TOPLUM NASIL İŞLER?
(SOSYOLOJİYE GİRİŞ)
SOSYAL BİR VARLIK OLARAK İNSAN
İnsan sosyal bir varlıktır. Tarihin yazılı veya yazılı olmayan en eski dönemlerine gidildiğinde bile insan varlığının
bir toplum içinde cereyan ettiğini görürüz. Küçük veya büyük insan toplulukları insanın yeryüzündeki seyrinin
i
vazgeçilmez görünümünü oluşturmuştur.
BİLDİKLERİMİZİ ÖĞRENMEDE TOPLUMUN ROLÜ
İnsan doğduğu andan itibaren bir toplumun içinde yaşamaya başlar. "Kişisel deneyim", bir bilgi edinme
yöntemi olsa da aslında sahip olduğumuz bilgilerin çoğunu içinde yaşadığımız toplumdan "hazır" olarak alırız.
1940'lı yıllarda karşılaşılan bir örnekte, Anna, gayrimeşru bir çocuktu ve annesi bu nedenle doğduğu
günden beri onu tavan arasında saklamıştı. Diğer insanlarla nadiren karşılaşmış ve çok düşük düzeyde
bakım görmüştü. Alt yaşında bulunduğunda konuşamıyor, yürüyemiyor ve kendi kendine yemek
yiyemiyordu. Kendisine yönelik konuşmalara cevap, davranışlara tepki vermiyordu, bu nedenle
başlangıçta sağır ve kör olduğu zannedilmişti. Dört yıllık eğitimden sonra Anna zar zor yürüyebilir,
ii
birkaç kelime konuşabilir ve oyuncak bebeğine ilgi gösterir hale ancak gelebildi.
TOPLUM NEDİR?
Toplum, sosyal gereksinimleri karşılamak için etkileşen ve ortak bir kültürü paylaşan çok sayıdaki insanın
iii
oluşturduğu bir birlikteliktir.
Toplum, ortak bir yaşam alanını, dili ve kültürü paylaşan, hayatta kalmak için ortaklaşa çaba gösteren insan
iv
grubu olarak tanımlanır. Toplumun üyeleri, ortak bir grup kimliği ile de birbirine bağlıdırlar.
Toplum insanlardan oluşur. Ama rastgele bir araya gelmiş insanlara toplum denmez. İnsanlardan oluşan bir
topluluğun toplum olabilmesi için üyelerinin ortak bir kültürü ve ortak toplumsal kurumları paylaşmaları ve
v
aralarında karşılıklı ilişkiler olması gerekir.
Genel kullanımda, bugün "bir devletin sınırları içindeki insanlar" toplum olarak isimlendiriliyor ama bu bir
zorunluluk değil. Çöllerde ya da tropikal ormanlarda, diğer insanlardan izole bir şekilde hayatlarını devam
ettiren az sayıda kabile de toplum olarak kabul edilebilir. Ayrıca, günümüzdeki devletlerin birçoğunun
sınırlarının diğer devletler tarafından suni olarak oluşturulduğu da gözden uzak tutulmamalı.
Durkheim’a göre, modern toplumların temelini, karşılıklı ekonomik bağımlılığın yanı sıra, karşılıklı çıkar, hayatta
vi
kalabilmek ve başarı sağlayabilmek için karşılıklılık ve iş birliği oluşturur .
Talcott Parsons (1902-1979), bir sistemin, hangi düzeyde olursa olsun, varlığını sürdürebilmesi için dört temel
ihtiyacı karşılaması gerektiği düşüncesini -ilgili sözcüklerin İngilizce baş harflerinden oluşturduğu- AGIL
şemasıyla açıklar. Bunlar A=Adaptasyon; G=Amaca ulaşma; I=Bütünleşme; L=Varlığını sürdürme biçiminde
sıralanır. Sırasıyla aktarırsak,
1.
Her toplum kendi üyelerinin gıda, giyim ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Bu yüzden
kendi kaynaklarını üretmek, dağıtımlarını yapmak ve dış çevreye uyum sağlamak için ekonomik
sisteme ihtiyaç duyar.
1
2.
3.
4.
Her toplum kendi amaçlarını oluşturmak, kararlar vermek ve organizasyonlar yapmak zorundadır ve
bu yüzden bir siyasal sisteme ihtiyaç duyar.
Her toplum bir aidiyet, topluluk/cemaat duygusu ve ortak bir kimlik yaratmak zorundadır. Bir toplum
toplumsal bölünmeler ve çatışmaları engellemek zorundadır, aksi takdirde çözülmeye uğrayacaktır. Bu
yüzden, yerleşik davranış kuralları (din), iletişim (medya) ve sosyal kontrole (hukuk, mahkemeler, polis
ve hapishaneler) ihtiyaç duyar.
Diğer bütün türler gibi her toplum kendini meydana getiren üyelerin sürekli ölmesi ve onların yerine
yenileri gelmesine rağmen, bizzat varlığını sürdürmeye çalışır. Kendi kurallarını, âdetleri ve kültürünü
kuşaktan kuşağa aktarmaya çalışır ve bu... esas olarak akrabalık sistemine, çocuğunu sosyalleştiren
vii
aileye bağlıdır. Bu süreç okul, medya, din ve hukuk gibi diğer toplumsal kurumlarla pekiştirilir .
KÜLTÜR VE MEDENİYET NEDİR?
Kültürün, içeriği farklı yüzlerce tanımı yapılıyor. Biz bunlardan özellikle birkaçını faydalı bulduk:
Kültür, bilgi, inanç, ahlâk, hukuk, gelenek ve insanın bir toplumun üyesi olarak edindiği her türlü
viii
yetenek alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütündür .
Kültür, toplumun bir üyesi olarak insanın elde ettiği bilgi, inanç, sanat, moral, hukuk, alışkı ve diğer
ix
yetenek ve alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür.
Kültür, kişilerin davranışları hakkına bize bilgi veren ve bu davranışlarda yansımasını bulan soyut
görüşler, değerler ve dünyaya dönük algılardan oluşur. Kültür, bir toplumun üyeleri tarafından
paylaşılır ve o toplumun üyeleri tarafından anlaşılır davranışlar üretir. Kültür, bir toplumun ortaklaşa
sahip olduğu ve üyelerine yaydığı, davranışa yansıyan, o davranışı yaratan ve yorumlamada kullanılan
x
görüşler, eğerler ve algılardır .
Kültür, iç içe geçmiş, birbirlerine işlevsel ve tarihsel bağlarla bağlanmış bileşenlerden oluşur. Kültürün
temelinde bir toplumun varlık ve evren konularındaki açıklama şemalarını oluşturan inançlar vardır. Bu
inançlar, belli toplumsal alışkanlıkları, sorun çözme yordamlarını biçimleyerek değerleri oluştururlar.
Toplum düzeninin sağlanması, değerlerin yaptırım gücü kazanmaları, norm haline gelmeleriyle olur
(Giddens, 1993:31). Doğayı dönüştürme etkinlikleri, insanın bu amaçla ürettiği bilgi ve gereçlerle
mümkün olur; buna teknoloji adını veriyoruz. Bütün bu etkinlik ve ifadeler, sonuçta kendilerinin soyut
temsilleri olan simgeleri oluştururlar. Kültür, aynı zamanda ortak bir dilin paylaşımını da getirir. Kültür,
xi
bunların tümünün bileşimidir .
Boas, her birimizin taktığı bir “kültürel gözlük” benzetmesini önerir. Bu gözlük, çevremizdeki dünyayı
algılamamızı, toplumsal yaşamlarımızın anlamını yorumlamamızı ve bu yaşamlarımız içinde hareket
xii
etmemizi sağlar .
Ruth Fulton Benedict (1887-1947), her toplumun kendi karakteristik kişiliğini ürettiğini savunur.
Benedict, kültürler arasındaki farklılıkların bireyler arasındaki farklılıklara benzediğini öne sürer. Ona
göre kültürlerin de bireyler gibi ayırt edici özellikleri vardır. Benedict, her bir kültürün, kültürel
kümelenme adını verdiği, eşsiz bir örüntüye sahip olduğunu ve bu örüntünün, kültürün tüm üyelerinin
temel kişilik özelliklerini belirlediğini savunmaktadır. İnsanlar, kültürlenme yoluyla mensubu oldukları
xiii
kültürün hâkim kişilik tipi kalıbına dökülürler .
Biz kültürü, toplumun geneli tarafından paylaşılan ortak bir anlayış olarak tanımlamak istiyoruz. Bu anlayış
toplumun inançlarını, değerlerinin ve normların toplamından oluşur. Medeniyeti ise bu anlayışın maddi
dünyaya yansıması; bir başka değişle “o kültüre sahip olan toplumun maddi dünyada ortaya koyduğu ürünler”
olarak değerlendiriyoruz.
2
KÜLTÜRÜN TOPLUMSAL ÖNEMİ
Toplumlar birbirlerinden kültürleri yoluyla ayrılırlar.
xiv
Toplumları diğer toplumlardan ayıran kültürleridir. Bir toplumdaki çok sayıdaki kişi uzun bir süre boyunca aynı
şeyi aynı şekilde yaparsa, orada bir sosyal alışkanlık gelişir. Davranış kalıbı kısaca insanlar arasında düzenli
olarak yinelenen hareket ve düşünmedeki (ve duygulanmadaki) bir tek biçimlilik olarak tanımlanabilir.
Herhangi bir toplumda neyin kabul edilebilir, neyin de kabul edilmez olduğu hususunda bir model veya rehber
olarak hizmet eden, genelleşmiş ve düzenlenmiş davranışlardır. Davranış kalıpları kültürdeki inanç, anlam,
xv
değer ve tutumları kapsar.
Fertleri ve toplumları ortak şuura sahip kılan ve ortak benzer davranışlara sevk eden özellikler arasında en
önemlisi kültür birliğidir. Aynı kültüre sahip insan toplulukları her ne kadar birbirlerinden farklı görünse de,
xvi
kültür birliğinden dolayı o topluluğu oluşturan insanların zihniyet dünyaları, büyük ölçüde birbirinin aynıdır .
Etnosantrizm, bir kişinin başka kültürleri kendi kültürünün standartları açısından değerlendirmesi ve kendi
kültürünü diğerlerine üstün tutmasıdır. Hemen hemen her insanda vardır. “Biz” duygusunu güçlendirir ve
toplumsal uyumu kolaylaştırır. Ama bunun dozu önemlidir. Etnosantrizmin ileri düzeyinde, başka yaşam
biçimleri reddedilmekte ve haksız yere mahkûm edilmektedir. Kültürel görececilik ise, her kültürü kendi
koşulları içinde değerlendirmek gerektiğine inanır. İyi ve kötü olarak kültürleri yargılamak için elimizde
standartlarımızın olmadığını iddia eder. Onlara göre, bir kültür sadece kendi bağlamı içinde
xvii
değerlendirilebilir .
Kültürel değişimin üç temel kaynağı vardır



xviii
:
Doğal çevrede yaşana değişiklik: Örneğin iklimdeki değişme, doğal kaynaklarda yaşanan kıtlık, nüfusta
ani artış ya da düşüş, insanları değişime uyum sağlamaya zorlamaktadır.
Kültürel temas: Değerleri, normları ve teknolojileri farklı grupların arasındaki temas kültürel
değişmeye yol açabilir. Kültürel temas dostça, düşmanca, gönüllü, gönülsüz, çok taraflı (ticaret,
öğrenci değişimi gibi) veya tek taraflı (istila gibi) olabilir. Tarihte gördüğümüz, bazen tepeden inme
yönetici elitler eliyle de gerçekleştirilebilirler.
Keşif ve icatlar: Keşif, daha önce var olan bir alandaki bilginin ortaya çıkartılmasıdır. Örneğin bir
bölgede petrol bulunması gibi. Buna karşılık icat, mevcut bilginin yeniden biçimlendirilmesi veya bazı
yeni materyaller yaratılmasıdır. Örneğin, buhar makinesi, uçak, demokrasi ve resimde yeni bir stil
yaratmak gibi. Bunların her bir, bir grubun yaşam tarzı üzerindeki büyük dönüşümlerin kıvılcımları
olabilir. [Bu açıdan bakıldığında, toplumun değişmesine yol açan felsefi düşünceler de keşif olarak
nitelendirilebilir.]
İNANÇ VE DEĞERLER
İnanç ve değerler, toplumsal olarak paylaşılan, amaçlarımızı ve davranışlarımızı belirlemede bize neyin doğru,
neyin yanlış olduğunu söyleyen standartlardır. Farklı toplumların değerleri de farklı olabilir. Örneğin, bir
toplumda tevazu ve fedakârlık değerliyken, bir başka toplumda kendini gösterme ve bireysellik daha değerli
görülebilir.
İnançlar, dünya hakkında paylaşılan fikirlerdir. Geçmişin yorumu olabileceği gibi, bugünün açıklaması veya
geleceğin tahmin olabilir. Sağduyuyu, dini, bilimi ya da bunların karışımını temel alabilirler. İnançlar, belli
durumlarda ne olması gerektiğini ifade ederler. Dini doktrinler birer inanç sistemidir. Ya da siyasal ideolojiler,
siyasal arenada ne olması gerektiği konusunda, belli inançlara dayanırlar. Marksist inançlara bağlı bir insan, bir
gün kapitalist sistemin yıkılacağını ve yerine toplumsal gruplar arasında eşitliğin olduğu sosyalizmin kurulacağı
xix
beklentisi içinde olacaktır .
3
Her insan içerisine doğduğu evreni ve kendi var oluşunu açıklayabilmek ister. Her toplum bir inanç sistemi
geliştirir. Bu inanç sistemi insanın temel varoluş sorularına tatmin edici yanıtlar vermek zorundadır. İnsanın bu
sorularına tatmin edici yanıtları en başarılı şekilde vermeyi başaran inanç sistemi kurumsallaşır. Doğayı
xx
dönüştürme ve oradan anlamlar biriktirme etkinliği olan kültür, bu bakımdan önce inançlar üzerine kuruludur.
Kültürün temelini oluşturan inanç düzlemi, tek başına bir toplum düzeni oluşturmak için fazla soyut bir
anlatıdır. Köklerini inançlardan alan değerler inançları somutlaştırma eğiliminin bir sonucudur. Toplumsal
ilişkinin devamını sağlayacak olan gelenek ve göreneklere dönüşecek olan değerler, ortak kurucu unsurlar
xxi
olarak kabul edilir .
İnsan eylemleri, iyi-kötü, doğru-yanlış, âdil olan-olmayan, hakkaniyet-haksızlık gibi ölçüler ekseninde
somutlaşırlar. Köklerini inançlardan alan değerler, bu somutlaşma eğiliminin bir sonucudurlar. Toplu yaşam, var
kalmak ve düzen içinde varlığını sürdürebilmek için, daima doğruyu, iyiyi, güzeli tanımlayan değerlere
yaslanmak zorundadır. Bu amaçla toplumsal ilişkinin devamını sağlayacak, tekrarlanmasıyla gelenek ve
göreneklere dönüşecek olan değerler, ortak kurucu unsurlar olarak kabul edilir. Kuşkusuz bu kabul ediş, hem
toplumsallaşmayla aşamalı olarak öğrenilen, hem örtük (zımnî) bir şekilde varlığı benimsenen bir toplumsal
uzlaşma durumudur. Değerler sayesinde toplumun bireyleri, doğrudan iletişime gerek kalmadan eylemlerin
anlamlarını üretir, algılar, paylaşır ve yeniden üretirler. Örneğin; bayramlarda büyükleri ziyaret edip el öpmek
doğru ve makbul bir davranış olarak kabul ediliyorsa, bu yönde değerlerin genel kabul görüyor
xxii
olmasındandır.
Dünya görüşü, bir kültürün dünyayı algılama, yorumlama ve açıklama yoludur
xxiii
.
Geçim yöntemleri, toplumun temel gereksinimlerini karşılamak için var olan kaynakların kullanılmasını da
içerdiğinden kültürün bu boyutu “alt yapı” olarak bilinir. Ekonomik temellerin yanında, paylaşılan bir kimlik ve
dünya görüşü de toplumu bir arada tutmaya yardımcı olur. İnsanların dünyayı ve bu dünyadaki kendi yerini
anlamlandırmakta kullandığı görüşler, inançlar ve değerler bütünü “ideoloji” ya da “üst yapı” olarak adlandırılır.
Dini ve ulusal ideoloji de bu yapının içindedir. Bir toplumdaki insanların kendileri ve çevrelerindeki her şey
xxiv
hakkında sahip oldukları düşüncelerini yapılandırır ve yaşamlarına anlam ve yön verir .
NORMLAR
Değerler kültürün önemli taşıyıcıları olmakla birlikte, toplumsal düzeni tam anlamıyla kurmak için gerekli olan
dayatma gücünden yoksundurlar. Toplumsal düzen ancak kurumsallaşmış kurallarla ayakta durabilir. Değerler
ve gelenekler tek başlarına baskı unsuru olamayacaklarından dolayı, bir baskı unsuru olan normlar mevcuttur.
xxv
Norm, en basit anlamıyla yaptırımı olan toplumsal kuraldır .
Normlar, değerlere dayalı olarak gelişirler. Örneğin toplumun önemli değerlerinden biri dürüstlükse yalan
söyleme davranışı, yaptırımı olan kurallarla engellenmeye çalışılır. Normlar, yazılı olmak zorunda değildirler. Bir
kuralın norm sayılabilmesi için, toplumsal düzeyde bir baskı unsuru olabilmesi, ona uyulmadığı takdirde de
xxvi
olumsuz bir karşılığı olması gerekir.
Normlar üçe ayrılır:
1.
2.
Gelenekler: Nispeten zayıf normlardır. Uygun kıyafet giymek, selam verilince almak gibi... yaptırımları
şiddetli değildir.
Örfler: Toplumun güçlü ve önemli normlarıdır, toplumun üyeleri tarafından toplumun devamlılığı için
bu normlara uyulmasının şart olduğu düşünülür ve yaptırımları son derece ağırdır. Yamyamlık, cinayet,
örfe örnek verilebilir. Örfler, bir toplumdaki ahlak ve terbiye standartlarını belirleyen temel kuralları
oluşturmaktadır.
4
3.
Yasalar: Toplumun siyasal otoritesi tarafından tasarlanan, sürdürülen ve dayatılan yazılı normlardır.
Yasalar, hız sınırını aşmaktan vergi ödememeye, uygun olmayan yerlere çöp dökmekten cinayete
xxvii
kadar birçok davranışa ilişkin yaptırımı olan kurallardır.
Bir toplumun kendisinden önceki nesillerden devralıp, kısmen dönüştürerek, sonraki nesillere aktardığı; inanç,
kurum ve seremonileri de içeren her türlü toplumsal pratiğe gelenek denir. Aralarında kısmi farklar bulunsa da;
xxviii
örf, adet, teamül, anane, görenek ve töre kavramlarını da içeren genel bir kavramdır .
Toplumlar, üyelerini belirli olaylar karşısında belirli tarzda davranmaya zorlarlar. Kişilere, toplumda değerli
görülen davranış kalıbı, rol, ilişki ve kurum çeşitlerine uymasını sağlamak için sosyal kontrol aracılığı ile baskıda
bulunulur. İkna, önerme, eğitme ve ödül olumlu mekanizmalar; tehdit, emir, zorlama ve cezalandırma olumsuz
xxix
kontrol yöntemleridir.
Normların temelinde değer yargıları bulunduğu gibi, değer yargılarının temelinde de tutum ve inançlar bulunur.
Fertler, algıladığı olaylara ve nesnelere ait bir tutuma sahiptir. Her tutum da olumlu ya da olumsuz bir
psikolojik değer taşır. Bu değer yargıları iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, faydalı-faydasız, suçlu-suçsuz,
günah-sevap şeklinde ortay çıkar. Tutum ferdidir ancak bir sosyal grup içindeki fertlerin ortak objelere karşı
ortak tutumlarının oluşması durumunda grup tutumundan söz edilir. Böylece sosyal grup içerisinde ortak değer
yargıları ve inançlar teşekkül eder. Ortak değer yargıları bir yaptırım gücü elde ederlerse uyulması gereken
xxx
kural (norm) halini alırlar .
DİL VE KÜLTÜR
Toplum kişiler arasında sistematik ve yeterli iletişim araçları sağlar. Dil ve diğer ortak simgeler yoluyla bireyler
xxxi
birbirlerini anlayabilirler.
Bir toplumun fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için üyeleri ve grupları arasında belli bir haberleşme
sisteminin bulunması gerekir. İnsanlar karşılıklı haberdarlık ve birlikte mensubiyet duyguları ile toplumu
oluştururlar. İletişimin en önemli aracı dil olmaktadır. Dil sesle belirtilen sembollerden, yazı ise şekil halindeki
xxxii
sembollerden ibarettir .
Dil bilgi iletmenin ve ötekilerle kültürel ve bireysel deneyimleri paylaşmanın bir aracıdır. İlgilerimizi,
inançlarımızı ve algılarımızı diğer insanlar tarafından algılanıp yorumlanabilecek sembollere dönüştürmemizi
xxxiii
sağlar. Aynı zamanda kültürü bir kuşaktan diğerine aktarmanın aracıdır .
Kültür, biyolojik mirasımız değildir, öğrenilir. Bu nedenle, bir kişiden diğerine, bir kuşaktan diğerine aktarılır. Bu
aktarım için etkili bir iletişim sistemi gereklidir. Bütün kültürlerin öncelikle bireyler arasında bir iletişim sistemi
xxxiv
oluşturması şarttır. Kültürler bunu bir dil aracılığı aracılığıyla yapar .
Kültürün en önemli simgesel boyutu dildir; dil nesneleri ve düşünceleri temsil etmek için sözcüklerin
kullanılmasıdır. Dil aracılığı ile insanlar, bir nesilden diğerine kültürlerini aktarabilirler. Dil, özellikle birikerek
xxxv
çoğalan ve paylaşılmış deneyimlerden öğrenmeyi mümkün kılar .
SOSYALLEŞME
Sosyalleşme, bireylerin üyesi oldukları topluma ait değerleri, tutumları, bilgi ve becerileri, kısaca o toplumun
kültürünü öğrendikleri etkileşim sürecidir. Herkes sosyalleşme sürecinden geçer. Çocukluğundan başlayarak,
sosyal olarak kabul edilebilir davranış kalıplarına kendini uyarlamayı ve kabul edilmeyenlerin hangileri
xxxvi
olduğunu tanımayı öğrenir. Kişiler, sosyal rollerini oynaması konusunda yetiştirilir .
Sosyalleşmenin iki fonksiyonu vardır:
5
1.
2.
Benliğin gelişmesini sağlamak… Benlik kendimize, kimliğimize ve niteliklerimize ilişkin algı ve
düşüncelerimizin bütünüdür.
Kültürün bir nesilden diğer nesle aktarılmasını sağlamak… Sosyalleşme aracılığıyla her toplum, her
yeni neslin o toplumun değerlerini ve normlarını öğrenerek büyümesini, böylece toplumun
kendisinden beklediği davranışları yerine getirmesini sağlar.
Normal kişiler, niçin sürekli olarak sosyal kontrole boyun eğerler? İnsanoğlunun kendi iyiliğini aradığına kuşku
duymuyoruz. Çevrelerindekilerin onayını alarak sosyal statü elde etmek bireyin çıkarınadır. Normal sosyal kişi
bir doğru/yanlış anlayışı geliştirmiştir. Bu anlayış sosyalizasyon sürecinde ortaya çıkar fakat kaynağı yine de
xxxvii
insanın vicdanıdır. İnsanın içinde var olan yanlış ve doğru duyguları da insanın niteliklerindendir .
STATÜ, ROL VE TOPLUMSAL TABAKALAŞMA
Toplumun yapısına göre yerine getirilmesi gereken faaliyetler vardır. Bu faaliyetler, toplumun fertleri arasında
paylaşılmış ve iş bölümü oluşturulmuştur. Bazıları toprağı işlerken, bazıları maden çıkaracak, bazıları madenleri
işleyerek alet yapacak, bazıları çocukları eğitecek, bazıları da tüm bu faaliyetlerin aksamadan yürümesi için idari
faaliyetlerde bulunacaklardır. Bu yüzden profesör, esnaf, öğretmen, anne gibi farklı görevler tanımlanmıştır.
Görevlerin sadece genel çerçevesi belirlenmekle kalmamış, aynı zamanda görevler yerine getirilirken ne şekilde
davranılacağı üzerinde de ortak bir anlayış oluşmuştur. Toplumun üyeleri arasında ortaklaşa kabul görmüş bu
görevlere “rol” adı verilir. Kişiler, birden fazla rol üstlenebilirler. Örneğin, bir kişi hem erkek, hem baba, hem
öğretmen, hem evlat olabilir.
Kültür, roller üzerinden toplumsal sistem içinde kurumsallaşır.
Rolü yerine getirme sorumluluğunu üzerine alan bireyler, bu sorumluluklarından dolayı toplum içinde bir kısım
haklara sahip olurlar ve toplum içinde “Statü” adı verilen bir yer edinirler.
Weber statü kavramını toplumda şan, şeref, unvan gibi prestij faktörlerine göre yapılan ayrışmaya karşılık
tanımlanmıştır. Toplumlarda var olan kültürel kodlara göre bazı sosyal konumlara verilen değer diğer
xxxviii
konumlardan üstündür
.
Kişiler erkek olmak, Türk olmak gibi bir kısım statüleri doğuştan; öğretmen olmak, baba olmak gibi bir kısım
statüleri de sonradan elde ederler. Her statü bir kısım sorumluluklar yükler ve bir kısım haklar sağlar.
Bir toplumun statüye dayalı hiyerarşi düzeni meşruiyetini ispat etmiş olmalıdır. Meşruiyet, bir toplumda
mevcut sosyal düzenin temel normlarına dair bir karşılıklı sözleşme ve uzlaşma var olması demektir. Bu
uzlaşma alışkanlık, gelenek, rasyonel uzlaşma ve mütalaalar (anayasa, kanun, yönetmelikler), ideoloji veya dine
dayalı olarak ortaya çıkabilir. Uzlaşma toplumun bütününü kapsamak zorunda değildir. Tabii olan da budur. Her
xxxix
toplumda belli bir derecede karşı gelmeler ve sapmalar olabilir .
Tabakalaşma ve eşitsizlik kavramları toplumda bireyler veya gruplar arasında var olan eşitsizlikleri tanımlamak
için kullanılır. Genellikle bu eşitsizliklerin kaynağı olarak ekonomik gelir ve mülkiyet farklılıkları düşünülürse de
toplumsal cinsiyet, yaş, farklı etnik köken ve inançlarda toplumsal eşitsizliklere neden olabilir. En basit
örgütlenmiş olandan en gelişmiş örgütlülüğe sahip toplumlara kadar tüm toplumlarda toplumsal eşitsizliğin
xl
farklı derece ve türlerine rastlamak mümkündür .
İşlevselci okula göre toplum aynen jeolojide olduğu gibi farklı katmanlara ayrılmıştır. Toplumun
gereksinimlerine göre toplumdaki işlevler belirlenir. Toplumsal tabakalaşma, “toplumun gereksinimleri ile
belirlenen işlevler arasındaki uyum ve bireylerin belirlenen işlevler arasında kendi yetenekleri ve eğitimlerine
uygun olarak dağıtılması” sürecinde oluşur. Toplumsal tabaklaşma toplumda eşitsizlik değil “doğal” ve
“kaçınılmaz” olarak ele alınması gerekli bir farklılaşma ortaya çıkarır. Bu farklılık toplum için olumlu ve
6
gereklidir. Bu farklılaşma sayesinde toplumda gerekli işlevler liyakata dayalı bir biçimde yerine getirilir ve
xli
toplumda istikrar ile düzen sağlanır .
Toplumlarda gereksinimlerin sağlanabilmesi, işleyişin düzenli olabilmesi için her türlü bilgi, beceri, vasıf ve
yeteneğe gereksinim vardır. Tüm parçalar bütünü tamamlamak için gereklidir. Ancak toplumdaki bazı işlevler
diğerlerinden daha önemlidir. Önemi yüksek olan bu işlevler ya toplumun sürdürülebilmesi için büyük önem
taşırlar ya da gereksinim duydukları bilgi, beceri, vasıf düzeyleri yüksektir ve bu bilgi becerilere sahip olabilen
kişi sayısı azdır. Dolayısıyla tüm bilgi ve beceriler toplumun işlevsel önceliklerine göre bir sıralamaya tabi
tutulur. Böylece ortaya en üstten en alta kadar toplumdaki işlevleri ve karşılığında beklenen becerileri sıralayan
xlii
bir sistem çıkar .
Ödüllendirme sistemi üzerinde toplumun değerler sisteminde oluşmuş -herkesin farklı olduğu ve herkesin aynı
işi yapamayacağı üzerine- bir uzlaşma vardır ve bu durum eşitsizlik olarak değil farklılık veya işlevsel bir
tabakalaşma olarak algılanır. Bu durum bireylerde konumlarına yönelik bir çelişki, memnuniyetsizlik duygusu
değil tam tersine bir bütünün parçası olma, topluma yararlı olma, toplumun devamını ve bütünlüğünü sağlama
gibi duygular yaratır. Toplumsal tabakalaşma, toplumların devamı ve yeni konumların gereklerini yerine
getirecek ama toplumlarda az bulunan yetenekli kişilerin bu görevleri kabul edebilmesi için gerekli ve
kaçınılmazdır. Eğer toplumlarda kilit konumunda olan ve büyük sorumluluk isteyen görevleri dolduracak doğru
insanları özendirecek bir ödül mekanizması yoksa o toplumlarda istikrar ve sağlıklı bir toplumsal düzen
xliii
sürdürülmesi olanaklı değildir.
SOSYAL KURUMLAR
“Sosyal Kurumlar” kavramı ile aile, din, ekonomi, eğitim, sağlık, siyaset gibi başlıklar kastedilir.
Toplumsallığa eşlik eden vazgeçilmez ortak bazı kurumsal özellikler üzerinde durulmuştur. Böylece hangi insan
toplumsallığına göz atılırsa atılsın görülebilecek asgari düzeyde paylaşılan davranış örüntüleri tespit edilmeye
çalışılmıştır. Burada kurum, gündelik dilde kullanılan ve bazı örgütlenmeleri ifade etmek üzere kullanılan kurum
sözcüğünden farklı olarak davranış örüntülerini ifade eder. Sosyal kurumlar, insan toplumsallığının kendileriyle
tezahür ettiği ve hiçbir toplumda eksikliği görülmeyen toplumun varoluş dayanağını oluşturan davranış
xliv
örüntüleridir .
TOPLUMSAL HAYATTA DİN
Dünyada gelmiş geçmiş bütün toplumlarda ve hâlen yaşamakta olan bütün toplumlarda din olgusuna
rastlıyoruz. Ancak dinin her toplumda ortaya çıkış tarzı farklıdır. Kutsal anlayışı etrafında toplumda oluşan
birliktelik duygusu topluluğun bizatihi temelidir. Topluluk sembolleştirdiği kutsallar üzerinden aslında kendi
topluluk sınırlarını oluşturur ve kendisini başkalarından ayırır. Bu ayırım da topluluk duygusunu canlı tutan bir
xlv
tutumdur .
Din paylaşılan bir anlam sistemi oluşturduğu için insanların dünyayı, toplumu, tanrıyı ve kendilerini nasıl
algılayacaklarına dair ortak bir anlayış ve algı sistemi oluşturur. Aynı inancı paylaşan insanlar dünyaya aynı
pencereden bakarlar ve o pencereden aynı şeyleri gördüklerini düşünürler. Bu ortak anlam sisteminin paylaşımı
dünyaya dair derin bir düzenlilik ve anlamlılık hissi verir. Dışarıdan bakanlar için genellikle bir anlam ifade
xlvi
etmeyen ritüellerin devamı ancak bunlara dair ortak kabullerin oluşmasıyla sürdürülebilir .
Bu ortak algı ve inanç sistemleri adına din denmese de toplumun kuruluşunun temel bir düzeyidir.
Fenomenoloji ve etnometodoloji gibi yaklaşımlar, bütün toplumların ancak bu ortak algılar sistemiyle var
olabildiğini vurgular. Din bu ortak algılar sistemini en iyi düzenleyen mekanizmalardan biridir sadece. Dinin
yeterince güçlü olmadığı toplumlarda bile bunun yerini değişik düzeylerde büyük veya küçük çaplı ideolojiler
xlvii
alır.
7
Aslında modern seküler toplumlarda görünürde bir kurumsal din söz konusu olmadığı hâlde kutsallık atfedilmiş
bazı sembollerin bu tür işlevleri yerine getirdiğini görebiliriz. Farklı bir ifadeyle, kutsallaştırma sadece bilinen
geleneksel dinlerde söz konusu değildir. Ateist bazı toplumsal hareketlerde de bile yaratılan şahıs kültleri,
mücadele sürecine atfedilen kutsallık, ölümlerin şehitlikle nitelenmesi gibi durumlar da din sosyolojisi açısından
incelenmeyi hak eder. Kendisi dinleri aşacak bir pozitivist felsefe iddiasındaki sosyolojinin kurucusu Auguste
Comte’un da nihayetinde idealize ettiği dünyayı, bir tür “pozitivizm dini” olarak tasarladığını biliyoruz. Bu
dünyanın peygamberleri bilim adamları, cenneti insanların hafızaları, kilisesi fabrikalar olarak baştan sona bir
xlviii
kutsallık arayışıyla bezenmiş olduğunu görüyoruz .
İDEOLOJİ
Siyasal ideolojiler, bireylerin siyasal dünyayı yorumlama ve açıklamalarına yardım ettiği gibi daha iyi bir
dünyanın nasıl kurulacağını göstererek insanları siyasal eyleme davet eden bir ölçüde sistematik ve kendi içinde
xlix
tutarlı düşünceler demetidir.
İdeolojiler karmaşık gerçekliği basite indirgeyerek dünyayı anlamamıza yardımcı olurlar. İnsanlar sadece maddi
gereksinimleri tarafından yönlendirilen varlıklar değillerdir. Yaptığımız işlere, hayatımıza, bir “anlam” da
l
yüklemek zorundayız .
İdeolojiler bize anlam sistemleri sağlarlar. Bize neyin önemli neyin önemsiz olduğunu ifade ederler, karmaşık
sosyal olgular içinden elemeyi mümkün kılan yol haritaları sunarlar. Bir insana liberal, sosyalist ya da
muhafazakâr dediğimizde o insanın siyasi duruşu hakkında belli çağrışımlar uyanır. İdeolojiler, toplumsal
yaşamda hep var olan suç, adaletsizlik, eşitsizlik, yoksulluk gibi olguların sebeplerinin neler olduğunu, bunların
li
nereden kaynaklandıklarını basitçe ifade ederler .
İdeolojinin ikinci işlevi insanlara, anlamlı yaşamın mümkün olduğu “iyi toplum” un nasıl bir toplum olacağı, nasıl
işleyebileceğini göstermektir. Her ne kadar bir ideoloji var olan düzeni meşrulaştırmaya ve onun kurulabilecek
en iyi düzen olduğunu iddia etmeye çalışabilirse de ideolojiler genellikle düzeni eleştirip köklü ya da küçük
lii
değişikliklerle daha iyi bir düzen hâline getirmeye/değiştirmeye yönelik arayışları ifade ederler .
İdeolojiler, insanları siyasal eyleme diğer bir ifadeyle siyasete katılmaya çağırırlar. Esasen, ideolojinin asli
işlevlerinden biri soğukkanlı, objektif analiz ya da açıklama ve öneriler sunmaktan ziyade, kısa basit, anlaşılır bir
biçimde sıradan insanların duygularına hitap etmektir. İdeolojiler, üst düzey siyasal aktörlerin sıradan insanları
liii
siyasete çekebilmelerini kolaylaştırırlar.
TOPLUMSAL HAYATTA SİYASET
İnsanlar ancak toplum içinde yaşayabilirler. Toplum içinde yaşamak demek, herkesi bağlayan bir arada
yaşamayı mümkün kılan ortak kuralları ve ortak karar alma mekanizmalarını gerekli kılar. İşte siyaset en geniş
anlamıyla bu ortak kurallar ve karar alma mekanizmalarıyla ilgilenir. Kimlerin topluma ait sayılacakları ya da
toplumun sınırlarının ne olacağı, kimlerin nasıl yönetici olabilecekleri, yöneticilerin yönetilenlerle ilişkilerinin
liv
nasıl düzenleneceği bu kuralların başında gelir .
Toplumsal yaşam sürdükçe bu hayatın devamının mümkün kılan ortak kurallar ve ortak sorunlar hakkında karar
alma süreci de olacaktır. Bu nedenle siyasetsiz bir toplumsal hayat düşünebilmek mümkün değildir. İnsanların
ortak kurallara ve bu kurallara uyulup uyulmadığını gözetecek kurumlara ihtiyaç duymasının temel sebebi
kurallar olmazsa insanlar arasındaki çatışmaların kontrolden çıkması, güçlü olanın yeni bir güçlü gelene kadar
lv
hâkim olması ihtimalini önleme arzusudur .
Toplum hâlinde bir arada yaşayan insanlardan bahsettiğimizde, birbirinden çok farklı, kıt olan maddi kaynaklar
yanında, manevi, duygusal ya da statüye ilişkin değerler için de birbirleriyle mücadele eden insanlar akla
gelmektedir. Eğer mücadele sürecinde herkesin uyması gereken ortak kurallar olmazsa güçlü olanın hiç bir sınır
8
tanımadan güçsüzü ezdiği bir kaos ve kargaşa hâli söz konusu olur. Toplumsal kurallar bu ihtimali önlemek için
lvi
vardır .
Her toplumsal kural siyasetle ilgili değildir. Ahlak ve örf ve âdet kurallarının ihlali hâlinde devreye bir otorite
girmez, toplumsal baskıya güvenilir. Siyaset, ahlâk ve örf âdet kurallarıyla değil kalabalık yığını ya da insan
kümesini toplum hâline getiren, onu diğer toplumlardan ayıran, ortak kuralları belirleme ve gerektiğinde zor
kullanarak uygulama yetkisine sahip olan siyasi/merkezî iktidarın ortaya çıkışı ve varlığını sürdürmesi ile
lvii
ilgilidir .
Herkesi ilgilendiren kurallar ve herkesi ilgilendiren kararlar alma anlamında siyasetten bahsedildiğinde, merkezî
iktidar ya da çoğu zaman onunla eş anlamlı olarak kullanılan devlet kurumundan bahsetmek gerekir. Bir kişi bir
başkasına normalde yapmayacağı bir şeyi yaptırabiliyorsa o kişi diğeri üzerinde bir iktidara sahiptir. İktidar, bir
lviii
kimsenin kendi istediğini bu talebe yönelik muhalefetin varlığına rağmen yaptırabilme gücünü ifade eder .
Her iktidar kendisini “meşru” göstermek zorundadır. Bir eylemin ya da durumun meşru olması demek onun
diğerleri tarafından normal, akla ya da geleneklere uygun, ahlâken kabul edilebilir olarak görülmesi anlamına
gelir. Meşruiyet arayışı yapılan eylemin veya uyulması istenen kuralın keyfî olmadığını, eylemi yapanın
iradesinden bağımsız bir dayanağı olduğunu dile getirir. Bu dayanak, dinsel olabileceği gibi, doğal hukuk
kavramında olduğu gibi din dışı da olabilir. Meşrulaştırmak demek, iktidara itaat etmeyi normal, olağan, olması
gereken bir eylem olarak gösterebilmek demektir. Bir iktidar kendisini ne kadar çok meşrulaştırırsa o kadar az
zor kullanır. Bir iktidarın meşruiyeti ne kadar az ise o kadar çok zor kullanmaya başvurmak zorunda kalacaktır.
Merkezî siyasal iktidar ya da devlet dediğimiz zaman, belli bir coğrafya üzerindeki iktidarı tekeline almış bir
lix
kurum akla gelir .
Modern devletler, genellikle kendilerini bir ulus ile özdeşleştirirler. Devlet mekanizmasına hâkim olmak, onun
kararlarını etkilemeye çalışmak ya da devlete karşı koymak siyasal faaliyet ve siyaset yapma sürecinin özü ve
temelini oluşturur. Ancak, siyaset sadece devlet dediğimiz kurumu etkilemeye yönelik olarak yapılan bir
faaliyet değildir. Kendi iyi toplum anlayışınızı sizden farklı olan diğerlerine anlatmak, farklı kişi ya da gruplarla
lx
ittifaklar iş birlikleri içine girmek de siyasetin ayrılmaz bir parçasıdır .
SÜRÜM: 1.0
Hazırlayan : OkumaYolu.com Ekibi
www.okumayolu.com
/okumayolu
/okumayolu
9
REFERANSLAR
i
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
Sosyolojiye Giriş, Anadolu Üniversitesi
iii
Sosyoloji Nedir, J.Fichter
iv
Kültürel Antropoloji, William A.Haviland
v
Sosyolojiye Giriş, Anadolu Üniversitesi
vi
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
vii
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
viii
Kültür Sosyolojisi, Anadolu Üniversitesi
ix
Sosyoloji, İsmail Doğan
x
Kültürel Antropoloji, William A.Haviland
xi
Kültür Sosyolojisi, Anadolu Üniversitesi
xii
Kültür Sosyolojisi, Anadolu Üniversitesi
xiii
Kültür Sosyolojisi, Anadolu Üniversitesi
xiv
Sosyoloji Nedir, J.Fichter
xv
Sosyoloji Nedir, J.Fichter
xvi
Sosyoloji, Zeki Arslantürk
xvii
Sosyoloji, Veysel Bozkurt
xviii
Sosyoloji, Veysel Bozkurt
xix
Sosyoloji, Veysel Bozkurt
xx
Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xxi
Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xxii
Kültür Sosyolojisi, Anadolu Üniversitesi
xxiii
Antropoloji, Conrad Philliğ Kottak
xxiv
Kültürel Antropoloji, William A.Haviland
xxv
Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xxvi
Sosyolojiye Giriş, Anadolu Üniversitesi
xxvii
Sosyolojiye Giriş, Anadolu Üniversitesi
xxviii
Sosyoloji, Zeki Arslantürk
xxix
Sosyoloji Nedir, J.Fichter
xxx
Sosyoloji, Zeki Arslantürk
xxxi
Sosyoloji, İsmail Doğan
xxxii
Sosyoloji, Zeki Arslantürk
xxxiii
Sosyoloji, Veysel Bozkurt
xxxiv
Kültürel Antropoloji, William A.Haviland
xxxv
Kültürel Antropoloji, William A.Haviland
xxxvi
Sosyoloji, İsmail Doğan
xxxvii
Sosyoloji, İsmail Doğan
xxxviii
Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xxxix
Sosyoloji, Zeki Arslantürk
xl
Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xli
Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xlii
Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xliii
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xliv
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xlv
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xlvi
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xlvii
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xlviii
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
xlix
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
l
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
li
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
lii
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
liii
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
liv
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
ii
10
lv
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
lvii
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
lviii
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
lix
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
lx
Sosyal bilimlerde Temel Kavramlar, Anadolu Üniversitesi
lvi
11
Download

TOPLUM NASIL İŞLER? (SOSYOLOJİYE GİRİŞ)