VİRANİ
(Yedi Ulu Ozanlardan)
Yaşamı, Felsefesi ve Eserleri
(Şiirlerinden örneklerle dünya görüşü)
Yazan: Süleyman ZAMAN
VİRANİ
Virani, Alevilerin yedi ulu ozanlarından birisidir.
Virani’nin hangi yılda doğduğu ve hangi tarihte öldüğü kesin olarak
bilinmemektedir. Ancak, şiirlerinde yansıttığı olaylardan ve kişilerden hareket ederek,
yaşadığı dönem ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu veriler ışığında hareket edilerek,
varılan sonuca göre, tarihsel olarak, Virani’nin 16. yy. (?)sonu ile 17.yy. (?) başlarında
yaşadığı söylenebilmektedir.
Virani, Hacı Bektaşi Veli’den sonra, Bektaşiliğin ikinci piri sayılan Balım
Sultan'dan el almıştır. Balım Sultan (1462(? )- 1516) ( www. tr.wikipedia.org) 2. Beyazıt
(1447–1512) tarafından 1501’lerde, Kırşehir’deki Hacı Bektaş Dergâhı’nın başına
atanmıştır. Balım Sultan, 1501 yılında Babalığa getirildiğine ve 1516 yılında da
öldüğüne göre; Virani’nin bu tarihler arasında Balım Sultan’la görüştüğü ve el aldığı
bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
El almak, bir mürşide bağlanarak, ondan gerekli bilgileri almak ve onun
hizmetine girmektir. El alan insan, el aldığı mürşitten, Pir’den aldığı bilgilerle iç
dünyasını bilgiyle donatır ve gerekli olan gıdayı kendisine yükler. Bir insanın, yetişkin
olabilmesi için yaklaşık olarak 20 yaşında veya o yaştan büyük olması gerekir. Bu
yaştan üç yaş aşağı çıkarır ve beş yaş yukarı eklersek bu durumda, Virani’nin, Balım
Sultan’dan el aldığında, onun 17–25 yaş arasında, olduğunu kabul etmek gerekir. Söz
konusu bu yaş, ortalama bir yaştır. Eğer, Virani’nin 1501 yılında, Balım Sultan’dan el
aldığını geçerli sayarsak, onun yaklaşık olarak, 1475–1484 yılları arasında, herhangi bir
tarihte doğmuş olacağı söylenebilir. Eğer, Virani’nin, Balım Sultan’ın ölüm tarihi olan
1516 yılında görüştüğünü var sayarsak o zaman da, onun 1491–1499 yılları arasında
doğmuş olabileceği gibi bir veriyle karşılaşırız. Bu durumda, demek ki, Virani’nin, 1475
ila 1499 yılları arasında her hangi bir yılda doğduğu ortaya çıkmaktadır. Bu veriler
ışığında, Virani’nin 15 (?) yüzyılın son çeyreğiyle, 16 (?) yüzyılın ilk çeyreği ya da
ortalarına kadar yaşamış olabileceğini savunacak bir tezle karşılaşıyoruz.
Şimdi de şu teze bakalım.
Virani, İran'da saltanat süren Safevi Devleti’nin başında bulunan Şah Abbas
(1557–1629)’la görüşmüştür. Şah Abbas (1587- 1629) yılları arasında yönetimde
bulunmuştur. Bu durumda, Virani’nin (1587 ila 1629) yılları arasında yaşayan, Şah
Abbas’la görüştüğü ortaya çıkmaktadır. Eğer bu tez doğruysa birinci tezin doğru olma
olasılığı azalmaktadır. Eğer birinci tez doğruysa, bu durumda Şah Abbas’ın yönetime
geldiği ilk yıl olan 1587 yılını temel alırsak Virani’nin en az 90–100 yaşlarında olduğunu
kabul etmek gerekir. Olabilir mi? Olabilir. Biyolojik olarak birçok insanın 120 yaşına
kadar yaşadığı da bir gerçektir. Ama ortalama insan ömrünü alırsak, bunu 60–90 yaş
arası olarak değerlendirmek gerekir. O zaman da, Virani’nin, 15. yüzyılın sonlarıyla,
16.yüzyılın sonlarına kadar yaşadığı ortaya çıkar. Ama eğer, Virani’nin Şah Abbas’la
görüşmesini, Şah Abbas’ın öldüğü yıl olan 1629 yılını temel alırsak o zaman da
Virani’nin, ortalama olarak 110–120 yıl yaşadığını var saymak gerekir. O zaman da,
Virani’nin 16. yüzyılın sonlarıyla, 17.yüzyılın başlarında öldüğünü kabul etmek gerekir.
Üçüncü teze bakalım:
Anadolu’nun, birçok yerlerini dolaşmış olan Virani, Bulgaristan'da bulunan
Deliorman ve Dobruca'yı dolaşmıştır. Bir ara Necef’e (Irak'ın başkenti Bağdat'ın 160
km. güneyinde bulunan bir kent) de giden Virani, burada bulunan Hz. Ali’nin
Türbesi’nde, bir süre hizmetkârlık etmiş ve türbenin koruyuculuğunu da üstlenmiştir.
Virani, Necef’ten dönerken, Bulgaristan’a uğramış ve oradan da Deliorman yöresinde
bulunan, Demir Baba tekkesini ziyaret etmiş ve Demir Baba’dan tinsel gıda alarak
bilgilenmiştir.
“Demir Baba Velâyetnamesi’nde, Virani'nin, Demir Baba ile görüşmesi şöyle
anlatılır: Demir Baba'ya, Arap ve Acem dillerini bilen bir kimse geldiği ve müritleriyle
Rumeli'ye geçtiği ve bu kişinin adının da Viranı olarak söylendiği bildirilir. Ancak gaflet
içinde olduğu ve "Kutupluk'' davası güttüğü de ilave edilir. Demir Baba manevi yönden
kendisinin daha üstün olduğunu göstermek ister. Demir Baba, o tarihlerde yüz yirmi
yaşına ulaşmış yaşlı bir insandır.
Virani, onun batın kılıcıyla yenilir, yere geçer. Huzurunda divan durup, niyaz
eder. Demir Baba'dan icazet ister. Ancak, önce Virani'ye nasihatler verir ve şunları
söyler: ''Kişi böyle sevdalarda olmasa gerek. Kuran’a uy, Sure-i Fatiha'da ne kadar
harf olduğunu bilir misin? Onlardan geçmeyen veli olmaz. Bu kadar suhufla (harfle)
dört kitabı yutsa bile. Kapıdan girmeyen, içeride ne olduğunu bilmez. Bilen âşık da,
dava kılmaz. Kimse kusuruna kalmaz,..'' Bu nasihatten sonra Demir Baba, Virani'ye
icazet verir.
Virani, oradan Otman Baba Sultan'ı ziyaret etmek için yola çıkar. Sabahleyin
Karlıova'da Hafız Zade Türbesi'ne gelir. Ancak Virani rahatsızlanır ve öğleden sonra
orada Hak’ka yürür. Avlu kapısı önüne gömülür.” ( Mehmet Şimşek; Dede Korkut ve
Ahmet Yesevi’den Günümüze Uzanan Ünlü Alevi Ozanlar; Can Yay.1995)
Şimdi, Demir Baba’yı tanımak için Otman Baba’yı da bilmek gerekir. Otman
Baba’nın 1378/9’da doğduğu ve 1478 yılında da öldüğü, Velâyetname Otman Baba’da
açıkça belirtilmiştir. ( Ahmet Yaşar Ocak; Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi
Temelleri; İletişim Yay. 3. Baskı. 2002; Sayfa 44–45). Otman Baba öldükten sonra,
yerine Akyazılı Sultan; Akyazılı Sultan öldükten sonra da onun yerine Demir Baba
posta oturmuştur. (Bedri NOYAN, Demir Baba Vilâyetnâmesi, Can yay., İstanbul 1976,
s.52-75.)
Demir Baba’nın hangi tarihte doğduğu ve ne zaman öldüğü kesin olarak
bilinmemektedir. Ancak XV1. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar yaşadığı anlaşılmaktadır.
(Ahmet Yaşar Ocak; age; sayfa 49). XV1. Yüzyılın ilk çeyreği 1501–1525 yıllarını
kapsadığına göre, Demir Baba’nın bu tarihler arasında öldüğünü kabul etmek gerekir.
Demir Baba’nın 120 yıl yaşadığı doğruysa, o halde Demir Baba’nın doğum tarihi de
ortalama olarak 1380–1405 yıllarına denk geldiği görülür. Akyazılı Sultan’ın da posta
oturması 1478 yılında olması muhtemeldir. O zaman Akyazılı Sultan’ın 1500’lü yılların
başına kadar yaşadığı varsayılırsa, Demir Baba’nın da 1500’lü yılların başlarında posta
oturma olasılığı, güçlülük kazanmaktadır.
Bu durumda Virani’nin Otman Baba’yla değil de Demir Baba’yla görüştüğünü
söyleyebiliriz. Çünkü Otman Baba, 1478 yılında öldüğüne göre, bu durumda, Virani’nin
Otman Baba’yla görüşmeye gitmesi ve onunla görüşmüş olması gerçek olmaz. Bu,
söylenceden öte bir anlam taşımamaktadır. Virani, ancak Otman Baba’nın Türbesi’ni
ziyaret etmeye gitmiş olabilir.
Eğer Demir Baba’nın yukarıda anlatılan tarihi veri olarak alınırsa, o zaman
Virani’nin 1500’lü yılların ilk çeyreğinde öldüğünü kabul etmek gerekir. Çünkü Demir
Baba Velâyetnamesi’nde verilen bilgiye göre, Virani’nin, Demir Baba’yı ziyaret edip
oradan ayrıldıktan sonra yolda öldüğü söylenmektedir.
Başka bir söylenceye göre ise, Demir Baba’nın babası Hacı’nın, Kanuni Sultan
Süleyman’ın yönetimi sırasında (1520–1566) evlendiği ve bu evlilikten Demir Baba’nın
dünyaya geldiği yönündedir. ( Derleyen; Adil Ali Atalay Vaktidolu; Virani Divanı ve
Risalesi (Buyruğu); Can Yay. 1998 Sayfa 7). Eğer bu sav doğru ise, Virani’nin Şah
Abbas’la görüştüğü ortaya çıkmaktadır.
Görüldüğü gibi tarihsel olgularda büyü çelişkiler ve uyuşmazlıklar söz
konusudur. Virani’nin, bu kadar farklı ve birbirini tutmayan tarihsel bilgiler içinde
hangisi doğrudur bu belli değildir. Bu konuda kesin bilgiler elimizde yoktur. Bu
durumda, eğer biri doğruysa diğerleri yanlış olmaktadır.
Ama önemli olan Virani’nin görüşleri, düşünceleri, üretmiş olduğu şiirleri ve
bize bıraktığı eserleridir.
Virani’nin, Arapça ve Farsça bildiği de görülmektedir. Şiirlerinde bu durum
hemen fark edilir. Özellikle, On iki imam ve Hz. Ali’yi öven dizeleri çoğunluktadır.
Ozan, Ali sevgisini coşkulu bir şekilde anlatmıştır.
Şiirlerini aruz ölçüsüyle yazan Virani, çok az da olsa hece ölçüsüyle de yazdığı
şiirleri bulunmaktadır.
Virani, viran’dan gelmektedir. Viran olmuş anlamındadır. Viran, yıkık, harap,
parçalanmış, bütünselliğini yitirmiş, üzgün vs. anlamlarına gelir. Ozan, bu ismi
kendisine takarak, aslında, içinde yaşadığı elemi, kederi ve üzüntüyü belirtmektedir.
Muaviye’nin ve Yezit’in Hz. Ali’ye ve daha sonra da Kerbela’da kıyıma uğrayan Hz.
Hüseyin’e uygulanan zalimce davranışlara ve kıyımlara karşı, duymuş olduğu acı ve
keder yüzünden, özünde büyük bir yıkım ve elem duyduğunu yansıtmak amacıyla bu
mahlası almış olabilir.
VİRANİ’NİN DÜNYA GÖRÜŞÜ
(Şiirlerinden Örneklerle)
Virani’nin, şiirleri incelendiğinde, dizlerinde derin bir Hz.Ali sevgisi olduğu
görülür. Virani’ye göre Hz. Ali, Tanrı’nın görünen yüzüdür. Şiirlerinde On iki
İmam’lara da büyük övgüler bulunmaktadır. Virani, Hz. Ali’yi tapılacak bir ışık olarak
görür. Ozan, Hz. Ali’ye duyduğu sonsuz sevgiyi, onun çocuklarına ve torunlarına da
duyar. Virani, varlığın tüm özelliklerinin, Hz. Ali’de toplandığına inanmıştır. Ona
göre, evrendeki her varlık Hz.Ali’nin sıfatlarını taşır.
Gel istersen saadet sonu hayrı
Nazar kıl can gözüyle gör bu sırrı
Gözün aç bak ne var âlemde ayrı
Hem dem Şah’ı gör hiç görme gayri
Nusayri’yem Nusayri’yem Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı.
Yaşamda her türlü olgu ve olayın, neşenin, sevincin, acının, zenginliğin vs. sonu
vardır. Ama güzel olan insana insanca bakmaktır. Bir insanın, gönül gözüyle, can
gözüyle bakıp, başka insanların gönlünü kazanması, o gönül içindeki sonsuz enerjiyi
duyumsaması özündeki cevheri keşfetmesi kadar, yaşam da, daha değerli bir şey
olamaz. Ozan, kendisine bu gözle (can gözüyle) bakmayan ve kendisini gelip geçici
zevklerle kandırıp yanlış sonuçlara varanları uyarıyor. Kişiliğini biçimsel olgulara göre
yorumlayıp, farklı sonuçlara varanları, davranışlarından çok biçimsel olguları öne
çıkaranları, eleştirmekte ve kimi insanların kendisini aldattığını belirtmektedir. Oysa
insanın taşıdığı kültürel değerler ve bu değerlerin özellikleri, onun kimliğini oluşturur.
Kimlik bir inansın bütünselliği ve onurudur. Ozan, kendi kimliğini oluşturan kültürel
aidiyetini, açıkça dile getirerek, ben buyum demektedir. İnsanların bilinçlerini
kullanarak dünyada, evrende neler olup bittiğini anlamalarını öneren ozan, insanlara,
bütünü görmelerini söyleyerek, hiçbir kimseyi bütünden ayırmamaları gerektiğini
vurgulamaktadır.
Virani, yukarıdaki dizelerden de anlaşılacağı gibi, kendisinin Nusayri olduğunu
belirtiyor. Dünya görüşünü ve güttüğü yolu, dizlerinde açıkça ortaya koyuyor. Ozan,
ölmediğini, hasta olmadığını, sağlıklı bir şekilde yaşadığını bildirerek, kendisinin
aidiyetini bu bilinç içinde söylediğini belirtiyor. Bu dizelerden Anlaşılıyor ki,
Virani’nin aidiyeti o dönem gündeme gelmiş ve bu nedenle de, kendisi böyle bir
açıklamaya başvurmuştur.
Nusayriler, aşırı derecede Hz. Ali’ye bağlıdırlar. Nusayriliğe göre insanları
birbirine bağlayan en temel değer sevgidir. Bu sevgide Hz. Ali’den kaynaklanmaktadır.
Onlara göre, Hz. Ali, özünde Tanrı’sal bir özellik taşır. Hz. Ali, geceleri karanlığı yıkan
Ay’dır. Nusayriler, ölüme inanmazlar. Onlara göre, olgun ve yetkin insanlar hiç
ölmezler. Onların bedenleri ölse de, günün birinde yine ortaya çıkarlar. Nusayriler, Hz.
Ali’ye kutsallık yüklerler. Bunlara göre, Hz. Ali, ulu ve yüce bir kişiliktir. Nusayriler,
ülkemizde çoğunluk olarak, Tarsus, Mersin, Adana, İskenderun dolaylarında
yaşamaktadırlar. Nusayrilik, Arap Aleviliği olarak bilinmektedir. Şii karakterli bir
tarikattır. Daha çok Suriye’de yaşamaktadırlar.
Virani’deki, Hz. Ali sevgisinin, Nusayri olmasından kaynaklandığını
görmekteyiz.
Evvel odur, âhır odur
Tayip odur, tahir odur
Batın odur, zahir odur
Ali, Ali, Ali, Ali
Virani, bu dizelerde, Ali’ye tanrısal nitelikleri yüklemiştir. Önceyi, geçmişi,
geleceği, iyiliği, temizliği, özü, açık ve kapalı olan her şeyi, Hz. Ali’nin sıfatına yüklemiş.
Oysa bu nitelikler tamamen Tanrı’ya ait niteliklerdir. Ozan, bu nitelikleri, Hz. Ali’de
gördüğünü söyleyerek, Hz. Ali’yi Tanrısallaştırmıştır. Ahir= Sonu olmayan; Tayip=Arı,
çok temiz; Tahir= Her türlü günahtan ve kötülükten uzak; Batın; Her şeyin özü, esası;
Zahir=Görünen, bilinen, anlamlarına gelmektedir. Görüldüğü gibi bu kavramlar, insanı
aşan kavramlardır. Evrende hiçbir şey aynı konumda bulunmaz, her şey değişim
içindedir. Bu anlamda hiçbir insan sonsuzca var olamaz. Dünyada hiçbir insan, mutlak
anlamda saf, arı ve temiz olamaz. Yine hiçbir varlık ve insan her şeyi kapsayamaz.
Çünkü her şey kendi özgünlüğünde bir bireydir. Her birey kendisini var kılan bütünde
bir parçadır. Dolayısıyla Virani yukarıdaki dizleri, bir insan için değil, insanı aşan ve
ancak tanrısal değerler taşıyan “imge Tanrı”dan söz etmektedir. Bu özellikleri ve
sıfatları da Hz. Ali’ye yüklemektedir.
Kudret kandilinde parlayıp duran
Muhammed Ali’nin nurudur vallah
Kudret kandili, yaratıcı ışıktır. Bâtıni anlamda, babanın dölüdür. Yaşam karşıt
güçlerin birlenmesiyle var olur. Evrende düalist (ikili) yapı geçerlidir ve bu durum tüm
varlığın özünde bulunmaktadır. Düalist yapı, artı-eksi, aşağı-yukarı, aydınlık-karanlık,
elektron-pozitron, dişi-erkek vs. şeklinde kendini var kılar. Bu ikili yapının
karşıtlığından, her zaman “monist” (birlenme, teklik) bir yapı oluşur. İnsan da, erkek ve
dişinin birlenmesiyle (yumurta ve spermin birleşmesiyle) dünyaya gelir. Buradaki
“kudret kandili” insanın dünyaya gelmesini sağlayan “dölüt”ü simgelemektedir. Diğer
bir anlamda da, Tanrı’nın kendi özünden evreni var etmesi, enerjinin açığa çıkarak,
nesneye dönüşmesi anlatılmaktadır. Bâtıni öğretide, Kudret, var edici gücü; kandilse
ışık, enerji anlamına gelir. Kudret Kandili, evrenin oluşumunu sağlayan sonsuz enerjiyi
tanımlamaktadır. Her şeyin, özünde enerji olduğu gerçeğini, bilinçlere sunmasıdır.
Ozan, bu varoluşun özünde Hz. Ali’nin ışığını gördüğünü anlatmaktadır.
Kıblegâhımdır Muhammed Mustafa
Secdegâhımdır Ali-ül- Murteza
Virani yukarıdaki dizelerde, Hz. Ali’ye yüzünü ve yönünü döndüğünü, O’na
tapındığını açıkça belirtiyor. Ozan, Hz. Ali’yi ululaştırarak ona sevgiyle bağlılığını
vurguluyor. İnsanın gerçek kıble, Hz. Muhammed’in en büyük kıble olduğunu belirten
ozan, secdenin ise Hz. Ali’ye yapılması gerektiğini söylemektedir. Secde, Tanrıya yakın
olma hâlidir. Tanrı’ya, büyük bir yoğunluk içinde yönelen, sevgiyle O’nu anan insan
başını öne eğerek, O’na saygısını ve sevgisini gösterir. Secde budur.
Bir ulu şehirde dellâlliğim var
Ben dellâllım, bâzerbaşım Ali’dir.
Virani, büyük bir kentte (evrende) bulunduğunu, bu evrenin büyüklüğünün,
yüceliğinin farkına vardığını ve bunu bir tellal gibi, herkese duyurmak istediğini
belirtiyor. Var oluşun özünü anladığını ve bunu anlatmaya çalıştığını söyleyen Virani,
bunu kendisine sağlayanın, yani bilgi ve inanç pazarın başında bulunanın Hz. Ali
olduğunu belirtiyor. Virani için Ali, her şeyin farkında olandır. Pazar, her türlü metanın
alınıp-satıldığı yerlerdir. Virani, dizelerinde “pazarı” bilgi anlamında kullanmıştır.
Eksik alsam artık satsam yine kâr
Ben dellâllım, bâzerbaşım Ali’dir
Burada ozan, Hz. Ali’nin kendisine yansıttığı her bilgiyi ve olguyu tam olarak
algılayamamış olabileceğini, eksiklerinin bulunabileceğini söyleyerek, söylediklerinin
eksik de olsa bunları aktarabilmenin bile kendisi için kazanç olduğunu
vurgulamaktadır. Bir insan nasıl ki bir pazarda her şeyi alamazsa, kendisinin de her
bilgiyi alamadığını ve ancak kendisine yeteni alabildiğini ve bu bilgileri yansıttığını
açıklamaktadır. Ozan, Hz. Ali’nin yetkin, kendisinin ise eksik olduğunu belirtmektedir.
Bir insan her şeyi bilemez.
Herkiz bilemez şâhâ izzetini esrârın
Kesret ne bilir cânâ vahdetini esrarın
Yukarıdaki dizelerde ozan, evrenin gizemlerle dolu olduğunu belirtiyor. Hiç
kimsenin, bir başka insanın (Şah’ın, padişahın… vs.) nasıl ve hangi niteliklere sahip
olduğunu bilemeyeceğini ve kimse kimsenin içi dünyasını tam olarak çözemeyeceğini
söylüyor. Kimin onurlu, dürüst, kimin bu özellikleri taşımadığını kimse tam olarak
bilemez. Ancak bu konuda, olgu ve olaylar karşısında insanın göstereceği davranışların
belirleyici olduğu da bir gerçektir. Bir insanın göstermiş olduğu davranış, eğer insanlık
adına yararlıysa, o davranış onurlu ve saygın bir davranıştır. Burada ölçü, yarar ve
zarar üzerine kurulur. Bu anlamda, ozan, insanın davranışlarına görecelilik
yüklemektedir. İkinci dizede ozan, çok olanın, bir olanı anlayamayacağını vurguluyor.
Burada insanın, tüm evrenin birliğini yansıttığını, evrenle insanın ayrı şeyler
olmadığını; yine Tanrı’yla evrenin ve insanın bir bütün olduğunu ve bu bütünün de
tekliği oluşturduğunu, ama çokluğa aldanıp çokluk içinde tekliği göremeyenlerin
varlığın gizinin çözemeyeceklerini açıklıyor. Ozana göre, özünde “bir” bütünü
doğuruyor, bütün “bir”e dönüyor. Böylece biri diğerinin nedeni oluyor. Esas olarak
ikisini birbirinden ayırmak yanlıştır diyor.
Arifa bu şek-lü suret bir ulu abdaldır
Can gözüyle bir nazar kıl ma’nide bir haldir
Ab-ı aklın sende çün bahr-i muhit olmuştur
Nefs-i hak olmuş döşenmiş abın üzre haldir (Gürbüz Şimşek
http://www.pirsultanabdal.biz)
(Bilgili olana, bilene, bu görünen yüz bir ulu derviştir/yeter ki bakan kişi isteyerek
gönül gözüyle bakmış olsun, dikkatli bakanlar için bu durumu görmek için bir engel yok/
çünkü kavrayan, bilen ve su gibi işleyen bir akıl bu durumu olur. Yüz bir insanı gösteren
en önemli alandır/Gerçeğe ulaşmış birisi için, doyumsuz istekler söz konusu olamaz.
Böylesi bir insan ermiş ve iyi bir aşamaya gelmiş demektir. )
Virani, abdal olanlar yani ermiş ve veli konumuna gelmiş bir insanın yüzünde,
tüm gerçekliği görmek olasıdır diyor. Bilen ve olgunluğa eren bir insan, insanın
yapısından, evrenin tüm gerçekliğine ulaşabilir. Çünkü insan küçük bir evrendir.
İnsanın tüm bedeni, evrensel tözü ve özü içinde taşır. Akıllı bir insan, kocaman bir
umman olan, insan bedeninde veya insan yüzünde, tanrısal gerçekliğe varabilir. Ama
bunun için, insanın, gerekli donanımı sağlaması ve nefis denilen doyumsuz ve önüne
geçilemez olan isteklerden arınması ve bedeni için gerekli olanla yetinmesi, kendisini
evrensel oluşun bilgisine yönlendirmesi gerekmektedir. Evrensel oluşumun farkına
varmak için, önce insanın kendisini tanıması gerekmektedir.
Ay yüzün harf-i bismillahımız
Suretin Hak katm-i Beytullahımız
Kâfi nun perdeyi ref eyledin
Zahir oldu küntü kenzullahımız
Ay yüzün Bismillah (Allah’ın adı) yazılıdır/Görüntün Hakk’ı yansıtan Tanrı’nın
evidir/Evreni yarattın, perdeyi kaldırdın/açık oldu, ortaya çıktı, belirlendi, görünen oldu
gizli hazinemiz.
Yukarıdaki dizelerde ozanın Hurufiliğin etkisinde olduğunu görmekteyiz. Sayısal
ve biçimsel sembollerle var oluşun gizine erişmeyi ilke edinen Hurufilik, temel gerçeğin
insan yüzünde veya bedeninde bulunduğu görüşünü taşır. Virani, insanın yüzünde,
Tanrı’nın isminin yazılı olduğunu, insanın görüntüsünün Tanrı’yı yansıttığını, insanın
gönlünün Tanrı’nın evi olduğunu, Tanrı’nın evreni yaratma eyleminde bulunarak
evrene (ol) dediğini ve evrenin olduğunu, Tanrı’nın gizli bir hazine iken, açığa çıktığını
ve kendisini belirginleştirerek evreni oluşturduğunu anlatıyor. Burada, gizil nesnelliğin,
görünür nesnelliğe dönüşü anlatılmaktadır. Çünkü Tanrı görünmeyen, açığa çıkmamış
olan nesnelliktir.
Yedi derya sohbetini, behru umman anlamaz
İlmi ledün manasıdır, ahmak olan anlamaz
Küntü kenzden ders okursun, cahil andan ne anlar
Gözü kör kulağı sağır bieserler anlama
Yedi deniz sohbetini, denizi bilmeyenler anlamaz/Tanrısal bilginin anlamıdır,
bilgisiz bunu anlamaz./”ol deyince olan” ve bunu anlatsan, varoluşun gizini açıklasan da
cahil bundan ne anlar/ gözü kör, kulağı duymaz olanlar hiçbir eserden anlamaz.
Ozan, yedi derya derken, o dönem, dünyada var sayılan yedi denizden söz etmiş
olabilir. Çünkü Virani’nin yaşadığı dönemde birbirine yakın yedi deniz biliniyordu.
(İsmet Zeki Eyüboğlu; Anadolu İnançları –Anadolu Mitolojisi İnanç-Söylence Bağlantısı;
Geçit Yay.1989 Sayfa;217). Ayrıca yedi kat yer, yedi kat gök, yedi gün..vs. gibi
kavramlar da yedi sayısının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Virani,
Hurufiliğin etkisinde kalmış bir ozan olarak, aynı zamanda şiirlerinde sayı ve simgeler
içeren dizelere de yer vermiştir. Yedi derya kavramı aynı zamanda Bâtıni bir anlam da
taşımaktadır. Bâtın biliminde yedi derya, insan davranışlarını, eylemlerini ve onların
nicel ve niteliklerini sıralayan özü içermektedir. Buna göre, Tanrı-Evren ve insan
davranışı birbirinden farklı değildir, her eylem ve durum tanrısallık içerir. İnsanın bu
tür davranış ve niteliklerini belirleyen yedi işlev vardır. Söz konusu yedi işlev şunlardır:
Eylem Birliği, Sıfat Birliği, Zat Birliği, Cem, Hazret-ül Cem, Cem-ül Cem ve
Ahadiyet’tir.
Bu kavramlarda söylenmek istenen şey, varlıkların birliğidir. Tüm eylemler,
sıfatlar, var olan şeyler özünde bir bütünün yansımalarıdır. Bir, bütünün, bütün ise
birlerin toplamıdır.
Eylem birliği; evrensel yasaları dile getirir. Her şey değişim içindedir, hiçbir şey
değişimin dışında kalamaz. Değişimin kendisi, en büyük var edici güçtür. Eylemin bu
sonsuz var edici gücünün kavramsal adı “Tanrı”dır.
Sıfat Birliği: Sıfat, ortaya çıkan özellikler, sonuçlar ve gerçekliklerdir. Nesnelerin
özellikleri, renkleri, nitelikleri, ağırlıkları, yoğunluklarının algı boyutunca
kavranmasıdır. Nesneler arasında, farklı görüntüler, renkler, değişik etkiler,
başkalıklar, garkı davranışlar vs. olsa da, tüm bu nitelikler tanrının farklı
yansımasından başka bir şey değildir. Dolayısıyla tüm nesneler arasında sıfat birliği
vardır.
Zat birliği: Algı boyutumuzda farkı isimlerle andığımız her nesne arasında birlik
vardır. Tüm menseler özde tek bir varlıktan ortaya çıkmıştır. Görüntü aldatıcıdır.
Gerçek olan her şeyin “bir”den geldiğidir. Bu anlamda “zat birliği” vardır.
Cem: Birlik, bütünlük demektir. Her şeyin toplamı, bir bedeni oluşturur. Bu
beden, her şeyi kapsayan Tanrı’dır.
Hazret-ül Cem: Görünen tüm nesnelerin, maddelerin özünün Hakk olduğunu
belirtir. Görünenler, görünmeyenin açığa çıkmasıyla oluşmuştur. O halde gerçek olan
Hakk’tır. Zahir, Batın’ın yansımasıdır.
Cem-ül Cem: Özünde her şey Hakk’tır. Görünen, görünmeyen, hep ve hiç, var ve
yok vs. her şey Hakk’tır. Hakk, Tanrı’nın açığa çıkmasıdır.
Ahadiyet: Ahad, varlık birliği demektir. Ahadiyet, varlıkların Tanrısal birliği
anlamındadır. Her şeyin ortadan kalktığı ve her şeyin “birlik” içinde bulunduğu ve her
türlü sıfatın ve zatın, Tanrı’da yok olduğu anlamındadır.
Yukarıdaki dizelerde ozan, bu bütünselliği dile getirerek, bu birliği yansıtan yedi
derya (yedi makamı) anlatmaktadır.
Yine insan’da bulunan yedi delik, yedi hat, yedi âlem vs. gibi söylemlere farklı
anlamlar yüklemek olasıdır. Bu gerçeklere her insan ulaşamaz. Ancak bilgilenen ve
derinliğe erişenler bu bilgileri edinebilirler. Ozan, yedi derya sohbetine, ancak bu derin
bilgiye erişenler ulaşabilir demektedir. Yedi Derya, dünyayı her yanıyla kapsayan su
kütlesini içerirken, yedi delik ise insan kafasında bulunan iki göz, iki kulak, iki burun ve
bir ağızdan söz etmektedir. Ozan, bu derin bilgilere ulaşamayanlar, tanrısal olana
erişemezler demektedir. Ozana göre, ledün (tanrısal makam) makamı herkesin
anlayabileceği bir makam değildir. Ozan, var oluşun gizini sezemeyen, varlığın özünde
gizli bir hazine olarak var olan, tanrısal olanı da bilemez diyor. Böylesi insanların ise
var oluşta ki o eşsiz eseri (Tanrı’sal özü) anlayamayacağını belirtiyor. Bu tür insanları
cahillikle nitelendiriyor.
Yalancı âdemin olmaz imanı
İçinden hiç gitmez, şekki gümanı
Virani, yalancı insanların sözlerine güven olmaz diyor. Sözüne güven
duyulmayan kişiler her zaman toplum dışına itilirler. Böylesi insanlar bencil ve kendinci
olurlar. Ozan, bu tür insanların şekilci davrandıklarını ve bunların her davranışının
şüphe uyandıracağını belirtiyor.
Oku veçhin kitabını anla tadın
Dilersen ermeğe sen cavidan
İnsan yüzünün okunacak en büyük kitap olduğunu belirten ozan, her şeyin insan
yüzünde bulunduğunu belirtiyor. İnsanın yüzü, Tanrı’yı yansıtır. İnsan yüzü, güzelliği,
varlığın bütünlüğünü anlayan gözlere ve algılayan bilinçlere sunar. Bunun farkına
varan insan, bu gerçeklikten ve görüntüden büyük tat alır. Ozan, insan eğer
ölümsüzlüğe ve sürekli diriliğe erişmek istiyorsa, özündeki sonsuz oluşumu fark
etmelidir diyor. İnsan, davranışlarını, üzüntülerini, sevinçlerini, duygularını vs. yüzünde
yansıtır. İnsan yüzü, insanı gösteren aynasıdır. İnsanın her türlü davranışı, olaylara
gösterdiği etki veya tepki vs. her türlü davranışı yüzüne yansır. İnsan yüzü, Tanrı’yı
yansıtır.
Lâmekân ilinden geldim cihana
Arar iken ehl-i cana eriştim
Elden ele kabdan kaba süzüldüm
Katarlandım doğru raha eriştim.
Ozan, daha mekâna gelmemişken, Tanrı’yla birlikte onun mevcudiyetinin
içindeydim. Sonra tanrısal mevcudiyetten ayrılıp bir can olarak mekân buldum,
bedenleştim. Kendimi varlaştırarak açığa çıktım. Çok elemelerden geçip, eleklerden
süzülerek ve nice yolları aşarak sonunda beni bu mekâna atan yolu buldum diyerek;
bütün- parça ikiliğini vurgulamakta ve kendi aslını Tanrı’ya bağlamaktadır. Tanrı
insanın dışında değildir. İnsan da Tanrı’nın özünden gelmektedir. Ozanın bu
dizelerinde “devriye” kuramına bir gönderme vardır. Devriye Kuramı, Tanrı’dan açığa
çıkan maddeden başlayarak, cansızdan canlıya, canlının en ilkel biçiminden, göreceli
daha üst düzeydeki canlılara, daha sonra insana ve en sonunda kamil insana varılan
evrimsel bir oluşumun adıdır. Buna göre, Tanrı, daha çok Tanrı’ya yakın (sessiz, dilsiz
anlamında) olan cansız maddeyi (madenler, taşlar vs.) var etmiştir. Cansız madde
evrimleşerek ilk canlılar oluşmuştur. Devinim ve gelişim sonucunda hareket etmeyen,
yerinde gelişen Bitkiler, daha sonra hareket eden canlılar olan, hayvanlar ortaya
çıkmıştır. Bundan da üst aşamaya geçen daha gelişmiş hayvanlar (memeliler vs.)
oluşmuştur. En üst aşamada insan meydana gelmiştir. İnsanın kendisini eğitmesiyle
Tanrı’ya hem en uzak ve hem de en yakın olan “Kamil İnsan”a varılmıştır. Konuşan,
araştıran ve kendisini anlatan anlamda insan “sessiz olan” Tanrı’ya en uzak olandır.
Kavrayan, bilen bütünlüğü, tek oluşumda gören ve her şeyin “Bir”den oluştuğunu ve
bunun da “Tanrı” olduğunu ve kendisinin de buradan geldiğini ortaya koyarak aynı
zamanda Tanrı’ya en yakın olan da insandır. Doğanın aklı, insanın aklına evrilmiştir.
İnsan doğanın aklını çözen ve onu dile getirendir. Doğanın aklı “Tanrı”nın aklıdır. İşte
devriye kuramı, Tanrı’dan başlayıp, sonunda tekrar Tanrı’ya dönüş şeklinde gelişen bir
oluşumu, tasavvuf diliyle anlatan bir kuramdır.
Evren var olandan çıkmış veya fışkırmıştır. Ne evren ve ne de insan kendisini
Tanrı’nın dışında görmemelidir. Ozan bu gerçekleri bizlere sunmaktadır.
Lâ ilah illa, Ali’dir gün gibi Ruşen olan
Lâ ilah illâ, Ali’dir görünen şirin Cemal. (İsmet Zeki Eyüboğlu, AlevilikSünnilik İslam Düşüncesi, Der Yay.1989, S.90)
Ozan bu dizelerde Hz. Ali’nin Tanrı olduğunu ve bunun açık ve seçik ortada
olduğunu belirtmektedir. La ilah ilah, yalnızca Allah vardır anlamına gelen bir
sözcüktür. Ruşen, bilinen, açık olan, görünen, ışık, parlak anlamına gelmektedir. Ozan
burada, Hz. Ali’nin “Tanrı” olduğu açık bir şekilde görülmektedir diyerek aşırı bir Ali
sevgisini ve onun yüceliğini öne çıkarmıştır. İkinci dizede, Hz. Ali’nin yüzünde
“Tanrı”nın güzel yüzünün göründüğünü belirtmektedir. Bu düşünce ve görüş Galiye
inancının düşünce ve görüşlerdir. Virani’de bu düşünceleriyle Galiye inancında
olduğunu göstermektedir. Galiye inancı Tanrı’yı insana indirgeyen ve insanı Tanrı
olarak gören ve bunu da Hz. Ali’nin kimliğinde ortaya koyan aşırı bir Ali taraftarlığı
olarak gelişen bir inançtır.
Galiye inancını savunanların başında, Cüneyd-i Bağdadi, Bayezıt-i Bistami,
Fazlullah Hurufi, Hallaç-ı Mansur vs. gelmektedir. (Eyuboğlu age.S. 90)
Ey gönül bend olma dünya bendine
Dil verip aldanma anın fendine…( İsmet Zeki Eyuboğlu, AleviBektaşi Edebiyatı, Der Yay. 1991, S. 168)
Virani, dünyanın gelip-geçici bir alan olduğunu belirtmekte ve dünya malına
aldanmamasını, geçici tutkularla kendi özünü yitirmemesini dilemekte ve gönül denilen
ve insani duyguların yaşandığı simgesel alana gönderme yapmaktadır.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER (Günümüz Türkçesiyle)
KATRE İDİM BİR UMMANA ERİŞTİM
Lâmekân ilinden geldim cihana
Arar iken ehl-i cana eriştim
Elden ele kabdan kaba süzüldüm
Katarlandım doğru raha eriştim
( Mekânsız ortamdan geldim dünyaya/beden buldum bir cana kavuştum/elden ele
kabdan kaba girerek/ dönüştüm, evrildim doğru yola kavuştum.)
Bir gerçeğin eleğinde elendim
Beli dedim belisine belendim
Arşı kürsü yaratandan diledim
Âdem olup erkânına eriştim
(Bir gerçeğin eleğinden elendim/evet dedim gerçeklerle donandım/tüm evreni
yaratandan istedim/insan oldum kurallara kavuştum)
İhlâs kemendini aldım elime
Marifette bir yol geçti önüme
Hakikatte su bağlandı gölüme
Katre idim bir ummana eriştim
(Kurtuluşun yolunu çözümledim/bilgiyle donandım yol açıldı
bilincime/olgunlaştım boşuna akıtmadım suları/damlaydım, şimdi okyanus oldum)
Yolcu oldum cenan bula göz aldım
Üstaz olup gerçeklerden söz aldım
Hey gaziler geç eriştim tez aldım
Canım arz ettiği cana eriştim
( Yolcu oldum sevgi buldum, göz aldım/ usta oldum gerçeklerden söz aldım/hey
yiğitler geç uyandım ama çabuk aldım/ canım istedi ve ben cana ulaştım.)
VİRANİ, sözleri gevherler Piri
Dost elinden içtim, ab-ı Kevseri
Evliya enbiya Hakk’ın mürseli
Yüz sürüben Şah-ı Merdan’a eriştim
Virani söz ustası, sözleri cevher doludur/ dost elinden içtiği hayat suyudur/
Peygamberler, Veliler, ulular Hak tarafından gönderilmiş/ yüzümü sürdüm, bilgilendim,
Hz. Ali gibi bir uluya kavuştum.
-2PAZARBAŞIM ALİ’DİR
Bir ulu şehirde tellallığım var
Ben tellalım pazarbaşım Ali'dir
Eksik alsam artık satsam gene kâr
Ben tellalım pazarbaşım Ali'dir
( Bir büyük kentte bilgi iletiyorum/ ben haberciyim, bu bilgiyi bana veren
Hz. Ali’dir./ ilettiğim bilgiler eksik olabilir ama ne kadar iletsem de bu yarardır/ben
haberciyim, bilgi veren Ali’dir.)
Mezada vermişim küll-i varımı
Tellala çıkardım şirin canımı
Lal ü mercan ile cevher kanımı
Ben tellalım pazarbaşım Ali'dir
(Geçmişte vermişim bütün varımı/ pazara çıkardım tatlı canımı/güzel,
değerli mercanlar ve cevherler satarım/ ben haberciyim, bilgileri bana veren Ali’dir.)
Bir rıza malıdır alıp sattığım
Üçler, Beşler, Kırklar pazar ettiğim
İmam-ı Cafer'den dükkân tuttuğum
Ben tellalım pazarbaşım Ali'dir
( Benim malın gönülden sevgi sunar, iyilik, güzelliktir sattığım/ bu
yolun öğretisi (üçler, beşler, kırklar…) gerçeğin bilgisidir Pazara sunduğum/Cafer-i
Sadık’tan dır, edindiğim bilgiler/ ben haberciyim, bilgileri veren Ali’dir.)
Hint Yemen metaın alıp satamam
Bu rıza malıdır ölçüp biçemem
Dükkânımı her nadana açamam
Ben tellalım pazarbaşım Ali'dir
(Hint’ten, Yemen’den mal alıp satmam/benim malın gönülden üretilir,
ölçüp biçmem/bu ürünü cahile, kendini bilmeze, bilgisize açmam/ben haberciyim, bilgileri
bana veren Ali’dir.)
Ledün ilmi derler şehrin adına
Doyamadım lezzetine tadına
Metaımı koydum aşkın badına
Ben tellalım pazarbaşım Ali'dir.
(Gayb (gizli) bilim derler, bu şehrin adına/doyamadım lezzetine tadına
/malımı koydum aşkın rüzgârına/ben haberciyim, bilimi veren Ali’dir. )
VİRANİ’yim her dem Hakk'a pazarım
Tellal oldum şu âlemde gezerim
Kudretten dükkânım kendim pazarım
Ben tellalım pazarbaşım Ali'dir
(Virani’yim her içtiğim, her yediğim ve kendime kattığım her şeyde
Hakk’ı görürüm/ bu gerçeği sunmak için dünyayı gezerim/güç aldığım dükkan benim
pazarım / ben haberciyim, bu pazarı sunan Ali’dir.
-3EHLİ BEYTİ HANEDAN’I ŞİMRİ MERVAN ANLAMAZ
Yedi derya sohbetini, bahr-i umman anlamaz
İlmi ledün manasıdır, ahmak olan anlamaz
Küntü kenzden ders okursun, cahil andan ne anlar
Gözü kör, kulağı sağır, bieserler anlamaz
(Yedi deniz (bütün okyanuslar) sohbetini, engin denizler anlamaz/ Bunlar
Tanrısal anlam içerir, bilgisizler anlamaz/ gizli bilgilerden konuşurum, cahil bundan ne
anlar/ gözleri kör, kulakları duymaz olanlar, bu eserlerden bir şey anlamaz.
Menaref ilmine eren, aşıkı suzan olur
Hevt nefsini katl eyleyen, meydanda merdan olur
Hırs ile şehvete uyan, nefsine kurban olur
Yedi tamu şiddetidir, kemrah olan anlamaz
(Kendini bilen, olgunluğa erişen kişi, aşk gibi yakar, söyledikleri insanları
etkiler/ yedi nefsini öldüren her yerde yiğit olur/oysa doyumsuz ve aşırı istekli olan kişi,
nefsine yenilir/ bu kötü bir yoldur, bu durumu yaşayan biri yedi cehennem gücündeki
kötülüğü kendine yapmış olur.)
Dü cihanın rehnüması, Haydar’ı Kerrar olan
Çıkıp miraç kapusunda, haykurup aslan olan
Sitretül Münteha’da, Mustafa’ya yar olan
Naciyan’ı naz makamı, binde bir can anlamaz.
(İki dünyanın yol göstericisi, yiğit olan, Hz. Ali’dir/göğe yükselişte Tanrısal
mekânda kapıda duran Aslan Ali’dir/ göğün en üst katında (7.kat) Hz. Muhammed’e dost
olan, yanında bulunan Ali’dir/ kurtarıcı olanı, çok az insan dışında birçok can anlamaz)
İlmü ledün okuyanlar, aynen yoldaş olur
Ehedi Ahmet, fatihada baş olur
Pa ile ça, ka ile za, anlayan sırdaş olur
İlmi ledün manasıdır, ehli inkâr anlamaz
(Gizli bilgileri (Tanrısal bilgiler) okuyanlar, aynı yola giderler/ Hz
Muhammed Fatiha’nın başıdır/ Bu gizli bilgiler anlayan dost olur/ bu gizli bilgilerin
anlamıdır, bilmeyenler, yok sayanlar bunu anlamaz. )
Menaref ilmine ermeyen, şum ağmaklı fıkih
Pir dergâhına niyaz et, yakın bulasın hakkı
Ey VİRANİ, dört kitaptan, Ali’nin metin oku
Ehlibeyt’i Hanedanı, şimri Mervan anlamaz
Olgunluğa, gerekli bilgilere varamayan uğursuz insanlar, Tanrısal bilgiye
ulaşamazlar/ bilen, önder insanın (Pir) makamına gelirsen, burada Hakk’ı yakın bulursun/
Ey Virani, dört kitabı (Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an) okudum, hepsinde Ali’nin övgüsünü
buldum/ ehlibeyti (Hz. Muhammed’in ailesi) Hz. Hüseyin’in başını kesen, zalim Mervan
anlamaz.
-4VAR BENİM
Korkma kulum sırat mizan başında
Orda Hak Muhammed Ali’m var benim
Hasan, Hüseyin’in yasın çekerim
Zindanlar bekçisi, Zeynel var benim.
(Korkma sakın sırat köprüsünde, terazi başında/çünkü orada Ali olacaktır/
ben Hasan, Hüseyin’in acısını çekerim/ zindanları bekleyen İmam Zeynel var orada.
Muhammed Bakır’a kul oldum kaldım
Cafer’i Sadık’ın ilminden aldım
Küfür deryasında imanı buldum
Küfrü iman eder Velim benim
(Muhammed Bakır’a kul oldum kaldım/Cafer’i Sadık’ın biliminden aldım/
yoluma kızanlar, küfür edenler tarafından gerçek ibadetimi buldum/ küfrü ibadete çeviren
bilinç var bende)
Kazım, Musa, Rıza, Taki, Askeri
Mehdi’nin önüne koymuşum seri
On’ki İmam VİRANİ’nin ezberi
Anları vird eder dilim var benim
(Kazım, Musa, Rıza, Taki, Askeri/ İmam Mehdi’yi içim koydum bedenimi/
On iki imam düşmez ağzımdan, çünkü bunları söyleyen dilim var benim.)
-5GİZLİDİR
Hakikat ilminde bir nokta buldum
Ümm-ül kitap ol noktada gizlidir
Hecesin okudum zatına erdim
Sırr-ı Süphan ol noktada gizlidir
(Gerçeğin bilimini öğrendim, her şey bir noktaymış/ Olmuş ve olacak olan her
şeyin yazılı bulunduğu kitap o noktada gizlidir/ hecesini okudum eksiksizliğine erdim/ tüm
gerçekler, Tanrı, o noktada gizlidir.)
Yedi huruf, yedi Mushaf, Yedi de ayet
Ma’nası küncünden gösterir surat
Yedi kat yer, yedi kat gök harfi sahavet
Mah-ı tâban ol noktada gizlidir.
(Yedi harf, yedi kitap, yedi ayet/ suratının anlamı oluşun gerçeğini gösterir/ yedi
kat yer, yedi kat gök cömertçe bize gerçeği sunar/Ay’ın ışığı, parlaklığı bu noktada gizlidir.
Ay ışığını gökten (Güneş’ten) alır.)
Ol noktada zuhur oldu salâvat
Salâvat verenler bulur şefaat
Esrar-ı Ali’dir mezhar-ı Muhammet
Arş’ül Rahman ol noktada gizlidir
(İlk başlangıçta bile Hz. Muhammed’e dua vardı./Dua edenler, ibadette
bulunanların suçu bağışlanır, iyilik bulurlar/ Hz. Muhammed’in gizini taşıyan Ali’dir/
Tanrısal makam bu noktada, bu sırda gizlidir.)
VİRANİ, der ol nokta bizzat Ali’dir
Melekler Şah-ı nücumlar mahıdır
Ol nokta On İki İmalar rahıdır
Pirim Ali ol noktada gizlidir.
Virani der o nokta, o gizil olan şey Ali’nin özündedir./ Melekler yıldızların
ışığını yansıtırlar. Ay, yıldızlardan alır ışığını/ Bu noktada yıldızlar nasıl ışığıyla bizi
aydınlatıyorsa; On iki imamlar da bize ışık saçıyor/ Yol gösterici, ışık saçıcı olan Ali, bu
noktada gizlidir.)
-6ELİF DALIN KEF-NUNUYUM
Dar üzere meydan oldum
Dünya yüzü efganıyım
Bir anda da tebdil oldum
Tuba-yı can kurbanıyım
(Çok daracık alandayım/Dünya yüzünde acılar içindeyim/hemen anında
değiştim/Tuba ağacının kurbanıyım.)
Bu bir sırr-ı esrar oldu
Hizmetimiz necad oldu
İşte hanem elif oldu
Hey Hayder’in mekânıyım
(Bilenenler gizli oldu/hizmetimiz kurtuluş oldu/evim yurdum, öğretici oldu/ Ben
Ali’nin mekânıyım)
Mekânım Bağdat’ı diyar
Canın cananını iskar
Cüda kılma yârimdir yar
Men bu yârin gülzarıyım
(Yerim Bağdat’tadır/ Can cananı ister/ayrı kalma yârimdir o/ben bu sevgilinin gül
bahçesiyim)
Sabredip kararın atma
Nunun vasfını unutma
Dostum beni guşemat etme
Elif dalın kef-unuyum
(Sabır gösterip kararından dönme/bunun özelliğini, değerini unutma/dostum beni
duymamazlık etme/ Ben Elif’in dalıyım; tüm oluşun özüyüm)
VİRANİ, kırklara geldim
Serimi terceman kıldım
Bu bazarda Hayder’i gördüm
Heyheycinin Kuran’ıyım
(Virani, kırklara (ermişlere, velilere) geldim/ bedenimi ortaya koydum/ bu
pazarda Ali’yi gördüm/ Anlamayanların öğreticisiyim)
-7ALİ SENSİN, BENİM DERDİME DERMAN
Ali sensin, benim canıma canan
Ali sensin benim derdime derman
(Ali derdime derman, canıma can veren sensin)
Ali sensin benim hak-i vücudum
Ali sensin benim cismimde sultan
(Ali, benim gerçek özüm, varlığım, bedenim; en ulu değerim sensin)
Ali sensin benim zikrimde fikrim
Ali sensin benim dilimde destan
(Ali, ibadetimde, düşüncemde, dilimde, destanımda sen varsın)
Ali sensin benim dilde beyanım
Ali sensin benim nutkumda bürhan
(Ali, dilimde çıkan konuşmalar; söylevlerimde çıkan sözlerin kanıtı sensin)
Ali sensin VİRANİ, dertmendim
Gözünde nur hem fahrinde erkân
(Ali, Virani’yi dertlendiren; gözünde ışıklar saçan, onu yol büyüğü yapan sensin)
-8YÜZÜNDE MESTURDUR
Her kim erdi pirlere ol nurdur
Dört kitap onun yüzünde mesturdur
(Kim ki Pir’den, bir ulu insandan ders alırsa o aydınlanır/Çünkü dört kitabın
anlamı o ulu insanın yüzünde örtülüdür, gizlidir.)
Hoş sekiz cennet yüzüne intizar
Hüsnü hulkun onlara meşhurdur
(Sekiz cennete gireceğim diye dualar etme; cenneti bekleme/ insanın yüzü
davranışlarını belirleyen en önemli göstergedir)
Kim ki vermez Ali evladına özün
Balı yoktur, bir kuru zemburdur
(Kim ki, Ali’nin yoluna özünü vermez/ onun balı bulunmaz. Çünkü o
kurumuş, tat vermeyen dağ kekiği gibidir.)
Maksuda ermiyesin, varsın avcı
Bu sıfattan akıbet ol durur
(Amacın kötülük yapmaksa, istediğin amaca ulaşamayasın; kötü avcı
olmayasın/ bu nitelikleri taşıyan, geleceği bu niyet üzerine kuranlar orda dursun)
Ey VİRANİ, kıl tevella daima
Hanedandan çün sana desturdur.
(Ey Virani, her zaman dost olana dost ol/Çünkü bu yol sana bunları
öğretiyor, bu değerlere izin veriyor.)
-9RÜSVA DURUR
Hakkı bunda görmiyen ama durur
Her kim gördü zübdei ala durur
(Gerçeği göremeyen her zaman kördür/ kim ki gerçeği görür en ulu kişi odur)
Gafil olma gözün aç ey ehli dil
Hattı zatın ellemel Esma durur
(Şaşkın olma, gözünü aç, bilgi edin, dilini iyi kullan/sonra isim yapar ve kişiliğinle
anılırsın)
Men arafe nefsini fehmeyle var
Ol ki bildi vâkıfı Mevla durur
(Ben nefsimi eğittim, anladım işin gerçeğini/ kim bilirse bu gizi, o Tanrısal özü
bilir.)
İşte herkim bilmedi bu hikmeti
Cahili la şeydir ol Rüsva durur
(İşte kim bilmezse bu üstün bilgiyi/ cahildir o her zaman utanılacak davranışlar
sergilerler)
Ey VİRANİ zilifin kaşın kirpiğin
Arşu Rahman Leylâtül esra durur
(Ey Virani, saçının telleri, kaşın, kirpiğin/ En yüksek makamda düğün gecesi
yapar gibi güzellik saçar.
-10ALİ’DİR NOKTA-İ EVVEL HİDAYET
Ali’dir nokta-i evvel hidayet
Ali’dir ahir-i nuru velayet
(İlk gerçek yolu bilen Ali’dir/ En son ışığı yakacak olan, ermiş ve veli Ali’dir.)
Ali’dir her dü âlemde zat-ı mutlak
Ali’dir hikmeti kudret keramet
(Ali’dir her iki âlemde eksiksiz olan/ Ali’dir en yüksek bilgiyi, gücü
barındıran)
Ali’dir suret-i Rahman Ali’dir
Ali’dir Şafi-i Ruz-i kıyamet
(Ali’dir Tanrı’nın görüntüsünde gözüken/ Ali’dir, kıyamet gününde Şafi’lerle
görüşecek olan
Ali’dir fail-i muhtar Ali’dir
Ali’yi sevmezsin canına lanet
(Ali’dir, özgür olan/ Ali’yi sevmeyen kötülük bulsun.)
Ali’dir ey VİRANİ tende canım
Kim anı sevmedi lanet bigayet
(Ey Virani, Ali, bedenimde canımdır/ Kim onu sevmezse, son derce kötülüklerle
karşılaşsın
-11-
İSTEMEM ÂLEMDE GAYRI MEYVAYI
İstemem âlemde gayrı meyvayı
Tadına doyulmaz balımdır Ali
İstemem eşyayı verseler dahi
Kokmazam sümbülü gülümdür Ali
(Dünyada başka bir meyve istemem/Tadına doyulmaz baldır Ali/Bütün dünya
malını verseler bile/İstemem onları, sümbülüm, gülümdür Ali.)
Ali'mdir kadehim Ali'mdir şişe
Ali'm sahralarda morlu menekşe
Ali'm dolu yedi iklim dört köşe
Ali'm saki Kevser dolumdur Ali
(Ali’dir kadehim, şişem Ali’dir/ Ovalarda mor menekşe Ali’dir/ Tüm
dünyada, her yerde Ali var/ Hayat suyunu içiren Ali’dir.)
Ali vahid şah-ı Resul Kibriya
İmam Hasan Hüseyin Şah-ı Kerbela
İmam Zeynel-Aba ol sahib-liva
Büküldü kametim dalımdır Ali
(Her şey Ali’de birleşmiş; en ulu Ali’dir/ İmam Hasan, Hüseyin ve Kerbelâ, /
İmam Zeynel- Aba; o bu yolun sancağını taşıyan önder; bunlar ulu insanlar/
Bunlara yapılanlar kanadımı kırdı ama kolum Ali’dir. )
Muhammed Bakır'dır tendeki canım
Ca'ferüs -Sadık'tır dinim imanım
Musa-i Kazım'dır derde dermanım
Varlığım kalmadı malımdır Ali
(Muhammed Bakır’dır bedenimdeki canım/Caferi Sadık’tır, inancım,
ibadetim/Musa’yı Kazım’dır derdime dermanım/ Tüm varlığım bitse de; gerçek
varlığım Ali’dir)
Aliyyür -Rıza'dır Şah-ı Horasan
Taki ile Naki gösterdi burhan
Hasanül-Askeri mah-ı dırahşan
Yokladım talihim falımdır Ali
(İmam Rıza’dır Horasan bölgesinin önderi/ İmam Taki, İmam Naki
yaptıklarıyla kanıtlarını gösterdiler/ İmama Hasanül Askeri ay gibi ışık saçtı,
parladı/ Şansımı denedim, benim en büyük şansım Ali’dir)
Muhammed Mehdi'dir sahibüz-zaman
Oniki İmam'a kul oldum heman
Ma'sum-ı pakandır envar -ı cihan
Esrar-ı Huda'ya âlemdir Ali
Muhammed Mehdi’dir; gelecekte insanları kurtaracak olan/ İnandım on iki
imamlara, hizmetçisi oldum hemen/ bu ulu ve yüce insanlar günahtan arınmış temiz
ve iyilik dolu ve bütün dünyaya ışık saçan velilerdir. )
VİRANİ’yem düştüm şimdi derdine
Vücudum gark oldu çile bendine
Gönül sormaz oldu kendi kendine
Söyler dehanımda dilimdir Ali
(Virani’yem, şimdi derdime düştüm/ bedenim çileyle doldu, boğulacak gibi
oldum/gönül sormaz oldu bu nedenleri kendine/ ağzımda konuşan, bunları dile getiren
dilimdir Ali.)
-12EDEPSİZ ÂDEMİN OLMAZ İMANI
Edepsiz âdemin olmaz imanı
İçinde dopdolu şek ve gümanı
(Dürüst davranmayanın, namuslu olmayanın ibadeti anlamsızdır/ Çünkü onun
özünde şüphe ve kötülük vardır)
Hayâsız olanın yanına varma
Kulak tut da işit iş bu beyanı
(Kendini bilmeyenin yanına gitme/söylediklerime değer ver duy sözümü)
Amelsiz iş âlim bil âlim olmaz
Ona lanet edin yoktur ziyanı
(Eylemsiz iş, bilgisiz âlim olmaz/böyle insanları bağışlamayın, iyilik yapmayın,
bu tür insanlara olumsuz davranmanın zararı yoktur./
Odur Şeytan ona lanet hemişe
Kimin kim davası var bi makamı
(İnsanları kötülüğe sürükleyen şeytandır. Şeytani duygular taşıyan insanı
aranıza almayın. İçlerinde kötülük olanlar her zaman kötülük yaparlar/ Kimin kimle
sorunu varsa, kendileri çözümlesinler. Sorunları bu makamdan uzak tutun)
VİRANİ’yem Şah’a gerçek gulamım
Urunmuştur benim ismim Virani.
(Virani’yim, Ulu insanın (Yol ulularının), gerçek anlamda hizmetçisiyim,
kölesiyim/ Bellidir kimliğim, ismim Virani.)
Kaynakça;
EYUBOĞLU, İsmet Zeki; Anadolu İnançları –Anadolu Mitolojisi İnanç-Söylence Bağlantısı; Geçit Yay.1989.
EYUBOĞLU, İsmet Zeki; Alevi-Bektaşi Edebiyatı, Der Yay. 1991
KOCA, Şevki, Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları, Cem Vakfı Yay.2005
NOYAN, Bedri; Demir Baba Vilâyetnâmesi, Can yay., İstanbul 1976.
OCAK, Ahmet Yaşar; Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri; İletişim Yay. 3. Baskı. 2002.
ŞİMŞEK, Gürbüz; http://www.pirsultanabdal.biz
ŞİMŞEK, Mehmet; Dede Korkut ve Ahmet Yesevi’den Günümüze Uzanan Ünlü Alevi Ozanları; Can Y. 1995
ULUSOY, A. Celalettin; Yedi Ulular; Ajans Türk Mat.
VAKTİDOLU, Adil Ali Atalay. Derleyen; Virani Divanı ve Risalesi (Buyruğu); Can Yay. 1998.
www. tr.wikipedia.org
Download

VİRANİ (Yedi Ulu Ozanlardan) Yaşamı, Felsefesi ve Eserleri