GENEL KAMU HUKUKU FİNAL SINAVI CEVAP ANAHTARI
1-Platon ve Aristo’nun, “güçler ayrılığı” ve “özel mülkiyet” konusundaki
yaklaşımlarını karşılaştırarak anlatınız. (20 Puan)
Aristo, genel bir anayasa çerçevesinde, yönetimi ve karar verme işini muhtelif
kesimlere yayacak kuralların olması gerektiğini söyler. Bu bağlamda devletin üç
erkini, (yasama, yürütme, yargı) bugünkü anlamda olmasa bile, birbirinden
ayırır. Ayrıca toplum içindeki gruplara vurgu yapar. Platon ise devlet dışında güç
tanımaz. Dolayısıyla Aristo, Platon’la kıyaslandığında, güçler ayrılığından yana
gözüküyor.
Platon mülkiyeti küçümser, onu “sınırlı iyi” olarak niteler. Yöneticiler ve
savaşçılar için mülk edinme hakkı yoktur. Çünkü bu yola girdiklerinde,
mülklerini koruma hırsının başlayacağını ve asli görevlerini unutacaklarını
düşünür. Ayrıca işin bir de manevi boyutu vardır Platon için. Yöneticiler ve
savaşçılar bilge, seçkin kişilerdir, Tanrı onların mayasına altın ve gümüş
koymuştur. Dolayısıyla onlar özel mülke önem vermezler. Ancak çalışanların
belli ölçüde, aşırıya kaçmamak şartıyla özel mülk sahibi olmaları mümkündür.
Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki Platon, yasalar adlı eserinde bu görüşünü
biraz yumuşatmış ve sınıflar arası uçuruma yol açmamak kaydıyla, özel
mülkiyete taraf olduğunu ifade etmiştir.
Aristo’ya gelince, prensip olarak Platon gibi özel mülkiyete karşı değildir. Özel
mülkiyetin toplumun çalışmaya teşviki ve ilerlemesi açısından önemli olduğunu
kabul eder. Ancak o da özel mülkiyette aşırılığın sorun yaratacağını düşünür ve
bu yüzden ılımlı bir mülkiyetten yana tavır kor.
2-Farabi, İbni Sina ve İbni Rüşd’ün devletin amacına ilişkin görüşlerini
açıklayıp, İbni Haldun’u, benimsediği metoduna özgünlüğünü de hesaba
katarak, devleti ele alış biçimi bakımından, bu düşünürlerden ayran
hususları anlatınız.(20 Puan)
Üç düşünüre göre de devletin amacı, arada ifade farklılığı olsa da, insanı
mükemmelleştirmek ve mutluluğa ulaştırmaktır. Ancak buradaki mutluluk
sadece dünyevi saadet ya da mutluluktan ibaret değildir. Farabi, mutluluğu
mutlak iyilik olarak tanımlar, İbni Sina devletin bu dünyada sağlayacağı
mutluluğun, asıl amaç olan öteki dünyadaki mutluluğa hizmet edeceğini söyler.
İbni Rüşt, devletin amacının, hukuki uygulamalarla halkı mutlu etmek olduğunu
belirtir. Her üçü de Antik Yunan’ın ideal devlet anlayışıyla İslami görüşü
bağdaştırmıştır.
İbni haldun’a gelince, öncelikle belirtmek gerekir ki O, realist bir düşünürdür.
Yöntem olarak, deney ve gözlemi benimsemiştir. Devleti de realist bir bakışla ele
almış ve onu, sadece ortak yararı gerçekleştiren bir kurum olarak
değerlendirmemiştir. Devlet olgusunun arkasında bazı olgular, olaylar vardır.
Rekabet, savaş, iktidar hırsı, korunma arzusu gibi olgular devletin ortaya
çıkmasında ve şekillenmesinde rol oynar. Göçebe toplum/yerleşik toplum ayrımı
ve devletin yerleşik toplumlarda ortaya çıkması olayı bu çerçevede anlatılır.
3-Hobbes, Locke ve Rousseau’nun “sözleşme” anlayışlarını,
a)İnsanları sözleşme yapmaya iten nedenler,
Üç düşünür de devletin, doğal yaşama döneminden çıkışı ifade eden bir sözleşme
ile kurulduğu görüşündedir. Ancak insanları sözleşmeye iten nedenler farklıdır.
Hobbes’a göre doğal yaşama dönemi, bir kargaşa halini, savaş durumunu ifade
eder. Çünkü devletin ve yasanın bulunmadığı bir ortamda herkes mutlak eşit ve
özgürdür, ancak otoritenin bulunmadığı yerde bu felakettir. İnsanlar bu felaketi
akıl sayesinde görmüşler ve bir araya gelerek, barış ve güvenlik adına, bütün
haklarını, sözleşme ile oluşturdukları” egemen güç”e devretmişlerdir. Dolayısyla
egemen gücü, devleti ortaya çıkarmalarını sağlayan sözleşmenin yapılış amacı
barış ve güvenliktir.
Locke ise Hobbes’un aksine doğal yaşama döneminin insanının mutlu olduğu
görüşündedir. Çünkü insan bu dönemde doğuştan kişiliğinde saklı tüm hak ve
özgürlüklere sahiptir. Ancak bu dönemin bir sakıncası vardır. O da cezalandırma
yetkisidir. Devletin bulunmadığı doğal yaşama döneminde insanlar hakları ihlal
edildiğinde, cezalandırma yetkisini kendileri kullanmak zorunda kalıyorlar ve bu
da adaletsizliğe yol açıyordu. İşte insanlar bu sakıncayı gidermek için sözleşme
ile devleti ortaya çıkardılar.
Rousseau’ya gelince, onda doğal yaşama dönemi ne bir kargaşa dönemi ne de
tam bir savaş halidir. Bu hal, insanın yine de huzurlu sayılabileceği bir dönemdir.
İnsan, kendi kendisinin efendisi olduğu sade bir yaşam sürmektedir. Ancak bu
huzur hali özel mülkiyetle birlikte bozulmuş, toplumsal yaşam ortaya çıkmış,
insanlar mülk sahibi olanlar ve olmayanlar şeklinde ikiye ayrılmış ve biri diğerini
kul haline getirmeye başlamıştır. Böyle bir durumda insanlar, her katılımcının
bütünle birleştiği, ama yine de sadece kendine itaat ettiği bir birleşme şekli
bulmuşlardır. Bu, toplum sözleşmesidir ve amaç, toplum haline geldikten sonra
bile özgür olabilmektir.
b)Sözleşme sonrasında öngörülen siyasal düzen açısından karşılaştırarak
açıklayınız?(30 Puan)
Hobbes, sözleşme ile insanların bütün hak ve özgürlüklerini egemen güce
devretiklerini ve egemen gücün de sözleşmenin tarafı olmadığını söyler. Barış ve
güvenlik adına oluşturlan bu egemen güç, adeta ölümlü bir tanrı, bir leviathandır.
Yasa yapma hakkı onundur. O, “bir” dir. Hobbes kendi sistemnin en iyi mutlak
monarşilerde uygulanacağının farkındadır ve bu nedenle mutlak monarşiyi
savunur. Mutlak iktidarın olmadığı yerde karmaşa vardır ve bu yüzden tüm
yetkiler kralda toplanmalıdır. Bu doğrultuda Hobbes,” kral devlet” anlayışının
öncülerinden sayılır.
Locke ise, sözleşme ile ortaya çıkan devletin sözleşmenin tarafı olduğunu söyler
ve dahası insanların egemen güce sadece cezalandırma yetkisini devrettiklerini,
doğal yaşama dönemindeki diğer haklarını muhafaza ettiklerini ifade eder.
Devlete düşen bu haklara dokunmamak, onları korumaktır. Bu çerçevede
Locke’un devletinin insan haklarıyla sınırlı olduğunu ve bunu gerçekleştirmenin
de güçler ayrılığı prensibinden geçtiğini vurgulamak gerekir. Sonuç itibarıyla
Locke’un öngördüğü sistemin güçler ayrılığına, temsili demokrasi anlayışına
dayandığı söylenebilir.
Rousseau ise prensip olarak insanların bütün haklarını sözleşme ile ortaya çıkan
egemen güce ve onun somutlaşmış biçimi olan “genel irade”ye bıraktıklarını
söyler. Genel irade, en üstün iradedir, egemendir, yasalar onun eseridir. Genel
irade halkın iradesidir. Devredilemez; kimseye bırakılamayacağı gibi temsili de
imkansızdır. Bölünmez; yasama yetkisi gibi yürütme ve yargı yetkisi de onun
yedeğindedir ve bu yetkileri kullananlar halkın memurlarıdır. Rousseau’nun bu
yaklaşımının onu güçler birliğine dayalı doğrudan ve çoğunlukçu demokrasi
anlayışına götürdüğünü vurgulamak gerekir.
4-Liberalizm, Marksizm, Faşizmin ve Sosyal Devletin özgürlük anlayışlarını
karşılaştırarak anlatınız. (30 Puan)
Liberalizm, negatif bir özgürlük anlayışına dayanır. İnsanın devletin
karışmaması ölçüsünde özgür olacağına inanır ve bunun birinci kuşak
hakların hayata geçirilmesiyle sağlanacağını kabul eder.
Faşizme göre özgürlük, insanın devlete, topluma yahut ulusuna karşı
yükümlülüklerinin yerine getirilmesine bağlı bir durumdur. Kişi bu
yükümlülükleri yerine getirdiği ölçüde özgürdür. Bu bağlamda faşizmde
haklardan değil ödevlerden söz edilebilir. Birey devlet ya da ulusun üstün
amaçlarına hizmet eden bir araçtır.
Marxizme göre özgürlük salt negatif anlam içeren ve devletin karışmaması ile
sağlanabilecek bir durum değildir. Özgür olmak, üreten bir varlık olarak değer
kazanan insanın, ürettiği şeye sahip olmasıyla mümkündür. Bu bağlamda
Marksizm, özel mülkiyetin ve dolayısıyla sınıf farklılığının ve devletin bulunduğu,
yani yabancılaşmanın var olduğu bir yerde gerçek özgürlüğün bulunmadığını
söyler.
Marxizme göre özgürlük ekonomik, sosyal ve siyasal boyutlara sahip olan
yabancılaşmanın aşılmasıdır ki bu da son tahlilde özel mülkiyetin ve devletin
ortadan kalkması ile mümkündür.
Sosyal devlete gelince, o, sosyal hakların ve sosyal yardımların devreye
sokularak, toplumun yoksul kesimlerine insan onuruna yaraşır asgari koşulları
sağlamayı görev bilen bir sistem olarak tanımlanır. Birinci kuşak haklara (kişisel
ve siyasal haklar) sosyal hakların eklenmesi sonucu ortaya çıkan sosyal devlet,
negatif özgürlük anlayışının aşılmasını ve pozitif özgürlük anlayışının kabulünü
ifade eder ve insanın özgür olmasını içinde bulunduğu ekonomik güçlüklerden
kurtulmasında görür. Sosyal devlet anlayışı liberal özgürlük anlayışının reddi
anlamına gelmez, onu tamamlamayı amaçlar..
Download

Genel Kamu Hukuku Final Sınavı (Tek Numaralı Öğrenciler)