Eğitim Klasikleri Dizisi-2
J
E
R
O
M
E
BRUNER
EĞİTİM
SÜRECİ
2. Baskı
Çeviren
Talip ÖZTÜRK
Yazar: Jerome S. Bruner
Çeviri: Talip Öztürk
Dizi Editörü: Doç. Dr. Bahri Ata
EĞİTİM SÜRECİ
ISBN 978-605-5885-65-6
Kitabın Orijinal Adı: THE PROCESS of EDUCATION
Baskı Sayısı: 3 (2003)
Orjinal ISBN: 0-67471001-0
Yayınevi: Harvard University Press
Kitapta yer alan bölümlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.
© 2014, Pegem Akademi
Bu kitabın basım, yayın ve satış hakları
Pegem Akademi Yay. Eğt. Dan. Hizm. Tic. Ltd. Şti.ne aittir.
Anılan kuruluşun izni alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri,
kapak tasarımı; mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik, kayıt
ya da başka yöntemlerle çoğaltılamaz, basılamaz, dağıtılamaz.
Bu kitap T.C. Kültür Bakanlığı bandrolü ile satılmaktadır.
Okuyucularımızın bandrolü olmayan kitaplar hakkında
yayınevimize bilgi vermesini ve bandrolsüz yayınları
satın almamasını diliyoruz.
1. Baskı: Şubat 2009, Ankara
2. Baskı: Haziran 2014, Ankara
Yayın-Proje Yönetmeni: Ayşegül Eroğlu
Dizgi-Grafik Tasarım: Gamze Dumlupınar
Kapak Tasarımı: Gürsel Avcı
Baskı: Ayrıntı Basım Yayın ve Matbaacılık Ltd. Sti
İvedik Organize Sanayi 28. Cadde 770. Sokak No: 105/A
Yenimahalle/ANKARA
(0312-394 55 90)
Yayıncı Sertifika No: 14749
Matbaa Sertifika No: 13987
İletişim
Karanfil 2 Sokak No: 45 Kızılay / ANKARA
Yayınevi 0312 430 67 50 - 430 67 51
Yayınevi Belgeç: 0312 435 44 60
Dağıtım: 0312 434 54 24 - 434 54 08
Dağıtım Belgeç: 0312 431 37 38
Hazırlık Kursları: 0312 419 05 60
İnternet: www.pegem.net
E-ileti: [email protected]
Jerome S. Bruner
Bruner 1915 yılında New York’ta doğdu. 1947 yılında Harvard
üniversitesinden doktora derecesi aldı. II. Dünya savaşı süresince,
Amerikan ordusunda sosyal psikolog olarak çalıştı. Doktora derecesini aldıktan sonra, öğretim üyeliğine atandı ve Bilişsel Araştırmalar Merkezi’nin kuruculuğu ve yöneticiliğini üstlendi. 1940’lı yıllardan itibaren ihtiyaçlar ve güdüler üzerine çalıştı. 1950’li yıllardan
itibaren de Amerika’daki okullaşma ile ilgili çalışmalarda bulundu.
Bruner bu süreç içerisinde birçok sempozyum ve panelde de görev
aldı. 1960’lı yıllarda bilişsel gelişim teorisini geliştirdi. 1963 yılında
Amerikan Psikologlar Derneği ödülünü aldı ve derneğin yöneticiliğini yaptı. 1970’li yılların başlarında, Harvard Üniversitesi’nden ayrılarak çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Başlıca Eserleri:
A Study of Thinking (1956), The Process of Education (1960), Towards a Theory of Instruction (1966) (Bu kitap 1991 yılında F.Varış
ve T.Gürkan tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir), Studies in Cognitive Growth (1966), Process of Cognitive Growth: Infancy (1965),
The Relevance of Education (1971), Beyond The Information Given (1973), Actual Minds Possible Worlds (1985), Acts of Meaning
(1990), The Culture of Education (1996).
6XQXí
19. yüzyılda Avrupa merkezli olan psikoloji ve eğitim bilimi çalışmaları 20. yüzyılda Amerika merkezli hale gelmiştir. 20. yüzyılın
başlarında gelişen davranışçı ekol, bu yüzyılın ilk yarısında eğitim
alanında ciddi bir biçimde hissedilmiştir. Yüzyılın ikinci yarısında,
bu akıma karşı hümanistik ve bilişsel eğitim kuramları baskınlık
kurmaya başlamıştır. Bilişsel kuramcılar içerisinde Bruner önemli
bir yere sahiptir.
Bruner’in Amerikan eğitiminde ön plana çıkışı, II. Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan soğuk savaş döneminin önemli bir olayı
olan Sovyet Rusya’nın 1957 yılında Sputnik adlı aracını uzaya göndermesi ve sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin insan yetiştirme düzenindeki düzenleme gerekliliği ile başlamıştır. Amerika
Birleşik Devletleri’nin bilimsel ve teknolojik anlamda Rusya’dan geri
kaldığı imajı, o dönemdeki Amerikan yönetimi üzerinde bir endişe
yaratmış, bu kötü gidişin düzeltilebilmesinin eğitimden geçtiği noktasında görüş birliği ortaya çıkmıştır.
Amerika’da 1959 yılı, yukarıda belirtilen sebepten dolayı büyük
bir müfredat değişim hareketine sahne olmuştur. Bu müfredat değişim hareketi, II. Dünya Savaşı’ndan kalan problemlere dayanmaktadır. Bu nedenle yoğun tartışma ve eleştiriler yaşanmıştır.
Amerikan eğitiminin durumunu ele almak ve çözüm önerileri getirmek amacıyla 1959 Eylülünde yapılan Woods Hole
Konferansı’na konuyla ilgili çeşitli bilim adamları davet edilmiş ve
konferansı yönetmek üzere Jerome Bruner görevlendirilmiştir. Bu
toplantıya A.B.D.’de eğitimle ilgili hemen hemen bütün eğitimci,
akademisyen, yönetici, öğrenci ve veliler doğrudan veya dolaylı olarak katılımda bulunmuşlardır. Şüphesiz katılımcılar içerisinde en
etkili olanı da Jerome Bruner olmuştur.
Woods Hole Konferansı’nda matematik ve fen bilgisi müfredatları ile ilgili çeşitli projeler düzenlenmiş ve bu projeler pilot okullarda uygulanmıştır. Bruner’de bazı eğitimcilerle birlikte bu çalışmalara
destek vermiş, Amerikan eğitim camiasında adından söz ettirmeye
başlamıştır. 1960 yılında, Bruner’in “Process of Education (Eğitim
Süreci)” adlı bu kitabının yayınlanması, bu tartışmalara son noktayı
koymuştur. Eser, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve diğer ülkelerde
eğitim çevrelerinin dikkatini çekmiş, on dokuz farklı dile çevrilmiştir.
Bu kitabın çevrilmesindeki temel sebepler arasında, günümüz
eğitim sorunlarına ışık tutması, 19 farklı dile çevrilip Türkçe’ye kazandırılmamış olması ve eğitim klasiği olarak okunmaya değer olması gibi nedenler yer almaktadır. Kitabın çevrilmesi konusunda beni
cesaretlendiren hocam Doç. Dr. Bahri Ata’ya, çalışma için gerekli
desteği sağlayan danışman hocam Yrd. Doç. Dr. Kürşat Gökkaya’ya,
çeviri aşamasında yardımlarını esirgemeyen değerli ingilizce öğretmenleri Pınar Uğurlu ve Canan Şaban’a, kitabı okuyarak düzeltmeleri yapan Türkçe öğretmeni değerli arkadaşım Yasin Çelikbilek ve
Sosyal Bilgiler eğitim uzmanı çok sevdiğim eşim Filiz Zayimoğlu
Öztürk’e teşekkürlerimi sunarım.
Talip Öztürk – Ocak 2009 Ankara
°QVÐ]
İnsan, genelde yazdığı eserler üzerinde derin derin düşünmek
istemez. Ya başka bir şeyle meşgul olur, ya da kitap üzerinde iyice
düşündükten sonra ikinci baskıyı yayınlar. Fakat itiraf etmeliyim ki,
başka bir şeyle meşgul olmama rağmen, bu kitabı ne arkama atabildim ne de yeniden gözden geçirebildim. Aksine bu kitabın devamı
niteliğinde olan iki kitap daha kaleme aldım: “Towards a Theory of
Instruction (Bir Öğretim Kuramına Doğru) ve The Relevance of Education (Eğitimin Uygunluğu)”.
Bu uzun düşünme sürecinin bazı sebepleri vardı. Bunlardan
birincisi, bu kitabın ilk önce Amerika’da ve daha sonra çeviriler yoluyla, temel sorunların Amerika’dakinden oldukça farklı olduğu ve
ideolojik olarak Rusya’dan Japonya’ya, Danimarka’dan Meksika’ya
kadar farklı görüşlere sahip olan ülkelerdeki eğitimsel tartışmalara
dahil olmasıdır. Ve açıkçası, kitabın ilk baskısından itibaren geçen
on yedi yılda, eğitimle ilgili yoğun ve derin tartışmalar yaşanmıştır.
İkinci sebep olarak; itiraf etmeliyim ki bu kitabın kabul görmesi ve
ortaya çıkardığı geniş yorumlar beni şaşırttı. Bu derece yapılandırmacı bir bakış açısıyla ifade edilmiş ve bilme sürecini sezgisel bir
yaklaşımla ele almış bir kitabın, deneyimciliğin (ampirizm) uzun
yıllardır baskın bir ses ve öğrenme teorisinin de bu sesin yükselticisi
olduğu Amerika’da bu derece dikkat çekmesi bir sürpriz oldu. Kitap
özellikle Piaget, Chomsky ve Levi-Strauss ile birlikte insan bilişinin
yapılandırmacı yönünün ortaya çıkışını da içeren, çok açık bir değişimin parçası olmuştur.
Geriye dönüp baktığımda, bu üç kişinin düşüncelerim üzerinde
esaslı etkilerinin olduğu konusunda hiç şüphem yok. Devam eden
yıllarda, zihinsel olarak bu ilk iki bilim adamının çalışmalarının ve
uzak bir hayranı olduğum üçüncüsünün de çok fazla üzerinde durdum. Onların çalışmaları yeni bir biçim alırken; daha çok bu kitabın
yazılışından sonra, eğitim süreciyle ilgili düşüncelerim de değişti.
Ve nihayet, bu kitaptan yıllar sonra kendimi “program geliştirme”
denilen bir eğitim uğraşısının gittikçe daha çok içerisinde buldum
(yine oldukça şaşılacak bir şekilde) ve sosyal bilimlerde “Man: A Course of Study” denilen müfredat programını ortaya çıkaran bir takımı yönettim. Bu durum da aklımı hep bu kitaba götürdü durdu.
Eğitim Süreci’nin yeni Harvard baskısına bu önsözü yazarken,
birbirleriyle çok yakından ilişkili olduğunu düşündüğüm bazı meselelerin her biriyle ilgili bir şeyler söylemek yerinde olur.
Birincisi, bu kitabın Amerika’da veya başka bir yerde olan eğitimsel tartışmalardaki rolü ile ilgilidir. Örneğin, herhangi bir çalışma
alanındaki bilginin türetilmiş bir yapıya sahip olduğu fikri çok yeni
değildir. Bilim, zihinde bunların çok azını tutarken çok geniş özellikleri ele alan zeki bir yoldur. Aslında, bu Planotculuğun esasıdır ve
fizik, kimya ve biyolojideki ilerlemeler birtakım esaslı kuramların ve
ayrıntıların türetilebileceği paradigmaların geliştirilmesine dayanmaktadır. “Reflections on Language (Dil Üzerinde Yansımalar)” adlı
son eserinde Chomsky, kuramsal olarak “objeler”in gerçekliğini ele
almakta, insanların çevreleri, eylemleri ve amaçlarıyla ilgilenmekte olduğundan daha kuvvetli olması muhtemel bazı doğal ve hatta
doğuştan bilgiyi organize etme yolları olabileceğini düşünmektedir.
Latin edebiyatı, ekonomi ve siyaset bilimin belli derin yapılarını
kolaylıkla irdeleyemeyebiliriz, çünkü bu alanlardaki fikirler ve olaylar arasındaki bağlantı şekilleri nicel bilimlerdekinden farklı olduğu
için insan zihni tarafından daha az anlaşılır bir özellik göstermektedir. Son yüzyılda bilimdeki ilerlemeler bu kadar hızlı bir şekilde artan öğrenme sermayesini yeni nesillere aktarabilecek yeni yöntemler
aramak konusunda, düşünen herkese özellikle de eğitimle ilgilenen
kişilere yol gösterecek özelliktedir. Öğretimin temel ilkelerinin, temel aksiyomlar, yaygın temaların önemini değiştirmesi doğaldır.
Öğretmen, öğrencileriyle fizik hakkında konuşmak yerine fizik konuşmayı tercih etmelidir. Şimdi gerçekten böyle bir yaklaşıma dâhil
olan zorluklar hakkında çok daha fazlasını bilebiliriz, fakat amaç
bilgiyi dönüştürmek ve zihinsel becerileri yaratmak ise bu türde bir
yaklaşım mantıklı görülmektedir.
Böyle bir amaçla karşı karşıya kalan öğretim programları, “sarmal program” özelliği gösterir. Öğretmen sahip olduğu veya önceden elde ettiği doğal düşünme biçimlerini birleştirerek, düşünme
şekliyle problem çözen öğrenciye ulaşabilmek amacıyla bilgiye yaklaşmalıdır. Öğretmen öğrenenin kaldığı yerden başlamalıdır. Öğrenci öğrenmeye başlamayı ne zaman isterse, öğretmen o zaman eğitime başlar. Bu sebeple “herhangi bir konunun herhangi bir yaştaki
çocuğa doğru şekilde öğretilebileceği”ni iddia ediyorum. Öğretmen,
problemi öğrenenin kapasitesiyle eşleştirmeli ya da problemle eşleşebilecek bazı yönlerini tespit edilmelidir.
Bu yargının arkasındaki amaç budur. Bana “çarpım tablosunun
altı yaşındaki öğrenciye öğretilebileceğine gerçekten inanıyor musunuz?” diye sorulduğunda bazen ciddi yanlış anlamalar oluyordu.
Yani kastedilen husus bu değil. İnsan elbette altı yaş kapasitesinin
sınırlılığı düşüncesiyle karşılaşabilir ve bu çarpım tablosunun temel
fikrini anlayabilmesi yolunda doğru bir adımdır.
Anlattığım hususlar, Amerika’da ve diğer yerlerde farklı şekillerde anlaşılmıştır. Hepsine bazı zıt görüşler etrafında özel bir anlam
verildi: kitabın bakış açısı, daha etkili, daha faydacı, daha politik ve
daha geleneksel diğer görüşlerin aksine de bilişseldi. Okulun sosyal
ve duygusal becerilerin öğretilmesi için bir araç olarak görüldüğü
Amerika’da, eleştirmenler Bloom’un Taxanomy of Educational Objectives (Eğitimsel Hedeflerin Taksonomisi)’ini önerilen programın
tek taraflı bir şekilde zihnin eğitimine adandığının sorumlusu olarak bir kaynak olarak gösterdi. Fantasy and Feeling in Education
(Eğitimde Duygu ve Hayal)’ın yazarı olan Richard Jones gibi eleştirmenler buluşun daha fazla yer aldığı eğitimde bir intibak önerdiler.
Ve tabiî ki, insan bu gibi eleştirilerin kusurunu bulamıyor. Şunu da
ifade etmek gerekir ki duygusal olgunluğu kazanmaya çalışmak ve
zihinsel gücün gelişmesine yardım etmek arasında bir çatışmaya gerek yoktur. Bu kitabın ilk çevirisinin yapıldığı Sovyetler Birliği’nde
alınan mesaj (tabiri caizse), okullarda politik olarak ilham alınmış
bir dogmatizme karşı savaştaki bir silah ve daha bağımsız zihinler
üretmek için ortaya atılmış bir program olarak algılandı. Japonya’da
kitap, klasik eğitimin gelenekselciliğine karşı bir ses olarak geniş bir
kabul gördü. İtalya’da ise eleştiriler üç yönlü ve yoğundu:
Marksistler kitaba kuramsal idealizm şekliyle saldırdı (burjuva
kesimi de öyle) ve klasikçiler bunu büyük skolâstik eğitim içerisindeki hümanistik öğrenmeye bir saldırı olarak gördüler. Bütün bu
tartışmalarda, eğitim hakkındaki tartışmaların sadece eğitim hakkında değil aynı zamanda politik ve ideolojik olduğu açıktı. Belki
de diğer düşünürlerden daha fazla olarak, yerli toplumun geleneksel hükümet yapısını baltalayan kendi düşünürünü ve yetkisini uygulayacağı bir araç olarak için çocuğu dolaylı olarak zorlayan Batı
Avrupa idealinin Afrika okullarına girişini ortaya çıkararak politika
ve eğitim arasındaki derin bağlantıyı fark etmemi sağlayan Michel
Cole idi. İnsan toplum içerisindeki başka bir durumu etkilemeden
eğitimi değiştiremez, eğer değişiklik gerçekleşirse kültürel ideallerle
çelişkili olarak tepeden inme geldiği için genellikle başarısız olur. Ve
böylece bu tartışma, İngiliz okul sisteminin anlaşılabilirliği üzerine
bağlandığında, dolaylı olarak eğitim hakkında, doğrudan olarak İngiliz eğitim sistemi hakkında şekillenmektedir.
Özellikle Amerika’da eğitimli insan yetiştirme aracı olarak
program konusu başka bir sorun yüzünden çok yakın zamanda batağa saplanmıştır. 1960’lı yılların ortalarına kadar derin sosyal güçler
Amerikan eğitiminde öngörülemeyen bir dizi karışıklık ortaya çıkarmıştır. Bunlar aynı kaynaktan ortaya çıkmaktaydı yeni bir eşitlik
için çabalama, toplumun özelliklerinin yeniden tanımlanması gibi...
İlk girişim; çok iyi eğitim olanaklarına sahip olan Amerikan toplumunda yasal paylaşım arayan, istekli Amerikan siyahî toplumundan
geldi. Birçok Amerikalının etkilendiği, rüşvet ve duygusuzluğun bulunduğu Vietnam savaşı devam ederken dile getirilen ve daha sonra
birçok kez söylenen “artan istekler devrimi” yaygın hoşnutsuzluk
meydana getirdi ve bu en fazla gençler arasında hissedildi.
Gençler kendilerini daha önce hiç hissetmedikleri gibi hissetmişlerdi. 60’lı yılların sonuna doğru gençlerin en fazla iletişimde
oldukları toplumun bir parçası olan okullardan ve ait oldukları topluma karşı yabancılaşmalarına yol açan başka faktörler de vardır.
Eğitimde daha fazla uygunluk haykırışı yükselirken, böyle bir ahlaksal kriz atmosferinde, program sorunu önemini yitirdi. O karanlık
ve heyecanlı günlerde okulun önde gelen köleleştirici olduğuna ve
adaletsiz bir toplumun başlıca aracı olarak uysal ve yeterince yetenekli iş gücü oluşturduğuna inanan arkadaşım Ivan Illich’in bir ziyaretini hatırlıyorum. Fred Hechinger’in The New York Times’da da
yazdığı gibi eğitim sistemi, ıslah edilmesi gereken bir araçtan ziyade
saldırıların hedefi olmuştur.
Fakat yine, bu dengenin bir başka şekilde düzenlenişine tanıklık
ediyoruz. Oxford Ruskin College’da James Callaghan’ın konuşması,
Başkan Carter’in çalışma arkadaşı olarak seçtiği bir senatör olan ve
kongredeki eeğitimle ilgili konular nedeniyle tanınırlığı yüksek olan
Gladstone’dan beri, eğitim meseleleri üzerine bir başbakanın ilk ilanı
olmuştur. Neville Bennett’in Teaching Styles and Pupil Progress (Öğretme Stilleri ve Öğrenci İlerlemesi) adlı eseri, öğretmenin rolünün
ne olacağı konusundaki tartışmayı yeniden açmış ve dolayısıyla Büyük Britanya, milli program üzerinde ulusal bir tartışma başlamıştır.
Fakat insanın eğitimsel tartışmanın nereye gideceğini tahmin etme
hususunda tedbirli olması gerekmektedir.
Bu kitabın sayfalarında tahsilini terk eden öğrenciden, toplumdan veya okuldan uzaklaştırma sorununun farkındalığından ve eğitimsizleştirmeden bahsedilmemektedir.
Şimdi bu kitabın da bir parçası olduğu değişen zihinsel tablo
bir sorununa dönelim. Bu satırları yazarken, George Miller’in dikkatimi Chomsky’nin yeni Syntactic Structures (Sözbilimsel Yapılar)
adlı eserine çekmesini ve dildeki kelime dizisinin, yan yana gelmiş
kelimelerin zincir gibi birbirine bağlı olmasıyla açıklayan dilbilgisini şiddetle reddetmesini heyecanla okuduğumu hatırlıyorum.
Chomsky, eğer cümle kurulabiliyorsa bir cümlenin oluşum ve dönüşüm kurallarının konuşmacı tarafından bir bütün olarak algılanması
gerektiği noktasında ısrar etti ve bunu kanıtladı. Eğer Chomsky’nin
ne söylediğinin önemini tam olarak anlayabildiysem, eğitimsel başarıyı yeterlilik ve yeterliliğin yüzeysel ifadeleri olan performans açısından analiz etmeye cesaretlendirildiğimi düşünüyorum. Sezgisel
olarak sıraya koyma, yerine koyma ve yer değiştirme vs. gibi basit
kavramlara dayalı olan dilin kuralları ile birlikte, bir konunun derin
bir şekilde anlaşılması, sebep-sonuç, geçişlilik ve denklik gibi sezgisel olarak basit kavramlara bağlıdır. Ama bundan daha fazla şeyler
var. Piaget’inki gibi, Chomsky’nin biçimciliği, gittikçe daha az çekici hale geldi. Her ikisi de zihinsel hareketliliği güdüleyen veya teşvik eden, uyarlanabilir sebepler olan düşüncelerini başlatan işlevsel
özelliğinden uzaklaştılar. Son yıllarda, fonksiyonalizm “konuşma eylemi” teorisinin ortaya çıkmasıyla birlikte dilbilimine döndü – John
Austin’in “How To Do Things With Words (Kelimelerle Nasıl Yapılır)”
adlı eseri Process of Education (Eğitim Süreci)’dan bir yıl sonra çıktı
ve onun dilbilimsel uygulamaları üzerine olan etkisi şimdi tam olarak yeni yeni takdir edilmeye başlanıyor.
Ve hipotezlerin değişikliklerden çabuk etkilenen hale geldiği koşulları çalışarak, Cenevreden konferansa katılan Barbel Inhelder’in
yeni değişiklikleri, Piaget formalizmini düzeltmiştir. Kendi çalışmam olan önce bilişsel gelişim, sonra erken dil edinimi alanında da,
zihinsel ve dilsel yapı kurallarının oluşturulmasındaki işlevsel rolü,
çalışma yönünde beni zorladı.
Aslında, bu kitabın sayfalarındaki pedagoji tartışmalarını hayali buluyorum. Bu görüşe kısmen aşağıdaki konular sebebiyle vardım, hem erken problem çözme hem de dil ediniminde “yetişkin
eğitimi”nin doğası üzerine yaptığım kendi çalışmalarımda olduğu
gibi… Öncekine göre kendini keşfetmesi için bir öğrenciyi alan öğretmenin birçok iyi faaliyeti bulunmaktadır: çocuğun, ulaştığı nokta çözümlenmemiş bırakılarak ödev parçalarını birleştiren bir yolla
ödevini yapması ve onları başaramamasına rağmen çocuğun çözümün
öğelerinin farkına varacağını bilmesi gibi... Böylece dil edinimiyle bağlantılı olarak, destekli öğrenme biçimlerinde olduğu gibi, bu büyük ölçüde yetişkin birey tarafından dikkatlice dengede tutulan bir diyaloga
katılmasına bağlıdır. Dolayısıyla öğrenmenin büyük bir kısmı; kişinin
dikkatinin toplanmasını sağlamak, girişimleri birlikte götürmek, öğrenci ve öğretmen arasında var olan sosyal ilişkiye saygı duymak, verilen
kararların doğru, uygun hatta isabetli olduğu dünyayı oluşturmak için
gerekenlere dayanır. Öğrenmenin bu işlevsel rolünü görmezden gelmek
– içeriği ne olursa olsun – onu bir mumyaya döndürmek demektir.1
Öyleyse, 1960’da bilginin yapılandırmacı görüşü, özellikle eğitimsel meselelerle ilişkilendirildiğinde temel Amerikan düşüncesinden
çıkmış gibi görünürken, artık böyle olmadığı bilinmektedir. Aslında, şu
anda “kuruluş” görüşleri haline gelen işlevsel ve güdüleyici düşünceler,
merkezi bir konum alıyor gibi görünmektedirler.
Son olarak beni bu kitapla ilgili düşüncelere salan sebeplerden sonuncusu olan, bir programı oluşturmaya gelelim. Böyle bir girişimin
sorumluluğunu kim üstlenirse üstlensin, muhtemelen çok şey öğrenmiştir. Fakat şansla da olsa, aynı zamanda bir büyük şeyi de öğrenmiş
olacaktır. Bir program öğrencilerden daha çok öğretmenler içindir. Eğer
bir eğitim programı değişemez, ilerleyemez, yeni şekillere giremez ve
öğretmenleri bilgilendiremez ise öğretimi gerçekleştirilen kişiler üzerinde hiçbir etkisi olamaz. Program öncelikle öğretmenler için olmalıdır. Eğer öğrenciler üzerinde etkisi varsa bu, öğretmenler üzerindeki
etkisinden dolayı olacaktır. İyi işlenmiş bir müfredatın hiçbir değişime
uğramadan bilgiyi öğrenciye kazandırmasının “öğretmeni sınayıcı” bir
yol olduğu öğretisi tamamen saçmalıktır. Bu anlayışla, eğitim süreci bu
İlgilenen okuyucular bakınız: J.S.Bruner, Entry into Early Language: A Spiral
Curriculum, University College, Swensea (Swensea, Crown Printers, 1975);
David Wood, J.S.Bruner and Gail Ross, “The Role of Tutoring in Problem
Solving”, Journal of Child Psychology and Psychiatry, 17, 1976, 89-100; ve
J.S.Bruner, “The Nature and Uses of Immaturity” American Psychologist, 27,
1972, 1-22.
kitabın bir parçasıdır, çünkü daha çok öğrenciler ve onların öğrenme süreçleri ile ilgilidir. Belki de Towards a Theory of Instruction (Bir
Öğretim Kuramına Doğru) adlı eserin bu kitabın hemen arkasından
çıkması bir sürpriz değildir.
Bu kadar şey söyledikten sonra, düşünmemin çok uzun sürdüğünü itiraf ederek, neden bu kitabın ikinci baskısını zamanında
kaleme almadığım sorusuna cevap vermek istiyorum. Bunu yapmamın mümkün olduğunu sanmıyorum. Kitap, iyi ya da kötü zamanın,
yerin ve koşulların bir ürünüydü. Zihnimde oluşturduğu değişimler
yazılmış ve halka arz edilmiş ve sonraki çalışmamda belirtilmiştir
(1960’dan beri o çalışmanın yapılmasındaki zeki yorumlarını içeren
Jeremy Anglin’in koleksiyonunda bulunabilecek olan örnek bir eser:
Beyond the Information Given (Verilen Bilginin Ötesinde).
Son olarak, Harvard Üniversitesi Basımevine, bu küçük kitabı
uzun yıllar boyunca geliştirdikleri ve bu süreçte neler olup bittiğini,
bana birkaç kelime ile söyleme fırsatı verdikleri için minnettarlığımı
ifade etmek isterim.
Oxford
Jerome S. Bruner
Ocak 1977
°QVÐ]
Eylül 1959’da Cape Cod’daki Woods Hole’da2 35 bilim adamı ve
eğitimci İlköğretim ve Ortaöğretim kurumlarımızda fen eğitiminin nasıl geliştirilebileceğini tartışmak için toplandı. Amerika’da son yıllarda
geniş kapsamlı bir sorun olan bilimsel bilginin yayılmasının geliştirilmesi üzerinde çalışan Ulusal Bilimler Akademisi’nin Eğitim Komitesi
tarafından on gün süren bir toplantı düzenlendi. Amaç acil bir program
oluşturmak değil, daha çok genç öğrencilere bilim yönteminin esas düşüncesini vermeyi içeren temel süreçleri incelemekti. Böyle bir sonuca
ulaşabilmek arzulansa bile amaç genç Amerikanların bilimsel kariyerlerini güçlendirmelerine yardım etmek değildi. Elbette, toplantıyı teşvik
eden şey yeni bir ilerleme sürecinin başında bulunduğumuza bir kanıttır. Program geliştirme ve bilim öğretme teknikleri, sürecin genel bir
tahmininin yapılmasını gerektiriyordu ve biz gelecekteki gelişmelere
daha iyi rehberlik yapabilme kaygısını taşıyorduk.
Müfredat tasarısında, önde gelen fizikçiler, matematikçiler, biyologlar, kimyagerler tarafından önemli çabalar sarf edildi, bilimsel ilerlemenin diğer alanlarında da benzer projeler beklendi. Ülkede heyecan
verici yeni gelişmeler oluyordu. 1959 yazındaki Birleşik Devletler turu
İlk, Orta ve Lise okullarına yeni ders kitapları yazımı için görevlendirilen seçkin matematikçilerin Colorado, Boulder’de topladıklarını göstermişti.
Kansas City’de onuncu sınıf biyoloji derslerinde kullanmak için
hücrenin yapısı ve fotosentez gibi konular için filmler yapan biyologlar gurubu oluşturulmuştu. Illinois Urbana’da ilkokul öğrencilerine temel matematik kavramlarının öğretimi üzerine çalışma heyecanı vardı.
Ve Palo Alto’da ise okulun ilk sınıflarında bulunan çocuklara geometri öğretme materyallerini geliştiren sadece bir matematiksel mantıkçı
bulunabilmekteydi. Massachusetts Cambridge Üniversitesi’nde sadece
metin yazarları ve film yapımcıları ile değil, aynı zamanda kuramsal
Ç.N: Wood Hole; ABD’nin doğu eyaletlerinden biri olan Massachusetts’e
bağlı ve Atlas Okyanusuna kıyısı olan bir yerleşim yeridir.
ve uygulamalı fizikte dünyaca ün kazanmış bilim adamlarının çabalarıyla lise öğrencilerine yönelik ideal bir fizik dersi için de çalışmalar sürmekteydi. Ülkenin farklı merkezlerinde öğretmenler, bu
yeni fizik dersini öğretmek için uzmanlar tarafından eğitiliyorlardı. Biyolojide başlangıç çalışması Boulder’da bir ortaokul sınıfında
başlamıştı ve aynı şekilde, Oregon Portland’da da bir grup kimyager
alanlarına odaklandılar. Çeşitli eğitimli topluluklar, önde gelen bilim
adamları ve okullardaki eğitimciler arasında ilişki kurmanın yollarını araştırmaktaydılar. Eğitimciler ve psikologlar öğretim yöntemlerinin ve programın doğasını yeniden inceliyor ve yeni yaklaşımları
belirlemek için çalışıyorlardı. Durumun ayrıntılı olarak incelenmesinin zamanı gelmişti.
Farklı teşkilatlar, bilimsel eğitim alanında bir veya birkaç sorumluluğu üstlendi. Araştırma gelişiminin ve görünüşünün bir düzen içinde olduğu genel bir inceleme noktasına ulaştı.
Ulusal Bilimler Akademisi, -Amerikan Bilimsel İlerleme Kurumu ve New York Carnegie Anonim Şirketi’nin de yaptığı gibi- üniversitelerdeki bilim adamları ve okullarda eğitimden sorumlu kişiler arasındaki yakın ilişkiyi kolaylaştırabileceği umuduyla önemli
görüşmeler yaptı. Bu kuruluşlar konferansın planlanması sırasında
görüş alışverişinde bulunmada çok cömerttiler. Ulusal Bilim Kurumu, tabiri caizse, çoktan işin içerisine girmişti. Yukarıda bahsedilen
çeşitli program projelerine her şeyden önce mali yardım ve moral
desteği sağladı. Bu kurum, Birleşik Devletler Eğitim Bakanlığı’nın,
Hava Kuvvetleri’nin ve Rand şirketinin de yaptığı gibi Woods Hole
Konferansı için mali destek sağladı.
Üyeleri kitabın başında listelenen konferans, düzenlenme açısından eşsizdi. Aslında daha önce bahsedilen bütün müfredat projeleri, metinlerin yazımı süreci, yeni derslerin öğretimi, film veya
diğer materyallerin hazırlanması ile meşgul olan bilim adamları
tarafından temsil edildi. Üstelik, araştırma hayatlarının büyük bir
kısmını güdüleme, düşünme, hatırlama, öğrenme ve zekanın incelenmesine adayan psikologlar da bu konferansta bulunmaktaydı.
Psikologların çeşitli disiplinlerin öğretimiyle ilgili sorunları tartışmak
için önde gelen bilim adamlarıyla bir araya getirilmeleri ilk defa oluyordu. Tuhaf görünen durum da buydu. Psikologlar geniş bir bakış açısı
sunmuşlardı: Davranışçı, Gestaltçı, Psikometrik, Cenevre ekolünün gelişimsel bakış açısı ve diğerleri…
Bununla birlikte, farklılıklar sebebiyle üzerinde durulan meseleler
sönük kaldı. Grup, profesyonel eğitimcilerin, öğretmenlerin, dekanların, görsel-işitsel yöntem uzmanlarının temsili ile büyütüldü. Neyse ki,
konferans üyelerinden ikisi tarihçiydi. Problem daha genel olacağından
kendimizi sadece fen bilimleri öğretimi ile sınırlandırmamızın akıllıca
olmayacağını düşündüğümüzden ve fen bilgisi öğretimi ile ilgili konuların tarih gibi daha hümanistik adımlarla karşılaştırılmasının faydalı
olabileceğinden konferansı bu şekilde planladık. Kanaatimizin sağlam
olduğu ortaya çıktı ve tarihçilerimiz ilerlemeye son derece katkıda bulundular.
Woods Hole’daki konferansın hal ve gidişi bu kitabın mevcudiyetini açıklamaya yardım edecektir. Açılış günleri ilerleme raporları,
Okul Matematiği Çalışma Grubu, Illinois Üniversitesi Okul Matematiği
Komitesi, Illinois Üniversitesi Aritmetik Projesi, Minessota Okul Matematiği Merkezi, Biyolojik Bilimler Müfredat Çalışmaları ve Fiziksel
Bilimler Çalışma Komitesi’nin çeşitli program projesi çalışmalarının
değerlendirilmesine ayrılmıştı. Dahası, Amerikan tarihi programı için
ihtiyaçlara yönelik araştırma raporları vardı. Aynı zamanda eğitimsel
çaba ile ilgili son araştırmaları incelemek için de zaman harcadık. Illinois Sorgulama Eğitimi Çalışmaları’nda çocukların araştırma sorularının formülü konusunda nasıl eğitilebileceği ile uğraşan Dr. Richard
Suchman ve Dr. Barbel Inhelder tarafından Cenevre Grubundaki küçük
çocukların zihinsel süreci üzerindeki son çalışmaları ortaya koyan deneme filmleri gösterildi. Konferans, öğretimi doğrudan ilgilendiren sorunlardan çok uzaklaşmasın diye, Illinois Aritmetik Projesinde, başkanı
olduğu ve öğretmen olarak burada görev alan Dr. David Page tarafından
bir öğleden sonra, tekniklerin kullanıldığı bir sınıf gösterisi yapıldı.
Öğretim makineleri Harvard’tan Profesör B.F. Skinner tarafından gösterildi. Gösteri hareketli geçti ve zaman zaman da şiddetli
tartışmalara yol açtı. Açılış günlerinin sonlarına doğru, herkes biyoloji ve fizik için hazırlanan eğitsel filmlerle rahatlayabildi. Zaman
gerçekten dolu dolu geçti.
Konferans açıldıktan birkaç gün sonra, üyeler beş çalışma gurubuna bölündü: Bu guruplardan birincisi “Program Düzeni”, ikincisi
“Öğretim Makineleri”, üçüncüsü “Öğrenme Güdüsü”, dördüncüsü
“Sezginin Öğrenme ve Düşünmedeki Rolü”, beşincisi “Öğrenmede
Bilişsel Süreçler” ile ilgilendiler. Konferansın ikinci yarısı tamamen bu çalışma guruplarının faaliyetlerine ayrılmıştı. Her bir grup
uzun raporlar hazırladı ve bunlar hazırlanırken tartışmak için konferansa sunuldu. Farklı çalışma guruplarında vurgu üzerine önemli
derecede fikir birliği varken, konferansın genel oturumu daha çok
sorunların tartışılmasıyla ilgiliydi ve konferansta bir görüş birliğine
varma niyeti yoktu.
Bu kitabın altında yatan asıl şey işte bunun içindedir.
Washington’daki Ulusal Bilimler Akademisi’nden elde edilebilen kopyalar, farklı çalışma guruplarının raporlar ve tartışmalarda
ortaya çıkan görüşler doğrultusunda baskı altında hazırlandı. Kesin
ifadeler veya manifesto olarak tasarlanmadılar. Ancak, bu raporlarda
ve konferansta belli aralıklarla ortaya çıkan ve tekrar eden konular
vardı. Otuz beş cesur adamın son uzlaşma raporunu neyin oluşturması gerektiği hakkındaki görüş birliğini dikkate almamak gerçekten talihsizlik olurdu.
Bakış açısına göre önemli konular, tahminler ve dikkat çekici sonuçlara nasıl ulaşacağını gösteren raporu hazırlamak başkana
düştü. Meslektaşlarının düşüncelerini yansıtmak için ne kadar çaba
harcarsa harcasın, her şeyden önce uygun bir şekilde ilerleyen sayfalardan sorumlu olan başkandır. Sonuç olarak, bu belgeyi kaleme
alırken, çalışma gurupları tarafından hazırlanan yazıları ve genel
oturumda alınan notları özgür düşünce içerisinde kullandım.
Download

BRUNER - Pegem.net