ayırmak istemeyen ve toplumda
ses getirmeyi hedefleyen sosyal hareketler
olmuşlardır.
Ancak bu hareketlerin gelişimi her ülkede,
o ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel
yapısına bağlı olarak farklılıklar göstermiştir.
Almanya, Danimarka ve İskandinav ülkelerinde kendilerine daha çok yer bulabilen bu
hareketler Türkiye’de istendiği gibi ses getirememiş ve aktif olamamıştır. Türkiye’de
durum bölgesel çevre sorunları ortaya çıkan hareketler olarak kalmıştır, bunun en
tipik örneklerinden birisi Bergama Köylüleri
Hareketi’dir. Bunda elbette Türkiye’de büyük
çaplı, kurumsallaşmış, kendisine belirli bir
amaç edinmiş bir çevre örgütünün varlığının
ancak 1990’lı yıllardan sonra kurulmuş olmasının payı büyüktür.
Yeşil hareket için özünde bir siyasal hareketten ziyade toplumsal değişimi hedefleyen
sosyal bir hareket demek daha doğrudur.
41
Özellikle küresel ısınmanın ve nükleer santrallerin alarm verdiği bu zamanlarda yeşil
hareketin daha da güçlenebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Görüldüğü üzere basit ve küçük birer hareket olarak başlayan çevreci hareketler zamanla küresel bir boyuta ulaşarak sorunların
çözümünde etkin rol oynamaya başlamışlardır. Çevre sorunlarının toplumun gözünde
sürekli canlı tutulması kuşkusuz bu sorunlara olan alternatif çözümleri de beraberinde
getirecektir.
Kaynakça
Kapıkıran, Y. (2010). Türkiye’de Çevre Sorunları Bağlamında Sivil Toplum Örgütlerinin
İşlevsellikleri. Mersin: Mersin Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi.
Kavas, A. (2011). Türkiye’deki Gönüllü Çevre
Örgütleri. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı Kent ve Çevre Bilimleri
Yüksek Lisans Tezi.
Keleş, R., & Hamamcı, C. (2005). Çevre Politikası. Ankara: İmge Kitabevi.
Ayvaz, Z., & Tekalan, Ş. (1992). Çevre Koruma Çalışmalarında Gönüllü Kuruluşların Yeri
ve Önemi. Ekoloji Dergisi(5), 3-4.
Kılıç, S. (2002). Çevreci Sosyal Hareketlerin
Ortaya Çıkışı, Gelişimi ve Sona Ermesi Üzerine Bir İnceleme. Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi Dergisi, 57(2), 93-108.
Ceritli, İ. (2001, Aralık). Çevreci Hareketin Siyasallaşma Süreci. Cumhuriyet Üniversitesi
Sosyal Bilimler Dergisi, 25(2), 213-226.
Talas, M. (2010). Çevre Bilinci Konusunda
Sivil Toplum Örgütlerinin Önemi. Journal Of
World Of Turks, 2(3), 71-80.
Çalı, H. H. (2006). Çevreci Toplumsal Hareket
Olarak Greenpeace-Türkiye Hareketi. Çevreci Toplumsal Hareket Olarak GreenpeaceTürkiye Hareketi. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Çevrebilimleri Anabilim Dalı Doktora Tezi.
Tuncel, G. (2010, Kış). Küreselleşme ve Yerelleşme Sürecinde Altmışsekiz Olayları. Akademik Yaklaşımlar Dergisi, 1(1), 82-98.
Duru, B. (2002, Eylül-Ekim). Türkiye’de Çevrenin Siyasallaşması: Yeşiller Partisi Deneyimi. Mülkiye Dergisi, 26(236), 179-200.
42
Yardımcı, S. (2006). İnsan-Doğa İlişkisi Ekseninde Derin Ekoloji ve Toplumsal Ekoloji.
Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi
Anabilim Dalı Siyaset Bilimi Bilim Dalı Yüksek
Lisans Tezi.
ÇOCUĞUNUZ BAĞIMLI MI ?
Ebru Demiryürek *
İnsanların her gün yaptıkları bir aktivite haline
geldi bilgisayar kullanmak… Bilgisayar ve internet kullanmak her ne kadar işlerimizi kısa sürede yapmamızı sağlasa da gün geçtikçe vaktimizden çalar oldu. İhtiyaçlarımızı karşılayan bir
araçken ihtiyaç haline geldi.
İnternet hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. Bir çok insan ise internet bağımlısı olmayla
karşı karşıya . Avrupa Birliği’nin yayınladığı bir
rapor da İnternet bağımlılığı kavramını destekliyor. AB araştırmasında, günde 4 saatten fazla
internet kullanan kişilerin tıpkı kumar bağımlılarında olduğu gibi, beyinde insanın kendisini
iyi hissetmesini sağlayan kimyasal dopamin
birikmesi meydana geldiği tespit edildi.1
Bir Amerikalı psikologun yaptığı araştırmaya göre, interneti çok kullanan 500 kişinin %
80’i,bağımlı kategorisindeydi. Araştırmanın
sonuç kısmı ise daha ilginç olup gelecekte bu
bağımlılığın insanları kumar tutkusu ya da yeme bozukluklarında olduğu gibi etkileyeceği.2
Bağımlılık başlangıçta bireysel olmakla birlikte, sorunların ortaya çıkması ve artması ile
içinde bulunulan toplumu da etkilemektedir.
Özellikle genç yaştaki bireylerin aşırı ve gereksiz bilgisayar ve internet kullanımına karşı
bilgilendirilmesi, ileride oluşacak muhtemel
sorunları azaltacaktır. İnternet bağımlısı olan
kişilerdeyse bazı belirtiler ortaya çıkmakta. 3. Çocuklarınızın internet ve bilgisayar bağımlılık
düzeylerini algılayabilmek ve problem büyük
* Gazi Ün. Mühendislik Fak. Bilgisayar Mühendisliği
Öğrencisi ([email protected])
1 http://www.doktorsitesi.com/makale/cocuk-vegenclerde-bilgisayar-ve-internet-bagimliligi-ve-cozumonerileri
2 http://www.cafrande.org/?p=10425
3 http://www.doktorsitesi.com/makale/cocuk-vegenclerde-bilgisayar-ve-internet-bagimliligi-ve-cozumonerileri
sıkıntılara yol açmadan müdahale edebilmek
için son derece önemlidir.
Peki internet bağımlılığının belirtileri neler?
İnternetin aşırı kullanılmasının önüne geçilememesi ve kullanılmadığı takdirde aşırı sinirlilik ,
E-postanızda bir şey var mı diye bakmak için
aşırı istek duymak ,
Alışverişleri internetten yapmaya başlamak ,
Arkadaşlarınıza ve eşinize bilgisayar başında
geçen zaman için yalan söylemek,
Bilgisayar başındayken randevularınızı hatta
yemek yemeyi unutmak ,
Aileye yeterli zaman ayıramama ,
Sadece birkaç dakikalık işinizin olduğunu düşünüp saatlerce internette vakit geçirmek,
Her gün Internet’e bağlanmak, bağlı iken zamanın farkında olmamak, sorulduğunda ise
inkar etmek,
Sürekli uykusuz kalmak,
Günlük işlerin aksaması , eşler arasında sorunlar oluşması,
Sosyal faaliyetlere ilgisiz kalma ,
Dikkat dağınıklığı, iş veriminin azalımı ,
Yaptıklarını arkadaşlarına yüz yüze anlatmak
yerine sanal alemde yayınlamak , sosyal olduğu imajını verme ,
Herkese mail adresini dağıtma çabası .
Çocuğunuzun gerçek hayattaki oyunları oynamayıp ve sevdiği başka etkinlikleri yapmamak,
43
Çocuğunuzun ödev yapmayıp ve ders çalışması gereken zamanı bilgisayarla geçirmek,
Bilgisayarı sosyal faaliyetlerinize ve arkadaşlarınıza tercih etmek,
İnternet bağımlılığından kurtulmak isteyenler
ise kendilerine yeni aktivite edinebilir , internet kullanma saatlerini değiştirebilir , aile ve
arkadaşlarıyla planlar yapabilir , günlük internette kalma sürelerini not edip hedef belirleyebilir hatta internet orucu bile tutabilirler.
Bağımlı biz değil de çocuğumuzsa daha hassas
davranmakta fayda var. Aileler ilk önce çocuklarının bilgisayarı öğrenmesini keyifle izler ve
bununla gururlanır. Sonrasında evde dağıtan
ve koşturan bir çocuk yerine, yerinden kalkmayan, oyuncaklarını dağıtmayan bir çocuk
anne-babalara daha avantajlı gelir. Zamanla
bilgisayar oyunlarının keyfine varan çocuk ise
gerçek oyunlardan tat alamaz olur. Gün geçtikçe bilgisayarda geçirilen süre artar ve ortaya
bağımlılık çıkabilir. Kendini durdurmakta zorlanan çocuklar, bilgisayar başında geçirdikleri
süreyi kontrol edemezler. Bu kontrolsüzlüğün
sonu bağımlılıkla biter.4
Çocuğa internet kullanımı ile ilgili bilgi verilmediyse çocuğun interneti kötüye kullanma
olasılığı yüksektir. Çocuklarla internetin hangi
amaçlarla kullanılacağı hakkında konuşmalı ve
çocuğun bilinçli hareket etmesi sağlanmalıdır.
Çocuğun girmemesi gereken siteler genel olarak belirlenmeli ve anlaşmalar yapılmalıdır. Bu
konuda anne babalar çocuklarına iyi bir model
olmalıdır. Teknolojiyi hayattan çıkaramayacağınıza göre, yetişkin olarak sizler teknolojiyi yararlı kullanma konusunda çocuklarınıza örnek
olabilirsiniz. Öncelikle bilgisayarla kendi ilişkinizi gözden geçirmeniz güzel olur. Akşamları
işten gelen anne-baba evdeki tüm vaktini bilgisayar karşısında geçiriyorsa, çocuklarıyla oynamak ve onları sevmek yerine ellerini tuşlardan,
gözlerini ekrandan ayıramıyorsa, çocuklarına
koyacağı bilgisayar yasağının hiçbir anlamı ol4 http://pedagojidernegi.com/2012/05/08/
bilgisayar-bagimliligi-ve-cocuk/
44
mayacaktır.5
Ailelerin çocuklarına ayırdığı kaliteli zaman yetersizse, sorunlarını paylaşamıyorsa ve anne
babanın eğitim düzeyi düşükse bunlar da çocukları bilgisayar kullanmaya iten nedenlerden
biridir. Onların sorunlarıyla ve yaşantılarıyla ilgilenin ki mutluluğu, arkadaşlığı sanal alemde
aramasın. Çocuklarınızla konuşurken onların
da bir birey olduğunu unutmayın. Gerektiğinde onlara sorumluluk vermeyi, onlara güven
duymayı bilin. Çocuğunuza internet dışında
da eğlenceli vakit geçirebileceğini göstermelisiniz. Çocuğunuzun yaşına ve gelişimine uygun
aile etkinlikleri, aile içi sohbet saatleri ya da
beraber oynanan oyunlar hem aile içi iletişiminizin güçlenmesine yardımcı olur hem de çocuğunuz internette daha az vakit geçirmiş olur.
Çocuğa hayatın bilgisayardan ibaret olmadığı
anlatılmalıdır. Sosyal aktivitelere sinema, tiyatro, spor gibi faaliyetlere zaman ayırması için
ortam hazırlanmalıdır. Çocuklar, kendi akran
grupları içinde internet dışı yollarla iletişim
kurmaya özendirilmeli. Eğer çocuk iletişim
kurmada, iletişimi başlatmada ve sürdürmede
güçlük çekiyorsa, sosyal beceri eğitimlerinden
faydalanılabilir.
Çocuklar internette vakit geçirirken, onlarla birlikte zaman geçirip onları denetleyerek
rehberlik etmek gerekir. Onlarla birlikte olduğunuz sürece onlara güven içinde internet kullanımlarına yardım edebilirsiniz. Teknolojiyi sizinle birlikte öğrenebilir, bir çok soru sorabilir
ve sizden daha fazla bilgi öğrenebilirler.
İnternet kullanımını yasaklamayın, sınırlayın.
Bilgisayarı çocuğunuzun odasına değil de ortak kullanım alanına kurabilirsiniz. Aile fertleri de aynı bilgisayarı kullanırsa çocuk; sırasını
beklemeyi, başkalarının eşyalarına saygı göstermeyi öğrenir. Ayrıca çocuğun bilgisayar ve
interneti hangi amaçla kullandığı belirlenir.
Ziyaret edebileceği siteleri siz belirleyebilir ve
internete girmek için öncelikle ödevlerini yapmayı şart koşabilirsiniz. Haftalık ya da günlük
5 http://pedagojidernegi.com/2012/05/08/
bilgisayar-bagimliligi-ve-cocuk/
kullanım süresi belirleyebilirsiniz. Bu şekilde
belirli aralıklarla düzenli bir şekilde bilgisayarı
kullanmasını sağlamış olursunuz.
Öğrenci
vaktini
ders
çalışma
yerine bilgisayar başında geçirebilir ve
bilgisayarda aşırı vakit geçirmesi okul derslerini önemli bir şekilde etkileyebilir. Bu yüzden
çocuğa “bilgisayar yasak” demek yerine, “eğer
notların düşerse bilgisayar kullanımına sınırlama getireceğim ” demek çok daha olumlu
sonuçlar verebilmektedir. Okul başarısında bir
sıkıntı olmazsa bilgisayar kullanımı zaten kontrol altına alınmış demektir.
Bilgisayarı kaldırmak ya da işe götürmek çözüm değildir. Yasaklar kondukça daha cazip
hale gelir. Siz ne kadar katı kurallar koyarsanız
o kadar önem kazanır . En önemli noktalardan
biri de budur zaten . Örneğin günde 8 saatini
bilgisayar başında geçiren bir çocuk için bilgisayarı günlük 2 saat kullanmasına izin vermek
doğru olmayacaktır. Eğer çocuğunuz oyunlar
oynuyorsa bu vakit onun için hiç de yeterli
olmayacaktır. Çünkü başlanmış bir oyunu bitirmek ya da seviye atlamak o kadar da kısa bir
zaman almayabilir ve verilen bu süre çocuğu
tatmin etmeyebilir. Bundan dolayı uygulanabilir kurallar olması lazım. Çocuğunuzun bilgisayar tutkusuna göre kurallar koymak daha
doğru olacaktır.
Peki bilgisayara sınır getirdik ama çocuk “internet kafeye giderse , eve gelmezse daha kötü
olmaz mı ? “ diye sorular gelebilir aklınıza. Çocuk kuralları uygulamıyor internet kafeyi tercih
ediyorsa aile içinde sorunlar var demektir. Bilgisayar sadece bunun belirtisidir.
Asıl alınması gereken tedbir ise çocuğu bilgisayar dışı etkinliklere yönlendirmektir. Ona yetenekleri doğrultusunda beceriler kazandıracak
ortamlar hazırlayabilirsiniz. Müziğe yeteneği
olan bir çocuğa bir çalgı aleti çalması konusunda fırsatlar oluşturabilirsiniz. Resim yeteneği
olan bir çocuğa gerekli boya ve malzemeler
sağlanıp, evde küçük ressama ait bir köşe hazırlayıp, resim yapmaya teşvik edebilirsiniz.
Ayrıca bir sporla ilgilenmesi sağlayabilirsiniz.
Bir hayvan beslemesi için onu teşvik etmek,
koleksiyon yapmaya yönlendirmek gibi diğer
etkinlikler de çocuğun meşgul olmasını sağlayacak ve eğlenmek ve can sıkıntısını gidermek
için bilgisayara olan ihtiyacını azaltacaktır.6
Bilgisayar ve internet bağımlılığı, önümüzdeki yıllarda en çok duyacağımız şeylerden biri
olacak. Bilgisayarın bize sunduğu imkanlar bir
hayli fazlayken , zarar verici yönlerinden uzak
durmak oldukça zor. Çocukları bilgisayarlardan
uzak tutmaya çalışmak günümüz koşullarında
hiçte kolay ve doğru değildir. Ancak tümüyle
serbest bırakmak da bağımlılığa davetiye çıkarmaktan başka bir anlam taşımıyor. Çocuğun bilgisayar kullanımına sınırlama getirirken onun
ihtiyaçlarına cevap verecek ve onun bağımlı
olmasını engelleyecek şekilde olmalıdır. Çocuğunuzun ilgisini farklı alanlara çekmek en etkili
yollardan biridir. Eğer tüm çabalarınıza rağmen
çocuğunuzun bilgisayara olan ilgisi devam ediyorsa, bilgisayar olmadan mutlu olamıyorsa,
vaktinin çoğunu onun başında geçiriyorsa bir
uzmandan yardım almanız yerinde olacaktır.
KAYNAKLAR
http://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/295716bilgisayar-ile-ilgili-makale-ornekleri-verir-misiniz.html
http://www.doktorsitesi.com/makale/cocuk-vegenclerde-bilgisayar-ve-internet-bagimliligi-ve-cozumonerileri
htt p : / / w w w. o ge l k . n et / m a ka l e / 1 5 7 eb eveyn l er-i %C3 %A7 i n -i ntern et-ve-b i l g i saya r9F%C4%B1ml%C4%B1s%C4%B1-gen%C3%A7lereyakla%C5%9F%C4%B1m-k%C4%B1lavuzu.html
http://kamudunyasi.com/ISTE-AILELERE-INTERNETTAVSIYELERI-i1491.cgi
h t t p : / / w w w. b u r s a p s i ko l o j i . c o m / i n d e x .
php?main=makale&id=549
http://pedagojidernegi.com/2012/05/08/bilgisayarbagimliligi-ve-cocuk/
htt p : / / w w w. a n ka ra co c u k ps i ko l o g u .
com/?pnum=34&pt=%C4%B0nternet%20Ba%C4%9F%C
4%B1ml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1
htt p : / / w w w. e g i t i m p u s u l a s i . n et / ? Sy f = 1 5 & cat _
id=790&baslik_name=w4dvY3VrbGFyZGEgdmUgRXJnZ
W5sZXJkZSBCaWxnaXNheWFyIHZlIMSwbnRlcm5ldCBCY
cSfxLFtbMSxbMSxxJ/EsSA
6 http://pedagojidernegi.com/2012/05/08/
bilgisayar-bagimliligi-ve-cocuk/
45
geçmiş zaman olur ki...
46
47
48
Download

İndir (PDF, 2.68MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu