UNUTMAK KOLAY
DEMİŞTİN,
ALIŞIRSIN DEMİŞTİN.
YETER Kİ BİZDEN
İSTEME,
UNUTMADIK SENİ…
Stj. Av. Fadime GÜNGÖR
96 Hukuk Gündemi | 2014/1
V
edasını etmeden gitmek yakışmazdı Barış Çelebi’ye. Bu yüzden olsa gerek “elveda” dedi ve kış yağmurlarıyla bir gün göçtü gitti… En
uzun yolculuğuna… Barışa hasret zamanlarda “Barış” adıyla İstanbul
Moda’da başladığı dünya yolculuğunu tamamlayıp bizlere elveda derken
artık o uzun saçlı, uzun bıyıklı görünümü ile gönüllerimize yerleşmiş adam
gibi bir adamdı. Barış ağabeydi, Barış kardeşti, gönül köprüleri kurmuş
“Barış Elçisi”ydi, Barış Çelebi’ydi…
Dolu dolu geçen elli altı yıllık bir ömür… Bir röportajda, üç cümleyle
özetleyecek olsanız Barış Manço kimdir, şeklinde yöneltilen bir soruya
“Özetleyemem ama gerekiyorsa Barış Manço şarkı söyler, ikincisi çocuk
programı yapar, üçüncüsü dünyayı gezer.” diyerek yanıtlar. Evet, bu adam
bunları yapar ama nasıl yapar? Özetlenemeyecek nokta tam da burası.
Kolay değildir gönüllere girip tebessümle yâd edilmek. Ne yaptı bu adem
ki çokların “Barış abisi” oluverdi? Şöyle ifade eder kendini Barış Manço “Ben
taraf olmadım ya da taraf olduysam da sadece ‘insanın’ tarafında oldum.
7’den 77’ye bu ülkenin tüm insanlarına aynı gözle baktım ve hepsini sevdim. Hep sizin şarkınızı söyledim.” Evet, onun anahtarı sevgiydi. İnsanı
sevmek… Ayırmadan, sınıflandırmadan, gencinden yaşlısına, Türkiye’den
Japonya’ya herkesi kucaklayabilmesiydi onun farkı.
Barış Manço’yu müziğinden ve sanatından ayırarak anlatmak mümkün
değil. Dönemin Türk sanat müziği sanatçısı olan annesi Rikkat Uyanık’ın
etkisiyle olsa gerek, henüz iki yaşındayken başlar şarkı söylemeye küçük
Barış. 15 yaşında ise amatör olarak müzik hayatı başlar. Galatasaray Lisesinde kurduğu “Kafadarlar” grubu, sonrasında Harmoniler ve çıkarılan üç
kırkbeşlik… Böylece girdiği müzik yaşamı ve Mançolu zamanlar… 1963’te
üniversite eğitimi için gittiği Belçika’dan 70’lerin başında dönüş yapar ve
Fuat Güner, Mazhar Alanson ile “Kaygısızlar” adlı müzik gurubunu kurar.
Uzun saçları, uzun bıyıkları, yüzükleri ve otantik kıyafetleri ile hafızalarımızda yaşayan “Barış Ağabey” haliyle çıkar karşımıza.
Kimine göre bu görünümü tercih etmesinin sebebi Belçika’dayken
geçirdiği trafik kazasının izlerini yok etmek, kimine göre o yıllarda uzun
saçlı olan Erkin Koray hayranlığı, kimine göre de sadece kendi isteğiydi.
Bunlar bir yana, onu şahsına münhasır haliyle tanıdık, sevdik. Çıkardığı
2014/1 | Hukuk Gündemi 97 onun 45’liği “Dağlar Dağlar” ile altın plak ödülünü
kazanır. Ardından gelen kendi çizgisini oluşturduğu başarı dolu yıllarda iki yüzden fazla bestenin,
sayısız ödülün, plaketin, unvanın da sahibi olur.
Manço, Galatasaray Lisesi ve Belçika Kraliyet
Akademisini bitirmiştir. Kendi deyişi ile otuz sene
Fransızca konuştuğundan yüzünü hep Batı’ya
dönmüş izlenimi vermekte ise de, özünden kopmadan kendine özgü bir yol çizmiş ve yıllar boyu
yolundan ayrılmamıştır. Müziğini ifade ederken
“20.yy.da yaşamış ve o yüzden 20. yy a damgasını
vurmaya çalışan bir Türküm. 20.yy.ın Türk müziğini
yapıyorum.” demiştir. Yine müziğini “Etnik Kökenli
Rock Müzik” ve “Ağır Türk Müziği” olarak ifade
eder. Köken olarak yaptığı müzik çoğunlukla halk
müziği ile ilişkilendirilse de, onun müziği Anadolu
türküleri, doğu ezgileri ve çağdaş batı müziğinin
harmanıdır. Bu nedenle de onu belirli bir coğrafya
ile ilişkilendirmek doğru olmaz. Onun benliğinde
sınır kavramı olmadığı için kendi deyimi ile “parçalarında Türk’ün tarihinde nefes aldığı her coğrafyadan parçalar bulabilirsiniz.” O “ben benim ve
bende olanı anlatacağım” diyerek yaptığı müziğe
kendi misyonunu yüklemiştir. Kendisini toplumla
diyalog kuran bir iletişim aracı olarak görür ve
misyonunu şöyle ifade eder; “ Ben bir şarkıcı olarak
gelmedi, dünyaya düşüncelerimi aktarmak üzere
geldim. Gün geldi şarkı söylemekle oldu, gün geldi
televizyon programında bir çocuğun başını okşamakla, gün geldi güney kutbunda penguenlerle
konuşmakla, gün geldi Ekvator’da suyun nasıl
döndüğünü aramakla. Şimdi insan en iyi kendini
bilir her şeyden önce. Ben de bildiğim kadarı ile
kendimi anlatmaya çalıştım. Kendimde doğru
olduğuna inandığım şeyleri aktarmaya çalışacağım insanlara.” Öyle de yapar Barış Ağabey. Arifane
edasıyla durur bakar bu ibret tablosuna ve hala
kafa salladığımız tespitleriyle, öğütleriyle bizlere
ses verir. Bazen ağlama değmez hayat der, bazen
de güzel sevmeyene adam denir mi? diye sorar.
Bazen bu dünya da haklı haksız karışmış diye sitem
eder, bazen de altı üstü beş metrelik bez için boşa
geçmiş ömre yaşam denir mi diyerek düşünceye
sevk eder bizleri. Bazen de; “…ve sen kayaların
oğlu bu taşı toprağı bir arada tutacaksın” diyerek
98 Hukuk Gündemi | 2014/1
görev verir bizlere. Amaç ulaşmaktır onun için,
gerisi ise teferruattır.
Ve 7’den 77’ye… Onun bizleri bağrına bastığı bizim ise onu daha bir sevdiğimiz zamanlar.
Büyüklerin dünyasından bir perde aralayıp “…
hey çocuklar!” der zamanın biz küçüklerine…
Tutuşturur elimize mikrofonu, söz hakkı verir,
adam sayar bizi. Öyle ya biz onun adam olacak
çocuklarıydık. Sonra çocuk olurdu bizimle, şarkılar söylerdik birlikte, sohbetler ederdik… Onun
gözüne girmek için dişlerimizi fırçalar, ıspanak
yer, uslu birer çocuk olup annelerimizin sözünü
dinlerdik. Ama gün geldi “Bana müsaade çocuklar” deyiverdi, “ Hey çocuklar!” dediği gibi… Ne
adam olacak çocuklarını ihmal etti ne de büyüklerini unuttu. İkinci kahvaltısını yaptırdı yaşlılara.
Velhasıl kelam değişik bir adamdı Manço, yaptığı
her şeyi amacına hizmet ettirmeyi başarmış araçla
amacı karıştırmamıştır. Onun derdi insandı, yüreklere giden yolu bulmaktı. Bu yüzden zaman geldi
Barış Çelebi oldu taktı bizi de ardına… Önce dere
tepe Türkiye’yi gezdik sonra bilmediğimiz diyarları
keşfe koyulduk… O gösterdi biz izledik, o anlattı
biz dinledik. Koca devletlerin yapamadığını yaptı,
Japonya’dan Avrupa’ya, Mısır’a gönül köprüleri
kurdu, milyonlarca insana ulaştı. Dahası gönüllere
yerleşti. Böylece sadece 20.yy.a değil kendinden
sonraki zamana da damgasını vurmayı başardı.
Bunları yaparken elindeki tek şey mangal gibi
yüreğiydi ki oda kâfiydi zaten.
Vakit geçti… Bize elveda diyeli 15 koca yıl oldu
Barış Ağabey. Adam olacak çocukların büyüdü,
adam olmuş çocukların yaşına yaş kattı. Maalesef
tarih tekerrür etti ve senin değerin de senden sonra
anlaşıldı. Onun da söylediği gibi insan ancak isminin anılmadığı gün, ölmüş ve unutulmuş sayılır.
Barış Manço için bunu söylemek ne mümkün; Şarkıları hala dilimizde, ezgileri kulağımızda, tespitleri
hala geçerli. Tek gayretim gelecek kuşaklarca yad-ı
cemil edilmek demiştin, şimdi seni yad-ı cemil
ediyoruz Barış Ağabey… UNUTAMADIK SENİ…
KAYNAKÇA
www.barismancorockdernegi.org
www.barismancomix.com
Çoktan uçmuş güvercin
Tahta masam devrilmiş
Can dostum Çoban uykuda
Tatlı komşu Ayşe teyze
Emekli Salih öğretmen
Hepinize, hepinize elveda…
Gözlerim kurşun gibi ağır ağır kapanacak bu gece.
Elveda…
Barış Manço
HATIRLATMA: Barış Manço sağlığındayken bir Barış Manço Müzesi kurmayı çok istemiş ancak
ne yazık ki bu isteğini gerçekleştiremeden aramızdan ayrılmıştır. Şimdi ise İstanbul Moda’da vaktiyle oturduğu köşk müzeye çevrilmiş ve Manço’nun gizli dünyası hayranlarına açılmıştır.
Belki bir gün misafiri olmak istersiniz…
Download

unutmak kolay demiştin, alışırsın demiştin. yeter ki