SELCUK
AVCI
AVCI ARCHITECTS
116
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ BİR TREND OLARAK ALGILAYAN MİMAR VE MÜHENDİSLER
OLDUĞUNU BİLİYORUZ. BU ALGI NE YAZIK Kİ İŞVERENLERİ DE YANLIŞ
YÖNLENDİRİYOR. SÜRDÜRÜLEBİLİR DÜŞÜNCE TARZI TABİİ Kİ BİR TREND DEĞİL,
KAÇINILMAZ BİR SONUÇ. BUNUNLA BU GÜN BAŞA ÇIKAMAZSAK YARIN, ARTIK
ÇOK GEÇ OLSA BİLE, MECBUREN BAŞA ÇIKMAMIZ GEREKECEK. BU KİTLESEL
EĞİTİMİMİZ VE ANLAYIŞIMIZLA İLGİLİ BİR ŞEY.
117
1961 yılında doğan Selçuk Avcı AVCIARCHITECTS’in kurucusu, Londra ve
İstanbul’da yerleşik olan URBANISTA Gayrımenkul Danışmanlık Şirketi’nin
kurucu ortağıdır. 1989 yılında kendisine ait ilk özel şirketi Hoxton
Londra’da AVCI JURCA ARCHITECTS adı altında kurdu ve sonrasında
İstanbul, Budapeşte ve Belgrad’da yerleşik olan multidisipliner bir
tasarım öncüsü stüdyoya dönüştürdü. Konut sektörü, ticari sektör,
ofisler, perakende, sanat, spor, hava alanı tasarımı, sağlık hizmetleri
ve yüksek eğitim kurumları alanlarına yönelik çok çeşitli programların
tasarım ve idaresinde birçok kişisel deneyime sahiptir.
Yürüttüğü uygulamalar uluslararası ve ulusal sayısız ödül kazanmış ve
çalışmaları birçok dergide yayınlanmıştır. Bunlardan en dikkate değer
olanı şirketi AVCI (JURCA) ARCHITECTS’in “İngiltere’nin 50 En İyi Genç
Şirketi Rehberi”nde yer almasıdır. AVCI’nın tasarım direktörü olarak 1989
yılında Avrupa Birliği Enerji Tasarruflu Mimari Yarışmasında ilk ödülünü
kazanmış ve ECD Mimarlık’ta tasarım direktörü iken yaptığı projeler ile
1998 yılında RIBA Bölgesel Ödülü’nü almıştır.
Kasım + Aralık 2013
E K O L O J İ K YA P I L A R
&Y E R L E Ş İ M L E R
DERGİSİ
SELÇUK AVCI
Yeşil, sürdürülebilir, ekoloji gibi kavramlar
son yıllarda hayatımıza yoğun olarak
girdi ve farklı mecralarda bir çok şekilde
tartışılıyor. Sürdürülebilir mimarlık kavramı
da günümüzün trend konularından bir tanesi.
Mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu
ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz? Ülkemizde
yapılan çalışmalarda bu kavramların
özümsendiğini, doğru algılandığını ve
uygulandığını düşünüyor musunuz?
SADECE PUAN ALMAK
VE SERTİFİKA ALMAK
YETERLİ OLMAMALI.
ALINAN PUANLARIN
SONUÇTA VARILAN
KABULLERE GÖRE
SIKI BİR ŞEKİLDE
DENETLENMESİ
118
GEREKİYOR ÇÜNKÜ
SIKLIKLA SERTİFİKA
ALMIŞ BİNALARIN
TAKİBİNDE VAAT
EDİLENLER
YAPILMIYOR VE BİR
İTİRAZ GELMEDİĞİ
SÜRECE SERTİFİKALAR
KAYBEDİLMİYOR.
Mimarlığın sürdürülebilir boyutundan
bahsettiğimizde zaten ekolojik boyutunu da kabul
etmiş oluyoruz. Aslında artık ekolojik değil de esas
olarak sürdürülebilir yapılaşmaktan bahsetmek
daha doğru çünkü sürdürülebilirlik her şeyi içine alan
sihirli bir kelime. Bu yüzden evvela konuyu baştan
doğru açmak amacıyla iyi bir tarif ile başlasak iyi olur.
Sürdürülebilirlik üç ana eksende değerlendirilmeli:
Ekolojik, Etik, Ekonomik. Sürdürülebilir bir ürünün
ortaya çıkması ilk andan itibaren bu üç faktörün
sürece dahil edilmesine bağlı.
Ekolojik eksenin ne olduğu ve bunu yönlendiren
etkenlerin neler olduğu artık yaygın olarak biliniyor.
Sürdürülebilirliğin Ekonomik boyutunu hayal
etmek de zor değil: bir yapıya biçilen ekonomik
değer günün şartları ile sınırlı kalmadan gelecek
senaryolarını da hesaba katar ve gelecek nesillerin
ihtiyaçlarını da düşünerek yapılırsa sürdürülebilir
olur. Dolaysı ile gayrimenkul yatırımlarının uzun
soluklu yatırımlar olduğunu iyi anlamak gerekir.
Mesela iyi bir örnek olarak günümüzde işlevlerini
yitirmemiş tarihi binalardan söz edebiliriz. Örneğin
ofisimizin yer aldığı yapı için yapılan ilk yatırım 120
sene evvel yapıldı ve hayatı boyunca tadilatlardan
geçerek bugüne kadar kullanıldı ve muhtemelen
daha yıllarca kullanılacak. Bu demektir ki o zamanın
yatırımcıları, mimarları ve inşaatçılarının büyük
ihtimalle dönemin daha uzun vadeli kalite anlayışına
uygun olarak yaptıkları bu yapı bugünün koşullarına
da ayak uyduruyor. Bu kararlardan en önemlileri bir
yandan estetiği, öte yandan da esnekliğiyle ilgili.
Dolayısıyla sürdürülebilirliğin ekonomik boyutundan
bahsederken sadece harcanan paranın miktarından
bahsetmemek gerekir.
Sürdürülebilirliğin etik boyutu ise bir yapının kent
yaşamına, sahiplerine ve kullanıcılarına yaşam
döngüsü boyunca sağlayacağı sosyolojik ve
psikolojik etkenlerdir. Trend tabiri ise bu noktada
tehlikeli bir yaklaşım. Sürdürülebilirliğin geçici bir
moda olduğunu ima ederek aslında sürdürülebilirlik
Kasım + Aralık 2013
kavramı ile en temelde çelişiyor. Sürdürülebilirliği
bir trend olarak algılayan mimar ve mühendisler
olduğunu biliyoruz. Bu algı ne yazık ki işverenleri de
yanlış yönlendiriyor. Sürdürülebilir düşünce tarzı
tabii ki bir trend değil, kaçınılmaz bir sonuç. Bununla
bu gün başa çıkamazsak yarın, artık çok geç olsa
bile, mecburen başa çıkmamız gerekecek. Bu kitlesel
eğitimimiz ve anlayışımızla ilgili bir şey.
Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için önemli
bir arena denilebilir. Konut sektöründeki hızlı
gelişim sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi
tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat
olsa da, kamusal ve işyeri binalarının bu
gelişimi biraz geriden takip ettiğini söyleyebilir
miyiz? Bu bağlamda mimaride sürdürülebilir
tasarım aşamalarından bahsedebilir misiniz?
Türkiye için konut ve kamusal binalar arasındaki bu
ayrım doğru olabilir. Genel olarak konut girişimciler
tarafından hızlı gelir getiren elverişli bir yatırım
olarak algılandığı için sektör daha hızlı büyüyor ve
gelişiyor. Dolayısı ile konut binalarında daha sıklıkla
sürdürülebilirlik düşünülmeye başlandı denilebilir.
Fakat eğer bunu Dünya çapındaki gelişme açsından
soruyorsak konut ya da kamusal binalar arasında
Dünya da bir fark olduğunu düşünmüyorum. Hatta
kamu binalarında yenilikçi fikirler daha egemen
ve daha yönlendirici denilebilir çünkü yükler daha
yoğun ve işleyiş daha karmaşık.
Sürdürülebilir tasarım aşamaları eğer daha evvel
bahsettiğim gibi üç ana eksen olan Ekolojik, Etik,
Ekonomik bağlamlar etrafında dönüşürse, Etik
bağlamda mimar evvela istenilen yapının mevkiini
sorgulamalı. İyi bir örnek mesela Sulukule kentsel
dönüşüm projesi, ya da Taksim meydan projesi
benzeri hassas projeler. Bir mimar bu mesuliyeti
yükleniyorsa etik olarak bazı projelerde işvereni
yönlendirerek “böyle olursa ben yokum” bile
diyebilmeli. Bunu her mimar yaparsa o zaman
işverenlerin projelerini sorgulaması sağlanabilir.
Tabii ki bu cana yakın bir örnek olduğu için bundan
bahsediyorum, çünkü Türkiye’de sürdürülebilirlik,
sadece ekolojik eksende ele alınıp binalara akıllı bina
sıfatı kazandırılarak sağlanabilecek bir kavram gibi
ele alınıyor. Halbuki tam aksine Sürdürülebilirliğin
Etik ve Ekonomik boyutu yapıtı şekillendiren ve
konumlandıran en önemli etkenler olabilir.
Bunun dışında tabii ki ekolojik tasarımın büyük
ölçekten küçük ölçeğe kadar bir çok katmanları var,
bunu açıklamak amacıyla çizdiğimiz enteresan bir
diyagramı sizinle paylaşıyorum burada.
İnşaat yöntemlerinin rasyonalizasyonundan
sağlanacak ekonomik tasarruflar ile, yapıdan
kaynaklanacak sağlık sorunlarının daha
baştan oluşmamasının yaratacağı ekolojik
tasarrufları karşılaştırmak konusunda ki
düşünceleriniz nelerdir? Buna göre doğru bina
yapım yöntemleri sizce nasıl olmalıdır?
Yapıda kullanılabilecek ekolojik malzemelerin
çok açık kaynakları var ve kolayca araştırılabilir,
ama mesele sıhhatli binalar yapmak ise bunun
bir çok boyutu var. Bir açıdan hava kalitesi, doğal
hava ile temas olup olmaması, yeterli gün ışığı
alması, malzemelerin kasten alerjik reaksiyonlar
yaratmaması gibi baz kriterler var. Fakat işin
enteresan tarafı eğer bir mimar tasarımını
gerçekleştirirken ekolojik tasarrufları düşünürse işin
doğasıyla doğal kaynaklara doğru yönlendirildiği için
bu yönde düşünmek zaten daha sağlıklı yapılara yol
açıyorlar.
Bence tek bir doğru yapım yöntemi diye bir şey söz
konusu olamaz. Bu yerine göre değişen bir şey. Bir
yerde beton tünel kalıp kullanmak çok iyi bir fikir
olabilir, başka bir yerde ahşap modüler sistemler
kullanmak daha iyi olabilir, başka bir yerde çelik
daha doğru olabilir. Önemli olan toplamda kavramın
bütünleşik bir şekilde gelişmesi ve ana kavramı
destekliyor olması.
Yapıların çevreci ve insan sağlığına uygun
olabilmesi için mevcut sertifika sistemlerinden
birine sahip olmaları yeterli midir? Asıl hedefin
sertifika almak olmaması için sizce neler
yapılabilir?
Asıl maksat tabii ki sertifika almış olmak olmamalı,
ama eğer bir yapıt sertifika alıyorsa ve hakikaten o
sistemin kurallarına uygun davranıyorsa o zaman bir
şeyleri doğru yapıyor demektir. Sertifika sistemleri
bu atılımların derecesini ölçümlendirip mukayese
etmek için üretildi ve piyasada projeler arasında bir
ayrıcalık olmasını sağladı. Buraya kadar bence çok iyi.
Fakat tabii ki bu sistemler süistimal edilmeye açık ne
yazık ki. Sadece puan almak ve sertifika almak yeterli
olmamalı. Alınan puanların sonuçta varılan kabullere
göre sıkı bir şekilde denetlenmesi gerekiyor çünkü
sıklıkla sertifika almış binaların takibinde vaat
edilenler yapılmıyor ve bir itiraz gelmediği sürece
sertifikalar kaybedilmiyor.
Ayrıca sertifikalar yapıları estetik açıdan
değerlendirmezler. Sertifikalı bir yapı mimari estetik
açıdan iyi bir tasarım olmayabilir. Türkiye’de
119
maalesef tasarım açsından iyi diyebileceğimiz
sertifikalı binalar nadir olduğu için mimarları ve
işverenleri bu konuya heveslendirmek zorlaşıyor.
Genel algıda ekolojik bir yapının çatısının eğik,
üstünde güneş panelleri olması bir şart, bir çok
mimar bu kısıtlamalardan nefret eder. Oysa artık düz
döşenebilecek güneş panelleri de yüksek verimlilikle
çalışıyorlar. Fakat isin önemli tarafı sürdürülebilirliğin
güneş panellerinin çok ötesinde bütünsel bir
yaklaşım gerektiriyor olması ve tasarımın bunun çok
önemli parçası olduğu.
Sertifikasyonun katkısı bir kalite kontrol mekanizması
olması. Her iyi tasarlanmış bina muhakkak her
hâlükârda en düşük seviyede puan alsa bile
sertifikasyon alabilir. Bunun önemi süreç sırasında
sertifikasyonun getirdiği kriterler mimarı kendini
sorgulamaya yönlendiriyor, tabii ki özellikle eğer
prosedür tasarımın başlangıç noktasında baslarsa.
Son yıllarda gündeme gelen ‘akıllı kent’,
‘akıllı bina’ gibi kavramlarda kullanılan ‘akıl’
terminolojisi sürekli gündemimizde. Yapı
planlayan, kenti kurgulayan bir mimar olarak,
insan ‘aklı’ ile kent ‘aklı’ sizce nasıl paralellikler
göstermeli ya da nasıl paradokslar gösteriyor?
E K O L O J İ K YA P I L A R
&Y E R L E Ş İ M L E R
DERGİSİ
SELÇUK AVCI
sistemler de var. Mesela Almanya’da “Temperierung
Sistem” denilen metotla binaların iç ve dış
yapısına müdahale etmeden pasif iklimlendirme
sistemleri kurulabiliyor. Bu sistemi biz Almanya’da
tarihi bir müze binası projesinde uyguladıktan
sonra İstanbul’da bir Hamam Renovasyon /
Müze projesinde önerdik. Tabii ki karşılaştığımız
ilk problem sistemin Türkiye’de uygulaması
bulunmadığı için burada ispat edilebilir bir sistem
olmaması. Maalesef modelleme yaygın olarak
kullanılmadığı için bu tip analizleri yapamıyoruz
ve dolayısıyla mühendislerimiz de bu gibi yenilikçi
fikirlerin arkasında durmakta zorlanıyorlar.
Hammaddesi ahşap, toprak ve saz gibi doğal
yapı malzemeleri artık çağdaş teknolojiler
ile üretiliyor. Bunların piyasaya kabulü
konusunda ne düşünüyorsunuz?
120
Türkiye Meteahhitler Birliği Binası
BİZLER DE
TÜRKİYE’DE
BİR YEREL
SERTİFİKASYON
SİSTEMİNİ ŞU ANDA
ÜRETMEKTEYİZ, VE
ÇEDBİK’İN KONUT
SERTİFİKASI
ÖNÜMÜZDEKİ
ŞUBAT 2014
ZİRVESİNDE
PİYASAYA
SUNULACAK.
Dış ve iç etkenlere karşı algısı olan ve bu algıları
bilinçli bir şekilde kullandıran sistemlere akıllı
denilebilir. Bu sistemler elektromekanik kontrollü
sistemler olabileceği gibi şartlara karşı değişik etkiler
gösteren malzemeler ve yapısal özellikler de olabilir.
Bu açıdan mesela bir mekândaki nemi emen bir
maddeye de akıllı diyebiliriz, binanın içinde belirli
kriterlere göre bir kapağı açıp kapayan elektronik
alete de akıllı diyebiliriz. Akıllılık bir çeşit sorgulama
ve yorum sonucunda bir seçimi kastediyor. Bu tip
akıllı aletler veya malzemeler her ölçekte kullanılabilir
fakat bunu bir insan aklıyla mukayese etmek bence
bu aşamada çok doğru olmaz. Fakat akıllılık ve bu
akıllılık sonucunda bir mekânın karmaşık bir şekilde
ortama müdahale etmesi sadece bir teknoloji
meselesi ve zaman geçtikçe hem mekanlar hem de
şehirler daha da akıllı olacaklar.
Bizi tek düşündüren şey bu akıllılığın ne zaman
otonom bir şekilde kendi kendini yönlendiremeye
başlayacağıyla ilgili bir mesele. Sonuçta su anda
bina ya da şehirlerde akıl, bilgisayarlar kontrolüyle
becerilen bir şey fakat zaman içerisinde insan
beyni gibi artık kendi egemenliğini hissetmeye
başladığı anda is kopmuş olacaktır. Bu konuda dikkat
gerekiyor, çünkü sonuçta insan aklı sadece bir mantık
isi değil ayni zamanda hislerin de içine girdiği bir şey.
Bu sayımızın dosya konusu “biyolojik iç mekan
kalitesi”. İnsanın biyolojik ve ruhsal sağlığını
kaçınılmaz bir şekilde belirleyen iç mekanlara
dair -toksinler, radyasyon, nem, hacim
gibi kalite kriterleri bakımından- genel bir
değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Türkiye bence bu konuda çok muhafazakar bir piyasa.
Bu gibi malzemeler ne kadar daha mantıklı, dayanıklı
ya da ekolojik olsalar da evvela kullanıcıya bunu kabul
ettirmek büyük bir mesele, kaldı ki belediyeler ve
yönetmelikler de işi kolaylaştırmıyorlar. Bir arkadaşım
adalarda kendisi için sıklaştırılmış topraktan ev
yapmak istemişti fakat belediye bunu yönetmeliğe
uyduramadığı için tabii ki toprak duvarları arkadan
beton duvarlarla güçlendirmesi gerekti. Oysa yaratıcı
bir mühendis eğer serbest bırakıldığı taktirde buradan
çok güzel bir örnek proje çıkarabilirdi. Bu yüzden
bu gibi malzemelerin burada tutunabilmesi için
Türkiye’nin yerleşmiş kalıpları yıkması hatta bir çağ
atlaması gerekiyor.
Ama bunların hepsi bir yana Türkiye ne kadar
zor bir piyasa olsa da ben gelecek için iyimserim.
Sürdürülebilirlik mesajı ancak son 5/6 sene
içerisinde tam olarak oturmaya başlamasına
rağmen ve hızla taban kazanıyor. Bunun en iyi
göstergelerinden biri sertifikasyon için sunulmuş
ve sertifika alma olasılığı yüksek olan proje sayısının
son sene içerisinde 250 ye yaklaşmış olması.
Sadece sertifikasyon deyip de geçmememiz
gerekir. Bizler de Türkiye’de bir yerel sertifikasyon
sistemini şu anda üretmekteyiz, ve ÇEDBİK’in Konut
Sertifikası önümüzdeki Şubat 2014 Zirvesinde
piyasaya sunulacak. Şimdiden bir çok pilot proje
sıraya girmeye başladı. Sanırım bu düşünce akışı
artık önüne geçemeyeceğimiz bir gelişme. Bence
geleceğimiz parlak...
121
İç mekan kalitesi ihtiyaç kriterlerine göre tanımlanan
bir şey. Bir evin iç hacmi ile bir laboratuvar binasının
iç hacmi arasında büyük bir fark olur doğasıyla ama
her hâlükârda insanların kullandığı mekanlarda ayni
mekan kalitesini tutturmak hepimizin ideali olmalı.
Yani temiz hava, gün ışığı, doğayla yakın temas vs.
vs. gibi. Bizim açımızdan bu baz kriterleri en doğal
yöntemlerle ve harcadığımız enerjiyi ve çevreye
zararımızı minimize ederek elde etmek önemli.
Mevcut bir bina her koşulda sürdürülebilirlik
ilkelerine göre revize edilebilir. Burada
ekonomik / ekolojik verim dengesi sizce
nasıl olmalı? Aynı şekilde sürdürülebilir
teknolojilerin tarihi yapılara adaptasyonunda
nasıl bir yol izlenmeli?
Tarihi yapılar çok ayrı ve problematik bir alan. İç ve
dış yüzeylerinin hiç bir şekilde etkilenmemesi ve
değişmemesi söz konusuysa isimiz çok daha da
zorlaşıyor tabii ki ama bunun için geliştirilmiş özel
Türkiye Meteahhitler Birliği Binası
Kasım + Aralık 2013
E K O L O J İ K YA P I L A R
&Y E R L E Ş İ M L E R
DERGİSİ
Download

haberi indir - AVCI Architects