Londra’da İnsan
Hakları Paneli
Kıbrıslı sanatçılar
Londra’da buluştu
Ev alımında pul
vergisi değişikliği
Sayfa6
Sayfa13
Sayfa5
telgraf.co.uk
Carşamba,
10/12/2014
Suriye
bataklığında
bir UMUT:
Rojava
Kobane direnişi 86’ıncı günü geride bırakırken tüm dünya, çocukluk
kentlerini destansı kahramanlıklarla
koruyan YPG-YPJ’li gençleri
konuşurken, Telgraf gazetesi olarak
kısa bir süre önce ziyaret ettiğimiz
Rojava’nın Cezire kantonundaki
izlenimlerimizi telgraf okuyucuları için
yazdık.
2011 baharında, Suriye’de olaylar başlayınca Kürtler de çok daha
önce başladıkları hazırlıklarına hız
verdiler. Suriye karışmaya başlayıp
cellatlar şehirlerde kendisi gibi olmayanlara ölüm dağıtırken Kürtler kendi
topraklarını ve bu topraklarda yaşayan
halkları korumak adına tarihi bir direniş
başlattılar. Kürtler, ne diktatöryal
iktidarını korumaya çalışan Esad’ın,
ne de her biri sırtlarını başka ülkelere
yaslayan dinci, cihatçı, selefi örgütlerin yanında yer almayıp, Temmuz
2012’de Kürt kentlerinin kontrolünü bir
bir ele geçirdiler.
Rojava bir yandan kendisini
amansız saldırılara karşı korumaya
çalışırken, bir yandan da kendi sistemini inşa ediyor. Eski alışkınlıkların,
alıştırılmışlıkların, farklılıkların ve
savaşın ortasında tüm zorluklara
rağmen demokratik özerk sistemin
inşa süreci büyük bir mesafe kat
etmiş....
Rojava izlenimleri sayfa 10-11’de
Sayı
Haftalık Haber Gazetesİ
446
Çarşamba 10 Aralık 2014
2
Çocuklar Kobaneli Küçük Yürekler İçin Çizdi
Aveg-Kon bağlı olarak
Londra’da çalışmalarını
sürdüren GİK-DER’de
bu hafta sonu çocuklar
Kobaneli kardeşleri için
etkinlik düzenlediler.
Pazar günü öğlen saatlerinde GİKDER lokalinde bir araya gelen çocuklar, 10 Aralık İnsan Hakları Haftası
nedeniyle „Çocuklar Kobaneli Küçük
Yürekler İçin Çiziyor” konulu bir etkinlik gerçekleştirdiler.
Etkinlikte ilk olarak katılımcı
çocuklar tarafından Kobane ve
çocuklar perspektifli resimler çizildi.
Resimlerin çizilmesinin ardından
GİK-DER Yönetim Kurulu başkanı
Helin Honca bir konuşma yaptı. Honca, etkinliğin amacına değinirken,
katılımcılara bir kez daha Kobane için
duyarlılık çağrısı yaptı. Daha sonra
basın açıklamasına geçildi.
Çocuklar, Alman şair ve yazar
Wolfgang BORCHERT’in savaşa
karşı yazmış olduğu “Sonra Yapılacak
Tek Şey Var; Hayır De” isimli metninden dörtlükler okuyarak birer birer
sahneye çıktılar. Bir başka çocuk
ise kendi yazmış olduğu savaş karşıtı
şiiri İngilizce olarak okudu. Tüm
çocukların sahnede yerini almasının
ardından basın açıklamasına geçildi.
Açılamada şöyle seslendi küçük
yürekler; “ Rojava’da kardeşlerimiz
açlık ve soğukla mücadele ediyorlar.
dünyanın bütün katilleri iki yıldır
Rojava’ya saldırıyorlar. Her zaman
olduğu gibi bu kirli savaşta da en çok
acıyı yine biz çocuklar çekiyoruz.
Evlerimizden, okullarımızdan olduk.
Ailelerimiz paramparça. Birde üzerine
göçmen olup topraklarımızdan uzaklara gittik. Havalar soğudu, yemek
bulmak zorlaşıyor. Elbise, ayakkabı
yatacak yer ihtiyacımız var. Ve bütün
bunlar vatanımızı yok etmek isteyen
katillerin eseri. Ama biz direniyoruz.
Yarınımız için, geleceğimiz ve onurumuz için vatanımız için; annem,
babam, abim ve ablam, bizler direniyoruz. Özgür bir Kürdistana olan
inancımızla direniyoruz. “
“Kardeşlerimiz Rojavadan böyle
Haftalık
Haber
Gazetesi
Rojnameya
Nûçeyan a
Heftane
Editör
Alaettin Sinayiç
[email protected]
Muhabirler
Esra Türk
Erem Kansoy
[email protected]
Grafiker
Yüksel Adıgüzel
[email protected]
Yayın Sahibi
Tel News Ltd.
Adres
33 Dalston Lane
London
E8 3DF
Telefon
0207 9230 838
0742 9481 490
Web
www.telgraf.co.uk
Reklam
[email protected]
Soru ve görüşleriniz:
[email protected]
sesleniyor bizlere. Küçük yüreklerimiz ama kocaman umutlarımız ve
inancımız dünyanın öbür ucunda sizlerle kardeşler. Sizlerin acılarınızı
biliyoruz, ihtiyaçlarınızı bizlerde
burada büyüklerimizden öğreniyoruz.
Ve bugün kalemlerimiz siz Rojavalı
kardeşlerimiz için resim çizecek.
Çocukların açlık ve sefalet çekmediği,
açlık ve soğuktan ölmediği, okulundan ve evinden olmadığı bir dünya
özlemiyle çiziyoruz bugün”
Büyük beğeni toplayan etkinlik,
alkışlar ve zılgıtlarla sona erdi.
BÜYÜK
REKLAM
KAMPANYASI
Kürt ve Türk toplumuna
ulaşmanın en iyi yolu
Tüm reklamlarınızda
%30 indirim
Yeni yıl
kutlamalarınızda
%40 indirim
Tüm seri ilanlarınız
ÜCRETSİZ
www.telgraf.co.uk
[email protected]
07429481490 | 02079230838
Çarşamba 10 Aralık 2014
3
Çarşamba 10 Aralık 2014
4
Canê, gözyaşları
arasında toprağa
verildi
12 Kasım gecesi Almanya’nın Köln kentinde esrarengiz bir şekilde
yaşamını yitiren 19 yaşındaki genç Kürt kızı Canê İngiltere’nin
Huddersfield kentinde gözyaşları arasında toprağa verildi. Pazartesi
günü yapılan cenaze törenine ailesi ve yakın arkadaşlarının yanında
yüzlerce kişi katıldı.
Newcastle’da bulunan Northumbria üniversitesinde politika
birinci sınıf öğrencisi olan 19
yaşındaki genç Kürt kızı Cane
Xelef üniversiteler arası değişim
programı kapsamında gittiği
Almanya’nın Köln kentinde esrarengiz bir şekilde yaşamını
yitirmişti. İçeceğine ilaç atılması
sonucu
yaşamını
yitirdiği
düşünülen genç kızın kanında amfetamin bulunduğu açıklanmıştı.
Canê, bayılmadan önce arkadaşına
‘‘Birileri içeceğime bir şeyler kattı
sanırım’’ demişti.
bekleme odasındayken bayılır,
bir süre sonra da Canê’nin beyin
ölümünün gerçekleştiği anlaşılır.
Beyin ölümü gerçekleştikten sonra 8 gün boyunca makinaya bağlı
yaşayan Canê’nin, bayılmadan
önce arkadaşlarına: ‘‘Birileri
içeceğime bir şeyler kattı sanırım’’
demişti.
‘Canê meleğimizdi’
Pazartesi
günü
Kuzey
İngiltere’nin Huddersfield kentindeki Hey Lane mezarlığında
toprağa verilen Canê için
gözyaşları sel gibi aktı. Yüzlerce
Huddersfield sakininin katıldığı
törende ailesi tarafından yapılan
konuşmada aldıkları destekten
kaynaklı herkese teşekkür ettiler. Kızı Canê için adalet çağrısı
yapan baba Xelil Xelef; ‘‘Canê
bizim meleğimizdi, ölümünü ka-
bullenmek çok zor. En büyük
duamız ve beklentimiz, Canê’nin
ölümünde sorumluluğu olanların
yargılanmasıdır.’’
Canê’nin mezarı başında ‘Cana
min’ şarkısını söyleyen kuzeni
Jiyan’a birçok kişi gözyaşları
içinde eşlik etti. Canê’nin mezarı
yüzlerce çiçekle süslenirken,
mezarı başına mumlar yakıldı ve
mezar taşına Kürdistan bayrağı
asıldı.
‘Birileri içeceğime
birşeyler kattı’
12 Kasım gecesi arkadaşlarıyla
birlikte Köln’de katıldığı kent festivalinde içtiği ilk içecekten sonra
midesi kötü olunca en yakındaki
kliniğe götürülür, klinikte yetersiz
müdahale ile bir süre bekletilen
Canê, bir süre sonra hastaneye
kaldırılır. Cologne’s St Marien hastanesine kaldırılan Canê hastanede
Daiş karşıtı yapılan
eylemlerin örgütleyicisiydi
1978’de Rojava’dan İsveç’e
göç eden ailenin üç çocuğundan
birisi olan Canê’nin Naze adında
16 yaşında bir kız kardeşi ve
Kevin adında 9 yaşında bir erkek
kardeşi var. İsveç’te doğan Canê
daha sonra ailesiyle beraber
İngiltere’ye gelmişti. Kürtlerin
yaşadığı acılara çok duyarlı olan
Canê Huddersfield’te yaşayan
Kürt toplumu içerisinde iyi bilin-
en biriydi. Kürdistan’a yönelik
Daiş saldırıları başladıktan sonra
yapılan birçok eylemin başını
çeken Canê, Huddersfield’teki
St George’s meydanında yapılan
Daiş karşıtı eylemde, yaptığı
konuşmada:
‘‘Kürdistan’da
yaşanan barbarlığı evlerimizde
oturup televizyonlardan izleyemeyiz artık. Tüm dünyanın bu vahşet
karşısında Kürtlerin yanında olma
zamanıdır.’’ demişti.
‘Canê için adalet’
imza kampanyası
Sosyal medya ve Change.org
adlı sitede ‘Canê için adalet’ adlı
imza kampanyası başlatıldı. Kampanya kapsamında Alman yetkililere olayın araştırılması çağrısı
yapılıyor. Hızla büyüyen kampanyaya yoğun ilgi var. Bugün itibariyle 5 bin imza toplandı.
Çarşamba 10 Aralık 2014
5
Ev alımında pul vergisi değişikliği
Geçtiğimiz Çarşamba günü, Maliye Bakanı George
Osborne, sonbahar maliye raporunu açıklandı.
Mayıs 2015 öncesi son mali planın açıklandığı
raporda öne çıkan konu, ev alımında ödenen pul
vergisine uygulanan değişikler oldu.
Osborne, Britanya ekonomisinin Almanya ve Fransa’dan
daha hızlı büyüdüğünü söyledi
ve hükümetin uyguladığı mali
planının doğru olduğunu iddia etti.
Ev satımında ödenen pul vergisindeki değişikliğe göre, satın
alınan evin fiyatına uygulanan
yüzdelik ücretinin hesaplanması
değişecek. Eskisi gibi, £125 bine
kadar olan evlere vergi uygulaması
olmayacak; £250 bine kadar olan
evlere %2 vergi uygulanacak;
£925 bine kadar olan evlere % 5;
£1.5 milyon değerindeki eve %10
ve £1.5 milyon üzeri olanlara da
%12 uygulanacak.
• £125,001 ve £250,000 arası %2
• £250,001 ve £925,000 arası %5
• £925,001 ve £1.5m %10
• £1.5 milyon üzerinde %12
Örnek- Evin değeri £300,000,
bu rakamın ilk £125,000 ine vergi
uygulanmıyor. Yani £300,000’in
£124,999’ine yüzde 2 vergi uygulanacak. Son £49,999’a yüzde 5
vergi uygulanacak. Bu hesaplamaya göre £4,950 pul vergisi ödeniyor. Eski hesaplamada bu değerde
evin pul vergisi £9,000 olurdu.
Pul vergisi nedir?
Adı
tam
olarak,
pul
yükümlülüğü toprak vergisi olan
ve ev alımında uygulanan vergi,
evin değerine göre hesaplanıyor.
Evin oturmak için ya da kiralanmak için alınması verginin oranını
etkilemiyor. Şirketler ve toplu
yatırım projeleri tarafından satına
alınan evlere uygulanan vergi
oranı farklıdır- £500,000 üzerindeki evler %15.
Yapılan değişikte, hem evin
değerine göre uygulanan oranlar
değişti hem de, toplam verginin
hesaplanma formülü. Eski uygulamada tek yüzdelik uygulanırken,
4 Aralık Çarşamba gününden itibaren, her orana göre yüzdelik
farklı uygulanacak.
İskoçya?
• £135,000’e kadar vergi uygulanmıyor
• £135,001 ve £250,000 arası %2
• £250,001 ve £1 milyon arası %10
• £1 milyon üzere %12
Diğer değişikler
Gelir vergisi- £10,600 kazançtan
sonra
uygulanmaya
başlayacak.
Belediye vergisi (business
rates)- Ana caddelerdeki küçük
esnafı desteklemek için 300 bin
dükkan, pub, kafe ve restoranta
£1,500 business rates indirimi
sunulacak.
Uluslararası şirketlere vergiKarlarını yurtdışına taşıyan büyük
şirketlere %25 kar vergisi uygulanacak.
Uçuş vergileri- 1 Mayıs’tan itibaren, 12 yaş altı çocukların uçak
biletlerine vergi uygulanmayacak.
Bir sonraki sene bu 16 yaş altına
yükseltilecek.
Mastır öğrencilerine borçMastır yapacak yüksek lisans
öğrencilerine £10,000 borç alma
imkanı sunulacak.
Çarşamba 10 Aralık 2014
6
Londra’da İnsan Hakları Paneli
BÜYÜK
REKLAM
KAMPANYASI
Kürt ve Türk toplumuna
ulaşmanın en iyi yolu
10 Aralık İnsan Hakları Günü nedeniyle ICAD,
Gik-Der, Kürt Toplum Merkezi ve Tilkililer
Derneği tarafından düzenlenen panel, ‘İnsan
Hakları ve Kürt Sorunu’ başlığı altında GikDer salonunda Pazar günü gerçekleştirildi.
Panelde ilk sunumu ICAD adına Gökhan Kaya yaptı.
Kaya ‘sadece insan hakları ihlallerinden değil, aynı zamanda direnişlerden de söz etmeliyiz’ diyerek başladığı
konuşmasında ‘ICAD olarak hangi biçimde olursa olsun
direnme hakkının da bir insan hakkı olduğuna inanıyoruz’
dedi. Bölgede, geçmiş bir yana, yakın tarihte 2 kez soykırım
yaşandığını belirten Kaya, ‘1988 Halepçe ve geçtiğimiz
aylarda yaşanan Ezidi soykırımlarında binlerce Kürt ve
Ezidi’nin katledildiğinin altını çizdi. Bu soykırımların gerici
devletler ve onların beslediği karanlık örgütlerce, güçlerce
uygulandığını vurgulayan Kaya, yine Kamışlo ve Roboski
katliamlarının yakın dönemde öne çıkan insan hakları ihlallerinden sadece birkaçı olduğunu ifade etti.
‘Kirli savaş döneminde uygulanan gözaltında kayıplar
da bölgede yaşanan insan hakları ihlallerinin bir başka
biçimidir. Bugün gözaltında kayıplara karşı Cumartesi
Anneleri’nin direnişi bütün dünyaya örnek olmuş güçlü bir
mücadele mevzisi haline gelmiştir. Bugün kayıp yakınlarının
Türkiye ve Kürdistan’da gerçekleştirdikleri eylemler, insan hakları ihlallerine karşı etkili mücadele yöntemlerinden
biridir’ diyen Kaya, bugün Rojava’da inşa edilen özyönetim
modelinin bölgede en ilerici, özgürlükçü ve her türlü insan
hakkını güvenceye almış bir yönetim biçimi olduğunu vurgulayarak, Rojava’nın emperyalistler ve gerici güçlerce hedef tahtasına oturtulmasında bu gerçekliğin payının büyük
olduğunun altını çizdi.
BM İnsan hakları evrensel bildirgesinde geçen maddelerden bir tanesi bile Kürdistan’da uygulanmadı
Ardından söz alan Kürt Toplum Merkezi temsilcisi
Aladdin Sinayiç Birleşmiş Milletler İnsan hakları evrensel bildirgesinin tek bir maddesinin bile Kürdistan’da
uygulanmadığını söyleyerek, ‘Kürdistan’ın her bir parçası
tarihsel olarak işkence, katliam ve insan hakları ihlallerine
maruz kaldı ve bunun Kürde reva görenler, bu beyannamede
imzası olan ülkelerdir ’ dedi.
Dört parça Kürdistan’da yaşanan hak ihlallerine değinen
Sinayiç, özellikle Türkiye’deki durumun, hak ihlallerinden öte tamamen soykırımla dolu bir tarihten oluştuğunu
belirtti. Sinayiç şunları belirtti: ‘‘Kültürel soykırımın
yanında fiziki soykırımlarla doludur Türkiye tarihi. Şuan
Daiş barbarlarının yaptıklarını zamanında Türk devleti de
Kürtlere karşı yapmıştır. Kafa kesmeler, ölüye işkence ve
tecavüzler, insanlık dışı uygulamalar Kürt halkının Daiş’ten
önce Türk devletinden öğrendiği uygulamalardır. Yaşanan
katliamların hiçbirinin sorumlularından hesap sorulmadı
bugüne kadar. Daha dün Yüksekova’da 18 yaşında bir genç
%30
indirim
Tüm reklamlarınız
polisler tarafından katledildi. Ülkenin Cumhurbaşkanı hepimizin aklıyla alay edercesine kalkıp Türk polisinin kimseyi
öldürmediğini söylüyor. Türk devletinin, çözüm sürecine
olan yaklaşımı Kürt halkı nezdinde samimi bulunmuyor ve
ciddi bir güven bunalımı yaşanıyor. Ancak Kürt Özgürlük
hareketi bu konuda her şeye hazırlıklıdır ve alternatifsiz
değildir. Mevcut politik konjonktürde bu sürece ihtiyacı olan
AKP iktidarıdır.’’
İran devletinin Kürtlere yönelik hak ihlallerinin de en üst
düzeyde devam ettiğini belirten Siyaniç ‘Onlarca Kürt siyasi tutsak İran hapishanelerinde 18 gündür açlık grevinde
olduğunu ve İran devletinin bu tutsakları idam ile tehdit
ettiğini ifade etti.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkının Kürtler tarafından
devlet kurma hakkı olarak görülmediğini belirten Sinayiç,
Ortadoğu’da yaşanan boğazlaşmanın altında yatan en büyük
nedenlerden birisinin anti demokratik Ulus-devlet sistemleri
olduğunu ve Kürtlerin siyasi sınırları sorun yapmadan, kendi
kendilerini özerk bir yapı içerisinde yönetmek için mücadele
verdiğini ifade etti. Sinayiç, ‘Ortadoğu’da halklar, mezhepler, farklılıklar birbirlerine kırdırılırken, Rojava’da bunun
tam tersi bir durum yaşanıyor.’’ dedi.
Bugün Rojava’da BM Evrensel Bildirgesinin her bir maddesinin uygulandığının altını çizen Sinayiç, bunun savaş
koşullarına rağmen uygulandığını, her ulustan, inançtan
halkların barış içinde kardeşçe yaşadığının altını çizdi. Kadın
haklarının muazzam ölçüde geliştiğini ve yine kadınlar
tarafından güvence altına alındığını belirten Sinayiç, ‘halklar arası boğazlaşmalarla bölgede hakimiyetini sürdürmüş
olan emperyalistlerin ve gerici devletlerin yaşanan bu
halklar kardeşleşmesinin bölgedeki iktidarlarını tehdit etmesinden korktukları için Rojava devrimine ve Kobani’ye
saldırmaktadırlar’ dedi.
Panel soru ve cevap bölümünün ardından son buldu.
%40
indirim
Yeni yıl kutlamalarınız
ücretsiz
Tüm seri ilanlarınız
www.telgraf.co.uk
[email protected]
07429481490 | 02079230838
Çarşamba 10 Aralık 2014
7
İngiliz polisinin Kürtlere yönelik
terör estirdiği Dover Davasının
İlk Duruşması 17 Aralık’ta
Dover sınır kapısında, Paris’e
yolculuk yapan Kürtlerin otobüslerini
durdurulup ‘terörist’ muamelesi
gördüğü ve üzerlerindeki tüm paralara
el konulmasına ilişkin davanın ilk
duruşması 17 Aralık, Folkestone
Magistrates Court’ta gerçekleşecek.
Olay nasıl gelişti?
Üç otobüsten oluşan konvoyda, ilk iki otobüs içerisinde birer kişi sorgulandıktan sonra yollarına devam etmelerine izin verilmişti, ancak, üçüncü otobüs
yaklaşık dokuz saat bekletilmişti. Kadınlara uygulanan yanlış muamelenin yanı sıra, sorgulamaya alınan
22 kişiden hiç bir tanesine yasal hakları anlatılmadan
sorguları alınmıştı.
Sorgulanan bir çok yolcunun İngilizce bilmedikleri
ve Kurmanci konuştukları polise aktarılmasına
rağmen, Sorani tercümanın telefona bağlandığı gazetemize bildirilmişti.
İngilizce yazılan ifadeleri tercüme edilmeden zorla
imzalatılmıştı. Yolculara, ifadelerini imzalamadıkları
takdirde ‘üç, dört gün’ orada tutulabilecekleri
söylenilmişti.
Arama ve paralara el koyma Anti Terör Yasasının,
Yedinci Maddesi kapsamında yapılmıştı.
Polis, PKK’ye para aklamakla suçladığı yolculara,
‘siz terörist bir organizeye hizmet ettiğinizi biliyor musunuz’, şeklinde önyargılı ifadeler kullanılmıştı.
Bazı yolcular, buna tepki olarak, ‘PKK terörist bir
organize değildir, bizler 09 Ocak 2013’te katledilen
arkadaşlarımızı anmak ve adaletin yerini bulması için
düzenlenen eyleme katılmak için Paris’e gidiyoruz’,
demişlerdi.
Yolcuların tüm paralarına el konulup, Polisten
‘Paris’e gittiğinizde arkadaşlarınız size yardımcı olur’,
şeklinde alaycı bir tavırla karşılaşmışlardı.
Mağdur olan yolcular avukat aracılığıyla, kendilerine karşı uygulanan polis muamelesinden dolayı
şikayette bulunmuşlardı.
Duruşma, Folkestone Magistrates Court’ta, 17
Aralık Çarşamba günü, saat 09:50’de gerçekleşecek.
Diane Abbott Londra Büyükşehir
Belediye Başkanlığına Aday
Hackney Milletvekili, Diane
Abbott, 2016’da yapılacak Londra
Büyükşehir Belediye Başkanlığı
seçimleri için, İşçi Parti’den aday
adayı olduğunu açıkladı.
Londralılara maddi olarak yaşana
bilinecek bir yer olmasını sağlamak
için mücadele edecek bir adaya
ihtiyacı var Londra’nın.”
İşçi Parti’nin diğer adaylarına
ilişkin konuşan Abbott, “İşçi Parti,
adaylarından dolayı çok şanslı, ve
İşçi Parti adayları arkadaş olarak
gördüğüm kişiler, bu yüzden
de çok iyi bir yarış olacağını
düşünüyorum”, dedi.
Geçtiğimiz aylarda, Tottenham
Milletvekili David Lammy de aday
adaylığını açıklamıştı.
Tooting Milletvekili, Sadiq
Khan ve Dulwich ve West Norwood Milletvekili, Tessa Jowell’ın
da aday olmalarına kesin olarak
bakılıyor.
Son dönemlerde yükselen
yabancı düşmanlığı siyasetine karşı
duracağını ve geçim sıkıntısına
ilişkin
çalışma
yürüteceğini
ifade eden Abbott, bir televizyon
Urswick Ortaokulu Bilgisayar Bölüm Başkanı
Bir eğitim kalmıştı!!
Paris’te, 9 Ocak 2013’te, Sakine Cansız, Fidan
Doğan ve Leyla Şaylemez’in ölümlerinin birinci yıldönümünde kitlesel eyleme katılmak üzere,
Londra’dan Paris’e giden Kürtlerin otobüsü, Dover’da
İngiliz polisi tarafından durdurulup, otobüsün içerisindekiler aranıp üzerlerindeki nakit paralar, kuruşu
kuruşuna, polis tarafından el konulmuştu.
Otobüste bulunan çoğunluğu kadın, ikisi çocuk,
toplam 38 kişinin bulunduğu otobüste, başörtülü
kadınların, polis tarafından başlarının açıldığını ve
bu esnada odada erkek polis memurların da olduğu
aktarılmıştı. Bu arada yapılan uygulamalar esnasında
65 yaşındaki Kürt annesi, Fatma Kaya, fenalık geçirerek bayılmıştı.
Oktay
Şahbaz
[email protected]
İnsan hakları Avukatı Alastair Lyon öncülüğünde,
Birnberg Peirce & Partners avukatlık firması tarafından
temsil edilen mağdurların paralarının geri verilmesi talep edilecek.
10 Ocak 2014 akşamı, Kürt toplum merkezlerinden kalkan otobüslerden bir tanesi yaklaşık dokuz
saat Dover’da, gemi kapısında tutulmuştu. Otobüste
bulunan kadın ve erkeklerin üzerlerindeki tüm paralar alınıp, saatlerce ‘terörist’ muamelesi görerek
sorgulanmışlardı.
Eğitim Köşesi
kanalına verdiği röportajda şöyle
konuştu: “Uzun zamandır bu yarışa
girmem için bana baskı yapan çok
fazla insan vardı ve Londra’nın
tam anlamıyla bağımsız bir adaya
ihtiyacı olduğu için, sıradan
Resmi aday açıklamaların 2015
genel seçimleri sonrası olması
bekleniliyor.
Abbott,
belediye
başkanlığı koltuğuna seçilirse
milletvekilliğinden istifa edeceğini
belirtti.
Bir göçmen saldırganlığıdır almış başını gidiyor. Göçmenler için
o kadar çok negatif şey söylendi ve söyleniyor ki şimdiye dek her
şeyi duyduk ve duymaya devam ediyoruz. Önce işimizi elimizden
alıyorlar dediler, daha sonra sosyal yardımlarımızı oda yetmedi evlerimiz elden gidiyor dediler. Şimdi ise bütün bunlar yetmiyormuş
gibi göçmenler şimdi de okullarımızı ve çocuklarımızın eğitimini
elimizden alıyor diyorlar. Tabiiki bu görüş İngiliz ve İngiltere’de
yaşayan toplumdan daha çok, sağcı UKIP’in başını çektiği ve diğer
üç ana muhalefet partinin de peşine düştüğü hüsnü kuruntudan başka
bir şey değil.
Şimdiye kadar bu anlayışa bağlı bir çok şeyi duyduk. Fakat
geçen haftalarda Çalışma ve Emeklilik bakanı Ian Duncan Smith
başta kendi partisi olmak üzere bir çok kişiye ‘yok daha neler’
dedirtecek bir açıklama yaptı. Ian Dunca Smith’e göre bu ülkeye
yaşamak için gelen göçmen ailelerin çocuklarının verilen eğitime
zarar verdiği ve eğitimi değiştirdikleri iddiasını ortaya attı. Buna
gerekçe olarak ta göçmen çocuklarının İngilizce bilmemesini, seviyeyi düşürdüklerini ve bunun yüzünden bir çok ailenin çocuklarının
okullarını değiştirdiğini söyledi. Bu açıklamayı ne tür bir araştırmaya
veya kaynağa dayanarak söylediği belli değil. Buda bir yana, yine
kendisi gibi Konservatif partili Eğitim Bakanı Nicky Morgan ise tam
bu açıklamanın yapıldığı dönemde aslında göçmenliğin eğitime bir
darbe değil aslında faydası olduğu yönünde bir açıklama yapmıştı.
Çalışma bakanı olan Ian Duncan Smith seçmene umut verecek bir
politika yapmakta çok zorlanmış olacak ki kendi bakanlığına ait
olmayan bir konuda bile böyle asılsız bir şey söyleme gereksinimi
duyuyor.
Belkide Ian Duncan Smith’e bu konuda en büyük cevap yine geçen
haftalarda Bristol Üniversitesi Piyasa ve Kamu Araştırma Merkezi
(CMPO)’nin yaptığı raporun sonuçlarının açıklanması ile geldi.
CMPO’nun yaptığı açıklamaya göre özellikle Londra’da yaşayan
çocukların GCSE sınavlarındaki başarısını göçmen ve çok farklı etnik kökenli toplumların yaşamasına bağladı. Özellikle göçmen ve
etnik azınlık çocuklar çıkartıldığında öğrenci sayısının Londra’da
sadece 34%, İngiltere genelinde ise 84%’nun İngiliz çocuklardan
oluştuğu belirtildi. Fakat bu öğrencilerin başarısına bakıldığında
ise sonuçlarının ülke genelindeki en düşük puanlara sahip oldukları
görüldü. Fakat bu rakamlara göçmen ve diğer azınlıklardan çocuklar
eklendiğinde başarısız öğrenci sayısının Londra’da neredeyse ortadan kalktığı, ülke genelinde ise ciddi bir şekilde azaldığı görülüyor.
Araştırmaya önderlik eden Simon Burges raporunda “Yaptığımız
tüm araştırmalarda göçmen ve etnik azınlık çocukların İngiliz
yaşıtlarından çok daha başarılı oldukları gerçeğini sayısız defa
gördük. Etnik azınlık sayısının Londra’da ülkenin diğer bölgelerine
göre daha fazla olması burada sınav sonuçlarının yüksek olmasında
daha fazla etki yapıyor” açıklamasında bulundu. Özellike göçmen
ve etnik azınlık çocukların başarılı olmak için daha istekli ve azimli
olduklarını dile getiren Burges, bu durumu ‘yüksek aspirasyon ve
hırs öyküsü’ olarak adlandırdı. Bir çok göçmen ve etnik azınlıktan
olan çocukların Londra ve İngiltere’deki olanaklara yaşıtlarından
daha çok değer verdiğini ve bunu da en iyi şekilde kullanarak iyi
yerlere gelme isteği raporda değinilen noktalardan bir başkası. Burges son olarak bu başarının İngiliz yerli çocukları da etkilediğini ve
onları da daha başarılı olmak için harekete geçirdiğini de raporunda
değindi.
Bu araştırma ve daha bir çok araştırmada gösteriyor ki göçmenler
hem sosyal, hem ekonomik, hem eğitsel konum başta olmak üzere
her şeyleri ile bu ülkeye katkı sunuyorlar. Yane özellikle son dönemlerde gerek sağcı partiler UKIP ve Konservatif olsun gerekse de geleneksel olarak göçmenleri oy kaynağı olarak kullanan ama şimdi
kendisi de diğer partiler gibi göçmen karşı söylemler yapan İşçi partisi, umarız bir çok profesör, üniversite yada araştırmacının yaptığı
bu bulguları dikkat alır.
Çarşamba 10 Aralık 2014
8
Parlamentoda
Yapılan Toplantıdan
Kürdistan için Acil
Yardım Çağrısı
Channel4 Muhabiri
Jonathan Rugman
BBC Dünya Servisi
Muhabiri Jiyar Gol
suz yürümek zorunda kalmıştı.
Küçük Aziz 4 saat sonra yaşamını
yitirmişti ve daha 8 yaşındaydı.”
Şeklinde konuştu.
Pazartesi akşamı Kürdistan Bölgesel Hükümeti
Britanya temsilciliğini çağırısı ile Parlementoda
düzenlenen toplantıda Güney Kürdistan’daki
son siyasal gelişmeler tartışılırken, bölgedeki
mülteciler için de acil yardım çağrıları yapıldı.
“IŞID’den kaçtılar, şimdi yeni
düşman kış ile karşı karşıyalar”
başlıklı çağırıda, yardım amaçlı
düzenlenen toplantı büyük ilgi
gördü. Irak’tan ve Suriye’den
Kürdistan’a gelen mülteciler
ve yerlerinden edilmiş ailelere
yardım amaçlı gerçekleştirilen
toplantıda Kobane ve Şengal’i
ziyaret eden üst düzey medya
görevlileri ve devlet yetkilileri ile
dernek yöneticileri de konuşmacı
olarak hazır bulundu. Toplantıda,
Şengal, Kobane ve yerlerinden
edilmiş insanlar ile ilgili belgesel
niteliği taşıyan kısa filmler de gösterime sunuldu.
Düzenlenen
gecenin
moderatörlüğünü
Milletvekili
Mary Glindon yaparken, Kürdistan İngiltere Temsilcisi Bayan
Sami Abdul Rahman, BBC Dünya
Servisi Muhabiri Jiyar Gol, Channel4 Muhabiri Jonathan Rugman,
Daily Telegraph Gazetesinden
Sally Williams, Direktör Gary
Kent, Kürt Stand-up’çı Kae Kurd,
Kürdistan Memory Programı Direktörü Gwynne Roberts, QC
Mark Muller, katliamlar ile ilgili
uzman Profesör Brian Brivati,
Yezidi halkından Shikriya Aclan,
Turkmen halkından Najat Kelechy, Asurlu kilisesi yetkilisi Rev-
KRG Britanya temsilcisi
Bayan Sami Abdurrahman
erend Tony Malham, akademisyen
Janroj Keles ve Labour solidarity with Kurds grubundan Nora
Mulready’nin konuşmacı olarak
katıldığı toplantıda katılımcılar ile
deneyimlerini paylaşarak Kürdistan için acil yardım çağırısı
yaptılar.
Gecede, gerçekleştirmiş olduğu
film gösterimi ile büyük alkış toplayan BBC Dünya Servisi muhabiri Jiyar Gol gözlemlerini
katılımcılarla paylaşı. Yerlerinden
edilen insanların büyük zorluklar içerisinde kamplara ulaşmaya
çalıştıklarını ve can derdi ile
yaşadıkarı yerleri terk ettiğini
vurgulayan Gol, konuşmasında,
“Kurdistan’dan göçederken kaybolan küçük Aziz’in hikayesi
beni derinden etkilemişti, askerler
onu kaybolmuş bir şekilde yalnız
bulmuş ve hastaneye götürmüştü.
Kim bilir kaç saat aç ve su-
Channel4 muhabiri Jonathan
Rugman ise gösterdiği filmde
silahlı bir helikopter ile yapılan
çekimler yer aldı. Göç etmekte olan insanların görüntüleri ve
onlara yaklaştıklarında görülen
açlık ve susuzluğun etkileri izleyenlerin yüreğini burktu. Yaptığı
konuşmada, Rugman “10 gün boyunca 45 derece sıcaklıkta orada
bulunduk, söylemeliyim ki çok cesur insanlar gördüm, Irak’ın bünyasindeki 3 yada 4 helikopterden
birinde bize yardımcı olan ekibe
teşekkür etmeliyim, saygıyla
anıyorum, hayatlarını kaybettiler,
çünkü DAİŞ helikopterlere de
kaygısızca ateş açıyor.” Dedi.
Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy
Çarşamba 10 Aralık 2014
9
Aralarında İngiltere’den de
akademisyenlerin olduğu bir
heyet Rojava’ya gitti
oldukça zor olduğunu ve uluslararası
yardım kuruluşlarının verdikleri sözleri
tutmadıklarını bildirdi.
Uluslararası heyetin daha sonra
Rojava’nın ilk üniversitesi olan Qamişlo
kentindeki Mezopotamya Akademesi’ni
ziyaret edecek. Heyet üyelerinin 3 Eylül
2014’te kurulan üniversiteye yardımları
da görüşeceği öğrenildi.
Heyette yer alan isimler:
Rojava’daki özlem ve izlenimlerini
rapor halinde kamuoyuna açıklaması
beklenen heyette şu isimler yer alıyor:
• Prof. Dr. David Graeber (Antropolojist
ve yazar, London School of
Economics and Political Science)
• Prof. Dr. Christian Zeller (Salzburg
Üniversitesi, İsviçre)
• Eirik Eiglad (Yazar, Editör Norveç)
DAVİD GREABER
dilar dirik
Aralarında İngiltere’den de
akademisyenlerin olduğu
uluslararası bir heyet bazı incelemelerde bulunmak üzere
Rojava’nın Cizre kantonuna
geçti. Güney Kürdistan’dan
Cizre Kantonu’na geçen heyet
Rojava’daki demokratik özerk
yönetimler hakkında bilgi alacak.
Heyetin içerisinde İngiletere’den giden
Profesor David Greaber, Dr Thomas Jeffrey Miley, akademisyenler Rebecca Coles
ve Dilar Dirik’in yanında dünyanın birçok
ülkesinden akademisyen, araştırmacı,
thomas jeffrey
yazar ve gazeteci bulunuyor. Dünyanın
artık “Rojava modeli” olarak tanıdığı Batı
Kürdistan’daki kantonlar hakkında yerinde bilgi almak ve incelemelerde bulunmak için uluslararası bir heyet oluşturuldu.
Geçtiğimiz hafta Güney Kürdistan’ın
başkenti Hewler’e giden heyet Federe
Kürdistan Bölge Yönetimi ve KNK temsilcileriyle görüştükten sonra Rojava’ya
geçti.
Cizire Kantonu’na geçen heyet ilk
olarak Derik kenti yakınlarındaki Newroz
kampını ziyaret etti. DAİŞ çetelerinin
saldırısından kurtulan Şengalli Êzidilerin
kaldığı kampta incelemelerde bulunan
heyet üyeleri kampta yaşam koşullarının
• Dilar Dirik (Cambridge Üniversitesi
Sosyoloji bölümü Doktora öğrencisi)
• Dr. Roger Turaut, (Erfurt
Üniveristesi, Kurdolog-Almanya)
• Dr. Rebecca Coles, (Araştırmacı
Nottingham Üniversitesi, Britanya)
• Jakob Zethelius (Ekolojist, İsveç)
• Dr. Thomas Jeffrey Miley (Akademisyen,
Cambridge Üniveristesi)
• Johanna Riha (Araştırmacı ve Doktora
öğrencisi Cambridge Üniversitesi)
• Oktay Ay (Araştırmacı ve doktora
öğrencisi Bogazici Universitesi, Türkiye)
• Prof. Dr. Antonia Davidovic (Ethnologist,
Kiel Üniveristesi, Almanya)
BÜYÜK
REKLAM
KAMPANYASI
Kürt ve Türk toplumuna
ulaşmanın en iyi yolu
%30
indirim
Tüm reklamlarınız
%40
indirim
Yeni yıl kutlamalarınız
ücretsiz
Tüm seri ilanlarınız
• Janet Biehl (Yazar, ABD)
www.telgraf.co.uk
• Dr. Nazan Üstündag (Sosyolog, Istanbul
Bogazici Universitesi, Türkiye)
07429481490 | 02079230838
• Derviş Cimen (Gazeteci, İsviçre)
[email protected]
Çarşamba 10 Aralık 2014
10
ROJAVA İZLENİMLERİ 1:
21. Yüzyıl ve sonrası yaşanacak devrimlerin temel ilham kaynağı: ROJAVA
Alaettin Sinayiç / Londra-Telgraf
“Dayê ji min re çîrokekê vebêje,
Bila tê de evîn hebe
Bila tê de şoreş hebe
Dayê ji min re çîroka Rojava vebêje”
Yüzyılların baskı ve zulüm mağduru
olan Kürtlerin, sistemden demokratik duruşlarıyla öç aldıkları Rojava’da,
edindiğim izlenimleri anlatmadan önce
Suriye’deki genel duruma ve Kürtlerin
yaşadıklarına biraz göz atalım.
1639 yılında Kürdistan topraklarının
Osmanlılar ve Safeviler arasında paylaşıldığı
Kasr-i şirin antlaşmasıyla beraber, Kürdistan
üzerinden kara bulutlar dağılmak bilmedi.
Sykes-Picot ve Lozan antlaşmalarıyla beraber Kürdistan toprakları işgalci devletler
arasında paylaştırılmaya devam edildi.
Rojava, 1900’lerden 1946’ya kadar
Fransız mandası bünyesindeydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’nın Suriye’den
çekilmesiyle beraber Suriye Cumhuriyeti
bağımsızlığını ilan etti. Ne Fransız mandası
döneminde, ne de Suriye’nin bağımsızlığıyla
Kürtlerin hakları ve statüsü açısından hiç bir
şey değişmedi, aksine günden güne zulüm
ve baskı arttı.
1950’lerle beraber Suriye devleti,
Kürtlere yönelik saldırılar başlatarak,
Kürtçeyi yasaklayıp, baskı, zulüm, asimilasyon dönemini başlatmış oldu. 1957’de
Amude sinemasında 250 Kürt çocuğunun
yakılması zulüm zincirinin en acımasız
halkalarından birisi oldu. 1962 yılında, 200
binden fazla Kürt, yabancı kabul edilerek
vatandaşlık hakkı ellerinden alındı. Bu kanunla birlikte artık yüzbinlerce Kürt, kimliksiz bir şekilde tüm haklarından yoksun,
hiçbir yere ait olmadan yaşamaya başladı.
1973’te çıkarılan kanunla da Suriye rejimi,
kardeş rejim olan Türkiye’yi takip ederek,
tüm köy, belde, kasaba ve şehirlerin isimlerini değiştirip Araplaştırdı. Bununla da
yetinmeyen rejim, üç büyük Kürt şehrini
(Qamişlo, Kobane, Afrin) birbirinden koparmak için yüzlerce Kürt köyünü Kürtlerden
temizleyerek yerine Arapları yerleştirdi.
Arap baharı dedikleri
sert ve kanlı bir kış!
Wael İbrahim, diğer bilinen adıyla Abu
Meryem:
Halep’in Bustan Al Qasr kasabasında
Cuma gösterilerini organize eden bir kamyon şoförü. Şarkılarla başlayan başkaldırıda
kardeşiyle beraber rejime karşı Cuma
gösterilerini örgütledi. Kısa bir sürede
başkaldırının sembol isimleri haline geldi.
Rejim tarafından tutuklandı, işkenceden
geçirildi. Serbest kaldıktan sonra kaldığı
yerden devam etti ama bu sefer şarkılar
yerini silah seslerine bırakmıştı. Ebu
Meryem pes etmedi, bu sefer de özgür
Suriye ordusu üyeleri tarafından gözaltına
alındı, işkence gördü. Ama Ebu Meryem yine pes etmedi, gerçekten Suriye
devrimine inanmıştı ve onun tek amacı
Suriye’nin Esad diktatörlüğünden kurtarılıp
demokratikleştirilmesiydi. Bunu isterken, şunu da haykırmayı ihmal etmiyordu:
Serekaniye
‘‘Kimsenin devrimimizi çalmasına izin
vermeyeceğiz’’. Özgür Suriye Ordusu’ndan
(Öso) sonra, Nisan 2013’te, Daiş üyeleri
tarafından gözaltına alındı ve bir daha kendisinden haber alınamadı…
Ebu Meryem’in hikayesini anlatmamın
nedeni ‘Arap baharı’, ‘Suriye devrimi’ gibi
aldatma tanımlamaların nasıl bir noktada
olduğunu bize iyi göstermesidir.
Suriye’de şarkılarla, sloganlarla başlayan
rejim karşıtı başkaldırı kısa bir süreçte yerini
kuralsız, vahşi ve kanlı bir iç savaşa bıraktı.
Batılı güçlerin masa başında hazırladığı
ve uygulamaya çalıştığı projelerin hiçbiri
tutmadı, teoride uzlaşılan hiçbir karar pratikte gerçekleşmedi. Mevcut kaos ortamı ve
farklı hesapları olan ülkelerin silah ve para
akışı yüzlerce silahlı grup ortaya çıkardı. Ve
devamında Suriye’ye felaket ve çöküş hakim
oldu. Suriye nüfusunun yarısından fazlasına
tekabül eden 10 milyonun üzerinde insan
yerinden göç etmek zorunda kaldı. Bunların
bir bölümü Suriye sınırları içerisinde
farklı bölgelere kaçarken, diğer bölümü de
Suriye’nin komşu ülkelerine kaçtı. Mevcut
karanlık ve kaos ortamında doğru bir bilgi
almak zor olsa da, Londra merkezli Suriye
İnsan Hakları İzleme Örgütü verilerine
göre, ölenlerin sayısının 300 binin üzerinde
olduğu belirtiliyor. Ölümlere o kadar çok
alıştırıldık ki yaşamını yitiren insanların
sayısı bize basit bir matematiksel rakam
gibi gözüküyor artık. Geldiğimiz en tehlikeli nokta da bu olmalı.
Arap baharının en kanlı halkalarından
birisi olan Suriye’de çözümsüzlük, kanlı
çatışmalar, vahşet en ağır bir şekilde devam
ederken, Rojava’da bir yandan saldırılara
karşı amansız bir direniş veriliyor, bir yandan da tüm Ortadoğu’ya çözüm modeli olabilecek bir sistem inşa ediliyor.
Suriye bataklığında
bir UMUT: Rojava
2011 baharında, Suriye’de olaylar başlayınca Kürtler de çok daha önce
başladıkları hazırlıklarına hız verdiler. Suriye karışmaya başlayıp cellatlar
şehirlerde kendisi gibi olmayanlara ölüm
dağıtırken Kürtler kendi topraklarını ve
bu topraklarda yaşayan halkları korumak
Newroz Kampı-Derik
adına tarihi bir direniş başlattılar. Kürtler,
ne diktatöryal iktidarını korumaya çalışan
Esad’ın, ne de her biri sırtlarını başka
ülkelere yaslayan dinci, cihatçı, selefi
örgütlerin yanında yer almayarak, Temmuz
2012’de Kürt kentlerinin kontrolünü bir bir
ele geçirdiler. Son olarak Ocak 2014’te, Rojava olarak tanımladığımız, Batı Kürdistan
topraklarında özerklik ilan ederek kendi sistemlerini inşa süreci başlattılar.
Teorisine aşina olduğum
sistemin pratikleşme sürecine
şahit olma yolculuğu
Rojava Toplumsal Sözleşmesi’nin ilk
paragrafının; ‘‘Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve
ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve
demokrasinin tesisi için. Demokratik toplum
bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte
çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine
kavuşması için. Kadın haklarına saygı ve
çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi
için. Savunma, öz savunma, inançlara
özgürlük ve saygı için. Bizler demokratik
özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar,
Süryaniler (Asuri ve Arami), Türkmenler
ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul
ediyoruz.’’, olduğu topraklara yolculuğum
başladığında teoride bildiklerimin pratiğini
görme heyecanı sarmıştı beni.
Peşxabur-Simelka sınır kapısı
en anlamsız ve en zor kapı
Güney Kürdistan tarafında Peşxabur,
Rojava tarafında ise ismi Simelka.
Kürdistan’ın parçalanmışlığının, parçalar
arasında yarattığı uzaklaşmanın en amansız
ve acı örneğidir bu sınır kapısı. Emperyalistlerin çizdiği sınırların her iki tarafında
şuan Kürtler hakim olsa da, emperyalistler
döneminden daha ağır ve daha sağlam bir
şekilde korunuyor şu anda. Arada sadece
delice akan Dicle nehri var. Dicle nehri
Kürdistan’ı ayırmak için değil hayat vermek
için olsa da, maalesef şu an Kürdistan’ın
parçalanmışlığının simgesi durumunda.
Birçok engelleme ve sıkıntıya rağmen
6 saatlik bir bekleyiş ve birçok dostu devreye koyduktan sonra Rojava’ya
geçiş izni alabildim. İngiltere vizesine ilk
başvurduğumdaki durumdan çok daha
zorlamalı bir şekilde aldığım geçiş izninden
sonra 20 kulaç mesafesi olan Dicle nehrini
geçmek için küçük feribota bindik. Feribota
bindiğimde bile hala geri çevrilme korkusu
vardı. Kelekten inip yeşil üniformalı Rojava
asayişini gördüğümde derin nefes aldım,
sanki mayınlı bir araziden geçmiş kadar
tüm hücrelerim rahatlamıştı. Kürdistan’ın
bir parçasından diğer bir parçasına bu kadar
zorlu geçmek... Bu konuyu ayrıca bir yazıda
değerlendirmeye çalışacağım.
Cezire
kantonundaki
ziyaretimde
Qamişlo, Derik, Amude, Gırke Lege,
Rimelan, Dirbesiye ve Serekaniye kentlerini dolaşma fırsatı buldum. YPG-YPJ birliklerini, Asayiş, Mala Gel (Halkevleri), dil,
kültür, basın gibi birçok kurumu ziyaret ettim. İki gün boyunca Derik’te bulunan ve 7
bin civarında Şengalli Ezidi’nin kaldığı Newroz mülteci kampında kaldım.
Rojava bir yandan kendisini amansız
saldırılara karşı korumaya çalışırken, bir
yandan da kendi sistemini inşa ediyor.
Eski alışkınlıkların, alıştırılmışlıkların,
farklılıkların ve savaşın ortasında tüm zorluklara rağmen demokratik özerk sistemin
inşa süreci büyük bir mesafe kat etmiş.
Açlıkla terbiye etme politikası
Rojava’nın kontrolü ele alındığından
bu yana dört taraflı çetin bir ambargo
uygulanmakta. Hem Türkiye, hem Güney
Kürdistan’ın sınırlarını kapatması ortak
bir politikanın ürünü olarak ortaya çıktı.
Bugün halen bu ambargo devam ediyor. Son
Duhok antlaşmasından sonra Güney Kürdistan ile çok cüzi bir ticaret başlamış olsa
da halen kapı bir nevi kapalı konumdadır.
Simelka/Peşxabur kapısında gözlemlediğim
kadarıyla Rojava’dan Güney Kürdistan’a
sadece küçük baş hayvan gidiyor. Bunun
dışından kapalı sayılır. İnsan geçişlerine
de özel durumlar (heyet, gazeteci (Türkiye
Kürdü dışında!), hasta) dışında tamamen
kapalı. Tabi ki ambargonun belli bir amacı
Çarşamba 10 Aralık 2014
11
Asayiş birliği mezuniyet töreni-Serekaniye
Newroz Kampı-Derik
Dirbesiye Çarşısı
Newroz Kampı-Derik
Qamişlo
Dil eğitim kurumu-Qamişlo
Simelka Sınır Kapısı
Halk Savunmak Birlikleri-YPG
Petrol Kuyuları-Rimelan
vardı, bu da Kürtlerin çok yabancı olmadığı
bir politikaydı. Kürtleri açlıkla terbiye etmeyi düşünenler, birçok noktada olduğu
gibi, yine yanıldılar. Ambargo çok büyük
sıkıntılar yaşatmaya devam etse de bunun
üzerinden bir irade kırılması beklemek
yanlış bir okuma olacaktır.
Ambargodan kaynaklı bazı ürünler çok
fazla pahalı. Zor koşullarda sınırlardan
kaçak bir şekilde geçirilmesi ve bazı
tüccarların mallarını yerine ulaştırıncaya
kadar 4-5 tane farklı gücün kontrolünden
geçirip, her birine vergi ödemesi fiyatların
artmasının altındaki en büyük neden. Her
şeye rağmen şehir merkezlerinde (Derik,
Qamişlo, Amude, Girke Lege, Rımelan,
Dirbesiye, Serekaniye) hayat devam ediyor. Cafeler, lokantalar, dükkanlar açık.
Doktorların sayısı azalmış olsa da hastaneler, özel muayeneler açık. Düğünler, son
Kobane direnişi ile beraber sessiz yapılsa,
da devam ediyor.
YPG-YPJ bin kilometrelik
cephede Daiş’e karşı
Daiş’e komşu yaklaşık bin kilometreyi
El Yapımı Petrol Rafinerisi-Rehiya/Qamişlo
bulan cepheyi YPG-YPJ koruyor. Bin kilometre az buz bir rakam değil. Profesyonel
devlet ordularının zorlanacağı büyüklükte
bir cepheyi Daiş gibi barbar bir örgüte karşı
korumak o kadar kolay bir şey değil. Keleş
ve çok az sayıda doçka ile bu sınırı koruyabilmek bir tek, YPG-YPJ gibi iradeli ve
inançlı bir gücün üstesinden gelebileceği bir
durum. Son Kobane direnişiyle beraber tüm
dünyanın hayretle ve bir yanıyla hayranlıkla
baktığı bu gençler o cephelerde sessiz
destanlar yazıyor. YPG’nin içerisinde çok
sayıda Arap savaşçının yanında, bünyesinde özerk bir tarzda örgütlenen ve tamamen genç erkeklerden oluşan 500 kişilik bir
Süryani Askeri Meclisi var.
Asayiş güçleri hem şehirler arası
hem şehir içi güvenliği sağlıyor
Yeşil üniformalı Asayiş güçleri kentler
arasında hemen hemen her yarım saat başı
bir kontrol noktası oluşturmuş. Çetelerin
özellikle intihar saldırılarına karşı çok
yoğun güvenlik önlemleri alınmış durum-
Yaşamını Yitiren YPG-YPJ’liler
da. Şehir içlerindeki güvenlik te yine bu
güçler tarafından yapılıyor. Asayiş güçleri
mahkeme kararı olmadan olağanüstü
durumlar dışında gözaltı veya baskın
yapamıyor. Asayiş’in en çok zorlandığı
nokta ise, Kürdün bir Kürt tarafından
gözaltına alınmasını tahammül edemeyişi...
Akşamları ise tüm kentlerde, her
sokakta halk silahıyla kendi güvenliğini
sağlıyor. Mala Gel’e bağlı olan bu güvenlik
komiteleri sabaha kadar sokakları koruyor.
Olağan üstü bir durumda ise Asayiş güçleri
çağrılıyor.
Rojava devriminin örgütleyici
ve motor gücü TEV-DEM
Enerejisini ve gücünü PKK felsefesinden alan Tevgera Civaka Demokratik
(Demokratik Toplum Hareketi), Rojava
devriminin temel örgütleyici ve besleyici
gücü. Eğitimden güvenliğe, ekonomiden
sosyal yaşama, ekolojiden kültür sanata
kadar yaşamın tüm alanlarında kurumların
kurulup yaşamı örgütlemesine öncülük eden
Tev-Dem, Rojava devriminin yaratıcısı
aynı zamanda. Ekonomi, sosyal, güvenlik,
eğitim, kentsel hizmet, adalet, ve diğer tüm
konular Mala Gel’in örgütlediği komünler
tarafından yürütülüyor.
Cezire kantonundaki kentlerde iki tane
belediye var. Rejimin belediyesi ve halkın
belediyesi. En büyük hizmet şuan halk belediyeleri tarafından veriliyor. Belediyeler
Mala Gel meclisleri tarafından denetleni-
yor. Mahallenin ve mahallelinin özel hizmet
ihtiyaçları Mala Gel’de tartışıldıktan sonra
belediyeye gidiyor.
Elektrik sorunu büyük jeneratörlerle
çözülmüş durumda. Normal elektrik günde
en çok 3-4 saat vardır, geri kalanı hep jeneratörlerden temin ediliyor. Mahallelere
büyük jeneratörler kurulmuş, bazıları özel,
bazıları da Halk Meclislerine bağlı.
İletişim ise şimdilik hem Türkiye hatları
hem de Suriye hatları üzerinden sağlanıyor.
Kobane direnişine ilham
olan Serekaniye
Kobane direnişinden önce Serekaniye’de
verilen mücadele dünya devrimcilerine ilham veren bir durumdaydı. Tabii,
Kobane’deki destansı direniş, Serekaniye
direnişini ikinci plana koydu. Sokak sokak,
ev ev çatışmaların yaşandığı bir kent.
Çatışmalar evlerin içine kadar girmiş. Özellikle batı tarafındaki binaların hepsi delik
deşik durumda. Evlerin içlerinde kurşun
izi olmayan tek santim kalmamış. Serekaniyelilerin hepsi çatışmalardan hemen
sonra evlerine geri dönmüşler. Çeteler ele
geçirdikleri yerleşim yerlerini aynı zamanda
talan ederler. O yüzden dönen aileler delik
deşik olmuş bomboş, tek eşyanın kalmadığı
evlerde yaşam savaşı veriyorlar.
Dünya halklarının Rojava’dan
öğreneceği çok şey var…
Çarşamba 10 Aralık 2014
12
Boris Johnson: Yabancı düşmanlığı
insanın doğasında var!
Nigel Farage: Geç kalmamın sebebi
ülkedeki yabancılar!
ilişkin yaptığı yorumlarla ilgili, radyo
programında, soruları yanıtlayan
Johnson, yabancı düşmanlığının doğal
olduğunu ve bunun insanların ‘kötü’
olduklarının anlamına gelmediğini
dedi. Johnson yabancı düşmanlığına
ilişkin şöyle konuştu: ‘‘İdare etmemiz
gerekiyor, ortadan kaldırmamız gerekiyor.’’
Londra Büyükşehir Belediye
Başkanı, Boris Johnson,
geçtiğimiz hafta Evening
Standard gazetesine verdiği
röportajda yabancı karşıtlığı
anlamına gelen, zenofobinin
‘insanın doğasında’
olduğunu söyledi.
Johnson, bu sözleri, Londra’ya büyük
şirketlerden yatırım almak için gittiği
Singapore’da dile getirdi.
Hafta sonu, Galer’de partisinin
toplantısını kaçıran, UKIP lideri Nigel
Farage, geç kalmasının sebebinin ülkedeki yabancı sayısının olduğunu söyledi.
Britanya’nın ‘açık kapılarının’, ülkede
çok fazla yabancı olmasına yol açtığını
ve M4 karayolunun altyapısındaki ek-
siklilerden kaynaklandığını söyledi.
Johnson, devamlı olarak katıldığı
LBC
radyosundaki
programında,
Farage’ın geç kalma gerekçesinin
duyduğu ‘en zayıf’ geç kalma gerekçesi
olarak yorumladı.
BBC’nin Galer Siyaseti programına
konuşan Farage, şöyle konuştu: ‘‘Buraya
gelmem altı saat 15 dakika sürdüaslında, üç buçuk saat sürmeliydi.
‘‘Bunun profesyonellikle alakası yok,
konu, açık-kapı göç sebebiyle, nüfusun
tavana vurması ve M4’nun eskisi gibi
verimli olmamasıyla alakalı.’’
Toplantıya gelen 100 kişi, Farage
ile tanışmak için 25 er sterlin ücret
ödemişlerdi.
Yabancı düşmanlığı doğaldır
Kendisi,
yabancı
düşmanlığına
Johnson konuya ilişkin sözlerine devam ederek, göçün Londra’ya
ve ülkeye genel olarak büyük katkı
sağladığını, fakat Birleşik Krallığa
gelen insanların İngilizce konuşup,
Britanya kültürüne saygı duymaları
gerektiğini dedi. Johnson, asimilasyona inandığını söyledi.
‘Kadınlar bebeklerini bir
köşede emzirebilirler’
Farage,
geçtiğimiz
hafta,
Londra’nın en ünlü otellerinden olan
Claridges’de, bir garsonun, bebeğini
emziren kadın müşteriye, bez peçete
vererek üstünü kapatmasını söylemesine ilişkin, her kuruluşun buna ilişkin
karar verme hakkı olması gerektiğini
söyledi ve gerekirse kadının bebeğini,
‘bir köşede emzirebilir’ yorumunu
yaptı.
Birleşik Krallığın Kahire
Büyükelçiliği, güvenlik
gerekçesiyle çalışmalarını
askıya aldığını bildirdi.
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Bedir Abdulati, İngiltere’nin Kahire
Büyükelçiliğinin çalışmalarını askıya
almasının, ihtiyati bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Abdulati, yaptığı
yazılı açıklamada, diplomatik ilişkileri
belirleyen “Viyana Sözleşmesi” gereği,
her ülkenin yurt dışı misyonlarını ve
buralarda görev yapan çalışanlarının
güvenliğini sağlamak amacıyla tedbir
alma hakkına sahip olduğuna değinerek,
“İngiliz elçiliğinin kararı ihtiyati bir
güvenlik önlemi” ifadesini kullandı.
Daha önce Büyükelçilikten yapılan
yazılı açıklamada, çalışmaların askıya
alındığı belirtilerek, “İskenderiye’deki
Başkonsolosluk çalışmalarını sürdürüyor, Büyükelçilik yeniden faaliyetlerine
başlayana kadar sunulacak hizmetler için
gerekli tedbirler alındı” denilmişti. Bu
arada ABD Dışişleri Bakanlığının da Kahire Büyükelçiliği çalışanlarını, “bölgede
batılıları hedef alan saldırılar sonrası dikkatli davranmaları ve bu süreçte evlerinden uzak bölgelere gitmemeleri” konusunda uyardığı belirtilmişti. Mübarek,
oğulları ve dönemin İçişleri Bakanı ile
30 Mart 1996 yılında Belfast yakınındaki Maghaberry hapishanesinde hayatını
kaybeden James McDonnell
davasında, AİHM İngiltere’ye
8 bin sterlin para cezası verdi.
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi
(AİHM),
gözaltında tutulduğu tek
kişilik hücresinde ölü bulunan İrlandalı gencin annesinin
yaptığı başvuruda İngiltere›yi
suçlu buldu.
AİHM,
Elizabeth
McDonnell’in 2011 yılında
yaptığı
başvuruyla
ilgili
olarak İngiltere›nin
Avrupa İnsan
Hakları
Sözleşmesi›nin 2. maddesini
ihlal ettiğine hükmetti. Karar
gereği İngiltere başvuru sahibine mahkeme masrafları
dahil 18 bin avro tazminat
ödeyecek.
Mahkemenin
gerekçeli kararında, ölümle ilgili
soruşturmanın çok uzun
sürdüğü belirtildi.
James McDonnell 30 Mart
1996 yılında tutulduğu hücrede kalp krizi geçirerek hayatını
kaybetmişti. Otopsi raporunda,
gözaltı sonrası yaşadığı stresin
genç adamın kalp krizinden ölmesinde önemli faktör
olabileceği kaydedilmişti.
Başbakan Cameron
Türkiye’de vali yardımcısı
tarafından karşılandı
Claridges’in bebeğini emziren
kadın, Louise Burns’e peçete vererek
üstünü kapatmalarını istemesi üzerine, 25 kadın, hafta sonunda, otelin
önünde bebeklerini emzirerek eylem
gerçekleştirdiler.
Birleşik Krallık, Kahire Büyükelçiliğini kapattı
Birleşik Krallık dişişleri bakanlığı
daha önce terörist saldırılar konusunda gerekli uyarıları yapmış ve
Mısır’da yabancılara yönelik bu tür
terör saldırılarının yaşanabileceğini
açıklamıştı.
AİHM İngiltere’yi
suçlu buldu
yardımcılarının yargılandığı davanın 29
Aralık’ta yapılan duruşmasında mahkeme,
“25 Ocak 2001 Devrimi sırasında göstericileri öldürmek” iddiasıyla “hakkında
dava açılamayacağına” karar verdiği
Mübarek’in, “İsrail’e doğalgaz satışında
yolsuzluk yaptığı” suçlamasından beraatine hükmetmiş, «haksız kazanç
sağlama ve rüşvet» davasının ise zaman
aşımına uğradığına karar vermişti. Bu
kararların ardından meydana gelen şiddet
olayları ve protestolar ülkede gerginliğin
artmasına neden olmuştu
Başbakan David Cameron,
özel uçağı ile Salı günü saat
18.10’da Ankara ‹ya gitti.
Başbakan Cameron›u, yoğun
güvenlik önlemlerinin alındığı
Esenboğa
Havalimanı›nda,
Vali Yardımcısı Mehmet
Ali Ulutaş ile diğer yetkililerin karşıladığı öğrenildi.
Güvenlik
gerekçesiyle Basın mensuplarının
fotoğraf
ve
görüntü
almalarına da izin verilmedi.
David Cameron, ilk olarak
Başbakan Ahmet Davutoğlu
ile
Başbakanlık
Merkez
Bina’da baş başa görüşecek,
daha sonra heyetler arası
görüşmelere
geçilecek.
Davutoğlu ile Cameron,
Başbakanlık Merkez Bina’da
ortak basın toplantısı düzenleyecek.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan , Cameron ile Cumhurbaşkanlığı
Sarayı›ndaki
çalışma
yemeğinde bir araya gelecek.
Ziyaretin temel
gündemi Daiş
Ziyaretin
gündeminde Daiş ile
mücadele
ve
yabancı
savaşçıların İngiltere›ye
dönüşü olacak. Ülkeden çıkan
yabancı savaşçıların geri
dönmeleri halinde ülkedeki
güvenliği riske atmasından
endişelenen Cameron, bunu
engellemek için Ankara’da
istihbarat alanında daha fazla
işbirliği arayacak. Aynı zamanda Suriye’de önceliğin Daiş ile
mücadele olduğunu vurgulayacak.
B a ş b a k a n l ı ğ ı
kaynaklarından alınan bilgiye
göre Cameron, Ankara’da,
özellikle İngiltere›ye uçan
yolcu listelerinin tamamının
paylaşımı için işbirliği arayacak. Çoğu Türkiye üzerinden Daiş’e katılan ve geri dönen
savaşçıların önüne geçmek
için ‘sınırdaki kontrollerin ve
geçişlerin sıklaştırılması’ gibi
çözüm önerilerini görüşecek.
Çarşamba 10 Aralık 2014
13
Kıbrıslı sanatçılar
Londra’da buluştu
Londra’da kurulan Kıbrıs’lı Sanatçılar Platformu
(KSP) düzenlediği ilk etkinlikte, Londra’da yaşam
sürdüren sanatçılar ve toplum ile Kıbrıs’tan Londra’ya
gelen şair, yazar ve kariktüristleri biraraya getirdi.
Şiir, müzik dinletileri ile sanat sohbetlerinin de gerçekleştirildiği üç güne
yayılan etkinlik çerçeveside resim ve karikatür sergileride açıldı. Kıbrıslı Sanatçılar
Pltformu’nun 5-7 Aralık tarihleri arasında
gerçekleştirdiği bir dizi etkinlik “50 yıllık
sorun” konulu karikatür sergisi ile açıldı.
Londra’da Kıbrıs’lı nifusun yoğun
olarak yaşadığı Edmonton bölgesindeki
Kervan düğün salonunda açılışı düzenlenen sergide katılımcılar da birer konuşma
yaptı.
Düzenlenen bir dizi etkinlik ve sergilerde Kıbrıs’lı sanatçılar; Musa Kayra, Leyla
Çınar, Mustafa Tozakı ve Aif Albayrak karikatürleri ile destek verirken, Neşe Yaşın,
Nafiya Akdeniz, veFfatma Akilhoca ise
şiirleri ile sanat severler ile buluşturdu.
Gecede açılış konuşmasını yapan ve
KSP kurucularından Aycan Saraçoğlu,
“düzenlenen etkinlikte emek veren
herkese teşekkür ederiz, Kıbrıs’lı
sanatçıları Londra’da yaşayan toplumumuz ile bulışturmanın gururunu yaşıyoruz.
Etkinliklerimizi renklendirerek devam
edecegiz.” şeklinde konuştu. Düzenlenen gece Londra’da yaşam sürdüren
Kıbrıs’lı sanatcıların bazılarıda eserleriyle hazır bulundu. Leyla Çağ şiir kitabı,
Osman Balıkçıoğlu yeni çıkan kitabı ve
Arife Rıtvan ise Karanfller de solar isimli
kitaplarını sergilediler.
Açılış programının ardından Türkçe
eğitim veren çeşitli hafta sonları
okullarında da sergiler ve paneller düzenleyerek sanatçılar Lonra’da yaşayan gençlerle de buluşturuldu.
Karikatürlerin sergilendiği açılış gecesinde, karikatürist Musa Kayra yaptığı
konuşmada ise “uzun bir aradan sonra yine
Londra’da ki toplumumuzla buluşmak
beni heycanlandırdı, aranızda olmak eserlerimizi sizlerle paylaşmak gurur verici.”
Dedi.
Kıbrıslı Sanatçılar Platformu, Yaşar
ismailoğlu, Aycan Saraçoğlu ve Ertanç
Hidayettin’in girişimleri ile kuruldu.
Köşe Yazısı
Özgürce
HATİCE GÜDEN
[email protected]
Tuğçe’ye ihaneti
durduralım!..
Almanya’da, iki genç kadını
tacizcilerden kurtaran ve bu nedenle öldürülen Tuğçe Albayrak; kadına yönelik şiddete karşı
direnişin sembolü haline geldi.
Günlerce Almanya başta olmak
üzere pek çok Avrupa basınının
gündeminden düşürmediği Tuğçe
Albayrak, kadın yaşamına sınırlar
çizilen, kadına yönelik en aşağılık
politikalar izleyen ve her gün 5
kadının öldürüldüğü AKP devletinin de siyasi malzemesi haline
getirildi.
Kendi
ülkesinde
yarattığı
kirli karanlığa, daha çocuk
yaşta başlatarak kadın yaşamına
koyduğu sınırlara ve karanlığa
aldırmaksızın Tuğçe’nin sembol
haline gelmesi ve Almanya’da
Liyakat Nişan’ı verilmesi için
kampanya yürütülmesini fırsat
bilen AKP devleti, Tuğçe’yi sözde
sahiplenerek buradan kendine
prim yapmaya çalıştı. Bununla
da yetinmedi. Alevi bir ailenin
çocuğu olan Tuğçe için yapılan
cenaze törenine de müdahale etti.
Ailenin yaptığı ve “her kesimden
insanın katılması için” planlarına
eklediklerini belirttikleri Camide
yapılacak törenin yanı sıra esas
olarak kendi inançlarına uygun
töreni ise Cemevi’nde yapmayı
planladıkları ortaya çıktı. Fakat Cemevi planı Berlin Büyükelçiliğinin
müdahalesi ile devreden çıkartıldı.
Karara tepki gösteren Alevi
kurumları ve demokratik kitle
örgütleri ise “Mesele cami değil,
devletin zihniyeti meselesidir” diyerek cenazeye katılmayacaklarını
belirtmişlerdi.
AKP ile yakın ilişkisi bilinen
Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni
Karslıoğlu Cami de yapılan töreni
şöyle değerlendirmişti; “Tuğçe’nin
İslam inancına göre defninden
mutluyuz.” Böylelikle, Alevi
inancını ötekileştirerek Sunni mezhebine göre uğurlamış olmanın
sevincini paylaşmış oluyordu.
Açıklama, aileyi rahatsız etmiş,
dayı Yusuf Demir; “Büyükelçinin
sözlerini yadırgıyorum. Demek ki,
Cemevinde ısrar etseydik gelmeyecekti. Bu nasıl anlayış, bu nasıl
bir bölücülük?” demişti.
Bu, AKP devletinin yaptığı ilk
vukuat değildi. Daha önce Alevi
sanatçı Neşat Ertaş’ın cenaze
törenine de benzer müdahalede
bulunmuş ve cenaze Camiden
kaldırılmıştı.
Nasıl, hangi yöntem ve
araçlarla aileleri “ikna” ettiklerini bilmemekle birlikte bu
örnekler, devletin asimilasyon
politikasını cenazelere kadar nasıl
taşımaya çalıştıklarını göstermesi
bakımından önemlidir.
Hiç kuşkusuz yapılan sadece
asimilasyon değil, aynı zamanda
imaj yükseltme politikasıydı.
Kadını köleleştiren, yok sayan,
doğum ve zevk aracı haline getiren, erkeğe itaati kutsallaştıran,
yaşam alanlarına sınırlar çizilen,
küçücük yaşta çocukları kapatmaya çalışan AKP devleti,
Tuğçe’nin yarattığı değere sahiplenerek sicilindeki kiri aklamaya
çalışmaktaydı. Tuğçe, AKP’nin
siyasi bir malzemesi haline getirilmekteydi. Bu, asla kabullenilememesi gereken ve Tuğçe’ye
ihaneti içeren bir durumdur...
Çünkü
Tuğçe,
yaşamında
haksızlıklara karşı durmuş, insan ve doğa sevdalısı, Gezi
başkaldırısının savunucusu, Deniz
ve Mahir’lerin hayranı, asalaklığa
prim vermeyen, kendi emeği ile
ayakta durmaya çalışan, kadınerkek ayrımlarına karşı duran ve
eylemi ile buna örnek olan bir kimlikti. Ortadoğu’da DAİŞ çetelerinin katliamlarını kınayan, “insanlık
dışı” olarak tanımlayan Tuğçe’nin,
bu vahşete ortak olanların asimilasyon ve kadın köleliğini maskeleme aracına haline getirilmesine
izin vermek, sessiz kalmak O’na
ihanettir!..
İhaneti durdurmak, başta kadın
özgürlük mücadelesinin bileşenleri
olmak üzere demokratik Alevi
hareketinin omuzlarındadır...
Çarşamba 10 Aralık 2014
14
Avukat Filiz Kılıç: “İngiltere’de verilen
boşanma kararının Türkiye’de Tenfiz
edilmesi gerekiyor”
Her türlü çocuk ve aile davasının yanı sıra İngiltere’de verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınması ve
Tenfiz edilmesi konusunda da hukuki hizmet verdiklerini dile getiren Kılıç & Kılıç Avukatlık Bürosu’nun
Direktörü Avukat Filiz Kılıç, İngiliz mahkemesinde boşanmış bir kişinin boşanmasının Türkiye’de
tanınması işlemlerinin başlatılması için öncelikle boşanma belgesinin tasdik edilmesi gerektiğini belirtti.
Bu belge olmadan Türkiye’de Tenfiz davası açılamadığına
dikkat çeken deneyimli Aile Avukatı Filiz Kılıç, Türkiye’de
açılacak tanıma davası için kişinin Türkiye’ye gitmesine
gerek olmadığını, buradaki konsolosluk aracılığıyla bir
avukata vekaletname vererek tanıma davası işlemlerini
İngiltere’den takip edebileceklerini kaydetti.
Kılıç, evlilikleri Türkiye’de gerçekleşen ya da Türkiye
makamlarına kaydedilenlerin tanıma ve Tenfiz işlemlerini
yapmaması durumunda ilerde başta mal varlıklarıyla ilgili
olmak üzere çeşitli sorunlarla karşılaşabildiklerini hatırlattı.
Tanıma ve Tenfiz işleminin yapılmaması durumunda kişinin
Türkiye’deki kayıtlarda hala evli görüneceğini kaydeden
Kılıç, İngiltere’de verilen boşanma kararının Türkiye’de
tanınması süreci ile ilgili olarak şöyle konuştu:
“Firma olarak İngiltere’de verilen boşanma kararının
Türkiye’de tanınması konusunda da hizmet vermekteyiz.
Boşanma sonrası epey stresli olabilen bu süreci müvekkillerimiz adına hızlı bir şekilde sonuçlandırıyoruz.
Yaptığımız işlemler birkaç aşamadan oluşuyor. Öncelikle
İngiliz mahkemeleri tarafından verilmiş boşanma kararını
noter veya Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla apostil (tasdik)
ediyoruz ve kararı yeminli ve resmi tercümana tercüme ettiriyoruz. Yabancı (Türkiye vatandaşı olmayan) eşler için
vekaletname hazırlayıp bu vekaletnameyi de apostil (tasdik)
işlemini gerçekleştiriyoruz.”
İstenildiği taktirde Türkiye’de tanıma ve tenfiz işlemlerini
yapacak avukat da ayarlayabildiklerini dile getiren Kılıç,
yabancı eşlere (Türkiye vatandaşı olmayanlara) Türkiye
konsolosluğunda vekaletname verilmediğine dikkat çekerek,
yabancı eşlerin boşanma kararının kesinleşmesinden sonra
Türkiye’de tanıma ve tenfiz davası açmaları gerektiğini
vurguladı. Türkiye vatandaşı olmayan yabancı eşlerin
vekaletnamelerini kendilerinin hazırladığını dile getirerek
Kılıç, kişinin bu evraklarla Türkiye’de bir avukat tutarak
boşanmanın tanınması işlemlerini başlatabildiğini söyledi.
İNGİLTERE MAHKEMELERİNCE VERİLEN
BOŞANMA KARARININ ASLI GEREKİYOR
Evlilikleri Türkiye’de kayıtlı olmayanların bu tür bir
işlem yaptırmalarının gerekmediğinin altını çizen Kılıç,
hem İngiltere hem de Türkiye vatandaşı olan kişilerin
boşanmanın tanınması davası için gerekli olan belgelerle
ilgili olarak ise şöyle konuştu:
“Öncelikle İngiltere mahkemelerince verilen boşanma
kararının aslı gerekiyor. Bu kararın İngiltere makamlarınca
kesinleştiğine dair yazı veya şerh olmalı. Ayrıca kararın
yeminli tercüman tarafından Türkçe’ye çevrilmiş noter tasdikli hali gerekli. Diğer belgeler ise şöyle sıralanabilir: Nü-
Kılıç & Kılıç Avukatlık Bürosu’nun
Direktörü Avukat Filiz Kılıç
fus cüzdanı fotokopisi veya pasaport fotokopisi. Eğer vekalet verilecekse verildiğine dair belge.”
Müvekkilin gerekli belgeleri sağlaması halinde tanıma
işlemlerinin bir-iki ay gibi kısa bir sürede sonuçlanabildiğini
ifade eden Avukat Filiz Kılıç, konu ile ilgili daha geniş
bilgi almak isteyenlerin kendilerine 020 7275 8555 ya da
07903315188 numaralı telefonlardan ulaşılabileceklerini
ifade etti.
Firmanın adresi: 1st & 2nd floor, 121 Stoke Newington
Road, London N16 8BT.
DUYURU
Roj Kadın Meclisi (RKM)
Kadınlar için Bilgisayar Kursu Başlatıyor
Yetkin ve donanımlı, eğitimli kadrosu ile Roj Kadın Meclisi kadınların kişisel ve mesleki gelişimi için bilgisayar kursu başlatıyor.
Roj Kadın Meclisi, Kadınların yasama aktif katılımını desteklemek için temel ve orta düzeyde bilgisayar kursu başlatmaktadır.
Bilgisayar kursu hiç kullanma bilmeyenler ile mevcut bilgi ve yeteneklerini geliştirmek isteyenleri hedef almaktadır.
Başlama Tarihi: 15/12/2014 PAZARTESİ
Kurs Saatleri: 11:00-13:00 pm
Yer: KURT TOPLUM MERKEZI, 11 Portland Gardens, Fairfax Hall, London N4 1HU
Kurs ücretsizdir
Kayıtlar ve daha fazla bilgi için aşağıdaki telefonları arayınız
Ezgi: 07503961176 | Cigdem: 07846450372 | Email: [email protected]
Çarşamba 10 Aralık 2014
15
72 Yıllık Sürgün ve Gurbetin Öyküsü
Alaettin Sinayiç/Londra-Telgraf
Londra’dan Portreler
Malatya’dan başlayıp
Londra’da devam eden
yolculuğun adı: Ali Erdoğan
Sürgünün ve hasretin yıldıramadığı bir
yürek. En büyük silahı kalemi olan, acılarını,
hüzünlerini, umutlarını ve hasretini kaleme
havale eden 72 yaşında bir genç. Genç diyorum, çünkü Ali dayı yeniden doğmuş. 25
yıllık bir hasretlikten sonra, ilk çıplak ayakla
bastığı topraklara, her akşam kafasını yastığa
koyduğunda kendisini başında bulduğu
köyünün çeşmesine kavuşmasından sonra
yeniden doğmuş Ali dayı, hafiflemiş, adeta
ilaç olmuş tüm hastalıklarına...
1942 yılında Malatya’nın Bilegeni
(Yapılıpınar) köyünde başlayan yolculuk,
Türkiye’nin dört bir ucundan sonra Libya,
daha sonra da Londra’da devam ediyor.
‘Oğlumu da alıp beraber dönerim’, niyetiyle
geldiği Londra’da hikayesi 25 yıllık hasretliğe
dönüşen Ali dayı ile 72 yıllık yolculuğunu
konuştuk.
Ağlar, ama babasına ağladığını bilmez
Sekiz çocuklu bir ailenin en küçüğü olan
Ali dayının babası daha o 4 yaşındayken bu
dünyadan göçmüştür. O çocuk hafızasıyla
babasının ölümünü şöyle hatırlıyor Ali dayı;
‘‘Bir ilkbahar günüydü, hafiften yağmur
yağıyordu. Annem ağlıyordu, ben de annemin
neden ağladığını bilmeden onun ağlayışına
ağlıyordum. Sonra fark ettim ki babam
ölmüş.’’
Ali dayının babası Elbistan’ın civar köylerinde çocuklara okuma yazma öğretirmiş.
Tabi o zamanlar Arapça öğretirmiş. Ölmeden
önce eşine Ali’yi mutlaka okutun diye vasiyet
etmiş.
Kendi köylerinde okul olmadığı için
yaklaşık bir saat mesafedeki başka bir köyde
okula başlar Ali dayı. Daha okula başlamadan
okuma yazmayı öğrendiği için direk öğretmen
onu ikinci sınıfa atlatır. İlkokulu bitirdikten
sonra, Ali dayı okumaya kararlıdır ve fakirlik, yokluk dinlemeden ortaokulu okumak için
Elbistan’a gider. Bir arkadaşıyla beraber bir ev
kiralarlar o yaşta ve okuluna devam eder.
1960 yılında ihtilalin olduğu yılda ortaokuldan mezun olan Ali dayı okuldaki son
günlerini şöyle anlatıyor; ‘‘Bir gün yiyecek
hiçbir şeyimiz yoktu. Sokağa çıkma yasağı var
ihtilalden kaynaklı. Ama açız ikimizde. Ben
arkadaşa dedim ki al çuvalı çıkalım. Yakındaki
pancar tarlasına gittik. Arkadaşa nöbet tut dedim, halbuki, zaten pancarın yeşili bir işe
yaramıyor, ama biz yine de korkuyorduk.
Pancarın yeşilini yolup eve getirip haşladık,
yağsız bir şekilde, yiyip karnımızı doyurduk.’’
Fakirlik yüzünden değişmek
zorunda kalan yönler
Zor koşullarda, yarı aç günlerden sonra
bitirdiği ortaokul onun için okumanın sonu
değildir. Liseyi okumak için yönünü Mersine
verir. Yol parasını çıkarmak için birkaç günlük
ticaret işleri yapar. Tam liseye başlayacakken
kafasını bir soru işgal eder. ‘Ben Liseyi
bitireceğim de, üniversiteye hangi para ile
gideceğim?’. Bu soru Ali dayının yaşamına
başka bir yön verir. Farklı arayışlardan sonra
en son yolu Diyarbakır yatılı sağlık kolejine
düşer. Sağlık kolejini bitirdikten sonra, hiç
değilse üniversite okuma ihtiyacı duymadan
meslek sahibi olur. Bu onun kafasını işgal
eden sorunun cevabıdır aynı zamanda.
Solcu-Kemalist bir Kürd Ali
Diyarbakır sağlık kolejine girmek için beraber imtihana girdiği 550 kişiden seçilecek
ilk 50 kişilik kontenjana girmeyi başarır. O
yıllarda yazma serüveni başlar. Yerel dergilerde yazılar kaleme alır. Bunlar bazen edebi
yazılar, bazen de yatılı kolejin koşullarıyla ilgilidir. O zamanda hak arama mücadelesini de
başlatmış olur bu şekilde. Kendisini o dönemlerde Solcu-Kemalist olarak tanımlar. Kürtlük
olmadığı halde, kolejde hep Kürd Ali olarak
bilinir.
Soğuktan üşüdüğü ama yüreğinin
ısındığı bir anda ‘gönlü de kayar’
1965’te sağlık kolejinden mezun olur
olmaz Ankara’nın Çubuk ilçesinde sağlık memuru olarak işe başlar. Memur olur olmaz da
sıra evliliğe gelmiştir artık ve yolu halasının
evine düşer. Yolunun neden halasının evine
düştüğünü şöyle anlatıyor Ali dayı; ‘‘Gittim
gördüm beğendim ama hala kızını seçmemin
sebebi şuydu. Memur olmak üst bir şeydi.
Memurlar parmak ile gösterilirdi. Hele bizim
bölgeden memur bulmak imkansızdı. Yabancı
bir kız rahat edeceğine bir yakınım rahat etsin diye halamın kızı ile evlendim.’’ Halasının
kızı ile ilk karşılaşmasını ise şöyle anlatıyor
Ali dayı; ‘‘Halamın yaşadığı Akçadağ köyüne
gittim. Yağmur yağıyordu, ıslandım, sora
sora vardım evlerine. Evlerine sırılsıklam
vardığımda bahçede halam ve hala kızım
ekmek pişiriyordu. Ateşin yanına durdum
ısınmak için. Ateşin yanında dururken baktım
içim de ısınıyor, bir de baktım ki hala kızına
bakarken içim ısınmış, gönlüm kaymış o an.’’
‘Kızılbaştır! Haketmiştir’ sözünden
sonra gelen yumruk!
1966 yılında Muş’un Varto ilçesinde
yaşanan ve 2500 kişinin hayatını kaybettiği
depremden sonra ırkçılık denen virüs ile
yakından tanışan Ali dayı başından geçen hikayeyi şöyle anlatıyor; ‘‘Depremden sonra
bize de yazı geldi. Deprem mağdurları için
bağış toplanacaktı. Bizde de evlenmek için
sağlık raporu alanlardan bağış topluyorduk.
Bir çift geldi. Ben de sordum deprem için
bağış yaparlar mı diye. O da bana: ‘Ne vereyim kardeşim, onlar zaten Kızılbaştır, Allahın
bilmem ne kullarıdır, hak etmişler’, dedi. O
anda kendimi kaybetmişim ben de, adama iki
tane yumruk atmışım.’’
Hem Kürt olmak, üstüne bir de Kızılbaş
olmak Türkiye’de insanın doğuşuyla beraber
gelen bir suçtu tabi. O yıllarda Alevilere yönelik linç kampanyaları katliamlara dönüşerek
devam etmiş ve bu linç kültürü günümüze kadar devam etmiş.
Tabi her şeye rağmen ‘vatan borcu’ Ali
dayının yolunu 24 ay sürecek İstanbulSelimiye’ye düşürür.
Askerlikten sonra Adıyaman’a sağlık memuru olarak gittikten bir süre sonra Gaziantep’e
narkoz teknisyeni olarak hastanede çalışmaya
başlar. Siyaset yaşamında daha aktif bir şekilde
çalışmaya başlar. Sağlıkçı sendikasında genel
merkez yöneticisi olarak çalışır. DİSK bölge
temsilciliği yapar.
Art arda gelen sürgünler
1982’ye kadar devlet hastanelerinde çalışan
Ali dayı, 8 defa ‘görünen lüzum’ üzerine farklı
yerlere sürgün edilir. Sürgünlerden yorulan
Ali dayı herkesin hayali olan ‘memurluktan’
istifa eder. Libya’da özel bir şirkette sağlıkçı
olarak iş bulduktan sonra oraya gider. İki sene
Libya’da yaşadıktan sonra memleket hasretine
daha fazla dayanamayan Ali dayı Türkiye’ye
geri döner.
Yaşadığımız acıların hafızamızı zayıflattığı
bir dünyada Ali dayı İngiltere’ye geldiği yılı,
ayı ve günü bile hatırlıyor. Sorsak saatini bile
hatırlayacak belki. Hasretlik geçen günler
sayılınca insan hatırlıyor demek ki. Ben de
bir an düşündüm de, bir gün öncesi yaptığım
bir şeyi unutuyorken, ben de geldiğim ay,
gün ve saati bile hatırladığımı fark ettim. Hikaye aynı olunca, günler hesaplanınca hafıza
o tarihi unutmuyormuş demek ki... Yolunun
İngiltere’ye nasıl düştüğünü şöyle anlatıyor Ali
dayı; ‘‘1988 yılının 10’uncu ayının 16’sında
İngiltere’ye geldim. Oğlan buraya gezmek
için geldi ama dönmedi. Ben de geldim ki
beraber oğlumu da alıp beraber dönelim diye.
Geldim ve ben de kaldım. Burada kaldığım
yıllarda yazılar yazmaya devam ettim. 11 ayrı
dergi ve birçok gazetede yazılarım yayınlandı.
Bir gün dönmek istedim. Sonra öğrendim ki
hakkımda büyük bir dosya hazırlanmış ve gitsem tutuklanacağım. Bu şekilde üzerinden 25
yıl geçti.’’
25 yıl sonra dönüş bileti almadan
İstanbul uçağına biner
‘Gurbeti gurbetçiden sorun’ diyen Ali dayı
25 yıllık hasret öyküsünü şöyle anlatıyor;
‘‘Gözünü yumup uykuya daldığında, kendini ülkende olduğunu sanıyorsun. Gah bir
obada kuzu güdüyorsun, gah bir yamaçta
kenger topluyorsun. Bazen çoban çeşmelerin
başında, çobanın sana yaptığı kotmacı
kaşıklıyorsun. Ya da bir kuytuda ilk göz
ağrınla fısıldaşıyorsun. Ve yahut komşunun
bahçesinden ceviz aşırırken bahçe sahibi seni
kovalıyor. Ter içinde kalmışsın... Kapının
tıkırtısıyla uyanıyorsun... Böyle sayısız gecelerim olmuştu...’’
Geçen yıl çıkan dördüncü yargı paketi ile
beraber 25 yıllık hasret öyküsünü sonlandırma
kararı alan Ali dayı, tek yönlü uçak biletini
alır ve ilk gördüğünde ‘gönlüm kaydı’ dediği
hala kızına (eşi) bile söylemeden İstanbul
uçağına biner. Gerisini de Ali dayıdan dinleyelim; ‘‘Bileti tek yönlü aldım, çünkü dönmeyebilirdim. Türkiye’ye gideceğimi eşime
bile söylememiştim. Vatan hasreti her şeye
baskın çıkmıştı. Uçak İstanbul semalarında
inişe geçince adrenalim yükselmişti. Gümrük
polisine İngiliz pasaportumu uzattım. Görevli, bir pasaporta bir bana baktı. Heyecanım
doruktaydı. Tansiyonumu ölçecek bir cihazın
olacağını sanmıyorum o an. Gümrük polisi
pasaporta damgayı vurduktan sonra artık
rahatlamıştım. İlk işim eve telefon etmek oldu.
Telefonda eşime dedim ki: Bir uçağa bindim...
Uçak piste inince, burası İstanbul dediler.
Eşim şoke olmuştu. Ağzına gelenini söyledi.
Dediklerinin hiç bir kelimesini duymamıştım.
Çünkü hazzın doruğundan yüzüyordum...’’
25 yıllık hasretin bitişinde yeniden
doğmuş kadar hafiflemek
Çocukken yaşadığı köyde 50 hane varken,
şimdi 3 kalmıştı. 3 ay kaldığı süre içerisinde
11 köy, 34 tane yerleşim yeri gezdiğini söylüyor Ali dayı. Sonrasını o anlatıyor; ‘‘Hasretimi
giderdim, yeniden doğmuş gibi oldum. Geçen
yıldan bu yana 4 kere daha gittim.’’
‘Kiracının evinde kiracıyım’ diyen Ali dayı
ayda üç kitaptan aşağı okumadığını belirtiyor.
Hiç unutmadığı kitaplardan birisi de Orhan
Hançerlioğlu’nun ‘Erdem açısından düşünce
tarihi’ adlı kitabı. En sevdiği sanatçı da Mahsuni...
Hep bir hukukçu olmak istediğini ve bu
isteğin içinde kaldığını söyleyen Ali dayı
yaşadığı en mutlu an olarak ta, 25 yıllık hasretin bittiği gün olduğunu söylüyor.
Ali dayıya birkaç cümlede kendini tarif
etsen ne derdin diye soruyorum; ‘‘Önce insan, sonra Kürd, daha sonra da Aleviyim. Ali
Erdoğan, hep başkası için yaşayan, kendisi
için bir şey yapmayan bir insan.’’
En büyük istemi Babasından kalan
120 yıllık el yazmalı kitabı basmak
Babasının geride bıraktığı 120 yıllık el
yazmalı bir defter, Ali dayıda müthiş bir
heyecan yaratmış. Henüz ne olduğunu bile
bilmediği, babasının 120 yıl önce Arapça diliyle yazdığı bir defter geçiyor Ali dayının eline.
Defterin tüm sayfalarını tarayarak İstanbul’da
bir tercümana göndermiş. Şimdi büyük bir
heyecan ve dört gözle tercümandan gelecek
haberleri bekliyor.
72 yıllık uzun bir yolculuktan sonra Ali
dayının şimdilik tek istemi, babasından kalan tek miras olan ve içeriğinin ne olduğunu
merak ettiği, Arapça el yazmalı kitabı baskıya
hazırlamak...
Çarşamba 10 Aralık 2014
16
‘Tiyatro Gelecek’ ekibi
çok yakında ‘Yazıyooo,
Yazıyo’ oyunu ile geliyor
Haber-Foto: Erem Kansoy
Gençlerden oluşan ve tiyatroda
yeni bir soluk olan topluluk
Tiyatro gelecek, Erdal Eren ile
ilgili hazırladıkları oyunu 17-18
Aralık tarihlerinde seyirciyle
buluşturmaya hazırlaıyor.
Day-Mer bünyesinde toplanan gençler, 1980
dönemini yansıtan “Yazıyooo, Yazıyo” oyununu
Erdal Eren’i anmak için hazırlandı. Day-Mer’in
düzenlediği Erdal Eren’i anma etkinlikleri çerçevesinde seyirciyle buluşturulacak oyun 1980 Türkiye’sinde yaşananları da canlandırıyor.
Yaklaşık 1 buçuk aydır oyununun çalışmalarına aralıksız devam eden Tiyatro Gelecek ekibi,
Deniz Gezici yönetmenliğinde, Anıl Doğan, Anıl
Duman, Ayşe Sena Kartal, Canberk Arslan, Dilan
Taş, İbrahim Çiçek, Meltem Kara, Rojda Karasu,
Sidar Koca, Taylan Erdal’dan oluşuyor. Tiyatronun müziklerinde ise Hale Kalkavan, Ülkem Yılmaz ve İlker Özel. Makyaj ise Hazal Nurdoğan
tarafından üstlenildi.
Yakın tarihte çalışmalarına başlayan tiyatro
ekibi yönetmeni Deniz Gezici ise Erdal Eren’i
anmak üzere hazırladıkları “Yazıyooo, Yazıyo”
oyunu hakkında şunları kaydetti, “bu oyuna hazır
bir teksirden çalışmadık. Ekip çalışması yaptık,
çoğunluğunu şair ve yazar Akın Olgun desteği ile
yazılan oyun Tiyatro Gelecek ekibininde katkılarıyla oyunlaştırıldı. Toplamında 1 buçuk ayda yazılıp sahneleştirilen bu oyun bu kadar kısa zaman
içerisinde çok büyük emekler verilerek anlamlı
bir amaç için hazırlanıyor. Tüm tiyatro severleri ve duyarlı vatandaşlarımızı oyunumuza davet
ediyoruz. Oyunumuz ücretsiz olarak seyirciyle
buluşacak. Gençlerle çalıştığım için çok mutlu oldum onlardan öğrendiğim çok şey oldu, gençlerle
önemli emekler vermek ve gençlere yardımcı olmak benim için çok önemli. Ekibimiz ilk oyunun
ardından çalışmalarına devam edecek dileyen herkes bize katılabilir”
‘Tiyatro Gelecek’ ekibinin “Yazıyooo, Yazıyo”
oyunu Çarşamba ve Perşembe 17-18 Aralık günlerinde Saat 18:00 da, Day-Mer’in Tottenham’da
bulunan 16 Howard Rd, London N16 8PU binasında seyirciyle ücretsiz olarak buluşacak.
Çarşamba 10 Aralık 2014
17
18
Çarşamba 10 Aralık 2014
Kırkısraklılar derneği ‘birlik ve beraberlik’ konseri düzenliyor
Kırkısraklılar
Dayanışma Merkezi
30 Aralık akşamı
Prince & Princess
Düğün salonunda bir
konser düzenleyecek.
Konsere çok sayıda
sanatçı ile birlikte
Türkiye’den de birçok misafir katılacak.
2008
yılından
kurulan
Kırkısraklılar Dayanışma Merkezi (KDM) kültürel ve eğitime
yönelik programlarını başarıyla
yürütmektedir. Toplumun yaşam
kalitesini artırmak, entegrasyonu
sağlamak, kültürel ve eğitsel programlarla çocukları ve gençleri
suç ve sokak kültüründen uzak
tutmaya çalışmaktadır. Burada
demokratik kitle örgütleriyle birlikte hareket ederek Demokratik
Güç Birliğinde yer almaktadır.
Buradaki sorunlarını göçmen
toplumların sorunlarıyla birlikte
ele almaktadır. İşsizlik, pahalılık
ve sosyal haklardaki kesintiler konusunda demokratik kitle
örgütleriyle birlikte hareket etmektedir.
KDM kurulduğundan beri
haftalık olarak vermiş olduğu
eğitimsel ve kültürel çalışmalarını
başarıyla yerine getirmiştir. Toplumun bütün kesimlerine açık olan
hizmetlerin başlıcaları şunlardır;
matematik kursu, İngilizce kursu,
bağlama kursu, halk dansları ve
karete dersleri verilmektedir.
30 Aralık 2014’de akşam saat
17:00 Prince & Princess Düğün
salonunda yapılacak konserin
detayları:
SANATÇILAR:
• Rojda
• Hasan Ali
• Ozkan Orman
• Derya Alibabaoğlu
• Ali Çam
• Dilaver ve Grubu ve
sürpriz sanatçılar.
MİSAFİRLER:
• Araştırmacı ve Yazar
Ali Haydar Ülger
• İşadamı Hasan Armağan
• Siyasetçi Mehmet Tüm
• Kayseri Kırkısraklılar
Derneği Başkanı Hüseyin Gündüz ve süpriz
misafirlerimiz olacak.
Çarşamba 10 Aralık 2014
19
Sevcan Yüksel’in tabloları
büyük beğeni topladı
Resim sergisinde
elde edilen gelirin
yarısı Kobane ve
Şengallilere bağışlandı
Kürt
sanatçı
Sevcan
Yüksel
Henshall’ın ‘Kelimeler Yetersiz Kalınca
Sanat Çiçek Açar’ adlı sergisi, Pazar
günü Stoke Newington kütüphanesi
sergi salonunda, Pazar günü saat 15:0020:00 arası gerçekleşti.
Gün boyunca gelen onlarca ziyaretçi
Yüksel’in çalışmalarını değerlendirip,
satın alma imkanı elde ettiler. Toplamda
48 eser satılarak, £2,470 gelir elde edildi. Sergide satılan resimlerin gelirinin
yüzde 50’si, Almanya’daki Kürt Doktorlar Birliğine bağışlanacak. Kürt Doktorlar Birliği, İşid’in saldırıları sonucunda
göç eden, Kobane ve Şengal’lilere tıbbi
ve barınak yardımı sağlıyor.
Sergi süresi boyunca Yüksel’in
eşi Richard Henshall ve müzisyen
Ressam Sevcan Yüksel Henshall
Sergide Yüksel’in annesi ve babası kızlarını yalnız bırakmadı
arkadaşları büyük beğeni toplayan bir
müzik dinletisi gerçekleştirdi.
Yüksel, İşid’den kaçan Ezidilerin, Şengal dağına sığınmalarında
esinlendiği, ‘Çatlaklar’ adı çalışmasını,
şöyle
değerlendirdi:
‘Çatlaklar’
adındaki iki eserim dağların arasında
figürleri resmederek, dağların, zorluk
çektiğimiz anlarda, biz Kürtlerin, tek
dostudur. Fakat, aynı zamanda hem
sığınak, hem de kısıtlama olabilirler.
Aynı zamanda, dağlara özel bir bağı
olan, abim, Savaş’tan dolayı bu eser
için ilham aldım.’’
Eserlerden birini satın alan, Bayram Kartal, aldığı çalışmanın, ‘sevgi,
koruma, ve aynı zamanda sevgiden
sıkılmayı’ anlattığını gördüğü için almak istediğini söyledi.
Yüksel, serginin gerçekleşmesine
katkı sunan ailesi ve arkadaşlarına
teşekkür etti.
20
Çarşamba 10 Aralık 2014
Çarşamba 10 Aralık 2014
21
New Era Kiracıları mücadelesi devam ediyor
Londra’da her geçen
gün geçim sıkıntısı ve
konut fiyatlarına ilişkin
tartışmalar büyüyor.
Hoxton’da bulunan New Era
konutları, yapımından itibaren
piyasa değeri altında kiraların
uygulanmasıyla düşük ve orta gelirli ailelerin yaşayabildikleri evler
olmuşlardı. Fakat, Amerikan şirketi,
Westbrook Partners tarafından, evleri satın alındıktan sonra kiraları
kısa bir zaman içerisinde piyasa
değerine yükselteceklerini kiracılara
bildirdiler.
Kiracıların, kiraların
yükselmemesi için başlattıkları
imza
kampanyası
dahilinde
toplanılan 300 bin imza, büyük bir
kitlenin de katılımıyla, geçen hafta
Başbakanlığa teslim edildi. Eylem
ilk olarak Westbrook Partners’ın
Londra ofisinde başlayarak, daha
sonra Başbakanlığa doğru yürüyüş
ile devam etti.
Eyleme Russell Brand gibi popüler isimler, Hackney Belediye
Başkanı Jules Pipe ve İşçi Parti
Hackney Belediye Encümeni Feryal
Demirci katılarak desteklerini sundular.
Şu an ayda 600 sterlin civarında
olan ev kiraları, yüzde on artışla
700 sterlini geçecek- bu artış bir
çok ailenin kiralarına maddi güçlerinin yetmemesini anlamına gelecek.
Şirket kiraları ‘piyasa değerine’ yük-
seltirse aylık 2,000 sterline kadar
yükselebilir.
New Era sakinlerinin yaşadıkları
Londra’nın konut fiyatı sorununun iyi bir örneği. Zengin, yerli ve
yabancı şirketlerin yatırım yaptıkları
Londra’da, lüks ve pahalı evlerin
çoğalması, sosyal konut ve düşük ve
orta gelirli hanelerin kira ödemekte,
ev satın almalarında zorlanmaları
anlamına geliyor.
Amerikalı yatırım şirketi Westbrook Partners, kiraları arttırması
New Era evlerinde yaşayan düşük
ve orta gelirli ailelerin çok kısa bir
zamanda evlerinden ayrılmak zorunda kalacaklarının anlamına gelecek. Böylece, ‘yatırım’ şirketi, bu
‘ucuz’ evleri yıkıp milyon değerinde
evler inşa ederek ‘yatırım’ karlarını
en üst düzeye getirebilecekler.
Hackney Belediye Başkanı Jules
Pipe, New Era sakinlerine desteğini
sunmuş olsa da, kiralarını ödeyemeyerek, evden atılma tehlikesi altında
olan bu ailelere, henüz ‘evsiz’
olmadıkları için konut garantisi veremiyor. Evsiz kaldıklarında da, belediyenin sosyal konut azınlığından
dolayı bu aileler senelerce geçici evlerde yaşamak zorunda kalabilirler.
Diğer seçenekleri ise, uygun kira
bulabilecekleri kentlere taşınmaları.
New Era evleri, 70 senedir piyasa
değerinin altında, uygun fiyatlarda
kira sağlıyordu.
En zengin, Milletvekili, Muhafazakar Parti’li Richard Benyon’ın
ailesinin sahip olduğu Benyon Estate
şirketi, yüzde 10’nuna sahip olduğu
konutlarda, hissesini geçtiğimiz
haftalarda satmıştı.
21
Çarşamba 10 Aralık 2014
Çarşamba 10 Aralık 2014
Alevi Federasyonu’ndan
zorunlu Osmanlıca
dersine tepki
Türkiye Cumhurbaşkanı
Tayip Erdoğan’ın zorunlu
Osmalıca dersi gelecek
açıklamasına çeşitli
kesimler tarafından
tepkiler gelmeye devam
ediyor. Britanya Alevi
Federasyonu yayınladığı
yazılı açıklamada, ‘din
ve dil dayatması en
basitinden İnsan hakkı
ihlalidir’ dedi.
Britanya Alevi Federasyonu yaptığı
yazılı açıklamada şunları belirtti:
‘‘Toplumların değer yargıları gönüllülük temelinde farklı insanlarca kabul görebilir. Fakat
hükümet ve devlet avantajını kullanarak AKP’nin
Aleviler başta olmak üzere, tüm farklı kesimlere
din ve dil dayatması en basitinden İnsan hakkı
ihlalidir. Osmanlı döneminde Alevilere uygulanan
IŞİD kuralları insanlık tarihinde kara bir lekedir.
Ne Osmalı’nın dil’i, ne de Osmanlı inanç anlayışı
insanlık adına örnek alınacak bir geçmiş değildir.
Aleviler için fetva yazan ve osmanlı devletini
yönlendiren Şehülislamların günümüz Türkiye
eğitimine verebileceği olumlu bir örnek yoktur.’’
23
24
Çarşamba 10 Aralık 2014
Çarşamba 10 Aralık 2014
25
Zenginlerin Anlayışı: Sistem İşliyor, Açsan Suç Senin
Zengin Devlet, Artan Fakir Toplum
‘Britanya’yı Beslemek’ adı
altında, üç büyük ana partinin ortak çalışması olan, rapor
Britanya’daki artan açlık sorununa
ilişkin sorunları gündeme getirdi.
Konuyu
araştıran
meclis
komitesi, hazırladıkları raporun açıklandığı Pazartesi günü
gerçekleşen toplantıda, Muhafazakar Partili Baroness Jenkin, ülkede açlığın yaşanmasındaki sebeplerden birisinin ‘fakir insanların
yemek yapmayışı’ olduğunu
söylemesi tepkileri üzerine çekti.
Tepkiler sonucunda özür dilemek zorunda kalan Jenkin, yorumunun yanlış olduğunu ve aslında
toplum olarak yemek yapma kabiliyetinin yok olduğunu söylemek istediğini belirtti.
Jenkin’in yorumu raporun neticesine tam anlamıyla çelişkili.
Rapor, sosyal yardımların kesilmesi ve gecikmesi, düşük maaşlara
karşı hızlıca artan geçim ücretleri,
gibi yapısal sorunların on binlerce
ailenin açlıkla yaşamalarına sebep
olduğunu belirtiyor.
Church of England’ın finanse
ettiği rapor, gıda bankalarını kullanmak zorunda kalan insanların
sayısının neden hızla arttığını
araştırarak, yükselen açlık so-
rununa ilişkin, sebepleri ve önüne
geçmek için atılması gereken
adımlara yönelik önerilerde bulunuyor.
2005 senesinde gıda banklarını
kullanan insanların sayısı üç binin
altındayken, 2014’te bu rakam
neredeyse bir milyon- 913,138
kişi.
Finansal krizin yaşandığı 2008
yılından itibaren, yükselen yoksulluk ve açlık sınırları, dünyanın
en çok zenginin yaşadığı ülkede
büyük bir sorun olmaya devam
ediyor.
Finansal krizden sonra devletin
kemer kısma politikası yanı sıra
yüksek seviyelerdeki enflasyona
karşı artmayan maaşlar geçim
sıkıntısını kriz seviyesine getirdiği
görülüyor.
Rapor,
son
on
senede
Britanya’da enflasyonun hızla
arttığını ve 2003-2013 seneleri
arasında gıda enflasyonunun %47
seviyesinde olduğunu yazıyor.
Aynı şekilde, konut fiyatları bu
yıllar içerisinde %30.4 arttı;
yakıtta %153.6 artış olduğu
aktarılıyor raporda. Bu artışlar,
batı ülkeleri arasında en yüksek
seviyede.
Maaşlar, 2003-2013 seneleri
arası sadece %28 artış gösterdi.
Britanya, aynı zamanda, en zengin
batı ülkeleri arasında, nüfusun en
düşük gelirli %20’sinin en düşük
maaş aldığı ülke.
Rapor,
yemek
yapabilme
bilgisine
kısaca
değiniyor,
fakat sorunun bir parçası olarak
yorumlamıyorken, bazı ailelerin
gaz faturası ödeyecek paralarının
olmadığından
ocaklarını
kullanamadıklarını, bazılarının da
mutfaklarında sadece mikrodalga
bulunduğunu belirtiyor.
Rapor, Britanya’nın ekonomisinin son 30 sene içerisinde iki
katına yükseldiğini, ve bu artan
gelirin toplumun tüm kesimlerine
fayda sağlayarak yoksulların maddi kazançlarını da arttırmasının
beklentisi olduğunu belirtiyor.
Son 30 seneye değinerek raporda
şöyle yazıyor: ‘‘Bu süreç içerisinde, artan zenginliğin otomatik
olarak en fakirlere de yayılacağına
inandırıldık. 1850 yılından itibaren bakarsak, bu teori doğru,
Fakat, daha yakın zamanda, yükselen milli gelir toplumun en alt
tabakasına yarar sağlamadığını
gösteriyor.’’ Böylece, zenginler
daha da zenginleşirken, alt tabaka
fakirleşip, yoksulluk sınırlarının
altında yaşıyor.
Rapor, sosyal yardım sisteminin değişmesi gerektiğini, böylece
yardım baş vurularının beş gün
içerisinde ulaşması ve yardım
kesintilerin gözden geçirilerek
ihtiyacı olan insanların aç kalacak dereceye gelmelerine sebep
olunmaması gibi önerilerde bulundu.
Raporun tümü, https://foodpovertyinquiry.files.wordpress.
com/2014/12/food-poverty-feeding-britain-final.pdf
sayfasında
bulunabilir.
Çarşamba 10 Aralık 2014
26
Çölyak
hastalığı
Sağlık Köşesi
Özlem
Boztepe
Çölyak hastalığı veya gluten enteropatisi, İngilizce ‘Coeliac Disease’,
olarak bilinen bir hastalıktır.
Çölyak nedir?
Çölyak hastalığı bir insanın kendi bünyesinin glüten proteinine aşırı tepki vermesidir,
yani bünyeniz kendisine saldırıp kendisini
incitmesi oluyor, aynen romatizma ve kemik
erimesindeki gibi. Fakat önemli fark şudur
ki bünyenin tepkisi glüten proteinin vücuda
alındıktan sonra ortaya çıkması.
Normalinde yemek yenildikten sonra vücudun sindirim yolundan geçer, yani ağızdan,
yemek borusuna, mideye, ince bağırsağa,
kalın bağırsağa ve de dışa idrar ve dışkı olarak
vücuttan artık mamuller çıkar. Mide yediklerimizi ufak parçalara ayırdıktan sonra, ince
bağırsağa yollar. Sindirim sisteminde en büyük
rolü ince bağırsak gerçekleştirir, çünkü ince
bağırsak vücuda gerekli olan mamulleri ayırır
ve vücutta tutar, gerekmeyen mamulleri artık
olarak büyük bağırsağa yollar. Vücut genelde
çok akıllıdır – eğer vücut yediklerimizde kötü
bakteri veya virüs olduğunu hissederse, ince
bağırsaklar alarma geçer- çünkü zararlı şeylerin
kana karışıp vücudun her tarafına dağılıp zarar vermesini istemez- hiç bir şeyi ayırmadan
su ekleyip isale çevirir ve çok çabuk vücuttan dışarı atmaya çalışır. Çölyakteki sorun,
vücudun (özellikle ince bağırsakların) glüteni
yanlışlıkla zararlı bir mamul olarak görüyor
olması; yenilen mamulleri yararlı ve yararsız
diye ayırmadan isale çeviriyor, ve vücuttan
hızlıca atıyor. Buda gıda yetersizliğine, özellikle vitamin ve mineral eksikliğine, yol açıp
aşağıda belirlendiği gibi çeşitli semptomlara
yol açıyor.
Glüten nedir?
Glüten bir çeşit proteindir ve özellikle
arpa, çavdar ve buğday içinde bulunur. Hamur yoğururken, hamurun sakız gibi çekilmesi ve lastikleşmesi glüten proteininden dolayı
oluşur.
Çölyakın semptomları nedir?
Glüten içeren mamulleri yedikten sonra
bazı semptomlar belirir. Bunlar aşağıdaki
semptomların hepsi veya birkaçı olabilir ve
bazı insanlarda az etki yaparken, bazı insanlarda çok sert tepkiye yol açabilir:
• İshal
• Karında gaz ve şişme
• Karın ağrısı
• Kilo kaybı/zayıflama
• Yetersiz beslenmeden oluşan hastalıklar
(demir eksikliği anemi, folat eksikliği,
vitamin B12 eksikliği, ve bunlardan
dolayı diğer hastalıklar ve kendini
her zaman yorgun hissetmek)
• Ellerde ve ayaklarda
karıncalanma ve uyuşma
• Vücutta su birikmesi ve şişme, özellikle kollarda ve bacaklarda
Özellikle çocukları, yukardakilerin yanı
sıra, etkileyen semptomlar ise:
Kusma
Yaşıtları gibi büyümemek ve genel olarak
büyümekte zorlanmak
Çölyak genelde kimi etkiler?
Çölyak herkesi, yani bayan, erkek ve
çocukları etkileyebilir, fakat özellikle bayanları
etkiliyor. Semptomların ağırlığı kişiden kişiye
değiştiği için çölyak teşhisi bazen uzun sürer,
ve ya yapılmaz. Size tavsiyem, yedikleriniz
sizi rahatsız ediyorsa, yediklerinizi bir zaman
çerçevesinde (mesela 2 hafta, her gün, üç öğün)
günlük tutup yazınız ve ne zaman ve nasıl
rahatsız ediyorsa onu da yazınız. Daha sonra
yediklerinizle karşılaştırıp arada bir bağlantı
olduğuna bakınız – mesela her zaman unlu/hamurlu bir mamul yedikten sonra karın ağrısı,
gaz, şişme ve isal olmak gibi. Yediklerinizi
günlüğe yazdıktan sonra doktorunuza götürüp,
herhangi bir teşhise daha çabuk varabilirsiniz.
Çölyakın tedavisi nedir?
Tedavisi aslında çok basit, ömür boyu diyet
değişimi gerektiriyor, yani glüten içeren hiçbir
mamul yenilmiyor. Bu ilk başta düşündüğümüz
kadar kolay olmayabilir. Yukarıda sizlere
glüten arpa, buğday ve çavdar gibi mamullerde bulunduğunu söylemiştim. Ne kadar makarna, börek gibi un mamullerini diyetinizden
çıkarsanız bile, bazı mamullerde (özellikle
hazır mamullerde) ufak da olsa içinde, glüten
bulunabiliyor- mesela birçok sosta, hazır
yapılmış burger veya köfte mamullerinde. Bu
yüzden birçok süpermarket glüten içermeyen,
İngilizce ‘Gluten Free’ mamuller yapıp satıyor.
Şuan çeşitler eskisinden daha çok ve glütensiz ekmek, makarna, un, soslar, kek ve pasta
kolaylıkla satın alabilirsiniz. Bunun yanı sıra
dışarıda yemek yerken dikkatle yediklerinizin
içerisindekini sorup çölyak hastası olduğunuzu
belirtebilirsiniz ve size hangi mamulleri
yiyebileceğinizde yardımcı olurlar. Bazı bölgelerde glüten içermeyen kafeler ve restoranlarda
var, bunu internetten araştırabilirsiniz.
Bazı
insanlar
diyeti
tam
olarak
uygulamıyorlar ve bu ilerde bağırsak kanserine
yol açıyor. Tedavisi basit bir diyetle yapılırken
ve şuan glüten içermeyen, tadı güzel ve çeşidi
bol olan bir sürü mamul varken diyeti uygulamamak ve kanser gibi çok daha ciddi bir
hastalıkla savaşmak gereksiz olur. Bu yüzden
tavsiyem glütensiz diyetinizi uygulayın!
Çarşamba 10 Aralık 2014
27
28
Çarşamba 10 Aralık 2014
Çarşamba 10 Aralık 2014
29
“Öldürmeyin, öldürmeyeceğiz!”
Haber- Erem Kansoy
Kıbrıs’ta vicdani retçi Haluk
Selam Tufanlı, çıkartıldığı Askeri
Mahkeme’de seferberliğe gitmeyi
reddettiği gerekçesiyle tutuklanarak
ceza evine gönderilmesinin ardından
Londra’da da bir gurup genç Türkiye Elçiliği önünde basın açıklaması
yaparak,
Türkiye’nin
Kıbrıs’taki
işgalciliğini ve militarizmi protesto etti.
Kıbrıs’ta vicdani retçi Haluk
Selam Tufanlı, çıkartıldığı Askeri
Mahkeme’de seferberliğe gitmeyi
reddettiği gerekçesiyle, 500 TL para
cezasına çarptırıldı. Tufanlı, para
cezasını da ödemeyi reddettiği için askeri mahkemece 10 gün hapis cezasına
çarptırıldı. Tufanlı kararı protesto etti.
Kıbrıs’ta özellikle genç nüfusun büyük
tepkisini çeken olay da “Öldürmeyin,
öldürmeyeceğiz!” sloganı gündeme
yeniden geldi.
Sudoku Zor
Sudoku Basit
Davanın karara bağlanmasının
ardından basına açıklaması yapan
Tufanlı’nın avukatı Öncel Polili,
Tufanlı’nın yargılanmasının sonuna
gelindiğini, mahkemenin vicdani ret
iddialarını kabul etmediğini ifade
ederek, hakimin geçmişteki kararlara
da atıfta bulunarak, 500 TL’lik para
cezası verdiğini kaydetti.
“Hakkımızı AİHM’de arayacağız”
Mahkeme’nin verdiği 500 TL’lik
para cezasını Haluk Selam Tufanlı’nın
ödemeyeceğini de söyleyen Polili,
“Para cezasını ödemeyecek ve hapis
yatacak. Böyle bir mücadele yaptığı
için gururluyuz” ifadelerini kullandı.
Yüksek Mahkeme’nin konuyla
ilgili karar verdiğini de belirten Polili, haklarını Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nde arayacaklarını belirtti.
Vicdani Ret İnisiyatifi adına konuşan
Murat Kanatlı, bu kararı beklediklerini, yasal zemin sağlanmasını istediklerini ancak bunun sağlanmadığını
kaydederek, bu süreçte katkısı olan
vekiller hariç herkesi bu Lefkoşa
Merkezi Cezaevi önünde toplanmaya
davet ediyoruz dedi.
Kanatlı, “Biz, hakkımızı demokratik
koşullar altında AİHM’de arayacağız”
diyerek sözlerine son verdi.
Tufanlı hakkında alınan para
cezasını ödemedi ve polis tarafından
tutuklanarak,
hapis
işlemlerinin
başlanması için Asal Şube’den kelepçelenerek çıkartıldı. Tufanlı, 10 gün
boyunca hapis yatacak.
Geçtiğimiz aylarda da yine Murat Kanatlı aynı şekilde mahkeme
tarafından haksız bulunarak 10 gün
hapis cezasına çarptırılmıştı. Olaya
toplumun aydın kesimlerinden büyük
tepki gösterilmesine rağmen, Kıbrıs’ın
Kuzeyindeki Türk işgalinde kurulan
mahkemeler yine aynı kararı Haluk
için de çıkararak halkın büyük tepkisini
topladı. Istanbul, Paris, Lefkoşa ve
Londra’da da eş zamanlı olarak Dünya
İnsan Hakları günü nedeniyle ve yine
Haluk Selam Tufanlı ile dayanışma
adına protestolar düzenlendi.
Londra’da
yaşayan
gençler
Kıbrıs’ın askerlik sorunu ile igili şöyle
konuştu;
Nafiya Horozoglu , “Birçok vicdani
retçi, askerlik yapmayı reddettikleri
için değişik suçlamalarla yargılanmakta
ve cezaevine konmaktadır. Vicdani ret
hakkını tanınması, ve bu suretle vicdani retçiler hakkındaki suçlamaların
düşürülmesi için başta bir genç kadın
olarak ve Londra’da yaşayan Kıbrıslı
genç olarak bu otoriter rejime karşıyım
. Bir insan hakkı olan Vicdani Ret
nedeni ile tutuklanan Haluk Selam
Tufanlı arkadaşımızın hemen şerbet
bırakılmasını talep ediyoruz. Vicdani
ret temel bir haktır, işgalci TC devleti ve tanınmayan KKTC devleti bu
hakkı bütün insanlara tanımalı diye
inanıyoruz. Kıbrıs’ta barış , özgürlük,
eşitlik ve adaletli bir sistem istiyoruz.
Vicdani ret insiyatifini hiç kimse susturamaz, düşüncelerimiz ve inançlarımız
mahpusa asla sığmaz. İstediğimiz yerde , istediğimiz zaman pankart açma
özgürlüğümüz olmalı buna hiç bir
emir kulu engel olmalı ve halkına karşı
şiddet kullanmalı! Londra’da yaşayan
erkek arkadaşlarımız bu konuda daha
fazla ses çıkarmalılar çünkü bu konuda
onlarda hiç memnun değil. Gençler
olarak Haluk arkadaşımızı destekliyoruz ve bu faşist düzeni bozmak için mücadele edeceğiz. Yurt Ödevimiz Barış,
Vicdani Ret Hakkımız!”
Aysel Irkad , “1974 işgalci
harekatından sonra isgalci Türkiye
ve işbirlikçileri Kıbrıs Türk halkını
sömürmek, bölmek, güçsüzleştirmek,
ve yok etmek adına çok çirkin bir
şekilde elinden geleni yapmıştır ve
başarılı olmuştur, umarım ki 41 sene
boyunca süren bu derin uykudan
halkımız uyanır, halk olarak birleşir
ve özgürce yaşamak için, sömürüye,
Turkiye’nin işgaline ve gaspına,
bankaların insanları soymasına, kumarhanelerin kapatılmasına, Kadın
ticaretinin hemen durdurulmasına,
faşist KKTC devletinin yok edilmesine, askersiz, demokrasi ve barış
içerisinde
(bölünmüş bir ülkede
barıştan bahsetmek şuan abes olur)
yaşamak adına halkımız ayaklanır,
halkımız gücünün farkına varmalıdır.
vicdani retçi olarak bende haluk
kardeşimi sonuna kadar destekliyorum, düşüncesinden dolayı hapis edildi, insanlar özgürce düşündüklerinde
ve
fikirlerini
savunduklarında
cezalandırıyorlar, Kıbrıs’ta bunun en
büyük örneği evinin önünde vahşice
katledilen gazeteci sayın Kutlu Adalı,
katiller cezalandırılmadı ve dosya
kapandı, Kıbrıs halkı böyle adaletsiz,
faşist bir sistemin içine haps edilmiş
durumundadır ne yazık ki.”
Kemal Ozturna , “Askerlik sorunu,
işsizlikten sonra Kıbrıs’ta yaşayan
gençlerin en büyük ikinci kanayan
yarasıdır. Lise son sınıftan itibaren
başlayan erteleme çilesi ve akabinde de
her üniversite akademik dönemi için
yapılan erteletme prosedürleri ise bu
çilenin aslında sadece başlangıcıdır. İş
gün gelip askerlik zamanına yaklaşınca
ise yapılan tüm yüksek öğrenim hiçe
sayılıp 12 aylık bir körelme süreci
başlar . Bilindiği üzere Kıbrıs’ta
önemli askeri görevler ve önemli noktalar TSK birlikleri tarafından kontrol
edilmektedir. Bundan dolayı GKK’nın
sürekli dile getirdiği personel ihtiyacı
söylemi de gerçeklerden uzakta olup,
Kıbrıslı gençleri sıkıntıya sokmaktan
öteye geçmemektedir. Durum böyle
iken, hükümetin de bu konuyla ilgili
yapmaya çalıştığı yasa değişiklikleri
ise ihtiyaçtan çok uzakta olup, tabiri
caizse kanser olan bir hastaya antibiyotik tedavisi yapmaya benzemektedir. Askerliği meslek olarak yapmak
isteyen o kadar genç varken, profesyonel askerliğe geçme kararı alma yerine vicdanen bu görevi reddedenleri
tutuklamanın demokrasiye ne kadar
uyduğu ise ayrı bir soru işaretidir.”
Bulut Ünvan “Haluk arkadaşımız
onu tanıyan herkesin bildiği üzere
barışçıl karakteri ile bir savaş eğitiminin
bir parçası olmayacağını iyi bilirler.
Bu sebepten dolayı cezalandırıldı.
Onun barışçıl dileklerini paylaşan
biz arkadaşları, böyle bir günde onun
yanında ona desteğiz. Militarizmi
Londra’da Lefkoşa’da ve dünyanın her
yerinde yaşayan gençlere sorun haline
getirmek istiyorlarsa, bunu ret edecek
ve buna karşı çıkacak insanlarında her
zaman var olacağını iyi bilsinler.”
KARİKATÜRLER
Çarşamba 10 Aralık 2014
30
£10
SERi iLANLAR 0742 948 1490
Bu sayfada
1 kutu ilan
İlanlarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz
İlanlarınızı Pazartesi günü saat 16.00’ya kadar gönderebilirsiniz.
YETER
CLEANİNG
GOOD LUCK
ŞOFÖR OKULU
İşyerleri ve Evler itina
ile temizlenir.
Kısa sürede fazla para harcamadan
ehliyet almak, güvenli sürücü
olmak için vitesli & otamatik
direksiyon dersleri verilir.
07803506942
07909539577
Erken test günü alınır
Ali 07723921216
Sağlıklı ve zinde bir vücuda sahip
olmak için henüz gec değil, özel ve grup
dersleri ile kendinizi yeniden
kesfetme zamanı.
Deniz Dogrusoz
Personal Trainer
07455947693
www.deniz-personal-tranining.com
Hurdar Hand
Crafts
MEM Painting
and Decoration
El sanatları kursu verilir Takı, Mosaic, geleneksel
el sanatları.
Her türlü boya ve dekorasyon
işi itina ile yapılır.
Hurdar Sinop Tel:07448 654 828
07984 513 968
ALTUN
CLEANING
SERVICES
TOPCU MOBILE CAR MECHANIC
07427424619
07415106521
07405756462
Horizon Books
Kitap Satış Temsilcisi
Ufuk Kaya
07405891522
Her türlü araba tamiri işleriniz yapılır
REPAIRS
SERVICING
DIAGNOSTICS
PRE-MOT/FAILURES
AHMET TOPCU
Özel Türkçe
Dersi
Türkçe diksiyon ve gramer
dersleri verilir.
Diren Yalçın
07504 662756
Mahmut Söylemez
BALINZA LAUNDRY &
CLEANING SERVICES
Her türlü çamaşır yıkama işi
yapılır. Evden alıp eve teslim
servisimiz mevcuttur.
One 2 One
English
for children and adults
07428336181
OREL
BOOKKEEPING
& ADMIN
07768282295
[email protected]
Yıldız Adıgüzel
Qualified English Language Teacher
SATS, GCSE, A LEVEL, ESOL,
IELTS & Business English
For more information and Free consultation:
t 0753 4491 623
e [email protected]
Çarşamba 10 Aralık 2014
31
£30
SERi iLANLAR 0742 948 1490
Bu sayfada
1 kutu ilan
İlanlarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz
İlanlarınızı Pazartesi günü saat 16.00’ya kadar gönderebilirsiniz.
PRIVATE MATHS
LESSON
POZITIVE MATHS
TEACHING
Erdal Çetinkaya
KS1,KS2,KS3,
A-LEVELS,GCSE
07577927419
Sevin
Bookkeping
Rezan Uygur
078013934448
sevinbookkeping.co.uk
ENTERPRISE INTERPRETING
CENTRE (EIC)
Tecrübeli Tercümandan(BSc &MSc)
•
•
•
•
•
Her turlu tercümanlık hizmetleri
Her turlu devlet yardımları için başvurularınız yapılır.
Bütün çalışma izinleri, (Insurance)
Form doldurma - Banka Hesabi
Çocuk yardım parası -Tax credit- Ev kira Yardımı
Çalışma saatleri: Pazartesi- Cuma, 09:00-17:00
Address: (Tottenham’da Can Perde Sarayı’nın Karşısı/Lordship
Lane’nin sağındaki ilk bina)
639 ENTERPRISE CENTRE (Room 41-42)
639 HIGH ROAD, TOTTENHAM, N178AA
TEL: 07474515118
Email:[email protected]
Grup WXQ
Her türlü düğün, nişan, kına gecesi, doğum günü
yada partilerinizde profesyonel müzik ekibimizle
hizmetinizdeyiz...
Di dawet, şîranî, şeva hinê, pîrozbahiya rojbûnên
we de bi Koma WXQ di xîmeta we de ne.
0793 9412 553
Çarşem, 10 Berfanbar 2014
9
HER TIŞTÊ KU DI GERDÛNÊ DE
DIJÎ BI CAN E Û ZINDÎ YE
JIYAN HÊVÎ – Azadiya Welat
Hişmendiya ku bi vî şêweyî jinan, mirov, civak û
xwezayê dide nasîn ji bilî pirsgirêkan tu tiştekî din
bi xwe re nayîne. Ji xwe pirsgirêkên ku îro gerdûna
me bi hemû pêkhateyên xwe dijî tev encamên
vê hişmendiya perçebûyî ya ne zindî ye
Di zîhniyeta pergala heyî de, hemû
pêkhateyên ku gerdûn jê pêk tê ne zindî
ne. Hinek ji wan zindî ne û hin ji wan
jî ne zindî ne. Di encam de dema ku em
hîne kûrtir di mijarê de diponijin em
dê bibînin ku ev feraset me dibe ber bi
îfadeya ku hin ji pêkhateyan kirde ne û
yên ne zindî jî biraser in. Aşkeraye ku
pergala heyî xwe li ser vê dabeşbûnê
berz û ferzkiriye. Zilamê desthilatdar y
xwesûk ji bo ku desthilatdarê diya xwe li
ser civakê damezirîne serî li vê zîhniyetê
daye.
Mantiqê desthilatdariyê vê yekê ferz
dike. Diviyabû jina dayik ji afrînerî û
zindîbûna wê bihata xistin ku zilamê
desthilatdar bikarîbûya seltanata xwe bi
wê gur û geş bikira. Ev xerc û elîfbaya
desthilatdariyê ye. Her divê yek li jêr be,
yê din li jor be. Yek her tişt be yê din
ne tiştek be. Divê her yek di xizmeta yê
din de be. Bi vê zîhniyeta desthilatdariyê
re dualîteya ku di gerdûnê de heye ya ku
hevdû temam dike, mezin dike, xwedî
dike û pêk tîne ji hev dikeve û di cihê wê
de dualîteya ku hevdû tune dike, hevdû
biçûk dike tê bicihkirin. Li gorî vê zîhniyetê jin, xweza, civak ne zindî ne.
Her yek ji wan weke makîneyekê ne,
tu têkiliya wan bi zindîbûnê re nîne. Jin
weke nesneyekê tê dîtin, mêr dikare wê
li gor xwesteka xwe bi kar bîne. Ew li
gel wî weke makîneyeke zarok anînê ye.
bîst û çar demjimêran divê di xizmeta
wî de amade be. Nexasim an go mîna
ku ew jî xwe ji vo wî çêbûye. Ew bê hiş
e, bê vîn e, bê dil e, bê hest e, naweste,
naêşe… û hwe. çîroka bûyîna wê di
dîroka desthilatdariyê tev li ser vê bingehî hatiye nivîsîn. Eger jin ji derveyî vê
derkeve ew tewanbar e. Bi vî şêweyî di
hişê civakê de wêneyeke bi vî rengî di
derbarê jinan de hatiye xêzkirin. Elbet ev
rewş di şexsê jinan de ji bo tevahî civakê
jî derbazdar e. Bi nesnekirina jinan re,
civak jî tev dibe nesne. Civak, mirov êdî
ne ji bo xwe ji bo xizmeta desthilatdaran
hatine dinê.
Karê civakê, mirovan tenê xizmet e.
Li gor vê zîhniyetê civak, mirov bêhiş in,
nikarin bihizirin, nikarin bi rê ve bibin.
Karê rêveberiyê encax desthilatdar dikarin bikin. wekî din tevahî mirovên din ên
di civakê de kerî ne, kole ne, makîneyeke
ku diaxivê ne. Hişmendiya ku bi vî
şêweyî jinan, mirov, civak û xwezayê
dide nasîn ji bilî pirsgirêkan tu tiştekî din
bi xwe re nayîne. Ji xwe pirsgirêkên ku
îro gerdûna me bi hemû pêkhateyên xwe
dijî tev encamên vê hişmendiya perçebûyî ya ne zindî ye. Ji ber vê hişmendiyê
mirov mafê xwe dîtiye ku bi her şêweyî
zirarê dide dor û berê xwe.
Vê hişmendiyê nehiştiye mirov dor
û berê xwe hîs bike û weke xwe bibîne.
Dema ku emê li beramberî xwe –çi dibe
bila bibe- bê can bibînin di wir de hestên
me ji xwe ji dewrê derdikevin. Di demên
wiha de beyî ku tu çavê xwe biniqumînê
tu dikarê zirarê bidî yê li beramberî xwe.
Di rastiyê de ya ku di vir de diqewime ji
mirovbûyînê tê diçin. Lewma di civakê
de ji kesê ku hukim dike, ezilmê dike,
dikuje, tune dike… û hwd. re tê gotin ne
mirov e ango ji mirovbûyînê derketiye.
Bi rastî jî welê ye. Ji bo ku tu yê li beramberî xwe bi can bibînî divê tu hestên
xwe jî bicemidînî. Ji aliyeke din ve mirov
dikare bêje ku ew cemidandina hestên te
encama berteka yê ku tu li wî bi awayekî
bê can dinêre ye. Elbet ev bûyer bêyî ku
mirov di ferqê de be pêk tê. Ev nîşanî me
dike ku bandorbûyîn dualî ye.
Eger em ji vê yekê tenê derkevin rê
emê bibînin ku dor û berê me ne bi can
e. Li dijberî wê her tişt zindî ye û ev
zindîbûna heyî bi şêweyekî riya ku hebûna xwe bi te bide hîskirin û raberkirin
dibîne.Lê di vir de ya girîng ewe ku gelo
ev yek îro ji aliyê me mirovan ve çiqas
tê dîtin û hîskirin?! Sîstema heyî hemû
sazûmaniya xwe li ser bingehê pûçkirina
heqîqeta jiyanê ava kiriye. Lewma hîskirin û dîtin ji ber vê pergalê li gel mirovan
kêm bûye. Dema em bajaran mînak bigirin emê vê rastiyê hîne baştir bibînin. Em
dizanin ku bajar yek ji amûrên bingehîn
ê pergala heyî ye. ango mirov bêje, bajar
dê sazûmankirina pergala heyî de roleke
girîng lîstiye. Di sazûmaniya bajaran de
form, qalib li pêş e. dîmenê zêde li pêş
dîwarên ku sabîtbûnê, neguhertinê… di
hiş û hestên mirovan de avadike ye. Mirov her bi yê ku pir dereng tê guhertin re
rû bi rû ye.
Her bi tiştê ku hişê bê canîbûnê av
dike re rû bi rû ye. Dîwarên bilind tenê
hestiyariya mirov li beramberî xwezayê
kêm nekiriye, hestiyariya mirov li beramberî mirov bi xwe jî kêm kiriye. Di vî
warî de xerîbiyeke li beramberî mirov bi
xwe jî kêm kiriye. Di vî warî de xerîbiyeke mezin tê jiyîn. Lewma mirov dikare
bêje ku xerîbiya ji xwezayê xerîbiya ji
xwe ye, xerîbiya ji heqîqetê ye. Lê ev
rewş li gundan, li çiyan ne bi vî rengî
ye. Hestiyariya mirovên ku li gundan û
çiyayan dijîn li beramberî xwezayî pir
bi hêz e. Feraseta zindîbûnê li gundan,
li çiyan bi hêz e. Lewma dan û standina
însanê li gundan -destpêkê bi hev re- û
bi xwezayê re pir xurt e. li ser vê bingehî
mirov dikarê bêje ku mirovên li gundan
hîne zêdetir nêzî heqîqeta xwe ne. Li çiyayan tu kêlî bi kêlî şahîdiya zindîbûna
xwezayê dike.
Kêlî bi kêlî çawa giha şîn dibe, çawa
kulîlk vedibin, çawa dar fêkî didin… bi
kurtî hemû pêvajoyên guherînê yên ku di
xwezayê de tên jiyîn, mirov kêlî bi kêlî
dijî. Her wiha lawir- ji lawirê herî biçûk
heta bi yê herî mezin- çawa çêdibin, çaw
dijîn, ji bo hebûnê çawa têdikoşin mirov
jê agahdar dibe. Ev zindîbûn û herikbariya xwezayî hestiyariya mirovan, hestên
mirovan ji herikbar dikin û zindî dihêlin.
Mirov nikare xwezayê bê can bibîne, ji
ber ku guherîn û veguherîna wê li ber
çavê xwe dibîne. Guhertin û veguhertin
hebûnê, jiyanê îfade dike. Cihê guhertin
lê hebe jiyan jî li wir heye. Weke ku di
bajaran de heyî tu nîşaneyên ku forbûyîn
û sabîtbûyînê di gundan de nîne. Lewra
di gundan de mirov bi xwezayê re yek in.
Li beramberî xwezayê pir nazikin rêzdarin.
Têkiliya mirovên li gundan bi xwezayê
re têkiliyeke sîmbiyatîk e. Têkiliya hevdû
xwedîkirinê ye. Li ser vê bingehî bi tu
awayî dil nadin ku zerarê bidin xwezayê.
Ev nêzîkatî û terzê jiyanê bingeha xwe ji
hişmendî û terzê jiyana civaka xwezayî
digire. Zîhniyeta ku di vê civakê de tê
esas girtin. Zîhniyeta “animîzmê” ye,
zîhniyeta rûhbertî û bi wateyeke din ya
zindîbûnê. Mirovên vê civakê li gor vê
zîhniyetê her tiştê ku di xwezayê de heyî,
bi ruh û can dibînin. Mirov xwezayê
weke xwe dibînin. Lewma bawer dikin
ku zerara ku bi serê xwezayê ve bê. Zarara ku bi serê wî bi xwe de ye. Ji bo wê
xwezayê diparêze.
8
Çarşem, 10 Berfanbar 2014
Kürt Toplum Merkezi-KCC
& Halkevi bünyesinde
Gitar
Bağlama
Semah Folklor
Tiyatro
İngilizce
Kürtçe (Kurmanci)
Matematik
Kurslarının kayıtları başlamıştır. Daha fazla bilgi için
aşağıdaki telefon numaralarını arayabilirsiniz.
Halkevi
KCC
020 8880 1804
020 7249 6980
11 Portland Gardens, London N4 1HU
31-33 Dalston Ln, London E8 3DF
Çarşem, 10 Berfanbar 2014
7
HRW: Divê Tirkiye mayinan paqij bike
Rêxistina Şopandina Mafên Mirovan
(HRW) di rapora xwe de daxuyand
ku welatiyên ji Kobanê tên li aliyê
Tirkiyeyê ji ber mayinên ku hatine
çandin jiyana xwe ji dest didin û birîndar
dibin, ji ber vê yekê bangawaziya
Tirkiyeyê kir ku mayinan paqij bike. Desmond Tûtû wê
tevlî Konferansa
Kurd a li PE bibe
11. Konferansa Kurd a Navneteweyî
ya li Parlamenta Ewropayê (PE) wê
îsal bi beşdariya gelek kesayetên
girîng ên ji Kurdistan, Tirkiye û
Cîhanê pêk were. Xwediyê Xelata
Aştiyê ya Nobedê oldarê ji Afrîka
Başûr Desmond Tûtû yê par bi
peyamek ji dîmen beşdar bûbû,
wê îsal li konferansê amade be.
Di konferansa roja Çarşemê li PE destpê
bike de, kaosa li Rojhilata Navîn, pêvajoya
çareseriyê ya li Tirkiyeyê û têkiliyên Yekîtiya
Ewropa-Tirkiye wê rojeva bingehîn bin.
11. Konferansa Kurd a li Parlamenta Ewropayê, di demeke ku têkoşîna Kurd di rojeva
sereke ya cîhanê de ye, tê lidarxistin.
Di nava organîzatorên konferansa di 1011’ê Kanûnê bê lidarxistin de, Xwediyê Xelata Aştiyê ya Nobedê Demond Tûtû yê ji
Afrîka Başûr, Xwediya Xelata Aştiyê ya Nobelê Şîrîn Ebadî, Qasiya Niyeta baş a Konseya Ewropayê û Berdevka Weqfa Parastina
Hawirdorê Bianca Jagger, parlamentera berê
ya DEP’ê û xwediyê xelata Azadiya Ramanê
ya Sakharov Leyla Zana, Profesor nivîskar
Noam Chomsky û nivîskar Yaşar Kemal hene.
DESMOND TÛTÛ WÊ VÊ CARÊ BI
XWE LI KONFERANSÊ AMADE BE
Desmond Tûtû yê di 10. Konferansa Kurd
a par de bi peyameke ji dîmen beşdar bû, îsal
wê bi xwe beşdarî vekirina konferansê bibe.
Di konferansê de wê pêvajoya çareseriyê ya
li Tirkiyeyê û rola Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ji gelek aliyan ve bi berfirehî were
nirxandin.
Di roja duyemîn a konferansa ku wê alternatîfên kaosa li Rojhilata Navîn bê nirxandin
de, krîza li Iraqê, terora DAIŞ’ê û rewşa li
herêma Kurdistanê jî rojevên konferansê ne.
Her wiha wê têkiliyên YE-Tirkiye, pirsgirêka Kurd, êrîşa 9’ê Çileya 2013’a a li
Fransayê ku di encamê de sê jinên Kurd hatin
qetilkirin, werin nîqaşkirin. Li gel vê wê di
çareseriya krîzan de perspektîfên jinê, yek ji
sernavê nirxandinan be.
Axaftvan:
-Desmond Tûtû, Essa Moosa yên ji Afrîka
Başûr, Midûrê Weqfa Berghof a li Elmanyayê
di mijara pevçûnan de xwedî xebatên girîng e
Hans-Joachim Giesmann,
-Ji koma sosyal demokrat a Portekîzî parlamentera Parlamenta Ewropayê Ana Gomes, ji
Holandayê parêzer Marieke van EIK,
-Sekreterê Giştî yê EUTCC Michael Gunter, ji Zanîngeha Tel Avîvê ji Navenda Moshe
Dayan Ofra Bengio,
-Rojnamevanê
Holandî
Frederike
Geerdink, Ji Koma Tifaqa Azad û Koma Keskan a Ewropayê parlamenter Bodil Ceballos, ji Koma Çep a Yekbûyî-Keskên Bakur a
Ewropayê Jurgen Klutte
-Ji saziya think thank a Elman SWP Gunder Seufert,
-Ji Fransayê parêzerê doza qetilkirina sê
jinên şoreşger ên hatinq etilkirin Antoine
Comte,
-Ji DYA endamê enstîtuya American Enterprise Institute Michael Rubin, ji Çep a Yekbûyî/Koma Kesk a Bakur a Ewropayê Francis
Wurtz,
-Hevserokê HDP’ê Selahattîn Demîrtaş,
Hevserokê PYD’ê Salih Muslim, ji heyeta
Îmraliyê Pervîn Bûldan, Alîkarê Hevserokên
HDP’ê Nazmî Gur û ji tevgera jinên Kurd
Gonul Kaya,
-Serokê saziya KURD-AKAD Dêrsim
Dagdevîren, ji Zanîngeha Enqereyê Arzû
Yilmaz, ji Zanîngeha Bogazîçî Abbas Valî, ji
Zanîngeha Enqereyê Bahar Şîmşek,
-Rojnamevana Tirkiyeyî Asli Aydintaşbaş,
rojnamevana Tirkiyeyî Şîrîn Payzin, rojnamevan Huseyîn Yayman, Osman Kaval.
Rêxistina Şopandina Mafên Mirovan
(HRW) têkîldarî pirsgirêka mayinan a ku gelê
Kobanê yên ji ber şer û terora DAIŞ’ê tên Tirkiyeyê rû bi rû dimînin raporek weşand. Rêveberê Kampanyaya Navneteweyî ya li Dijî
Mayinên Bejahiyê ya HRW›ê Steve Goose
rapor ji raya giştî re aşkera kir û li gorî rapor
êtê gotin ku Tirkiyeya ku qapasîteya wî ya ji
bo paqijkirina mayinên dibin sedema mirin û
birîndarbûna mirovan heye û divê van mayinan paqij bike. Di raporê de tê gotin ku ji ber mayinên
ku ji aliyê Tirkiyeyê ve beriya dehan salan
hatine çandin bûye sedema mirina 3 kesên ji
Kobanê derbasî Tirkiyeyê bûne û qasî kut ê
zanîn 89 kes jî ji ber vê yekê birîndar bûne. Di
raporê de tê destnîşankirin ku heta şer berdewam bike niha û pêve jî ji ber îhtîmala bûna
sedema windahiyan divê mayin bên paqijkirin. Di raporê de hate destnîşan kirin di heman
demê de nêzî 2 hezar Sûriyeyî hê j îli herêmên
mayinkirîne û dîsa ji bo ji mirinan re rê neyê
vekirin divê Tirkiye cihê welatiyên Sûriyeyê
yên li van herêman in biguherîne û paqijî jî bi
awayeke lezgîn li qadên derbasbûnê bê destpêkirin. Bi sedan kes li qadên mayinkirî dijîn!
Steve Goose daxuyand ku “Li Sûriyeyê mirovên di şert û mercên şer de nikarin bimînin
dema derbasî Tirkiyeyê dibin li aliyeke ve jî
mecbûr dimînin bi mayinan re têbikoşin divê
ev nebe qedera wan” û di berdewamê de anî
ziman ku li bakurê rojava û başûrêrojhilat ê
Kobanê di nava sînorê Tirkiye li ser xeteke
teng de ne. Di berdewama raporê de hate gotin ku Tirkiyeyê di navbera 1957 û 1998’an
de li sînorê Sûriyeyê 615 hezar û 419 mayin
çandiye û ji 18’ê mijdarê hatiye tespîtkirin ku
li vê herêmê 2 hezar sivîl hatine tespîtkirin, ji
berk u wesayît û keriyên sewalên welatiyan
nikarin derbasî Tirkiyeyê bibin dibe ku derbasbûna van deran tercîh bikin. Dîsa li gorî
dîmenên di 14’ê mijdarê de ji peykê hatine
tespîtkirin jî bi sedan welatiyên Sûriyeyê hê
jî 9 kîlometre rojhilatê Kobanê li nêzî gundên
Mert Îsmaîl û Çanakçiyê li qadên mayinkirî
jiyana xwe didomînin. Di meheke de 40 mayin teqiya!
Di korîdora Til Seîr a meyîn lêh ene di
navbera 15’ê îlonê û 15’ê mijdarê de 70 mayin
teqiya. Di van teqînan de 6 teqîn bûn sedema
windahiyan. Di teqînekî de zarokekî 10 salî
jiyana xwe ji dest da 7 zarok birîndar bûn. Teqînên din jî dema derbasbûna keriyan de pêk
hat. Di rapora HRW’ê de xaleke balê dikêşe
jî ew e kum ayîn ji aliyê kesên ji wir derbas
dibin ve tên paqijkirin. Di 7’ê mijdarê de li
ser navê HRW’ê xebatkarekî rapor amade kir
û hate gotin ku di her du rojan an j îsê rojan
carekî mayinek diteqe û dema derbasbûna
welatiyên ji korîdora Tîl Şeîrê herî kêm 6
mayinên netewiyane teslîmî artêşa tirk kirine. Di rapora HRW’ê de tê gotin ku welatiyên
Sûriyeyê yên li herêm mayinkirî di bin şert û
mercên xetere de dimînin dem bi dem jî rastî
êrîşa DAIŞ’ê ya bi hewanan dike tê. Li gorî
xalên ku ji aliyê HRW’ê ve hatiye tespîtkirin
di 8’ê mijdarê de serê sibehê saet di 08.00’an
de 5 topên hewanê li herêmê ketine û di
êrîşêbe yek jî zarok herî kêm 3 kesan jiyana
xwe ji dest dan û 15 kes jî birîndar bûn. Li dijî mayinan hişyarî nîn e
Di dema derbasbûnê de jineke kurd a pêlî
mayinê kir û zaroka wê ya 7 salî bi awayeke
birîndar katin Tirkiyeyê. Selma 35 salî ya ku
niha tê dermankirin piştî DAIŞ’ê êrîşî gundên wan kir bi 6 zarokên xwe re 35 kîlometre meşiyaye û gihîştiye korîdora Tîl Şeîrê vê
carê jî li vir bûye hedefa mayinan. Zaroka wê
ya yek salî ji rûyê xwe birîndar bûye û zaroka
wê ya 7 salî ya li cem jî bi wê re birîndar bûne.
Xebatkarên HRW’ê dan zanîn ku li herêmê ji
bo mayinan tu hişyarî nîn e.
Di 24’ê îlonê de tenê li cihên cuda yên
korîdor êli gorî agahiyên ji aliyê HRW’ê ve
hatine piştrastkirin du kesên temênê wan 1520 in jiyana xwe ji dest dane, du zarokên 1011 salî, dîsa du zarokên din ên temenên wan
12-13 in, du kesên 15-20 salî û du zarokên 5-6
salî birîndar bûne. Ligel soza hatiye dayîn pêk neanîn
Li gorî peymana ku Tirkiyeyê di 2003’yan
de ji bo paqijkirina mayinên bejahiyê îmze
kiriye ji bo ku di adara 2014’an de mayinan
paqij bike soz daye lê di vî warî de tu tişt
nekiriye û daxwaza Tirkiyeyê ya ku ev dem
heta 2022’yan bê dirêjkirin hatibû qebûlkirin. Ji Heyva Sor ji bo Kobaniyan alîkariya barê 6 TIR’an
Heyva Sor a Kurdistanê, pêdiviyên
ji bo zivistanê jî di nav de alîkariya
barê 6 TIR’an ji Kobaniyên
neçar man koç bikin re şand.
Heyva Sor a Kurdistanê, ku navenda wê
li eyaleta Nordrhein Westfalen e, kampanya
xwe ya ji bo destekdayîna Kobanê û Şengalê
bênavber dewam dike. Ji bo Kobaniyên ji ber
êrîşên çeteyên DAIŞ’ê neçar man koçî Pirsûsê
bikin, Heyva Sor a Kurdistanê, kon, kinc,
pêlav û sobe jî di nav de barê 6 TIR’an alîkarî
şand.
Kon, li nêzî gundê Kulunçê hat danîn ku
li vê derê Şaredariya Pirsûsê ji bo 10 hezar
Kobaniyan wargeheke ji konan çêdike. Kel û
melên din ên alîkariyê jî li depoya alîkariyê
ya Xeraja Şaredariyê hatin bicihkirin. Endamê
Meclîsa Partiyê ya DBP’ê û endamê Koordînasyona Navenda Rojava û Şengalê Huseyîn
Yilmaz der barê alîkariyan de agahî da û da
zanîn ku wan heta niha li navenda Pirsûsê 5
wargehên ji konan ava kirine, niha jî wargeheke din çêdikin. Yilmaz agihand ku piraniya
pêwîstiyên xwarin û kincan ên Kobaniyan niha
ji aliyê Heyva Sor a Kurdistanê, Şaredariyên
DBP’yî û mirovên hestyar ve tê dayîn. Yilmaz da xuyakirin, ku ji bo gelên Kobanê
û Şengalê bi pêşengiya HDP, DBP û KCD’ê
ew bi ruhê seferberiyê dixebitin û got, “Em
ji bo Kobaniyan wargeheke nû ya ji konan
çêdikin. Em ê bi hezar 200 konên Heyva Sor a
Kurdistanê aniye re vê wargehê çêbikin. Çiqas
dewlet astengiyan derdixîne jî em di çarçoveya alîkariyan de xebatên xwe dimeşînin û
em ê van xebatên xwe dewam bikin.”
6
‘Dayikên Şemiyê cara
506’emîn aqûbeta
windayan pirsîn
Dayikên Şemiyê yên ku aqûbeta xizmên xwe yên hatine windakirin dipirsin
di hefteya 506’emîn de li ber Lîseya Galatasarayê aqûbeta Huseyîn Taşkaya
yê ku di 6’ê kanûna 1993’yan de hati binçavkirin û piştre hate windakirin
pirsîn. Di çalakiyê de kurê Taşkaya, Şerîf Taşkaya axivî û wiha got: “Min
di 4 saliya xwe de li zindanê bavê xwe nas kir. Piştî ew derket em 7 salan
bi hevre man. Vî dewletê şadî ji bo me zêde dît û bavê min qetil kir.”
Dayikên Şemiyê yên ku di hefteya
506’emîn de aqûbeta xizmên xwe yên ji aliyê dewletê ve hatine windakirin bipirsin li
Qada Galatasarayê hatin ba hev û pankarta
“Kiryar diyar in, winda li kû ne” vekirin,
qurnefîlên sor û wêneyên xizmên xwe
hilgirtin. Di çalakiya vê hefteyê de aqûbeta Huseyîn Taşkaya yê ku di 6’ê kanûna
1993’yan de hate binçavkirin û windakirin hate pirsîn û axaftina yekem hevsera
wî Sultan Taşkaya kir. Taşkaya anî ziman
ku gorekî wan li ser dua bixwînin jî nîn e
û bal kişand li ser têkoşîna ku dimeşînin.
Taşkaya ev tişt anî ziman: “Ev qada ku em
zarokên xwe re dihatin em niha bi neviyên
xwe re tên. Em hestiyên xwe dixwazin.”
Piştre Serpîl Taşkaya axivî û wiha got:
“Ez di 9 saliya xwe de di vê qadê ne ev
têkoşîn nas kir. li vir mezin bûm ez ê li vir
pîr bibim.”
‘HESTIYÊN ME Û MIROVAHIYA
XWE DEYNIN ALIYEKÎ’
Taşkaya bang li rayedarên dewletê yên ji
aqûbeta windayan berpirsyar in kir û wiha
got: “Hestiyên me û mirovahiya xwe daynin aliyekî heke wijdana we hebe aqûbeta
wan derxînin holê.” Piştre kurê wî Şerîf
Taşkaya axivî û ev tişt anî ziman: “Min di
4 saliya xwe de bavê xwe li zindanê nas
kir. Ev derket em 7 salan bi hevre man.
Dewletê ev yek ji bo me pir dît û bavê min
winda kir.” Piştre jî birayê Taşkaya Faîk
Taşkaya axivî û anî ziman ku ew bi salan
in têkoşînên dimeşînin û bi hezaran mirov
li nava sînorên Tirkiyeyê ji alilê dewletê ve
hatin qetilkirin.
‘EM DEWLETA HIQÛQÊ DIXWAZIN’
Piştre parlamenterê CHP’ê Sezgîn Tanrikulu Axivî û diyar kir ku ji bo ku kujer
bêne dîtin û aqîbeta windahiyan derkeve
holê divê “demborî” ji holê bê rakirin,
komîsyona paşerojê re rû bi rû bûyin bê
ava kirin û dawî dayina bêcezabûna kujeran bê çêkirin. Daxuyaniya vê hefteyê ji
mirovên şemiyê Nur agirnasli da. Agirnasli wiha got: “ Em mexdûrên binpêkirinên
mafan ên dewletê û şahidên wan in em
dewleteke ku xebatên wî bi quralên hiqûqê
hatiye sînorkirin, wekhev nêzîkî welatiyan
dibe, maf û azadiyan wan digire bin ewlehiyê û vê ewlehiyê jî bi daraza serbixwe ve
pêk tîne dixwazin.”
Agirnasli Huseyîn Taşkayayê ku di 6’ê
kanûna 1993’yan de li Rihayê hati binçavkirin bi bîr xist û diyar kir ku di salên
90’an de Riha ji aliyê JÎTEM, Tîmên
Tevgera Taybet û Midûriyeta Giştî ya Emniyetê, eşîra Bucakan ve bûbû navenda
kontr-gerîlayê. Agirnasli da zanîn ku malbata Taşkaya ji bo aqûbeta wî bibiprsin
çûne qereqol, dozgerî û walîtiyê û bersiva
“ji Sedat Bucak bipirsin” hatiye dayîn.
Parlamenterê DYP’ê, reîsê eşîrê, serokeşîr
Sedat Bucak jî bersiva “ekîba me girt lê
teslîmî dewletê kirine, agahiya me nîn e
dewlet dizane” dide malbatê.
‘HETA HESAB NEYÊ DAYÎN
DÊ EV DOZ NEYÊ GIRTIN’
Agirnasli destnîşan kir ku malbata ku
çûye qereqolê hatiye tehdîtkirin û hemû
serlêdanên malbatê bêencam mane. Agirnasli anî ziman ku ji ber windakirina
Taşkaya di serî de Sedat Bucak, cerdevan
Ahmet Bucak, Ahmet Ersîn Bucak, Halîl
Beyazkaz, Kemal Uzeyroglu, Mustafa
Uzuyroglu, Îsmet Ozreyhanoglu, rayedarên leşker û polîsan ên wê demê berpirsyarê windakirinê ne. Agirnasli peyama
dê têkoşînê bidomînin da û wiha got: “Heta
ew hesabê vê sucê mirovahiyê nedin, ev
doz dê neyê girtin.”
Piştî axaftinan xizmên windayan ji bo
ku di hefteya 507’an de bên ba hev çalakiya xwe bi dawî kirin.
Çarşem, 10 Berfanbar 2014
Onder: Li ser pêşnivîsê
me nirxandin kirin
Pêşnivîsa ku ji aliyê Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ve ji bo
çareserkirina pirgsirêka Kurd hevdîtinên ku tên kirin vegerin
muzakereyê hate amadekirin, di hevdîtina Heyeta Îmraliyê
û Alîkarê Serokwezîr Yalçin Akdogan de hate destgirtin.
Têkîldarî mijarê endamê heyetê Sirri Sureyya Onder axivî û
diyar kir ku wan li ser pêşnivîsê nîqaş kirine, piştî bi hikûmetê
re yek- du hevdîtinên din bikin Wê wekî heyet biçe Qendîl
Heyeta Îmraliyê ya ku hate berfirehkirin di 29’ê Mijdarê de bi Rêberê Gelê Kurd
Abdullah Ocalan re hevdîtin pêk anîbûn û
di hevdîtinê de Ocalan pêşnivîsa ku amade
kiribû, pêşkêş kiribû. Heyeta Îmraliyê ji bo
ku têkîldarî pêşnivîsa hatiye amadekirin bi
nîqaş bikin bi Alîkarê Serokwezîr Yalçin
Akdogan re hevdîtin pêk anîn. Heyeta
Îmraliyê ya ji Wekîlên Koma HDP’ê Pervîn Buldan, Îdrîs Baluken, Parlamenterê
Stenbolê Sirri Sureyya Onder û Hevserokê
KCD’ê Hatîp Dîcle pêk tê piştî hevdîtinê
daxuyanî dan çapemeniyê.
Berdevkê Heyetê Sirri Sureyya Ander
piştî hevdîtina ku 2 saetan berdewam kir
de got ku di hevdîtinê de pêşnivîs girtine
dest û ev tişt anî ziman: “Me hin pêşniyar
û mijarên ku lihevkirine yan na nîqaş kir.
Piştî hevdîtineke din em ê biçin Qendîlê û
bi rayedarên KCK’ê re hevdîtinê pêk binin.
Dê Hevserokê KCD’ê Hatîp Dîcle jî beşdar
bibe. Niha me li ser pêşnivîsê hin nirxandin
kir. Asta ku em têde ne em ê bi lijneyên
xwe yên partiyê re parve bikin û binirxînin,
piştre cardin em ê bi birêz Yalçin Akdogan
re hevdîtinê pêk bînin.”
Onder pirsên ku di hin mijarên pêşnivîsê
hikûmet li dij derdikeve de jî bersiva “Em
ne di vê astê de ne, made bi made em li
dijî vê ne yan jî di vê de li hev dikin de
nîn in, tiştekî wisa nîn e. Em hêj nehatine
vê astê. Nêzîtakiyên xwe yên giştî, pêvajoya girêdana taqvimekî em rû bi rû nîqaş
dikin. Ji bo vê yekê em ê hevdîtineke din
jî pêk bînin. Asta ku em têde ne em ê bi
lijneyên xwe yên têkîldar ve, bi hevserokên xwe re, hevparên xwe re nîqaş bikin û
piştre hevdîtinekî din jî pêk bînin û piştre jî
serdana Qendîlê bikin» bersivand.
Onder têkildarî pirsa dê bi hikûmetê
re hevdîtin kengî pêk bê de jî bersiva “Di
nava yek du rojan de, hevdîtinekî yan jî 3
hevdîtinan pêk bînin. Dê trafîkeke hevdîtinan ya zêde bê kirin” bersivand. Heyet
têkildarî pirsa dê heyet berfireh bibe de jî
bersiva “belê dê bê berfirehkirin” da.
Onder bersiva pirsa ligel paketa ewlehiyê ya di meclîsê de tê dîtin pêvajo bi
awayeke rêk û pêk pêktê jî wiha da: “dibe
ku em wan biaxivin” Onder bersiva gotina
Serokwezîr a “zelaliyê” da û wiha got:
“Tu kes hînî me pirsgirêka zelalbûnê li vî
welatî pêk anîne û hikûmet jî di nav de tu
sazî vê yêkê pêk naynin. Ji ber ku zelalbûn bi berdêlên vê siyasetê dayîn tê xuyankirin. Em berdewam kevneşopiya siyaseta bi berdêlên girtîgeh, sirgûn û mirinê
ne. Di pirsgirêka zelalbûnê de tu pirsgirêk
tunenen. Birêz Serokwezîr bi zelalbûnê bi
bûyera Çewlîkê di hemû aliyên patolojîk
de aşkera bike dikare destpê bike.”
Onder bersiva pirsekî din jî wiha da: “Di
sekreterya û lijneya şopandinê de tu pirsgirêk tunene. Tu helwestên astengiyê me
nedîtin û em ev yekê di nava demokratîkbûnê de û bi rihê giştî girt dest.” Onder bersiva dê çend kes tevlî heyetê bibin jî wiha
da: “Çiqas berfireh bibe ewqas dê berfireh
bibe. Armanca me aştiya mayînde ye.Divê
em ji nav û hejmarê re bela xwe nedin.”
Onder bersiva pirsa “Gelo hûn tên mijûlkirin?” jî wiha da: “Helwesta objektîf
a naih helwesta mijûlkirinê nîn e. Bi gitşî
êdî serdema rêbazên dijdemokrasiyê li
hemberî gelên Tirkiyeyê bikarbînin derbasbûye.” Onder anî ziman ku dê bi Leyla
Zana re biçin Qendîlê.
‘PERGALA CEMAWERIYÊ BI
ASTENGIYA MAFAN PÊK NAYÊ’
Onder da zanîn ku ew weke hikûmetê
berê xwe nadin pirsgirêka pergala cemaweriyê û got, “Cihê hikûmet berê xwe didinê
gelek bi pirsgirêk e” û wiha axivî: “Di aliyê
têgeh de li cihê hikûmet berê xwe didê em
berê xwe nadinê. Em xwedî ramanên cuda
ne. Ji xwe mirovên xwedî heman ramanan
muzakereyan nakin. Divê azadî neyên astengkirin bên berfirehkirin. Hikûmet weke
pirsgirêka asayîşê berê xwe didê.”
Çarşem, 10 Berfanbar 2014
95
4
Çarşem, 10 Berfanbar 2014
Der Spiegel: Kobanê wek
mucîzeyek biçûk e
Di nûçeya ku di kovara Der Spîegel de
cih girtiye, analîza têkoşîna Koalîasyona
Navneteweyî, artêşa Iraq û Rojava û
Başurê Kurdistanê ya li dijî DAIŞ’ê hat
kirin. Di analîzê de hat gotin ku ligel
herêman pêşveçûyîna DAIŞ’ê hatiye
sekinandin û hat gotin ku berxwedana
Kobanê ji bo DAIŞ’ê hem sembolîk û
hem jî karasetek leşkeriye.
Di nûçeyê de der barê pevçûnên li Suriye û Iraqê de
cih dan van nêrînan:
“Iraq li ser piyane:Di mehên havînê de nebûm Iraq bi
giştî biketa û şîroveyên wekê herêma DAIŞ’ê, herêma
Kurd û herêma Şîî dihatin kirin. Lê piştî îstîfaya serokwezîr Nurî El Malîkî, hikûmeteke din ya ku kêmbe jî têkiliyên anvbera Kurdan de rast dike hat avakirin.”
KOBANÊ WEK MUCÎZEYEK BIÇÛK E
Kobanê berxwe dide: Kobanê wek mucîzeyek biçûk.
Dora bajarê Kobanê hatiye dorpêçkirinû li dijî çeteyên
DAIŞ’ê berxwedanek mezin tê nîşan dan. DAIŞ ya ku
li dijî hêza şervanên Kurd nekare berxwe bide ne tenê di
alî sembolîk de di alî leşkerî de jî karesete. Koordînatorê
Koalîsyona Navnetweyî John Allen di meha Mijdarê de
wiha digot: “Di êrîşên me yên hewayî de nêzî 600 endamên DAIŞ’ê hatine kuştin. DAIŞ di lîstika ku lîst de
xeniqî.”
‘XELÎFETÎ’ AXÊ DIDE WINDAKIRIN
Şîrketa analîz ya Rîzîko ya The Soufan Group diyar
dike ku DaIŞ ji beşeke Diyala û Selahatdînê hatiye derxistin. Ji bo DAIŞ’ê ji cihên ku dagirkirine kirine vekişîn
darbeyek cidiye. DAIŞ bi soza ku ‘dewleta olî’ berfireh
bikin hatibû îlan kirin, ne ji bo têkçûnê.
TIŞTEKÎ AYDÊ DEWLETA ÎSLAMÎ NAYÊ DÎTIN
DAIŞ ji hêza mîlîstiyê wêdetir hedef dike. Lê li cihên
ku heta niha bidest xistine mekanîznameyek dewletê bi
ser nexistine. Li gelek herêman gel ji DAIŞ’ê direvin.
Bombeberanên DAIŞ’ê jî ev koçberî zêde kirin.
STRATEJÎ FÊKIYÊN XWE DIDE
Her wiha şîrketa analîzê ya Soufan Group cih da vê
tespîtê jî: “ DAIŞ bi êrîşên hewayî hatin sînorkirin, di
heman demê de li bejayî plana avakirina hêza muxalîf
fêkiyên xwe yên destpêkê dane.”
Di tofana Hagupît de 27 kesî jiyana xwe ji dest dan
Tofana Hagupît ya ku Fîlîpîn kir bin bandora xwe, 27 kes mirin û her diçe berbi paytext Manîla diçe.
Tofana Hagupît ya ku ji duh de bandorek mezin li ser
Fîlîpînan kir, gelek navendên xwecihbûnê tar û mar bûn
û herî kêm 27 kesî jiyana xwe ji dest da. Hat hînbûn ku
tofan berbi Manîla ve diçe.
Serokê Xaça Sor ya Fîlîpînê Rîchar Gordon, da zanîn
ku piranî li herêma Borongan û Samara navîn bi giştî
27 kesî jiyana xwe ji dest daye û got ku piraniya kesên
mirine di avêde xeniqîne.
Li paytext Manîla ku 12 mîlyon kes lê dijîn, kar û barê
veguhestinê tên kirin. Şaredarê Manîla Joseph Estra da
zanîn ku ew di rewşa alarmê d ene û hewl didin mirovan
veguhestînin. Estra got herî kêm wê du mîlyon kes bên
veguhestin û bi tofanê re lehiyên ku derdikevin holê mirovan dike nava xofê.
Obezîte 8 salan
temenê mirov
kêm dike
Li gor lêkolîneke di kovara The Lancet
Diabetes & Endocrinology a di aliyê
tenduristiyê de pispor e, obezîte û obezîteya
zêde temenê mirov 8 salan kêm dike.
Bi taybet şevneşînên li peravên çem û mirovên li wê
herêmê dijîn tên veguhestin û piraniya kesan li dibistan
an jî navendên lênerînê tên bicihkirin.
Encamên lêkolîna di pêşengiya Dr. Steven Grover ê li
Zanîngeha McGHîll a li Montrêal zelal in.
“Kesek di temenê xwe yê ciwan de çiqasî kîloyan bigire, bandora li ser tenduristiya wî jî wê evqasî girîng be”
Tê hişyarkirin ku jin û zilamên zêde obez û tenduristiya wan baş, mimkun e 19 salan ji temenê xwe winda
bikin.
Li gor Rêxistina Tenduristiyê ya Cîhanê bûyerên
obezîte ji sala 1980’î ve 2 qatan zêde bû. Kîloyên zêde,
îro 1,4 mîlyar mirovên temenê wan 20 û hê zêdetir eleqedar dike.
Di nav wan de ji 200 mîlyonî zêdetir zilam û nêzî 300
mîlyonî jin obez in.
Krîza enerjiyê ya di navbera
YE û Rûsya de mezin dibe
Serokê Komîsyona YE
Jean-Claude Juncker,
nerazîbûn nîşanî Rûsya
ya bi biryar da ku dawî
li xebatên xeta Herikîna
Başûr bîne da û got, “Di
mijara enerjiyê de em ti
şantajê qebûl nakin.”
Têkiliyên navbera welatên
Rojavayî û Rûsyayê ku piştî
krîza Ûkraynayê tengav bû,
bi pirsgirêka enerjiyê derket
qonaxeke nû. Li hemberî
biryara pêkanîn û ambargoyê ya derdorên tund ên ên
li nava Yekîtiya Ewropayê
ku Elmanya serkêşiya wan
dike, Rûsyayê bi betalkirina
projeya herikîna başûr bersiv dabû. Serokê Komîsyona
Yekîtiya Ewropayê (YE)
Jean-Claude Juncker nerazîbûn nîşanî Rûsyayê da, ku
biryar da xebatên Xeta Gaza
Xwezayî ya Herikîna Başûr
a gazê ji Ewropayê re dibe,
betal bike. Juncker got, “Em
dixwazin enerjî biherike Bûlgarîstanê û tevahiya Ewro-
payê. Di mijara enerjiyê de
em ti şantajê qebûl nakin.”
Serokê Komîsyona YE
Juncker û Serokwezîrê Bûlgarîstanê Boyko Borîsov
di civîna çapemeniyê ya li
paytexta Belçîka Brukselê
de, bersiv dan pirsên li ser
betalkirina projeya Herikîna
Başûr ji aliyê Rûsyayê ve.
Juncker da zanîn ku pêkane proje dewam bike û
anî ziman ku ew dixwazin
gaza Rûs biherike Bûlgarîstan û tevahiya Ewropayê,
di mijara enerjiyê de jî ew ê
ti şantajê qebûl nekin. Serokê
Komîsyona YE da xuyakirin ku di rewşa betalkirina
projeyê de welatê herî zêde
zerarê jê bibîne Bûlgarîstan e
û ew amade ne bi her awayî
alîkariyê bidin Bûlgarîstanê. Serokdewletê
Rûsyayê
Vladîmîr Pûtîn beriya niha
dabû xuyakirin ku ew ê Projeya Lûleya Gaza Xwezayî
ya Herikîna Başûr a di ser
Derya Reş re derbasî Bûlgarîstanê dibe, betal bikin.
Li Hîndîstanê bûyereke
din a destavêtinê, gel
rabû ser piyan
Li Hîndîstanê, piştî ku
roja Înê jineke 25 salî di
taksiyekê de rastî destavêtinê
hat, rêveberiya herêmî ya
Delhî ya Nû, karê kargeha
Uber a taksî rawestand. Li
gelemperiya welêt jî gel li dijî
destavêtinê rabû ser piyan.
Gelê Hîndîstanê, ji bo
destavêtina ajokarekî taksiya
Uber a li jinekê protesto bike, li
qadan e. Rayedarên herêmî yên
Delhî ya Nû, xebatên kargeha
Uber a taksî sekinandin.
Ajokarê dest avêt jina ciwan, roja Yekşemê li eyaleta
Utar Paradeşê hat girtin. Medya
Hîndîstanê ragihand ku kesê mijara gotinê di sala 2011’an de ji
destavêtinê hatibû darizandin û
piştre serbest hatibû berdan.
Rayedarên kargehê, ji ber
ku kesekî bi destavêtinê hatiye
sûcdarkirin xebitandiye, rastî
rexneyên giran tê.
Çarşem, 10 Berfanbar 2014
3
Canê, bi gul û hêsiran hat oxir kirin
Keça Kurd ya 19 salî Canê, ya ku 12´ê Sermawezê li bajarê
Kolnê yê Almanyayê bi awayekî trajîk jiyana xwe ji dest
da bû roja Duşemê li bakûrê Îngilîstanê Huddersfieldê hat
veşartin. Tevî malbat û hevalên wê bi sedan kes tevlî oxir kirina dawî ya Canê bûn û hêsirên çavan bûn kanî û herikîn.
Canê ya 19 salî li zanîngeha Nurthumbria ya li bajarê Newcastleç di beşa hûqûqê
de dixwend û jibo guhartina di navbera
zanîngehan de jibo demekê çûbû bajarê
Kolnê yê Almanyayê. Di mihrîcaneke li
Kolnê bi awayekî trajik jiyana xwe ji dest
da. Tê îddîa kirin ku tiştin xistine nav vexwarina Canê.
Gelek heval û hezkiriyên Canê tevlî merasîma cenaze ya li goristana Hey Lane ya
bajar Huddersfiledê hatî kirin bûn û jibo
Canê hêsir barandin. Malbata Canê carek
din banga adalete jibo Canê kirin û xwestin ku lêpirsîn were kirin û berpirsên bûyerê
derkevin pêşiya dadgehê.
Li ser gora Canê strana “Cana min, Cana
min, tu yî sebr û jana min” ji hêla dotmama
Canê, Jiyan ve hat xwendin û gora wê bi ala
Kurdistanê û gulên cihereng hat xemilandin.
Di şeva bûyerê de Canê bi vexwarina ku
vexwarî jehrî ketibû û rakiribûn nexweşxanê.
Hîna ku Canê li ser hişê xwe bû, ji hevalên
xwe re gotibû ku ew bawer dike ku hinekan tiştin xistine nav vexwarina wê. Malbata Canê anî ziman ku li nexweşxaneya
Cologne´s st Marien mûdaxeleyeke lezgîn
nehatiye kirin û kêmasiya wan heye. Wekî
din malbatê tevî nexwweşxaneyê nerazîbûna xwe li hember polêsên Kolnê jî nîşandan
û gotin ku bûyer bi awayekî ciddî nehatiye
lêkolîn kirin.
Canê,
serkêşiya
çalakiyên
jibo
piştevaniya Kurdistanê dikir
Piştî êrîşên çeteyên Daîş´ê li hember
Şengalê wekî her derî li bajarê ku Canê lê
jiyan dikir jî gelek çalaki hatin li dar xistin.
Canê´ya Kurdewar û girêdayî çanda xwe
serkêşiya van çalakiyan dikir û di çalakiyan de banga piştevaniya Kurdistanê dikir.
Malbata Canê di sala 1978´an de ji Rojava
koçî Swêdê kirine. Canê jî li Swêdê hatiye
dine. Hîna Canê zarok bû malbat hatiye Ingilîstanê û li Huddersfildê bi cîh bûye.
Canê di axaftineke xwe ya di çalakiya dij
Daîşê de wiha axivî bû: “Em nikarin êdî li
Heyeteke zanyaran,
ya ku di nav de ji
Ingilîstanê jî heyîn
çû Rojava
Heyetek navneteweyî ya ji zanyarên ji gelek welatên cîhanê, çû Rojavayê Kurdistanê.
Heyeta ji Başûrê Kurdistanê derbasî Kantona
Cizîrê bû, wê der heqê rêveberiya xweseriya
demokratîk a li Rojava de agahiyan werbigire.
Ji bo der heqê kantonên li Rojavayê Kurdistanê de agahiyan
werbigirin û li cih lêkolîn bikin,
heyetek navneteweyî hat avakirin.
Di nava heyetê de, ji gelek welatan zanyar, akademîsyen, nivîskar
û rojnamevan cih digirin.
malê xwe rûnin û li hovîtiya Daîş´ê li Kurdistanê temaşe bikin. Divê cîhan tev li hember vê hovitiyê piştevaniya Kurdan bike.”
Di vîdyoya axaftina Canê de, tê dîtin ku
Canê di dawiya axaftina xwe de dibêje “Bijî
Kurd û Kurdistan” û kelogirî dibe û nema
dikare biaxive.
Kampanyeya “Jibo Canê adalet” hat dest
pê kirin
Li ser medya civakî û malpera change.org
kampanyeya “jibo Canê adalet” hat dest pê
kirin û di demeke kin de hejmara îmzeyan
derket ser 5 hezaran re. Di kampanyeya ku
her kêlî mezin dibe de ji rayedarên Alman
tê xwestin ku bûyer baş were lêkolîn kirin.
Heyeta navneteweyî wê piştre
yekemîn zanîngeha Rojava, Akademiya Mezopotamya ya li bajarê
Qamişlo ziyaret bike. Li gorî agahiyan, heyet wê li ser alîkariyên ji
bo zanîngeha di 3’ê Îlona 2014’an
de hatiye avakirin jî, rawest e.
HEYET JI KÊ PÊK TÊ?
Heyet hefteya derbasbûyî
çû paytexta Başûrê Kurdistanê
Hewlêrê û piştî hevdîtina bi Rêveberiya Herêma Kurdistana Federal
û nûnerên KNK’ê, derbasî Rojava
bû. Heyet di ser Deriyê Sînor ê Sêmalka re derbasî Rojavayê Kuredistanê bû û tê payîn ku heta 9’ê
Kanûnê li herêmê bimîne.
Heyeta derbasî Kantona Cizîrê
bû, kampa Newrozê ya li nêzî
bajarê Dêrikê ziyaret kir. Endamên heyetê yên li kampa Êzidiyên Şengalî yên ji êrîşa çeteyên
DAIŞ’ê rizgar bûne lê dimînin,
lêkolîn kirin. Endamên heyetê diyar kirin ku jiyana li kampê gelekî
zehmet e û saziyên alîkariyê yên
navneteweyî sozên dane bicih neanîne.
Di nava heyeta ku tê payîn
çavdêriyên xwe yên li Rojava bi
raporekê ji raya giştî re aşkera bike
de, ev nav hene:
Prof. Dr. David Graeber (London), Prof. Dr. Christian Zeller
(Swîsre), Eirik Eiglad (Norwêc),
Dilar Dirik (Cambridge), Dr.
Roger Turaut, (Fransa), Dr. Rebecca Coles, (Îngilîstan), Jakob
Zethelius (Swêd), Dr. Thomas Jeffrey Miley (DYA) Johanna Riha
(Awûstûralya), Oktay Ay (Tirkiye), Prof. Dr. Antonia Davidovic
(Elmanya), Janet Biehl (DYA), Dr.
Nazan Ustundag (Tirkiye), Derviş
Çimen (Swîsre).
2
Çarşem, 10 Berfanbar 2014
Xaçepirs
Bersiva Hefteya Borî
Gotinên Pêşiyan
Diza ji dizan dizî, erd û esman lê
pirsî
Ez dibêjim ewr tune, tu dibejî wê
baran be
Ez li ezmana lê digeriyam, li erdê
ket destê min
Yek heye, bi sedî, sed heye, ne bi
yekî
Navê Te
Min xwe di êşa te de ji bîr kir
Min xwe li hêviya banga te pîr kir
Min tu serbest berdayî
Lê min dilê xwe bi navê te
Zencîr kir..
Ehmed Huseynî
Canê, bi gul û hêsiran hat oxir kirin
Keça Kurd ya 19 salî Canê, ya
ku 12´ê Sermawezê li bajarê
Kolnê yê Almanyayê bi awayekî
trajîk jiyana xwe ji dest da bû
roja Duşemê li bakûrê Îngilîstanê
Huddersfieldê hat veşartin. Tevî
malbat û hevalên wê bi sedan
kes tevlî oxir kirina dawî ya Canê
bûn û hêsirên çavan bûn kanî û
herikîn.
Canê ya 19 salî li zanîngeha
Nurthumbria ya li bajarê
Newcastle di beşa hûqûqê de
dixwend û jibo guhartina di
navbera zanîngehan de jibo
demekê çûbû bajarê Kolnê yê
Almanyayê. Di mihrîcaneke li
Kolnê bi awayekî trajik jiyana
xwe ji dest da. Tê îddîa kirin ku
tiştin xistine nav vexwarina Canê.
telgraf.co.uk
Rojnameya Hefteyî
Çarşem,
10/12/2014
Sayı
446
11´emîn konferansa
Kurd li parlemena
Ewrûpa tê li dar xistin
Rûpel 7
Ji Heyva Sor ji bo
Kobaniyan alîkariya
Rûpel 7
barê 6 TIR’an
Her tiştê ku di
gerdûnê de dijî bi
can e û zindî ye Rûpel 9
Rûpel 3
Download

Suriye bataklığında