LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
ENTELEKTÜEL ÜFÜRÜKÇÜLER !
Prof. Dr. Hasan Şimşek
İstanbul Kültür Üniversitesi
(www.hasansimsek.net)
9 Şubat 2014
Yazıya “üfürükçü” kelimesinin bir kaç anlamını vererek başlamak istiyorum. Kelimenin
sözlük anlamını vermeden önce Uludağ Sözlük adlı çoğunlukla gençlerin uğrak yeri
olan web sitesinde iki genç arkadaşımızın üfürükçü kelimesi hakkında yazdıkları özgün
tanımlarını vereyim:
“Üfürürken nefesindeki şifa(!)yı hissettiğinizi sandığınız hacı-hoca takımıdır. O nefesi
çektikten sonra iyice sağlığınızın bozulması bir yana hiç kısmeti açılan olmuş mudur
acaba?”
“Hastalarını üflemek suretiyle iyileştirdiğini düşünen, nefesinin kuvvetli olduğunu iddia
eden safsata kişilik.”
Gerçekten enfes tanımlamalar. Şimdi de kelimenin sözlük anlamını vererek başlıkla
ilişkisine değineyim:
“Okuyup üfleyerek hastalıkları savdığını ileri süren ve böylece bilgisiz kimseleri
dolandıran düzenbaz kimse” (http://www.izafet.net/threads/ufurukcu-ufurukcunedir-ufurukcu-anlami.463167/ ).
Entelektüel üfürükçü nasıl olur? Bunlar da emekli ikramiyesini borsaya yatırarak
zengin olmayı hayal eden emekliyi yanıltan profesör unvanlı “televoleci iktisatçılar
olabilir, karmaşık kuramsal jargonla dolu konuşmalarıyla siyasetçileri yanıltan
danışmanlar olabilir, ya da yatırım kararlarını verirken yerli ve yabancı “guru”lardan
fikirler alan işadamları olabilir.
“Entelektüel üfürükçüler” konulu bir yazı yazmama Nuran Çakmakçı’nın 1 Şubat 2014
tarihinde Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde “”Özel Okullar Birliği Sempozyumu”
başlığıyla yazdığı yazısı neden oldu. Çakmakçı yazısında, 30 Ocak-1 Şubat 2014
tarihlerinde Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği tarafından Antalya’da düzenlenen 13.
Page 1 of 6
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
Geleneksel Eğitim Sempozyumu’nda gerçekleşen etkinlikleri ve konuşulan konuları
rapor ediyor. Sempozyuma Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı da katılmış ve yaklaşık 1,000
katılımcı ile katılım rekoru da kırılmış. Çakmakçı, yazısının ikinci bölümünü
sempozyumun ana konuşmacısı olan Jef Staes’in, Çakmakçı’nın deyimiyle, “ilginç”
konuşmasına ayırmış (Bu arada Çakmakçı konuşmacının adını Jeff States olarak
yazmış, burada isim düzeltmesini de yapmış olalım). Çakmakçı’nın raporlamasına göre
Jef Staes şunları dile getirmiş:

Hepimiz 2 boyutlu (2D) okullarda okuduk. Yeteneklerimiz ve tutkularımız
nedeniyle değil, sevmediğimiz dersleri çalıştığımız için diploma aldık. Sonra da
2 boyutlu (2D) işlerde çalıştık. Yeteneklerimiz ve isteklerimiz doğrultusunda
değil, bizden istenenleri yaptık.

İki boyutlu (2D) okulların çok olumsuz sonuçları oldu. Yetenekli öğrenciler ve
yetenekli öğretmenler tutkusuz koyunlar haline geldi.

2 boyut (2D) yetenek kaybı dönemidir. 3 boyut (3D) beyinle, beyni
kullanmakla başlar. İnsanların ne yetenekleri olduğunu bilemezsiniz çünkü
bunlar aslında beyinde gizlidir. Bu bir evrim zamanı değil devrim zamanıdır.

Çocukluğu gençliği televizyon karşısında geçmiş 50-60 yaşlarındaki insanların
eğitim sistemleri tasarlaması çok komik.

Öğrencilerin, elektronik cihazlarını okula getirmesine izin vermelisiniz bu
gerçeği kabul etmelisiniz. Teknolojiyi ancak çocuklar gibi kullanabilirsek ondan
yararlanabiliriz. Tarihte ilk kez çocuklar ve gençler bilgiye erişimde bizden çok
daha iyiler. 2D eğitimin yok olacağını yakında göreceğiz ve okullarda, çalışma
hayatında 3D’ye geçmeliyiz.

Okul kültürünü değiştirmek lazım, ama çok zor. Okullar diplomasız olmalı,
diploma yerine çocuklara yetkinlik belgesi verilmeli. Çalışma hayatında iş
tanımından vazgeçilmeli. Öğretmene, “Sen sadece öğreteceksin başka bir şey
Page 2 of 6
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
yapamazsın” denilmemeli; sınırlar, çitler konulmamalı.

Emeklilik diye bir şey olmamalı. Bütün hayat çalışmak ve öğrenmek arasında
bir denge oluşturarak geçmeli
(http://www.hurriyet.com.tr/egitim/25714571.asp).
Nuran Çakmakçı’nın yazısını okur okumaz bir hafta önce bu sitede yazdığım yazı
aklıma geldi: “Teknoloji Okulu Neden Dönüştüremiyor” başlıklı yazımda (“Geçmiş
Yazılar” butonu altında indirerek okuyabilirsiniz) bankacılık, ulaşım, iletişim, savunma,
sağlık gibi sektörleri 20 yıl içinde kökten dönüştüren bilgi/bilişim teknolojilerinin
eğitim ve okulu dönüştürmekte bu kadar etkili ve başarılı olamadığını dile getirmiştim.
Yazımda, teknoloji-eğitim arasındaki gevşek ilişkinin bazı nedenlerini de açıklamaya
çalışmıştım.
Jef Staes’in eğitime, okula ve eğitim/okul ve teknoloji arasındaki ilişkiye yönelik
yaklaşımı ile benim yaklaşımım arasında epeyce fark var. Staes, varolan okul sistemi
ve iş/çalışma koşullarının 2 boyutlu, basit ve tekdüze olduğunu ve bu ortamların
yetenek ve yaratıcılığa ket vurduğunu belirtiyor. Varolan okul sisteminin öğretmenleri
ve öğrencileri “koyunlaştırdığını” düşünüyor. Staes’e göre, çocukluğu ve
gençliği televizyon karşısında geçmiş 50-60 yaşlarındaki insanların eğitim sistemleri
tasarlaması kadar abes bir şey olamaz. Öğrencilerin elektronik cihazlarını okula
getirmelerine izin verilmeli, çünkü bilgiye erişimde çocuklar ve gençler bir önceki
kuşaktan çok daha iyi ve daha avantajlı. Okullar diplomasız olmalı, çocuklara diploma
yerine yetkinlik belgesi verilmeli.
Ne kadar özgün, radikal, ufuk açıcı, provoke edici düşünce ve öneriler değil mi? 2
boyutlu ve insanları koyunlaştıran okul sistemini bırakıyor; yaratıcılığı, rekabeti,
inovasyonu ön plana çıkaran 3 boyutlu okullara ve örgütlere geçiyoruz! Şu an okul ve
örgüt sistemlerine hakim olan ve karar verme konumunda olan 2 boyutlu dünyanın
ürünü öğretmen ve yöneticileri etkisizleştiriyor, gerekirse kapının dışına koyuyoruz!
Jef Staes, geçen haftaki yazımda da yazdığım gibi, 1990’lardan fırlayıp karşımıza
çıkmış gibi. Ya da kendi web sitesinde yazdığı üzere, kendisi 1990’da bu tür
danışmanlık hizmetlerine başlamış. 1990’dan beri, yani 24 yıldır, 1990’ların
Page 3 of 6
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
argümanlarını 2014 yılında da hiç değiştirmeden “satmaya” devam ediyor. Staes’in bu
“öngörüleri” ve düşünceleri ilgi çekici, ancak “nasıl”ın yanıtı yok!
Jef Staes’in bize söylediklerinin neden “bayat” olduğunu bir örnekle açıklayayım.
1990’ların başında ABD’de etkili bir kitap yayınlandı. Lewis J. Perelman 1992’de “Okul
Bitti: Hiper Öğrenme, Yeni Teknoloji ve Eğitimin Sonu” başlıklı kitabını 1992 yılının
sonlarında yayınladı (Perelman, 1992). Perelman bu kitabında çeşitli kanıtlarla
destekleyerek şu tezleri ileri sürüyordu: “Bugün bildiğimiz okul kullanışlılık süresini
çoktan doldurdu. Hızla üstümüze gelen, öğrenmenin ve uzmanlığın her yerde
ulaşılabilir olduğu ve herkesin her an öğrenme etkinliğinde bulunabileceği hiper
öğrenme dünyasında bildiğimiz okul engelleyici bir unsur halini almıştır ve devre dışı
kalacaktır.” Jef Staes’in söyledikleri ile benzerlikler, hatta neredeyse birebir
örtüşmeler sizi şaşırtmasın; çünkü okul ve eğitime ilişkin bu tür gerçeği, olanı, yakın
gelecekte gerçekleşmesi mümkün olmayan “yanılsamaları” önemseyerek hala satın
alanlar da var.
Perelman yukarıda ana tezini verdiğimiz kitabı 1992 yılında yazdı, üzerinden 22 yıl
geçti. Perelman kitabının yedinci bölümünde okul ve eğitime ilişkin yedi söylenceden
(mitten) söz ediyor: “İnsanlar en iyi okulda öğrenir; okul gerçek yaşamdaki çalışma
koşullarına hazırlıktır; Öğrenci doldurulması gereken bir kap olarak görülürken
öğretmen bu kabı dolduran musluk olarak algılanır; akademik başarı öğrenmenin en
doğru göstergesidir; koşmadan önce yürümeyi öğrenmelisin; eğitim beceri
öğretiminden farklıdır; bazı insanlar diğerlerinden daha zekidir; olgular becerilerden
daha önemlidir; öğrenme bireysel bir deneyimdir; okul sosyalleşme için en iyi araçtır.”
Soru basit: 1992’de Perelman’ın eleştirdiği bu okul ve eğitim sistemi 22 yıl sonra
bugün sahip olduğumuz arasında radikal bir fark var mı? Nasıl Perelman 1992’de bize
yakın geleceği tarif etmediyse, Staes de bize yakın geleceği tarif etmiyor. Özel Okullar
sempozyumunda kendisini dinleyen özel okul sahipleri ve eğitim karar vericilerinin hiç
bir zaman göremeyeceği bir geleceği tarif ediyor! Staes’in tarif ettiği o gelecek de çok
tartışmaya açık, çünkü kendisinin tarif ettiği gelecek bugün elimizdeki teknolojinin
doğrusal bir ötelemesine dayanıyor.
Page 4 of 6
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
Staes başka bir yerde
(http://www.thefifthconference.com/topic/people/organisations-trouble-2d-sheepdrama ) 2 boyutlu olarak ve “koyun” mecazı ile tarif ettiği bugünün okul ve eğitim
sisteminin 3 boyutlu ve “maymun” mecazı ile yer değiştirmesi gerektiğini savunuyor.
“Maymun” mecazını tercih etmesinin nedeni, öngörülemez bir şekilde daldan dala
atlayan maceracı bir ruhu canlandırmak istemesinden kaynaklanıyor. Özgürlük,
macera ve yaratıcılıkla özdeşleştirdiği maymunların dünyasında ve sosyal yaşamında
çok katı ve güce dayalı bir kast sisteminin olduğunu da biliyordur herhalde. Bununla
şunu vurgulamak istiyorum: Gelişme, inovasyon, yaratıcılık her zaman Jef Staes gibi
“guruların” bize tarif ettiği şekilde, yani kaosa varan özgürlükler ortamında gelişmiyor.
Bu vurgudan özgürlüklerin karşısında olduğum anlaşılmasın; gerçekler bizim hayal
ettiğimizden daha farklı. Eğitim politikacıları, iş adamları ve şirket yöneticilerinin
gerçekleri ve nesnel olguları referans alan kararlar vermeleri beklenir. Son yirmi yıldır
ekonomisi ortalama yüzde on büyüyen Çin ve Güney Kore gibi ülkeler son derece katı
ve hiyerarşik okul ve örgüt sistemlerine sahiptir; yani, Staes’in tanımlamasıyla, okul
ve örgüt anlamında bu iki ülke aslında tam bir “2D ve koyun cenneti” durumundadır.
Sanıyorum başlıkta niçin “entelektüel üfürükçüler” deyimini kullandığım şimdi açık
hale geldi. 1990’larda yeni yeni ortaya çıkan bilgi/bilişim teknolojilerinin verdiği
ilhamla kitaplar yazan, seminerler düzenleyen, danışmanlık yapan; iş dünyasına,
politikacılara, yöneticilere nesnel olasılık sınırları dışında bir takım “hayal projeleri”
üreten “danışman” ve “guruların” hızı kesilmiş gibiydi. Özel Okullar Birliği Derneği’nin
sempozyumu sayesinde bu tür entelektüellerin hala bir yerlerde bulunabileceğine
tanık olduk. Nasıl son 20 yıl Lewis Perelman’ı fena yanılttıysa, en azından önümüzdeki
20 yıl da Jef Staes’i fena yanıltacak. Okul ve eğitim sistemleri toplumsal ve siyasi üst
yapının parçası olmaya devam edecek. Staes’in o çok güvendiği “bilgiye serbest
ulaşım” tam olarak gerçekleşmeyecek, bir kısmı sözünü ettiğimiz üst yapının emri ve
denetimi altına alınacak. Nasıl televizyon üst yapının denetimi altına alınıp içi boş
diziler (“soap operalar”) yoluyla birer “aptal kutusuna” dönüştürülmüşse, Staes’in
beklentisinin tersine, günümüz bilgiye erişim teknolojileri de birer özgürlük ve
yaratıcılık aracı olmaktan ziyade, an azından belirli ölçülerde, tahakküm araçlarına
dönüşebilecektir.
Page 5 of 6
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
Siz siz olun, Jef Staes gibileri dinlerken sosyoloji, psikoloji, ekonomi, eğitim sosyolojisi
ve felsefe alanlarında yazılmış kitapları yanınızdan ayırmayın! Bu kitaplar size,
anlatılanların size anlatıldığı derecede basit ilişkilerle açıklanamayacağını hatırlatır.
Son olarak, “üfürkçü” kelimesinin sözlük anlamından esinlenerek “entelektüel
üfürükçünün” tanımını yapalım ve bitirelim: “Bir takım sofistike kavramları, özel dil ve
jargonu kullanarak toplumsal, siyasal, ekonomik ve eğitimle ilgili sorunları çözdüğünü
ileri süren ve böylece bu jargona ve kavramlara tanışık olmayan kimseleri yanıltan
fırsatçı entelektüel.”
Kaynak
Perelman, L.J. (1992). School's Out: Hyperlearning, The New Technology, and
the End of Education, New York: William Morrow and Co.
Page 6 of 6
Download

Entelektüel Üfürükçüler