DEÜ Felsefe Sempozyumları
“Sanatın Halleri”
Ali Osman Gündoğan: Felsefe-Edebiyat İlişkisi Sorunu/1
Felsefe-Edebiyat İlişkisi Sorunu
Ali Osman GÜNDOĞAN1
Derrida, kendisiyle yapılan bir söyleşide, edebiyat ile felsefe ilişkisinin ne olduğuna dair
soruya cevap verirken şöyle diyor: Bizim “zaten tarihsel anlatıyı, edebi kurguyu ve felsefi
düşünümü saptama değil, ayırma sıkıntımız var.” Evet, Derrida’nın bu sözünde bir hakikat
payı var. Çünkü bizler tarihçiler, edebiyatçılar, felsefeciler olarak tarihin, edebiyatın ve
felsefenin ne olduğunu, aramızda ihtilaflar olsa da, en azından kendi tarzımızca biliyoruz. Asıl
sıkıntımız, bunlar arasında ne gibi ilişkilerin olduğunu saptama sıkıntısıdır. Edebiyat ve
felsefe, nerede birbirlerine yaklaşırlar veya nerede uzaklaşırlar? Veya baştan almak gerekir:
Bunlar arasında birbirlerine yaklaşma veya birbirlerinden uzaklaşma diye bir sorun var mıdır?
Bence bu tür sorulara cevap vermede güçlük çekiyoruz. Ben burada yine Derrida’nın sözüne
dönmek istiyorum. Çünkü onun sözünde sanki bir ayrım yapılmış gibi. Çünkü Derrida,
edebiyat ile ilgili olarak kurgu, felsefe ile ilgili olarak da düşünüm kavramlarını kullanıyor.
Burada kurgu ve düşünüm kavramları üzerinden hareket edebiliriz. Kurguda esas olanın
hayalgücü, düşünümde esas olanın da akıl olduğunu biliyoruz. “Edebi ve felsefi söylem”
kavramlarını da burada kullanacak olursak, edebi söylemin hayalgücüne dayanan kurgusal,
felsefi söylemin de akla dayanan düşünümsel olduğunu ifade edebiliriz. Her ikisinde de bir
söylem veya söyleme biçimi var. Her ikisi de söz söylüyor ama söyleme biçimleri yöntem
olarak farklı.
Hem edebiyat hem felsefe sözü kullanırlar. Sözün, bilhassa Antik Yunan’da hangi
anlamda kullanıldığını, sözü ifade eden kavramdan çıkarmak mümkündür. Mythos, epos,
logos kavramları, söz karşılığı olarak kullanılmakla birlikte ifade ettikleri anlamlar arasında
farklılıklar var. Bunlardan mythos ve epos’u edebiyat ile logos’u da felsefe ile ilişkilendirmek
gerekiyor. Mythos, gerçekle bağdaşmayan, doğruluk değeri olmayan bu açıdan da genellikle
içi boş ve anlamdan yoksun olarak değerlendirilen, hayali bir dünyayı hayali Tanrı, yarı-Tanrı
1
Prof. Dr., Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Felsefe Bölümü.
DEÜ Felsefe Sempozyumları
“Sanatın Halleri”
Ali Osman Gündoğan: Felsefe-Edebiyat İlişkisi Sorunu/2
ve insan varlıklarıyla dolduran bir söz iken; epos, daha çok sözü anlatmanın biçimi olarak da
düşünülür. Bir bakıma epos, anlatılacak olan şeyin şiirsel, destansal ve aynı zamanda
duygulara hitap edecek bir biçimde anlatılmasıdır. Söz olarak logos ise bunlardan farklı olarak
Heidegger’in ifadesiyle daha ziyade deloun gibisinden bir anlama sahiptir: yani sözle “sözü
edilenin” açığa çıkarılması. Aristoteles nutkun bu işlevine apophainestai diyerek, onu daha
keskin biçimde dile getirmiştir. Buna göre logos bir şeyi (nutkun ne hakkında olduğunu)
görünür kılar (phainestai). Böylece nutka dayalı muhaberede dile getirilen, dile getirilişi
içinde açığa çıkartılmakta ve başkasının erişimine açılmaktadır.” Bir şey hakkında söz
anlamındaki logos, hakkında olduğu şeyi görünür kılar (bu durum logos’un hakikat
kavramıyla olan ilişkisidir) ve bu suretle felsefe, logos sayesinde mantıklı-tutarlı söylem
olarak, görünür kılınan şeyi beyan eder. Logos’un bu biçimdeki bir yorumu, onun felsefeyle
olan ilişkisine işaret etmekte ve önemli ölçüde de felsefenin edebiyata olan mesafesini de
belirlemektedir.
Edebiyat, kurgusal olma ve hayalgücünden beslenme imkânına sahip olmakla
Derrida’nın ifadesiyle “insanın her şekilde her şeyi söylemesine olanak tanıyan kurgusal bir
kurum olarak” anlaşıldığında, söylenebilecek olan şey hakkında hiç bir kanıtlama yapmadan,
diskursif akıl yürütmeye başvurmadan konuşur. Felsefe temellendirme, gerekçelendirme,
sonuca gitme zorunda olduğu halde edebiyat, sadece çağrışımlarla, betimlemelerle ve dili
estetik açıdan zevke hitap edecek biçimde kullanmakla yetinebilir. Edebiyat ile felsefenin
farkına işaret etmek üzere daha çok şey söylenebilir. Ama bazı yazarlar ve onların eserleri,
felsefi açıdan önemli, edebi açıdan da daha geniş yelpazede değerlendirilebilir. Kafka, Camus,
Sartre, Dostoyevski, S. De Beauvoir gibi yazarların eserleri, genelde roman statüsünde
olmakla birlikte tezli roman olarak adlandırılmakta ve felsefenin çok mantıksal ve kuru diline,
kavramlarına başvurmadan bir fikri ifade etmeye çalışırlar. Edebi eser, bir fikri, üslup ve
estetik zevk kaygısı da güderek dile getirir. Ancak felsefi metinde estetik zevk ve üslup
önemli değildir. Onda önemli olan açık, anlaşılır bir biçimde mantıksal çözümleme,
temellendirmedir. Bu söylediklerim, felsefeye ilişkin konuların sanatın daha da dar çerçevede
edebiyatın konusu olamayacağı anlamında alınmamalıdır. Çünkü pekâlâ bir metafizik, etik ve
diğer felsefe konuları ve sorunları da romanın veya bir edebi türün konusu olur. Hatta öyle
felsefi konular ve sorunlar vardır ki, bu durumda edebiyatın betimleyici, zengin ve canlı diline
ihtiyaç duyulur. Nitekim insan hayatı, varoluşu, hayatın anlamı ve özellikle bireysel
DEÜ Felsefe Sempozyumları
“Sanatın Halleri”
Ali Osman Gündoğan: Felsefe-Edebiyat İlişkisi Sorunu/3
yaşantılarda dile getirilmek istenen ve felsefenin de içinde bulunan pek çok insani sorun
felsefenin soyut, kuru ve kavramsal diliyle anlatılamaz. Ya da Kierkegaard’ın Hegel’e
itirazında da olduğu gibi bireysel bir varlık olarak benim şahsi, somut tecrübe ve yaşantı
hallerim, bir kavramın gölgesi olarak değerlendirilemez. Daha doğrusu hiçbir kavram benim
şahsi, somut tecrübe hallerimi ifade edemez. Burada betimleyici, canlı edebiyat dili devreye
girer.
Edebiyat, felsefeye oranla daha fazla kişiye hitap eder, onun bilgi vermek gibi bir
amacı yoktur. Elbette pek çok edebi metinden çıkarılabilecek bilgiler bulunmakla birlikte
biçim ön planda olduğu için felsefi metne göre içerik daha geri plandadır. Felsefi eser, en
yüksek genellik derecesinde bir bilgi arayışına yönelik olduğu için felsefede bilgi esastır.
Gerçi edebi eser için de biçim ve içerik meselesi tartışmalıdır. Ancak felsefi eserde böyle bir
tartışma bile yoktur. Ama yukarıda adını andığım bazı yazarlarda biçim içeriğin, içerik de
biçimin önüne geçmeden yani birini diğerine feda etmeden üretilmiş metinler olduğundan
hareketle edebiyat ile felsefenin birlikte değerlendirilmesi gereken bazı eserlerin bulunduğunu
da biliyoruz. Hatta felsefe açısından bakıldığında tamamen felsefi içeriğe sahip olan Platon’un
diyalogları da edebiyat bakımından son derece önemlidir. Yani sadece edebiyat tarafı ağır
basan yazarlarda değil, felsefe tarafı ağır basan yazarlarda da ve hatta tamamen felsefi
metinlerde de edebiyat-felsefe ilişkisinin güzel örneklerini görüyoruz. Nitekim Platon’un
yanında Augustinus, Kierkegaard, Nietzsche hemen ilk akla gelen isimlerdir. Mesele
zannediyorum, fikri estetik zevke, estetik zevki de fikre feda etmeden hareket edilirse, bu
durumda felsefe ile edebiyatın birbirlerine yaklaştıklarını söyleyebilirim. Bir bakıma sanatçıfilozof veya filozof-sanatçı tavrı, iki disiplini birbirlerine yaklaştırıyor diyebilirim.
Download

Edebiyat ve Felsefe İlişkisi Sorunu