18 KASIM 2014 AVRUPA ANTİBİYOTİK FARKINDALIK GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI
Antibiyotik direnci, halk sağlığı açısından tüm dünyada uzun süreli hastane yatışına, sağlık
maliyetlerinin artışına, tedavi başarısızlıklarına ve hatta ölüme yol açan ciddi bir tehdittir.
Antibiyotiklerin aşırı ve yanlış kullanılması, turizm, göçler, uluslararası yolculuklar, hijyen
eksikliği gibi birçok konu bu küresel sorunun gelişmesine aracılık etmektedir. Artık bu sorun
diğer tüm enfeksiyon hastalıklarında yaşanan sorunlar gibi yerel olmaktan çıkıp global bir
sorun halini almıştır. Bu sorunu bu kadar ciddi kılan bir durum da; mikroorganizmaların çok
hızlı direnç geliştirmesine karşın bu mikroorganizmaların tedavisinde kullanılabilecek yeni
antibiyotiklerin artık geliştirilememesidir. Günümüzde artık mevcut antibiyotiklerin tümüne
dirençli bakterilerle gelişen, hiç tedavi şansı olamayan enfeksiyonlar gözlenebilmektedir.
Sağlık hizmetleri ile ilişkili enfeksiyonların tedavisinde sıklıkla kullanılan geniş spektrumlu
antibiyotiklere, örneğin 3. kuşak sefalosporinlere, florokinolonlara, aminoglikozidlere hatta
karbapenemlere bile son yıllarda çok hızlı direnç gelişimi gözlenmektedir. Klebsiella
pneumoniae üriner sistem, solunum sistemi ve kan-dolaşım sistemi enfeksiyonlarına yol açan
önemli bir bakteri olup, hastanelerde sıklıkla salgınlar yapmaktadır. Avrupa Hastalık Önleme
ve Kontrol Merkezi (ECDC)’nin Avrupa Birliği ülkelerinde yürüttüğü EARS-Net sürveyans
çalışmaları raporunda 3. kuşak sefalosproinlere, florokinolonlara ve aminoglikozidlere karşı
2010 yılında belirlenen direnç oranının %15’den 2013’te %21’e yükseldiği belirtilmektedir.
Aynı bakteride karbapenemlere direnç oranı 2010 yılında %4.6 iken 2013’te %8.3’e
yükselmiştir.
Antibiyotik direncinin izlenebilirliğini ülkemizde sağlayabilmek için Sağlık Bakanlığı ve Gıda
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından antimikrobiyal ajanların tüketimi, antimikrobiyal
direnç ve hastane enfeksiyonları sürveyans çalışmaları yürütülmektedir. Ayrıca Türkiye
Avrupa Birliği’ne üye olmayan ve aday ülkelerden oluşan Orta Asya ve Doğu Avrupa
Antimikrobiyal Direnç Sürveyansı Ağı (CAESAR, Central Asian and eastern European
Surveillance of Antimicrobial Resistance)’na 2013 yılından beri dahildir. Bu kapsamda
toplanan direnç verilerimize göre ülkemizde; Escherichia coli ve Klebsiella pneumoniae
bakterilerinde 3. kuşak sefalosporinlere direnç sırasıyla %47 ve %59 gibi yüksek oranlarda
saptanmaktadır.
Antibiyotik direnci, sadece insan sağlığı ile ilgili tıbbı süreçlerinin bir çıktısı değildir. Tarım ve
hayvancılık sektörlerindeki antibiyotik kullanımı da mikroorganizmalarda direnç gelişimine
neden olabilmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı sorun öncelikle insan sağlığı olmasına
karşın sorunun çözümünde çok paydaşlı bir yaklaşım sergilenmelidir. Dünya Sağlık Örgütü
(WHO, DSÖ) bu çalışmaların önderliğini yapmakla birlikte Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO)
ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) de bu sürecin önemli paydaşlarıdır. DSÖ, ilgili
paydaşların desteği ile “Antimikrobial Direnç Küresel Eylem Planı”nı hazırlamakta ve 2015
yılında bu eylem planı kapsamında uygulamaların ve önlemlerin alınması planlanmaktadır.
Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu girişiminde Türkiye İlaç ve Tıbbi
Cihaz Kurumu, Kamu Hastaneleri Birliği, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Gıda Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı, Üniversiteler, Birlikler, Uzmanlık Dernekleri ve ilaç endüstrisinin
katkıları ile “Ulusal Akılcı Antibiyotik Kullanımı ve Antimikrobiyal Direnç Stratejik Eylem Planı”
hazırlık çalışmaları devam etmektedir. DSÖ’nün stratejik hedefleri ile uyumlu ancak kendi
önceliklerimizi ortaya koyan bu eylem planının da Küresel Eylem Planı gibi 2015’te yürürlüğe
girmesi planlanmaktadır. Bu amaçla konunun en önemli iki paydaşı olan Sağlık Bakanlığı ile
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı çalışmalarını işbirliği içerisinde sürdürmektedir.
Hazırlıkları devam eden bu ulusal stratejik eylem planının en önemli özelliği; bu sorunla ilgili
tüm paydaşların sorunun çözümüne de ortak edilmesi ve sektörler arasındaki
koordinasyonun güçlendirilmesidir. Ülkemizdeki akılcı antibiyotik kullanım politikalarının
uygulanması, toplumda farkındalığın artırılması, konu ile ilgili sürveyans sistemlerinin
güçlendirilmesi,
enfeksiyonların kontrolü ve önlenmesi bu eylem planının en büyük
kazanımları arasında yer alacaktır.
Yaygın ve yanlış antibiyotik kullanımı ve bunun sonucu oluşan direnç gelişimine dikkat
çekmek amacı ile 2008 yılından bu yana 18 Kasım gününde , “Antibiyotik Farkındalık
Günü/Haftası” etkinlikleri düzenlenmektedir. Ülkemizde de 2009 yılından beri Avrupa
Ülkeleri ile eş zamanlı olarak etkinlik çalışmaları yürütülmektedir. Her yıl konu ile ilgili bir ana
tema seçilmektedir. Örneğin önceki yıllarda halkın nezle ve grip olduğunda antibiyotik
almaması, istirahat edip sıcak içecekler içmesi önerilmişti. Bu yıl ECDC tarafından önerilen
ana tema, toplumda kişilerin kendi kendine antibiyotik kullanmaması gerektiği konusunda
farkındalığın artırılmasıdır. DSÖ ise bu ana tema yanında, eczacıların halkı antibiyotikleri akılcı
kullanması konusunda teşvik etmesinin önemini vurgulamaktadır.
Antibiyotikler, viral etkenlerin neden olduğu soğuk algınlığı ve grip gibi enfeksiyonlarda etkili
değildir, sadece bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi edebilir.
Yaygın ve uygunsuz antibiyotik kullanımı antibiyotik direncine neden olur.
Bu nedenle, antibiyotikler insan sağlığı alanında hekimlerin, hayvan sağlığı alanında ise
veteriner hekimlerin reçete ettiği durumlarda, eczacı ve/veya veteriner hekim
danışmanlığında uygun miktar ve sürede kullanılmalıdır.
Antibiyotiğimizi akılcı kullanalım!!!
Download

İndirmek için tıklayınız (pdf)