Sayı 25 / 7-20 Mart 2014
❱ TUNA KİREMİTÇİ
ISSIZLIK HAKKINDA BİR FİLM ‘AŞK’
❱ BELGİN ELÇİOĞLU
SHAKESPEARE’DE MUTLU SON ARAYIŞI
❱ BARIŞ AKPOLAT
KADINDAN GÜZEL TEK ŞEY: ROCK
RÖPORTAJLAR
❱ TOGAN GÖKBAKAR
RECEP İVEDİK İÇİMİZDEN BİRİ
❱ DENİZ UĞUR
PERİHAN SAVAŞ’A
HAYRAN KALDIM
OKAN ARPAÇ YAZDI
SINIRSIZLAR
KULÜBÜ
❱ SEVİM GÖZAY, FIRAT TANIŞ VE
SERKAN ÖZTÜRK İLE KONUŞTU:
ÜÇ DALDA OSCAR'I
‘SÜRGÜN İNEK’ AZİZ NESİN HİKAYESİ GİBİ BİR FİLM
KUCAKLADI
EDİTÖR
Yıldız tozları
arasında...
O
Neşe Mesutoğlu
Yayın Yönetmeni
[email protected]
scar ödül törenleri, parıltılı hayatların en ihtişamlı
platformu olmaya devam ediyor. Bu küçük dünya,
ışıltısını tüm gezegene yayarken bazı başarıları da kolayca es
geçebiliyor.
Büyük usta Alfred Hitchcock, onun favori aktörü Cary
Grant, efsanevi yıldızlar Rock Hudson, Greta Garbo ve
Marlene Dietrich’i görmezden gelen Akademi üyeleri, tüm
zamanların en iyi filmi kabul edilen ‘Esaretin Bedeli’ni de
ihmal edebilmişti.
Kimi zaman sinema eleştirmenlerinden tam not alan filmleri
ıskalasa da izleyicinin algısını yönetmeyi iyi başaran Oscar,
neyse ki bu hafta kapak konusu olarak seçtiğimiz ‘Sınırsızlar
Kulübü’nü üç oscarla taçlandırdı.
Yazarımız Tuna Kiremitçi’nin kaleme aldığı ‘Aşk’ isimli
film ise Oscar’da En İyi Özgün Senaryo ödülünü aldı.
Bizim kendi küçük sinema dünyamızın yıldızı ise,
Hollywood’un dayattığı sembollerin belki de en büyük antitezi
Recep İvedik. Ambalaja önem vermeden her zaman doğruları
söyleyerek yıllar içerisinde sevgi-nefret ikilemi arasında bir yere
oturuveren bu fenomen karakterin sırrını, ‘Recep İvedik 4’ün
yönetmeni Togan Gökbakar, Begüm Yılmaz’a anlattı.
MyBilet e-dergi’de ayrıca ‘Gulyabani’nin başrol oyuncusu
Deniz Uğur ve sosyal medyanın star ismi Emre Tuncer’in
röportajları da var.
Sizleri yıldızlara yaklaştırmanın keyfiyle iyi seyirler dileriz.
2 www.mybilet.com
İÇİNDEKİLER
PORTRE
Utangaçlığıyla başı belada olan Eva
Green, ‘300 Spartalı’nın devam filmi
‘300: Bir İmparatorluğun Yükselişi’
adlı filmde karşımıza acımasız ve
entrikacı Pers donanması lideri
‘Artemisia’ olarak çıkıyor. Filmdeki
rolü için üç ay boyunca her gün
dört saat antrenman yaptığını
belirten güzel yıldız, “Bu program
sayesinde daha güçlü ve bağımsız
bir kadına dönüştüm” diyor.
19
SAYFAYA
GIT
RÖPORTAJ
Televizyoncu-yazar Sevim
Gözay’ın, bu hafta Röpseans’ta iki konuğu var.
Gerçek bir hikayeden
esinlenen Sürgün İnek
filminin oyuncuları Fırat
Tanış ve Serkan Öztürk.
15
SAYFAYA
GIT
ÖZ E L
R
4 www.mybilet.com
J
SAYFAYA
GIT
ÖP
O RT
A
8
KAPAK
Okan Arpaç yazdı: İleri derecede homofobik Ron’un
bu gayriinsani düşünceden yavaş yavaş sıyrılmasına
tanıklık ederken, ilaç lobisine karşı verdiği müthiş
mücadeleyi de aktaran, gerçek bir yaşam öyküsünden
uyarlanan ‘Sınırsızlar Kulübü’, sonuç itibariyle
önyargıların, toplumun genel geçer değerleriyle
yaşamını sürdüren insanların gün gelip nasıl kendi
yarattıkları öcüyle imtihan edilebileceğine işaret ediyor.
İÇİNDEKİLER
RÖPORTAJ
Seyircinin yoğun ilgisiyle
karşılaşan ‘Recep İvedik 4’ün
yönetmeni Togan Gökbakar
Begüm Yılmaz’ın sorularını
yanıtladı ve bu fenomen karakterin
dördüncü filmde de yine hırslı ama
iyi niyetli olduğunu söyledi.
VİZYONDAKİLER:
Gösterime giren diğer
filmlere de göz atmakta
fayda var.
KÜLTÜR-SANAT: Öne
çıkan etkinlikler arasından
seçim yapmak zor.
Kaçırılmaması gerekenleri
hatırlatalım dedik.
26
SAYFAYA
GIT
29
SAYFAYA
GIT
RÖPORTAJ
38 yıl sonra yeniden
beyazperdede izleyeceğimiz
‘Gulyabani’nin başrol
oyuncusu Deniz Uğur,
Begüm Yılmaz’a
konuştu. Cüneyt Arkın’la
oynamaktan büyük heyecan
duyduğunu belirten Uğur,
“Perihan Savaş’ın ise
enerjisine hayran kaldım”
diyor.
5 www.mybilet.com
TUNA KİREMİTÇİ
“Yalnızların en büyük sorunu, bir türlü
yalnız kalamamaları” der Fransız
yönetmen Leos Carax. Spike Jonze’nin
son filmi ‘Aşk’ın konusu biraz da bu.
Yalnızlığını gerektiği gibi yaşayamayan
bir insanın düştüğü çıkmazlar.
SAYFAYA
GIT
33
İÇİNDEKİLER
47
SAYFAYA
GIT
KIRMIZI GÖZLÜKLÜ KIZ
Modern zamanların Marilyn Monroe’su Kate
Upton, Cameron Diaz’la başrolü paylaştığı yeni
bir film için kamera karşısına geçti… Ünlü oyuncu
Kerry Washington, köpeği sayesinde sevgi dolu
olduğunu söyledi… Buğday Ekolojik Yaşamı
Destekleme Derneği’nin TaTuTa projesi yabancı
gençlerin ilgi odağı oldu…
42
SAYFAYA
GIT
BELGİN ELÇİOĞLU
Genç Kafa’nın sahnelediği
‘Juliet’in Şalı’, üç gencin
Shakespeare oyunlarının
karakterleriyle yaşadıkları
komik olayları anlatıyor.
Orijinallerinden bir
hayli farklı karakterlerle
karşılaşmaya hazır mısınız?
KÜNYE
MyBilet e-dergi
SAYFAYA
GIT
45
RÖPORTAJ
MyBilet e-dergi ailesine bu
hafta yeni bir isim katılıyor.
Arzu Sarı, ‘Kahve Molası’
isimli köşesinde, ünlülere
tiyatronun yaşamlarındaki
yerini soruyor. İlk konuğu,
sosyal medyanın fenomen
karakteri, Hayat Felsefesi’nin
yazarı ve stand-up şov
sanatçısı Emre Tuncer.
6 www.mybilet.com
YAYIN YÖNETMENİ
Neşe Mesutoğlu
YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Belgin Elçioğlu
GÖRSEL YÖNETMEN
Murat Çavdar
KATKIDA BULUNANLAR
Barış Akpolat, Okan Arpaç,
Tuna Kiremitçi, Sevim Gözay,
Begüm Yılmaz, Zeynep Geylan
İLETİŞİM
Muallim Naci Caddesi No:47
Ortaköy 34347 İSTANBUL
Telefon: 0212 259 20 60
[email protected]
MyBilet e-dergi’de kullanılan
tüm yazılar, kaynak gösterilerek
yayınlanabilir.
SİNEMA
FOBİLERE VE LOBİLERE KARŞI…
SINIRSIZLAR
KULÜBÜ
Okan Arpaç
[email protected]
A
ORİJİNAL ADI Dallas Buyers Club
YÖNETMEN Jean-Marc Vallée
OYUNCULAR Matthew
McConaughey, Jennifer Garner,
Jared Leto, Denis O'Hare,
Steve Zahn, Griffin Dunne
YAPIM 2013 ABD
SÜRE 117 dk.
DAĞITIM Medyavizyon
rızalı bir nostalji duygusudur; “Ne masum
yıllardı o 70’ler, 80’ler” diye serzenişte
bulunmak. Oysa biliriz ki insanoğlunun
bünyesindeki hırs, öfke, arzu, istek, kötülük
vs. duyguları, onu tarihin hiçbir döneminde
masum kılmamıştır. Dönemin gazetelerini açıp
baktığımızda, üçüncü sayfa haberlerinde aynı
oranda şiddetin, vahşetin, bayağılığın olduğunu
görürüz. Politika dünyası aynıdır. Toplumsal
mücadeleler yine özgürlükler ve insanca yaşamak
adına verilir. İşkenceler, savaşlar tam gaz sürerken,
eşitlik ve adalet arayışına maddi sıkıntıların yükü
de biner. Kendi coğrafyamıza baktığımızda,
‘merhum sekizinci’nin memurları ‘işini bilir’ken,
çocuklarına Jaguar arabalar hediye edilir.
Halk da bir yandan işkencehanelerde devletin,
8 www.mybilet.com
SİNEMA
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
söylemiyle ‘atılmaları’, yine 80’lerin en meşhur
manşet haberidir...
Masumiyet yorganı gerçeği örtmeye yetmez
cüzdanlarında ise Banker Kastelli’nin açtığı yaraları
sarmaya çalışmaktadır. ‘Masumiyet’ konusunu
cinselliğe getirdiğimizdeyse, insanoğlunun yemeiçme ihtiyacı kadar doğal olan dürtülerinin de
aslında zapturapt altına alınmaya çalışıldığını
görürüz. Zeki Müren’e ‘vaktiyle bir kızı sevmiş,
vermemişler, ondan böyle olmuş’ türünden çeşitli
halk hikayeleri yakıştırılırken, kendi ağzından
‘kaç kadınla birlikte olduğu’ beyanatları dökülür
ara ara... Bülent Ersoy’a sahne yasağı gelir,
LGBT bireylerin takıldığı mekanlar basılır, yeri
geldiğinde dövülür, öldürülürler. Trans bireylerin
Cihangir’deki meşhur Ülker Sokak’tan nefret
O yılları ‘masum’ görmek isteyen sıradan halktır
oysa. Nedense ‘kutsama’ gereği duydukları ama
içinde bir türlü mutlu olamadıkları, aslında
devlet gibi gayet ceberut ve sıkıcı bir ‘kurum’
olan ‘aile’yi steril tutabilmek adına, geri kalan
tüm yaşam formlarını mümkünse ‘yok etmek’
ister toplum. Hem eşiyle olan yaşantısına, hem de
çoluklarına çocuklarına zararlı formlardır bunlar.
Görülmemeleri, örnek alınmamaları, mümkünse
rehabilite edilmeleri, o da olmuyorsa ‘defolup
gitmeleri’ gerekmektedir. Oysa o bireylerin de
uzaydan gelmediklerini, yine böyle ‘aile’lerden
çıktıklarını düşünmezler. Dahası, belki kendi
eşlerinin ya da çocuklarının da herkesten gizli,
ikinci bir yaşantıları olabileceği akıllarına dahi
gelmez. Günün sonunda, dikişleri tutmayan
yamalı ‘masumiyet yorganı’ özü ve gerçeği örtmeye
yetmez. Doğal olan, insana dair olan her şey
önünde sonunda kendini dayatır.
Sene 1985: AIDS’in bir eşcinsel hastalığı
olduğu ima ediliyor
‘Sınırsızlar Kulübü’ndeki baş karakterimiz Ron
Woodroof da (Matthew McConaughey), gayet
kalın kafalı ve ‘hödük’ bir Teksaslı olarak geldiği
orta yaşa kadar, kendi doğrularıyla yaşamış, ‘öteki’
‘SINIRSIZLAR KULÜBÜ’NDEKİ BAŞ KARAKTERİMİZ RON WOODROOF
(MATTHEW MCCONAUGHEY), GAYET KALIN KAFALI VE ‘HÖDÜK’ BİR TEKSASLI
OLARAK GELDİĞİ ORTA YAŞA KADAR, KENDİ DOĞRULARIYLA YAŞAMIŞ,
‘ÖTEKİ’ HAKKINDA BİR AN OLSUN KAFA YORMAMIŞ BİRİ.
9 www.mybilet.com
SİNEMA
MAÇO BİR RODEOCU OLARAK
KATILDIĞI MÜSABAKALARI
KOLAYCA KAZANIYOR. ÖDÜLÜ İSE
ETRAFINI SARAN BİRBİRİNDEN
GÜZEL KADINLAR... ONLARLA KÂH
RODEO ARENASININ KUYTU BİR
KÖŞESİNDE, KÂH GRUP HALİNDE
YATAĞINDA SINIRSIZCA BİRLİKTE
OLUYOR.
hakkında bir an olsun kafa yormamış biri. Maço
bir rodeocu olarak katıldığı müsabakaları kolayca
kazanıyor. Ödülü ise etrafını saran birbirinden
güzel kadınlar... Onlarla kâh rodeo arenasının
kuytu bir köşesinde, kâh grup halinde yatağında
sınırsızca birlikte oluyor. Kokain, eroin gibi
uyuşturucular doğal gıdası... Tek sorun var;
onu da Matthew McConaughey’i görür görmez
fark ediyoruz ki, bu adam aşırı derecede zayıf.
Kulağında çınlamalar, halsizlik, bayılmalar
derken yapılan testlerde HIV pozitif, yani AIDS
olduğu ortaya çıkıyor. Sene 1985. Biz dahil
tüm dünya basınında çıkan AIDS haberlerinde,
bunun bir eşcinsel hastalığı olduğu ima ediliyor.
Rodeocu Ron ve diğer maço arkadaşları, yılların
romantik erkek jönü Rock Hudson’ın da AIDS’e
yakalandığını ve eşcinsel olduğunu açıklaması
üzerine bilumum aşağılayıcı küfürleri sayıştırıp
duruyorlar. Doris Day’in biricik partneri, yıllar
yılı kadınların rüyalarını süslemiş, gay olabileceği
konusunda en ufak bir şüphe uyandırmamış,
oysa aslında ömrü boyunca hem Hollywood hem
de toplum tarafından ‘hetero’ gibi davranmaya
zorlanmış bu dünya çapındaki meşhur oyuncu, bir
anda ‘tehdit’ unsuruna dönüşüveriyor.
Kabullenme süreci
Ron da AIDS olduğunu ilk duyduğunda,
aklına hemen eşcinsellik geliyor. Bu hastalığın
kendisinde olamayacağını haykırıyor. Tıpkı bizde
ve başka ülkelerde o dönemki cehaletten ötürü
nasıl düşünüldüyse... Sonra kabullenme sürecine
geçiyor. Hastanelere gidip gelirken, henüz deneme
aşamasındaki ilaçlar zerk ediliyor vücuduna.
Yaptığı araştırmalar sonucu uygulanan ilaçların
yarardan çok zarar verdiğini anlayınca, vitamin
yerine geçecek ilaçlar almak istiyor ancak devlet
tarafından bu ilaçlar onaylanmadığı için, adeta
ölüme terk ediliyor. Sınırı geçerek Meksiya’ya
gidiyor Ron ve orada devasını buluyor. Kaçak
10 www.mybilet.com
SİNEMA
‘SINIRSIZLAR KULÜBÜ’, EN İYİ FİLM, ÖZGÜN SENARYO,
KURGU DALLARINDA ADAYLIKTA KALIRKEN, ERKEK
OYUNCU, YARDIMCI ERKEK OYUNCU VE MAKYAJ
DALLARINDA OSCAR’I KUCAKLADI. MATTHEW
MCCONAUGHEY’İ İZLERKEN YA DA JARED LETO’YU
TANIMAKTA ZORLUK ÇEKTİĞİNİZDE, FİLMİN ALDIĞI
ÖDÜLLERİ FAZLASIYLA HAK ETTİĞİNİ GÖRECEKSİNİZ.
“AIDS’e yakalandığına göre
mutlaka eşcinselsin” diyen
arkadaşlarıyla kanlı-bıçaklı
olurken, Rayon’la ömrünün
son demlerinde benzersiz
bir dostluk kuruyor Ron...
Birbirlerinin yaralarına
deva olmaya ve ‘yaşamaya’
çabalıyorlar beraberce. Tıpkı
meşhur ‘Örümcek Kadının
Öpücüğü’ndeki (Kiss of the
Spider Woman) Luis ile
Valentin karakterleri gibi...
Hapiste mecburen bir araya
gelen o devrimci ile eşcinselin
zamanla oluşan dostluğunu
çağrıştırıyor Ron ile Rayon’un
ilişkisi de... Ve insanların
birbirlerini anlamaları için illa
‘zor’luğu ve ‘acı’yı mı tatmaları
gerekiyor sorusu düşüyor
önümüze...
Oscar’ı kucakladılar
İleri derecede homofobik
Ron’un bu gayriinsani
düşünceden yavaş yavaş
sıyrılmasına tanıklık ederken,
yoldan aldığı vitaminleri ABD’ye sokuyor. Ve yine ilaç lobisine karşı verdiği müthiş mücadeleyi
kendisi gibi umutsuz AIDS hastalarına bu ilaçları
de aktaran, gerçek bir yaşam öyküsünden
satarak hem para kazanıyor hem de bir çeşit ‘kulüp’ uyarlanan ‘Sınırsızlar Kulübü’, sonuç itibariyle
oluşturuyor; Dallas Alıcılar Kulübü... Öte taraftan, önyargıların, toplumun genel geçer değerleriyle
ilaçlara onay verecek kuruma karşı savaş açıyor.
yaşamını sürdüren insanların gün gelip nasıl kendi
Zira aslında AIDS’lilere iyi gelen vitaminleri
yarattıkları öcüyle imtihan edilebileceğine işaret
onaylamayan bu kurum, onayladığı ilaçlar
ediyor. Ve elbette başta da belirttiğimiz gibi,
üzerinden insan hayatını hiçe sayarak rant sağlıyor. masumiyetin tutuculuk ve halı altına süpürmekle
karıştırılmaması gerektiğini, ötekileştirmenin gün
İlaç lobisiyle savaş
gelip sizi de bir yerinizden yakalayıp vurabileceğini
Ron’un bu süreçte tanıştığı bir de AIDS’li travesti söylüyor.
var; Rayon (Jared Leto). LGBT bireylerden öcü
‘Çılgın’ (C.R.A.Z.Y., 2005) filmiyle sükse yapan
gibi korkan, değil onlara dokunmak, yanlarından
Jean-Marc Vallée’nin yönettiği ‘Sınırsızlar Kulübü’,
bile geçmeyen homofobik Ron, süreç içerisinde
en iyi film, özgün senaryo, kurgu dallarında
Rayon’la iletişim kuruyor. Hatta vitamin ilacı işini adaylıkta kalırken, erkek oyuncu, yardımcı erkek
birlikte kotarıyorlar. Zaman ilerledikçe LGBT’lerin oyuncu ve makyaj dallarında Oscar’ı kucakladı.
‘vebalı’ olmadığını fark ediyor Ron... Maçoluk
Matthew McConaughey’i izlerken ya da Jared
döneminde yanından ayrılmayan ancak hastalığı
Leto’yu tanımakta zorluk çektiğinizde, filmin aldığı
ortaya çıkınca kendisine ‘vebalı’ muamelesi yapan, ödülleri fazlasıyla hak ettiğini göreceksiniz.
11 www.mybilet.com
SİNEMA
ONU KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ
FESTİVALİ’NDE SUSTURDULAR
Lars von Trier’in ‘İtiraf: Bölüm 1’ ve ‘İtiraf: Bölüm 2’ filmlerinde, bir seks
tutkununu kanlar içinde bulan Seligman’ı Stellan Skarsgård canlandırıyor.
Grolsch Film Works dergisine konuşan İsveçli aktör “Cannes’da Lars’ı çok
yaraladılar” diyor. Çeviri: Belgin Elçioğlu
D
animarkalı aykırı yönetmen
Lars von Trier ile nasıl
tanıştınız?
1996 yapımı ‘Dalgaları
Aşmak’ için bana teklifte bulundu,
Kopenhag’a gittim. O zaman eski
eşiyle evliydi. Kapıyı açtığında bana
ilk şöyle dedi: “Fiziksel temastan hiç
hoşlanmam.” Tabii ki hemen ona
sarıldım ve sarsılması duruncaya
kadar da bırakmadım.
Lars’ı çalıştığınız diğer
yönetmenlerden farklı kılan
özelliği ne?
Lars olağanüstü bir yazar.
Senaryoları başarılı romanlar olarak
yayınlanabilir mesela. Hikaye
anlatma şekli inanılmaz; adeta
yetişkinlere yönelik Andersen
masalları gibi. Yönetmen olarak
da, bu fantastik hikayelere yaşam
unsurunu eklemeyi öğrendi. Yaşam
hiç de rasyonel olmadığından,
oyuncuları özgür bırakıyor ve
hikayenin içini öngörülemeyecek
bir yaşam unsuruyla doldurmalarına
12 www.mybilet.com
Stellan Skarsgård
SİNEMA
“LARS BİR DAHİ”
SHIA LABEOUF:
izin veriyor. Benim karakterim de,
Charlotte’un karakteri de Lars’ın
birer parçası. Hiçbir yönetmen
kadınlar için bu kadar mükemmel
roller yaratmamıştı; çünkü o rollerin
hepsi aslında bir şekilde Lars’ı
anlatıyor.
Lars geçtiğimiz yıl Cannes Film
Festivali’nde Hitler hakkında
yaptığı yorumlar nedeniyle
festivalden men edilmişti. Hâlâ
da basına konuşmuyor ve filmin
basın toplantısına da katılmadı.
Onun yerine röportaj vermekten
memnun musunuz?
Onu çok iyi anlıyorum.
Cannes’da olanlar onu çok yaraladı.
Oradaki herkes onun Nazi veya
antisemitik olmadığını biliyordu
ama ertesi gün her yerde onun Nazi
olduğu yazıldı. En kötüsü, hep
sadık kaldığı Cannes Festivali’nde
yetkililerin ona özür diletmekle
kalmayıp festivalden men
13 www.mybilet.com
Filmde Jerôme’u canlandıran
problemli yıldız Shia LaBeouf, film
hakkındaki basın toplantısını terk
etti. 1995’te bir taraftara uçan tekme
atmaktan ceza alan futbolcu Eric
Cantona’nın söylediği “Martıların
balıkçı teknelerini takip etmelerinin
nedeni, sardalyaların denize
atılacağını düşünmeleridir” sözünü
tekrar ettikten sonra salondan ayrıldı.
Bu sözle Cantona gibi ‘medyayı parazit
olarak gördüğünü’ gösterdi belki de.
LaBeouf, bir kadının doğumundan
50 yaşına kadarki erotik yolculuğunu
anlatan filmin yönetmeni hakkında
“O bir dahi. Bana söylediği her şeyi
yapmaya hazırım” demişti.
etmeleriydi. Festivalin adı neydi
biliyorsunuz değil mi? ‘Konuşma
Özgürlüğü Festivali’. Onu
SİNEMA
“BİR KADIN GİBİ DÜŞÜNMÜŞ”
CHARLOTTE GAINSBOURG:
Filmde kendi kendine ‘seks
düşkünü’ teşhisini koymuş Joe’yu
canlandıran Charlotte Gainsbourg,
von Trier’in ‘kadın düşmanı’ olarak
değerlendirilmesine karşı çıkıyor
ve “Acı çeken ya da kendilerine
acı çektiren kadınları tasvir etmesi
onu kadın düşmanı yapmaz” diyor.
Daha önce yönetmenin ‘Deccal’
ve Melankoli’ filmlerinde oynayan
Gainsbourg, “Rolüm inanılmaz. Bir
kadın tarafından yazılmış olabilirdi.
Burada aslında Lars’ı canlandırdığımı
hissediyorum, bu da benim için onur
verici” diye ekliyor.
maksatlarından ya da fikirlerinden
dolayı değil, sözlerinden dolayı men
ettiler.
Filmin senaryosunu
ilk okuduğunuzda neler
düşündünüz?
İlk tepki olarak, “Bir film
yapacağız demiştin, bu iki filmden
fazla” dedim. Sonra da, “19’uncu
yüzyıl romanlarına benziyor. Basit
bir hikaye değil, kocaman bir
dünya.”
Rolü sizin için mi yazmış?
Evet, beni arayıp “Stellan, yeni
filmim bir porno film olacak,
başrolü senin oynamanı istiyorum.
Yazdığım en iyi erkek başrolü
bu” dedi. Filme ‘porno’ diyerek
ironi yapıyoruz tabii, ama bu
kelimeyi yazılı olarak görünce öyle
14 www.mybilet.com
düşünmeyebiliyor insan.
Filmi tuhaf bir tür komedi
gibi mi gördünüz?
Lars çok eğlenceli bir adam.
Bence en karanlık filminin
bile komik bir tarafı var. Son
derece ironik, ama anlattığı şeyi
doğrudan anlatıyor.
Filmde Charlotte Gainsbourg
ile heyecan verici bir dinamik
yakaladınız. Bunu nasıl
başardınız?
Hiç prova yapmadık. Metni
fazla incelemedik. 90 sayfalık
metni bir haftada bitirmemiz
gerekiyordu. Yani, öğrenilecek,
yapılacak çok şey vardı. Çok
yoğun günlerdi. Ama iyi
oyuncularla çalıştığınızda o kimya
kendiliğinden oluşuyor.
SİNEMA
AŞIRI UTANGAÇ
BİR STAR
Eva Green
Portre
Bu yıl ünlü yazar Frank Miller’ın iki çizgi roman uyarlamasında birden rol alma şansı
bulan Eva Green, ‘300 Spartalı’nın devam filmi ‘300: Bir İmparatorluğun Yükselişi’
adlı filmde karşımıza acımasız ve entrikacı Pers donanması lideri ‘Artemisia’ olarak
çıkıyor. Filmdeki rolü için üç ay boyunca her gün dört saat antrenman yaptığını
belirten güzel yıldız, “Kişiliği şekillendirmede etkili olan bu program sayesinde daha
güçlü ve bağımsız bir kadına dönüştüm” diyor. Çeviri: Begüm Yılmaz
ISABELLE ADJANI DESTEK VERDİ
ÇOCUKLUK VE GENÇLİK YILLARI
E
va Gaëlle Green, 5 Temmuz
1980’de Fransız aktris
Marlène Jobert ve İsveçli
diş hekimi Walter Green’in
ikiz kızlarından biri olarak Paris’te
dünyaya geldi. Başarılı bir eğitim
hayatı geçiren Green, gençliğinde
çok utangaç olduğu ve arkadaşlarıyla
birebir diyaloğa girmekten kaçındığı
için annesinin onu terapiste
götürdüğünü, fakat sonrasında
bu durumu oyunculuk derslerine
katılarak aştığını söylüyor. Aldığı
derslerin de etkisiyle 14 yaşında
oyuncu olmaya karar veren Green,
kendisiyle aynı yaştayken ilk rolünü
‘Le Petit Bougnat’da icra eden
Fransız aktris Isabelle Adjani’den
büyük destek gördü. Londra’da ve
New York Üniversitesi’nde katıldığı
kurs ve eğitim programlarında
drama ve yönetmenlik alanında
öğrenimini tamamlayan güzel yıldız,
başarılı bir genç aktris olarak Paris’e
15 www.mybilet.com
döndü. Çeşitli tiyatro temsillerinde
görev alan Green, çok geçmeden
efsanevi İtalyan yönetmen Bernardo
Bertolucci tarafından fark edildi.
SİNEMA
BERTOLUCCI’DEN TAM NOT ALDI
KARİYERİ
2
003 yılında sinema dünyasına
adından sıkça söz ettirecek
bir yapımla adım atan Green,
kendisinden beklenenin
üzerinde bir performans sergiledi
ve Bertolucci’nin takdirini kazandı.
Usta yönetmen onu ‘aykırı bir
güzellik’ olarak tanımlarken;
Green de verdiği röportajlarda
Bertolucci’nin kendisine ve diğer
oyunculara baba sıcaklığıyla
yaklaştığını ve onun filminde rol
almaktan duyduğu mutluluğu
dile getiriyordu. ‘Düşler, Tutkular
ve Suçlar’ (The Dreamers) adlı
film,1968 Fransa’sında üç gencin
cinselliklerini keşfederkenki
yolculuğunu anlatırken Fransa’da
öğrenci hareketiyle başlayan grev
dönemine de ışık tutuyordu.
Filmde ‘Isabelle’ adında bir genç
kızı canlandıran Green, sergilediği
cüretkar sahnelerden dolayı ailesinin
itirazlarına maruz kalmış, fakat
annesinin desteğiyle bu zorlu
HOLLYWOOD BU
FRANSIZI SEVDİ
DÖNÜM NOKTASI
‘
Düşler, Tutkular ve
Suçlar’dan (The Dreamers)
sonra ‘hırsızların piri’ olarak
bilinen ünlü Fransız roman
karakteri Arsen Lüpen’in (Arsène
Lupin) sinema uyarlamasında
Romain Duris’le kamera karşısına
geçen Green, usta yönetmen
Ridley Scott’la tanışarak Avrupa
sinemasından sonra Hollywood’a
geçiş yaptı. Amerika’da izlenme
rekorları kıran ‘Cennetin
Krallığı’(Kingdom of Heaven)
isimli filmde canlandırdığı
‘Kudüslü Sibylla’ karakteriyse
Green’e asıl şöhreti getiren film
oldu. Bu zamana kadar kariyerine
az sayıda ama başarılı yapımları
sığdıran güzel yıldız, 2007’de
çekilen ‘Casino Royale’de ‘Bond
Kızı’nı canlandıran beşinci Fransız
aktris unvanını elde etmekle
kalmayıp, ‘BAFTA Yükselen Yıldız
Ödülü’nün de sahibi oldu.
16 www.mybilet.com
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
durumdan çıkmayı başarmıştı.
Normalde utangaç olan güzel
yıldızın bu filmde nasıl rol aldığı
uzun süre konuşuldu. Hatta 2008
yapımı ‘Franklyn’ isimli filmdeki rol
arkadaşı Ryan Philippe de Green’in
sette oldukça çekingen davrandığına
ve çok fazla iletişim halinde
olmadıklarına dikkat çekmişti.
SİNEMA
AŞKTA YALNIZ
ÖZEL HAYATI
K
endisini sabırsız ve sevgisini
cömert yaşayan biri
olarak tanımlayan Green,
ilişkilerinde karşısındakini
aciz görmekten ve sürekli şikayet
edilmesinden hoşlanmıyor. Flört
ederken başlangıçta her şeyin
seyrinde gittiğini, sonrasında ise
çalışma koşullarından dolayı bazı
zorluklar yaşadığını dile getiren
güzel yıldızın şimdiye kadar
iki uzun soluklu ilişkisi oldu.
2000 – 2003 tarihleri arasında
kendisinden 10 yaş büyük Fransız
aktör Yann Claassen ile birlikte
olan Green, bir süre sonra birlikte
yaşamanın getirdiği durumla baş
edemeyeceğini anladı ve Claassen
ile yollarını ayırmaya karar
verdi. 2005 yılında ‘Yüzüklerin
FİLMOGRAFİ
2014
2014
Günah Şehri 2 (Sin City: A Dame to Kill
For)
300: Bir İmparatorluğun Yükselişi (300:
Rise of an Empire)
2013
White Bird In a Blizzard
2012
Karanlık Gölgeler (Dark Shadows)
2011
Yeryüzündeki Son Aşk (Perfect
Sense)
2010
Rahim (Womb)
2009
Çatlaklar (Cracks)
2008
Franklyn
2007
Altın Pusula (The Golden Compass)
2006
2005
Efendisi’nde elflerin atalarından
‘Celeborn’ karakterine hayat
veren Marton Csokas ile dört sene
sürecek bir ilişkiye yelken açan
Green, ‘Gelecek Fluxta’ (Aeron
Flux) adlı filmde sevgilisinin
Charlize Theron’la rol aldığı
sahneler hakkında sorulan sorulara:
“Bu beni endişelendiren bir durum
değil. Çünkü Charlize’den çok
daha iyi görünüyorum” diyerek
herkesi şaşırtmıştı. Csokas’la da
aynı nedenden dolayı ayrılma
kararı alan Green, geçen yıl verdiği
bir röportajda iki yorucu ilişkiden
çıktıktan sonra yeni bir ilişkiye
başlamanın zor geldiğini ve evde
kendine ait bir alanının olmasından
ne kadar mutlu olduğunu dile
007 James Bond: Casino Royale
(Casino Royale)
Cennetin Krallığı (Kingdom of
Heaven)
2004
Arsen Lüpen (Arsène Lupin)
2003
Düşler, Tutkular ve Suçlar (The
Dreamers)
17 www.mybilet.com
ÖNEMLİ ÖDÜLLERİ
2007
2007
BAFTA- Yükselen Yıldız Ödülü, 007 James
Bond: Casino Royale (Casino Royale)
Empire Ödülleri- En İyi Amatör Kadın
Oyuncu, Casino Royale
getirdi. Güzel yıldızın adı 2012
yılında ‘Karanlık Gölgeler’de
(Dark Shadows) beraber rol aldığı
ünlü aktör Johnny Depp’le anıldı.
Depp’in 24 yıllık sevgilisi Vanessa
Paradis Green’in kendisine olan
benzerliğinden dem vururken
söylentiler asılsız çıkmış, Depp aynı
yıl rol aldığı ‘Tutku Günlükleri’
(A Rum Diary) adlı filmin
çekimlerinde tanıştığı Amber
Heard ile yakınlaşmıştı...
SİNEMA
Sevim Gözay
[email protected]
Fırat Tanış ve Serkan Öztürk ile ‘Sürgün İnek’ seansı:
AZİZ NESİN HİKAYESİ GİBİ FİLM;
‘SÜRGÜN İNEK’
Röp-seans’ta iki konuğum var bu hafta. Gerçek bir hikayeden esinlenen Sürgün
İnek filminin oyuncuları Fırat Tanış (Nihat) ve Serkan Öztürk (müfettiş) ile
beraberiz. Öztürk aynı zamanda filmin senaristi.
19 www.mybilet.com
SİNEMA
İNTERNET
GİŞESİ
Y
önetmeni Ayhan Özen,
görüntü yönetmeni Aydın
Sarıoğlu. Oyuncular;
Hasan Kaçan, Şebnem
Sönmez, Fırat Tanış, Cezmi
Baskın, Vildan Atasever, Necip
Memili, Tolga Güleç, Serkan
Öztürk, Burak Satıbol ve tabii
Sarıkız…
Filmin konusu: Yıl 1997...
Düşüncelerinden ötürü
insanların sürüldüğü günler.
Şevket ve Cemile, kendi halinde
yaşayan, birbirlerini ve inekleri
Sarıkız’ı çok seven bir çifttir.
Ancak ineklerinin, okulun
bahçesindeki Atatürk büstünü
kırmasıyla, hayatları birdenbire
değişir. Çığ gibi büyüyen
olay köyün sınırlarını aşar.
Muhtarından ihtiyar heyetine,
bürokratından askerine herkes
bir ineğin peşine düşer. Mesele
büyüdükçe trajikomik bir hal
alırken, film de komedi şölenine
dönüşür.
Evet, her şeyler tamamsa iki
konuklu röp-seansımız başlıyor.
Kayıttayız…
Öncelikle, filmi yazan kişi
olarak izleyince nasıl buldunuz?
Serkan Öztürk: Biz bu filmi
yazarken de, çekerken de,
hikaye anlatalım ve anlatırken
de tebessüm ettirelim istedik.
Her aşamasında olmaktan mutlu
olduğum bir film. Öncesinde de
izledim; ama nihai halini galada
ve çok keyif alarak izledim.
Sonrasında normal seyirciyle
de izledim. Reaksiyonları takip
ettim ve seyircinin filmden
mutlu bir şekilde ayrıldığına şahit
oldum.
Senaryo size geldi ve neye göre
kabul ettiniz, nesini sevdiniz?
20 www.mybilet.com
SİTEYE
GIT
Fırat Tanış: Sadece bu filme
ait bir şey değil, benim bütün
projelere bakış açımda herhangi
bir özne dayanağı yoktur.
Hikayenin ne olduğuna bakarım.
Kim çekiyor, kimler oynuyor gibi
bir şeyle yaklaşmam.
Yapım şirketi?
Bir önemi yok.
İlginç, çünkü birçok
oyuncunun kriterleri; 1) senaryo,
2) yönetmen, 3) yapım şirketi…
Yerim o kriterleri. Onlar kriter
SİNEMA
mriter değil, onlar başka. Yalan
onlar.
Enteresan…
Onlarınki enteresan. Tek
önemli şey hikaye, anlatılmak
istenen şey... Çok klişe şeyler
söyleyeceğim şimdi; ama klişe
iyidir. Bir kere ne demek
istediğini bilen bir hikaye vardı
karşımda. Sonra mizah olsun
diye ifrata (aşırıya) kaçmamış
bir hikaye vardı. Bel altına
vurmayan, dozu kaçmış küfre
bulaşmayan bir hikaye vardı.
Bunlar benim bu filmde olmayı
istememe sebep oldu.
Peki nereden çıktı ‘Sürgün
İnek’in hikayesi?
S.Ö: 2009’da olayı ilk kez
televizyonda haber olarak
izlediğimde zaten bir Aziz Nesin
hikayesi gibi duruyordu. Sonra
kendimce bilgisayarımda bir
senaryo havuzcuğum vardı, onun
içine atmıştım. Sinopsisi de yazıp
atmıştım hatta. Sonra Atmosfer
Film’le beraber bir şeyler
yapalım diye buluşunca, ben de
heybemdekileri döktüm. Bu da
o hikayelerden biriydi. Bunun
üzerine yoğunlaşalım denilince,
21 www.mybilet.com
ben de kapanıp üç, üç buçuk
ay zarfında senaryoyu yazdım.
Sonra da güzel sanatçı dostlarla
buluştuk.
Herkes hemen kabul etti ve hiç
sorun çıkmadı mı yani?
F.T: Vizyona girmeden önce
de, vizyona girdiği zaman da,
insanların bir soruyla yaklaşması
sorunu var aslında…
Nasıl bir ‘soru sorunu’?
İşte, nasıl olur da Gezi sürecine
destek veren bu insanlarla,
Gezi sürecine köstek olduğu
düşünülen şu insanlar bir
araya gelir? Bu gibi şeylerle çok
karşılaştık. “Nasıl olur da sen
onunla?” sorusu…
Nasıl oldu peki?
S.Ö: Biz bu filmle, “Birbirimizi
niye ötekileştiriyoruz?”, “Bir olay
yaşandığında olayı anlamaya
çalışmak yerine, niye başıma
SİNEMA
ne gelecek korkusu yaşıyoruz?”,
“Niye bu sorunlar hâlâ devam
ediyor?” derken derken… Bir
şekilde yine ötekileştiren bir
soruya maruz kalmak... “Ya
bunu bari bana sorma” diyesi
geliyor insanın. İnsanlar burada
profesyonel bir iş yapıyorlar,
dünyaya baktıkları pencereler
tabii ki farklı olabilir. Bizleri
buluşturan bu senaryonun,
‘herkes için özgürlük, herkes için
demokrasi’ anlayışıdır.
F.T: “O alçakla nasıl olur da bir
filmin içinde bulunursun” diyen
bir devrimciye sormam gereken
bir soru var, buradan sorayım
mı?
Hayhay…
Ey kardeşim, sence ‘sosyal
faşizm’ nedir bana bir tanımlar
mısın?
Sosyal faşizm olduğunu mu
düşünüyorsunuz o sorunun?
Ağababası olduğunu
düşünüyorum. Burada acı
olan, eleştirdiğin şeye benziyor
olmak…
Tanımını da alalım ki, havada
kalmasın…
“Ben faşist değilim, bana
faşist diyenin kafasını kırarım”
demektir sosyal faşizm.
“Herkes için özgürlük, herkes
için demokrasi”
Hem senaryoyu yazdınız,
hem de başroldeki müfettişi
22 www.mybilet.com
canlandırdınız... Yazar torpili mi
yaptınız kendinize?
S.Ö: Yok yazar torpili değil
yönetmen torpili (gülüşmeler).
Muhakkak bir yerinde olmak
istiyordum; ama yazarken
kendimi ya da birini hayal edip
karakteri kısıtlamak istemedim.
O sonraki safhaydı. Herhalde
bir parça güzel olduysa, bir
samimiyet geçiyorsa, güzel bir
kadro olduğu içindir. Hep
beraber olmamızın etkisidir.
Gözlerin ‘memur’a çevrildiği
şu özel günlerde, müfettiş Sezgin
İçli karakteri seyirciyi gerçekten
çok eğlendiriyor. Memur deyince
neden aklımıza böyle insanlar
geliyor sizce?
Fırat’ın dediği gibi, klişe
iyidir (gülüşmeler). Aslında bu
adamlar dönemin adamları,
o dönem ne varsa ona göre
SİNEMA
karşısına çıkmayacak, sarışın,
kentli – hatta kentsoylu – bir
eğitmen, öğretmen. Bütün
bunlar Nihat’ın amacına
çok uygun rampalar. Mesela
Sarıkız’ın yani inekceğizin
sürgün edilmesiyle ilgili herkesin
geliştirdiği vicdani muhasebenin
yanında Nihat’ın geliştirdiği,
ineği satıp onun parasıyla bir
araba almak... E, çok var böyle
insanlar, o kadar çok var ki…
Ben de bunun en belirgin
yanlarını ortaya çıkartmaya ve
böyle birini kabul edilir, affedilir
hale getirmeye çalıştım. Mizah da
zaten bu işe yaramaz mı?
şekil alırlar. ‘Kemiksizlik’ zaten
kendi karikatürünü de yanında
getiriyor. Biraz da gelenekselle
uğraştığım için oyuncu olarak, o
hamur da bende var. Belki biraz
kontrolden çıkmış olabilirim ama
bu kesinlikle yönetmenimizin
değil, tamamıyla benim hatamdır
(gülüşmeler).
İlham aldığınız belli biri var
mı?
Valla net olarak “Şu” diyemem;
ama birçok buna benzer vatandaş
gördüm, muhatap da oldum.
Son zamanlarda daha da sık
artıyorlar. Herşeyden şüphe
duyan, çok zeki olmadığı halde
çok zeki olduğunu zanneden…
Birazcık da patronluk durumu
varsa, evde eşinden azarı yiyip
çalıştıklarına patronluk damarını
göstermeye çalışan bir tip.
Yaşıyor o karakterler, varlar. Ben
biraz daha fazla göze sokmuş
olabilirim belki.
Gelelim Nihat karakterine,
nasıl bir adamdır bu Nihat?
F.T: Nihat bir kasaba yırtığıdır.
Anadolu’nun bir yerinde
“İnek, sinema için ideal oyuncu
tipi”
yaşayan, içinde bulunduğu
sınıfsal yapıdan hiçbir zaman
hoşnut olmayan… İşinden
gücünden, kendisine ilgi
gösteren kadınlardan, parasından
pulundan, mülkiyetinden
varlığından, hatta zaman zaman
ona kol kanat açan ailesinden,
sosyal yapısından memnun
olmayan ve sınıf atlamaya çalışan
tipik bir kasaba kurnazıdır.
S.Ö: Sınıf atlarken de herhalde
tek atlamak istemiyor, biriyle
atlamak istiyor, o da Gülay
(Vildan Atasever). Herhangi bir
dişi de olabilirdi yani; ama Gülay
(gülüşmeler)…
Neden Gülay?
F.T: Çünkü Gülay sarı bir
kız. Nihat’ın sınıfsal üreme
çemberinde hiçbir zaman
23 www.mybilet.com
‘Sarıkız’la aranız nasıldı peki?
F.T: İnek, bence sinema için
çok ideal bir oyuncu tipi. Yani
sadece orada olan ve orada olması
yeten… Herşeyi bilen fakat
hayvan olmaya programlanmış
bir can. Karavan istemiyor,
saman ile oynuyor, istenen
herşeyi en iyi şekilde yapıyor,
ağzı var dili yok…
S.Ö: Aslında orijinal ineğin
sahibi bize haber göndermişti,
“Gülsüm inek aramızda yok
ama torunları burada, onları
oynatabilirsiniz” demişti. Ama
hayvanı ta Malatya’dan alıp
oraya getirmek eziyet olurdu.
Dolayısıyla Muğla’dan bulundu
Sarıkız ve çok da güzel bir inek
gerçekten. Ahır sahnesinde
mesela öbür ineklerin yanında bu
başka bir şey, altın sarısı…
Çok güzel, Muğla’nın neresinde
çektiniz?
S.Ö: Yatağan ilçesine bağlı
Bozüyük’te. 35 gün…
F.T: Eski Yatağan aslında,
SİNEMA
santral kurulmadan önceki
yerleşimin merkezi. Biraz
yukarısı bu ‘Ormancı’
türküsünün ortaya çıktığı
coğrafyalar. Ama biraz küskün
olduğunu gördük insanların,
işleri güçleri başlarına çalınmış
gibiydi. Çiftçilik Türkiye’de
yapılması en zor şeylerden biri.
“Bu inek neyle beslenir?” gibi
basit bir soruyla bile hakikat
ortaya çıkıyor. Çünkü saman
dışarıdan geliyor… İşte o
zaman, “Köyümüze hoş geldiniz
filmciler”in arkasındaki gerçek
çıkıyor.
Birçok meslektaşınızın en
beğendiği oyuncusunuz Fırat
Tanış. Sebebi ne olabilir?
Başkalarında olmayan ne var
sizde?
Sağ olsunlar, ama hiçbir fikrim
yok.
Siz kimleri beğeniyorsunuz
peki?
Bunu söylemenin çok doğru
olmadığını düşünüyorum. Çünkü
bir oyuncuya yapılacak en büyük
kötülük, onun iyi olduğunu ona
söylemektir.
Eyvah! Kötü bir şey mi yaptım?
Hayır yapmadınız (gülüyor). Ben
efsunluyum bu konuda rahat olun.
Yani belli bir oyuncu söyleyemem
ama biyografi oynayanlara karşı
özel bir düşkünlüğüm vardır. Sonra
genellikle oyuncu olmak gibi bir
iddiası olmayan kişiler, benim her
zaman en büyük kaynağım. Sonra
evimde bir köpeğim var mesela,
o benim büyük hocam. Ama
bunların dışında çok sevdiğim, nasıl
yaptıklarını çok merak ettiğim ve
bugüne kadar da gidip yanlarına
24 www.mybilet.com
hep çıraklık yaptığım, çaylarını
pişirdiğim, muhabbetlerinde sessiz
durduğum Şaman ustalarım da
vardır. Onları da söylemem. Her
çırak da gitsin kendi ustasını bulsun.
Oyunculuk sizin için nedir peki?
Oyuncu kimdir?
Bin kişi yağmur duasına çıkmış.
İçlerinde oyuncu da varmış. Onu
şöyle anlamışlar… O, şemsiyeyle
gitmiş. Yani ne diyeyim başka,
bundan başka nasıl anlatılır ki?
Yağmur duasına şemsiyeyle giden
salaktır işte oyuncu.
Vay canına, sevgili MyBilet
takipçileri. Daha ne olsun…“Herkes
için özgürlük, herkes için demokrasi”
diyen Sürgün İnek filmini vizyon
listenize almayı ihmal etmeyin. Çoluk
çocuk ailece gitmek için de isabetli
bir Türkiye komedisi. Gelecek sayıda
buluşuncaya kadar herkese iyi seyirler.
SİNEMA
‘RECEP
İVEDİK’
HERKESİN İÇİNDE BİR PARÇA VAR!
Gösterime girdiği günden itibaren seyircinin yoğun ilgisiyle karşılaşan ‘Recep
İvedik 4’ün yönetmeni Togan Gökbakar MyBilet e-dergi’ye konuştu. Bu fenomen
karakterin dördüncü filmde de yine hırslı ama iyi niyetli olduğunu söyleyen
Gökbakar “O içimizden biri” diyor.
Togan
Gökbakar
Begüm Yılmaz
[email protected]
‘
Recep İvedik 4’ün yönetmen
koltuğunda serinin ilk üç
filminde olduğu gibi yine siz
varsınız. Projeye nasıl dahil
oldunuz?
Şahan, uzun süren televizyon
serüveninin ardından en sevilen
karakterlerinden birini filmleştirmek
istiyordu. Recep İvedik de
Youtube’da en çok tıklanan
karakterdi diyebilirim. Recep’in
filmini yapmaya karar verdiğinde
ailenin sinema okumuş yönetmen
bireyi olarak bana teklif etti haliyle
ve bugünlere geldik.
davranışlar... Bunların dışında
İzlenme rekorları kıran seri
Recep’in olaylara karşı kendine has
sevildiği kadar eleştiriliyor da...
yaklaşım ve çözüm metotları var.
Filmin yönetmeni olarak serinin
Bu da insanları eğlendiriyor. Çocuk
devamlılığını neye bağlıyorsunuz? izleyicilerde ise karakterin sevimliliği
Birkaç sebebi var aslında…
‘oyuncak ayı’ etkisi yarattığı için
Hayatta söylemek isteyip de
bağlanmalarını sağlıyor.
söyleyemediğimiz şeyleri Recep’in
Türk halkının Recep’i bu kadar
ağzından duyunca mutlu
benimsemesinin sebebi nedir?
oluyoruz. Kendini hiçbir koşulda
İçimizden biri olması… Bence
ezdirmemesi, her zaman doğruları
herkesin içinde bir parça Recep
söylemesi ve kimseye eyvallahının
İvedik var.
olmaması insanların kendileriyle
Her filmde Recep’in farklı bir
özdeşleştirdiği ve yapmak istedikleri yönüne tanık oluyor, karakterini
26 www.mybilet.com
SİNEMA
daha yakından tanıma fırsatı
buluyoruz. 4’üncü filmde
seyirciyi nasıl bir ‘Recep İvedik’
sürprizi bekliyor?
Recep dördüncü filmde de yine
hırslı ama iyi niyetli… Her ne
kadar agresif ve kompleksli olsa
da perdelerini kaldırınca kedi gibi
bir insan… Bu kez orijinal tarzıyla
‘Issız Ada’ isimli Survivor türevi bir
yarışmaya katılan Recep, ortama
renk katıyor.
Maldivler’deki sıcak hava ekibi
zorladı!
Tural Polat liderliğinde çok iyi
bir sanat ekibimiz vardı. Üç hafta
Çekimlerde ‘Survivor’da olduğu öncesinden gidip adayı hazırladılar.
gibi bir ada ortamı yaratmakta
Sıcaklık bazen çok zorladı.
zorlandınız mı?
İnanılmaz bir nem vardı, saunada
Ülkenizden uzakta tropik bir
gibi hissediyorduk. Maldivler’in çok
adada çekim yapmak şüphesiz
değişken bir havası var. Gündüz
İstanbul’da çekim yapmaktan daha
sıcaktan kavrulup akşam bir anda
zor ve zahmetli. Ama çalışmalara
fırtınaya yakalanabiliyorsunuz.
önceden başladığımız için ada
Sette ağabeyiniz Şahan
ortamını yaratmakta zorlanmadık.
Gökbakar ile aranızda oluşan
27 www.mybilet.com
sinerji oyunculara nasıl yansıyor?
Biz eğlendikçe ve güldükçe onlar
da motive oluyor. Ekibe daha da
bağlanıyorlar ve filmin bir parçası
olduklarını daha çok hissediyorlar.
Peki, sektördeki paylaşım ve
dayanışmanız dışında nasıl bir
ağabey-kardeş ilişkiniz var?
Aynı evi paylaşıyoruz. Beraber
gezip, seyahat etmeyi ve yeni yerler
keşfetmeyi seviyoruz.
SİNEMA
İNTERNET
GİŞESİ
Serinin geneline baktığımızda
filmi destekleyen ve eğlenceli
sahnelerin oluşumuna katkıda
bulunan yan karakterler göze
çarpıyor. Bu bilinçli tercih son
filmde de sürüyor mu?
Tabii ki. Bu karakterler her filmde
olduğu gibi serinin son filminde
de görevlerini yerine getiriyorlar.
Recep’i destekledikleri gibi zaman
zaman Recep’le çatışıyorlar da...
2006 yılında gerilim
türündeki ilk filminiz ‘Gen’
dışında yönetmen olarak yer
aldığınız tüm yapımlar ‘komedi’
türünde… Seçimlerinizde
ağabeyiniz ile beraber çalışıyor
olmanız aktif rol oynuyor mu?
Beraber üretip yaptığımız filmlerin
komedi olması çok doğal. Çünkü
Şahan bir komedyen. Halk ondan
komedi filmleri bekliyor, biz de öyle
yapıyoruz.
Fragmanı film daha vizyona
girmeden üç günde üç milyon
kişi tarafından izlendi ve kısa
sürede sosyal medyada en çok
konuşulan konulardan biri haline
geldi. Serinin son halkası için
gişe beklentiniz ne yönde?
Net bir rakam vermenin
uğursuzluğuna inanıyorum, ama
dediğiniz gibi ilgi büyük. Diğer
Recep İvedik’leri aratmayacak veya
geçecek bir tablo var önümüzde.
İnsanların sevdiği, kitlelere
ulaşmış bir seriden sonra sırada
gerçekleştirilmeyi bekleyen hangi
projeler var?
Şu anda kesinleşmiş bir
projemiz yok. Ancak bildiğiniz
gibi ben yönetmenliğin yanı sıra
artık yapımcılık tarafında da
bulunuyorum. Çamaşırhane Film
olarak son iki filmimizin yapımını
gerçekleştirdik ve daha böyle birçok
yeni projeyle seyircinin karşısına
çıkacağız.
28 www.mybilet.com
SİTEYE
GIT
TOGAN GÖKBAKAR KİMDİR?
Togan Gökbakar, 29 Mayıs 1984’de
İzmir’de doğdu. İstanbul Bilgi
Üniversitesi Sinema-Televizyon
Bölümü’nden mezun olan Gökbakar,
2006 yılında yönetmenliğini yaptığı
ilk uzun metraj filmi ‘Gen’ ile 13’üncü
Altın Koza Film Festivali’nde ‘Umut
Veren Genç Yönetmen Ödülü’nü
kazandı. Ağabeyi Şahan Gökbakar ile
Çamaşırhane Film adında bir yapım
şirketi kuran genç yönetmen, sinema
projelerine devam ediyor.
SİNEMA
KORKARSAN GELİR
Yeşilçam’da ilk kez ‘Süt Kardeşler’ filmiyle ün salan ‘Gulyabani’ efsanesi 38 yıl
sonra yeniden beyazperdede! Bu kez tamamen Anadolu mitlerinden yola çıkılarak
tasarlanan filmin başrol oyuncularından Deniz Uğur MyBilet e-dergi’ye konuştu.
Cüneyt Arkın’la oynamaktan büyük heyecan duyduğunu belirten Uğur, “Perihan
Savaş’ın ise enerjisine hayran kaldım” diyor. Röportaj: Begüm Yılmaz
T
ürk Sineması’nın
100’üncü yılında korku ile
komedinin bir araya geldiği
fantastik film ‘Gulyabani’
ile karşımızdasınız. Filmde
canlandırdığınız ‘Güneş’ nasıl bir
karakter?
Lider ruhlu, güçlü ve cesur bir
kadın. Ama her insan gibi onun da
içinde sakladığı korkuları var. Zaten
filmde Gulyabani kurbanlarını
kendi korkularıyla avlıyor. Bizce
filmin cümlesi “Korkarsan gelir.”
Sizin korktuğunuz doğaüstü
varlıklar ya da takıntı haline
getirdiğiniz batıl inançlarınız var
mı?
Küçükken
karanlıktan,
gölgelerden
korkardım.
Şimdiyse
belirgin bir
fobim yok.
Ama her ne
kadar batıl
29 www.mybilet.com
inançlardan etkilenmemeye çalışsam
da bir yere girerken sağ ayakla
adım atmak ve nazar değmesin diye
tahtaya vurmak gibi davranışlar
sergiliyorum. Bunlar kültürel
olarak içimize işlemiş, isteseniz
de engel olamıyorsunuz.
Başrolü paylaştığınız
Melike Öcalan, Ceyda
Ateş ve Didem
Deniz Uğur
SİNEMA
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
DENİZ UĞUR KİMDİR?
Deniz Uğur, 17 Ekim 1971 yılında
İstanbul’da doğdu. İstanbul
Üniversitesi Devlet Konservatuarı
Tiyatro Bölümü’nden mezun olan
Uğur, aynı sene Tiyatro İstanbul’un
‘Çetin Ceviz’ adlı oyununda Nevra
Serezli ve Cihan Ünal’la başrolü
paylaştı. Bu kısa deneyimden sonra
televizyon ve sinema dünyasına
ağırlık veren Uğur, rol aldığı ‘Bir
Erkeğin Anatomisi’ adlı filmle 1997
yılında gerçekleştirilen 9’uncu Ankara
Film Festivali’nde ‘Umut Veren Kadın
Oyuncu Ödülü’nü aldı. Bugüne kadar
birçok dizi ve sinema projesinde yer
alan Uğur, 2013’ten bu yana ‘Umutsuz
Ev Kadınları’ adlı dizide rol alıyor.
Balçın’la nasıl bir dörtlü
oldunuz?
Kimyamız tuttuğu için
birbirimizle oyun alışverişimiz
çok iyi oldu ve ortaya başarılı
performanslar çıktı. Ayrıca görünüş
açısından birbirinden farklı
30 www.mybilet.com
tarzlara sahip dört kadının sinema
perdesinde göz dolduracağını
düşünüyorum.
Film, 1976 yılında ‘Süt
Kardeşler’ ile boy gösteren
‘Gulyabani’ adlı karakterden
esinlenerek mi beyazperdeye
SİNEMA
filminde görünen Gulyabani
kuklasına, komedi içeren bir
sekansta gönderme yaptı.
Bir korku karakteri ilk kez ete
kemiğe büründürüldü!
uyarlandı?
Bizim filmimizdeki ‘Gulyabani’
tamamen Anadolu mitlerinden
yola çıkılarak yaratıldı ve özel bir
ekip tarafından özgün, yaşayan
bir varlık olarak tasarlandı. Ancak
yönetmenimiz Orçun Benli,
Yeşilçam’a tanıdığım herkesten çok
saygı duyduğu için ‘Süt Kardeşler’
Korku filmlerinde genellikle
dini motiflerden yararlanılırken
bu kez Yeşilçam’dan gelen
hayali bir figüre başvuruluyor.
Bu durumun seyirci üzerinde
nasıl bir izlenim bırakacağını
düşünüyorsunuz?
‘Gulyabani’ Anadolu kültüründe
insan yediği düşünülen kocaman,
uzun sakallı ve asalı bir dev olarak
tasavvur edilmiş ve kitaplara da öyle
geçmiş. Böyle bir korku karakteri
Türkiye’de ilk kez ete kemiğe
büründürülüyor. Filmi bu anlamda
da değerli buluyorum. İnsanlar
kendi içinde yaşattığı korkuları
hikayelendirip dillendirmeye
tarihten beri meraklı olduğundan
korku filmlerinin ilgi çektiğini
düşünüyorum.
31 www.mybilet.com
Gece çekimleri Belgrad
Ormanı’nda gerçekleşmiş.
Zorlandığınız sahneler oldu mu?
Evet, en çok gece bataklığa
düştüğüm sahnede zorlandım.
Orman geceleri çok soğuk oluyor,
bu yüzden epey üşüdüm. Ama sahne
etkileyici oldu, tüm bu zorluklara
değdi.
Perihan Savaş ve Cüneyt Arkın
ile birlikte kamera karşısına
geçmek nasıl bir deneyimdi?
Cüneyt Arkın’la karşılıklı
oynamaktan büyük heyecan
duydum. Çünkü onun Türk
sinemasının yaşayan efsanesi
olduğunu düşünüyorum. Hepimizin
çocukluğuna damgasını vurmuş,
etkileyici bir aktör… Çekim
aralarında bol bol soru sorup
deneyimlerinden faydalanmaya
çalıştım. Perihan Savaş’ın ise
enerjisine hayran kaldım. Birlikte
sabahlara kadar çalıştık. Filmde
müthiş bir falcı kadın rolünü
üstleniyor.
SİNEMA
Tuna Kiremitçi
[email protected]
Yalnızlığın eski tadı yok
"
Yalnızların en büyük sorunu,
bir türlü yalnız kalamamaları”
der Fransız yönetmen Leos
Carax. Spike Jonze’nin
son filmi ‘Aşk’ın konusu biraz
da bu. Yalnızlığını gerektiği gibi
yaşayamayan bir insanın düştüğü
çıkmazlar.
Yani ‘ıssızlık’ hakkında bir film
‘Aşk’. Issızlığın da raconuna göre
yaşanması gerektiğine dair bir film.
Vaktiyle Atilla Dorsay’ın ‘Issız
Adam’ hakkında söylediği gibi, ‘Bir
Yalnızlık Senfonisi’.
Hikaye günümüzden 5-10
yıl sonra geçiyor gibi. İnsanlar
telefonlarına kurdurdukları işletim
sistemleriyle hem yarenlik ediyor,
hem de bütün işlerini onlara
gördürüyorlar.
sebebi dijital kodlar bile olsa, insan
duyguları her zaman aynı. Maalesef
ve ne mutlu ki.
Theodore görünüşte yaşadığı
çağın kurbanı gibi. İnsanlar arası
iletişimsizliğin, bireyleri atomize
eden teknolojinin, sözcüklerin
giderek anlamsızlaşmasının...
Oysa daha dikkatli bakınca, başına
gelenlerin aslında bunlarla ilgisinin
olmadığını görüyorsunuz.
Resmen tembel bir insan bu
Theodore. ‘Gerçek’ bir ilişkinin
yükünü sırtlayacak, bir başka ruhun
ve bedenin dünyasında kendine yer
arayacak biri değil.
Belki de çok yorgun. Sadece
kendisini orta yaşa getiren yılların
değil, tüm insanlık geçmişinin
yorgunluğunu sırtında taşıyor.
Milyonlarca ilişki, hayal kırıklığı,
ihanet ve ayrılık acısı ıssız ruhuna
yuva yapmış. Her biri ayrı bir
imkansızlığa götürüyor. Onun
HİKAYE GÜNÜMÜZDEN 5-10 YIL SONRA GEÇİYOR
GİBİ. İNSANLAR TELEFONLARINA KURDURDUKLARI
İŞLETİM SİSTEMLERİYLE HEM YARENLİK
EDİYOR, HEM DE BÜTÜN İŞLERİNİ ONLARA
GÖRDÜRÜYORLAR.
İşletim sistemiyle aşk
Theodore da geleceğin ıssız
adamlarından biri. Gerçek
insanlarla ilişkilerinde çuvalladıkça
işletim sistemi Samantha ile olan
‘muhabbetine’ daha çok bağlanıyor.
Mevzu bu noktadan itibaren
klasik bir imkansız aşk hikayesine
dönüşüyor. Tutkunun,
çözümsüzlüğün, savrulan
duyguların hikayesine. Çünkü
33 www.mybilet.com
SİNEMA
anladığınız için bekleyiş biraz
uzayabiliyor. Neyse ki ilişki
çıkmaza saplandığında olup
bitenler öngörülerimizi aşacak
kadar yaratıcı.
Mayhoş bir geleceğin resmi
sözcüklerin en geçersiz olduğu
çağda içine düştüğü bu girdapta
boğulmasına sebep oluyorlar.
Oscar’lık bir ironi
Filmin sakin, Theodore’un
yalnızlığını resim resim vurgulayan
bir anlatım dili var. Yaşadığımız
hız çağına inat, hiç acele etmeden
anlatıyor derdini. Kamera
Samantha’nın sesten oluşan
dünyasına hem yakın tutuyor bizi,
hem de o dünyaya büsbütün aşina
olmamızı hep son anda önlüyor.
Theodore’un oynadığı hologram
bilgisayar oyunundaki küçük
adam gibiyiz. Hayatın karmaşık
labirentlerinde birileriyle
karşılaşıyoruz; ama hangimiz
gerçeğiz hangimiz suret, suretlerin
arkasında sahiden var mı birileri,
bunu çoğu zaman bilemiyoruz.
Hep daha önce seçmediğimiz
bir yolu seçmek istiyoruz; ama çok
geçmeden anlıyoruz dönüp dolaşıp
aynı geçitlere vardığımızı... Aşkta
da, dostlukta da, hayatta kalmak
için her gün kılıç salladığımız savaş
meydanlarında da.
Kısacası film, “Issız bir adam
gelişkin bir işletim sistemiyle
duygusal bağ kurarsa olaylar nasıl
gelişir?” sorusuna ve bu sorunun
doğurduğu parlak fikre dayanıyor.
İlişkilerin gayriinsani hale geldiği
bir fütüristik dünyada, insanlığı
makinenin data transferlerinde
arıyor (ve kısmen de buluyor)
olması, gerçekten Oscar’lık bir
ironi.
Öte yandan, kısa film
konusuymuş gibi bir havası
da yok değil. Bize fikri sunan
parlak bir giriş, etkileyici bir
final ve aradaki uzun, iç burkucu
ıssızlık sahnelerinden oluşuyor
hikaye. Tabii işin nereye doğru
gittiğini filmin yarısına gelmeden
JOAQUIN PHOENIX NORMALDE BEN FAKİRİN
EN BAYILDIĞI OYUNCULARDAN DEĞİLDİR; AMA
JONZE’NİN KAMERASI ONUN PHOENIX OLMAKTAN
ÇIKARIP ALTERNATİF BİR GERÇEKLİĞİN İÇİNE
SOKMAYI ÇOK İYİ BAŞARMIŞ. BUNDA OSCAR’LA
ÖDÜLLENDİRİLEN, KENDİ YAZDIĞI ÖYKÜNÜN DE
KATKISI BÜYÜK ELBETTE.
34 www.mybilet.com
Sanat yönetimi ve ‘styling’ olarak
da dikkat çekici bir film ‘Aşk’.
Gelecekte, ama çok uzak olmayan
bir gelecekte geçtiği için, çok fazla
uçmadan ama günümüzden farklı
bazı noktaların da altını çizerek
ilerlemiş tasarımcılar. Bu sadece
teknolojik tasarımlarda değil,
giysilerde de böyle.
80’li yılları hatırlatan ama daha
pastel giysiler görüyoruz. Bu
hem gerçekçi bir zaman algısı
oluşturmuş, hem de renk seçimleri
sayesinde Theodore’un yalnızlığını
etkili bir şekilde vurgulanmış. Tıpkı
onunla iletişim kurmaya çalışan
kadını canlandıran Amy Adams
gibi.
Joaquin Phoenix normalde ben
fakirin en bayıldığı oyunculardan
değildir; ama Jonze’nin kamerası
onun Phoenix olmaktan çıkarıp
alternatif bir gerçekliğin içine
sokmayı çok iyi başarmış. Bunda
Oscar’la ödüllendirilen, kendi
yazdığı öykünün de katkısı büyük
elbette.
Scarlett Johansson ise
işletim sistemini seslendirerek
hem Theodore’un aşkına
meşruiyet kazandırmış,
hem de unutamayacağımız
performanslarından birine imza
atmış!
Varmak üzere olduğumuz
mayhoş bir geleceğin resmi ‘Aşk’.
Analog dünyaya kederli bir veda.
Tabii analog ilişkilere, duygulara ve
hatta yalnızlığa da!
SİNEMA
REKORLARIN GECESİ
Sinema endüstrisinin en prestijli ödülleri kabul edilen Oscar, 86’ncı yılında yine
ortalığı kasıp kavurdu. 2 Mart’ta gerçekleşen tören, son 10 yılın en çok izlenen Oscar
gecesi olurken yaşananlar, kıyafetler, sözler, espriler günlerdir konuşuluyor. Biz de
bu sayımızda Oscar efsanesine biraz daha yakından bakıyoruz. Belgin Elçioğlu
Dosya konusu
İ
lk olarak 6 Mayıs 1929’da
yapılan ve yaklaşık 270 kişinin
katıldığı ilk Akademi Ödülleri
töreninden bu yana inanılmaz
bir yol kat ederek tüm dünyada
milyonlarca seyircinin takip ettiği
görsel bir şölene dönüştü. ABD film
endüstrisinin kalbi Los Angeles'taki
Dolby Tiyatrosu’nda yapılan bu
yılki tören, tüm dünyada 43 milyon
kişiyle son 10 yılın en çok izlenen
Oscar töreni oldu. Sosyal medyada
da durum böyle. Twitter Ölçüm
Sistemi’nin veri değerlendirmesini
üstlenen Social Guide’ın tahminine
göre, yaklaşık 3 milyon kişi bu
konuda toplam 11.2 milyon tweet
attı.
Akademi üyelerinin yaşlandıkları
ve güncel filmleri takip etmekte
zorlandıkları yönünde eleştiriler
olsa da Oscar’lar ‘sinemanın en
önemli ödülleri’ unvanını kimselere
kaptırmıyor. Sinemanın yıldızları,
24 ayar altınla kaplı 34 santim
boyundaki Oscar heykelciğini
kucaklamak için 85 yıldır yarışıyor.
36 www.mybilet.com
Ödüllerde sürpriz yok
Geçtiğimiz Ocak ayında verilen
‘Altın Küre’ler Oscar’ların habercisi
olmuştu. Nitekim ‘En İyi Drama’
dalında ‘Altın Küre’ alan ‘12 Yıllık
Esaret’, ‘En İyi Film’ Oscar’ına da
layık görüldü. Dergimizin 22’nci
sayısının kapak konusu olan, sinema
yazarımız Okan Arpaç’ın da ‘ödüle
en yakın aday olduğunu’ belirttiği
film, dokuz dalda aday gösterilmişti.
Amerika’nın kısa tarihinin en
büyük lekelerinden köleliği anlattığı
için “Ödül alamaz mı?” diyenler
SİNEMA
de vardı, ama Steve McQueen,
çarpıcı filmiyle bu konudaki tabuları
da yıktı. Filmde rol alan Lupita
Nyong’o güçlü rakibi Jennifer
Oscar sahibi oldu.
İhtişamın zirvesi…
‘Yerçekimi’, Meksikalı yönetmen
Alfonso Cuarón’un aldığı ‘En İyi
Yönetmen’ ödülü dahil olmak
üzere yedi dalda ödül alarak geceye
damgasını vurdu.
‘En İyi Erkek Oyucu’ ödülünü
Matthew McConaughey
alırken ‘En İyi Yardımcı Erkek
Oyuncu’ ödülünü ise ‘Sınırsızlar
Kulübü’nden rol arkadaşı Jared Leto
kazandı.
Cate Blanchett, güzelliği ve aklı
sayesinde zenginliğe kavuşmuş ve
statü endişesi yaşayan Jasmine’i
başarıyla canlandırdığı ‘Mavi
Yasemin’ ile Meryl Streep’i geride
bırakarak ‘En İyi Kadın Oyuncu’
ödülünün sahibi oldu.
Lawrence’ı geride bırakarak ‘En İyi
Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ını
aldı. ‘12 Yıllık Esaret’ John
Ridley’nin aldığı ‘En İyi Uyarlama
Senaryo’ ödülleri ile birlikte üç
Ama başarı kriteri değil!
Her ne kadar son 10 yıldır
eleştirmenlerle Akademi’nin
seçimlerinin birbirine biraz daha
yaklaştığı söylense de, sinemayla
37 www.mybilet.com
yakından ilgili olan ve Oscar’ı
ciddiye alamayanlar da var. Örneğin
Sinema Yazarları Derneği SİYAD’ın
ilk kadın başkanı Alin Taşçıyan,
dergimiz için Sevim Gözay’a
verdiği röportajda bu konuda
şunları söylemişti: “Hayatımda
Oscar tahmini yapmadım. Ne
okurum, ne seyrederim, ne merak
ederim, ne fikir yürütürüm. Beni
hiç ilgilendirmez. Genellikle en
beğendiğimiz filmleri tamamen
ıskaladıkları için
ilgilenmiyorum.
Düşünün, ‘Dövüş
Kulubü’ hiçbir dalda
aday filan değildi.
Geçmişte de öyleydi.
Şu an bildiğimiz büyük
Amerikan sineması
yönetmenlerinin
hiçbirinin ne doğru
dürüst adaylığı, ne
ödülü vardır.”
Her şeye karşın,
aylardır beklenen ve
nihayet gerçekleşen bu
yılki ödül töreni uzunca
bir süre konuşulacak
ve Oscar cazibesini
korumaya devam
edecek.
MÜZİK
Barış Akpolat
[email protected]
Kadından güzel tek şey: Rock
Türkiye’de rock müziğin gelişimi müthiş. Günümüzdeki haliyse içler acısı.
Ağlak sözler, terk ediliş hikayeleri, gözyaşıyla sulanmış gitar soloları
maalesef ‘rock’ denince akla ilk gelen özellikler. Özür dilerim… Rock
kültürünü sevgilimden de ailemden de daha çok severim. Neden mi?
"
Rock başkaldırıştır” gibi geyik
bir cümle sarf etmeyeceğim.
Ama rock her şeyi söyler; itirazı
vardır, korkusu yoktur. Farklı
düşünür ve sözünü çekinmeden
söyler. Seninle daha iyi tartışır;
çünkü aslında rockçı esasen çok
okur, kafası çalışır. Memleketimizin
rock gruplarının ve ‘rock’
yaptığı iddia edilen pek çok ismi
aslında cikletten çıkan maniler
gibi sözleriyle bir derde derman
olmuyor. Sanırım yerli müzik
endüstrisiyle ilgili en büyük sinirim
bu konulardadır. Son yıllarda
memlekette bir hareketlenme
var sonunda. Neden? Çünkü
insanlar kendi plak şirketlerini
yaratıp albümlerini tek kuruş
yardım almadan çıkartıyorlar. Ama
öyle ama böyle, kayıtlar yapıp
yurtdışında miks ve mastering
yaptırıp albüm basıp dağıtıyorlar.
Bunun en yakın örneği, The Ringo
Jets’in İtalya’da kendi imkanlarıyla
kaydettiği ve geçen haftalarda
yayınlanan albümdü.
Bu hafta elime iki tane
çok güçlü albüm geçti.
Biri Murder King’in
‘Gürültü Kirliliği’,
diğeriyse Ayşe Saran’ın
‘Ben Senin Gibi Biri
Değilim’. İkisi de,
beğenin beğenmeyin,
gayet modern, güçlü,
sağlam duran, belli ki
‘tersi pis olan’ albümler.
Özellikle Murder
King muhteşem klibi
‘Demokrasi’yle ana
muhalefet partisinin
yapmaya çalıştığını
çok güzel yapıyor,
ya da yapılması
gerekeni... Ben olsam
parti grup toplantılarını bu kliple
açar, “Nasılsa benim yerime
konuşmuşlar” derim. Albüm gayet
melodik, elektronik altyapılardan
da yararlanıyor. Özellikle de
Avrupalı türdaşlarından aşağı kalır
39 www.mybilet.com
yanı olmayan çok sağlam sözler
yazmışlar. Uzun zamandır bu kadar
iyi bir yerli işle karşılaşmıyordum.
Ayşe Saran’a gelelim biraz da.
Kendisi ikinci albümünü çıkarttı.
İlk albümü ‘Rüyadan Kaçış’ta
MÜZİK
eksik bulduğum ne varsa bu
albümde toparlanmış. Evet, hâlâ
eksik bir şeyler bulunur, hiçbir
şey mükemmel değil, ama bu
albüm taşların yerine oturmaya
başladığının sinyalini veriyor.
‘Kavga Başladı’ isimli albüm,
inişleri çıkışlarıyla çok şahane bir
albüm. Elektronik altyapılar ve
öğeler daha ön plana çıkıyor. Vokal
tarzında ve gücünde ilk albümden
bugüne kadar net bir gelişme
duymak mümkün. Özellikle ‘Ben
Senin Gibi Biri Değilim’, ‘Ben
Kimim’, ‘Ölüm Marşı’ albümün
en sağlam parçaları. Genel olarak
dikkatimi çeken şey, 80’lerin New
Wave akımına göz kırpan klavye
ton ve sound’ları.
Son aşamada diyeceğim şudur: Bu
albümlerle bir kez daha anlıyoruz
ki, politik meselelere girmez
elinizi taşın altına sokmazsanız
müzik tarihi sizin ‘hiç olmayan’
kadınlara yazdığınız kurmaca,
silik şarkılarınızı yazmayacaktır.
Müzikal açıdan da bakalım biraz.
Bu bahsettiğim kurmaca şarkılarda
nakaratların vasatlığı genellikle
olmazsa olmazdır. Seyircinin
konserlerde eşlik edebileceği
kadar akılda kalacak nakaratları
kimseye yutturamazsınız. Yukarıda
bahsettiğim iki albüm ve onların
yanı sıra The Ringo Jets, Hayko
Cepkin gibi isimler dramatik
örgüsü olan, ince ince işlenmiş
nakaratlarla vurucu olmayı
başarıyorlar.
Artık çıta çok yükseldi dostlar. Bu
çıtanın altında kalan gözden kaçar
benden söylemesi.
PLAYLIST
Geçen hafta en çok dinlediğim
10 şarkı. “Bunun da kafası amma
karışık” dediğinizi duyar gibiyim.
1- Murder King - Demokrasi
2- Metallica - Fixxxer
3- Pearl Jam - Mind Your Manners
4- Ayşe Saran - Ben Senin Gibi Biri
Değilim
5- Sunny Day Real Estate - Circles
6- Arctic Monkeys - Arabella
7- Coldplay - Magic
8- Neil Young - Harvest
9- Pharrell Williams - Happy
10- Murder King - Bağnaz
Patron’dan yeni albüm
Y
eni bir ürün yaptın, bari
üstüne yatıp ekmeğini ye.
Bruce Springsteen yaşına gelenler
genellikle böyle yapar ama
‘Patron’ hiç durmadan üretiyor.
Genellikle sanatçılar eski işlerini
bir araya getirince de yeni bir
iş yayınlamış gibi davransa da,
Bruce Springsteen bunlardan biri
değil. Geçen aylarda burada da
yazdığım ‘High Hopes’ adlı eski
kayıt ve yorum şarkılardan oluşan
bir albüm yayınlamıştı. Patron, bu
hafta yaptığı açıklamaya göre 25
Nisan 2014’te ‘American Beauty’
adlı yeni bir EP yayınlayacak.
Rolling Stone dergisi’nin haberine
göre EP’de ‘Mary Mary’, ‘Hey
Blue Eyes’ ve ‘American Beauty’
gibi şarkılar olacak. Bu şarkılars
‘High Hopes’ albümü için
kaydedilmiş olsa da EP’de kendine
yer bulacak. Sprinsteen bir de
Mart’ın 25’inde yayınlayacağı
DVD’den bahsediyor. Bu DVD
benim ilgimi EP’den daha çok
çekiyor, çünkü 2013’te Patron için
gerçekleşen bir tribute konserin
görüntülerinden oluşuyor.
Konserde Springsteen şarkılarını
yorumlayan isimler ise Sting,
Mumford & Sons, Elton John,
40 www.mybilet.com
Mavis Staples, Emmylou Harris
ve John Legend... Aynı DVD’de
Sprinsteen ve grubu E Street
Band’in beş şarkılık bir şovuna da
yer verilecek.
Mahalli ‘baba rockçılarımıza’
selam ederim. Kendileri yeni bir
şey üretmeden, vizyonsuzca tüm
şarkılarını sucuk, kuruyemiş ve
banka reklamlarına satmaya devam
etsinler. Bayi toplantılarında,
markaların seçkin müşterileri için
hazırladığı kapalı konserlerde
son 15 yıldır değişmeyen şarkı
listeleriyle var olsunlar. Lütfen
ama... Yapsınlar bunu.
TİYATRO
SHAKESPEARE’DE
MUTLU SON ARAYIŞI
Genç Kafa’nın sahnelediği ‘Juliet’in Şalı’, üç gencin
Shakespeare oyunlarının karakterleriyle yaşadıkları
komik olayları anlatıyor. Orijinallerinden bir hayli farklı
karakterlerle karşılaşmaya hazır mısınız?
B
ilindiği gibi Shakespeare oyunlarının pek çoğunda ortalık neredeyse
kan gölüne döner. Hatta, “Yazar olmasaydı azılı bir katil olurdu”
yorumu bile yapılmıştır onun hakkında. Aslında düşününce, bugün
sinemada ya da televizyonda izlediğimiz film ve dizilerde de aynı şey
olmuyor mu? Demek ki ilgi çeken ve beğenilen unsurlar bunlar.
Ama ‘Juliet’in Şalı’ndaki üç genç öyle düşünmüyor. Ertesi gün
girecekleri Shakespeare sınavı için hazırlanmaya çalışırken oyunların
sonunun hep karamsar olduğunu fark edip bu durumu değiştirmeye karar
veriyorlar. Amaçları, karakterleri bir araya toplayıp sonu mutlu biten yeni
bir oyun yazmak.
Olaylar klasik bir öğrenci evinde geçiyor. Oyunun ana karakterleri
olan üç gencimiz; çapkın ve tembel Hakan, babasının kararlarına uyma
zorunluluğu ve kendi idealleri arasında cebelleşen Ahmet ile çalışkan ve
yardımsever kız Özgen.
Özgen ertesi günkü sınav için
“Hiç çalışmadım, şöyle bir baktım
sadece” diyor. Okulda hangimiz
karşılaşmadık bu ‘Kapağını bile
açmadımcılarla’? Ama sınavı son
anda hatırlayan Ahmet ve Hakan’ı
kıramayarak onları çalıştırmaya
ikna oluyor. Onlara oyunları özet
olarak anlatırken, karakterler komik
bir şekilde sahnede kendilerini
gösteriyor.
Trajedi efsaneleri aynı sahnede
Sevimli üçlümüz sınavı falan
unutup yeni bir oyun yazmaya karar
42 www.mybilet.com
Belgin Elçioğlu
[email protected]
TİYATRO
verdiklerinde ise karakterleri daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz:
Efsanevi aşıklardan Romeo maço bir kimliğe bürünmüş, Juliet ise onun
gölgesinde oldukça saf bir kız haline gelmiş. Danimarka Prensi Hamlet
neşeli bir karaktere bürünmüş, can dostu katip Horatio ise eşcinsel olarak
resmedilmiş. Orijinal oyunda ‘kambur, topal ve zorba’ biri olarak tasvir
edilen Kral III. Richard, ‘Juliet’in Şalı’nda enikonu şirin bir şahsiyete
dönüşmüş. Romeo ise Juliet’i unutup ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın güzel
Helena’sının peşinden koşmaya başlıyor.
Romeo ve Juliet’in Hamlet tarafından intihardan vazgeçirilmesi,
üçlümüzün oyunu yazma denemeleri, Hamlet’in tarihe geçme çabaları,
Richard’ın yeni oyundaki rolünü beğenmeyip bunu engellemek için
entrika çevirmeye çalışması gibi konular, oyunun olay örgüsünde yer
alan komik unsurları beraberinde getiriyor. Yazılan bu yeni oyunda
Shakespeare karakterlerine sıradan insan rollerinin verilmesinin amacını,
Özgen’in sözleri açıklıyor: “İnsanlar tiyatroya tabii ki kendi günlük
karmaşalarından sıyrılmak için gelirler; ama bu, uzak hayatların büyüsüyle
olabileceği gibi sıradanlıklarının gizemiyle de olabilir. Çünkü zamanla
anlıyoruz ki, çoğu güzellik aslında dilsizdir, “Ben buradayım” diye
bağırmaz. Önemli olan, onu görebilecek gözlere sahip olmak.”
Bu yazara dikkat: Hatice Gökçin Köksal
‘Juliet’in Şalı’, Mitos-Boyut Yayınları’nın 2007’de gerçekleştirdiği ve
yalnızca Gençlik Oyunlarının katıldığı 2’nci Oyun Yazma Yarışması’nda
Başarı Ödülü kazanmış bir oyun. Yazar Hatice Gökçin Köksal oyunu
yazma sürecinde kaç yaşındaydı bilemiyorum ama ödülü aldığı sırada
22 yaşındaymış ve bu oyun tiyatro alanındaki ilk çalışması olmuş.
Oyunu sahneye kazandıran ise Müjdat Gezen Tiyatrosu oyuncularının,
Mimar Sinan Sinema-Televizyon
mezunlarının bir araya gelmesiyle
oluşmuş Genç Kafa.
Güncel karakterlerle karikatürize
Shakespeare karakterlerini bir
araya getiren oyun, araya dozunda
serpiştirilen esprilerle gayet eli yüzü
düzgün, gerçekten güldüren bir
komedi haline gelmiş. Diğerlerinin
yanı sıra özellikle Horatio ve Kral
III. Richard tiplemeleri çok başarılı.
Burada eleştirilebilecek tek şey,
oyunda adeta bir tür ‘yardımcı
oyuncu’ gibi kullanılan ‘müzik
seti’nin sesinin bazen aşırı düzeyde
yükselmesi.
Benim Barış Manço Kültür
Merkezi’nde izlediğim ‘Juliet’in
Şalı’, çeşitli mekanlarda
sahnelenmeye devam ediyor.
43 www.mybilet.com
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
OYUN: JULIET’İN ŞALI
EKİP: Genç Kafa
YAZAN: H. Gökçin Köksal
YÖNETEN: Cengiz Okuyucu
OYUNCULAR:
Hakan: İzzet Başlak
Ahmet: Uğurcan Keleş
Özgen: Ezgi Dila Göklü
Romeo: Ali Yiğit San
Juliet: Burçin Işık
Hamlet: Mehmet Baran Erdoğan
Horatio: Orkun Sevinç
Richard: Ali Rıza Kara
Helena: Rabia Tutal
SES TEKNİSYENİ: Caner Öztürk
IŞIK TEKNİSYENİ: Gökhan
Pirinççi
TİYATRO
Arzu Sarı ile Kahve Molası
TİYATRO DEYİNCE
AKLIMA BİLET GELİR
Twitter’ın fenomen karakteri Hayat
Felsefesi’nin yazarı olarak tanıdığımız,
radyo programcısı ve stand-up şov
sanatçısı Emre Tuncer, Kahve Molası
köşesi için MyBilet okurlarıyla buluştu.
1
Sizce sanat dalları içinde her sanat dalının bir
rengi olsaydı, tiyatronun rengi ne olurdu?
Elbette mavi olurdu. Öyle ki, kimi zaman
gündüzün açıklığını taşıyan, kimi zaman gecenin
koyusuna gizlenen, kimi zaman güneşle gülümseyen,
kimi zaman da yağmurla ağlayan bir gökyüzü; bazen
durgun, bazen de dalgalı bir deniz… Hayatın her
demini içinde saklayan; mavinin her tonunda farklı bir hangisi?
tat taşıyor gibi.
Komedi Dükkanı - Arkadaşım Hoş geldin.
2 Tiyatroda hangi türü tercih edersiniz?
7 Tiyatroyu sinemadan ayıran en önemli fark ne
Genel olarak komedi.
sizce?
3 Eğer bir tiyatro oyunu için sahneye çıkacak
Tiyatroda kamera seyircinin gözleridir ve her seyirci
olsanız bu hangi oyun ve hangi karakter olurdu?
tek açıdan yani kendi açısından görür. Sinemada ise
Aslına bakarsanız tek kişilik bir gösteri sergiliyorum
yönetmenin gösterdiği açılardan bakar, onun seçtiğini
ve bu dönme dolap dünyadaki bir garip Emre Tuncer’i seyredersin.
eğlenceli bir şekilde resmediyorum. Bir yandan da
8 Eğer bir oyunu istediğiniz an dijital ortamda
geleneksel medya ve sosyal medya ile ilgili bilgiler
seyretme imkanınız olsaydı, hangi oyun
aktarıyorum. Yani heybemde biriktirdiğim, bana dair
başucunuzda olurdu?
hikayeleri paylaşıyorum ve bundan büyük keyif
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
alıyorum.
9 Tiyatro deyince aklınıza gelen ilk şey
4 Sizce tiyatro ağlar mı güler mi?
nedir?
Bence tiyatro duygu terazisidir.
Bilet
Bir tarafında gülmek, bir tarafında
10 Başarılı bulduğunuz tiyatro sanatçıağlamak… Bu sebeple an gelir ağlar
ları kimler?
tiyatro, an gelir güler.
Aslında birilerini sanki daha iyiymiş gibi
5 İlk izlediğiniz tiyatro oyunu
öne çıkartmak diğerlerine haksızlık olacak
hangisi?
ama Selçuk Yöntem, Erkan Can, Ali SürmeBir Demet Tiyatro
li, Vahide Perçin gibi isimleri gördüğümde
Arzu Sarı
6 Son izlediğiniz tiyatro oyunu
[email protected] biraz daha dikkat kesildiğim doğrudur.
45 www.mybilet.com
MAGAZİN
Kırmızı Gözlüklü Kız
[email protected]
SON SARIŞIN BOMBA
Bazılarının ‘modern zamanların Marilyn
Monroe’su’ dediği Kate Upton, tıpkı MM
gibi sinemada yükselmek için elinden geleni
yapıyor. 21 yaşındaki süpermodel, ülkemizde
Mayıs ayında gösterime girecek olan ‘The Other
Woman’ adlı komedi filminde Cameron Diaz ve
Leslie Mann ile birlikte başrolde. Bu üç kadın,
birinin kocası, diğer ikisinin sevgilisi olan
Mark’ın onları aynı anda ‘idare ettiğini’
öğrendikten sonra çok iyi arkadaş olup intikam
için harekete geçiyor.
MODACILARIN BAYRAM GÜNÜ
Kate Upton
2014 Oscar Ödül Tören’lerinde modacılar
oyunculardan daha büyük bir yarışa
girişiyor. Bu yılda kırmızı halıda yürüyenler
birbirinden şıktı. Çeşitli listeler olsa da, Metro
dergisinde yer alan listeye göre en öne çıkanlar,
Armani takımıyla Leonardo DiCaprio, beyaz
Matthew McConaughey, Jared Leto ceketli Matthew
McConaughey,
‘Sınırsızlar
Kulübü’ndeki rol
arkadaşı Matthew’la
anlaşmış gibi beyaz
ceketi tercih eden
Jared Leto, ‘kötü
adam’ Benedict
Cumberbatch ve
klasikten şaşmayan
Bradley Cooper
gibi isimler oldu.
47 www.mybilet.com
MAGAZİN
Alek Wek
HAYATINI DEĞİŞTİREN BRAD
PITT DEĞİL ALEK WEK
Jennifer Lawrence, Lupita Nyongo
Bu yıl ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ Oscar’ını alan, ’12 Yıllık Esaret’in
güzel yıldızı Lupita Nyong’o, Jennifer
Lawrence Oscar’ını isteyince şakasına
dahi tahammül edemedi. Essence dergisinin geleneksel Hollywood Kadınları
töreninde konuşan Lupita “Tenimin
renginden dolayı insanlar benimle alay
eder dururdu. Her gece dua ederdim
sabah uyandığımda rengim açılmış
olsun diye. Her sabah da düş kırıklığına
uğrardım” diyen Nyong’o, Sudan asıllı
İngiliz süpermodel Alek Wek’i görene
kadar kendi güzelliğinin de farkına
varmamış.
“SEVGİYİ KÖPEĞİMDEN ÖĞRENDİM”
TÜRKİYE’NİN ÇİFLİK HARİTASI DOĞAL
HAYATA DAVET EDİYOR
Tatil veya hafta sonunu şehirlerin gökdelenlerinden
uzakta bir çiftlikte, üstelik doğal beslenerek geçirme
fikri kulağınıza nasıl geliyor? 2002’den bu yana
faaliyetlerini sürdüren Buğday Ekolojik Yaşamı
Destekleme Derneği’nin Türkiye’de ekolojik tarımı
teşvik etmek için oluşturduğu TaTuTa (Tarım,
Turizm, Takas) projesi kapsamında gittiğiniz
çiftliklere işgücü, bilgi ve/veya tecrübe sunarak
katkıda bulunabilir ya da sadece konaklayarak mali
desteğinizi aracısız olarak onlara iletebilirsiniz. Bilgi
için: http://www.bugday.org/bugdaygil/Tatuta/
Şu sıralar ilk bebeğini bekleyen ünlü oyuncu
Kerry Washington’ı rol aldığı ‘Scandal’ dizisinin setinde
geçtiğimiz günlerde ailesi ve tabii ki köpeği ziyaret
etti. Josephine
Baker (Josie)
isimli Shorkie
cinsi köpeğini
çok seven 37
yaşındaki oyuncu
bir röportajında,
“Onun sayesinde
şu anda daha bir
sevgi doluyum”
demişti. Josie
de 31 Ocak’ta
kendi Twitter
hesabından
‘annesinin’
doğum gününü
kutlamış ve onun
için “bir köpeğin
sahip olabileceği
en iyi anne”
demişti.
Kerry Washington
48 www.mybilet.com
KÜLTÜR - SANAT
MİYAZAKİ’YE VEDA Ü
İÇİN TEK ADRES:
BAŞKA SİNEMA
50 www.mybilet.com
nlü anime ustası Hayao Miyazaki,
sinemaya veda filmi ‘Rüzgar
Yükseliyor’ (The Wind Rises) ile
bu kez Japonya’nın İkinci Dünya
Savaşı’na girişini konu ediyor!
Uluslararası prömiyeri Venedik
Film Festivali’nde gerçekleştirilen
film, New York ve Boston Film
Eleştirmenleri Birliği tarafından yılın
en iyi animasyon filmi seçilmiş ve yine
aynı dalda Altın Küre Ödülleri’ne
ve Oscar’a aday gösterilmişti. Savaş
karşıtı tavrıyla Japonya’da milliyetçi
kesim tarafından ağır eleştirilere
maruz kalan film, İkinci Dünya
Savaşı’nda kullanılan Mitsibushi A6M
Zero avcı uçaklarının tasarımcısı Jiro
Horikoshi’nin hayatını anlatıyor.
‘Başka Sinema’ bünyesinde vizyona
girecek film; Kadıköy Moda Sahnesi,
Beyoğlu Pera, Levent Metrocity
Cinema Pink, Ankara Büyülü Fener
Kızılay ve Bursa Cinetech Korupark
sinemalarında izlenebilecek.
KÜLTÜR - SANAT
LE DİV4S İSTANBUL’DA
A
ndrea Bocelli’nin sanat dünyasına
kazandırdığı dört İtalyan
sopranodan oluşan ‘Le Div4s’
Türkiye’deki ilk konserini ‘8 Mart
Dünya Kadınlar Günü’ haftasında
İstanbul’da gerçekleştiriyor! Şef
Hakan Şensoy yönetimindeki
Filarmoni Orkestrası ve Devlet
Senfoni Orkestrası Korosu eşliğinde
gerçekleştirilecek konserin tüm geliri
şiddet mağdurlarına destek veren Acil
Yardım Hattı’na aktarılacak. Dünyaca
ünlü grubun konseri 7 Mart Cuma
akşamı saat 20.30’da Zorlu Center
Performans Sanatları Merkezi’nde.
TÜRKİYE’NİN DAĞLARI BU SERGİDE
D
KADIKÖY SÜREYYA’DA
GENÇLİK MÜZİKALİ
İ
stanbul Devlet Opera ve Balesi
(İDOB), bu yılki repertuvarına
gençlik müzikallerini de dahil ediyor!
İlk kez 20 Nisan’da seyircisiyle
buluşan ‘Mozart Küçük Dâhi’ isimli
oyun, büyük bestecinin yaşamından
yola çıkarak dehasını, sanata olan
sevgisini ve müzik tarihine bıraktığı
ölümsüz yapıtları anlatırken; gençlere
çalışmanın ve üretmenin benzersiz
bir örneğini de sunuyor. Çocuk ve
genç seyircilere hitap eden temsil, 9 ve
23 Mart Pazar günleri saat 12.00’de
Kadıköy Süreyya Operası’nda.
ağ Kültürü
Derneği
tarafından bu
yıl dokuzuncusu
gerçekleştirilen ‘Dağ
Filmleri Festivali’
dağ ve doğa bilincine
dikkat çekerek doğa
kültürü alanında
önemli bir boşluğu
doldurmayı amaçlıyor. Festival kapsamında kitap sergileri,
söyleşiler ve ödüllü yarışmalar dışında doğa fotoğrafı konusunda
uzman birçok fotoğraf sanatçısının yer aldığı ‘Doğaya Dokun’
adlı bir sergi de gerçekleşiyor. Sanatseverleri Türkiye’nin çeşitli
yerlerinde çekilmiş kareler eşliğinde farklı bir yolculuğa çıkarmayı
amaçlayan sergi, 25 Mart’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde
ziyaret edilebilecek.
DT’DEN HÜZÜNLÜ BİR HİKAYE
T
uncay Özinel’in yazdığı ve Göksel Kortay’ın yönettiği ‘Nice
Yıllara’ isimli oyun ilk kez Devlet Tiyatroları Sahnesi’nde!
İzleyenleri bir hüznün
hikayesine tanıklık ettirecek
oyun; 60 yaşını geçmiş, işsiz
ve parasız kalmış bir tiyatro
oyuncusunun kendi başına
verdiği doğum günü partisini
anlatıyor. 7 Mart’ta prömiyeri
gerçekleşen temsil, 8-9 Mart
SİTEYE
tarihlerinde Küçük Sahne’de.
GIT
İNTERNET
GİŞESİ
51 www.mybilet.com
7
R
A
M
VİZYONDAKİLER
T
300: BİR İMPARATORLUĞUN YÜKSELİŞİ
(300: RISE OF AN EMPIRE)
F
rank Miller’ın grafik romanı Xerxes’ten uyarlanan ve nefes kesen bir
görsellikle anlatılan ‘300 Spartalı’nın devamı olan bu filmde mücadele
karadan denize taşınıyor. ‘300: Bir İmparatorluğun Yükselişi’, ilk filmden
sonra Pers ordusunun güneye doğru ilerlemesini ve Artemisia’nın Salamis
Savaşı’nı anlatıyor.
Türü: Aksiyon, Fantastik
Süre: 102 dakika
Yönetmen: Noam Murro
Oyuncular: Sullivan Stapleton, Eva Green, Lena Headey
BİZUM HOCA
Y
aşadığı yerde herkesin akıl danıştığı Bizum Hoca, şen şakrak bir
Karadenizlidir. Cemaatine, dinde iyi ahlaklı ve vicdan sahibi bir
insan olmanın, en az ibadet etmek kadar önemli olduğunu öğütler.
Ancak cemaatin içinde Bizum Hoca’nın bu söylediklerine katılmayanlar
da vardır. Bizum Hoca’nın imamlığı sona erip de yeni imam Ekrem
Hoca’nın gelmesiyle her şey değişecektir.
Türü: Komedi
Süre: 100 dakika
Yönetmenler: Serkan Acar, Yılmaz Okumuş
Oyuncular: Cezmi Baskın, Levent Ülgen, Serhat Özcan
ÖMER (OMAR)
F
ilm, İsrail istihbaratıyla kedi fare oyununa giren ve aşkı uğruna ölümü
bile göze alan Filistinli bir delikanlının hikayesini ele alıyor. Duygusal
ve genç bir fırıncı olan Ömer, aynı zamanda sevgilisi uğruna ağır sınavlar
vermek zorunda olan bir özgürlük savaşçısıdır. Gizli aşkı Nadia’yı görmek
için istihbaratın kurşunlarından kaçmaya alışıktır. Fakat işgal atındaki
Filistin ne aşkı, ne de sert bir direnişi kaldıracak durumdadır.
Türü: Dram
Süre: 94 dakika
Yönetmen: Hany Abu-Assad
Oyuncular: Adam Bakri, Leem Lubany, Waleed Zuaiter
53 www.mybilet.com
7
R
A
M
VİZYONDAKİLER
T
SİLSİLE
A
merika’dan yeni dönen Cenk eski aşkı Ece’yle buluşur ve onu kaldığı
eve davet eder. Evde bulundukları sırada, aralarındaki küllenmiş aşk
yeniden alevlenir. İkili birden evde yalnız olmadıklarını fark eder. Bir
hırsızlık girişimi olur. Hırsızlığı, ardından işlenen bir suç takip eder. Ece
gider, Cenk’in yakın arkadaşı Faruk gelir. Bu üç kişi, hem birbirlerinden
sakladıklarıyla, hem de bir suçla baş etmeye çalışır. Ancak bu düşündükleri
kadar kolay olmayacaktır.
Türü: Dram, Gerilim
Süre: 105 dakika
Yönetmen: Ozan Açıktan
Oyuncular: Nehir Erdoğan, Tardu Flordun, İlker Kaleli
MAVİ DALGA
B
alıkesir’de yaşayan Deniz, üniversiteye hazırlanmakta ve başka bir
şehirde okumanın hayalini kurmaktadır. Yakın dostları Esra ve Gül’le
ortak bir ideali paylaşmaktadırlar. Deniz bir gün, kıymetli bir tablonun
yanmasından sorumlu tutulur. Ergenlik sorunlarından bunalırken bir de
bu olay tuz biber ekmiştir. Aynı dönemde ülke çapında yaşanan doğal gaz
sıkıntısı Balıkesir’i de etkiler. Bir süre sonra Deniz yaşadığı sıkıntılarda
yalnız olmadığını fark edecektir...
Türü: Dram
Süre: 97 dakika
Yönetmenler: Zeynep Dadak, Merve Kayan
Oyuncular: Onur Saylak, Ayris Alptekin, Barış Hacıhan
KUŞLAR ŞEHRİNDE MACERA (ZAMBEZIA)
G
enç şahin Kai, aşırı korumacı olan babası Tendai’nin gözetimi altında
yaşamaktadır. Babası evine yakın yaşamasını istese de Kai’nin hayali
özgür olabilmektir. Bu hayal, Zambezia adlı kuş cennetine giden kuş
sürüsüne katılmasıyla birlikte gerçek olur. Burası daha önce şahit olmadığı
türde bir cennettir. Ancak kendisini bekleyen olaylardan bihaber olan
Kai, geçmişiyle yüzleşecek ve dahil olduğu bu toplulukla birlikte şehri için
savaşacaktır.
Türü: Çizgi Film, 3 Boyutlu
Süre: 83 dakika
Yönetmen: Wayne Thornley
Seslendirenler: Hüseyin Özay, Yekta Kopan, Pınar Erengil
54 www.mybilet.com
14
R
A
M
VİZYONDAKİLER
T
ZAMAN MAKİNESİ 1973
B
aba Ali Rıza ölünce, miras bıraktığı onca şeyden oğlu Tolga’ya kala
kala bir Anadol STC 16 kalmıştır. Tolga arabaya binip gaza bastığında
birden havaya yükselir ve ne olduğunu anlayamadan kendini bir plajda
bulur. Bu tuhaf olay sonrasında arabayı tamire götürür; fakat insanlar
giyiminden konuşmasına kadar yaptığı her şeyi garip karşılamaktadır.
Tolga’ya da her şey tuhaf gelmeye başlamıştır ki, o sırada bir şey fark eder:
Artık bulunduğu yılda değildir!
Türü: Komedi, Fantastik
Süre: 109 dakika
Yönetmen: Aram Gülyüz
Oyuncular: Gürgen Öz, Seda Bakan, Ersel Şibil
SADECE SEN
G
örme engelli Hazal ile eski bir boksör olan Ali’nin yolları sürpriz bir
şekilde kesişir. Ali’nin aşkı, karanlığa mahkum olan bu genç kıza büyük
bir umut olur. Kader onları aşkla birleştirir. Ancak Ali’nin kötü geçmişi
ikisinin de bilmediği bir gerçeğin ortaya çıkmasına sebep olur. Ali, Hazal
için hayatını tehlikeye sokacak bir oyunun içine girer. Aşkı uğruna girdiği
bu mücadele yine onların kaderini belirleyecektir.
Türü: Dram, Romantik
Süre: 105 dakika
Yönetmen: Hakan Yönet
Oyuncular: İbrahim Çelikkol, Belçim Bilgin, Kerem Can
BAY PEABODY VE MERAKLI SHERMAN:
ZAMANDA YOLCULUK (MR. PEABODY & SHERMAN)
E
n dahice icadı olan Wabac makinasını kullanan Bay Peabody ve evlatlık
oğlu Sherman, zamanda yolculuk yaparak dünyayı değiştiren olayları
ilk elden izlerler. Kendilerini tarihi tamir etmeleri ve dünyayı kurtarmaları
gereken bir yarışın içinde bulurlar.
Türü: Animasyon, Macera, Aile
Süre: 92 dakika
Yönetmen: Rob Minkoff
Seslendirenler: Yekta Kopan, Cem Arıca, Ecem Uzun
55 www.mybilet.com
14
R
A
M
VİZYONDAKİLER
T
KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN
(ALLACCIATE LE CINTURE)
E
lena, Fabio’yla iki senedir nişanlı olmasına rağmen Antonio ile yasak aşk
yaşamaktadır. Öte yandan, Antonio da Elena’nın en yakın arkadaşının
sevgilisidir. Aradan 13 yıl geçer, artık Elena ve Antonio evlidir ve iki
çocukları vardır. Üstelik Fabio ile kurdukları iş yolunda gitmektedir.
Ancak bir gün her şey tersine döner. Bu yaşamda artık ne pişmanlıklara,
ne de insanı sınırlayan önyargılara yer olacaktır...
Türü: Komedi, Dram
Süre: 110 dakika
Yönetmen: Ferzan Özpetek
Oyuncular: Kasia Smutniak, Francesco Arca, Filippo Scicchitano
RÜZGAR YÜKSELİYOR (THE WIND RISES)
U
çaklara bir hayli ilgili olan Jiro, uzman bir uçak tasarımcısı olmanın
hayallerini kurar. En büyük idolüyse, bu alandaki tanınmış uzman
Caproni gibi olabilmektir. Jiro, bir süre sonra önemli bir kurumun uçak
departmanına girmeyi başarır. Kabiliyeti zamanla patronlarının da ilgisini
çeker ve onu tasarım yapma konusunda özgür bırakırlar. İkinci Dünya
Savaşı başlamak üzeredir ve Jiro’nun hayatında birçok şey değişecektir.
Türü: Animasyon, Dram
Süre: 126 dakika
Yönetmen: Hayao Miyazaki
Seslendirenler: Hidetoshi Nishijima, Keiko Takeshita,
Jun Kunimura
KÖKSÜZ
B
abasının ani ölümüyle dünyası başına yıkılan Feride, evde baba
rolünü üstlenmek zorunda kalır. Anne Nurcan, çaresizce kızı Feride’yi
kaybettiği kocası yerine koymaya, kardeşi İlker ise sorumluluğun Feride’ye
verilmesinden iyice rahatsız olup ailesinden uzaklaşmaya başlar. Diğer
yandan ise en küçükleri Özge’nin yalnızlıkla mücadelesi tüm hızıyla
devam etmektedir. Feride’nin bu ağır yükten kurtulmak için verdiği karar,
herkesin kaderini değiştirir. Türü: Dram
Süre: 81 dakika
Yönetmen: Deniz Akçay Katıksız
Oyuncular: Ahu Türkpençe, Lale Başar, Savaş Başar
56 www.mybilet.com
14
R
A
M
VİZYONDAKİLER
T
NEED FOR SPEED: HIZ TUTKUSU
(NEED FOR SPEED)
B
abasının ölümünün ardından kalan borçları temizleyebilmek için
var gücüyle çalışan Tobey, hafta sonlarını otomobil yarışlarında
geçirmektedir. Büyük düşmanı Dino, Tobey’den dünyanın en hızlı
Mustang’ini yapmasını ister. Tobey de borçlarını ödeyebilmek için teklifi
kabul eder. Yeni bir yarış hazırlığı başlar ve bu yarış bir ölümle sonuçlanır.
Dino suçu bir şekilde Tobey’nin üstüne yıkar. Tobey ise, iki yıl sonra
intikam hırsıyla geri döner.
Türü: Aksiyon, 3 Boyutlu
Süre: 130 dakika
Yönetmen: Scott Waugh
Oyuncular: Aaron Paul, Imogen Poots, Dominic Cooper
DURSUN ÇAVUŞ
1
973 yılında Adıyaman’da yaşayan Dursun Çavuş, postacılık
yapmaktadır. Oğlu Abuzer, Belediye Başkanı Reşat’ın kızına aşıktır.
Reşat aynı zamanda da ağadır ve adamları Dursun’un peşini bir türlü
bırakmaz. Dursun Çavuş çektiği bu sıkıntılar yüzünden, intikam almak
için belediye başkanlığına adaylığını koyar. Seçim kampanyası için sıra
dışı yöntemler dener. Ağa da rakibini yarış dışı bırakmak için planlar
yapmaktan geri durmaz. Acaba Adıyaman Belediye Başkanlığını kim
kazanacaktır?
Türü: Komedi
Süre: 98 dakika
Yönetmen: Ali Engin
Oyuncular: Turan Özdemir, Perihan Savaş, Sinan Bengier
BÜYÜK USTA (THE GRANDMASTERS)
D
övüş sanatlarına ilgi duyan insanlar, eğitim almak için profesyonel
dövüşçüleriyle ünlü olan Foshan'a gelmektedir. Ünlü dövüş ustalarının
dövüş sahnelerinde tam konsantrasyon gerekmektedir. Dövüşler sona
erene kadar içeride bulunan kişilerin dışarıyla olan tüm bağı kopar ve
zorlu bir süreç başlar. Son derece alçakgönüllü bir dövüş sanatçısı olan,
Bruce Lee ve onun gibi birçok efsane dövüşçüyü yetiştirmiş IP Man de
bunlardan biridir...
Türü: Biyografi, Aksiyon, Dram
Süre: 130 dakika
Yönetmen: Wong Kar-Wai
Oyuncular: Tony Leung Chi Wai, Zhang Ziyi, Chang Chen
57 www.mybilet.com
MEDYA SPONSORLARI
Download

Oscar - MyBilet