DANIŞTAY YAYINLARI NO: 84
DANIŞTAY VE İDARİ
YARGI GÜNÜ
145. YIL
SEMPOZYUMU
10 MAYIS 2013
ANKARA
DANIŞTAY TASNİF VE YAYIN KURULU
Başkan
Üye
Üye
Üye
: Kamuran ERBUĞA
: Enver KAYA
: Fethi ASLAN
: Bekir SÖZEN
Danıştay İkinci Daire Başkanı
Danıştay Üyesi-Genel Sekreter
Danıştay Birinci Daire Üyesi
Danıştay Dokuzuncu Daire Üyesi
DANIŞTAY TASNİF VE YAYIN YÜRÜTME BÜROSU
Başkan
Genel Sekreter Yardımcısı
Tetkik Hakimi
: Enver KAYA
: Doç. Dr. Fikret ERKAN
: Yusuf ALTINTAŞ
Yayın İşleri Müdürü
: Yüksel ÖZDEMİR
Yazışma Adresleri
. Yayınlarla ilgili konularda Danıştay Başkanlığı Yayın İşleri Müdürlüğü
Tel : 0 312 253 20 48
. Üniversiteler Mahallesi Dumlupınar Bulvarı No: 149 Eskişehir Yolu 10. Km.
Çankaya / ANKARA
. Danıştay ve İdari Yargı Günü 145. Yıl Sempozyumu Kitabı, Danıştay
Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı tarafından bastırılmıştır.
Danıştay ve İdari Yargı Günü 145. Yıl Sempozyumu
. Danıştay Yayınları No: 84
. Basım: Şubat 2014 / Danıştay Matbaası
2
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
İÇİNDEKİLER
Sayfa
Danıştay Başkanı Hüseyin KARAKULLUKCU’nun
Sempozyum Açış Konuşması
5
Danıştay Başkanvekili Zerrin GÜNGÖR’ün
Oturum Açış Konuşması
7
Christian VIGOUROUX
Fransız Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
9
Prof. Dr. Bülent OLCAY
Türk Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
15
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri
21
Doç. Dr. Murat YANIK
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
29
Tartışmalar
57
Danıştay Genel Sekreteri Mustafa KÖKÇAM’ın
Sempozyum Kapanış Konuşması
69
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
3
4
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Sempozyum Açış Konuşması
Hüseyin KARAKULLUKCU
SEMPOZYUM AÇIŞ KONUŞMASI
Hüseyin KARAKULLUKCU
Değerli Meslektaşlarım,
Sevgili Konuklar,
Danıştay’ın kuruluşunun 145’inci Yıldönümü ve “Danıştay ve İdari
Yargı Günü” etkinlikleri kapsamında düzenlemiş olduğumuz sempozyuma
hoş geldiniz, Danıştay ve idari yargı mensupları adına hepinizi
selamlıyorum.
Değerli Meslektaşlarım,
Türkiye’nin yeni bir Anayasa yapma sürecinde olduğu ve devlet
yapımızın her yönüyle tartışıldığı şu günlerde bugün itibarıyla 145 yaşında
bulunan Danıştay'ın devlet yapısı içindeki yeri de açık bir dille olmasa da
tartışılmaktadır. Bu durum bizlere bu sempozyumla birlikte idarenin eylem
ve işlemlerinin yargısal denetimini yapan ve gerektiğinde bir danışma
organı olarak görev yapan Danıştay'ın insan haklarını ön planda tutan
modern bir devlet için ne kadar önemli olduğunun ortaya konulması için
bir fırsat vermiştir. Adli ve idari yargıya ait yüksek mahkemelerin tek bir
çatı altında yeniden bir araya getirilmesinin getireceği yararların somut
olarak neler olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Bunun için yargı
ayrılığı ve yargı birliğini uygulayan devletlerin bu ayrıma niçin gittiğinin
açıklanması gerekir.
Bilindiği gibi Osmanlı Devletinde 1837 yılında Meclis Vala-yı Ahkamı
Adliye adıyla tek bir çatı olarak kurulan yüksek mahkeme, idare hukukunun
doğup büyüdüğü ülke olan Fransa'dan örnek alınması suretiyle bundan
tam 145 yıl önce 10 Mayıs 1868 tarihinde temel olarak günümüzde geçerli
bulunan yargı ayrılığı sisteminin doğmasına sebep olacak şekilde ikiye
ayrıştırılarak Şura-yı Devlet kurulmuştur ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
bağımsızlığını ilan ederek kurulması ile birlikte hukuk devletinin tesisinde
en güçlü yardımcı organ olan Danıştay’ın görevini sürdürmesi sağlanmıştır.

Danıştay Başkanı
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
5
Sempozyum Açış Konuşması
Hüseyin KARAKULLUKCU
İdare hukuku, kökleri Roma hukukuna dayanan özel hukuktan ayrı
olarak kısıtlı sınırlar dışında kesin olarak sınırlarının belirlenmesinin zor
olduğu, gün geçtikçe değişen çağa göre değişen yönetim anlayışına göre
gelişen bir hukuktur. Bu nedenle daha çok içtihatlara bağlı bir hukuk dalı
olmuştur.
Özel hukukta bile uzmanlaşmaların çeşitlenerek çoğaldığı
günümüzde, gerçek ve tüzel kişilerden daha fazla hak ve yetkileri elinde
bulundurarak kamu gücü ayrıcalıklarını kullanan devletin taraf olduğu
uyuşmazlıklarda, yaşanan dönemde geçerli olan yönetim ilkelerini
gözetmek durumunda olan idare hukukunu sürekli canlı tutmaktadır ve bu
durum davalı tarafın hemen hepsinde devletin olduğu bir hukuk dalının
özel hukukta yapılan uzmanlaşmadan daha öte bir uzmanlık gerektirdiği
aşikardır.
Kıymetli Meslektaşlarım,
Bu bakımdan, 145 yıllık bir köke sahip olan Danıştay’ın kuruluş yıl
dönümü nedeniyle düzenlenen bu sempozyumda adli ve idari yargı
ayrımının devlet ve toplum için getirdiği yararların tartışılarak kamu
hukuku ve özel hukuk ayrımının devam ettiği bir devlette bu ayrımın
kaldırılmasının sonuçlarının gösterilmesinin insan haklarını ve hukukun
üstünlüğünü her geçen gün daha üst seviyelere çıkarma hedefini gözeten
ve bu sayede eskiye göre daha uygar bir toplumun oluşmasını amaçlayan
yeni Anayasa çalışmalarında yargı kurumlarına ilişkin yapılandırma
düşüncelerini aydınlatacağını düşünüyorum.
Yargı birliğinin olduğu ülkelerde kamu hukuku - özel hukuk ayrımı
yoktur, ancak bizim gibi Kara Avrupasına dahil ülkelerde varolan bu ayrım
nedeniyle idari yargı adli yargıdan farklı bir sistem olarak ortaya çıkmıştır.
Sevgili Konuklar,
Sempozyumun tam bir bilgi şöleni haline gelmesi ve idari yargı
mensuplarının katılımının sağlanması için yine davetiyeleri tüm idari yargı
teşkilatına gönderdik ve hakimlerimizin yoğun katılımını arzuladık. Bunun
ortak hareket etme adına önemli olduğunu düşündük.
Sunum yapmak suretiyle bu önemli sempozyuma katkı sunacak
konuşmacılara, siz değerli katılımcılara, özellikle Avrupa’dan gelen saygın
dostlarımıza ve Ankara dışından gelen idari yargı mensuplarına teşekkür
ediyor, saygılarımı sunuyorum.
6
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Oturum Açış Konuşması
Zerrin GÜNGÖR
OTURUM AÇIŞ KONUŞMASI
Zerrin GÜNGÖR
Sayın Başkanım, Saygıdeğer Konuklar, Kıymetli Meslektaşlarım,
Danıştay’ımızın 145. Kuruluş Yıldönümü ve Danıştay ve İdari Yargı Günü
nedeniyle düzenlediğimiz sempozyuma hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla
selamlıyor ve oturumu açıyorum.
Değerli konuşmacılarımızı kürsüye davet ediyor ve sizlere tanıtmak
istiyorum. Sayın Christian VIGOUROUX, Fransız Danıştay’ı Rapor ve
Araştırma Bölüm Başkanı. Sayın Profesör Doktor Bülent OLCAY, Danıştay 8.
Daire Üyesi. Sayın Doktor Ulrich MAIDOWSKI, Almanya Federal İdare
Mahkemesi Hâkimi. Sayın Doçent Doktor Murat YANIK, İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı.
Buyurunuz efendim.
Sempozyumda idari yargının gelişim yönü, karşılaştırmalı hukukta
Danıştay uygulaması konuları anlatılıp tartışılacaktır. Her bir sayın
konuşmacımız için öngörülen süre 20 dakikadır. İlk iki konuşmacımızın
konuşmalarını tamamlamalarından sonra saat 14:50’de 20 dakika kadar bir
aramız olacak, aradan sonra diğer iki konuşmacımızın konuşmalarını
tamamlamalarından sonra da saat 15:50’de 1 saatlik tartışma bölümüne
geçilecektir.
Sayın Başkanım, Saygıdeğer Konuklar, Kıymetli Meslektaşlarım,
Anayasamızın 2. maddesinde “Hukuk Devleti İlkesi” Cumhuriyetimizin
niteliklerinden biri olarak sayılmıştır. Hukuk devletinin nihai amacı; adaletli
bir devlet oluşturmak, temel hak ve özgürlükler bakımından huzur ve
güven içinde yaşayan bir toplumu inşa etmektir. Adaletli devlet anlayışı,
güçlünün zayıfı ezmediği, toplumsal uzlaşı ve barışın sağlandığı, haklının
hakkını aldığı, suçlunun ise cezasını çektiği bir anlayıştır. Adaletli bir
devlette ideolojik dayatmaların, çıkar gruplarının ve güç odaklarının
egemenliği söz konusu olamaz. Bizatihi adalet devletin amacı, temeli ve
hakimidir. Hukuk devletinde idareye tanınan hiçbir yetki sınırsız olmayıp
idare yetkisini hukuk kurallarına uygun kullanmak zorundadır. İdarenin her

Danıştay Başkanvekili
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
7
Oturum Açış Konuşması
Zerrin GÜNGÖR
türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu vurgulayan
Anayasamızın 125. maddesi bu zorunluluğun anayasal kanıtıdır. Yine
Anayasamızın 10. maddesinde öngörülen “Kanun önünde eşitlik” ilkesi
idarenin yetkisini kullanırken uymak zorunda olduğu hukuk kurallarının en
önemlilerinden biridir. İdare, idare edilenler yönünden hak yaratırken ve
külfet getirirken bu ilkeye uygun davranmakla yükümlüdür. Daha açık bir
ifade ile hem aynı durumda olan her bir bireye hukuk normunun aynı
şekilde uygulanması hem de birey ile kamu idaresi arasında da bu anlamda
bir ayrım yapılamaması, güçlü olan kamu kudretinin haklı olan bireye karşı
kullanılmamasıdır.
Özetle hukuk devletinin mevcudiyeti için idarenin de bir birey gibi
hukuk ile kayıt altına alınması gerekmektedir, zorunludur. Hukuk
devletinin, varlığını idare hukukunun doğuşu ve gelişimine borçlu olduğu
bilinmektedir. Hukuk devleti ilkesinin birinci ve en önemli koşulu “idarenin
kanuniliği” ve “yargısal denetimi” olarak tanımlanmaktadır. Hukuk devleti
ilkesinin gerçekleştirilmesi çabalarının ilk aşamasını bilindiği gibi idarenin
yargısal yoldan denetlenmesi amacıyla Tanzimat Döneminde 1868 yılında
Şura-yı Devlet’in kurulması oluşturmuştur. Daha sonra Danıştay adını alan
Şura-yı Devlet’in yüksek mahkeme kimliği kazanarak idarenin hukuka
uygun davranmasına katkı sağlaması Cumhuriyet döneminde olmuştur.
Danıştay’ın ülkemizin gerçeklerini ve geleceğini de gözeterek hukuk
yaratıcı rolüyle; Türk idare hukukuna, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti
ilkesinin gelişmesine ve evrensel hukukun benimsenerek uygulanmasına
olumlu katkılarının artması dilek ve umuduyla sözlerime son veriyorum.
Sözü, “Fransız Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi” konulu tebliğini
sunmak üzere Sayın VIGOUROUX’ya bırakıyorum. Buyurunuz lütfen.
8
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Fransız Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Christian VIGOUROUX
FRANSIZ DANIŞTAY’I VE YARGI İÇİNDEKİ ÖNEMİ
Christian VIGOUROUX
Teşekkür ederim, Sayın Başkan. Ayrıca, davetinden ötürü, Sayın
Danıştay Başkanına da teşekkür etmek istiyorum. Bugün bu toplantıya
katılıp bir tebliğ sunmak, Fransız Danıştay’ı için bir onur ve memnuniyet
teşkil etmektedir. Kısaca altı konudan bahsedeceğim:
1) İdari yargının genel teşkilatlanması,
2) Yargı ayrılığı,
3) İdari yargı ile Danıştay’ın geçmişi,
4) Uyuşmazlık Mahkemesi,
5) Fransız idari yargı sistemi: Gerçek bir yargı örneği,
6) Her geçen gün kendisini yenileyen bir yargı.
1) İdari Yargının Genel Teşkilatlanması
Fransa’nın anayasal sisteminde, dokuz üyeli bir Anayasa
Mahkemesi mevcuttur. Bununla birlikte, Fransız adli sistemi, bir Yargıtay
Mahkemesi, 36 İstinaf Mahkemeleri ile 161 birinci derece (Bidayet)
mahkemelerden oluşmaktadır. Fakat idari sistemde, bir Danıştay, 8 İdari
İstinaf mahkemeleri ile 42 birinci derece (Bidayet) idari mahkemeler
bulunmaktadır. Toplamda, Fransa’da 1.300 idari yargıç ve 8.500 adli yargıç
görev yapmaktadır. Diğer Avrupa ülkelerinden daha az sayıda yargıca
sahibiz. İdari yargıç ile adli yargıç arasında görev paylaşımını kolaylaştırmak
için de, hususi bir mahkememiz bulunmaktadır, o da Uyuşmazlık
Mahkemesidir.
2) Yargı Ayrılığı
Avrupa Birliğine üye 27 Devletten 15’inde, yargı ayrılığı söz
konusudur, yani ayrı ayrı idari yargıç ve adli yargıçlar mevcuttur. Bu durum,
Fransa’da tamamen ve geniş çapta ülke tarihinin bir ürünüdür. Bazı
denemelere rağmen, yargı ayrılığını her zaman muhafaza ettik. Bunun
nedeni belki de Fransa’da idari yargıcın bağımsızlığı hiç bir zaman ihtilaf
konusu olmamasıdır. Tarihsel olarak, idari yargıç her zaman idareye yakın

Fransız Danıştay’ı Rapor ve Araştırma Bölümü Başkanı
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
9
Fransız Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Christian VIGOUROUX
olmuştur. İdareye yakın olduğu içindir ki, idareye hayır diyebilip, idarenin
kararlarını iptal veya idareyi mahkûm edebilmektedir. Böylece; Danıştay,
Cumhurbaşkanı’nın bile bir kararını iptal edebilmektedir. Şu anda
karşınızda bulunan ben, bundan 20 yıl önce, Cumhurbaşkanı’nın özel
olarak verdiği bir tayin kararını yargılamak durumunda kaldım. Danıştay
önünde, bu kararın iptal edilmesini talep ettim. Danıştay, benim görüşümle
aynı doğrultuda hareket etti, biz de Cumhurbaşkanı’nın kararını iptal ettik.
Cumhurbaşkanı’nın pek de memnun kalmadığını söyleyebilirim, fakat
Danıştay’ın kararına saygı gösterdi.
Fransa’da, adli yargıcın bağımsızlığı zaman zaman tartışma konusu
olmaktadır. Fakat idari yargıcın bağımsızlığı herkes tarafından kabul
görmektedir. İdareyi içeriden tanıdığımızdan, ayrıca çoğu Danıştay
üyelerinin uzun yıllar idare için çalıştığından dolayı, idareyi çok iyi tanıyoruz
ve bir davada bize yalan söylediğinde, genellikle anlıyoruz. İdari yargıç ile
idare arasındaki ilişkiler, bir dengede durmaktadır. Fransız Danıştay üyeliği
görevini icra ederken, hukuksallık, saygı duyulması gereken temel haklar ile
idarenin gereksinimleri arasında her zaman bir dengeyi korumak lazım. Her
zaman mevcut iki unsur göz önünde bulundurulmalıdır. İdarenin
gereksinimleri gözetilerek, temel haklar savunulmaktadır. Bu, biz
Fransızların, Hukuk Devletine şekil verme yöntemimizdir. Bir hukuk
Devletinde, bir tarafta, idarenin gereksinimleriyle işlemesi gereken bir
“Devlet”, diğer tarafta da “Hukuk”, yani temel haklar, insan hakları,
herkesin hakları var.
3) İdari Yargı İle Danıştay’ın Geçmişi
Öteden beri yargıçlara karşı kuşkuyla bakarız. Bu nedenle, Fransız
İhtilali döneminde, özel bir idari yargı sistemi oluşturduk. İlk başlarda,
ihtilal zamanında, bu yargının görevi idareyi korumaktı. Fakat Fransız tarihi
boyunca yavaş yavaş idareyi denetleyen tam bağımsız bir yargıya dönüştü.
Fransız ihtilaliyle birlikte kurulan Danıştay’ın iki görevi mevcut. Danıştay,
215 üyesiyle, her yıl on bin vakada karar vermektedir. En önemli görevi ve
en bilineni, idare ile kişiler, vatandaşlar, fakat aynı zamanda yabancılar,
şirketler arasında meydana gelen anlaşmazlıklarda karar vermektir.
Danıştay’ın ikinci görevi, kanun ve kararname projelerinin hazırlanmasında
hükümete danışmanlık yapmaktır. 2008 yılından beri, yani 5 yıldan beri,
Parlamento da, Danıştay’dan görüş bildirmesini talep etmektedir. 5 yıl
10
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Fransız Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Christian VIGOUROUX
içerisinde, Parlamento ki Fransa’da Parlamento Ulusal Meclis ile
Senatodan oluşmaktadır, 10’a yakın durumda Danıştay’dan görüş aldı.
Danıştay teşkilatı, 10 bölüme, yani 10 alt şubeye bölünmüş bir
ihtilaflar dairesi içermektedir. Bu daire, yargılamayı yapar ve en
önemlisidir. Ayrıca; teşkilat, Hükümet ile Parlamentoya danışmanlık yapan
beş idari daire ile benim başkanlığını yaptığım raporlar ve araştırmalar
dairesinden oluşmaktadır. Bu son daire; adı üstünde, hükümet için
araştırmalar yapar, hükümet’in Danıştay’a sorduğu konular hakkında da
rapor düzenler.
4) Uyuşmazlık Mahkemesi
Fransa’da yargı ayrılığı olduğundan, bazen anlaşmazlıklar söz
konusudur. Ya hem idari yargı, hem de adli yargı bir davada yetkili olmak,
ya da her ikisi de yetkili olmamak ister. Mahkemeye başvuranın, yani
vatandaşın, her daim bir yargıca ulaşabilmesi ve idari yargıç mı, adli yargıç
mı diyerek zaman kaybetmemesi için, benim de geçmişte üyesi olduğum
Uyuşmazlık Mahkemesi, 4’er Danıştay ve Yargıtay üyesiyle her ay toplanır.
Yılda, genellikle elli anlaşmazlık vakası olur. Yani, her yıl Uyuşmazlık
Mahkemesi, “bu dava, adli yargının, bu dava da idari yargının” diyerek
karar verir. Yargı ayrılığı, bu sayede vatandaşlara zarar vermeden, var
olmaya devam eder.
5) Fransız İdari Yargı Sistemi: Gerçek Bir Yargı Örneği
Bahsetmek istediğim beşinci konu, idari yargının Anayasa
tarafından kabul edilmiş olmasıdır. Fransız Anayasası, Fransız idari yargı
sisteminin bağımsızlığını ve görevini tamamen tanımaktadır. Burada söz
konusu olan dört ilke var: Birincisi, bağımsızlık; Danıştay, idari istinaf
mahkemeleri ile idari mahkemelerin yargıçları, kesinlikle azledilemez ve
tamamen bağımsızdır. 30-50 yıldan beri, hiç bir idari yargıç ne görevden
alındı, ne de cezalandırıldı. Her bir idari yargıç, Anayasa tarafından teminat
altına alınan tam bir bağımsızlığa sahiptir. İkinci olarak, yeterlilik ilkesi;
sadece, hukuki nitelikleri, herkesçe, özellikle de üniversiteler tarafından,
bilinen ve kabul edilen kişiler, idari yargıç olabilir. Üçüncü ilke henüz çok
yeni, henüz yirmi yıllık bir geçmişi var. Danıştay’ın kendisi, idari yargı
sistemini yönetmektedir, idare etmektedir. Personel, bina, bütçe, işletim
imkânları gibi sorunlar, doğrudan Danıştay tarafından yönetilmektedir.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
11
Fransız Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Christian VIGOUROUX
Genellikle, bu konuda bir espri yapılmaktadır. Danıştay Başkanı, Sayın
SAUVÉ’nin, biraz idari yargı bakanı olduğu söylenir. Bu çok önemli bir
nokta. Bundan yirmi yıl öncesine kadar, idari yargıçlar, İçişleri Bakanlığına
bağlıydı. Bakanlık, polisi, valileri ve idari yargıçları yönetiyordu.
Hatırlıyorum, yirmi yıl önce, İçişleri Bakanlığı, idari yargıçları Danıştay’a
transfer ettiği gün, çok büyük bir olay oldu. O dönemde, ben İçişleri Bakanı
özel kalem müdürüydüm. Bu nedenle, idari yargıçların Danıştay’a
transferini, Danıştay Başkanıyla ben müzakere ettim. Kendisinin, çok çetin
bir müzakereci olduğunu söyleyebilirim. Geniş imkânlar talep ediyordu.
İdari yargının özerkliği, yirmi yıl önce elde edildi. Bu çok önemli bir nokta.
Son olarak; dördüncü ilke, Danıştay kararlarının kaçınılmazlığıdır. İdare,
Danıştay tarafından verilen bir karara uymak zorundadır. Eğer, uymak
istemezse, benim başkanlık ettiğim daire, idarenin, Danıştay kararlarını
uygulaması için gerekeni yapmaktadır.
İdari yargı için bir diğer önemli husus da, 13 yıl önce, 2000 yılında
meydana getirilen, idari yargının yegâne yasası. İdari mahkemeler,
Danıştay ile idari istinaf mahkemeleri, muhakeme usullerini, üyelerin
tayinlerini, genel olarak idari yargının bütün kurallarını düzenleyen, tek bir
yasaya sahiptir. Dialarda da gördüğünüz gibi, bu yasa, 9 bölümden
oluşmaktadır. İdari yargı yasasının 9 bölümünden en önemlisi, 2000 tarihli
bu yasanın öngördüğü en büyük yenilik, acil yargılama usullerine dair
beşinci bölümdür. Acil bir durum söz konusuysa, özellikle de temel
özgürlüklerle ilgili, Danıştay iki günde yargılama yapabilir. Pazar günleri de
dahil olmak üzere, her zaman görevde bulunan yargıçlar mevcuttur. Bir
vaka temel özgürlüklerle ilgiliyse, iki günde yargılamayı bitiriyoruz. İkinci bir
yenilik de, idari yargı kararlarının uygulanmasıyla ilgili 9’uncu bölümdür.
Yasa, idarenin yargıca uymakla yükümlü olduğunu öngörmektedir.
Yine önemli bir başka husus da, özellikle de Türkiye’deki tartışmalar
göz önünde bulundurulduğunda, 1987 yılında Fransa’da idari istinaf
mahkemelerinin kurulmasıdır. Tabii ki, ne kendiliğinden, ne de kolay oldu.
Tartışma süreci çok çetin geçen bir reform yaptık. Daha önceki yıllarda,
1982 ve 1985’te, hüsranla sonuçlanan iki deneme yaşandı. 1982 yılında,
Danıştay’da yargıç sayısını artırmayı denedik, fakat başarısız olduk.
Parlamento, kabul etmedi. 1985 yılında da, ek özel daireler oluşturmayı
denedik. Parlamento, yine kabul etmedi. Son olarak 1987 yılında; Danıştay,
bölge istinaf mahkemelerinin kurulmasını teklif etti. İdareden şikâyetçi
12
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Fransız Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Christian VIGOUROUX
olan vatandaşlar, ilk önce idari mahkemelere gidiyor, sonra bir üst
mahkeme olan idari istinaf mahkemelerine başvuruyor. Eğer idari istinaf
mahkemesinin davayı iyi yargılamadığını düşünürse, ancak ve ancak o
zaman Danıştay’a başvuruyor. Fakat geçen on beş yıl içerisinde sayıları
sekiz olan idari istinaf mahkemelerinin kurulması, tam anlamıyla idari
yargıyı kurtardı. Sekiz idari istinaf mahkemesi kurmadan önce, Danıştay
çok yavaş işliyordu. Çok fazla iş yükü vardı. Otuz beş yıl önce Danıştay’a
tayin olduğum zaman, yargılama sürelerini yıl olarak düşünüyorduk, yani
bir karar ancak iki-üç yıl içerisinde verilebiliyordu. Günümüzde, yargılama
süreleri artık ay olarak hesaplanıyor. Yani artık bir karar sekiz, dokuz, on
ayda veriliyor. Hatta acil yargılama usulleri de göz önünde bulundurulunca,
yargılama süresi hafta veya gün olarak hesaplanıyor. İdari istinaf
mahkemeleri sayesinde, Fransa’da, Danıştay ile idari yargının cevap verme
süreleri bir hayli iyileşebildi.
Bununla birlikte, içtihat birliği hala korunuyor. Çünkü her bir idari
istinaf mahkemesine bir Danıştay üyesi başkanlık ediyor. Diğer taraftan,
yılda bir kaç sefer, Danıştay Başkanı, idari istinaf mahkemeleri
başkanlarıyla toplanıp, içtihatlar hakkında görüş alışverişinde bulunuyor.
Bu sayede, Danıştay tarafından teminat altına alınan, fakat 8 idari istinaf
mahkemesi tarafından da güçlendirilen, içtihat hep tek kalıyor.
6) Her Geçen Gün Kendisini Yenileyen Bir Yargı
Sunumumun son kısmına geliyorum. Önemli nokta, vatandaşa
nitelikli bir yargı sunmaktır. Danıştay’ın hedefi, her alanda vatandaşların
temel haklarını korumaktır. Geçen zaman içerisinde, basın özgürlüğü,
Fransa’da bulunan yabancıların hak ve özgürlükleri, vergi uygulamaları
veya trafik polisi gibi konularda, hep temel hakları gözeten kararlar verdik.
Bitiriyorum. Temel haklar, Danıştay için en önemli unsurdur. Bu
nedenle, sadeleştirme ve iyileştirme amacıyla, idari yargı her sene yeniden
reform edildi. Bu reformların devam edeceğini ümit ediyoruz. Önemli olan,
kullanıcıların memnun olması. 200 yıllık bir geçmişi olan Fransız Danıştay’ı
gibi bir Kurum, her daim vatandaş hukukunun hizmetinde olduğunu
kanıtlamalıdır.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
13
14
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Türk Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Prof. Dr. Bülent OLCAY
TÜRK DANIŞTAY’I VE YARGI İÇİNDEKİ ÖNEMİ
Prof. Dr. Bülent OLCAY
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkanım, Sayın Başsavcım, Sayın Müsteşarım, Sayın Daire
Başkanlarım ve Meslektaşlarım hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bugün Danıştay’ımızın kuruluşunun 145. Kuruluş Yıldönümü biraz
tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde kutlanıyor, dolayısıyla ben de
sunumumu hazırlarken daha ziyade güncel bir takım gelişmeleri Sayın
Başkanın az önce konuşmasında “pek açıkça söylenmese de” dedi, bundan
sonraki konuşmalarında “açıkça söylenmişti” diyeceğini tahmin ediyorum.
Neler yapılmak istendiğine değineceğim. Bende pek çok istatistiğin yer
aldığı bir sunum var, ama bunlar hepinizin çok yakından bildiği istatistikler.
Mesela önceki dönemden devreden dosya, açılan toplam, sonuçlanan
toplam, önceki dönemden devir vs. Bunların tamamı doğru istatistikler,
idareci arkadaşlarımdan aldığım istatistikler. Grafikler haline çevirdim,
çalıştım, sonra dedim ki bunları, hızlı geçiyorum, bunları bilmeyen yok.
Aramızda paylaştığımız şeyler. Hepimiz intranetten ve kendi aramızda
konuşurken diğer dairelerin kaç dosyaları kalmış, kaç dosyaları geçmiş
bunları biliyoruz. Bizim asıl biraz kaybettiğimiz, yoğunluktan dolayı
bakamadığımız aktüel gelişmeler var. Bunlar da bizim geleceğimizi çok
ilgilendiriyor, Danıştay’ın bundan sonraki yapısını ilgilendiriyor. Dolayısıyla
konuşulacaksa “Ört ki ölem!” şeklinde değil de doğrudan konuşulması
lazım. Tabii burada zülfüyara de çok fazla dokunmamaya gayret ettim ama
buna rağmen dokunursa da bir akademisyen olarak dokunulmuş olacak.
Danıştay üyesi kimliğimden ziyade bu konularda en azından akademisyen
kimliğimin kabul edilmesini istiyorum. Sunumda da zaten buradaki
görüşlerimin hiçbir kurumu, daha doğrusu kurumumu bağlamaz, kişiseldir
diye de ibare koydum. Ama buna rağmen sağa sola çekmek isteyenler
olursa bu konuda da ben rahatım, kalben rahatım. Verilmeyecek bir
hesabım da yok, burada Allah rızası için doğruları konuşacağım.
Şimdi burada sıkıntı şu, son dönemde yeni anayasa hazırlanırken
Yargıtay ve Danıştay biraz örseleniyor gibi hissediyorum. Bir temyiz
mahkemesi adı altında ikisinin birleştirilecek olması ve bizim karşı

Danıştay Sekizinci Daire Üyesi
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
15
Türk Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Prof. Dr. Bülent OLCAY
çıkmamıza rağmen böyle bir niyette bulunulması karşısında, aslında bir
“yargı fobisi”nin oluştuğu inancı var bende. Bundan dolayı da bu fobiyi
kırmak için aslında yargının yerinin ne olduğunu herkese daha net bir
şekilde anlatmamız gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi burada çok teorik, hukuksal ve diğer felsefi açıklamalara
girmeyeceğim, çok net, İngilizce tabirle “up to the point” şeyler
söyleyeceğim. Burada söyleyeceklerim çok özdür, özettir. Onun için de çok
uzun sürmeyecek. Diğer arkadaşlarımdan, Almanya’dan ve Fransa’dan
gelmiş olan değerli meslektaşlarımdan daha fazla istifade edebilmeniz için
tartışma bölümünde sanırım Sayın Başkanım da o şekilde düşüneceklerdir.
Onların sorularınıza cevap vermesi bakımından uzatmayacağım ve hemen
sunumuma başlıyorum.
Latince bir tabir vardır: “Primus Inter Pares” şeklinde, bu yargının
eşit erkler yasama ve yürütmeyle tabii ki yargı arasında yargının birinci
olduğunun kabul edilmesidir. Bunu kabul etmek zordur, yargıçlar bunu
anlar kabul eder ama dışarıdakilerin bunu kabul etmesi biraz zordur.
Yargının bir de kendisini yalıtması gerekiyor ki bizim hâkim arkadaşlarımız,
savcı arkadaşlarımız bugüne kadar hep böyle yapa gelmişlerdir ve bundan
dolayı da hatta “asosyal” olarak nitelendirilmişlerdir. Tabii “asiyasal” da
diyebilirsiniz! Hukuk devleti bakımından en yaşamsal konu yargının
bağımsızlığıdır. Bu bir Başkan da olsa, Cumhurbaşkanı da olsa, Başbakan da
olsa buna yargı bağlanamaz, yargıçlar bağlanamaz, bir yargıç asla Başkan’ın
adamı olamaz! Yürütmeyi oluşturan siyasal güç, içinden çıktığı yasamaya
zaten hakimdir. Meclise bakın, Meclisteki milletvekilleri aynı zamanda
bakan olabiliyorlar ve aynı zamanda hukuk yapıyorlar, yasa çıkartıyorlar,
istedikleri şekilde sizin yürütmesini durdurduğunuz, iptal ettiğiniz
yönetmelikleri bir tarafa bırakarak onun yerine kanun çıkartabiliyorlar. Bu
gerçek, bunları konuşmamız gerekiyor. Yani biz bunları söylemezsek, bizim
namımıza söyleyenler doğruyu söylememiş oluyorlar. Siyaset kazanmaya
odaklanan bir mücadeledir ama yargıda biz gerçeği ararız, adaleti
amaçlarız, usul kurallarını izleyen salt hukuksal bir süreci takip ederiz,
tartışmalarımızı da buna göre yürütürüz. Önümüze gelen dosyada bu
bunun adamıdır, bu bunun insanıdır, bu dosya şöyledir, bunun adamı böyle
diye düşünmeyiz. Objektif olarak isimleri, davacıları, davaları bile
zikretmeden… Ben iki seneyi aşkın süredir yargı içerisindeyim, daha önce
de bir adli yargı tecrübem var, bu süreç içerisinde gördüğüm,
16
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Türk Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Prof. Dr. Bülent OLCAY
arkadaşlarımın tamamen objektif kurallara ve kriterlere uyarak yargılama
yaptıklarıdır.
Hukuku siyaset belirler, az önce söyledim Meclistekiler tabii ki
seçilmiş insanlar, bizim arkadaşlarımız, insanımız. Bizim için, Türk devleti
için gerekli olan yasaları çıkartacaklar, çıkartıyorlar. Bunu onlar
belirleyecekler, bunda kimsenin şüphesi olamaz, itirazı da olmaz. Ancak
yargının bir şekilde siyasal iktidarın tahakkümüne sokularak güçler
ayrımının ortadan kaldırılması ve “keşke güçler ayrılığı olmasaydı” gibi
söylemlerin yer alması “siyasal diktatörlüktür”! Yürütme organı ve idarenin
büyük yetkiler kullanıyor olması, özerk düzenleme yetkilerine sahip
bulunması onu en etkili güç haline getirmektedir. Mesai mefhumu çok
fazla olmaz idarede, 7 gün 24 saat idare iş başındadır ve elinde icra
yetkisine sahip büyük bir kamu gücü bulundurmaktadır, silahı da vardır.
İdarenin işlemlerinin yargısal denetimi, idarenin yol açtığı zararların
giderilmesine dair uyuşmazlıkların görüm ve çözümü bizdedir. Yargı
organları hukuksal sistemi özgürce denetleyebiliyorsa çoğulcu demokrasi
anlayışının koruyucusu olan bir hukuk devletinden söz edebiliriz.
Danıştay’ın temyiz merci ve içtihatları birleştirme görevi bakımından
yüksek mahkeme olarak idarenin yargısal denetimine dair hukukun
oluşumu ve gelişiminde belirleyici bir rolü vardır, bunu göz ardı
edemezsiniz.
Anayasa Mahkemesi kurulmadan önce devlet faaliyetlerine karşı
başvurulacak tek hukuki merci olarak Danıştay’ın Türkiye Cumhuriyetinin
hukuk devleti niteliğini pekiştirmesine büyük katkıları olmuştur, bunlar
tarihi vesikalar içerisinde yer almaktadır. Danıştay’ın bütün üyeleri 1924
Anayasası döneminde Meclis tarafından atanıyordu. Yasama ile yürütme
erklerinin ayrılığı esası düşünülerek uygulanan bu yöntemin yanlışlığı
anlaşıldı, siyasal rejimin işleyişinde yürütmenin zaten güvenoyu ile yasama
çoğunluğuna -az önce bahsettiğimiz gibi- sahip olması nedeniyle bu
uygulamadan vazgeçildi. Bugünlerde bu tartışma yapılmaktadır. Bu ihtimal,
yargının iktidarların doğrudan seçeceği meslek mensuplarına sahip olması
ve yargıyı idare yanında taraf konumuna sokması tehlikesini beraberinde
getirmektedir. Cumhuriyet döneminde Şura-yı Devlet fiilen Temmuz
1927’de göreve başladı. Meclis hükümeti bu kurumdan yana tavır
koyarken o zamanki Meclis eskiden kalma bu kuruma çok sert muhalefet
etmiştir. Şura-yı Devlet diğer idari kurumların ve hükümetin bir birimi
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
17
Türk Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Prof. Dr. Bülent OLCAY
sayılmış, Büyük Millet Meclisinin altında ve onun denetimine tabi bir
makam olarak görülmüştür. Eğer aynı şekilde düşünürsek bu bir irticadır,
1924’e dönüştür. O zamanki Meclis büyük kahramanlıkların sahibi ve
Kurtuluş Savaşının galibi olarak kendisini her kurumun üstünde görme
eğilimindeydi. Bugün de, kimi vekillerin kendilerinin seçilmişler olarak Türk
milleti adına hareket ettiklerini, mahkemelerin Türk milleti adına yetki
kullanamayacaklarını yani karar veremeyeceklerini iddia etmeleri
düşündürücüdür.
Burada önemli diğer bir nokta da Danıştay üyelerinin o zaman
olduğu gibi Meclis tarafından seçilmesinin istenmesindeki benzerliktir.
Bakın Teşkilat-ı Esasiye Kanunu 1924, madde 51, 52 çok önemli değil ama,
53’te yargı erki başlıyor, 51. Maddeyi sadeleştirilmiş metinden okuyorum,
siz de zaten slaytta görebiliyorsunuz: “İdare davalarına bakmak ve idare
uyuşmazlıklarını çözmek, Hükumetçe hazırlanarak kendine verilecek kanun
tasarıları ve imtiyaz sözleşme ve şartlaşmaları üzerine düşünüşünü
bildirmek, gerek kendi özel kanunu ve gerek başka kanunlarla gösterilen
görevleri yapmak üzere bir Danıştay kurulur. Danıştay başkanları ve
üyeleri, daha önce önemli görevlerde bulunmuş, uzmanlıkları, bilgileri ve
görgüleriyle belirgin kimseler arasından Büyük Millet Meclisince seçilir”
diyordu! Gördüğünüz gibi bu madde yani Danıştay yürütme başlığı altında
düzenlenmiştir oysa yargı erki daha sonraki maddelerle düzenlenmişti.
Bir başka durum da, o zaman yürütme görevi altında bulunmasının
dışında aleyhine Danıştay kararı verilmiş olanlar Meclis Dilekçe
Komisyonuna
başvurarak Danıştay kararının
bozulmasını da
sağlayabiliyorlardı. Meclis Dilekçe Komisyonunun Danıştay’ın kararının
bozulmasına ilişkin bir kararı üzerine itiraz edilerek konu Meclis Genel
Kurul gündemine taşınmış, orada bir anayasaya uygunluk sorunu olarak ele
alınmış ve Meclis Anayasa Komisyonunun Teşkilat-ı Esasiye 2 Nisan 1934
tarihli raporu doğrultusunda karara bağlanmıştır. Bu 803 No.lu karara göre
Danıştay’ın Dava Daireleri mahkeme sıfat ve yetkisiyle kesin ve son yargısal
kararlar vermektedir. Bu kararlar aleyhine Meclis Dilekçe Komisyonuna
başvurulamaz! Burada aslında işi bitiriyor.
Görünen o ki 1927’den 1934’e kadar geçen yedi yıllık süre içinde
yapılan yoğun baskılarla Danıştay’a hak etmediği bir kimlik bunalımı
yaşatılmıştır. Danıştay’ın diğer yüksek mahkemelerle birleştirilerek tek bir
temyiz mahkemesi kurulması Başkana ve Meclis çoğunluğuna yargının
18
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Türk Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi
Prof. Dr. Bülent OLCAY
yapılandırılmasında çok geniş yetkiler verilmesi gündemdedir. Önerilere
göre HSYK yükseklikten çıkacak, Adalet Bakanı ve Müsteşarıyla üye sayısı
22 kalacak, 7 üye Meclis çoğunluğu, 7’si Başkan tarafından, yalnızca 6 üye
ülke genelinde hakim ve savcılardan seçilecek. Yani, hâkimlerin atama, terfi
ve disiplin işlerine bakan HSYK üyelerinin 16’sı siyasi erk, başkan ve Meclis
çoğunluğu tarafından seçilmiş olacak. Halbuki biz Avrupa Birliği’ne giriş
süreci içerisindeyiz ve bunun için tanıtıcı tarama, ayrıntılı tarama gibi
Avrupa Birliği taramalarından “screen process”lerden geçtik. Buna göre,
bunun dışındaki Avrupa Konseyi gibi –ki senelerdir üyesiyiz- net bir kararı
var: Hâkimlerin bağımsızlığı ve rolü hakkında Avrupa Konseyi’nin tavsiye
kararında “üyelerinin çoğunluğunun yargı kökenli olmasının fevkalade
önemli olduğu” belirtilmektedir. Venedik kriterleri bakın ne diyor? “Yargı
kurulu üyelerinin önemli bir çoğunluğu bizzat yargı tarafından
seçilmelidir.” Bugünkü HSYK’da bu kriterlere uygun olarak 22 üyenin 15’ini
yargı kendi içinden seçmektedir. 4 üye atayan Cumhurbaşkanı da anayasal
anlamda tarafsızdır. Danıştay, diğer yüksek mahkemelerle birleştirilip
temyiz mahkemesi içinde yok edildiğinde HSYK’ya Danıştay’dan üye
seçilmesine de son verilmiş olacaktır. Dahası, artık buna slaytta bir başlık
koyamadım yorumsuz veriyorum, temyiz mahkemesinden soruşturma
yetkisi Adalet Bakanlığının iznine bağlanacak, soruşturmayı da Adalet
Bakanlığı müfettişi yapacak! Danıştay üyelerini Adalet Bakanlığı
müfettişleri sorgulayacak. 12 Eylül 2010 referandumuyla yargıda yapılan
değişikliklerin sonuçları henüz alınmadan, daha biz yeni yeni ikişer heyet,
üçer heyet yapıyoruz şu son bir senedir, bir buçuk senedir, daha
sonuçlarını tam alamadık, grafiklerimiz tam bir şey göstermiyor, daha
gruplayamadığımız şeyler var. İdareci arkadaşlarımız çalışıyor,
başkanlarımız çalışıyor, daha sonucu alamadan yeni bir değişiklikle
karşılaşıyoruz. Sistemin yeni baştan değiştirilmesi veya böyle bir
teşebbüste bulunulması anlaşılamamaktadır.
Yargıya yeterli süre tanınmamıştır ve böyle bir süre verilmemesi
haksızlıktır. Yeni anayasada 145 yıllık Danıştay’ın aynen yer alması,
Danıştay meslek mensuplarının seçimiyle ilgili olarak da mevcut sistemin
korunmasının çağdaş yargı anlayışının ve adaletin gereği olduğu
inancındayım. Sunum kişisel görüşler içermektedir, kurumumu bağlamaz.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
19
20
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
YARGI AYRILIĞININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
Merhaba meslektaşlarım,
Ancak bu kadarını öğrenebildim. Hanımefendiler ve Beyefendiler,
buraya davet edilmekten ve bu konferansın konusuna âcizane katkıda
bulunma fırsatını elde etmekten dolayı onur duyuyorum. Fakat bunun
dışında Türkiye'nin insanıyla ve kültürüyle ailem arasındaki bağları
yenileme ve derinleştirme fırsatı bulmaktan ötürü de özel ve şahsi bir haz
duymaktayım. Ne kastettiğimi birkaç cümleyle ifade edeyim. Yaklaşık 80 yıl
önce, 1935 senesinde karımın ailesinin bazı fertleri Almanya'dan Türkiye'ye
göçmüş; Türkiye'nin kendilerini göçmen olarak kabul etmesi sayesinde
hayatları kurtulmuş. 1949 yılına kadar Ankara'da kalmışlar; çocuk doktoru
olmaları hasebiyle Ankara'da çocuklar için sağlık sisteminin ve ayrıca
Ankara'nın ilk çocuk hastanesinin kurulmasına iştirak etmişler. O günden
sonra da hayatlarının en mutlu zamanının Türkiye'de geçtiğini sürekli
söylemişlerdir.
İşte, tam bir nesillik bir süre, yani 40 yıl sonra ben de 15
yaşındayken ilk kez Ankara ile tanıştım; tabi üzerinden çok zaman geçti.
1973 yılı idi; Afganistan üzerinden Türkiye'ye geldik ve iki hafta burada
dolaştık. Burada çok güzel ve mutlu günler geçirdim. Ziyaretimin her
dakikasından büyük keyif aldım ve bugün yeniden burada olmaktan dolayı
çok mutluyum. Yine 40 yıl sonra, yani bu yıl, en küçük oğlum Fatih
Üniversitesinin düzenlediği bir etkinliğe katılmak üzere birkaç hafta önce
İstanbul'a geldi. Almanya'dan gelen birisi olarak tabii ki İstanbul'u öve öve
bitiremedi. İşte böyle.
Dolayısıyla, burada sizlerde bir arada bulunmak benim için evimde
bulunmakla hemen aynı şey.
Ne var ki, kuşkusuz burada Türk kültürüne duyduğum iştiyakı
dinlemek üzere bulunmuyorsunuz. Benden belirli ve çok önemli bir
konudan, yargı ayrılığından söz etmemi bekliyorsunuz. Öncelikle şunu ifade
edeyim ki, Alman sistemini dayatacak veya en iyi sistem olduğunu iddia

Almanya Federal İdare Mahkemesi Hakimi
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
21
Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
ederek had bilmezlik edecek değilim. Türk hukuk sisteminin kendine özgü
durumlarını gözden kaçırmamak gerek.
Sanırım, başka Avrupa ülkelerinde tesis edilmiş diğer modeller de
ihtiyaçlarınızı layıkıyla görebilir. Dolayısıyla, tespitlerimi bir dost ve
meslektaşın dile getirdiği öneriler olarak kabul ediniz.
Öncelikle, yargı ayrılığına ilişkin olumlu ve olumsuz bazı
argümanlara değinmek ve bunları değerlendirmek istiyorum. Ardından, bu
argümanlara ilişkin bazı soyut kriterlere temas etmeye çalışacağım. Bu
minvalde, konuya dair şahsi görüşümü belirterek sunumumu
sonlandıracağım.
Şimdi yargı ayrılığını destekleyen ve buna karşı olan bu argümanlara
değinelim. İlk bakışta yargının farklı branşlara ayrılmasına itiraz eden, yani
tek bir yüksek mahkeme fikrine karşı çıkan bazı geçerli argümanlar var. Bu
bağlamda üç ana gerekçe hattı bulunmaktadır.
Birincisi; işin idari tarafıyla ilgili bütçe argümanıdır. Yüksek
Mahkemeleri birleştirmenin iki kütüphane, iki tesis, iki başkan, iki güvenlik
ekibi vb. idame ettirmeye oranla daha düşük maliyetli olacağına
inanılmaktadır.
Doğrusu, işletmeci olmadığım için bu argümanı layıkıyla
değerlendiremem. Ancak, Almanya'da da aynı tartışmalar yapılıyor ve
tecrübelerim ışığında bu argümanın fazla bir dayanağı olduğunu
sanmıyorum. Tek bir Yüksek Mahkeme bulunması küçük bir tasarruf
getirebilir, fakat yargıdaki ana maliyet kalemi başta hâkimler olmak üzere
personel giderleridir. Ayrı yargı uygulamasına son verildiğinde bu gider
kaleminde fazla bir değişiklik olmayacaktır. Zira, adli mahkemelerde ve
idare mahkemelerinde dava sayılarının artmasıyla adli ve idari
hâkimlerinizin sayısını artırmanız gerekecektir.
O halde, bu kalemden fazla bir tasarrufunuz olmayacaktır. Tek
mahkeme sistemi küçük bir maliyet faydası sağlayacak olsa dahi, yargının
diğer kamu harcamalarına nispeten ucuz bir hizmet olduğu
unutulmamalıdır. Almanya'da bir zaman şöyle bir hesap yapılmış: Yaklaşık
20.000 hâkimin görev yaptığı Alman yargısının nüfus içerisinde kişi başına
maliyeti, fert başına bir porsiyon pizzanın fiyatına karşılık gelmekte imiş.
Yani, yargının bütün maliyeti, kişi başına aylık 5 Euro. Pek de ucuz, değil
mi? Bu nedenle, bir hâkim olarak bu bütçe argümanını kabul etmem
mümkün değil.
22
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
İkinci argüman esneklikle ilgilidir. Hâkimler bağımsız oldukları için
istekleri rağmına başka bir mahkemede görevlendiremezsiniz. Bunun
sonucunda, derdest dava sayısındaki mevsimsel dalgalanmalara zamanında
karşılık vermek zor olacaktır; lakin genel kurul kararı alınması yoluyla tek
mahkemenin görev yapısında değişikliğe gitme gibi bir çözüm aranabilir.
Almanya'dan örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz 10 yıl içerisinde idare
mahkemelerinde derdest dava sayısı %40-50 civarında ciddi bir düşüş
gösterirken sosyal mahkemelerimizdeki dava sayısı büyük artış gösterdi. Bu
durum tuhaftı, zira idari yargı hâkimlerini bir anda sosyal mahkemelere
geçmek için ikna etmek çok çok zordu. Dolayısıyla, tek mahkemeli bir
sistemin esneklik argümanına göre hâkimleri birimler ve bölümler arasında
kaydırabilirsiniz. Ama bana kalırsa bu argüman pek kuvvetli değil. Çünkü,
sözgelimi Almanya'da hâkimleri çalışma alanlarını gönüllü değiştirme
konusunda ikna etmektense idari yargıdan emekli olanların yerine sosyal
mahkemelere yeni hâkim atama uygulaması daha iyi işlemiştir. Dolayısıyla,
daha çok veya az esneklik adına iki mahkemeyi birleştirme gibi bir tedbire
ihtiyaç yoktur. Bence bu argüman da çok geçerli bir argüman değildir.
Ayrı yargıya karşı ileri sürülen üçüncü bir argüman da yargı birliğinin
daha yararlanıcı dostu olduğudur. Alman idaresi bu argümanı
desteklemektedir. Bu tartışmada yararlanıcı dostu olma hususu kilit
tabirdir. Yargı birliğinin yararlanıcı dostu olduğu söylenmektedir. Çünkü her
dava için aynı yerel mahkemeye başvurulabileceği için vatandaş hangi dava
için hangi mahkemeye gitmek zorunda olduğunu tespit etme zahmetinden
kurtulacaktır. Ayrıca, yargının farklı birimlerini ilgilendiren davalar, mesela
bir hukuk davasında vergi hukukuna konu sorunların da söz konusu olduğu
davalar iki farklı davaya gerek kalmaksızın tek bir mahkeme heyetince
çözüme kavuşturulabilmektedir. Kanaatimce yargı ayrılığına karşı çıkan
argümanlar içerisinde en kuvvetli olanı budur. Adalete erişim, anayasa
hükümleri gereğince hızlı ve kolay olmalıdır. Ayrı branşlar bulunmayan bir
yargı birliği bu noktada faydalı olabilir. Fakat, yalnızca Yüksek Mahkemeleri
birleştirip ilk derece mahkemelerini bunun dışında bırakırsanız kuşkusuz bu
argüman da geçerliliğini yitirir. Dolayısıyla, bu argümanın Türkiye için bir
kıymeti yoktur.
Şimdi ise yargı ayrılığının muhafaza edilmesini, hatta üçüncü derece
mahkemeler de dahil, daha da genişletilmesini savunan argümanlara
bakalım.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
23
Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
Bunlardan ilki nitelik argümanıdır. Bence yargının performansını
etkileyen ana etken hâkimin mesleki kalitesidir. Bu nedenle, yargı
ayrılığının hâkimlerin mesleki kalitesini artırıp artırmayacağı sorusunu
sormamız gerekir. Hâkim ve Alman Adalet Akademisinde eğitici olarak 23
yıllık deneyimim ışığında, bu sorunun cevabının “Evet” olduğunu şahsen
kolaylıkla ikrar ederim. Her ne kadar medeni hukuk, idare hukuku, sosyal
hukuk ve vergi hukuku alanlarının tümünde uzmanlaşmış meslektaşlarıma
imrensem de yargı ayrılığının kaliteyi artıracağına inanıyorum. Bahsettiğim
tarzda uzmanlaşabilen arkadaşlarımın sayısı ise iki veya üçtür. Ben ise farklı
dallarda uzmanlaşamadım.
Her ne ise, üst düzey mesleki kalite için belirli düzeyde uzmanlaşma
ve tecrübe gerekli olduğunu söyleyebilirim. Kuşkusuz insan her çalışma
alanına aşinalık kazanabilir. Biz hâkimler olarak bunu her 4 veya 5 yılda bir
yapıyoruz. Bu mümkündür. Ancak, birinci sınıf kalite standardına ulaşmak
istiyorsak, hem hukuk davalarına, hem iş davalarına hem de vergi
davalarına bakarak bunu başaramayız. Hele Yüksek Mahkeme seviyesinde
durumun böyle olduğu aşikardır; zira bu mahkemelerde kalitede zirveye
ulaşmış hâkimlere ihtiyaç vardır. Dikkate alınması gereken önemli bir husus
daha var. Bütün hâkimler birinci sınıf hâkim olma potansiyeline sahip
değildir. Tabii ki hukuki becerileri ortalama standartları geçmeyen hâkimler
olacaktır. Bunu horlama anlamında söylemiyorum; hâkimler de
nihayetinde insandırlar ve gerçekçi olmak gerek. Becerileri ortalama
seviyede olan hâkimler, her konuda en üst düzey kaliteyi tutturmuş genel
uzmanlar olamazlar. Kabul edilebilir mesleki standartlara ulaşabilmeleri
için uzmanlaşmaya ihtiyaçları vardır. Kanaatimce Almanya'da ortalama
kalite seviyesindeki hâkimlerin oranı yaklaşık %60'tır. Bu yüzden, tek bir
Yüksek Mahkeme içerisinde uzmanlaşma mümkün olsa dahi kalite
argümanında ibre yargı ayrılığından yana görünmektedir.
İkinci argüman esneklikle ilgilidir. Kuşkusuz hukuki korumanın
kalitesi, hem hâkimlerin doğru kararları verebilmelerine hem de karar
süresine bağlıdır. Sayın Başkan sabah ki konuşmasında bu noktaya temas
etti. Hâkimlerin yargılamayı kısaltacak ve dosya yığılmasını önleyecek
rutinlere ihtiyaçları vardır. Hâkimleri sık sık hukuk davalarından alıp iş
davalarına, oradan vergi davalarına vermiyorsanız bu rutinlerin tesis
edilmesi çok daha kolay olacaktır.
24
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
Örneğin, mahkemede delil toplanmasına yönelik başvurular
konusunda yapılacak işlemler çok tecrübe istemenin yanı sıra özel ve kamu
hukuku davalarında farklılık arz eder. Bana kalırsa, yumuşak beceriler de
denen hukuki olmayan yeterliliklerde durum bundan farklı değildir.
Sözgelimi, çevre davalarına bakmak için iyi düzeyde teknik bilgi ve
uzmanlarla iletişim kurma becerileri gereklidir. Tıbbi suiistimal davalarında
uyuşmazlıkların çözümü çok zordur ve bu davaların yaklaşımı da farklıdır.
Gördüğünüz üzere, mahkemedeki çalışmalarımızı daha etkin kılma adına
bir kez daha uzmanlaşmanın, ihtisaslaşmanın önemine vurgu yapıyorum.
Üçüncü argüman ise işlerlik argümanıdır. Yargı ayrılığı konusunda
en önemli argüman bu olabilir. Gelgelelim, bunu izah etmek o denli kolay
değil. Bunu izah edebilmek için elimden geleni yapacağım. Kastım şudur;
hukuk veya ceza davalarında adaleti yerine getirmek ya da idare
hukukunda adil kararlar vermek için yalnızca mesleki beceriler, hukuk
bilgisi veya rutinler yeterli değildir. Başka bir şey daha lazım. Başarı düzeyi
hâkimin kişiliğine de bağlıdır. Adli yargı hâkimleri, taraflar ve talepleri
karşısında mevcut usul çerçevesi dahilinde hareket etmek
durumundadırlar. İdari yargı hâkimleri ise olguları kendi başlarına tespit
ederler. İdari davalara bakan hâkimin meraklı olması, idarenin
temsilcilerini yoğun biçimde sorgulaması gerekir. İdari davalarda taraflar
eşit olmayıp aksine bir tarafta vatandaş, diğer tarafta devlet
bulunmaktadır. Bu nedenle, idari yargı hâkiminin mesleki tutumu, nasıl
desem, adli yargı hâkimine göre farklı olmalıdır. Çünkü idari yargı hâkimi
kamu idaresinin, hükümetin eylem ve işlemlerini iptal etmeye hazırlıklı
olmalıdır; oysa adli yargı hâkimi, gerçek kişiler veya tüzel kişiler arasındaki
uyuşmazlıkları halle çalışır. Bu argüman farklı açılardan eleştirilebilir, fakat
bana inanınız. Almanya'da 10 yıl boyunca aynı zamanda hem adli yargı
hem idari yargı yüksek mahkemelerinde görev yapmış olduğum için, bu
mahkemelerin hâkimleri arasında bazı derin farklılıklar olduğunu bizzat
tecrübe ettim. Vardığım sonuç şudur: Devlet mahkeme sistemini
düzenlerken, sistemin işlerliğini temin etmek adına farklı görevler için
hâkimlere ihtiyaç duyulacağını göz önünde bulundurmalıdır. Örnek vermek
gerekirse, takdir hakkının söz konusu olduğu davalar oldukça zorlu
davalardır. Hâkimin idareye yol gösterme yükümlülüğü vardır. İdari
hâkimlerin gündelik işleri arasında sayılan bu görev adli yargı hâkimleri için
çok zordur. Görevli olduğum mahkemelerden birinde heyette adli yargıdan
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
25
Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
meslektaşlarım vardı. Usul bakımından heyet teşekkülünün böyle olması
gerektiği durumlar vardır Almanya'da. O mahkemede takdir hakkına dair
tedbirlerin gereğince sorgulanması konusunda adli yargı hâkimlerini ikna
etmek için oldukça zorlanmıştım. Bu tecrübeler sayesinde idari ve adli yargı
hâkimlerinin mesleki tutumlarının farklı olduğunu öğrendim. Bir nebze
daha somutlaştırmak adına, şayet Anayasa’da mahkemelere farklı görevler
tevdi edilmişse, yani özel şahıslar arasındaki uyuşmazlıklar, ceza davaları ve
idari davalar ayrıştırılmışsa, mahkemeler de bu gerekleri layıkıyla yerine
getirecek biçimde tasarlanmalıdır. Bu görevler için farklı tipte hâkimler
gerekiyorsa, ki gerekecektir, makul olan yol yargı ayrılığı çerçevesinde farklı
branşlarda mahkemeler kurmaktır.
Özetle, kanaatimce hâkimlere hukuk davaları, idari davalar veya
maddi hukuk ve usul hukuku arasında git-gel yaşatılması çok akla yatkın
değildir; çünkü bu alanların ikisinde de aynı mesleki kalite seviyesini
tutturmaları pek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla, bu argüman da
yargı birliği argümanını desteklememektedir. Benim için bir şeyin işlerliği
yoksa makul da değildir.
Yargıda ayrılığa dair yaygın olarak dillendirilen bu olumlu ve
olumsuz argümanları ele aldıktan sonra, yargıda ayrılığı devam ettirmenin
makul olup olmadığı sorusuna cevaben bazı soyut kriterler tesis etmeye
gayret etmeliyiz. Gördüğünüz üzere, idari hâkim olduğum hemen belli
oluyor, çünkü soyut kriterler oluşturmaya çalışıyorum. Böyle yapmayı
seviyorum doğrusu. Bu bağlamda ilk ve en önemli husus şudur: Seçilecek
en iyi mahkeme sistemine dair değerlendirmeler, bütçe mülahazalarının
gölgesi altında kalmamalıdır. Bu mülahazaların abartmanın önünü
almaktan öte bir faydası yoktur. Aynı durum, siyasi mülahazalar için de
geçerlidir. Sözgelimi, mahkeme sistemi yapılandırılırken yeni hâkim
atamalarının usulünün nasıl olacağı tartışmalarının gölgesinde
kalmamalıdır. Hâkimlerin kimin tarafından atanacağı hususu, yargı birliği
de olsa, yargı ayrılığı da olsa, mahkeme sistemini etkilememelidir. Bununla
ilgili kriterler etkin, güçlü ve bağımsız bir mahkeme yapısının öngörüldüğü
Anayasadan devşirilmelidir. Bu ise konuyu yeniden işlerlik argümanına
getiriyor. Mahkeme sistemi, beklenen görevleri ifa etmesini temin edecek
biçimde inşa edilmelidir. Bu görevler, hem sayıca hem de çeşitlilik
bakımından çoktur. Sistemde bu çeşitliliğin altından kalkabilecek
kabiliyette ve kapasitede mahkeme yapılarına yer verilmelidir. Son bir
26
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri
Dr. Ulrich MAIDOWSKI
husus: Şayet devletin tarihi gelişimi içerisinde hukuk sisteminde yeni bir
işlev, sorun veya görev ortaya çıkarsa eski yapılara istinat etmektense bu
yeni durumlara cevap verebilecek yeni araçlar düşünmek yerinde olacaktır.
Örneğin, Almanya'da yargı içerisinde bir değil üç kamu hukuku branşı
oluşturmamızın nedeni budur. Tabii Almanya'da bu işleri bazen abartırız
biz. Bizde idare mahkemeleri, sosyal mahkemeler ve vergi mahkemeleri
vardır. Çünkü tarihimiz boyunca kudretli devletimizi bir de değil iki defa
kontrol altına alma ihtiyacı duyduk. İlkinde, 19. yüzyılın ortalarında ilk idare
mahkemeleri kurulmuştur. İkincisinde ise, 2. Dünya Savaşı sonrasında
geçmişin etkisinden kurtulmuş yepyeni bir sistem inşa etmek durumunda
kaldık. Bu tecrübelerin ardından 5 Federal Mahkeme ve yargıda 5 branş
oluşturulmuş ve bu düzenlemeler Anayasa hükmüne bağlanmıştır. Bu
durum tabii ki Alman tarihinin gelişim süreci sonucu ortaya çıkmıştır. Lakin,
aynı soyut kriter diğer devlet ve toplumlar için de geçerlidir. Her toplum
kendi milli özelliklerine ve tarihine en uygun sistemi kendisi bulmalıdır. Son
olarak basit bir kuralı hatırlatmakta yarar görüyorum. Şayet bir mahkeme
sistemi genel itibarla etkin işliyorsa bu sistemi iyileştirmek yerine tümden
değiştirmek için çok sağlam gerekçeler ortaya konması gerekir.
Şimdi ise konuyla ilgili kişisel görüşlerimi kısaca paylaşmak
istiyorum. Gördüğünüz üzere, yargı ayrılığının ateşli bir müdafiyim. Bunu
destekleyecek iyi argümanlar olduğuna kaniyim. Öte taraftan, her iki
sistemde de yüksek kaliteli adli iş üretilmesi şüphesiz mümkündür.
Dolayısıyla, halihazırdaki durum itibariyle Türkiye'nin ihtiyaçlarını
karşılamak için en iyi yöntemin birleştirilmiş bir üçüncü derece mahkemesi
mi, yoksa şu an oldukça iyi işlemekle birlikte, daha da iyileştirilebilecek
mevcut sistemin muhafaza edilmesi mi olacağı sorusunun cevabına sizlerin
karar vermesi gerekecektir.
Sevgili meslektaşlarım, belki sabrınızı biraz zorladım, ama bu
konuyu çok seviyorum. Beni dinlediğiniz ve bilhassa kendimi aranızdan biri
gibi hissettirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım bu tartışmamız ve
gelecekteki işbirliğimiz hepimize fayda getirir ve ilhamlara vesile olur.
Teşekkürler.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
27
28
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
KARŞILAŞTIRMALI HUKUK IŞIĞINDA YARGI AYRILIĞI SİSTEMİ
Doç. Dr. Murat YANIK
Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan kuvvetler ayrılığı, kuşkusuz
yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını gerektirir. Bu çalışmanın amacı,
demokratik hukuk devletinin özelliği ve gereği olarak bağımsız, tarafsız ve
adil olması gereken yargının, bu temel özellikler doğrultusunda ne şekilde
kurumsallaşması, örgütlenmesi ve çalışması gerektiğini araştırmaktır.
Diğer taraftan demokratik hukuk devletlerinde yargı, en yaşamsal
kurum ve devletin temeli olarak kabul edilmektedir. Gerçekten yargı,
konumuna ve durumuna bakılmaksızın herkesin sığınacağı adaletin son
kalesidir. Bu nedenle öncelikle ve özellikle yargı mensupları olmak üzere,
yargı ve adalet konusunda, herkes çok dikkat ve özen içinde olmalı, bu son
kalenin örselenmesine ve yıkılmasına meydan vermemelidir. Zira bir hukuk
devletinde yargı yozlaşırsa, insanın sığınacağı başka bir yer yoktur. Yargıda
yaşanacak bu denli bir yozlaşma, halk diliyle ifade etmek gerekirse, “tuzun
kokması”dır.
Yargı mutlak olarak bağımsız olmalı; ama bu durum, yargının tüm
anayasal kurumlardan kopukluğu ve kayıtsızlığı anlamına gelmemeli, ayrıca
yargı da kooptosyona yönelmemelidir. Anayasal demokrasilerde bağımsız
olması gereken yargı, diğer organları da kendine bağımlı hale getirmeye
çalışmamalı veya aşırı yargısal aktivizmle diğer organların yetki alanına
tecavüz etmemelidir. Bu nedenle anayasal demokrasilerde bağımlı,
güdümlü yargıya yer olmadığı gibi; yargıçlar hükümetine ve jüristokrasiye
de yer yoktur. Dolayısıyla, sağlıklı ve dengeli bir anayasal demokraside, her
organ ve kurum, hukukun ve anayasanın kendisine çizdiği sınırların içinde
kalmalı, başka organ ve kurumun yetki alanına taşmamalıdır.
Yargının bağımsız olması gerektiği tartışmasız olmakla birlikte,
yargının bağımsızlığı onun, devletin diğer organ ve kurumlarından
tamamen ayrı olması anlamına gelmemelidir. Diğer taraftan kooptasyon,
demokratik sistemlerde önlenmesi gereken büyük bir tehlikedir. Ayrıca
siyasetin yargısallaşması ve yargısal aktivizm mücadele edilmesi gereken
diğer tehlikeleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla kurumsallaşmış bir

Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı, Hukuk Fakültesi, İstanbul Üniversitesi
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
29
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
demokratik hukuk devletinde, devletin bütün kurum ve organlarının kendi
görev alanı içerisinde kalması ve bir diğerinin görev alanına müdahale
etmemesi, yaşamsal bir öneme sahiptir.
Nitekim bu konuda Giegerich, “Ben yargının tamamen kendi
kendisini idare etmesi hakkı olduğuna dair teoriyi doğru bulmuyorum.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi, devletin her bir kuvvetini devlet içinde küçük bir
devlet yapan mutlak bir ayrımı gerektirmez. Daha ziyade, devleti iyi
yönetişim anlayışına sahip kılabilmek için bu üç erkin iyi niyetle birbiriyle
işbirliği yapmaları zorunludur. Bu yüzden güçler ayrılığı ilkesi, aslında
devletin üç erki arasında etkili bir ‘kontrol ve denge sistemi’ anlamına
gelir.”1
Diğer yandan ülkemiz gibi parlamenter hükümet sistemiyle
yönetilen demokrasilerde yargının bağımsızlığı daha da önemlidir. Zira bu
tür hükümet sistemlerinde, yasama-yürütme ayrılığından bahsetmek
neredeyse imkansızdır. Bu nedenle, insan hak ve özgürlüklerinin güvencesi
olan adil yargılanma ve yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ülkemiz açısından
daha da önemli hale gelmiştir.
Yargı, kurumsal anlamda anayasal organlara ve kurumlara karşı
bağımsız ve tarafsız olması gerektiği gibi, diğer bütün gerçek ve tüzel
kişilere karşı da bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Anayasamızın yargı
bağımsızlığıyla ilgili 9, 138, 139 ve 140. maddeleri maalesef planlama,
başlık ve içerik olarak doğru düzenlenmemiştir. Anılan bu maddelere
baktığımızda sadece hâkimlerin ve mahkemelerin bağımsızlığından
bahsedildiği görülmektedir. Örneğin Anayasanın en temel maddelerinden
biri olan 9. madde, yargı yetkisinin, Türk Milleti adına sadece bağımsız
mahkemelerce kullanılacağından bahsetmektedir. Bu maddelerden
Anayasamıza göre, savcıların yargı yetkisini kullanırken bağımsız olmadığı
sonucu bile çıkarılabilir.
Cumhuriyetin ilânından günümüze kadar yargı bağımsızlığı ve
tarafsızlığı hep tartışmalı konular olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında
kuvvetler birliği ilkesi nedeniyle yargı yetkisi, yasama ve yürütmenin
kontrolü altındaydı. O yıllarda parlamentonun üyelerinin, tabii yargıç
1
Bkz.: Giegerich, Thomas, Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Yönetimi Hakkında Rapor,
Ankara 2009, s. 12.
30
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
ilkesine aykırı olarak İstiklal Mahkemeleri’nde görevlendirilmeleri olağan
bir uygulamaydı. 1961 Anayasası ise, yargıyı ve özellikle Anayasa
Mahkemesi’ni kurulu düzenin bekçisi olarak tasarlamıştır. Oysa, özellikle II.
Dünya Savaşından sonraki dönemde gelişen bir değer olan çoğulcu
demokrasi anlayışının gereği olarak, özgürlüklerin bekçisi olması gereken
Anayasa Mahkemesi’ne, ülkemizde tam tersi bir rol biçilmiştir.
Diğer taraftan demokratik hukuk devletlerinde yargının bağımsızlığı
ve tarafsızlığının sağlanması yeterli görülmemektedir. Yargı bunların
yanında demokratik meşruluğa sahip olmalı ve her zaman hesap verebilir
olmalıdır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı kadar, onun demokratik
meşruiyetinin sağlanması ve hesap verilebilir şekilde tasarlanması da
büyük önem arzetmektedir. Bilindiği gibi demokratik devletlerde yargı
yetkisi de dâhil bütün egemenlik halka aittir. Dolayısıyla diğer kuvvetler
gibi, yargının da meşruiyetinin ve hukukiliğinin dayanağı, anayasa
vasıtasıyla egemenliğin sahibi olan halktır. Bu nedenle ülkemizde her
yargısal kararın başında “yüce türk milleti adına” özdeyişi yer alır. Yargı
egemenliğinin asli sahibi olan halk, bir kısım anayasal ve yasal
düzenlemelerle bu egemenliği kullanma, yönetme ve denetleme yetkisini
bazı kurum veya kişilere devretmektedir. Ancak bu devir, yargı gücünü
kullananların hesap verilebilirliğine engel değildir. Egemenliğin sahibi olan
halk, her zaman doğrudan veya dolaylı olarak değişik araç, yol ve
yöntemlerle
adalet
hizmetlerinin
verimliliğini
ve
başarısını
denetleyebilmelidir. Dolayısıyla bir yandan halk adına yargısal egemenliği
kullanan ve diğer yandan halkın vergileriyle oluşan kamusal kaynakları
kullanan yargının hesap verebilir ve denetlenebilir bir konumda olması
gerekmektedir.
Bütün bunlara rağmen unutulmamalıdır ki, yargı bağımsızlığı, başlı
başına bir amaç değil, yargının tarafsızlığının sağlanması, adil yargılamanın
yapılması ve sonuçta adaletin gerçekleştirilmesinin bir aracıdır. Ayrıca
bilinmelidir ki, yargı bağımsızlığı, yargı teminatı ve benzeri kurumlar ve
kurallar, tek başlarına otomatik olarak tarafsız ve adil yargıyı ortaya
çıkaramazlar. Kanaatimce tarafsız ve adil yargının asli teminatı, iyi eğitilmiş,
cesur, karakterli, vicdanlı, ahlaklı ve dürüst yargı mensuplarıdır.
İşte demokratik hukuk devletlerinde temel tartışma konularından
biri de yukarıda belirttiğimiz ilkeler ışığında çalışacak yargının nasıl
kurumsallaştırılacağıdır. Bu konuda çağdaş, çoğulcu, demokratik hukuk
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
31
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
devletlerinde iki farklı sistemin varlığı göze çarpmaktadır. Bu ülkelerin
bazıları yargı birliği ilkesini benimsemişken; ülkemizin de içinde bulunduğu
diğer bazı demokratik hukuk devletleri yargı ayrılığı ilkesini benimsemiştir.
Bu düalizm nedeniyle, her iki tercihin lehinde ve aleyhinde görüş ve
düşünceler ortaya koymak mümkündür. Bu çalışmada, önce bu konudaki
temel kavramlar teorik olarak ele alınacak ve arkasından özellikle
ülkemizde bu seçeneklerden hangisinin niçin tercih edilmesi gerektiği
üzerinde durulmaya çalışılacaktır.
Konunun daha iyi kavranabilmesi ve irdelenebilmesi için öncelikle
ülkemizde uygulanan yargı ayrılığı sistemlerinde var olan yargı yolları ele
alınacaktır.
A. Yargı Yolu Kavramı
Hukuk devletlerinde yargılamaya tabi eylem ve işlemler çok
çeşitlilik arzetmektedir. Yargı yolu, hukuki nitelikleri bakımından bir bütün
teşkil eden, aynı tür ihtilafların benzer bir yargılama usulüne tabi kılınmış
olmasıdır. Diğer bir ifadeyle hukuki nitelikleri bakımından bir bütün teşkil
eden işler, bir yargı yolunda toplanır ve bunlar hakkında o yargı yoluna
özgü yargılama usul ve kuralları uygulanır.2 Ayrıca, yargı kolu, kararları aynı
yüksek mahkemede temyiz edilen mahkemelerin oluşturduğu bir düzen
olarak da tanımlanabilir.
Anayasamızın 142. maddesine göre, mahkemelerin kuruluşu, görev
ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Ancak
Anayasamız bazı mahkemelerin hukuki statüsünü ve değişik yargı yollarını
bizzat düzenleme yoluna gitmiştir. Buna göre yasama organı, anayasanın
düzenlemediği alanlarda, hukuk devleti ilkelerine göre, yargı yolları
arasında değişiklikler yapabilir ve farklı görev alanları belirleyebilir.
Bu bağlamda Anayasamız, 145. maddede askeri yargı yolunu, 146153 maddeleri arasında anayasa yargısı yolunu, 154. maddede adli yargı
yolunun en üst mahkemesi olan Yargıtay’ı, 155. maddede idari yargının en
üst mahkemesi olan Danıştay’ı, 156. maddede askeri adli yargının en üst
mahkemesi olan Askeri Yargıtay’ı, 157. maddede askeri idari yargının en
2
Karslı, Abdürrahim, Medeni Muhakeme Hukuku, Alternatif Yayınları, 3. Baskı, İstanbul
2012, s. 100.
32
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
üst mahkemesi olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ni, 158. maddede
Uyuşmazlık Mahkemesi’ni ve 160. maddede Sayıştay’ı düzenlemiştir.
Bu açıdan baktığımızda ülkemizde temelde 4 farklı yargı yolunun
olduğu görülmektedir. Bunlar: Anayasa Yargısı, Askeri Yargı, İdari Yargı,
Adli Yargı’dır.
Elbette bunlara, merkezi ve mahalli kamu idaresinin bütün gelir ve
giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla yetkili olan
Sayıştay’ı, ve adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm
uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili Uyuşmazlık
Mahkemesi’ni de eklemek mümkündür.
Anayasa yargısı alanında ülkemizde yetkili ve görevli tek mahkeme
olan Anayasa Mahkemesi, esas olarak kanunların anayasaya uygunluğunu
denetler ve bunun yanında parti kapatma ve Yüce Divan3 gibi, anayasanın
kendisine verdiği diğer yetkileri kullanır.
Belirtmek gerekir ki, gerek ülkemizde gerekse karşılaştırmalı
hukukta, anayasa yargısının ayrı bir yargı yoluna tabi tutulması, diğer yargı
yollarına nazaran daha az tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle bu
çalışmada, daha yoğun tartışmalara konu olan askeri, idari ve adli yargı
ayrılığı üzerine odaklanılmaya çalışılacaktır.
a. Askeri Yargı Yolu
Türkiye’deki askeri yargı sistemi, 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası
askeri vesayetin kurumsallaşması sonucu gelişmiştir. Ayrıca bu dönemde
askeri yargı - adli yargı ayrımı kurularak, asker tamamen ayrı bir yargı
mevzuatına ve usulüne tabi tutulmuştur. Böylece askeri uyuşmazlıklar adli
ve sivil yargı makamlarının denetiminden kaçırılmıştır.
1961 Anayasası’nın sistemi içerisinde orduya üstün ve imtiyazlı bir
statü kazandıran bu düzen, 1982 Anayasası tarafından da sürdürülmüştür.
Hatta askerin sistem içerisindeki yerini daha da güçlendiren bu anayasa,
askeri yargı - adli/idari yargı ayrımını keskinleştirmiştir. Mesela, 1961
Anayasasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne “Danıştay” başlıklı 140.
maddenin son fıkrasında yer verilirken, 1982 Anayasasında AYİM bağımsız
bir maddede (m.157) düzenlenmiştir. 1961 Anayasası askeri
3
Bu konuda daha detaylı bilgi için: Yanık, Murat, Yüce Divan, Der Yayınları, İstanbul 2008.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
33
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
mahkemelerde görevli olan üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliği
taşımasını şart koşarken, 1982 Anayasası buna gerek görmemiştir. Böylece
1961 Anayasasıyla başlayan askeri yargı ayrımı sorunu, 1982 Anayasası ile
daha da derinleşerek devam etmiştir.4
Askeri yargı, kendi içinde askerlerin belli nitelikteki suçlarına bakan
“askeri ceza yargısı’’ ve askerlerin askerlik mesleğinden kaynaklanan idari
nitelikteki uyuşmazlıklarına bakan “askeri idari yargı’’ olarak ikiye
ayrılmaktadır.
Askerî ceza yargısı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri
tarafından yürütülen ve asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile
bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili
olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli olan yargı yoludur.
Anayasamıza göre, askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî
hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin
görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir. Nitekim askeri yargı
yolunun kurumsallaşması ve çalışma esasları daha detaylı olarak 353 sayılı
‘Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun’la
düzenlenmiştir.
Anayasamızın 156. maddesine göre, askeri adli yargının en üst
mahkemesi olan Askerî Yargıtay, askerî mahkemelerden verilen karar ve
hükümlerin son inceleme merciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla
gösterilen belli davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
Askerî Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla
düzenlenir.
Askerî ceza yargısının ilk derece mahkemeleri “askerî mahkemeler”
ve “disiplin mahkemeleri” dir. Disiplin Mahkemeleri, 16 Haziran 1964 tarih
ve 477 sayılı “Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin
Suç ve Cezaları hakkında Kanun” ile kurulmuştur. Askerî Mahkemeler ise,
25 Ekim 1963 tarih ve 353 sayılı “Askerî Mahkemelerin Kuruluşu ve
Yargılama Usulü Kanun” u ile düzenlenmiştir.
Askeri idari yargıya gelince, Anayasamızın 157. maddesine göre,
askeri idari yargının ilk ve son derece mahkemesi olan Askerî Yüksek İdare
4
Erdem, Fazıl Hüsnü – Coşkun, Vahap, SDE Yargı Raporu, Ankara 2010, s. 71-80.
34
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan, ilk ve son derece
mahkemesidir.
AYİM’in kuruluş ve görevleri, 4.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Kanunla
düzenlenmiştir. AYİM’in bir davaya bakabilmesi için iki koşulun birlikte
gerçekleşmesi gereklidir. Bunlar:
1) İdari işlem veya idari eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi,
2) İdari işlem veya eylemin askeri hizmete ilişkin olmasıdır.
İkinci koşulda geçen “askeri hizmet” ifadesi koşulu son derece
tartışmalıdır. Çünkü askeri hizmete ilişkin “idari işlem” ve “idari eylem”
kavramları, sınırları açık bir şekilde çizilebilecek kavramlar değildir. Bu
nedenle AYİM’in görev alanının sınırları çoğu kez açık olarak
belirlenemediğinden uygulamada sorunlara neden olmaktadır.5
Anayasamızın 12 Eylül 2010 halk oylamasıyla değiştirilen 145.
maddesine göre; “asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlar, askeri
yargının alanından çıkarılmış olup; ayrıca devletin güvenliğine, anayasal
düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar, her halde adliye
mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî
mahkemelerde yargılanamaz.”6 Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi
suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve
gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının
görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.
Anayasa Mahkemesi’nin 7.5.2009 tarih ve E. 2005/159, K. 2009/62
sayılı Kararında da vurguladığı gibi, yargı bağımsızlığının, askerî yargı için de
geçerli olduğunda kuşku yoktur. Bu doğrultuda 2010 değişikliği ile 145.
maddede yer alan ve askerî yargının bağımsızlığını zedelediği düşünülen
askeri mahkemelerin örgütlenmeleri noktasındaki “askerlik hizmetinin
gerekleri” ibaresi maddeden çıkarılmış ve fıkranın aynı mahiyetteki son
cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu durumda, askerî mahkemelerin
5
Erdem, Fazıl Hüsnü – Coşkun, Vahap, SDE Yargı Raporu, Ankara 2010, s. 71-80.
Eskiden, (a) sivillerin askeri suçları veya (b) asker kişilere karşı askeri mahallerde veya (c)
askerlik görevleri sırasında işledikleri suçlar da, askeri mahkemelerin yargı yetkisindeyken;
tüm bu haller 2010 değişikliği ile kaldırılmış ve asker olmayan kişilerin, savaş hali haricinde
askeri mahkemelerde yargılanamayacağı hükmü getirilmiştir.
6
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
35
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
komutanlıkla ilişkilerinin, sadece “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik
teminatı” esaslarına göre kanunla düzenlenmesi hükme bağlanmıştır.
Diğer yandan, 2010 anayasa değişikliği sırasında TBMM Anayasa
Komisyonu’nda verilen bir önergeyle, askerî mahkemelerin, asker kişiler
tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara
bakacaklarının öngörülmüş olması, çağdaş demokratik hukuk devletinin
uluslararası standartları açısından, eleştiriye açık bir düzenlemedir. Her ne
kadar verilen bu değişiklik önergesiyle, askerî disiplinde zafiyet oluşmasının
önlenmesi amaçlandığı belirtilmekteyse de, bu gerekçenin isabetli olduğu
çok kuşkuludur.
AB Katılım Ortaklığı Belgesi, İlerleme Raporları, İstişari Ziyaret
Raporları gibi değişik uluslararası belgelerde eleştiri konusu yapılan ve
çağdaş demokratik hukuk devletlerindeki standartların uzağında olan 145.
maddenin eski hali değiştirilmiş ve çok geniş olan askerî yargının görev
alanı değişiklikle daraltılarak yeniden düzenlenmiştir. Ancak askeri yargı
yolunun görev alanını askerî suçların yargılanmasıyla sınırlandıran ve
sivillerin savaş hali haricinde, askerî mahkemelerde yargılanamayacağını
anayasal teminat altına alan bu yeni düzenlemede, uluslararası standartlar
açısından hala yetersizdir.
Erdoğan’a göre, Türkiye'de özerk bir 'askeri yargı'nın varlığı yargı
birliğini tamamen bozmuş durumdadır. Bu durum hem hukuk devletinin ve
adil yargılamanın esaslarından olan 'tabii hakim ilkesi'ne, hem de bir temel
hak olarak 'tabii hakim hakkı'na aykırıdır. Üstelik askeri mahkemelerin
verdikleri nihai kararların Yargıtay tarafından denetlenmesi de mümkün
değildir. Çünkü, hiçbir medeni ülkede rastlanmayan bir garabet örneği
olarak, bizde ‘Askeri Yargıtay’ diye bir ‘yüksek mahkeme’ vardır. Oysa,
böyle bir mahkemenin varlığı Yargıtay kavramıyla da bağdaşmaz. Üstelik
Yargıtay'ın Askeri yargının görev alanını yorum yoluyla git gide daraltması
gerekirken, sivil-kamu düzeniyle ve daha da temelde anayasal düzenle ilgili
suçlar söz konusu olduğunda bile tam aksini yapması, hakikaten son
derece şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü askeri yargı zaten istisnai bir
kurumdur ve istisnanın genel kuralı aşındıracak şekilde geniş
36
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
yorumlanması, hukuk tekniği bakımından da kabul edilebilir bir durum
değildir.7
Örneğin, askeri yargının alanı bize göre daha sınırlı olan ABD’de,
askeri mahkemelerin bağımsızlığını irdeleyen bir makalede kullanılan şu
ifadeler önemlidir; “Doğası itibariyle askeri ceza yargılama sistemi, tuhaf ve
sakattır (awkward). Askeri görevli olan hakimlere, sistemin işlemesi için,
oldukça geniş sorumluluklar ve yetkiler verilmektedir. Sistemin açık
sınırlamalarından sapabilen hakimler, bireysel yargılamanın adilliğini
etkileme ve tüm sistemin meşruluğunu ortadan kaldırma riskini de
beraberinde getirmektedir.’’8 Yine anılan makalede yer verilen Ceza
Temyiz Mahkemesi’nin bir kararında; komuta etkisi, askeri adaletin
ölümcül düşmanı olarak nitelenmiştir. Karara göre, amir konumundaki
askeri yetkililer, hukuka uygun bir şekilde davransalar bile, yine de ast
konumundaki hakimlerin, komutanlarının istediklerini düşündükleri şekilde
karar verme tehlikesi devam etmektedir.9
Adli yargıya paralel güçlü bir askeri yargının varlığı, Türkiye’nin
gerçek bir hukuk devleti olmasını imkânsız kıldığı gibi, Türkiye’nin temel
hedef olarak belirlediği AB ile bütünleşmesinin önünde de ciddi bir engel
oluşturmaktadır. Nitekim gerek AİHM kararlarında, gerek AB İlerleme
Raporları’nda sıklıkla askeri yargının varlığından kaynaklanan sorunlara
işaret ediliyor ve bu noktada hukuk devleti ilkelerine uygun değişiklikler
yapılması talep edilmektedir. Mesela İncal Kararı’nda AİHM, askeri
hiyerarşi içindeki askeri yargıcın tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusunda
duyulan kaygının haklı olduğunu belirtmektedir.10 Ergin Kararı’nda ise
AİHM, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmaması gerektiği yönündeki
7
Erdoğan,
Mustafa,
Yargı
Birliği
ve
Askeri
Yargı,
15.01.2011,
http://www.moralhaber.net/makale/yargi-birligi-ve-askeri-yargi/.
8
Lederer, I. Federer – Hundley, S. Barbara, Needed: An Independent Military Judiciary – A
Proposal to Amend the Uniform Code of Military Justice, 3 Wm. & Mary Bill Rts. J., 1994,
s.648.; Yine bu yöndeki tartışmalar için bkz. Rives, Jack L. – Ehlenbeck, Steven J., Civilian
Versus Military Justice In the United States: A Comparative Analysis, The Air Force Law
Review, 2002, s. 226.
9
Lederer, I. Federer – Hundley, S. Barbara, Needed: An Independent Military Judiciary – A
Proposal to Amend the Uniform Code of Military Justice, 3 Wm. & Mary Bill Rts. J., 1994,
s. 648-649.
10
Incal v. Turkey, 22678/93, 9.6.1998, paras. 68, 72, 73.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
37
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
mevcut eğilimi anlatmakta ve askeri mahkemelerin sivil mahkemelerle aynı
güvenceye sahip olsalar bile ilke olarak ceza yasasına giren suçlar
bakımından sivilleri yargılamamaları gerektiğini söylemektedir.11
Keza 18 Şubat 2008 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesi’nde, “Askeri
mahkemelerin yetkisinin askeri personelin askerlikle ilgili görevlerine
hasredilmesi” AB’nin açık ve net bir talebi olarak yer almıştır. Yine, Türkiye
tarafından hazırlanan 30 Aralık 2008 tarihli Ulusal Program’da da,
“Demokratik hukuk devletinin gerekleri çerçevesinde hazırlanacak Yargı
Reformu Stratejisi’nin bir parçası olarak askeri mahkemelerin görev ve
yetkilerinin tanımlanmasıyla ilgili düzenlemelere devam edilecektir” sözü
verilmiştir. Kısacası, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerini
tamamlayabilmesi, demokrasi ve hukuk çıtasını yükseltmesine bağlıdır. Bu
durum, askeri yargının daha fazla tartışılmasını da beraberinde getirmiş ve
askeri yargının sınırlarının daraltılmasının ve bugün bulunduğu noktadan
geriye çekilmesini zorunlu kılmıştır.12
Diğer yandan karşılaştırmalı hukukta çoğu ülkede ayrı bir askerî
yargı sistemi bulunmamakta ve asker kişiler de adliye mahkemelerinde
yargılanmaktadır. Bazı ülkelerde ise, askerî mahkemeler sadece disiplin
mahkemesi olarak, oldukça sınırlı bir alanda görev yapmaktadır. Buna
karşın askeri yargı yolu ülkemizde, hala çağdaş demokrasi ve hukuk devleti
standartlarının dışında, çok geniş bir alanda görev yapmaktadır.
Fransa’da 10.11.1999 tarihinde yürürlüğe giren Askerî Adalet
Kanunu (Code De Justice Militaire) ile askerî yargı sistemi yeniden
düzenlenmiş olup ayrı askerî ceza ve usul yasası bulunmasına rağmen
askerî mahkemeler teşkilatı Paris Askerî Mahkemesi dışında kaldırılmıştır.13
Oysa, bu düzenlemeden önce yürürlükte olan 8 Temmuz 1965 tarihli eski
Askerî Adalet Kanununa göre askerî yargı, silahlı kuvvetler daimi
mahkemeleri ile ordular nezdindeki askerî mahkemeler tarafından yerine
getirilmekte, ayrıca jandarma mahkemeleri de kurulabilmekteydi.
Görüldüğü gibi Fransa’da barış döneminde Paris Askerî Mahkemesi hariç
ayrı bir askerî yargı teşkilatı mevcut değildir. Ancak, asker kişilerin askerî
11
Ergin v. Turkey, 47533/99, 4.5.2006, paras. 40-54.
Erdem, Fazıl Hüsnü – Coşkun, Vahap, SDE Yargı Raporu, Ankara 2010, s. 71-80.
13
Ertürk, Recai, Mukayeseli Hukukta Askeri Yargı Teşkilatı, Askeri Mahkemelerin Kuruluşu
ve Askeri Hakimlerin Statüsü, Askeri Adalet Dergisi, S.120, 2004, s. 57.
12
38
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
suçlarından dolayı yargılanmasında askerî hizmetlerin gereği olarak bazı
özel usul kuralları uygulanmaktadır.14
Diğer taraftan Alman hukukunda da ayrı bir askerî ceza yargısı ve
askerî savcılık kurumu bulunmamaktadır. Almanya Anayasası, askerî suçlar
için sadece savaş zamanında askerî mahkemelerin kurulmasına izin
vermektedir. Asker kişilere mahsus “Askerî Disiplin Nizamnamesi”
gereğince kurulmuş iki adet (Kuzey, Güney) askerî disiplin ve şikayet
mahkemesi mevcuttur. Bu mahkemelerin kararlarına karşı Federal İdare
Mahkemesinin (Danıştay) askerî disiplin işlerine bakan dairesine istinaf
yolu ile başvurulabilmektedir. Görüldüğü üzere Almanya'da genel yargıdan
ayrı bir askerî yargı yoktur.15
Almanya gibi, Danimarka, İsveç gibi bazı AB üyesi demokratik
ülkelerde de barış dönemlerinde askeri mahkemeler bulunmamaktadır.16
Danimarka’da da sadece açık denizde bulunan savaş gemilerinde ve
Grönland’da işlenen suçlar için askerî mahkeme kurulabilmektedir.
İngiliz askerî yargı sistemine göre; disiplin hukukundan kaynaklanan
eylemler askerî mahkemelerde yargılanmaktadır. İngiltere'de bölgesel ve
genel askerî mahkeme olmak üzere iki çeşit askerî mahkeme mevcuttur.
Bu mahkemeler bir dizi askerî ve sivil cürümleri yargılayabilmektedir.
Askerî mahkeme kararlarına karşı temyiz yolu açıktır. Temyiz mercii,
üyelerinin çoğu en üst düzey mahkeme olan Temyiz Mahkemesi’nden
gelen Askeri Temyiz Mahkemesi’dir. İngiltere’de sivil kişilerin askerî
mahkemede yargılanması sadece İngiltere toprakları dışında mümkündür.
İngiltere dışında bulunan İngiliz askerî mahkemelerinin siviller üzerinde
yargılama yetkileri vardır.17
İspanya’da demokrasiye geçişi sağlayan ve halen yürürlükte olan
1978 Anayasası’nın kabulüyle, askerî yargı ve askerî hâkimlerin statüsü
açısından birçok sonuçlara yol açan yeni bir hukuki çerçeve getirilmiştir.
Askerî mahkemelerin üye sayısı değişmezken, üyeler dört askerî hâkim ve
bir askerî personel olacak şekilde değişiklik yapılmıştır. Haziran 2003’te ise
14
Yurtseven, Cemal, Mukayeseli Hukukta Askeri Yargı Sistemleri ve Türk Askeri Yargı
Sistemi İle Karşılaştırılması, (Yayınlanmamış Makale), 2012.
15
İbid.
16
Erdem, Fazıl Hüsnü – Coşkun, Vahap, SDE Yargı Raporu, Ankara 2010, s. 71-80.
17
Yurtseven, Cemal, Mukayeseli Hukukta Askeri Yargı Sistemleri ve Türk Askeri Yargı
Sistemi İle Karşılaştırılması, (Yayınlanmamış Makale), 2012.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
39
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
ikisi askerî hâkim ve birisi askerî personel olmak üzere askerî
mahkemelerin üye sayısı üçe düşürülmüştür. Askerî Yüksek Mahkeme, Adli
Yüksek Mahkemenin içinde kurulmuştur.18
AB üyesi İtalya, Yunanistan, Polonya, İrlanda, Slovakya,
Lüksemburg, Romanya ve Bulgaristan'da genel yargıdan ayrı askerî
mahkeme teşkilatları bulunmaktadır. Umumi mahkemelerin haricinde bir
askerî mahkemesi olmayan diğer ülkelerde ise, askerlerin görevleri ile ilgili
suçlarına genel mahkemelerde bakılmaktadır.
Macaristan’da ayrı askerî mahkemeler olmamakla birlikte, umumi
yargının bir parçası olarak askerî yargı vardır.19
Belçika’da barış zamanı askerî mahkemeler mevcut iken 01 Ocak
2004 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.20 Belçika’da askerî mahkemeler
diğer ülkelerden ayrıksı bir durum olarak askerlerin askerî suçları ile birlikte
diğer bütün suçları yönünden de görevli idiler.21
Görüldüğü gibi Almanya, İsveç, Avusturya, Danimarka, Belçika, gibi
çoğu AB üyesi ülkelerde genel yargıdan ayrı bir askerî yargı sistemi yoktur.
Fakat askerî mahkemesi olmayan bu ülkelerden, bazılarında savaş zamanı
askerî mahkeme kurulabilmektedir.22
Diğer yandan İngiltere, Kanada, Belçika, Hollanda, Fransa,
Yunanistan, Rusya, gibi birçok demokratik devlette, ülkemizde olduğu gibi
bir Askerî Yargıtay yoktur. Askerî mahkemelerin ve genel mahkemelerin
askerî suçlarla ilgili verdiği kararların temyiz mercii genellikle sivil
Yargıtay’dır.
Bazı ülkelerde Yargıtay’ın askerî suçların temyiz incelemesini yapan
bir özel dairesi vardır.
Diğer yandan karşılaştırmalı hukukta AYİM gibi bir üst mahkemeye
de rastlamak mümkün değildir.
Görüldüğü gibi karşılaştırmalı hukukta, askerî mahkemelerin
ortadan kaldırılarak, askerî davaların sivil mahkemeler tarafından
18
İbid.
Acil, Fırat, “Askeri Yargının Hukuk Devletindeki Yeri”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
Ankara 2008, s. 6.
20
İbid., s. 7-8.
21
Yurtseven, Cemal, Mukayeseli Hukukta Askeri Yargı Sistemleri ve Türk Askeri Yargı
Sistemi İle Karşılaştırılması, (Yayınlanmamış Makale), 2012.
22
İbid.
19
40
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
görülmesini sağlamak doğrultusunda, güçlü bir eğilim vardır. Üstelik kısmi
askerî yargının mevcut olduğu ülkelerde de, bizdekinin aksine, askerî yargı
üzerinde Yargıtay benzeri üst sivil mahkemelerin kontrolü vardır.
Ayrıca demokratik sistemle yönetilen ülkelerin bir kısmında (Fransa,
İspanya, Hollanda, İsviçre, Cezayir, Fas, Tunus, vb.) askerî mahkemelerin
işleyişine sivil hakimler de katılmaktadırlar.
Örneğin, ABD’de askeri yargının gerekliliği üzerindeki tartışmaların
cereyan ettiği zemin, ilginç bir örnek oluşturmaktadır. Bu ülkede askeri
yargının disiplin işleriyle sınırlı bir şekilde var olup olmaması tartışılmakta;
diğer bir deyişle tartışma, zaten normal olarak sivil yargının görevine giren
konular etrafında cereyan etmektedir. Bu mesele, zaten tartışma dışı olup;
tartışma, askeri yargının disiplin işleri noktasındaki gerekliliği üzerinde
sürmektedir.23
Sonuç olarak ülkemizde askeri yargı, ilk derece mahkemesi olarak
sadece mesleki dar alanda faaliyet göstermeli ve disiplin mahkemeleri
dışında kalan askeri mahkemeler adli yargı teşkilatının içine alınmalıdır.
Askeri Yargıtay’ın görevi Yargıtay’da bir daireye verilmeli ve AYİM
tamamen kaldırılmalıdır. Böylece çoğu demokratik devlette olduğu gibi ilk
derece askeri mahkemelerin vermiş olduğu kararlara karşı sivil hukuki
denetim sağlanmalıdır. Elbette adli yargı teşkilatı içinde sadece askeri
davalara bakan uzmanlık mahkemeleri oluşturulabilir. Ayrıca sivil
vatandaşlar asla, askeri mahkemelerde yargılanmamalıdır.
b. İdari Yargı Yolu
Hukuk devleti ilkesinin en önemli unsuru idarenin kanuniliği ve
yargısal denetime tabi olmasıdır. Çünkü idare, devletin toplumsal ve kişisel
yaşama en yoğun biçimde müdahale etmek zorunluluğunda olan işlevidir
ve bu nedenle kişi hak ve özgürlükleri bakımından tehlikeli sayılabilecek
yetkileri de içermektedir. Bu nedenle hukuk devleti siyasi ve medeni
hakları garanti altına alan ve en üst kademeye kadar yönetenlerden hesap
sorulabilen demokratik bir devlettir.24 Bu olgu, idarenin hukuk kurllarıyla
23
Roan, Colonel James B. – Buxton, Cynthia, The American Military Justice System in the
New Millenium, The Air Force Law Review, 2002, s.20.
24
O’Donnel, Guillermo, “Why the Rule of Law Matters”, Journal of Democracy, C.15, S.4,
Ekim 2004, s. 36.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
41
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
sınırlanması ve bu sınırlara uyup uymadığının da yargı yoluyla
denetlenmesi zorunluluğunu birlikte getirmiştir ki, idare hukukunun temel
konusunu da bu husus oluşturmaktadır. Günümüzde gerek Kara Avrupası,
gerekse Anglo-Sakson ülkelerinde olduğu gibi, idarenin eylem ve
işlemlerinden “menfaati ihlal edilen” ya da “hak kaybına uğrayan” kimse,
yetkili yargı yerine başvurarak idari işlemin iptalini ya da karşılaştığı
haksızlığın giderilmesini isteyebilir. İşte idarenin yargı yoluyla denetimi,
yargı birliği ilkesinin geçerli olduğu sistemlerde “adli mahkemeler”, yargı
ayrılığı ilkesinin geçerli olduğu sistemlerde ise bağımsız “idari mahkemeler”
eliyle yapılmaktadır.25
İdari yargı sistemi, idarenin yargısal denetimini gerçekleştirmek
üzere adlî yargının dışında kendine özgü kuralları ve yargılama yöntemleri
bulunan ayrı bir yargı düzenini ifade etmektedir. İdarî yargı sistemi Fransız
İhtilalinden sonra, Fransa’da doğmuş ve gelişmiştir. Daha sonra İtalya,
İspanya, Portekiz, Mısır, Lübnan, Almanya, Belçika gibi ülkelerde de
benimsenmiştir.26
İdari yargı yolunun konusu, idarenin tüm eylem ve işlemlerinin
yargılamasıdır. İdari yargı bu yargılamayı kendine özgü idari yargılama
usulüne göre yapar. Ancak İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 31.
maddesine göre, İYUK’ta hüküm bulunmayan durumlarda HMK uygulanır.
Uygulamada idari yargı ile özel hukuktan kaynaklanan ihtilaflara
bakan adli yargı yolu arasında çeşitli uyuşmazlıklar çıkar. Bir ihtilafın hangi
yargı yolunun yetkisine girdiği bazı hallerde tartışmalara yol açabilir. Zira
kanun koyucunun kamulaştırma bedeline itiraz gibi, bazı idari
uyuşmazlıklarda adli yargıyı yetkilendirmesi, bu sorunu artırmaktadır.
İdari yargı yolu ülkemizde, ilk derece mahkemeleri, idare
mahkemeleri ve vergi mahkemeleri; üst mahkemeler, bölge idare
mahkemeleri ve Danıştay olmak üzere iki dereceli olarak yapılandırılmıştır.
Anayasamızın 155. maddesi, idari yargının en üst mahkemesi ve
bazı davalara ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’ı yetkilendirmiştir.
Buna göre Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî
25
Kuzu, Burhan, “Hukuk Devleti ve Hukuk Zihniyeti, Akademik Araştırmalar Dergisi, 2001,
s. 2-3, (çevrimiçi) https://siyasaliletisim.org/pdf/hukukdevletivehukukzihniyeti.pdf, Erişim
Tarihi: 23.6.2013.
26
Çağlayan, Ramazan, SDE Yargı Raporu, Ankara 2010, s. 25-40.
42
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.
Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak
bakar. Danıştay, ayrıca Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun
tasarıları, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri
hakkında iki ay içinde düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek,
idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla
görevlidir. Danıştay’ın, kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri,
daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yargının
özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre
kanunla düzenlenir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, “Tarihsel gelişimine paralel olarak
Anayasa'da adlî ve idarî yargı ayrımına gidilmiş, kimi maddelerinde bu
ayrıma ilişkin kurallar yer almıştır. Anayasa'nın 125 maddesinin birinci
fıkrasında, ‘idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır’;
140. maddesinin birinci fıkrasında, ‘hakimler ve savcılar adlî ve idarî yargı
hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar’; 142. maddesinde,
‘mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri
kanunla düzenlenir’; 155. maddesinin birinci fıkrasında da, ‘Danıştay, idarî
mahkemelerce verilen kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı
karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli
davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar’ biçimindeki
düzenlemeler idarî-adlî yargı ayrılığının kurumsallaştığının kanıtıdır. Bu
düzenlemeler gereği idarî uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi
mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Belirtilen nedenlerle kural
olarak, idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem
ve eylemleri idarî yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı
denetimine tabi olacaktır.”27
Bilindiği gibi, Türkiye’nin kamu hukuku geleneğini derinden
etkilemiş olan Fransız sisteminde, kamu idaresinin hukuki denetimi genel
mahkemelerce değil, fakat ayrı bir ‘idari yargı’ düzeni tarafından bakılır.
Bunun pratik anlamı, kamu idaresine ve bu arada kamu personeline genel
hukuktan ayrı, özel bir hukukun uygulanmasıdır. Dicey'e göre,
olağan/genel mahkemeler tarafından uygulanmadığı için ‘idare hukuku’ bir
tür keyfi hukuktur. Yine onun deyişiyle, Fransa'da (elbette Türkiye'de de)
27
AMK., E. 2001/25, K. 2002/88, Resmi Gazete:26.02.2003-25032.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
43
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
memurlar resmi sıfatlarıyla sıradan yurttaşlarla davalı olduklarında,
‘ülkenin olağan hukukundan bir dereceye kadar muaf’ hale geliyorlardı.28
Bununla beraber ülkemizde adlî ve idarî olmak üzere “ikili yargı
düzeni” Tanzimat’tan bu yana uygulanmıştır. Üstelik Türkiye’de, “idari
yargı” sistemi, ayrı bir usul sistemiyle beraber büyük ölçüde yerleşmiş ve
önemli bir tecrübe kazanmıştır. Nitekim yukarıda da değindiğimiz gibi,
Anayasa Mahkemesi de değişik kararlarında bunu açıkça vurgulamıştır.29
Bu nedenle ülkemizde idari yargı ayrı bir yargı sistemi olarak
varlığını korumalıdır. Zira idari eylem ve işlemlerin ilke, yöntem ve teknik
olarak özel hukuk ilişkilerinden farklılığı, idarenin eylem ve işlemlerinin
yargısal denetiminin ayrı bir yargı düzeninde yapılmasını gerektirmekte ve
bu sistem ülkemizde 1868 yılından bu yana aralıksız olarak aksamadan
başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.
Diğer yandan, bu özel durumları nedeniyle idari uyuşmazlıkların,
adlî yargıda çözülmesi uzmanlaşma ilkesine aykırıdır. Adil yargılanmaya
aykırı olan bu durum idare hukukunun gelişimini de engeller. Ayrıca adli
uyuşmazlıkları çözmek üzere ihtisas sahibi olan hâkimlerin idari
uyuşmazlıkları çözmesi güç olacaktır.
c. Adli Yargı Yolu
Adli Yargı yolu ise genel yetkili yargı yolu olarak, diğer yargı
yollarının yetkisi dışında kalan bütün yargısal uyuşmazlıklara bakan bir
yargı yoludur. Özellikle özel hukuka ait uyuşmazlıklara ve kamu
hakimiyetinin olmadığı eşit taraflar arasındaki uyuşmazlıklara, adli yargı
yolu bakar. Adli yargı yolu, ilk derece mahkemeleri olarak hukuk ve ceza
mahkemeleri ile; ticaret, iş, tüketici ve aile mahkemeleri gibi birtakım
ihtisas mahkemeleri tarafından işletilmektedir. Son yıllarda bir de istinaf
yolu eklenmiş ve bölge adliye mahkemeleri de bir istinaf mahkemesi olarak
kurulmuştur.
28
Erdoğan,
Mustafa,
Yargı
Birliği
ve
Askeri
Yargı,
15.01.2011,
http://www.moralhaber.net/makale/yargi-birligi-ve-askeri-yargi/.
29
AMK., E. 2001/25, K. 2002/88, Resmi Gazete:26.02.2003-25032.; AMK., E. 2003/75, K.
2006/114, Resmi Gazete : 31.03.2007-26479.; AMK., E. 1988/32, K. 1989/10, Resmi
Gazete: 22.06.1989-20203.
44
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
Anayasamızın 154. maddesi adli yargının en üst mahkemesi olarak
Yargıtay’ı yetkilendirmiştir. Buna göre Yargıtay, adliye mahkemelerince
verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve
hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk
ve son derece mahkemesi olarak bakar. Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi,
Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Cumhuriyet
Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin nitelikleri ve seçim usulleri,
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla
düzenlenir.
Buraya kadar ülkemizde uygulanan başlıca yargılama yollarını
gördük. Şimdi şu sorunun cevabını aramalıyız: Acaba adaleti tam manasıyla
gerçekleştirmeyi amaç edinen demokratik bir hukuk devletinde, yargı, bu
şekilde çeşitli yollara ayrılarak, yargı ayrılığı sistemi şeklinde mi daha
bağımsız, tarafsız ve adil çalışır ve daha başarılı olur; yoksa tek bir çatı
altında yargı birliği sisteminde mi?
B. Yargı Ayrılığı - Yargı Birliği Sistemleri
a. Yargı Birliği
Yargı birliği sisteminde ülkede sadece bir tane yüksek mahkeme
bulunmaktadır ve bu yüksek mahkeme anayasa yargısı, idari yargı, adli
yargı ve benzeri tüm yargı kollarını tek başına temsil etmektedir. İngiltere,
ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika gibi Anglo-Amerikan
ve İsviçre, Danimarka ve Norveç gibi Kıta Avrupası ülkelerinin bazılarında
yargı birliği sistemi uygulanır.
Bu sistemde kamu hukuku-özel hukuk ayrımı yoktur. Kişiler
arasındaki uyuşmazlıklar hangi hukuka göre çözümleniyorsa, devlet ile
kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da genellikle aynı hukuka göre çözümlenir.
Ülkenin her yerinde aynı tür ilk derece mahkemeleri ve bu mahkemelerin
en üstünde tek bir yüksek mahkeme bulunur. Yargı düzeninin en üstünde
yer alan yüksek mahkeme, aynı zamanda ülkede hukuk ve içtihat birliğini
sağlamaktadır.
Böyle bir sistemde bazen genel mahkemelerden farklı isim taşıyan
uzmanlık mahkemeleri bulunabilir. Hatta ceza ve hukuk mahkemelerine ek
olarak, şimdi de var olan özel mahkemeler de kurularak, uzmanlaşma daha
da iyi sağlanmalıdır (tüketici mahkemeleri, iş mahkemeleri, aile
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
45
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
mahkemeleri, deniz ihtisas mahkemeleri gibi). Bunların varlığı yargı birliği
prensibini bozmaz; çünkü bunlar genel mahkemelerin tabi olduğu yüksek
mahkemenin incelemesine tabidirler. Kararları tek yargı örgütünün
tepesinde bulunan aynı yüksek mahkemece temyizen incelenir.
Yargı birliğini kabul eden ülkelerde ayrı bir idari yargı ve askeri yargı
düzeninin olmaması, gerek idarenin gerek bireylerin yargılanmasında ‘aynı
kuralların’ uygulanıyor olması, hiç kimsenin veya organın tek yargı
organının dışında ve üstünde olamayacağı ilkesinden ileri gelmektedir. Ve
bu idare ve kişilerin eşit statüde bulunması demektir ki, en kritik nokta bu
olsa gerek. Gerçek ve tüzel kişilerin, idarenin veya askeri kurumların veya
askerlerin hiçbirinin ayrı bir hukuka ve usüle tabi olmaması,
yargılamalarında ayrı ilkelerin cari olmaması demokratik hukuk devleti
ilkesine uygundur.
Örneğin İngiltere’de mahkemelerin teşkilatlanması en yüksek yargı
organından alt mahkemeye kadar hiyerarşik bir sırayla şu şekilde
olmaktadır; Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, Temyiz Mahkemesi (The
Court of Appeal), Londra Yüksek Mahkemesi (The High Court of Justice),
Krallık Mahkemesi (The Crown Court), Sulh Mahkemesi (Magistrates Court)
ve Yerel Mahkeme (Country Court).30 Görüldüğü gibi İngiliz sisteminde,
idari-adli yargı ayrımı yoktur, mahkemeler arası sadece hiyerarşik bir
yapılanma vardır.
Liberal görüş, yargı birliği sistemini savunur. Bu anlayışa göre,
devlet de bireylerin tabi olduğu mahkemelere tabi olmalıdır. Bu doğrultuda
Erdoğan’a göre; yargı birliğinin hukuk devleti’nin gereklerinden olduğunda
şüphe yoktur. Zorunluluk olmadıkça ‘yargı birliği’ sisteminden ayrılmak,
hukuk düzeni karşısında bütün yurttaşların eşit olduğu anlayışından
uzaklaşmak demektir.31
Ayrıca, yargı birliğini savunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
görüşüne göre; “Türkiye’de yargı birliğini sağlayabilmek için tek bir yargı
yapılanması kabul edilmelidir. Bu çerçevede, yargı birliğinin sağlanması
halinde, 1982 Anayasasında yüksek mahkeme olarak düzenlenmiş olan
30
Zender, Michael, Cases and Materials on the English Legal System, 10th Edition,
Cambridge University Press, 2007, s. 1-34.
31
Erdoğan,
Mustafa,
Yargı
Birliği
ve
Askeri
Yargı,
15.01.2011,
http://www.moralhaber.net/makale/yargi-birligi-ve-askeri-yargi/.
46
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Uyuşmazlık
Mahkemesine gerek kalmayacak, tek bir yüksek mahkeme ve alt derece
mahkemeleri sistemi kurularak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de
öngörülen iki dereceli yargılama sisteminin bir gereği olarak da bölge
adliye mahkemeleri (İstinaf Mahkemeleri) yapılandırılabilecektir.
Birleştirilen ve yüksek mahkeme adı altında bütünleştirilen sistemde, farklı
hukuksal normların, derecelerin ve faaliyet alanlarının ise, ihtisas
mahkemeleri ve daireleri aracılığı ile düzenlenmesi mümkün
olabilecektir.”32
Burada hemen eklemek gerekir ki, yargı birliğine geçildiğinde,
ihtisas mahkemelerinin kurulması ile birlikte ilk derece mahkemelerinde
kalite, sürat ve etkinliğin artması mümkün olacaktır. Yine Yargıtay
Başsavcılığı’na göre: “Uzmanlaşma ve verimlilik yargı birliği prensibinden
ayrılmayı gerektiren oluşumların gerekçesi olamaz. Zira ihtisaslaşma yargı
birliği prensibi içinde, daha etkin ve verimli şekilde gerçekleştirilebileceği
gibi, hızlılık, ucuzluk, kalite vb. açılardan daha üstün niteliklere sahip bir
yargı sistemi, ancak, yargı birliği sisteminin benimsenerek Türk yargı
sisteminin yeniden yapılandırılmasıyla mümkün kılınabilir.”33
Gerçekten yargı birliği, yargı yolları arasında birbirinden farklı ve
aykırı kararların çıkmasını engellemeye ve farklı yargı yollarında adaletin
değişik ve bazen birbiriyle çelişen şekillerde gerçekleşmemesini sağlamaya
yarar. Böylece hukuk ve içtihat birliğinin ortaya çıkması kolaylaşır.
b. Yargı Ayrılığı
Yargı ayrılığı sisteminde ise yüksek mahkeme olarak birden fazla
yüksek mahkeme mevcuttur ve yargı yolları, ülkemizde olduğu gibi idari
yargı, askeri yargı, adli yargı ve benzeri kollara ayrılmıştır. Fransa, Almanya,
İtalya, ve Türkiye gibi ülkelerde uygulanan bu sistem, Roma’dan bu yana
Kara Avrupası hukuk sisteminde kamu hukuku-özel hukuk ayrımının bir
sonucu olarak uygulana gelmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’ne
göre,
“mahkemelerin
görevleri
belirlenirken adlî ve idarî olarak nitelenen yargı ayrılığının da göz önünde
32
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Değişikliği Önerisi,
http://www.yargitaycb.gov.tr/belgeler/site/documents/anayasa_7.pdf.
33
İbid.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
(Çevrimiçi)
47
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
bulundurulması gerekir. Bununla birlikte, idari yargının denetimine bağlı
olması gereken idarî bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu
yararının bulunması halinde yasa koyucu tarafından adli yargıya
bırakılabilir. ... İhtisaslaşmayı esas alan bu düzenlemelerin kamu yararı
amacıyla getirildikleri anlaşılmakla, yargı ayrılığı ilkesine aykırı olmadıkları
sonucuna varılmıştır.”34
Yine Anayasa Mahkemesi’ne göre, “…Yargı ayrılığı, yargı
organlarının görev alanları ve yapı türleri yönünden nesnel ayrılıkları
yanında bu organlarda görev yapacak Hakim ve savcıların öğretimeğitimleriyle yetişme düzenleri bakımından ayrılıklarını ve uzmanlıklarını da
gerekli kılar. Atanma ve özlük işlemlerinin aynı kurulca gerçekleştirilmesi,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun Yargıtay üyeleri gibi Danıştay
üyelerinin dörtte üçünü da seçmesi yargı birliğinin benimsendiğini
göstermez. Asıl olan, görevlendirme yöntemi ve yetkisi değil,
görevlendirilecek olanın nitelik ve uzmanlığı, yargı alanının ayrılığıdır.
Bunlar olunca yargı birliğinden söz edilemez. Anlaşılmaktadır ki, kuruluş ve
yapılanma sürecine göre ilk derece mahkemelerinden yüksek
mahkemelere doğru adlî ve idarî yargı ayrımı benimsenmiş, korunmuş ve
geliştirilmiştir. ... Her erkin kendi içinde ayrımları gibi yargının da görev
alanları değişikliğine göre değişik türleri olabilir. … Dava konusu kural
bakımından 140. maddenin yukarda değinilen hükümleriyle öngördüğü
konum, yargı ayrılığı ilkesinin doğal sonucu olarak adlî ve idarî yargı
görevlerinin bu alanlarda yetişmiş hakim ve savcılar eliyle yürütülmesi,
bunun için de bağımsızlık ve güvencenin sağlanmasıdır. Adlî ve idarî yargı
ayrımı benimsenince onun gereklerine de uymak zorunluluğundan
kaçınılamaz. Anayasa'nın ‘Yargı Yolu’ başlıklı 125. maddesinin birinci
fıkrasındaki ‘idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır’
hükmüyle başlayıp yukarda ele alınan maddelerin hükümleriyle
tamamlanan
yargısal
düzenlemeler
adlî-idarî yargı
ayrılığının
kurumlaştığının kanıtlarıdır. ... Anayasa'nın yargılama alanlarını ayırarak,
son inceleme yerlerini yine ayrı ayrı belirleyerek kurduğu yargı düzeni, adlî
ve idarî olmak üzere iki türde ortaya çıkmaktadır. Böylece benimsenen
34
AMK., E. 2003/75, K. 2006/114, Resmi Gazete : 31.03.2007-26479.
48
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
yargı ayrılığının anayasal bir ilke olarak korunulması ve buna uyulması
zorunluluğu açıktır”.35
Yargı ayrılığı sistemi Fransa’da esas itibarıyla Fransız İhtilali’nden
sonra Conseil d’Etat denen Fransız Devlet Şurası’nın ortaya çıkmasıyla ve
bu organın zamanla bir mahkeme gibi çalışmasıyla daha da belirginleşmiş
ve gelişmiştir. Bu organın temel görevi idarenin eylem ve işlemlerine karşı
açılan davalara bakmaktır. Bu nedenle yargı ayrılığı sistemine, uygulamada
“idari yargı sistemi” veya kısaca Fransız sistemi de denir.
Osmanlı devletinde Tanzimat Dönemi’nde 1837’de kurulmuş olan
Meclisi Valayı Ahkam-ı Adliye günümüzdeki Yargıtay ve Danıştay’ın
görevini yapmaktaydı, yani bu dönemde yargı birliği ilkesi
uygulanmaktaydı. Ancak 1868’de Fransa model alınarak bu sistem
değiştirilmiş Meclisi Valayı Ahkam-ı Adliye, Şurayı Devlet (bugünkü
Danıştay) ve Divanı Ahkam-ı Adliye (bugünkü Yargıtay) olarak ikiye ayrılmış,
böylece yargı birliği ilkesi terk edilmiştir.36 Dolayısıyla Türkiye’de 138 yıldır
yargı ayrılığı ilkesi uygulanmaktadır.
İtalyan Anayasasına göre, tek devlet içinde yargı erkinin tekliği,
ancak yargı kollarının çeşitliliği prensibi kabul edilmiştir. Buna göre İtalyan
yargı sistemi adli, idari ve askerî yargı kollarından oluşmaktadır. İtalya’da
1981 tarihinde askerî yargı alanında yapılan yeni düzenlemeye göre Askerî
Yargıtay kaldırılmış ve temyiz işlemleri Yargıtay’ın özel dairesinde
yapılmaya başlanılmıştır. Böylece askerî yargı temyiz aşamasında genel
yargıyla birleştirilmiştir. Yargıtay bünyesinde Askerî Cumhuriyet Başsavcılığı
mevcuttur. Ancak İtalya’da eğilim genel adli mahkemelerin yanında
uzmanlaşmış bölümler kurarak, daha önce de sivil statüsü olan askerî
hâkimleri genel adli yargı düzeniyle yeniden birleştirmektir. Yani kısaca
İtalya’da da, Avrupa Birliği’nin genelinde olduğu gibi askerî mahkemelerin
kaldırılması ve askeri yargı noktasında tam bir yargı birliğinin sağlanması
düşünülmektedir.37
35
AMK., E. 1988/32, K. 1989/10, Resmi Gazete: 22.06.1989-20203.
Ekinci, Ekrem Buğra, “Tanzimat Devri Osmanlı Mahkemeleri”, Yeni Türkiye, Y. 6, S. 31,
Ocak-Şubat 2000, s. 764-773.
37
Gündüz, Hakan, (Çev.), İtalyan Askeri Yargı Sistemi, Askeri Yargılama Yetkisi Semineri,
Askeri Adalet Dergisi, S: 113 (Ocak, 2002), s. 30.
36
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
49
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
SONUÇ
Sonuç olarak Yargı birliği ve bu kapsamda yüksek yargının tek çatı
altında bir araya getirilmesi düşüncesi, buna duyulan ihtiyacın bilimsel
yöntemlerle ortaya konulması ve önerilen modellerin ihtiyacı karşılama
kapasitesi gibi hususlara bağlı olarak tartışılabilir. Bu çerçevede, yargı
organlarının taşıdıkları farklı kurumsal ve yargısal kültürün ve tecrübenin,
bu organların fiziksel olarak ayrı olmalarından ziyade meşgul oldukları
yargısal disiplinlerden kaynaklandığı dikkate alınmalıdır.38
Ayrıca yargı birliğinin hukukun uygulanmasında birliği sağlayacağı
ve dolayısıyla hukuk güvenliğinin oluşumuna ve gelişimine katkı
sağlayacağı söylenebilir. Tam yargı birliği, yalnızca askeri yargı düzeninin
kaldırılmasıyla değil, idari ve anayasa yargısı düzenlerinin de kaldırılması ve
sadece Yargıtay’ın yüksek mahkeme olarak kabulü ile sağlanabilir. Ancak
ülkemizin bugünkü koşullarında bu önerinin uygulanabilir olmadığı ve
kendisinden beklenen sonuçları vermeyeceği aşikardır. Adli yargı yolu diğer
yargı yollarından daha fazla iş yükü ve sorunla boğuşurken, bir de diğer
yargı yollarının tamamının yükünü kaldırması mümkün değildir.
Diğer yandan yargı ayrılığı, özellikle adlî ve idarî “ikili yargı düzeni”,
ülkemizde yeni uygulanmaya başlanmış ve hemen terk edilebilecek bir
sistem değildir. Yaklaşık iki asırdır ülkemizde ayrı bir usul sistemiyle
beraber, yargı ayrılığı uygulanmakta olup, bu sistem, birçok demokratik
hukuk devletinde olduğu gibi ülkemizde de artık iyice yerleşik bir hukuk
geleneği haline gelmiş ve oldukça büyük bir birikime sahiptir.
Dolayısıyla çok boyutlu derinlemesine bir irdeleme ve hazırlık
yapılmadan yargı ayrılığı sisteminden vazgeçilmemeli ve bu ayırımın
ortadan kaldırılmasının maliyeti ve ortaya çıkaracağı sorunlar iyi
hesaplanmalıdır.
Yargıtay’ın da haklı olarak belirttiği gibi, ülkemiz yargı sisteminin
temel sorunu, yargı birliğinden ziyade yargının önüne gelen sorunların
yapısal önlemlerle azaltılması ve kalitesinin artırılmasıdır.39 Çağdaş
ülkelerin hukuk sistemleri incelendiğinde, alınmış olan yapısal önlemlerle
uyuşmazlıkların büyük bölümünün yargı önüne gelmeden çözüldüğü
38
Yargıtay Başkanlığının Yeni Anayasa Hakkındaki Görüşleri, (Çevrimiçi)
http://www.yargitay.gov.tr/belgeler/site/documents/tbmmanayasateklifi.pdf.
39
İbid.
50
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
görülmektedir. Öncelikle sorunların yargı önüne gelmeden çözülmesi ve
yargıya intikal eden uyuşmazlıkların sayısının azaltılması hedeflenmelidir.
Aksi halde hangi sistem getirilirse getirilsin sorunların devam etmesi ve
hatta artması kaçınılmazdır.
Anayasa Mahkemesi’ne göre de, idari yargı ayrı bir yargı sistemi
olarak varlığını korumalıdır.40 Zira, idari eylem ve işlemlerin ilke, yöntem ve
teknik olarak özel hukuk ilişkilerinden farklılığı, idarenin eylem ve
işlemlerinin yargısal denetiminin ayrı bir yargı düzeninde yapılmasını
gerektirmekte ve bu sistem ülkemizde 1868 yılından bu yana aksamadan
başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.
Diğer yandan, özel durumları nedeniyle idari uyuşmazlıkların, adlî
yargıda çözülmesi, uzmanlaşma ilkesine aykırıdır. Adil yargılanmaya aykırı
olan bu durum, idare hukukunun gelişimini de engellediği gibi, adli
uyuşmazlıkları çözmek üzere ihtisas sahibi olan hakimlerin, idari
uyuşmazlıkları çözmesi güç olacaktır.
Sonuç olarak, kurumsallaşmasını tamamlamış ve yargı sistemi
açısından oturmuş olan idari yargı sisteminin kaldırılmasında, herhangi bir
kamu yararı yoktur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de mahkemeler
bakımından bir ayrımda bulunmamıştır. Bu sözleşmeye ve AİHM’e göre,
ülkede yargı ayrılığı yahut yargı birliği bulunabilir. Önemli olan
mahkemenin kanuni, adil, bağımsız ve tarafsız olmasıdır.
Bu nedenle adli-idari yargı ayrımı pek çok Avrupa ülkesinde de
benimsenmiş bir model olması nedeniyle aynen muhafaza edilerek daha
çok yargının etkinliği ve verimliliğini sağlayıcı ve hızlı karar vermesine
yönelik düzenlemeler yapılmalıdır.
Diğer yandan yargı bağımsızlığı, tarafsızlık, güvence ve tabiî hâkim
ilkeleriyle birleştiğinden ve bu ilkeler de adil yargılanma hakkının
unsurlarını oluşturduğundan, bu anlamda hukuk güvenliği sağlayamayan
askerî mahkemelerin yaptığı yargılamanın adil bir yargılama olduğu
konusunda ciddi kuşkular bulunmaktadır. Halbuki adil yargılanma hakkı
siviller kadar asker kişilerin de hakkıdır. Ayrıca Anayasada askeri yargının
görev alanını belirleyen ölçütler hala belirsiz ve yoruma açıktır.
40
AMK., E. 2001/25, K. 2002/88, Resmi Gazete:26.02.2003-25032.; AMK., E. 2003/75, K.
2006/114, Resmi Gazete : 31.03.2007-26479.; AMK., E. 1988/32, K. 1989/10, Resmi
Gazete: 22.06.1989-20203.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
51
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
Bu noktada Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’un şu
tespitleri önemlidir; “Yasayla değil, Genelkurmay Başkanlığının isteğiyle
kurulabilen, Milli Savunma Bakanlığınca kaldırılabilen; subay üyeleri
amirince/komutanınca seçilen, amirine hesap veren, önündeki dava,
komutanın önerisiyle Milli Savunma Bakanlığınca başka mahkemeye
aktarılabilen, sıkıyönetim mahkemesi olarak görev yaptığı sırada daha sıkı
bir buyruk-komuta ilişkisi içine giren bir (askeri) mahkeme ve yargıç
düşünün. Atanmalarında sözü amiri/komutanı söylesin. Milli savunma
bakanına hesap veren müfettişlerce denetlensin ve aynı bakanca disiplin
cezası verilebilsin. Hiçbir yargı mensubunun katılmadığı askeri
bürokratlardan ve iki siyasetçiden oluşan Yüksek Askeri Şuranın hukuken
karşı konulamaz kararıyla emekli edilebilsin. Bu koşullarda yargı görevini
yerine getiren bir askeri mahkemenin, bir askeri yargıcın/savcının bağımsız
olduğu söylenebilir mi? Üniforma, adı üstünde tekbiçimliliktir.
Tekbiçimlilik, kışla anlayışının zorunlu sonucudur; boyun eğmeyi gerektirir.
Doğası gereği, mutlak itaati zorlar. Hukuk anlayışına kışla anlayışı üstün
gelir, işin içine bir de silahlı güç girerse, elbette "Silahlar (silahlılar arasında)
karşısında hukuk susa(caktı)r" (Silent leges inter arma-Cicero). O halde
eğer kalacaksa askerî yargının nasıl olması gerektiği üzerinde durulmalıdır.”
41
Bu yüzden ülkemizde askeri yargı, ilk derece mahkemesi olarak
sadece mesleki dar alanda faaliyet göstermeli ve disiplin mahkemeleri
dışında kalan askeri mahkemeler adli yargı teşkilatının içine alınmalıdır.
Yargıtay ile Askeri Yargıtay, Danıştay ile de Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin yargılama konuları büyük oranda benzerdir. Bu yüzden
Askeri Yargıtay’ın görevi Yargıtay’da bir daireye ve AYİM’in görevi de
Danıştay’a verilmelidir. Böylece çoğu demokratik devlette olduğu gibi ilk
derece askeri mahkemelerin vermiş olduğu kararlara karşı, sivil hukuki
denetim sağlanmış olacaktır.
Elbette adli yargı teşkilatı içinde sadece askeri davalara bakan
uzmanlık mahkemeleri oluşturulabilir. Ancak, sivil vatandaşlar asla, askeri
mahkemelerde yargılanmamalıdır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, özellikle
askeri yargı bakımından bu denli geniş bir askeri yargı alanının askeri
vesayetin bir anlamda uzantısı olduğunu düşündüğümüzde; bu anlamda bir
41
Selçuk, Sami, Star Gazetesi, 01.09.2009.
52
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi
Doç. Dr. Murat YANIK
yargı birliğinin sağlanması, son yıllarda ülkemizde yaşanan sivilleşme ve
demokratikleşme yönündeki gelişmelere de uygun olacak ve onları
tamamlayacaktır.
Ayrıca Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin
kaldırılmasıyla birlikte benzer konularda iki farklı yüksek mahkemece
verilen farklı kararların ve içtihatların önüne geçilecek ve var olan içtihat
kargaşası son bulacaktır.
Sonuç olarak yargı yolları, sistemler ve mahkemeler, adaletin ve
hukukun gerçekleştirilmesinin araçlarıdır. Tüm bu kural ve kurumların nihai
amacı, bağımsız ve tarafsız yargı sayesinde adaletin tam olarak
gerçekleştirilmesidir. Dolayısıyla, ülkemizde askeri yargı tamamen
kaldırılmalı ve anayasa yargısı ve idari yargı, diğer yargı kolları gibi etkinlik
ve verimlilik bağlamında kapasiteleri geliştirilerek varlıklarını korumalıdır.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
53
54
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
TARTIŞMALAR
Tartışmalar
TARTIŞMALAR
Zerrin GÜNGÖR (Danıştay Başkanvekili – Oturum Başkanı) -Sayın
Doçent Doktor Murat YANIK açıklamanız için teşekkür ediyoruz.
Saygıdeğer katılımcılar, tartışma bölümüne geçmeden evvel
konuşmalar ve tartışmalar kayda geçirilip daha sonra kitap olarak
basılacaktır. Bu nedenle tartışma bölümünde sayın konuşmacılara soru
yöneltilmesi sırasında isim ve unvan belirtilmesi, açıklanması, ayrıca
sorunun kime yöneltildiğinin de açık olarak belirtilmesi gerekmektedir.
Ayrıca soruların sempozyum konusu dışına taşmadan, mümkün olduğu
kadar sempozyum konusuyla ilgili olmasına özen gösterilmesine ve
özellikle uzun görüş açıklamalarından ziyade net sorular yöneltilerek alınan
cevaplara göre değerlendirmelerin yapılmasını rica ediyorum. Teşekkür
ederim.
Şu anda soruları alabiliriz. Buyurunuz lütfen.
Birol ERDEM (Adalet Bakanlığı Müsteşarı) - Sayın Başkanım
teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için. Efendim önce bir temennimi dile
getireceğim. Aslında görüş açıklayacaktım burada ileri sürülen konularla
ilgili ama sizin uyarınız üzerine görüşümü açıklamaktan vazgeçtim. Onun
yerine bir temennimi dile getireyim. Ben bu tip sempozyumlarda değişik
akademisyenlerin, uygulayıcıların ve idarecilerin bir araya gelmesinin
yararına inanıyorum. Bu nedenle de Sayın Genel Sekreterimizden ve Sayın
Başkanımızdan daha önce de temenni ettim, uzun süre idarenin içinde
kalmış bir idare hukukçusu olarak ben de bildiğiniz gibi idari yargı kökenli
bir meslektaşınızım. Şu an Adalet Bakanlığı Müsteşarı olarak görev
yapıyorum, bir araya gelip yargının uygulamasından doğan sorunları
tartışalım fikrini sürekli arzu ettim ve nitekim Danıştay’ımız gerek
Gümrük’le gerek Maliye’yle yargı kararlarının uygulanmasından doğan
sorunları tartışmak üzere bilimsel toplantılar yaptı. Ben bunun devam
etmesi gerektiği kanaatindeyim.
Bir diğer temennim de burada Danıştay’ın kuruluşunun yıldönümü
kutlamalarında işlemlerini denetlediğiniz idarenin temsilcilerine de bir
kişilik bir söz verirseniz hem buradaki dile getirilenler hakkındaki
kanaatlerimizi söyleme imkanı, çünkü söyleyeceğim esasen çok şey var,
söyleme imkanımız olur. Hiçbir şey de cevapsız değil, burada ileri sürülen
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
57
Tartışmalar
her şeyin kendi içinde bir cevabı da var mutlaka. Onları söyleme imkanımız
olur. Ben görüş ifade etmek istediğim için onlara sınırlama getirdiğiniz için
kendi görüşümü davet edeceğiniz bir başka toplantıda söylemek üzere
teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Zerrin GÜNGÖR - Sayın Müsteşarım biz teşekkür ederiz. Görüş
açıklama konusundaki uyarım tabii ki sizin gibi değerli katılımcıların
görüşlerini engellemek değil muhakkak. Geçmiş sempozyumlarda da
zaman zaman yaşanmıştır, tebliğ sunarcasına açıklamalar yapılmıştır.
Burada da başlangıçta hep söylendi, ben ilk defa böyle bir görev üstlendim
umarım layıkıyla yürür. Süreyi dikkatli kullanmak esas olduğu için
hatırlatma yapmak istemiştim. Biz sizin değerli fikirlerinizden ve
görüşlerinizden muhakkak yararlanmak isteriz. Yine de arzu edersiniz
buyurunuz efendim.
Birol ERDEM - (Mikrofonsuz)
Zerrin GÜNGÖR - Zaman kalırsa memnuniyetle tabii ki, hay hay!
Bekir SÖZEN (Danıştay Üyesi) - Teşekkürler. Ben yargı ayrılığı
konusunda dünyadaki eğilimleri öğrenmek istiyorum. Anayasa
Mahkemeleri konusunda kısa hatırlatmada bulunayım…
Zerrin GÜNGÖR - Sizi ben tanıyorum ama biraz evvel bahsetmiştim
konuşmalar kayda geçecek. O nedenle lütfen isminizi, unvanınızı ve soruyu
kime yönelttiğinizi belirterek konuşmaya başlarsanız…
Bekir SÖZEN - Bu sorumu tüm sunuculara yöneltebilirim, özellikle
Murat YANIK Hoca’ya yöneltiyorum. Biraz öncekini tekrar edeyim. Yargı
ayrılığı konusundaki dünyadaki eğilimleri öğrenmek istiyorum özellikle.
Anayasa Mahkemelerinin kuruluşu konusunu kısaca hatırlatmak isterim bu
konuda. Anayasa Mahkemelerinin tarihi çok eski değil. Bizde 1960’lı yılların
başında, 1962’de Anayasa Mahkemesi kuruldu. Avrupa’nın birçok
ülkesinde kuruldu, arkasından 1990’lı yıllarda hem eski Sovyet
Cumhuriyetlerinde, hem Doğu Avrupa ülkelerinde kuruldu, Kore’de,
arkasından Endonezya’da. Bunların tarihi çok eski değil, en eski olanları
58
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Tartışmalar
belki 20-25 yıllık. Dolayısıyla Anayasa Mahkemeleri konusunda ayrı
mahkemeler kurulduğunu görmekteyiz. İdari-adli yargı ayrımı konusunda
da dünyadaki eğilimler nasıl acaba? Yeni bazı ülkelerde idari-adli yargı
ayrımına mı gidiliyor yoksa bizde son zamanlarda olduğu gibi birleştirilmesi
konusunda uygulamalar da var mı? Şimdiden teşekkür ediyorum.
Zerrin GÜNGÖR - Teşekkür ederiz Bekir Bey. Sayın Hocam hemen
yanıtlamak ister misiniz? Buyurun.
Doç. Dr. Murat YANIK (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı) - Evet. Teşekkür ederim soru için.
Aslında önce belki Müsteşarımızın sorusuna cevap vermek lazım, soru değil
tabii, katkı sundu teşekkürler. Ben yurtdışındaydım yeni geldim. 15 gün
önce HSYK’nın Antalya’da bir çalıştayına katıldım. O konuda yaptığım çeşitli
çalışmalar nedeniyle davet etmişlerdi ve çok da mutlu oldum. Şu anda
üzerinde çalıştığım bir kitabımın ismi de Yargının Yönetim ve Denetimi.
O kitap açısından da çok faydalı orada bilgiler edindim. Orada şöyle bir bilgi
de edindim. 360 Derece Değerlendirme Sistemi diye bir sistem tartışıldı.
Tabii ki Müsteşarımızın bu konuda bilgisi olduğu için burada da o katkıyı
sunmak istedi. Gerçekten bugün biz yargıyı 360 derece tartışmamız lazım.
Yani yargı sadece yargıçlara bırakılmayacak kadar önemli bir alan. Her
zaman söylenir; anayasa, anayasa hukukçularına bırakılmayacak kadar
önemli bir konudur diye, aynı şekilde bence yargı da yargı mensuplarına
bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. Dolayısıyla bu konuda 360
derece Müsteşarımızın belirttiği gibi bir değerlendirmenin yapılması, gerek
yargı egemenliğinin, gerekse hesap verilebilirliğin, gerekse kamu
imkanlarında kullanılan insanların kamu hizmetini layıkıyla yerine getirmesi
açısından, hesap vermesi açısından önemli. Bu anlamda hatırlattığı için
Müsteşarımıza teşekkür ediyorum.
İkinci soruya gelecek olursak, dünyada çok çeşitli eğilimler var. Bir
defa askeri yargı konusunda net ve kesin bir eğilim var. Askeri yargı bütün
dünyada son 20-30 yıla baktığımızda ciddi oranda kısıtlanmış, çok böyle bir
yargının varlığı konusunda ciddi dünyada gelişme var. Adli anayasa yargısı
konusunda Bekir Bey’in söyledikleri doğru, dünyada anayasa yargısı
konusunda öteden beri ikili bir eğilim var. Anglo Sakson sistemi dediğimiz
işte genel yargı yolu veya işte uzmanlaşmış bir Anayasa Konseyi, Anayasa
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
59
Tartışmalar
Mahkemesi gibi bir yargı organı. Bu da dünyada artık oturmuş bir
sistemdir. Gerçekten dünyaya baktığımızda dünyanın birçok ülkesinde
uzmanlaşmış bir anayasa yargısı mahkemesinin veya kurumunun olduğunu
görüyoruz. Bu konuda da demokratik ülkelerde çok fazla bir tartışma yok
doğrusu. Adli yargı-idari yargı ayrımına geldiğimizde de bu konuda şu
yönde kesin ve net bir eğilimin, genel bir eğilimin varlığını söylememiz
mümkün değil. Yani yargı ayrılığı veya yargı birliği konusunda genel olarak
demokratik ülkelerin bir yönelimi ve eğilimi yok. Değişik ülkelerde değişik
uygulamalar var. Ama burada benim de sunumumda dikkatinizi çekmek
istediğim nokta şu: Sistem mi yoksa insan ve sonuçlar ve uygulama mı? Biz
Türkiye’de daha çok sistem tartışmasını yapıyoruz. Oysa sistem tartışması
bizim mesela yabancı meslektaşlarımızın en çok sorduğu şeylerden bir
tanesi şu: Sizde niye bu kadar sistem tartışması yapılıyor? Biz çünkü
maalesef böyle bir ülkeyiz, neden böyleyiz onu bilmiyorum. Oysa sistem
yerine sorunların çözüm odaklı tartışılması çok önemli. Bugün yargının
yaşadığı, 2010’da ciddi bir sistemsel değişiklik yaptık ve bu değişiklik büyük
oranda da dünyada demokratik eğilimlere ve standartlara uygun ve bu
başarılı sonuçlarını da vermeye başladı. Dolayısıyla başarılı bir trend
yakalanmışken, süreç oluşmuşken bu süreci yeni baştan, sil baştan
düşünmek, tartışmak, sistem değişikliğine gitmek bana çok makul ve
bilimsel gelmiyor. O yüzden oluşturulan bu sistem içerisinde varsa lokal
sorunların giderilmesi yoluna gidilmesi, bana daha doğru, mantıklı ve
bilimsel olduğu kanaatini taşıyorum doğrusu. Teşekkür ederim Başkanım.
Zerrin GÜNGÖR - Biz teşekkür ederiz.
Dr. Ulrich MAIDOWSKI (Almanya Federal İdare Mahkemesi
Hakimi) - Küçük bir ekleme yapmak istiyorum. Dünyanın farklı yerlerinde,
yargı birliği bulunan ülkelerde idare mahkemelerinde ihtisaslaşmaya gitme
eğilimi olduğunu görüyoruz. Buna dair iki örnek vereyim: İngiltere'de
Lordlar Kamarasının adli işlevlerini üstlenmiş bir Yüksek Mahkeme
bulunmaktadır. Yargı birliğinin had safhada olduğu bu mahkemede her
konuya bakılmaktadır. Oysa sonradan göç ve iltica davalarına bakacak yeni
bir ihtisas mahkemesi kurulmuştur. Zira bu konu çok karmaşık olgu ve
kuralların tespiti çok zor olduğu için ayrı bir yargı birimi tesis etme ihtiyacı
doğmuştur. Diğer bir ifadeyle, İngilizler bile bir manada yargı ayrılığına
60
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Tartışmalar
gitme konusunu düşünmekte. Diğer örnek ise Güney Amerika'da çevre
konularına bakacak ihtisas mahkemelerinin kurulması ile ilgili. Bu da
uygulamacılar için kolay olmayan bir alandır. Bu konuda olguları tespit
edebilmek için yeterli teknik bilgiye sahip olmak gerektiğinden, yalnızca
çevre hukuku üzerine uzmanlaşmış mahkemeler bulunmaktadır. İdari
yargının karmaşık kısımlarını ayırma ve ayrı mahkemeler haline getirme
eğilimi bu şekildedir. Benim de eğilim olarak gördüğüm budur. Tabii ki her
iki sistem de bir şekilde işlemektedir. Ancak, yargı birliği uygulayanlar dahi
bu mahkemelerin içerisinde ve hatta dışında ihtisaslaşma denemeleri
yapmaktadırlar. Dolayısıyla, bu da bahsettiğim eğilimi destekler
niteliktedir. Teşekkür ederim.
Zerrin GÜNGÖR - Buyurun.
Erhan ÇİFTÇİ (Danıştay Üyesi) - Sorum Bülent Hocama olacak.
Aslında burada meslek mensubu olarak bulunmama rağmen vatandaş
gözüyle bir soru sormak istiyorum. Özellikle konuşmanızın bir bölümünde
yüksek yargıya üye seçimi konusuna değindiniz, o hususla ilgili olacak.
Sorum Yargıtay ve Danıştay üyesi seçimleriyle ilgili. Konuşmanızın bir
bölümünde o konuya değindiniz. Eğer birinci sınıf hakimler arasından
seçiliyor ise Yargıtay ve Danıştay üyelerinin Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu veya Meclis veya Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesinin bir önemi
var mı? Sorunun birinci bölümü bu. Sorunun ikinci bölümü aslında birinci
soru ile bağlantılı. Özellikle temel hak ve özgürlüklerin uygulanması
yönünden yapılan anayasa ve yasa değişikliklerine rağmen ki bu
değişiklikleri uygulayacak olanların da Danıştay ve Yargıtay üyeleri olduğu
dikkate alındığında, bu değişikliklerin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun
Hrant Dink ile ilgili verdiği bir kararda olduğu gibi, yüksek yargı üyelerinin
en azından bir bölümü tarafından algılanamıyor ise ortada ciddi bir sorun
yok mudur? Zannedersem o değişiklik 2004 yılında yapıldı. Anayasa’nın 90.
Maddesi, temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmeler ulusal
mevzuat ile çelişirse uluslararası sözleşme hükümleri esas alınır diyor.
Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nin içtihatları ve yorumları belli olmasına rağmen, yapılan
yasal değişiklikler yüksek yargı üyelerinin en azından bir bölümü tarafından
algılanamıyor (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda Hrant Dink davasına ilişkin
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
61
Tartışmalar
olarak bu sayı oldukça yüksek idi) ise; bu seçimin Kurul, Cumhurbaşkanı ya
da Meclis tarafından yapılmasının bir önemi var mı? Teşekkür ederim.
Prof. Dr. Bülent OLCAY (Danıştay Üyesi) - Ben teşekkür ederim
sorunuz için, tamamını dinlediniz mi bilemiyorum konuşmamın. Tabii
burada HSYK’ya da seçim var, HSYK sonra seçiyor. Dolayısıyla HSYK’da
siyasal partinin seçtiği üyelerin çoğalması, şu andaki 15 tane hâkimsavcılardan seçilirken 6’ya düşüyor bunlar, diğerleri Meclis tarafından
seçiliyor ve onlar tekrar Danıştay’a üye seçiyor, Danıştay kalmıyor tabii
temyiz mahkemesine üye seçiyorlar. Benim tenkit ettiğim ve çok sakıncalı
bulduğum nokta budur, hâlâ da sakıncalı buluyorum. Hiçbir zaman da
tasvip etmeyeceğim. Ancak tabii tarafsızlık kişinin beyni ile ilgili bir şey.
Beni buraya Sayın Cumhurbaşkanım seçti fakat Sayın Cumhurbaşkanım
seçtikten sonra kendi kişisel konusu dahi olsa burada artık onunla
münasebetimiz kalmıyor. İşte bunu eğer siz yapabilirseniz, buna
güveniyorsanız kişilerinize, insanlarınıza şark kurnazlığı yapmadan bunları
yapabileceğine güveniyorsanız mesele yok. Ama Türkiye’deki genel anlayış
ve gerçeklik tarafsızlığın kolay sağlanamadığıdır. Hele siyasal iktidarlar
kendi açılarından bazı hususlarda daha rahat hareket eder ve yargıdaki
insanların kendileri tarafından seçilmesi için çok hahişkar davranırlarsa
ardında başka niyetler olabileceğini düşünürsünüz. Bugün bu iktidar var
yarın başka iktidar gelir, onlar da kendi adamını yerleştirmeye başlar. O
zaman yargının içerisinde sağcılar-solcular kavgasını başlatırız. Açık
konuşmak gerekirse asıl tehlike budur. Yoksa bugünkü iktidarın yargı
alanında kazandırdığı şeyler çok fazla, 12 Eylül 2010’a gelinceye kadar da,
sonrasında da gerek yargı paketleriyle, gerek genel düzenlemelerle. Ama
biz burada Danıştay’ın 145. Yıldönümünde geleceğimizi tartışıyoruz.
Başlığım da zaten “geçmiş ve gelecek” idi, konu başlığım. Dolayısıyla bizim
yargı içerisinde siyasal bir unsur haline gelmememiz, siyasetin oyuncağı
olmamamız için bu taşlı, mayınlı tarlalara girmemiz ve siyaseti uyarmamız
gerekiyor. Onun için yani HSYK’ya seçilmiş olanların da seçecek olmasından
dolayı bir risk olduğunu söylüyorum.
İkinci sorunuzu gerçi tam toparlayamadım sanırım 90. madde,
Anayasa’nın 90. maddesinin temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak öncelik
verileceğini hepimiz biliyoruz, biz de bunu 8. Daire kararlarımızda da
uyguluyoruz. Daha geçenlerde tartışılan ve Sayın Ahsen COŞAR’ın da sabah
62
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Tartışmalar
belirttiği kimlikle ilgili, avukat kimliği ile ilgili konuda da biz özgürlükten
yana tavır aldık ve hiçbir zaman da özgürlüklerin kısıtlanmasına seyirci
kalamayız. Dolayısıyla bir çocuğun bize başvurusu halinde başörtülü olarak
bir avukatlık gibi, inşaat mühendisliği de olabilir, kamu kurumu
niteliğindeki bir kurumda çalışması ile ilgili bir kararda biz özgürce karar
verdik. Bize ne hükümet baskı yaptı ne de başkaları bize dayattı. İşte bunun
devam etmesi gerekiyor. Bunun devam edebilmesi için de siyasetin
sınırlarında kalması gerekiyor. Böyle toparlamış olalım.
Zerrin GÜNGÖR - Teşekkür ederiz Sayın OLCAY. Sayın Mustafa DİNÇ
buyurun.
Mustafa DİNÇ (Danıştay Üyesi) - Önce seminere emeği geçen
herkese teşekkür ederek sözlerime başlıyorum. Ben sorumu Fransız
Danıştay temsilcisi Sayın Christian Beyefendiye yönelteceğim. Fransa'da
her ay İhtilaf Mahkemesi dört Danıştay üyesi ve dört de Yargıtay üyesinin
katılımıyla toplanıyor. Yanılmıyorsam bunlar görevle ilgili uyuşmazlıklarda
görevli yargı yerini belirliyorlar. Günümüzde Fransa'da yetkili yargı yerini
belirleme noktasında neler yapılıyor? Örneğin; bir idari işlem hakkında
Strasbourg İdare Mahkemesi yetki ret kararı verdi ve Paris İdare
Mahkemesini yetkili gördü. Paris İdare Mahkemesi de kendisini yetkisiz
görüyorsa bu yetki uyuşmazlığını Fransız Danıştay’ı mı çözüyor, yoksa
başka bir mercii mi var? Bunlardan hareketle, yetki uyuşmazlığı ve İhtilaf
Mahkemesinin görevi dikkate alındığında Fransız Danıştay’ı tek yargı
birliğini düşünüyor mu? Teşekkür ederim.
Christian VIGOROUX (Fransız Danıştay’ı Rapor ve Araştırma
Bölümü Başkanı) - Fransız sisteminde, iki farklı varsayım var ise, eğer
Strazburg idare mahkemesi bir karar verirse ve Paris idare mahkemesi
başka bir karar verirse, eğer içtihatlar farklı ise, bu durumda Danıştay son
kararı verir. Şimdi, diyelim ki Strazburg idari mahkemesi bir davanın,
mesela herhangi bir bakanlık ile bir şirketin imzalamış olduğu anlaşma
ihtilaf konusu olsun, kendi yetkisinde olduğunu söyler ve Strazburg adli
mahkeme de aynı davanın kendi yetkisinde olduğunda ısrar ederse ve
taraflar hangi mahkemeye, idari mahkemeye mi, adli mahkemeye mi,
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
63
Tartışmalar
başvuracaklarını bilemezse, o zaman Uyuşmazlık Mahkemesi hangi
mahkemenin olacağına karar verir. Demek ki, Uyuşmazlık Mahkemesi
sadece ve sadece, adli yargıyla idari yargı arasında bir görüş ayrılığı
olduğunda müdahale ediyor. İki idari mahkeme arasında görüş farklılığı
olduğu zaman, karar mercii Danıştay oluyor.
Zerrin GÜNGÖR - Fikret Bey buyurun lütfen.
Dr. Fikret ERKAN (Danıştay Genel Sekreter Yardımcısı) - Sorumu
Fransa’dan gelen Christian VIGOUROUX’a sormak istiyorum.
Açıklamalarında şunu belirtti, 1980’li yılların sonlarına kadar bölge istinaf
mahkemeleri kurulana kadar bir takım reform çalışmaları yapıldığını ama
Meclisten çıkmadığını dolayısıyla Fransız yargı sistemi içerisinde de bir
kısım sorunların olduğundan bahsetti. Zira Danıştay’da daire sayısının
arttırılması, öte yandan üye sayısının arttırılmasının teklifte bulunulduğunu
ama Parlamentodan geçmediğini istinaf mahkemelerinin kurulmasının bir
çözüm yolu olarak kabul edildiğinden bahsetti. Burada ilk sorum, o dönem
içerisinde Türkiye’deki gibi yargının birleştirilmesi hususu gündeme geldi
mi? Bu konular acaba Fransa’da tartışıldı mı? İkinci sorum, çözüm yolu
olarak istinaf mahkemelerinin kurulduğu ve çok önemli reform
hareketlerinin yapıldığından bahsetti ve 8-10 tane reform hareketleriyle
ilgili maddeleri de sıraladı. Özellikle burada benim merak ettiğim acil
yargılamaya ilişkin kararlarda sınır olarak acaba hangi kriterler dikkate
alınıyor, temel faktör nedir? Belli yasalarda mı bu husus düzenleniyor? Acil
yargılamaya yönelik olarak alınan reformla ilgili kısaca bilgi verirseniz çok
memnun olurum. Teşekkür ediyorum.
Christian VIGOROUX - Şimdi, siz bana üç farklı soru sordunuz. Sayın
Başkan’ın da izniyle, çok farklı olan bu üç soruya da cevap vermek
istiyorum. Birincisi, 1987 yılında, idari istinaf mahkemeleri kurulduğunda,
amaç idari yargı ile adli yargı arasındaki ilişkileri ele almak değildi. Yegâne
amaç, dosya yığını altında ezilen, çok fazla davaya bakmak zorunda kalan,
bu nedenle kararlarını üç, dört, beş yılda ancak verebilen idari yargıyı
kurtarmaktı. Öyleyse, idari istinaf mahkemelerinin kurulması sayesinde,
vatandaş artık daha az süre bekliyor. İdari mahkeme, idari istinaf
mahkemesi ve Danıştay nezdindeki yargılama süresi, her üç seviye için, çok
64
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Tartışmalar
nadir olarak bir yılı aşıyor. Bu, göreceli kaydettiğimiz başarı. Şüphesiz, hala
zorluklarla karşılaşıyoruz, fakat 1987 yılında sekiz idari istinaf
mahkemesinin kurulmasını sağlayan, reformu onaylayan Parlamento
tarafından kabul gören göreceli başarı. İşte birinci cevap, Fransa’da hiç
kimse idari istinaf mahkemelerinin iptal edilmesini önermiyor.
İkinci cevap, zaman zaman, parlamenterler, siyasetçiler, adli
yargıyla idari yargının birleştirilmesini önermektedir. Sayın MAIDOWSKI’de
hatırlattı tartışmalar etrafında. Bu tartışmalar, Fransa için de geçerlidir.
Bununla birlikte, otuz-kırk yıldan beri, hiç kimse gerçekte, idari yargının
iptal edilmesini önermemektedir. İdari yargının iptal edilmesine veya adli
yargıyla birleştirilmesine dair kitaplar, öneriler, fikirler mevcut. Fakat ne bir
yasa tasarısı, ne de bir siyasi karar var. Diğer taraftan, yasa koyucu, bazı
konuları adli yargıya, bazı konuları da idari yargıya vererek var olan
durumu daha da sadeleştirmeye çalıştı. Mesela Fransa’da, tüm trafik
kazalarıyla ilgili konular, adli yargının yetkisindedir. Diğer taraftan, büyük
şirketlerin rekabetiyle ilgili kurallar, anlaşmazlıklar, idari yargının
yetkisindedir. Fransa’da yaşayan yabancılarla ilgili kararlar da, idari yargı
tarafından verilmektedir. Yasa bir çeşit yetki paylaşımı yaptı.
Üçüncü ve son cevap, acil yargılama usulleri, yani Danıştay’ın iki, üç
günde karar verdiği davalar. Acil yargılama usullerinin uygulanacağı
konuların listesi, kanunla belirlenmiştir. Bu konular, temel özgürlüklerle
ilgili. Mesela Paris Valisi, bir sokak gösterisinin yasaklanmasını emrediyor.
Bu kararı, asayiş nedenleriyle alıyor. Kısaca, gösteriyi yasaklıyor.
Organizatörler, idari mahkemeye veya Danıştay’a başvuruyor ve iki gün
içerisinde kendilerine cevap veriliyor. Bu kadar.
Zerrin GÜNGÖR - Teşekkür ederiz Sayın VIGOUROUX. Değerli
katılımcılar, süremiz giderek azalıyor. Ön görülen süreyi aşmadan evvel bir
soru daha alalım. Buyurun Selçuk Bey.
Selçuk HONDU (Emekli Danıştay Üyesi) - Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Sorum Murat Bey’e. Kısmen açıkladı ama biraz tatmin olmadığım
için sormak lüzumunu hissediyorum. Danıştay’ın 145. yılını kutluyoruz.
Böyle bir ortamda yargı ayrılığı 145 yıldan beri sürdüğü halde şimdi yargı
birliğini tartışmaya açmış bulunuyoruz. Özellikle şunu sormak istiyorum;
biraz önce sizlerin de bahsettiği gibi böyle bir tartışmayı gerektiren
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
65
Tartışmalar
nedenler konusunda hiçbir açıklama veya hiçbir neden yokken, böyle bir
tartışmaya girmek anlamsız buluyorum bir defa. İkinci olarak her şeyden
evvel acaba şu başkanlık sisteminin de tartışıldığı dönemde, bu yargı birliği
de acaba başkanlık sisteminin zaruri bir unsuru olarak mı görülüyor? Anglo
Sakson sisteminde veyahut da başkanlık sisteminin uygulandığı ülkelerde
acaba mutlaka orada da yargı birliği mi geçerli, yoksa yargı ayrılığının
uygulandığı, idari yargının ayrı olduğu bir ortam mevcut mudur veyahut da
sistem mevcut mudur, bunu sormak istiyorum? Ayrıca kişisel olarak da
şunu söylemek istiyorum, 145 yıllık bir maziye sahip olan kurumun ve
sistemin böyle gelişigüzel nedenlerle tartışmaya açılması, ondan sonra
üzerinde gereksiz yere tartışılmasını fazla ve fuzuli buluyorum. Bunu da
belirtmek isterim. Teşekkür ederim.
Zerrin GÜNGÖR - Buyurun.
Doç. Dr. Murat YANIK - Teşekkür ederim. Değerli üstadım tabii
güzel noktalara değindi. Bu kısa konuşmada süre darlığından dolayı çok
fazla giremedim. Aslında söylemek istediğim şeylerden bir tanesi de oydu.
Bülent Hoca’nın kaygılarına katılmıyorum derken, kastettiğimiz şeylerden
birisi de sizin vurguladığınız noktalardan bir tanesiydi. Yani şu anda bu
konuda alınmış bir karar, yola çıkılmış bir şey yok. Ben bir bilim insanı
olarak böyle bir şeyin bilimsel anlamda her yerde her platformda
tartışılabileceğini düşünüyorum. Yani demokratik, çoğulcu demokratik bir
ülkede her türlü düşünce bilim karşısında teraziye konulur, tartışılır. Çok
yönlü, çok boyutlu ele alınır ve neticesinde demokratik ülkelerde bu
demokratik süreç sonrasında karar verilir. Dolayısıyla hani böyle bir şeyin
tartışılması dahi sizi üzüyor, onu anlıyorum ama ben bilim insanı olarak da
her şeyi tartışabilmeliyim, şüpheci olmalıyım, her türlü konuyu da ortaya
koymalıyım. Ama ben böyle bir değişikliğin yapılacağını düşünmüyorum ve
akıl yoluyla da böyle bir değişikliğin gerekçesinin neler olabileceği
konusunda çok uzun süre düşündüm, araştırma yaptım. Bu değişiklik
önerisi henüz net, kesin olarak önümüze konmadığı için, gerekçesi
konmadığı için, dolayısıyla bilimsel bir yaklaşım acaba hangi gerekçelerle
böyle bir düşünce ortaya konabilir diye düşündüm. Ama bu düşüncelerim
neticesinde sunumumda da belirttiğim gibi bana göre böyle bir değişiklik
gerekçesinin mantıklı, tutarlı, bilimsel bir dayanağı yok. Böyle bir tartışma
66
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Tartışmalar
tabii ki insanları ve sizleri üzüyor olabilir, Danıştay’da böyle bir tartışmanın
yapılması tabii ki belli noktalarda duyarlılıklar açısından sorun oluşturabilir,
ama takdir edersiniz ki demokratik ülkelerde de her şey tartışılabilir,
konuşulabilir, önerilebilir ve neticesinde bu tartışma ve müzakereler
neticesinde hep beraber böyle bir şeyin yapılıp yapılmayacağına karar
verecek olan bizleriz. Demokrasilerde egemenliğin sahibi olan, halk olan,
halkı oluşturan bizleriz. Ben böyle bir değişikliğin yapılacağı kanaatinde
değilim. Böyle bir değişikliğin anayasa çalışmaları sırasındaki bir kısım
pazarlıklarda kullanılacak bir argüman olarak ortaya konduğu
düşüncesindeyim ki, başkanlık sisteminin de bu düşünce ile ortaya
konduğunu büyük oranda tahmin ediyorum, düşünüyorum. Dolayısıyla bu
tartışmalardan bence bizim hiçbir şekilde üzülmemek veya
kaygılanmamamız lazım, tam tersine belki de bu tartışma Danıştay’ın
yaptıklarını, 145 yıllık ortaya koyduklarının farkındalığının oluşturulması
anlamında bu katkı sunacaktır. Bu anlamda farkındalık belki oluşmuş
olacaktır ama görüşlerinize de tabii ki saygı duyuyorum üstadımız olarak.
Teşekkür ederim Başkanım.
Zerrin GÜNGÖR - Biz teşekkür ederiz. Sayın katılımcılar, bize verilen
süreyi tamamladık. Oturumu burada kapatıyoruz. Konuşmacılarımız Sayın
Christian VİGOUROUX’a, Sayın Prof. Dr. Bülent OLCAY’a, Sayın Dr. Ulrich
MAIDOWSKI’ye ve Sayın Doç. Dr. Murat YANIK Beyefendiye çok teşekkür
ediyorum. Sorularınız ve katılımınızdan dolayı sizlere de teşekkürler ediyor,
saygılar sunuyorum.
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
67
Tartışmalar
Sunucu - Plaket takdimi ile devam ediyoruz. Sempozyuma
katkılarından dolayı Almanya Federal İdare Mahkemesi Hakimi Dr. Ulrich
MAIDOWSKI’ye, Danıştay 8. Daire Üyesi Prof. Dr. Sayın Bülent OLCAY’a,
Fransız Danıştay’ı Rapor ve Araştırma Bölümü Başkanı Sayın Christian
VIGOUROUX’a, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku
Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sayın Murat YANIK’a plaketlerini takdim
etmek üzere Danıştay Başsavcısı Sayın Mevlüt ÇETİNKAYA’yı sahneye arz
ederim.
Mevlüt ÇETİNKAYA (Danıştay Başsavcısı) - Ben görüşlerimi
açıkladım Başkanlar Kurulunda da bir iki kelime söyleyeyim isterseniz belki
merak edersiniz. Bülent Hocama katılıyorum ama tartışma açılmasını,
tartışma aşamasında da arkadaşlarımızın Başkan, ben, siz hepinizin
kurumsal kimlikle yer alan herkesin bu mücadeleyi vermesini arzu
ediyorum. Sayın Başkana, Hocama yanlış ifade etmeyeyim VIGOUROUX,
MAIDOWSKI ve Sayın YANIK Hocama bize verdikleri bilgiler için çok
teşekkür ederim, ağızlarına sağlık. Daha teferruatlı zaman olsaydı da geniş
bir şekilde gerçek bizi aydınlatacak görüşlerini alabilmiş olsaydık. İnşallah
başka zamana.
68
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
Sempozyum Kapanış Konuşması
Mustafa KÖKÇAM
SEMPOZYUM KAPANIŞ KONUŞMASI
Mustafa KÖKÇAM
Değerli konuklarımız,
Değerli çalışma arkadaşlarım,
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bir Kuruluş Yıldönümü ve İdari Yargı
Günü etkinliğinin sonuna gelmekteyiz. Bugün akşam Meclisteki
resepsiyonla etkinliklerimiz sona erecektir. Katıldığınız için hepinize
Danıştay Yönetimi olarak teşekkür ediyoruz.
Ben burada bir konuyu tartışmaya yani zaten herkes gitmek üzere
ama acaba bir ileriki dönemde fikir jimnastiği yapar mıyız diye
düşünüyorum. Acaba bundan sonraki yıldönümü törenlerinde, tören
kısmını azaltıp sempozyum ve diğer çalışmaları arttırabilir miyiz? Tüzükteki
bu şeyi farklı şekilde yorumlayıp çünkü sabah yabancı konuklarımıza
sorduk, onlarda böyle bir yıldönümü kutlamaları yokmuş veya 25 yılda bir
var dediler. Biz de bunu acaba bir düşünüp yine yapalım ama bu tören
kısmını biraz azaltıp daha çok bilimsel ağırlıklı kısmına ve hesap verme,
yıllık çalışmalarımızın değerlendirilmesine dönük bir çalışmaya
dönüştürebilir miyiz diye düşünüyorum. Akşamki kokteyle hepinizi davet
ediyoruz tekrar, hepinize saygılar sunuyorum efendim.

Danıştay Üyesi – Genel Sekreter
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
69
70
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
İzlence
SEMPOZYUM
10 MAYIS 2013, Cuma
İdari Yargının Gelişim Yönü: Karşılaştırmalı Hukukta Danıştay Uygulaması
14:00 - SEMPOZYUM AÇIŞ KONUŞMASI
Hüseyin KARAKULLUKCU - Danıştay Başkanı
14:05 - OTURUM BAŞKANI
Zerrin GÜNGÖR - Danıştay Başkanvekili
14:10 - Christian VIGOUROUX
Fransız Danıştay’ı, Rapor ve Araştırma Bölümü Başkanı
(Fransız Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi )
14:30 - Prof. Dr. Bülent OLCAY - Danıştay Sekizinci Daire Üyesi
(Türk Danıştay’ı ve Yargı İçindeki Önemi)
14:50 - ARA
15:10 - Dr. Ulrich MAIDOWSKI
Hâkim, Almanya Federal İdare Mahkemesi
(Yargı Ayrılığının Düşündürdükleri )
15:30 - Doç. Dr. Murat YANIK
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
(Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Yargı Ayrılığı Sistemi)
15:50 - 16:50- TARTIŞMALAR
16:50 - SEMPOZYUM KAPANIŞ KONUŞMASI
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu : 145. Yıl
71
Download

2013 - Danıştay