1
Karabük - Safranbolu Folkloru
T.C.
KARABÜK VALİLİĞİ
KARABÜK
SAFRANBOLU
FOLKLORU
Mustafa ACAR
KARABÜK 2011
2
Karabük Valiliği
T.C.
Karabük Valiliği
www.karabuk.gov.tr
Yayın Kurulu
İbrahim Şahin
Osman Ayan
İsmail Eroğlu
Yayına Hazırlayanlar
Arzu Tan (Halk Oyunları Eğitmeni)
Selda Dravacı (Halk Oyunları Eğitmeni)
Yasemin Şerbetci (Beden Eğitimi Öğretmeni)
Suat Şerbetci (Beden Eğitimi Öğretmeni)
Fotoğraflar
Gülcan Acar
Mustafa Acar
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Arşivi
Kapak Fotoğrafı
Gülcan Acar
Grafik Tasarım
Seher Şengül
ISBN: 978-605-359-529-8
Baskı
Anıt Matbaa / ANKARA
Tel: 0312 232 54 77
TAKDİM
Yeni bir yerleşim yeri olması nedeniyle Karabük, çok farklı ve yeni kültürleri bir araya toplayan önemli bir
merkez haline gelmiştir. Karabük 100 bini aşkın nüfusuyla bir sanayi şehridir. Sanayi şehri olması buraya çeşitli
nedenlerle çok sayıda farklı kültürden insanın yerleşmesine neden olmuştur. Yaşadıkları şehirlerin alışkanlıkları
ile Karabük’te var olmaya çalışan bu insanlar zaman içinde yeni ve ortak bir kültür inşaa etmektedirler. Fakat
bölgenin diğer önemli şehri Safranbolu Karabük’ün aksine çok köklü ve tarihi derinliği olan önemli bir kültür
merkezidir. Bugün dünyanın tanıdığı ve kabul ettiği Safranbolu, geleneklerimizin ve bunun yansıması olan şehir
yapımızın en nadide örneğini oluşturmaktadır. Baştan aşağı bir müze kent görünümündeki Safranbolu’da Türk
sanatının, folklorunun her yönünü görebilirsiniz.
Yakın tarihimizde ortaya çıkan ve hızla büyüyen bir şehir olarak Karabük Safranbolu’nun temelleri güçlü
tarihi ve kültürü ile yoğrularak yeniden yapılanmaktadır. Ülkemizin çok farklı kültürlerini aynı potada eriterek
yeni bir kimlik kazandıran bu yapı, Safranbolu’nun maziye uzanan güçlü değerleriyle kolayca oluşmaktadır. İnsan
insan oluşan yeni Karabük bir barış ve hoşgörü kenti haline gelmiştir.
Karabük’te Türkiye’nin tüm renklerini görebilirsiniz. Ama bu renkler birbirine öyle kaynaşmıştır ki biri
olmasa tablonun bir yeri eksik kalır. Tüm bu renkleri aynı tuval üzerinde birleştiren şey Türk insanının asırlardır
kazandığı pratiklerdir. Mekana uyum sağlamayı ve mekanla bütünleşmeyi öngören bu anlayış aynı zamanda
kendi dünyasını da biçimlendirir. İşte tam burada, Karabük’te ortaya çıkan tablo tuvalinin Safranbolu olduğunu
anlarsınız. Çünkü Safranbolu’daki şehir mimarisi ve yaşam biçimi de aynı anlayışın bir ürünü olarak mekanla
bütünleşir ve yapılar coğrafyaya direnmez. Ona uyum sağlar. Demek ki Safranbolu’yu inşaa eden maziyle,
Karabük’ü inşaa eden anlayış, zaman içinde aynı genetik şifreler üzerinde örtüşür ve birbirini tamamlayıverir.
Sonuçta ikisi de bizim insanımızdır. Biri mazinin mirasını günümüze taşır, diğeri geleceği biçimlendirir.
Her ne kadar Karabük, betonlaşan bir şehir görüntüsü verse de içinde barınan ruhların değerlerine olan
özlemi hiç dinmez. Adetleri, gelenekleri ve günlük alışkanlıkları ile hala zamana direnirler. Tıpkı Safranbolu evleri
gibi.
Folklorumuz bizi biz yapan esas unsurdur. Yaşam biçimidir. Bir milletin ruhudur. Değerler manzumesidir.
Bunların varlığı diğer yapıları oluşturur. Bunlar bozulduğunda yapılar da bozulur. Öyleyse öncelikle bunları
korumalı ve yaşatmalıyız. İşte bu niyetle hazırlanan Karabük Folkloru kitabı böyle bir gayretin ürünüdür.
Karabük Valiliği olarak, ilimizin soyut kültürel değerlerini çok önemsiyoruz. Bu konuda yeni nesillerin iyi
yetişmesini, kendi örf ve adetlerine sahip çıkmasını ümit ediyoruz. Valilik olarak yayınladığımız bu eserin, bu
istikamette önemli bir boşluğu dolduracağını umuyor, yeni ve daha kapsamlı çalışmaların sürmesini diliyoruz.
Bu vesile ile bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen herkesi tebrik ediyor, daha farklı çalışmalarla bu yayınların
sürmesini temenni ediyorum.
İzzettin KÜÇÜK
Karabük Valisi
4
Karabük Valiliği
Karabük - Safranbolu Folkloru
5
6
Karabük Valiliği
7
Karabük - Safranbolu Folkloru
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ .........................................................................................................................................................11
KARABÜK COĞRAFYASI ...........................................................................................................................11
KARABÜK SİYASİ TARİHİ .........................................................................................................................11
KARABÜK VE YÖRESİNE TÜRKLERİN YERLEŞMESİ................................................................................13
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ KARABÜK ...................................................................................................15
A- FOLKLOR (HALK BİLİMİ) ...............................................................................................................17
B- KARABÜK FOLKLORUNDAN ÖRNEKLER......................................................................................21
1- DÜĞÜN GELENEKLERİ .............................................................................................................21
2- YÖRESEL KIYAFETLER ..............................................................................................................30
a) Safranbolu’da Giyim Kuşam ....................................................................................................30
b) Yenice’de Giyim Kuşam...........................................................................................................42
c) Eskipazar’da Giyim Kuşam ......................................................................................................45
d) Eflani’de Giyim Kuşam ............................................................................................................50
e) Ovacık’ta Giyim Kuşam ...........................................................................................................55
3- SOSYAL VE KÜLTÜREL YAŞAM .................................................................................................58
4- HALK OYUNLARI .......................................................................................................................62
a) Seymenlik................................................................................................................................62
b) Düğün Havaları .......................................................................................................................63
c) Oyun Havaları .........................................................................................................................63
d) Köçekçilik ...............................................................................................................................64
5- TÜRKÜLER .................................................................................................................................67
a) Safranbolu Türküleri ...............................................................................................................67
b) Yenice Türküleri......................................................................................................................71
8
Karabük Valiliği
6- DİNİ GÜN VE BAYRAM GELENEKLERİ .....................................................................................72
a) Ramazan Ayı Gelenekleri .........................................................................................................72
b) Ramazan ve Kurban Bayramları ...............................................................................................73
c) Cuma Günleri..........................................................................................................................75
d) Irgatlık Duası ..........................................................................................................................75
e) Adak Kesme ............................................................................................................................76
7- EĞLENCE GELENEKLERİ ..........................................................................................................76
a) Sıra Alemleri ............................................................................................................................76
b) Ferfene (Erfene) ......................................................................................................................79
8- EFSANELER ................................................................................................................................80
a) Geyikli Dede Efsanesi ..............................................................................................................80
b) Adam Kurutma Kayası ............................................................................................................81
c) Duvaklı Gölün Efsanesi ...........................................................................................................81
9- MASAL VE DESTANLAR .............................................................................................................82
a) Sırçalı Kız ................................................................................................................................82
b) Üç Kardeşin Parası ..................................................................................................................83
c) Pire Destanı .............................................................................................................................84
10- SEYİRLİK OYUNLAR .................................................................................................................85
a) Sinsin Oyunu ..........................................................................................................................85
b) Arap Oyunu ............................................................................................................................86
c) Kurtçu .....................................................................................................................................88
d) Köy Göçtü Oyunu ...................................................................................................................88
11- YAĞMUR DUASI .......................................................................................................................89
a) Göde Göde ..............................................................................................................................90
12- YÖRESEL KELİME DEYİM VE ATASÖZÜ ..................................................................................90
13- MANİLER ..................................................................................................................................93
14- BİLMECELER .............................................................................................................................96
Karabük - Safranbolu Folkloru
15- NİNNİLER .................................................................................................................................97
16- ALKIŞ VE KARGIŞLAR (DUALAR VE BEDDUALAR) .................................................................97
a) Alkış (Dualar) ..........................................................................................................................97
b) Kargış (Beddualar)...................................................................................................................97
17- HALK HEKİMLİĞİ .....................................................................................................................99
18- DOĞUM İLE İLGİLİ GELENEK VE İNANÇLAR.......................................................................102
a) Kırk Basması..........................................................................................................................104
b) Kırk Çıkarma ........................................................................................................................105
19- BEBEK VE ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ GELENEK VE İNANÇLAR ................................................105
a) Dil Toplama ..........................................................................................................................106
b) Köstek Kesme........................................................................................................................106
c) İsim Değiştirme .....................................................................................................................106
20- İSİM VERME GELENEĞİ .........................................................................................................106
21- ÇOCUK OYUNLARI ................................................................................................................107
22- SÜNNET GELENEKLERİ .........................................................................................................110
23- ASKERLİK GELENEKLERİ .......................................................................................................113
24- ÖLÜM VE CENAZE İLE İLGİLİ GELENEK VE İNANÇLAR .....................................................114
25- ZAMAN-GÜN VE MEVSİMLER İLE İLGİLİ GELENEK VE İNANAÇLAR .................................115
a) Hıdırellez...............................................................................................................................115
b) Beddam .................................................................................................................................117
c) Zaman- Gün ve Mevsimler İle İlgili Diğer Gelenek ve İnanaçlar .............................................117
26- HAYVANLAR İLE İLGİLİ GELENEK VE İNANÇLAR ...............................................................118
YARARLANILAN KAYNAKLAR ................................................................................................................119
YAZILI KAYNAKLAR ...............................................................................................................................119
SÖZLÜ KAYNAKLAR ...............................................................................................................................120
9
10
Karabük Valiliği
11
Karabük - Safranbolu Folkloru
GİRİŞ
KARABÜK COĞRAFYASI
KARABÜK SİYASİ TARİHİ
Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz Bölümü’nde yer
alan Karabük, kuzeyde Bartın, kuzeydoğu ve doğuda
Kastamonu, güneydoğuda Çankırı, güneybatıda
Bolu, batıda Zonguldak illeriyle komşudur.
Ankara’ya 230 km, İstanbul’a 400 km. uzaklıktadır.
Karabük ve çevresinde tarih öncesi ve tarih
dönemlerinin aydınlatılması açısından önemli
sayılabilecek toplam 32 tümülüs ve dört büyük
höyük bulunmaktadır. Karabük ve çevresinde en
eski yerleşme, Erken Bronz (Tunç) Devrinde (MÖ.
2.500-1.200) başlamaktadır. Eskipazar’a bağlı
Yazıboy köyünde bulunan höyük bu anlamda
Karabük ve çevresinin en eski yerleşme alanı olarak
kabul edilebilir.
Karabük’te kısmen Karadeniz ikliminin özellikleri
görülmektedir. Yalnız Karabük, kıyıdan içeride
kaldığı için, Karadeniz’in nemli havasından yeterince
yararlanamamakta karasal iklimin özellikleri daha
ağır basmaktadır.
Dağların geniş yer kapladığı Karabük’te ormanlar
yaygındır. Filyos, Araç, Soğanlı ve Eskipazar Çay’ları
Karabük’ün başlıca akarsularıdır. Yükseltiler, Keltepe
(2.000 m), Sarıçiçek Tepesi (1.750 m), Keçikıran
Tepesi (1.400 m) dir.
Karabük ve çevresi, Antik Dönemde, “Paflagonya”
(Paphlagonia) denilen bölgenin sınırları içinde idi.
Bu alan içinde günümüzde Sinop, Kastamonu,
Karabük, Bartın, Çankırı illeri yer almaktadır.
Bu sınır, tarih boyunca zaman zaman değişikliğe
uğramıştır. Karabük ve yöresinde Gasgaslar (Kaşka),
Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Helenler,
12
Karabük Valiliği
Paflagonlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular,
Candaroğulları ve Osmanlılar hüküm sürmüşlerdir.
Frigler döneminde Ovacık ve Eskipazar ilçeleri
yerleşmeye konu olmuştur. Ovacık Kışlaköy’de
bulunan günümüzde yıkılmış olan Hesem
Değirmeni’nin kapısındaki yapı taşı ile Eskipazar
Asar Antik Yerleşim (Kimistene) yerinde bulunan
boyalı Frig seramikleri bu dönemin izlerini taşır.
Büyük İskender’in Anadolu’ya girmesiyle yörede
Helenistik dönem yaşanmaya başlanmıştır.
İskender’in ölümünden sonra bölgede bağımsız
bir Paflagonya devleti kurulmuştur. Ancak ömrü
uzun sürmeyen Paflagonya, Pontus Krallığının
egemenliğine girmiştir. Bölgede Romalılara (M.Ö.64)
kadar çeşitli karışıklıklar yaşanmıştır.
Karabük ve çevresinde Roma döneminden kalma
birçok yapı, mezar ve yerleşim alanı bulunmaktadır.
Roma döneminin yöremizdeki en önemli yerleşim
alanı Eskipazar sınırlarındaki, Hadrianopolis ve
Asar (Kimistene) antik yerleşim yerleridir. Eskipazar
ilçesinde bulunan 20’ye yakın Grekçe yazıttan
yöreye ilişkin çok ilginç bilgiler öğrenmekteyiz.
Karabük ve çevresinde Roma döneminden kalma
tarihi eserler arasında, Sipahiler köyü, Küre Havuzu,
Safranbolu’da Hacılarobası, Üçbölük (Ilbarıt),
Akveren ve Yörük köylerinde bulunan kaya
mezarları, sarnıçlar, şarap içliği ve kutsal alanlar,
Eflani ilçesinde Dendek Kaya Mezarları, Çavuşlu
köyünde Roma dönemi yazıtları yer almaktadır.
395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca
Karabük ve yöresinde bu seferde hakimiyeti uzun
Safranbolu - İncekaya Su kemeri
13
Karabük - Safranbolu Folkloru
yıllar sürecek bir Bizans dönemi başlamıştır. Bizans
İmparatoru Heraklius, Anadolu’yu 17 Teme (eyalete)
ayırmıştır. Bunlardan birisi de Karabük ve çevresinin
içinde bulunduğu Paflagonya Temi idi.
Bizans döneminde Eskipazar ve Safranbolu birer
piskoposluk merkezi olarak yörede etkin dinsel
yerleşim alanları durumuna gelmiştir.
Bizans döneminde Paflagonya’nın tarihi açık ve
belirgin değildir. Bildiğimiz tek gelişme, bölgenin
VIII. yy’dan başlayarak, 922 yılına kadar olan
süreçte, Bizans-Müslüman Arap çatışmasına konu
olmasıdır. Bu çatışmalar sırasında bölgede Roma
döneminde yapıldığı sanılan Eflani Şatosu ve Seferler
köyündeki Asarlık Tepesi, Safranbolu ve Kastamonu
kaleleri, Müslüman Araplara karşı verilen
mücadeleler sırasında bölgede ön plana çıkmışlar ve
adlarını duyurmuşlardır.
Karabük
Bizans döneminden kalma yöremizdeki en önemli
yapı unsuru kuşkusuz, Safranbolu ilçesindeki
116 metre uzunluğundaki İncekaya Su Kemeri ile
günümüzde camiye çevrilmiş olan ve Ulu Cami
olarak adlandırılan kilisedir.
1075’te İznik’i alarak Anadolu Selçuklu Devleti’ni
kuran Süleymen Şah’a bağlı Türk beyleri
Anadolu’daki belli başlı Bizans kentlerini birer
birer ele geçirmişlerdir. Bizanslılara ait müstahkem
kalelerin, belli bir süre için de olsa, Türklerin eline
geçmesini sağlayan kişi, hiç kuşku yok ki, Emir
Karatekin’dir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu
Süleyman Şah’ın komutanlarından biri olan Emir
Karatekin, Çankırı’yı fethettikten sonra, Safranbolu
ve çevresini 1084 tarihinde egemenliği altına almıştır.
KARABÜK VE YÖRESİNE
TÜRKLERİN YERLEŞMESİ
Kuzey ve Batı Anadolu kentlerinin bir bölümünün
Bizans, Selçuklu ve Danişmentliler arasında
sürekli el değiştirmesi bölgede siyasi belirsizliğe ve
başıboşluğa neden olmuştur.
Türkler, 1071 Malazgirt Savaşı öncesinde ve
sonrasında Anadolu’ya değişik amaçlarla gelmişler
ve yerleşmişlerdir. Bölgemizde Tamış, Hacılarobası,
Sallar, Bayındır, Bedil, Avşar, Kayı, Karakoyun gibi
çok sayıda Türk boy adlarını taşıyan yerleşim yerinin
bulunması bunun kanıtıdır.
Karabük ve yöresinde Türk hakimiyeti kesin
olarak 12. yüzyılın sonlarında başlamıştır. Anadolu
Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın oğlu Muhiddin
Mesud Ankara, Çankırı, Kastamonu, Eskişehir
bölgesine melik olarak atandıktan sonra, 1196
14
yılında o zamanki adı Dadybra (Zalifra/Safranbolu)
olan kaleyi fethetti. Safranbolu Kalesinin alınmasıyla
Türkler yöreye hukuken de egemen oldular ve
kalenin “Dadybra” olan adını “Zalifre” olarak
değiştirdiler.
Kuzey ve Batı Anadolu, Bizans-Selçuklu arasında
sınır bölgesi olması nedeniyle sık sık istilalara ve
yönetim değişikliklerine sahne olmuştur. Bölgenin
tekrar Türklerin eline geçmesi 1213 yılına rastlar.
Yöre bu tarihten sonra Çobanoğulları hakimiyetine
girmiştir. Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat’ın
umerasından Hüsameddin Çoban yönetimindeki
beylik, Selçuklu Devleti’nin 1243 Kösedağ Savaşı ile
zayıflama sürecine girmesiyle zaman zaman Moğol
İlhanlılarına bağlı kalmıştır. Çobanoğlu Beyliği’nin
Kastamonu ve Karabük’ü içine alan bölgede etkinliği
1280 tarihinde sona erdi. Bu sefer de merkezi
Safranbolu olmak üzere Safranbolu-Gerede hattı
üzerinde, bazı tarihçilerin Umuroğulları Beyliği
dedikleri bir beyliğin kurulduğu söylenmektedir.
Çeşitli kaynaklardan öğrenilebildiği kadar bu
beyliğin bilinen önemli şahsiyetlerinden biri
Şahbey’dir. En geç 1309 yılında kurulduğu kabul
edilen Candaroğulları Beyliği’nin 1326 yılına kadar
Safranbolu’yu almayı geciktirmesinin nedeni,
Umuroğulları Beyliğinin Karabük ve çevresine
egemen olmasından kaynaklanmaktaydı.
XIV. yüzyılın başlarına gelindiğinde Eflani’de
oturan Candar ailesinin (1309) bu bölgede beylik
kurduğuna tanık olmaktayız. Şemseddin Yaman
Candar’ın oğlu I. Süleyman Paşa, Kastamonu’yu
Çobanoğullarının son beyi Mahmut Bey’den
Karabük Valiliği
alarak Beyliğin merkezini Kastamonu’da kurdu.
1326 yılında hakimiyet altına aldığı Safranbolu’ya
oğlu Ali Bey’i atadı. Bu tarihlerde Candaroğulları
Gerede istikametinden gelecek olan Osmanlı
akınlarını gözetlemek için çok geniş görüş alanına
sahip olan Karabük’e bağlı Kapullu köyünü
tahkim ettikleri bu köydeki Candaroğulları
vakıflarından anlaşılmaktadır. Bu bilgiden yola
çıkarak Safranbolu’nun batısında kalan Eskipazar
yöresinin Osmanlıya bağlı olduğunu söyleyebiliriz.
Safranbolu’nun Osmanlılar tarafından ilk olarak
alınışı Sultanı Orhan Beyin oğlu şehzade Gazi
Süleyman Paşa tarafından 1350’li yıllarda
gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten sonra Safranbolu
yine Osmanlılar ile Candaroğulları arasında el
değiştirmiştir.
Ankara Savaşı sonrası I. Mehmet’in Anadolu Türk
birliğini yeniden sağlamasının ardından, 1416
yılında Osmanlı ordusu Candaroğulları Beyliğinin
üzerine yürümüş ve bu sefer de Safranbolu,
dolayısıyla Karabük yeniden Osmanlı ülkesine
katılmıştır.
1530 yılı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defterinde
Bugünkü Karabük il sınırlarının çevrelediği
coğrafyada, Taraklı-Borlu (Safranbolu), Viranşehir (Eskipazar-Ovacık yöresi) ve Yenice kazaları
yer almaktadır. Karabük bu tarihte Taraklı-borlu
Kazasına bağlı 11 hanelik bir köydür. Bu defterdeki
vakıf kaydı şöyledir. Karye-i Kara-bük’den Dolaşa
Divanından Arif Şeyh’in elli Müdd’lük yeri evladına
vakıfdır. Hane, 11, Mücerred, 1, Muhassıl, 1, Asiyab
bab, 1, Hâsıl: 979 (Akçe)
15
Karabük - Safranbolu Folkloru
Bu defterde yer alan vakıf kaydı, Dolaşa divanından
Karabük kariyesinden Arif Şeyh’e aittir. Bir başka
vakıf kaydından da, kendi adına zaviyesi olduğu
anlaşılan Arif Şeyh’in vakfının ve dolayısı ile
Karabük köyünün kuruluşunun 13. yüzyılın ikinci
yarısı ile 14. yüzyılın birinci yarısına (1250-1350)
kadar uzanması kuvvetle muhtemeldir.
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ KARABÜK
I. Dünya Savaşının Türk ve dünya tarihi açısından
en önemli cephesi olan Çanakkale cephesine
Karabük, Safranbolu, Ulus ve Eflani yöresi
askerlerinden oluşan 42. Alay, 1914 yılının Ağustos
ayında yöre halkının da katıldığı büyük bir törenle
uğurlanmıştır. Bu alaydan geri dönebilenlerin sayısı
7-8 kişidir. Safranbolu askerlik şubesi kayıtlarından
anlaşıldığına göre I. Dünya Savaşı sırasında 1.686
kişi şehit olmuştur.
Mondros Mütarekesi sonrası, itilaf devletlerinin
bütün yurdu işgal etmeleri, Safranbolu’da da
üzüntüye sebep olmuş ve Mustafa Kemal Paşa,
Havza’da iken yöre halkı Haziran 1919 yılında
gönderdikleri bir telgrafla kanlarının son
damlasına kadar düşmanla savaşmak istediklerini
bildirmişlerdir.
Düşman işgaline uğramamasına rağmen bölgede
Kurtuluş Savaşı yıllarına ait en önemli olay 13 Nisan
1920’de çıkan ve I. Düzce Ayaklanması’nın devamı
niteliğinde olan “Safranbolu Olayı”dır.
I. Düzce Ayaklanmasına bağlı olarak hareket eden
ve kendisine Hilafet Ordusu süsü veren Geredeli
Karabük
Dayıoğlu İbrahim Ağa, 23 Nisan 1920 tarihinde
Safranbolu’yu basmış ve kenti isyana teşvik etmiştir.
Ovacık nüfusuna kayıtlı bulunan ve 19 kişilik çetesi
ile 1916-1925 yılları arasında yörede eşkiyalık
faaliyetlerinde bulunan Eğri Ahmet de bu isyanın
içerisinde aktif olarak yer almıştır.
Dayıoğlu İbrahim Ağa’nın amacı Safranbolu ve
çevresinden topladığı kuvvetlerle, Kastamonu’yu
basmak, Ankara’yla ulaşımı ve silah sevkiyatını
kesmekti. Birliklerinin derme çatma olması ve
Kastamonu’dan askeri birliklerin Safranbolu
istikametine geldiğinin duyulması üzerine isyancılar
dağılmış ve Dayıoğlu amacına ulaşamamıştır.
Safranbolu Olayı’ndan sonra Safranbolu’da Dr.
Ali Yaver (Ataman), Eczacı Hidayet ve arkadaşları
tarafından Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur.
Havali halkı milli mücadeleye yardım amaçlı olarak
Hilal-ı Ahmer Cemiyeti tarafından düzenlenen
kampanyalara para yardımında bulunmuştur.
16
Safranbolu halkı Kuva-yi Milliye’ye yardım etmek
için “Tedarik-i Vesait-i Harbiye” komisyonu
kurmuş, komisyon Safranbolu’nun Ankara’ya
yapacağı yardımları saptamıştır: Hanımlar evlerinde
kendilerine ordu tarafından verilen kumaşlardan
kolsuz asker yeleği dikerken, Arasta’da bulunan
yemenici esnafı da ordunun yemeni (ayakkabı)
ihtiyacını karşılamıştır.
Kurtuluş Savaşı sonrasında Lozan Konferansı’nda
Türk ve Rum nüfusun mübadelesi (değiş-tokuş) söz
konusu olmuş, Safranbolu’da bulunan Rumların
mübadelesi anlaşma gereği gerçekleştirilmiştir.
KARABÜK İDARİ YAPISI:
Eldeki belgeler Karabük’ün Candaroğulları
döneminde vakıf arazisi olduğunu göstermektedir.
Safranbolu
Karabük Valiliği
Bu uygulamanın Osmanlılar zamanında da devam
ettiğini görüyoruz. Karabük, 1530 yılında Bolu
Sancağının Taraklı-Borlu (Safranbolu) kazasının bir
köyüdür.
Bu tarihten itibaren 1937 yılına kadar Safranbolu’ya
bağlı Öğlebeli köyünün (13) haneli bir mahallesi
olan Karabük, 1934 yılında Ankara-Zonguldak
demiryolunun açılmasıyla bir istasyon adını almıştır.
3 Nisan 1937 yılında Atatürk’ün direktifleriyle
Demir-Çelik fabrikasının temeli atılmıştır. Böylece
Türkiye’de Karabük adı duyulmaya başlanmıştır.
1939 yılında Belediye, 1940 tarihinde Nahiye
yapılan Karabük, 1953 yılında da Zonguldak’a bağlı
ilçe olmuştur. 1995 yılında 78. il olarak Türkiye
siyasi haritasında yerini almıştır. İlçeleri Safranbolu,
Eskipazar, Yenice, Eflani ve Ovacık’tır.
17
Karabük - Safranbolu Folkloru
A- FOLKLOR (HALK BİLİMİ)
İnsanların yaşantısında yer alan maddi ve manevi
bütün kültür ögelerini bilimsel olarak derleyen,
araştıran, değerlendiren ve bunların sistematik bir
açıklamasını yaparak insanlığın kültür tarihini ve
özellikle halk kültürünün genel gelişme kurallarını
inceleyen, kültürler arasındaki benzerlikleri ve
farklılıkları belirleyip ortaya koyan, gerektiğinde
de bu bilimsel sonuçların halkın yararına olacak
biçimde düzenleyip halka aktaran ve hatta bir
takım uygulamalarda bulunan bir bilim dalıdır.
Bilim adamları, insanla uğraşan bilim dalları
içinde, folklorun da diğer toplum bilimlerinden
ayrılması görüşünü savunmuşlardır. Bu yolda ilk
adım 22 Ağustos 1846 yılında İngiltere’de arkeolog
ve yazar olan W.J. Thoms tarafından atılmıştır.
Thoms yayınlanan bir yazısında, o güne kadar halk
edebiyatı, halk adetleri, halk ürünleri adı altında
değerlendirilen ürünleri folklorun bir parçası olarak
açıklanmıştır. Bu görüş kısa zamanda başta Avrupa
ülkeleri olmak üzere, bütün dünyada etkisini
göstermiş ve folklora bağımsız bir bilim dalı olarak
bakılmaya başlanmıştır.
Portekiz, İspanyol bilginleri de aynı kelimeyi
kullanmışlardır.1846 yılından bu yana Anglo-Sakson
ülkeleriyle İsveç, Norveç, Finlandiya, Fransa gibi
ülkelerde yaygınlık kazanan bu terim yurdumuzda
da benimsenerek kullanılmaya başlanmıştır.
Folklor birçok bilimlerin kavşak noktasında bulunan
ya da onlarla birçok konuları, ortaklaşa paylaşan
bir bilimdir. İnsanlardan insana uzanan bir kültür
olan folklorun alanı insan, konusu özgün kültürel
değerlerdir. Folklor malzemeleri, halkın meydana
getirdiği ürünlerdir. Derlenen bir malzemenin,
folklorik sayılması için malzemenin anonim olması,
kuşaktan kuşağa geçmesi, geleneksel olması gerekir.
Yani, derleme yapılan türkünün o köyde, yörede
Folklor sözü İngilizce “folk” ve “lore” sözcüklerinden
oluşmuştur. Folk “halk”, lore ise “bilim, bilgi”
anlamına gelir. Bu nedenle Türkçede Folklor terimi
“Halk Bilimi” sözüyle de karşılanmıştır. Folklor
terimini ilk olarak 1846 yılında kullanan İngiliz
William j. Thoms’dur.
İngiltere’de 1878 yılında Folklore Society adıyla
bir dernek kurulmuş, folklor sözcüğü de bu bilim
dalının adı olarak yayılmıştır. İskandinav, Rus,
Safranbolu Yemeniciler Arastası
18
yaygınlık kazanmış olması, bilinmesi, sözlerinin ve
ezgisinin anonim olması yada varyantlarının olması,
o türkünün folklorik değerini kuvvetlendirmektedir.
Her ulusun kendine özgü bir toplum yapısı
bulunması nedeniyle folklorun tanımlanması
ve kapsamının belirlenmesinde her ülkenin
bilginleri kendi toplumlarının yaşayışına göre
değerlendirmeler yapmışlardır. Folklorun anlamı ve
tanımı konuları Türk folklorcularınca da işlenmiştir.
M. Şakir ÜLKİTAŞIR, Sedat Veyis ÖRNEK gibi bilim
adamlarını örnek verebiliriz. Sedat Veyis ÖRNEK’e
göre Folklor, bir ülke ya da belirli bir bölge halkına
ilişkin maddi ve manevi alanlardaki kültürel ürünleri
konu edinen, bunları kendine özgü yöntemlerle
derleyen, sınıflandıran, çözümleyen, yorumlayan ve
son aşamada bir bireşime vardırmayı amaçlayan bir
bilim dalıdır.
Bir ülkenin, bir yöre halkının, bir etnik grubun
yaşamının bütününü kapsayan ve temelinde o
halkı oluşturan insanların ortak ve yaygın davranış
kalıplarını, yaşama biçimini, belirli olaylar ve
durumlar karşısında tavrını, çevresini ve dünyayı
algılayışını açıklamada; geleneksel ve törensel yaşamı
düzenleyen, zenginleştiren, renklendiren bir beceriyi,
beğeniyi, yaratıyı, kurumu, töreyi, kurumlaşmayı göz
önüne sermede; bir ucuyla geçmişe, bir ucuyla da
zamanımıza uzanan gelenekler, görenekler, adetler
zincirini saptamada; bu zincirin köstekleyici veya
destekleyici halkalarını tek tek belirlemede; halk
kültürünün atardamarlarını yakalayarak bunlardan
özgün ve çağdaş yaratmalar çıkarmada folklorun rolü
ve önemi birinci derecededir.
Karabük Valiliği
Halk bilimin içerisine giren konuların yeterli ve
herkesin üzerinde anlaşabileceği bir şemasını
düzenlemek zordur. Çünkü sosyal bilimlerin
çoğunda olduğu gibi halk biliminde de bir takım
konuların sınırlarını kesin olarak çizmek, bunların
diğer bilimlerle olan sınır anlaşmazlıklarını önlemek
güçtür. Bu zorluğa rağmen folklor (Halk Bilmi)
ilminin konusuna giren bir çok konuda araştırmalar
yaparak Karabük ilinin folklor değerlerini ortaya
çıkarmaya çalıştık.
Safranbolu kına gecesi
Karabük - Safranbolu Folkloru
Yapılan araştırmalar yörenin halk bilimi yani
folklor açısından belirleyici unsurunun Safranbolu
olduğunu göstermektedir. Gerek yörede oynanan
halk oyunları gerekse söylenen türkülerin Safranbolu
kaynaklı olması bu görüşümüzü güçlendirmektedir.
Geçmişten günümüze kadar gelen oyunların
yörede halen ilk haliyle (geleneksel) oynandığı ve
bu oyunların yeni kuşağa öğretilirken geleneksel
yapısı bozulmadan aktarıldığı görülmüştür. Halk
oyunları ve türküler konusunda Safranbolu diğer
19
tüm ilçeleri etkilemiş kendisi de 1927 yılına kadar
Kastamonu iline bağlı iken bu ilimizle her anlamda
temasta olduğundan kültüründen etkilenmiştir.
Sınır yakınlığı sebebiyle Ovacık ilçesinin Çankırı,
Eskipazar ilçesinin Bolu ve Çankırı, Yenice’nin de
Bolu ili kültür izlerini taşıdığı görülmektedir.
Karabük ilinin folklor alanında yetiştirdiği en önemli
iki şahsiyet hiç şüphe yok ki Sadi Yaver ATAMAN
ve Niyazi ŞENGÜL’dür. İkisi de Safranbolulu’dur.
Sadi Yaver ATAMAN’ın yöre folkloru ve özellikle
Safranbolu ile ilgili çok sayıda eseri bulunmaktadır.
ATAMAN’ın derlediği çok sayıda Safranbolu
türküsü bulunmakta olup bunlardan 4 tanesi
TRT repertuarında yer almaktadır. Usta besteci
Niyazi ŞENGÜL’ün ise Türk sanat müziği alanında
TRT denetiminden geçmiş 80’e yakın eseri
bulunmaktadır.
Düğün eğlencelerinin vazgeçilmez unsurlarından biri
olan köçekcilik, Safranbolu’da görülmemekle birlikte
özelikle Eskipazar ilçesinde olmak kaydı ile diğer
ilçelerimizde ya ustaları tarafında icra edilmekte yada
düğünlerde mutlaka komuşu il yada ilçelerden köçek
ekipleri getirilmektedir.
Yenice ilçesinde tespit edilen “Hoymala” ve “Arap
Oyunu” ile Eskipazar ilçesinde tespiti yapılan
“Sinsin” oyunları Türk kültürünün seyirlik oyunları
açısından güzel birer örneğini teşkil etmektedir.
Geleneksel düğün uygulamaları küçük nüanslar
dışında il genelinde aynılık arz etmektedir. Halk
edebiyatı ürünlerinden yerel kelime deyim ve
atasözleri genellikle aynıdır. Dua, beddua, bilmece,
mani, masal ve destan örneklerinde bazı farklılıklar
20
Karabük Valiliği
olmakla beraber aynı olduğunu müşahede
etmekteyiz. Yörenin halk edebiyatına dair örneklerini
verirken okuyucuya yörenin ağzını tanıtmak için
kelimeler yerel ağızda yazılmaya çalışılmıştır.
Dini bayramlarla ilgili uygulamalar örneğin arefe
günü gerçekleştirilen zirat ya da kurban ve ramazan
bayramlarında verilen yemek ziyafetleri bütün
yörede görülmesine karşın isim değişikliği vardır.
Karabük ve ilçelerinde yağmur duası yapılan yerler
ile değişik amaçlar ile kullanılan türbelerin sayısı
bir hayli fazladır. Hemen her köyün yağmur duası
yaptığı veya adak adadığı türbe ya da kutsal bir
mekanı bulunmaktadır.
Karabük Folkloru’nun çok zengin ve zaman zaman
temelde aynı olup birbirinden küçük farkları olan
çeşitli uygulamaları vardır. Araştırmamızda folklor
ilmi içinde bulunan bütün konulara değinememekle
birlikte eserimizde, Karabük düğünleri, maniler,
türküler, masal ve hikayeler, bilmeceler, yöresel
kelimeler, atasözleri, deyimler, ninniler, halk
hekimliği, halk inançları, yağmur duası, sünnet
ve askerlik gelenekleri, hıdırellez, adak yerleri ve
bu yerlerle ilgili uygulamalar, doğum, bebek ve
çocuklar ile ilgili gelenek ve inançlar, mevsim ve
günler ile ilgili gelenek ve inanaçlar gibi konular
bulunmaktadır. Elde ettiğimiz bilgilerin hemen
tamamı derleme olup, bilgiler folklor (Halk Bilimi)
ilminin en geçerli metodu olan kaynak kişilerden
derlenmiş ayrıca Karabük folkloru hakkında yazılmış
çok sayıda yazılı eserden yararlanılmıştır.
Safranbolu Erkek Halk Oyunları
21
Karabük - Safranbolu Folkloru
B- KARABÜK FOLKLORUNDAN ÖRNEKLER
1- DÜĞÜN GELENEKLERİ
İlimizde düğün geleneklerinin ana unsurları
aynı olmasına karşın bazı ilçe ve köylerde kendi
kültürel çevreleri gereği değişik uygulamalar da
görülmektedir.
Evlilik çağına gelmiş erkeklere ergen denilmektedir.
Kızlar evlenme isteklerini “Allah canımı alsın da
kurtulsam” diye ifade ederler.
Oğlan anası, kızı genellikle hamamda veya düğünde
görür. Göz konulan kız, akraba ve komşuları ile
görmeye gider. Kız beğenilirse o anda istemek adet
değildir. Kız istemeye mübarek gün olması nedeniyle
Perşembe akşamı gidilir. Kızı isteyen erkeğe “dünür”
kadına da “dünürşü” denir. Kızın ailesi kızı vermek
istemiyorsa “hele bir düşünelim” der, istiyorlarsa
hemen söz kesilir.
Karabük’e, Demir Çelik Fabrikaları kurulduktan
sonra tüm yörede olduğu gibi Safranbolu’da
da fabrikaya girip çalışmak önemli hale gelmiş,
gençlerin çoğu baba mesleği olan zanaat
erbaplığından çok fabrika işçiliğine rağbet etmeye
başlamışlardır. Fabrikanın sağladığı iş garantisi ve
sosyal haklar evlilik konusunda, kız tarafının oğlan
tarafından beklentilerini de değiştirmeye başlamıştır.
Bu yüzden Safranbolu’da kız istemeye geldikleri
zaman kız anaları:
- Oğlunuzun pat patı va mı?
- Va
- Oğluñuzun yakasında gartı va mı?
Düğün Eğlencesi Mızmız Oyunu
- Va
Ya da
- Oğlunuz garta basıya mı?
- Basıya
Gibi sorular sorarlar. Bütün bu sorulardan olumlu
cevap alabilirlerse “gızı vedük gittük.” derler.
“Pat patı va mı” demek, oğlanın arabasının olup
olmadığını, “oğlunuzun yakasında gartı va mı”
demek, sosyal güvencesi olup olmadığını, “garta
basıya mı” demek, fabrikada çalışıp çalışmadığını
öğrenmek için sorulur.
1950-1960’lı yıllarda ise sosyal ve kültürel hayatın
hızla değişmesi sonucunda apartmanlar yapılmaya
başlanır, pencereler genişler, gaz ocaklar çıkar.
Görülen bu değişimin neticesi olarak düğünlerde
aşçılık yapan ancak günümüzde vefat etmiş olan
Lord Nazire(si) lakaplı bir kadın kızların ağzından şu
dizeleri söylemiştir;
22
“Asri pencereli
Düdüklü tencereli
Dumansız baca
Gayınnasuz goca isderin”
Bu söz daha sonra bütün Safranbolu’da yayılmış ve
sanki kızlar söylüyormuş gibi algılanmıştır. Oysa ki
1950’li yıllarda bile Safranbolu’da bir aile kızının,
aile büyüklerine böyle bir söz söylemesinin terbiye
gereği imkânı yoktur. Safranbolu’da “gızların ağzını
gaşuk, eteğini yel açar.” Deyimi bu durumu en
güzel şekilde ifade etmektedir.
Nişan hediyesi olarak kız tarafına çeşitli ziynet eşyası
gönderilir. Kız evi ise oğlan evine iki sini baklava
yaparak gönderir. Boşalan baklava sinilerinin içine
gelin için elbise konarak geri gönderilir. Nişanla
düğün arasına bayram girerse, oğlan tarafı kız
tarafına boynuzlarına altın takılı bir keçi gönderir.
Düğünden önce tüm ilçelerde düğün hazırlıkları
yapılır, bunlardan biri de gelinin ihtiyaçlarını
karşılamak için yapılan “urba kesme” “elbise görme”
dir.
Düğün Eflani (pazartesi) günü başlar. Düğün günü
oğlan evi gelinin elbiselerini ve bütün giyeceklerini
“sepet” denilen sandığa koyup kız evine gönderir.
Düğüne okuyucu çıkarılmış ve davetler yapılmıştır.
Herkese açık olan düğün kız ve erkek tarafında ayrı
ayrı kurulur. Düğün evine gelen erkekleri kapıda
bekleyen iri yarı bir adam, kadınları ise “mahmacı”
denilen bir kadın buyur eder. Öğleden evvel
başlayan sazlı sözlü eğlenceler ikindiye kadar devam
eder. Gündüz genç kızların düğüne gelmesi ayıptır.
Bunun için onlar da akşam gelirler. Asıl eğlenceler
Karabük Valiliği
akşam olur. Düğün için tutulan çengiler “Amani,
Aç Kapı, Kaşık Oyunu, Genç Osman, Çatırdağ” gibi
oyunları oynar.
Amani oyunu aşağıda sözleri verilmiş olan türkü
eşliğinde oynanır:
Amanii
Bir giderim beş ardıma
bakarım (Amman)
Gözlerimden ganlı yaşlar
dökerim (Aman aman
amani)
Evdeki gızına
Duvardaki sazına
Akşama tez gel
Gışlığına yazına
Amanii
Evlerine varamadım
arimden (Amman)
Ayırdılar beni nazlı
yarimden (Aman aman
amani)
Evdeki gızına
Duvardaki sazına
Akşama tez gel
Gışlığına yazına
Amanii
Sözüme sadıkam
dönmem pazardan
(Amman)
Hak saklasın yavrum
seni nazardan (Aman
aman amani)
Amanii
Ezelden adettür gözele
bakmak (Amaaaan)
Gözelin halinden ne bilir
ahmak (Aman aman
aman ey)
Evdeki gızına
Duvardaki sazına
Akşama tez gel
Gışlığına yazına
Evdeki gızına
Duvardaki sazına
Akşama tez gel
Gışlığına yazına
23
Karabük - Safranbolu Folkloru
Eflani ilçesinde düğün cuma günü “baklava bağlama”
denilen tatlıları hazırlama işlemleriyle başlar.
Eskipazar ilçesinde düğün bazen cuma günü öğleden
sonra bazen de cumartesi günü başlar. Ancak
düğünden bir hafta önce pazar günü damat evinin
aldığı çeyizler kız evine götürülür. Buna “sandık”
veya “yük yıkma” denir. Sandıkta getirilen şeker
ev ev dağıtılarak düğüne davet yapılır. Çarşamba,
perşembe ve cuma günleri düğün hazırlıkları devam
eder.
Kına Gecesi
Eskipazar ilçesinde düğünün başladığı ilk günü
akşamı gençler uygun bir meydanda toplanarak
ortaya ateş yakarlar. Bu ateşin etrafında “sinsin”
denilen oyunu oynayarak eğlenirler.
Ovacık ilçesinde düğünler çarşamba veya cumartesi
günü başlayıp üç gün sürer. Düğün davullu, zurnalı,
köçekli ise düğünün birinci günü oğlan tarafında
güreşler düzenlenir. Kız tarafının gençleri eğlenmek
için oğlan tarafına gider buna “kulak kesme” denir.
24
Yenice ilçesinde düğünler cuma günü öğleden sonra
başlar üç gün sürer. Düğüne gelen ve “posta” adı
verilen misafirlere “maşalılar” denilen gençler hizmet
eder.
Salı günü gündüz ikindiye kadar yemek daveti
verilir. Bu günün akşamı “helosa” yani sağdıç
gecesi yapılır. Helosa ve Kabem türküleri söylenir.
Gelinin üzerine arpa, üzüm ve fındıktan ibaret çerez
serpildikten sonra herkes yavaş yavaş dağılmaya
başlar.
Eflani’de ise bu akşam damat evinde “danacılık”
denilen köylü gecesi düzenlenir. Bundaki amaç,
ertesi gün çalışacak ve misafirlere hizmet edecek
gençleri ağırlamaktadır.
Yenice’de düğünün ikinci günü olan cumartesi
akşamına “darabul gecesi” denir. Bu gecenin en
önemli konukları gelinin erkek kardeşi ve kız
tarafının erkek akrabalarından oluşan “danacılar”dır.
Danacıların her isteği, çıkma günü zorluk
çıkarmasınlar diye yerine getirilir.
Çarşamba günü hamam günüdür. Kız ve oğlan tarafı
davetlilerle hamama gider. Kabem türküsü eşliğinde
gelin hamama sokulur. Burada yıkandıktan sonra
davetliler topluca kız evine döner. Hamam gününün
iki önemli işlevi vardır: Geline evlilikle ilgili bilgi
verilir, oğlan anaları kız beğenir. Çarşamba gecesi
kına ya da kız gecesidir. Bu akşam yine sözlü sazlı
eğlenceler olur. Kına gecesinin sonuna doğru, gelin
önce sağdıcı, daha sonra oğlan tarafının kadınlarıyla
en son olarak da kız tarafının kadınları ile oynar,
gelinin oyun oynaması bittikten sonra, başına beyaz
oyalı bir yazma örtülür. Yanına sağdıcı oturur. Yakın
Karabük Valiliği
hısım ve akrabalar ile misafirler gelini ortalarına
alırlar. Üzerinde mumlar yakılmış durumda bulunan
siniyi gelinin başının üzerinde tutmak suretiyle,
Kâbe’m ilahisi eşliğinde gelinin etrafında dönerek
sini çevirmesi yaparlar.
Kâbe’m
Kâbe’nin yolları bölük bölükdür (2)
Benim yürecüğüm delük delükdür (2)
Dünya dedükleri bir gölgelükdür (2)
Canım Kâbe’m varsam sana
Güzel Kâbe’m yansam sana
Hû deyince ciğercüğüm (yürecüğüm) delinür (2)
Ömrüm güneş gibi doğar dolunur (2)
Dürlü cevahirler onda bulunur (2)
Yeşil aleminen gelür Muhammed
Allahümme salli alâ Muhammed
Ali kuyusundan abdes alalım (2)
Mescid-i Aksa’da namaz kılalım (2)
Mücevvir (Misafir) olalım orda kalalım (2)
Gördüm bir hûri gız gınasın ezer
Hakk’dan izin almış cehizin düzer
Bir huri gız gördüm cennet içinde (2)
Misk ü amber kokar güller saçında (2)
Tarihi gül bahçesi cennet içinde (2)
Kâbe’nin üçtür (dörtdür) gapusu (2)
La’l-ü mercandır yapusu (2)
Misk-ü amberdür gokusu (2)
Canım Kâbe’m varsam sana
Güzel Kâbe’m yansam sana
25
Karabük - Safranbolu Folkloru
Ak mermerden döşetmişler (2)
Gümüş guşak guşatmışlar (2)
Altundan eşik yapmışlar (2)
Canım Kâbe’m varsam sana
Güzel Kâbe’m yansam sana
Kâbe’ye varan hac’olur (2)
Başında altun tac’olur (2)
Hep melekler (melaikeler) duac’olur (2)
Canım Kâbe’m varsam sana
Güzel Kâbe’m yansam sana
Kâbe’dür yer yüzün arşu (2)
Sokakları nûrdan çarşu (2)
Arafat Dağı’na garşu (2)
Canım Kâbe’m varsam sana
Güzel Kâbe’m yansam sana
Şam’da deve gatar gatar (2)
Dört ayağı (ayakları) guma batar (2)
Ömür Hacı mestini çeker (2)
Canım Kâbe’m varsam sana
Güzel Kâbe’m yansam sana
Kâbe’m sana varsam gonuk (2)
Sağ yanımda altun oluk (2)
Hep melekler (melaikeler) anda gonuk (2)
Canım Kâbe’m varsam sana
Güzel Kâbe’m yansam sana
Kâbe’m ilahisi aşağıdaki dizeler ile bitirilir:
Eşim dostum yükletsinler yükümü
Gomşularım helal etsinler hakkını
Görmez oldum uzak ile yakını
Kına yakma merasimi, sini çevirme
Nasip eyle ya Mevla’m bize Kâbe’yi
Gısmet eyle ya Mevla’m varıp görmeyi
Eğlenceler bittikten sonra gelinin ellerine ve
ayaklarına kına yakılır. Geline kınayı hiç evlenmemiş
bekar bir kız ile başı bozulmadık (eşinden
ayrılmamış, eşi ölmemiş) bir kadın yakar.
Erkekler ise bu akşam kendi aralarında toplanırlar,
keyiflerince çalar, oynar ve eğlenirler. Bu akşam
yapılan gençler toplantısında türküler söylenir,
oyunlar oynanırdı. “Aç Kapı” oyunu hemen her
toplantıda vazgeçilmez bir oyundur. Dört kolda
oynanır. Beyler Aman, Genç Osman, Bozlaklı Oyun,
Çirdak/Çıtırdak, adlı oyunlarla eğlence sabahlara
kadar sürer. Güveyi de bu eğlencelere katılır.
26
Karabük Valiliği
Aç Kapı Türküsü:
Aç gapıyı ben geldim
Sefa geldin hoş geldin
Nay noy nay na nay nom
Hanım hanım gözel hanım
Bu akşam burada kalalım
El ediyor el ediyor
O yar beni del’ediyor
Elâda gözleri kül ediyor
Evleri görünüyor
Gönüldür veriliyor
Dayanılacak dert değil
Mevlam sabır veriyor
Çuhada yelek ekl’olur
Çirkin seven dertl’olur
Sever isen gözel sev
Gözel merhametl’olur
Gidene bak gidene (ölüyon)
Boyu benzer fidana
Fidanda üç gül bitmiş
Gogutmuyor adama
Eflani düğünlerinde çarşamba günü ikindi vakti
damada kına yakılır.
Eskipazar’da ise kına cumartesi akşamı yakılır. Bu
akşam eğlenceler düzenlenir. Gençler, damadın
başına baklava sinisi koyarak ellerinde, içinde
leblebi, kuru üzüm gibi çerezlerin bulunduğu
sahanlarla evin etrafını üç kere dolanırlar. Bu sırada
damadın başının üzerindeki siniyi kapmaya çalışırlar.
Sini kapılırsa damat bahşiş verir. İçindekiler uygun
bir yerde yenir. Eğlence bittiğinde damat ve sağdıca
kına yakılır.
Yenice’de de kına gecesi cumartesi akşamıdır. Bu gün
oğlan evinde “darabul akşamı” yaşanırken kız evinde
de kına gecesi yapılır.
Perşembe günü gelin alma günüdür. Bugün güvey
alayı çalgıcılarla hamama gider. Hamamdan sonra
evde hep beraber yemek yenilir. Bugünün sabahı
kız evinde gelin iki kadın tarafından başı yapılarak
süslenir. Oğlan evi alayının “gelin alma dümbeleği”
duyulduktan sonra gelin odaya kapatılır. Kız tarafı
oğlan tarafını eve buyur eder. Gelin alma alayı kız
evinin merdiveninden çıkarken kız evi çalgıcıları,
“Dünürşü Türküsü”nü söylemeye başlarlar:
Dünürşüler bölük bölük (heeey)
Oldu yürek delük delük (heeey)
Ağlama gelin anası (heeey)
Sabreyle sağduç ninesi (heeey)
Düğün - Kadın eğlencesi
Karabük - Safranbolu Folkloru
27
Güveyi bey kazak olsa (heeey)
Gittiği yol uzak olsa (heeey)
Aldığı kız gozel olsa (heeey)
Ağlama gelin anası (heeey)
Sabreyle sağduç ninesi (heeey)
Gelin çıkmadan önce oğlanın anasına gelinin
ayakkabısı ve çarşafı verilir. Kaynana bunları geline
giydirir. Gelin, erkek kardeşi eşliğinde evden
çıkarılır. Bu sırada oğlan anası gelinin başından
arpa, buğday, şeker, madeni paralar saçar ve cuma
günü yapılacak semete (duvak) herkesi davet eder.
Gelin, dört köşesine sırık geçirilmiş oda biçimindeki
kırmızı basma veya ipekten yapılmış cibinliğin
içine sokulur. Gelin alma alayının önünde bir tek
dümbelek çalar ve gelin alayı oğlan evine doğru yola
çıkar. Gelin alayının önünde giden kaynana ve diğer
akrabalar çevredekilere elma ve şeker atar. Bu elmayı
kim kaparsa güveye götürüp bahşiş alır. Elma gerdek
gecesi gelin ve güvey tarafından yenir.
Güveyinin atı nallı (heeey)
Başında dülbendi telli (heeey)
Ağalar içinde de belli (heeey)
Ağlama gelin anası (heeey)
Sabreyle sağduç ninesi (heeey)
Çıkma günü Eflani, Ovacık, Safranbolu’nun
köylerinde oğlan tarafının kadınları kendi aralarında
at yarışı düzenler. Bu kadınlara dünürşü adı verilir.
Eskipazar’da ise çıkma, “giri günü” diye adlandırılan
pazar günü yapılır. Bu gün kadınlar kendi aralarında
eğlenir. Damat tarafından gelen iki üç kız yüzünü
örter, yüzü örtülü kız sayısınca tepsilerle baklava
getirilir ve baklavalar oradakilere dağıtılır. Çıkma
günü, oğlan tarafından bir kadın, gelin evinden
biraz tuzla bir kaşık veya çatalı kimse görmeden alır.
Bunları damat evine bırakır. Bu, gelinin yeni evine
ısınması ve yabancılık çekmemesi için yapılır.
Yenice’de gelin alma günü düğünün üçüncü günü
olan pazar günüdür ve buna “hak alma günü”
denir. Bugün kız tarafının erkeklerinden birkaç kişi
dallarına çeşitli yiyecek ve tatlılar asılmış küçük bir
ağacı hak almacıların ortasına getirir. Ağaçta bulunan
Düğün
28
Karabük Valiliği
Eskipazar’da ise oda kapısının dibine su dolu bir
tas konur. Bu tasa kim önce teperse onun üstünlük
sağlayacağına inanılır.
Bu arada gelin hiç konuşmaz, güvey de “söyletmelik”
“yüz görümlüğü” olarak geline hediye verir.
Cuma sabahı güvey erkenden hamama, sonra da eş
dost eli öpmeye gider. Bu gün aynı zamanda semet
(duvak) günüdür.
Semette, elinde oklava bulunan bir kadın gelinin
duvağına oklavayı dolar ve:
Duvak (Semet)
yiyecekler hak almacılar tarafından kapışılır. Bu
geleneğe “bahçe çıkarma” denir.
Gelin alayı oğlan evine geldiğinde cibinliğinden
çıkarılan gelin koyun postuna bastırılır. Merdivenden
yukarı çıkarılırken bir ibrik ve koltuğunun altına
Kur’an veya musaf verilir. Gelin ibriğin suyunu döke
döke çıkar ve odasına kapanarak beklemeye başlar.
Eskipazar’da ise gelin damat evinin önüne geldiğinde
kayınpeder’inden bir hediye almadıkça attan inmez.
Yatsı namazından sonra güvey cemaatle birlikle
evin önüne gelir, burada güveyin duası yapılır. Dua
bittikten sonra güvey içeri hızla girer. Gelin odanın
kapısında güveyi karşılar. Sözünün geçmesi için
gelin ve güvey birbirlerinin ayağına basmaya çalışır.
Kutlu olsun kutlu olsun
Ahiri akıbeti hayır olsun
Süpürgen elinde olsun
Eteğin belinde olsun
Bu gelin, gelin olursa
İşte dip işte bucak
Bu gelin, gelin olmazsa
İşte ip, işte nacak
Bu gelinin adı ezme
Mahalle mahalle gezme
Kendirini köpeğe çaldırıp da
Karşıki komşuda tutma
Bu gelinin adı fırak
Baban evindeki huyu bırak
Bu gelinin on oğlu olsun
Beşi ekici beşi dikici olsun
Gelin kadın güvey beyle yesin otursun
Gelin geline gerinme
Kaynanana sırıtma
Derelerde söğüt
Bu sana büyük öğüt
Karabük - Safranbolu Folkloru
29
gibi birtakım öğütler verir. Bu merasim bittikten
sonra gelin sağdıcı ile beraber oynar, avucunda
bulunan buğdayları yere saçar, kaynana saçılan
buğdaylardan alarak bereket olsun diye ambara
koyar. Geline semete gelenler tarafından takılar
takıldıktan sonra misafirler uğurlanır ve semet
sona erer.
Düğün bitmiştir ama pazartesi gününden itibaren
“varma-gelme” denilen karşılıklı ziyaretler başlar.
Bunun diğer bir adı da “üç günlük”tür. Önce kız
evi, oğlan evini davet eder. Yemekler yenir, kahveler
içilir, sohbetler edilir. Perşembe günü de oğlan evi,
bu ziyafeti daha mükellef bir şekilde kız evi için
tekrar eder.
Eflani’de bu uygulamaya “duvak” denir. Bu gün
damat ile sağdıç kız evine gider burada kahvaltı
yapar, “yenge bölüğü” denilen kadınları duvağa
götürür.
Öteki ilçelerde de gelin ve damat, yakın akrabalarıyla
gelinin ailesini ziyarete gider. “Üç gecelik” veya “üç
günlük” denilen bu olayda damat kurulan sofrada
kayınpederinden hediye alıncaya kadar yemek yemez
ve konuşmaz.
Safranbolu - Halkoyunları Ekibi
30
2- YÖRESEL KIYAFETLER
a) Safranbolu’da Giyim Kuşam
KADIN GİYSİLERİ
Günlük Kıyafetler
Safranbolu ve köylerinde gündelik ve özel günlerde
giyilen giysiler ekonomik durum, kültürel yaşam
ve aile hayatına göre farklılıklar gösterebilmektedir.
Geçmişte elbiseler genellikle hemen her evde
bulunan dokuma tezgâhlarında üretilen bezlerden
yapılırdı.
Karabük Valiliği
Kare tülbentin kenarları desenli ortası düz
ve desensizdir. Özel günlerde özellikle çevre
köylerde telli yazmada kullanıldığı olmuştur.
Safranbolu merkezde yazma köylerden farklı
olarak, bağlanmayıp başın üzerine salınık vaziyette
kullanılır.
Eskiden başlık ve yazmaların renkleri ve bağlayış
biçimleri özellikle köylerde genç kız, yeni gelin,
dul ve yaşlı kadınlar için ayrı ayrı anlamlar taşırdı.
Sözgelimi zülüfleri kesilmiş, saçları ince örgülü, başı
Bez dokumaların üretim fazlası satılır, yerine
çoğunlukla iplik alınırdı. Yirminci yüzyılın
başlarında evlerin dörtte birinde dokuma tezgâhı
vardı. Yine bu yüzyıl başında ip artık eğrilmeyip
dışardan getirtilmiştir. Ticaret değeri olan bez daha
çok kalın bezdir. Bu bez tacire satılır, tacir bunu
boyatırdı. Mavi boyalısına “gökbez” denirdi. Bu
bezden köylüler erkek pantolonu yaparlardı. Üzerine
çeşitli desenlerde baskı yapılan bez ise “çite bezi”
adını alırdı. Köylü kadınlar bu bezden dizlik adı
verilen şalvar, ayrıca yatak yüzü ve bohça yaparlardı.
Tacir satın aldığı ince bezin üzerine baskı yaptırarak
sofra bezi, karakalem yazdırarak da yazma ve
başörtüsü yaptırır, satardı.
Yazma: Dikdörtgen, renkli, desenli ve iki ucu
oyalıdır. Yazmalara yapılan oyalara üzüm asması,
kaynana yumruğu gibi isimler verilir. Mevlitlerde
takılan yazmalara ise iğne oyası yapılır. 1930’lu
yıllarda kare tülbent de kullanılmaya başlanmıştır.
Yazma
31
Karabük - Safranbolu Folkloru
Göynek: Kadınların entarinin içine giydiği
Safranbolu el tezgâhlarında dokunmuş dar kesim,
düğmeleri önde içe dikilmiş (gizli), uzun kollu
giysidir. El tezgâhlarının eni dar olduğu için göynek
çok dikişli ve eklemelidir.
Fes - Eskipazar (Bulduk Köyü)
beyaz yazmalı bekâr kızın yazmasının ucu arkaya
atılmışsa, evlenmeye hazır demektir. Zülüfleri
kesik, fesinin üstüne attığı ya da doladığı yazması
pembemsi olanlar yeni gelin demektir. Başörtülerinin
üzerine şekil basmak Safranbolu’nun yerlisi olan
“Kayıkçıların” işiydi.
Fes: Kullanımı çok eskiye dayanır. Zamanla süsüne
düşkün kadınlar fesin saçlarını ezdiğini düşünerek
fes takmamaya başlamışlardır.
ATAMAN’ın “Eski Safranbolu Hayatı” adlı kitabında
günlük kadın kıyafetleri konusunda şu bilgiler
vardır: “Kasaba ve civar köylü kadınları kumaş
basmadan uzun etekli enteri ve uzun hırka ve caket
geyüp başlarına dahi küçük bir fes giyer, ancak
püskülsüz olan mezkûr fesin üstüne yazma ve tül ve
namaz bezi gibi şeyler örter.”
Erkeklerinde giydiği göynek kızların yaptığı
çeyizlerin vazgeçilmezidir. Çeyiz evlenmeden
çok önce hazırlandığı için gelin ve damat için
hazırlanan göyneğin boyun kısmı açılmaz. Çünkü
evlenilecek kızın ya da erkeğin boynunun ölçüsü
bilinmemektedir. Evlendikten sonra bu göyneklerin
boyun kısımları açılır, boyun ve kol uç kısımlarına
işlemeler yapılır. Erkek göyneklerinde ise boyun
kısmı açıldıktan sonra işleme yapılmaz.
İç Entari: Göyneğin uzun entari şeklinde olanına
verilen isimdir.
İç yelek: Göyneğin üzerine korse görevi yapan, atlas
kumaştan yapılmış çok dikişli, kolsuz vücudu saran
kesimi olan giysidir.
İç don (içlik): Safranbolu el tezgâhlarında dokunan
dar kesimli, paçalarında dantel süsleme bulunan,
entarinin altına giyilen giysidir.
Entari: İpek atlas kumaş, ipek atlas kumaşın
desenlileri, düz şetari, sopalı şetari, ipek şetari,
yünlü, empirme, keten gibi kumaşlardan, boydan
dikilen elbiselere Entari adı verilir. Elbiselerin boyu
uzun ön kısmı arkaya göre biraz daha kısa ve bol
kesimlidir. Elbisenin üst bölümünde kalın pasta
denilen süslemeler yapılır ve kenarlarına Fransız
32
Karabük Valiliği
danteli geçirilir. Entariler kumaşın cinsine göre
Sopalı, Şetari, Yünlü, Dallı, Empirme gibi isimler alır.
Hürriyet Yünlüsü: İnce bir yün kumaş üzerine
yuvarlak gül desen motifleri olan entaridir.
Dallı: Düz, boydan entari, kendinden desenli
ipekten yapılan bu elbiseyi daha çok genç kızlar
giyer. Elbise hangi renkte ise aynı tonda üzerinde
çiçekli süslemeler vardır.
Don İç Entari: Ağ kısmı biraz bol paçaları dar kesim
dikilirdi. Aynı kumaştan üzerine iç entari giyilir. İç
entari uzun ve kısa kollu olarak dikilirdi. Donun
üstüne uçları nakışlı uçkur, önde bağlanırdı.
Üç Etek Entari: Üç etek denilmesinin sebebi,
eteğin üç ayrı dilim biçiminde yapılmasıdır. Arkası
tek parça, ön tarafı ortadan iki parçaya ayrılmış
biçimdedir. Eteğin üç parça oluşu kişiye hareket
kolaylığı sağlamaktadır.
Öndeki iki parça kaldırılıp beldeki kuşak ya da
kemere takılarak da kullanılmaktadır. Üç etek
entari içine şalvar giyerek de kullanılmaktadır. Üç
etek entariler daha sonraları yan ve ön parçaları
birleştirilerek entari olarak da kullanılmıştır.
Mahrama: Eski Safranbolu’nun kendine özgü kadın
sokak giyim eşyalarının başında mahrama gelirdi.
Mahrama, sokağa çıkan kadının her tarafını örten
siyah çarşafa verilen addır.
Çarşafın özelliği tek gözü göstermesiydi. Bu da
“kuşgözü” adını alırdı. Bu çarşaflar ailelerin zengin
veya fakir olmalarına göre değişik kumaşlardan
Entari
33
Karabük - Safranbolu Folkloru
yapılırdı. Zengin kadınların çarşafı ipek dokuma
fakirlerinkiyse bez dokuma olurdu. 1960’lı yıllara
kadar kadınların mahrama giymeleri ve kuşgözü
şeklinde dışarı çıkmaları yaygındı.
Mahrama tek parça olduğu gibi iki parçada
olmaktadır. İki parça olan mahramalar dikdörtgen
şeklindedir; parçalardan biri bel bağı yardımı ile bele
sarılarak etek vazifesi görür diğer parça başa örtülür
ve kadınlar çenelerinin altından tutarak yüzlerinin
görünmemesini sağlarlar.
Düğünlerde geline elbisesi giydirildikten sonra
üzerine tek parça olan sırmalı çarşaf (mahrama)
giydirilir. Gelin oğlan evine sırmalı çarşafla gelir.
Sırmalı çarşaf giyen gelinin sadece tek gözü görünür
Çorap: Ayağa yünlü çorap ya da Müslim çorap
giyilirdi.
Yünlü Çoraplar: Bülbül gözü, koç boynuzu, tavşan
izi, çakal kuyruğu, güllü dizleme, kaseli gibi isimler
alırlar.
Müslim Çorap: İnce çorabın biraz kalınıdır. Geline
ve kıza Safranbolu’ya gelen tüccarlardan muhakkak
alınırdı.
Yemeni: Ayakkabı çeşididir. Erkek ve kadınlar
için ayrı ayrı dikilir. Kadın yemenilerinin yüzü
genellikle üç parçalı olur istenildiğinde makine ile
süs de yapılır. Çarıko, zenne isimleri verilen çeşitleri
bulunmaktadır.
Çorap
34
Kundura: Yemeninin topuklusudur. Üstü süslü de
kullanılırdı. İstendiğinde kenarlarına sutaşından
süsleme yapılır ya da ayakkabının sayası yapılırken
makine de üzerine 3 yaprak işlenirdi. Genellikle
siyah renklidir. Yazın giyilir. Yörede üstü tokalı
yapıldığı da görülür.
Kopçalı Mes: Ayak bileğinin üzerine kadar uzanan
ve ayağı saran biçimdedir. Önden kapalı olup, kışın
giyilir.
Özellikle köylerde Kadınların giydiği ayakkabı
çeşitleri; arakçin, şibşibe (terlik biçimi), tango, tokalı.
Ayakkabı ve çorap çeşitlerini günümüzde yapan
kimse kalmamıştır.
Karabük Valiliği
Süs ve takılar
Süslenme ve takı kadınların özellikle düğünlerde
çok önem verdikleri bir konudur. Kadınlar eğer
takıları yoksa tanıdıklarından emanet olarak aldıkları
takılarla düğünlere giderler.
Düğünlerde oynayan kadınlar ellerini göğüs
hizasında tutarak giymiş oldukları elbiseleri,
taktıkları takıları göstermek isterler.
Eskiden kadınlar, süslemede saçlarına büyük
önem vermişlerdir. Bu gün sadece anılarda kalan
ve hemen hemen tamamı unutulmuş kasaba ve
köylerde yapılan saç örgülerinin isimleri şunlardır:
Altunlu çatlı, avruka, belik, burma, cemre, halka
zülüf, kakkül, top zülüf, zincir avruka vs. Hatta bu
saç örgülerinden bazılarının adları türkülerde bile
geçmektedir:
Ben yârime gal’altında kavuştum
Yar aşağı ben yokarı savuştum
Fes de bir yana avrukaları düzgündür.
Başlık çeşitleri: Altunlu, çinik, fıno fes, küp kapağı,
tandır başı, hotoz.
Takılar: Acı biber, belik, gül demeti, laleli, tepelik,
yıldız çiçeği, akşamsefası, inci kelebi, kandilli, çardak
gülü. Sorguç da denilen alnın ortasına iliştirilen el
kadar elmastan yapılmış kıymetli bir süstür.
Küpe çeşitleri: Armut küpe, elmas küpe, güllü
küpe, mercan küpe, mineli küpe, selvi dalı, yıldız
küpe, yollu küpe.
Kabaralı Kundura
Yüzükler: Baklavalı yüzük, incili yüzük, mineli
yüzük, enteşe, domurcuklu yüzük.
35
Karabük - Safranbolu Folkloru
Kaplama veya Kebe:
Kadife üzerine istif
halinde altın dikmek
suretiyle yapılmıştır.
Eski muhariplerin zırh
göğüslüklerini andırır,
göğsü kaplamak üzere
boyuna asılır. Bu giysi
yalnızca ön kısmı kaplar,
bele kadar iner. Kaplamanın
en önemli özelliği üzerinde
hiçbir yanı görünmeyecek
Gelin takunyası
bir şekilde altın
işlenmesiydi.
Koltuk Zinciri (Çapraz): Altın dizilerinin koltuk
altından geçirilerek göğüs üzerinde çapraz bir şekil
oluşturmasıdır. Altınlar kişinin maddi durumuna
göre değişik sayılarda olmaktadır.
Beşibirlik (Armalı): Boyuna takılan beşibirlikler,
yine kişinin maddi durumuna göre 5–10 tanedir.
Yirmi, otuz sıradan meydana gelen ufak inci sıraları
da bir araya getirtilerek kalınlaştırılır ve öylece
boyuna takılır.
Enteşe: Altın veya gümüş savatlı enlice bileziktir.
Her iki bileğe de takılır.
Sorguç: Alnın ortasına iliştirilen el kadar elmastan
yapılmış kıymetli bir süstür.
Düğün ve Özel Gün
Kıyafetleri
Safranbolu kadını giyim
kuşam ve süslenmeye büyük
önem vermiştir. Düğün ve
özel günler onlar için çok
önemlidir. En özel giysilerini
bu günlerde giyerler. O gün
için giysisi olmayanlar eş dost
ve tanıdıklarından ödünç
olarak kıyafet alır ve o özel
güne o kıyafeti giyerler. En
gözde kıyafet Tepebaşdır.
Bunun dışında şetari, sopalı şetari, ipek şetari, yünlü,
empirme kumaşlarından dikilen entariler giyerlerdi.
Tepebaş (Bindallı): Ön, arka ve kollardan oluşan
basit dikişli bol bir düğün kıyafetidir. Yakası
yuvarlak, önü bele kadar açık, açık kısmı kopça
veya çıt çıt ile tutturulmuştur. Ön etek ucu ayak
bileğine kadar, arka etek ise ayak topuğunu
kapatacak uzunluktadır. Kol oyuntusu yoktur, düz
kesimli kol takılmıştır. Alt kola üçgen biçiminde
parça dikilmiş olup buna “setre kol” denilmiştir.
Elbisenin iç kısmında keten astar bulunmaktadır.
İlk zamanlarda tamamı elde dikilmiş, daha sonra
sanayinin gelişmesiyle birlikte makinede dikilmeye
başlanmıştır. Giysinin ön ve arka etek uçlarında
bordür halinde desen kullanılmıştır. Desen giysinin
ön ve arka ortalarında ağırlıklı olarak kullanılmıştır.
Genellikle saksı veya çiçek motiflerine yoğun olarak
yer verilmiştir.
36
Tepebaşta desen elbisenin tamamını kaplamaktadır.
Bindallıda ise ön ve arka ortalarında desen
yoğundur. Kollar ve diğer bölümlerinde dallı çiçek
motifleri serpiştirilmiştir. Bu özelliği ile tepebaş ve
bindallı birbirinden ayrılmıştır. Bindallının diğer
bütün özellikleri tepebaş ile aynıdır. Kumaş olarak
sıra saten, kadife ve atlas kullanılmıştır. Genellikle
lacivert, bordo ve mor renkler tercih edilmiştir.
Bindallı
Karabük Valiliği
Sarı sim sırma ile işlenmiştir. Nadir olarak altın el
simi de kullanılmıştır. Desendeki büyük çiçek ve
güllerin altına pamuk doldurularak kabartılmıştır.
Motif ve dallar ise çirişli kartonlarla hazırlanmış,
hazırlanan desen biz, möhlüke, iğne ve gergef
kullanılarak Maraş işi tekniği ile işlenmiştir.
Bindallının beline gümüş veya altın kemer ya da
bindallının kendi kumaşında işlenmiş bir kemer
takılır. Kaynakların hepsinde tefebaş olarak geçen
Bindallı
37
Karabük - Safranbolu Folkloru
bindallının aslında tepebaş olarak isimlendirilmesi
gerektiğini düşünmekteyiz. Baş- boyun kısmından
giyilen bu elbise bu şekilde giyildiği için tepebaş
olarak isimlendirilmelidir.
Şitari (Şetare): Bunlar ikinci derecede kısmen orta
hallilerin giydikleri keten kumaşlardan yapılmış bir
elbisedir. Uzun iç astarlı, uzun kollu boydan olan
ve düğün için hazırlanan bu elbiseler daha sonra
Sopalı Şitari
günlük kullanımda yerini almıştır. Şitari giyenler
bele kemer takarlar.
Şitari bugünkü taftanın çubuklu şeklidir. Buna
halk “sopalı şitari” derdi. Bunların kenarına süslü
sırmalar işlenir, sedef düğmeler dikilirdi. Bu
düğmeler genellikle siyah ve kırmızı renkte olurdu.
Bu giysilerin içine pamuklu iç elbisesi giyilirdi. Bu
elbiseyi daha çok orta yaş ve üzeri kadınlar giyer.
Şitari
38
Üstefe: Köy düğünlerinde giyilen bu giysi, ipek
üzerine zırh işlemelidir. Bu da birinci dereceden
gelin elbiselerindendir. Üstefe sadece düğünlerde
giyilir.
Sivai: Çeşitli renkte ipek üzerine gümüş simlerle
işlemeli bir elbisedir. Sivai en kıymetli gelin
elbiselerinden genellikle ağa kızları giyerdi. Sivailer
yakıldığı zaman 500-650 gram gümüş bırakırlar.
Karabük Valiliği
Ferace: Manto şeklinde olan feracelerin köy
düğünlerinde önemli bir yeri vardır. Dünürşülüğe
tayin edilen kadınlar dünürşülüğün işareti olan
feraceyi giyerler. Feraceler rengi siyaha yakın yerli
kumaşlarındandır. Safranbolu ilçesi köylerinden
olan Yazı köyde ise düğünlerde giyilen ferace ve
mahramalar beyaz renktedir. Feracenin üzerine
beyaz patiskadan yaşmak yaparlar. Yaşmağın
üzerinde de siyah ve kalın peçe örterler.
Kutnu: Al, kırmızı ve yeşil renklerde olan düz, sade
ipekli bir giysidir. Her rengin kendine göre ismi
vardır. Örneğin; ateş kırmızısı renkli kutnulara
kahma kutnu denir. Al renkli ipekliler de makbul
sayılan gelinlik elbiselerdendir.
Ağız Peçesi: Gelin eve getirilirken “ağız peçesi”
kullanır. Ağız peçesi siyah gözenekli, ince bir
kumaştan yapılmıştır.
Dallı: Düz, boydan entari, kendinden desenli
ipekten yapılan bu elbiseyi daha çok genç kızlar
giyer. Elbise hangi renkte ise aynı tonda üzerinde
çiçekli süslemeler vardır.
ERKEK GİYSİLERİ
Acem Şalı: İpekten üretilen özellikle gelinin beline
kuşatılan bel kuşağıdır. Bu şalı gelinin büyük erkek
kardeşi, gelinin başından üç defa geçirdikten sonra
beline kuşatır.
Geline kuşak bağlanırken de törenin sessizliği içinde
gelin ağlar. Görevli dünürcüler, gelinin ağlamasını
susturmak maksadı ile:
Acem şalı kuşanır
İş tutmaya üşenir
İş tutmanın şerrinden
Kocasından boşanır
Şeklinde hep bir ağızdan türküler okurlar.
Yelek: Kadın ve erkeğin giydiği, ipekten yapılan
“Hürrem Şetari” adı verilir.
Erkekler genelde; çuha kumaştan yapılan ve mavi
rengin hâkim olduğu şalvar, cepken, keten gömlek,
yerli tezgâhlarda dokunan kuşak, yerli yünden
yapılan keçe külah, yün çorap ve Safranbolu yöresine
özgü yemeniler giyer, yine yerli dokuma ile elde
edilen keçe külahı üzerine bağlanan ve kök boya ile
renklendirilen renkli sarık ile kıyafet tamamlanırdı.
Fes (Keçe Külahı)
Yerli yünden kafaya uygun bir şekilde tas veya
benzer araçların içinde sıkıştırılarak yapılırdı. Bu
keçe külahı dikişsizdir. Keçe külahı üzerine kök
boya ile renklendirilmiş sarıklar (puşu) bağlanırdı.
Şalvar
Mavi çuha kumaştan yöreye özgü bir şekilde kesimi
yapılır. Belden uçkurlu, geniş ağlı olup cepken
motiflerine uygun bir şekilde ayak bilekleri ve cep
39
Karabük - Safranbolu Folkloru
ağızları sim ve diğer ipliklerle işleme yapılır. Yerli
yünden yapılan uçkurlarla bağlanan şalvar, İç donu
üzerine giyilir.
Erkeklerin düğünde giydikleri özel şalvar
pantolonun kenarları tıpkı kadınların bindallı
ve diğer giysileri gibi sırmalarla süslüdür. Bu
pantolonlar koyu mavi renktedir. Yelek, kol ve ön
kenarlarına sarı renkte ince bir bezeme yapılır. İç
göyneğin ve şalvarın üstüne sarılan bel kuşakları,
bu giysinin tamamlanmasını sağlar. Üzerine cepken
giyilir. Cepken, köstek gibi gümüş zincir bir
aksesuarla tamamlanır.
Keten ve bez dokumadan yapılan, “şayak” adı verilen
tezgâh dokuması, pantolon ve ceket de giyilirdi.
Bunlar özellikle kış mevsiminde kullanılırdı.
Kurtuluş savaşı öncesi erkekler, “külot pantolon” adı
verilen bir pantolon giyerlerdi. Çocuklara (erkek)
dokuma bezden ceviz yaprağıyla boyanmış don
giydirilirdi.
Uçkur: İç donu üzerine bağlanır, uç kısımlarında
bulunan işlemeleri sim ya da sarma adı verilen
el işlemesi şeklinde olur. Simli uçkurlar hamam
Simli uçkur
Sarma uçkur
Safranbolu - Geleneksel erkek kıyafeti
40
Karabük Valiliği
gibi özel günlerde giyilirken, el işlemesi uçkurlar
gündelik hayatta giyilirdi.
Gömlek
Keten kumaştan, hâkim yaka, uzun kollu, bilekten
düğmeli, yöreye özgü kesimle yapılır. Gömlek
genellikle çizgili kumaştan imal edilir ve göyneğin
üzerine giyilir.
Kuşak
Renkli ipliklerle el tezgâhlarında dokunan kuşaklar
bele üçgen oluşturacak şekilde bağlanarak giysiye
çok güzel bir görünüm kazandırır. Uçları püsküllü
ve yünlüdür. Tosya kuşağı son zamanlarda da Eflani
kuşağı giyilmiştir.
Cepken
Mavi çuha kumaştan uzun kollu bel kemerine kadar
uzanan yeleklerdir. Üzerleri yöreye özgü motiflerle
ekonomik durumlarına göre sim veya diğer renkli
iplerle yaka, kol ağızları ve sırt kısmı süsleme
yapılır. İç göyneğin üzerine giyilen cepkenlerde de
şalvarda bulunan sırmaların uzantısı görüntüsünü
veren bezemeler vardır. Cepkenlerin çeşitleri vardır
bunlardan biri sallama kollu cepkendir.
Yelek: Karıt köyünde yetişen pamuktan pamuklu
yelek yapılır, bu yelek hem kış hem yaz giyilebilirdi.
Yün Çorap
Yerli yünden dokunan, yün çoraplar giyilirdi.
Erkeklerde beyaz renk takım, kadınlarda daha
desenli biçimler hâkimdi.
Safranbolu - Yöresel kıyafetler
41
Karabük - Safranbolu Folkloru
Yemeni:
Eskiden giyilen kısa konçlu, hafif erkek ayakkabısı,
çoğunlukla sarı ya da siyah renkte sahtiyandan
yapılırdı. Alçak ökçelidir, sayası oldukça küçük
olurdu. Safranbolu’da yemenicilik çok önemli bir
yere sahipti. Çarıko, basuk, tulumbacı yemenisi, adi
yemeni, çamurluk gibi çeşitleri vardır.
Yemeni dışında mest de giyilirdi.
Çamurluk
Şimdiki çorap mest şeklinde ve uzun konçlu olup
çizmeye benzer genellikle tarlada bağda bahçede
çalışanlar giyer. Çamurluğun üstünede duruma göre
yemeni ya da lastik ayakkabı giyilir.
Yörük Köyü - Seymenler
Erkekler aksesuar olarak: tütün kesesi, köstek, kama
kullanır.
Tütün Kesesi
Sağ yana takılır. Boncuk işlemeli ipek saçaklıdır.
Yürürken baldırını dövecek şekilde sallanır.
Köstek
Boyundan aşırmalı gümüş savatlıdır. Belden aşağı
doğru sallanır.
Çevreler (Kama)
Kınından yarı beline kadar sıyrılmış kabzası ile kını
arası sırma işlemelidir.
42
Karabük Valiliği
b) Yenice’de Giyim Kuşam
Kadın Giysileri
Fes: Yerel kıyafet olarak bayanlar başlarına fes
giyerler; Erkeklerin giymiş olduğu fes enine
ortasından ikiye kesilerek küçültülür, kenarlarına
boncuktan işlemeler yapılır. Boncuk işlemelerin
ortasına altın takıldığı da olur. Genç kızlar fes
giymezler, gelin olan kızlara fes giydirilir, bu durum
yeni gelinlik dönemi sona erene kadar devam
eder. Yenice ilçesinin Satuk (Cihanbeyli) köyünde
günümüzde gündelik hayatta fes giyen kadınlar
bulunmaktadır.
Yazma: Fesin üzerine
yazma örtülür.
Göynek
Göynek
Yazmanın bağlama şekilleri ile renkleri genç kızlarda
ve orta yaşlı kadınlarda farklıdır. Yazma, fesin ön
tarafı görülecek şekilde bağlanır. Kızların taktıkları
yazmalar açık renkli olup orta yaş ve üzerindeki
kadınların yazmaları koyu renklidir. Yazmalara üzüm
oyası, çiçekli, denilen işlemeler yapılmaktadır.
Göynek: Geçmişte köylerde “düzen” adı verilen
dokuma tezgâhlarında keten ipliğinden dokunan
göynekler (keten gömleği) meşhurdur. Elbisenin
altına giyilir. Yaka çevresinde ve ilik kısmına gelen
tarafa doğru işleme yapılır. Bu işlemelere “kuşgözü”
adı verilir. Yakasında üç düğme bulunur.
Göyneklerin boyu uzun olup entariye yakındır. Ön
yüzünde etek kısımlarının iki yanında dikine süsler
vardır. Bu işlemelere “benek” adı verilir. İşlemeler
büyük yapıldığında ise “yan”
adını alır. Yaz aylarında,
bağ ve bahçede çalışılırken
göyneğin üzerine entari
giyilmez, beline uçkur
bağlanır.
Paçalı Don: Doksanlık ismi
de verilen paçalı don iki
parça halinde olup uzunluğu
ayağa kadardır. Dize kadar
olan bölüm ketenden dikilir.
Dizden aşağı bölüm ise
basmadan dikilir ve paçaları
büzgülü yapılır. Yenice yerel
kıyafetleri içerisinde şalvar
bulunmamaktadır.
43
Karabük - Safranbolu Folkloru
Fistan (Entari): Kıyafet olarak kadife fistan veya
kutnu entari denen elbiseler giyilir. Özellikle
düğünlerde giyilen bu elbiseler kaliteli kumaştan
yapılır. Kumaşına ve yapılan süslemeye göre kutnu,
pirvan ve yanardöner olarak isimlendirilir. Bu
elbiselerin beline kuşak takılır. Üzerine işlemeli
olduğu için adına işlik denilen ceket giyilir.
Kutnu Entari: Önden açık iki yanı yırtmaçlı gelinin
evden çıktığı (Hak Alma) gün giydiği kıyafettir. Bu
kıyafet özel günlerde (Bayram, düğün) göyneğin
veya fistanın üzerine giyilir. Beline kuşak takılarak
tamamlanır.
Kuşak: Bele bağlanan kuşaklar geçmişte keten
kumaştan yapılırken son dönemlerde hazır olarak
alınmaya başlanmıştır. Fistanın üzerine de giyilir.
dışında altın bilezik, gümüşten enli bilezik, küpe,
yüzük kullanılmaktadır.
Erkek Giysileri
Erkekler içlik, üzerine kapele denilen gömlek
giyerler. Gömleğin üzerine yünden yapılmış kuşak
takılır, üzerine ceket giyilir.
Geçmişte yünden yapılan şalvar giyilirken son
dönemlerde pantolon giyilmeye başlanmıştır.
Şalvarın altına dimi ismi verilen günümüz
pijamalarına benzeyen ketenden yapılma giysi giyilir.
Ayağa yün çorap giyilir, ayakkabı olarak çarık, lastik,
kabaralı kundura ve potin kullanılır.
Çorap: Kadınlar çorapları kendileri örmektedir.
Günlük hayatta desensiz çoraplar, düğünlerde ve
bayramlarda desenli çoraplar giyilir. Burun kısmı
desenli ya da renkli olan çoraplara alaburun denir.
Ayakkabı: Yörede yaygın olarak çarık giyilmiş ve
çarıkları büyükbaş hayvan derisinden halk kendisi
yapmıştır. Çarıkla birlikte kabaralı kundura ve kara
lastik de giyilmiştir. Kara lastiğin içine mest de
kullanılmıştır.
Takılar:
Düğünlerde ve günlük hayatta kullanılan takılar:
Beşibirlik, Osmanlı denilen küçük reşat altınlardır.
Bu altınların sayısı ailenin gelir durumuna göre
değişir. Altınlar kurdeleye dizilerek takılır. Bunların
Benek
Fes ve yazma
44
Karabük Valiliği
Yazma
Yazma
Göynek
Kutnu Entari
Entari
Kuşak
Kuşak
Karabük - Safranbolu Folkloru
45
c) Eskipazar’da Giyim Kuşam
Eskipazar ilçesi Karabük iline 35 kilometre
uzaklıktadır. İlçenin Bulduk ve Hasanlar köylerinde
yapmış olduğumuz saha araştırmalarının sonucunda
ilçenin Çankırı ve Bolu illerine sınır olması ve 1945
yılından 1995 yılına kadar Çankırı iline bağlı kalması
sebebiyle bu illerimizin kültüründen fazlasıyla
etkilenmiş olduğunu tespit etmiş bulunmaktayız.
Fes
Telli Poğ
Hasanlar Köyü Kadın Giysileri
Fes: Çam ağacından dört parmak eninde kasnak
üzerine geçirilen kumaştan yapılır. Bir şeride 20’lik
adı verilen altınlar dizilir, başka bir şeride de 10’luk
adı verilen altınlar dizilir. Hazırlanan bu altınlar
yirmilikler üstte, onluklar altta olacak şekilde fesin
üzerine bağlanır. Altınların sayısı ailenin maddi
durumuna göre değişir. Bize gösterilen onluk ve
yirmilik altınlar sekizer adetten oluşmaktaydı.
Düğünlerde, gelin fesinin üzerine düz görünmesi için
yörede develi denilen karton takılır.
Kuşak
Fistan
(Köy Biçimi)
46
Telli Poğ
Karabük Valiliği
Nakışlı Poğ
Telli Poğ: Pamuklu kumaştan tel ile işlenerek
yapılır. Bu işlemeler poğun kenarına yapılmışsa kenar
telli, her yerine yapılmışsa bütün telli adını alır. Fesin
üzerine takılır. Telli poğun uçlarına püsküllü denilen
kenar süsüde yapılır.
Nakışlı Poğ: Varlıklı olanların günlükte giyebildiği
kanaviçeden yapılan bir başörtüsüdür. Yörede daha
çok koca güllü denilen motif kullanılmaktadır.
Uçlarına da püsküllü denilen kenar süsü yapılmıştır.
Al: Kızların gelin olduğunda evden çıkarken telli
poğun üzerine taktığı bir örtüdür.
Al
47
Karabük - Safranbolu Folkloru
Fistan (Köy Biçimi): Boydan bol kesimli ipekli
kumaştan yapılan bir elbisedir.
Koca güllü denilen sim işlemeleriyle süslenir. Köyde
salta bulunamamıştır.
Kuşak: Yün iplikten dokunur. Üzerine elle davul
turası veya düz desenli süslemeler yapılmış bel
bağıdır. Köylü daha çok ipini alır dokutturur, hazır
olarak da alındığı olur.
Şalvar: Belden ve paçadan büzgülü bol kesimli bir
giysidir. Dizlik de denir, dizlik gelinlere giydirilir ve
rengi mutlaka kırmızı olur.
Peşgir: Dikdörtgen şeklinde üzeri kanaviçe işlemeli
uçları püskül ve boncuklarla süslenmiş önlük.
Düğünlerde, gelinler ellerini kavuşturmuş şekilde
peşkirin altına sokarmış.
Salta: Çuhadan yapılan kısa bir üstlüktür. Fistanın
üzerine giyilir. Cepkenden farkı, kollarının tamamen
ceket koluna benzemesidir, önü düğmesiz ve açıktır.
Çorap: Uzun konçlu olup burun kısımları
kökboyasıyla boyanmıştır. Konçları düz, uç kısımları
desenlidir.
Ayakkabı: Eskiden çarık giyilirmiş, yokluk sebebi ile
merkep derisinden kendilerine çarık diktiğini ifade
eden köylüler olmuştur.
Kabaralı Kundura, Lapçin; Mestin uzun
konçlusudur. Ağzı kısa çizme gibidir. Lapçinle
birlikte 1950’li yıllardan sonra lastik ve naylon
giyilmeye başlanmış daha sonraları ise kundura
giyilmiştir.
Erkek Giysileri
Paçaları dar ve düğmeli, ağı geniş, külotlu pantolon
üzerine de gömlek ve ceket giyilir. Ayağa çarık ve
kundura giyilir.
Peşgir
48
Karabük Valiliği
Fes
Üstlük
Üstlük
Yelek
Hırka
Hırka
Arka Etek
Peştemal
Yanardöner
Etek
49
Karabük - Safranbolu Folkloru
Bulduk Köyü Kadın Giysileri
Fes: Kadın başlığı olan fesin üstüne pirpiri denilen
süsleme yapılır. Pirpiri kadınlar tarafından demir
pullarla elde işlenir. Fesin ön uç kısmına ise bir sıra
altın dizilir.
Üstlük: Fesin üstüne takılan örtüye verilen isimdir.
Üstlük çene altından dolanarak fesin üst kısmında
düğümlenir. Hazır alınmaktadır.
Çorap
Fistan: Boydan bol kesimli genellikle renkli
kumaştan dikilen elbisedir.
getirilip sıkıca yanardöner eteğin üzerinden bele
bağlanır.
Ağır fistan: Gelin kıyafetidir. Ağır fistan üzerine
yelek ve hırka giyilmez. Üzerine sadece fes ve üstlük
takılır. Gelin duvak günü bu elbiseyi giyer. Düğüne
eğlenmeye gelen kadınların da giydiği bir elbisedir.
Kuşak üçgen şekline getirilir ve rulo halinde
sarıldıktan sonra bele bağlanır.
Yelek: Önden yakaya kadar düğmeli, kolsuz,
mecidiye kumaşından yapılır. Fistanın üzerine
hırkanın altına giyilir.
Hırka: Fistan ve yeleğin üzerine giyilir. Yakası göğüs
altına kadar açık önden göğüs altından düğmeli uzun
kolludur ve desenli kumaştan dikilir.
Yanardöner etek: Fistanın üzerine arka tarafa bele
bağlanır, belden topuklara kadar uzanır, dikdörtgen
şeklinde olup basmadan yapılır.
Arka etek: Boyu basende kalacak şekilde kısa olur.
Belden arkaya, yanardöner eteğin ve kuşağın üzerine
arka tarafta kalacak şekilde bağlanır.
Örme: İki parmak kalınlığında uçları boncuklar
ile süslüdür. Arka eteğin üzerine en üste bağlanır.
Ovacık’ta terki bağı denir.
Kuşak: Değişik renklerden oluşan üzeri işlemeli
bele sarılan, bel sarığıdır. Katlanarak ince bir şekle
Peştemal: Ön tarafa iki kat olacak şekilde örmenin
arasından geçirilir. Üstte kalan parça kısa, altta kalan
parça uzun olacak şekilde ayarlanır.
Etekcek: Fistanın giyilmediği zaman
giyilir. Günümüzde kullanılan basmadan
yapılmış etek gibidir. Belden lastiklidir.
Şalvar: Hem erkeklerin, hem de
kadınların giydiği bol ağlı geniş üst donu.
Üste çekildikten sonra bele uçkurla
bağlanır. Bulduk köyünde şalvar
bulunamamıştır.
Çorap: Ayağa yünden örme çorap
giyilir. Kadınların giydiği çoraplar
genellikle gül desenli olur,
erkeklerinki düz renktir.
Ayağa ise çarık daha sonraları
kara lastik, lapçin, naylon,
giyilmiştir. Son dönemlerde ise
kundura giyilmeye başlanmıştır.
Ağırfistan
50
Karabük Valiliği
d) Eflani’de Giyim Kuşam
Kadın Giysileri
Fes: Cember ismi verilen başörtüsünün altına giyilir.
Fese, kızların evli olduğu anlaşılsın diye al denilen
kırmızı kurdela takılır. Yaşlı kadınlar ise siyah
renkteki Safranbolu yazmasını dört köşe kesip kuşak
şeklinde dürerler ve fese bağlarlar buna çeki denir.
Bekâr kızlar fese al ya da siyah yazma takmazlar.
Kadınların giymiş olduğu fesin boyu yüksektir.
Külhanbeyli, sert mizaçlı kadınlar fesi yana yatırarak
giyerler. Fesin önünde sıra halinde altın dizisi vardır.
Kızların giydiği fesin boyu 2-3 cm olup, alçaktır.
Alçak fese diğer ilçelerimizde takke (Ovacık) ya da
kasnak (Eskipazar) denir.
Cember
Eskiden yoğun şekilde dokunan, yöresel ifadeleri
ile peşkir, dokurcun, bez, peştamal ve cember
gibi dokuma ürün çeşitlerinden sadece “peştemal”
ve “cember” güncelliğini korumaktadır. Yörede
birçok evde tezgah bulunmasına karşın çoğunun
çalışmaması ve çalışan tezgah sayısının her sene
giderek azalması bu sanat dalının kaybolmaya yüz
tuttuğunun habercisidir.
Eni küçük olan cemberler dokunduktan sonra
birbirlerine tığ ya da iğne yardımı ile Cember (poğ)
dikişi adı verilen dikiş ile birleştirilip örtü haline
getirilir. Uçları (pürçekleri) tek tek düğümlenir.
Cemberin kenarına mutlaka değişik renklerde şerit
yapılır. Kenarına bak bezini al anasına bak kızını al
sözünden de anlaşılacağı gibi cemberin kenarı güzel
ve kusursuz olmalıdır.
Eflani yöresel kıyafetleri
51
Karabük - Safranbolu Folkloru
Cember yörede başörtüsü olarak kullanılan,
pamuklu, ince bir dokumadır. Eskiden fes üzerine
kuşanılan, fes kullanımının artık geçmişte kaldığı
günümüzde doğrudan başa örtülen cember, uzun
kenar alına gelecek şekilde başın ve omuzların
üzerinden arkaya doğru sarkıtılıp yüzü çevreleyerek
çenenin altına bağlanmaktadır. İş yaparken rahat
hareket etmek için cemberin omuzlar üzerinden
arkaya sarkan saçaklı kenarları çaprazlanarak
bele bağlı bulunan kuşağa veya peştemale
sıkıştırılmaktadır.
Yörede mekikli olarak tanımlanan, daha az emek
gerektiren fitilli cemberler sıradan günlerde
kullanılmakta; daha zahmetli olan işlemeli olarak
tanımlanan cemberler ise özel günler için ve çeyizlik
olarak saklanmaktadır.
Kestirmesi, Kabak Çiçeği ve Yapraklı” adı verilen
motifler bulunmaktadır.
Göynek: Üçeteğin içine giyilen kumaştan yapılan iç
giysisidir.
Üç Etek Entari: Eski giysilerden birisidir. Hindiye
ve sopalı denilen kumaştan yapılır. Üç etek
denilmesinin sebebi, eteğin üç ayrı dilim biçimde
yapılmasıdır. Arkası tek parça, ön tarafı ortadan iki
parçaya ayrılmış biçimdedir. Eteğin üç parça oluşu
kişiye hareket kolaylığı sağlamaktadır. İlçede üçeteğe
peşli entaride denir. Üç eteğin altına şalvar giyilir.
Cemberlerin yazlık ve kışlık kullanımlarıda farklıdır.
Yazın güneşten korunmak için ağartılmış beyaz
renkli kış aylarında ise koyu nefti yeşil renkli
cemberler kullanılmaktadır.
Cemberlerin en karakteristik özelliği yöreye özgü
motifleri ve motiflerinden oluşan desenleridir.
Eflani’de cember motifleri genellikle varlık ve
nesnelere ya da günlük hayatta kullanılan bir objeye
benzetilerek isimlendirilmişlerdir.
Eflani cemberlerinden mekikli cemberlerde “Tek
Fitil, Çift Fitil, Top Fitil, Analı Kızlı, Şatır Eteği”
motifleri; işlemeli cemberlerde “Yılan Eğrisi, Baklava
Kesimi, Tülü Perde, Göveç İçi, Kovalama, Şeker
Üç etek entari
52
Cepken: Uzun kollu, bele kadar uzanan yeleklerdir.
Üzerleri yöreye özgü motiflerle ekonomik
durumlarına göre sim veya diğer renkli iplerle yaka,
kol ağızları ve sırt bölümlerine süsleme yapılır.
Karabük Valiliği
Fes
Yazma
(Cember)
Cepken ön yüzü
Entari
Cepken arka yüzü
Fistan (Entari): Kadınlar pazardan aldıkları
ipi dokuyarak bez haline getirirler ve doğadan
topladıkları bitkiler ile bezi renklendirdikten sonra
kendilerine fistan dikerler. Fistanın etekleri çok uzun
olmaz zira eteği uzun olan fistanlar kadınların bağ ve
bahçede çalışmasına engel olur.
Dokurcun: Kadınların fistan (entari) olarak
giydikleri giysidir. Dokurcun; büyük ve küçük
kareler bunların arasında kırmızı enine ve dikine
çizgileri olan şayak kumaştan yapılır.
Bindallı: Ön, arka ve kollardan oluşan basit dikişli
bol bir düğün kıyafetidir. Kumaş olarak saten, kadife
ve atlas kullanılır. Genellikle lacivert, bordo ve
mor renkler tercih edilir. Sarı sim sırma ile işlenen
Kuşak
Peştemal
53
Karabük - Safranbolu Folkloru
bindallılarda nadir olarak altın el simi de kullanılır.
Bindallının beline gümüş, altın kemer ya da kendi
kumaşında işlenmiş bir kemer takılır.
Kasalı Don: Fistandan yapmış oldukları dokuma
bezden dikilir. Fistanın altına giyilir. Paçaları geniş
ve büzgülü (lastikli) olmaktadır. Donun kenarları
boydan aşağıya doğru isteğe göre mavi ya da kırmızı
şerit ile süslenmektedir. Kasalı don, uçkur ile
bağlanır. Onun üzerine de fistan giyilir.
Şalvar: Ağı büyük, paçaları dar olan giysidir.
Kuşak: Acem şalı ya da yün kuşak, fistan veya
üçeteğin üzerine giyilir.
Peştemal: Kuşağın üzerine giyilir. Kuşağın alt
ucunun her iki tarafı içine bir şeyler koymak için ya
da sadece bir ucu görüntü ve süs amaçlı olarak bele
sokulur. Peştamal sadece fistanın üzerine takılır.
Çorap:
Elde örülmüş yün çoraplar giyilir, özellikle
kadınların giydiği motiflerine göre de dolama,
sıçandişi, cimcik makarna, delikli, kürt işi,
güllü, şeklinde değişik isimleri vardır. Erkeklerin
giydiği çoraplar düz, desensiz olur. Nişanlı kızlar,
nişanlılarına güllü çorap örerek hediye ederler.
Ayağa çarık ya da lastik giyilir.
Takılar:
Salım: Sadece düğünlerde kullanılır. Geline takılan
fesin yanlarından boyun kısmına kadar inen altın
zincire dizilmiş, altınlardan oluşan bir takıdır. Çok
değerli bir takı olduğu için maddi durumu iyi olmayan
geline ödünç olarak verilir.
Gelin duvak günü sarkan
altınlardan birini ağzı ile
ısırır vaziyette tutar.
Yıldız kaşlı gümüş yüzük
geçmişte kızların nişan ve
düğün yüzükleridir. Ayrıca
savatlı gümüş bilezik,
armalı, resimli, çerçeveli
isimleri verilen altınlar takı
olarak kullanılır.
Erkek Giysileri
Kalpak: Koyun ve keçi
Yöresel kadın kıyafeti
yününden yapılır. Koyun
ve keçiler yavru attıklarında
yani yavrularını ölü doğurduklarında bu yavruların
derisini yüzüp kalpak yaparlarmış ki bu daha sağlam
ve güzel olurmuş.
Kalpak dışında fes ile takkenin üzerine sarık
dolanmak suretiyle başlık olarak kullanılmıştır.
Çerkez başlığı: Kış mevsiminde giyilir. Sivri uçlu
olup külaha benzer, ucunda atkıyı andıran uzantısı
vardır. Çerkez başlığı giyildikten sonra bu bölümü
boyun kısmına dolanır.
Göynek: El dokuması bezden dikilir. Uzun kollu,
kol ağızları bol, yakası biraz açık olup iç giyim olarak
kullanılır. Elde dikilen göyneğin altına beyazdan iç
donu giyilir. Yaz mevsiminde tarlada iş yaparken
erkekler bu kıyafetle çalışırlardı.
54
Mintan (İşlik): Grinin üzerine, siyah renkte olan
dikine çizgili diril kumaştan dikilir. Dik yakalı olup
üzerine düğme yerine mavi taş boncuk dikilir.
Kuşak: Tiftikten veya yünden yapılır. Kadınlarınkine
oranla erkeklerin kuşakları iş yaparken bel ağrısını
engelleme amacıyla daha kalın olur. Yaklaşık olarak
15 cm eninde, 10 metre boyundadır. Kuşak bele
sarıldıktan sonra püsküllü olan ucu yandan sarkıtılır.
Kuşağın içine kasatura, silah, para kesesi koyulur.
Yelek: Önü çapraz gelen yelek, çift düğmeli ve
dört ceplidir. Saatin kösteği yeleğin üst bölümüne
iğnelenir saat de cebe yerleştirilir.
Bu yelek çeşidi dışında avcı yeleği giyilir; gırha
(kalın yün kumaş) boğaza kadar çift düğmeli
kahverengidir. Yeleğin rengini elde etmek için koyun
yününden yapılmış olan kırha kumaş ceviz yaprağı
ve soğan kabuğuyla boyanır. Bu kumaştan ayrıca
gocuk, ceket, şalvar dikilir.
Karabük Valiliği
diz seviyesinden yukarı çıkması engellenmiş olur.
Paçalar ıslanmasın diye giyilir. Tozluk kılın özelliği
dolayısıyla yağmur ya da karın sebep olduğu
ıslaklığın tenle temas etmesini engeller.
Dolak: Gırhadan (koyun yününden yapılan kalınca
ip) dokunur, 4-5 metre uzunluğunda 8-10 cm
eninde olup bandaja benzer, ayak bileğinden dize
kadar bacaklara dolanır, soğuktan korunmak ve
bacakların ıslanmasını önlemek için pantolonun
üzerine sarılır.
Çorap: Elde örülmüş yün çoraplar giyilir. Yörede
buna gazıl çorap denir.
Ayakkabı olarak çarık, lastik, kundura, potin giyilir.
Şalvar: Ağı büyük, paçaları dar olan şalvarı yaşlılar
giyer. Gençlerin giydiği şalvarın kesimi daha dardır
(zıpka).
Paçaları dize kadar düğmeli, İngiliz kilotu adı verilen
pantolon da erkekler tarafından giyilirdi.
Tozluk: Atın kuyruk ve yelesinden el yordamı
ile belli bir usulde kıllar yolunur. Kıllar makasla
kesinlikle kesilmez. Kılın uzun olması için bu
işlem yapılır. Kıllar kirman vasıtası ile eğrilir ve ip
haline getirilir. Ağaçtan yapılmış tığ ile örülen ipten
tozluk örülür. Ayak bileğinden dize kadar uzanır.
Altsız çorap şeklinde, biraz genişçe örülür, alt
kısmındaki ip çarığın altından geçirilerek tozluğun
Eflani geleneksel kadın kıyafetleri
Karabük - Safranbolu Folkloru
55
e) Ovacık’ta Giyim Kuşam
Kadın Giysileri
Fes (Takke): Genelde fındık ağacından yapılır.
Yuvarlatılarak çember şekline getirilen 5-6 cm
enindeki fındık ağacı, değişik renk ve desende
kumaşla kaplanır. Bu kumaş, fesin arka tarafından
aşağı doğru uzatılır. Kumaşın bu şekilde uzatılması
her köyde görülmemektedir. Düğünlerde takılan
fesin etrafı pullarla süslenmiştir. Üstüne yemeni ya da
yazma denilen başörtüsü kullanılır. Üçgen biçiminde
katlanmış başörtüsü çeneden doğru başın üstüne
getirip bağlanır. Başörtüsünün (allı yazma) fesin
üzerine bağlanmasına Ovacık’ta “çar” denilir. Yörede
yeni gelinler için “çarlı çıktı” deyimi kullanılır.
Fes (takke)
arka bölümü
Fermana
(Salta)
Al: Kurdele şeklinde fesin çevresine dolanan iki
parmak eninde kırmızı renkli kumaş.
Fermana (Salta): Üç eteğin üstüne giyilen ön ve
arkası sim iplerle işlemeli cepken tipinde bir giysidir.
Entari: Kumaşına göre kutnu entari adı verilen
boydan elbisedir.
Kuşak
Fermana
Kuyruk
56
Karabük Valiliği
Fes
Yazma (Çar)
Yazma (Çar)
Altın takı
Üç etek
Fermana
(Salta)
Kuşak
Arka Etek
Kuyruk
Şalvar
Yemeni
Peştemal
Şalvar
Yemeni
57
Karabük - Safranbolu Folkloru
Üçetek: Üç etek denilmesinin sebebi, eteğin üç ayrı
dilim biçimde yapılmasıdır. Arkası tek parça, ön
tarafı ortadan iki parçaya ayrılmış biçimdedir. Eteğin
üç parça oluşu kişiye hareket kolaylığı sağlamaktadır.
Öndeki iki parça kaldırılıp beldeki kuşak ya da
kemere takılarak da kullanılmaktadır. Üç etek entari
içine şalvar giyerek de kullanılmaktadır.
Kuyruk: Üçeteğin üzerine uçlarındaki iplerle
bele bağlanan elbisedir. Arka belden etek ucuna
kadar uzanan dikdörtgen uzun çizgili kumaştan
yapılmıştır. Eskipazar ilçesi Bulduk köyünde yanar
döner etek ismi verilmektedir.
Peştemal: Kalın ve ipekli kumaştan yapılan desenli
önlük işlevini görecek şekilde kıyafetin önüne
bağlanan kumaştır. Kişinin tercihine göre boyu uzun
ya da kısa olabilir.
Terki Bağı: Yaklaşık 5 metre boyunda iki parmak
eninde koyun ya da keçi yününden yapılan kuşak
üzerine dolandırılan kalınca iptir. Kuşak süslemesi
olarak kullanılır. (Terke bağı ormandan odun
getirmek için de kullanılır.)
Kuşak: Değişik renklerden oluşan üzeri işlemeli bele
sarılan bel sarığıdır. Katlanarak ince bir şekle getirilip
sıkıca bele sarılır. Üç eteğin üzerine dolanır.
Göynek: Elbisenin içine giyilen. Boyu dizlere kadar
olan giysidir.
Şalvar (İçdonu): Hem erkeklerin, hem de kadınların
giydiği bol ağlı geniş üst donu. Üste çekildikten
sonra bele uçkurla bağlanır.
Çorap: Elde örülen yün çorap kullanılır. Kadınların
kullandıkları çoraplar motifli olup erkeklerin
giydikleri çoraplar desensizdir. Son dönemlerde
naylon çorap kullanılmaya başlanmıştır.
Ayakkabı: Ayakkabı olarak özellikle düğün gibi özel
günlerde yemeni giyilir. Çarık, kara lastik, naylon,
ayakkabı ve kundura da ayrıca kullanılır.
Takılar: Altın, gümüş bilezik ve yüzük takı olarak
kullanılır.
Erkek Giysileri
Erkekler, içlerine göynek, göyneğin üstüne yakasız,
boyna kadar düğmeli, düz renk gömlek giymişlerdir.
Göyneğin üstüne kolsuz yelek ve onun da üzerine
genelde koyu renkli ceket giyilir.
Dokuma şalvar, külot pantolon ve normal pantolon
giyerler. Örme, desensiz beyaz renkte çorap giyilir.
Özellikle çarık giyilen dönemlerde dolak yaygın
olarak kullanılmıştır.
Dolak: 4-5 metre uzunluğunda 8-10 cm eninde
olup bandaja benzer, ayak bileğinden dize kadar
bacaklara dolanır, soğuktan korunmak ve bacakların
ıslanmasını önlemek için pantolonun üzerine sarılır.
Külot Pantolon: Koyunlardan elde edilen yünler
eğrilerek kumaş halinde dokunur. Oluk biçiminde
dik adı verilen üzeri ağaçtan yapılmış kertli bir
dokuma aletine su dökerek aşağı yukarı sürtülerek,
kumaşın havı çıkartıldıktan sonra pantolon dikilir.
Ayakkabı: Ayaklara çarık, yemeni, kara lastik giyilir.
58
3- SOSYAL VE KÜLTÜREL YAŞAM
Karabük ilçelerinden biri olan Safranbolu, yöre
tarihinin şekillenmesinde buna paralel olarak
ekonomik ve sosyo-kültürel hayatının gelişmesinde
önemli rol üslenmiş bir kentimizdir. İlimiz
Karabük, ilçe olduğu 1953 yılına kadar idari olarak
Safranbolu’ya bağlı kalmıştır. Yine günümüzde ilçe
olan ve Bartın’a bağlı bulunan Ulus ilçesi 1944 yılına
kadar Karabük ilçelerinden biri olan Eflani’de ilçe
olduğu 1953 yılına kadar Safranbolu’ya bağlıdr.
Safranbolu Osmanlı’nın ilk yıllarından itibaren
sarayla yakın irtibatı olan bir kenttir. Saray ile olan
bu bağlantı halkın sosyal ve kültürel yaşamını da
olumlu anlamda etkilemiştir.
Halkın ana gelir kaynağı dericilik, el sanatları
ve ticarettir. Köylerde ise tarım ve hayvancılık
yapılmıştır. Kentin başlıca ekili alanı Has Tarla’da
ortakçı denilen yakın köylülerce işlenmiştir.
Dericilikte hayvan yünü gereksinimi, komşu Eflani
nahiyesi ve köylerinde yetiştirilen hayvanlarla
karşılanmıştır. Halk eğitime büyük önem vermiştir,
1870 yılında ilçede 6 medrese ve medreselerde
öğrenim gören 240 öğrenci vardır. Ayrıca 65
sıbyan mektebi ve gayr-i müslimlere ait 2 mektebin
varlığı 1871 yılında rüşdiye mektebinin açılması
bize o dönemde Safranbolu’nun kültürel hayatının
gelişmişliğini göstermektedir. Safranbolu’da bulunan
medrese sayısı 1882’de 12, kütüphane sayısı ise 2
adettir.
Eğitim yönünden iyi yetişen gençler, genelde başkent
İstanbul’da, devlet ve saray hizmetinde önemli
görevler almışlardır. Bu yüzden Safranbolu-saray
Karabük Valiliği
ilişkileri 1920 yılına kadar aralıksız sürmüştür.
Özellikle Safranbolulu Sadrazam İzzet Mehmet
Paşa zamanında saray bürokrasisinin tümüyle
Safranbolululardan teşkili önemli bir olaydır.
Bir sahil kenti olmayan Safranbolu Osmanlı
donanmasına üç tane kaptan-ı derya vermiştir.
Devletin üst kademesindeki görevliler, saray
aydınlarından olup, işledikleri ufak suçlardan
dolayı cezalandırılması gerekenler Safranbolu’da
mecburi ikamete tabi tutulmuşlardır. Bunların sayısı
daima 30-40 civarındadır. Halkla birlikte yaşayan,
sohbetlerde bulunan bu aydınlar arasında askerler,
bilim adamları, din ulemaları vardır. Köprülü
Mehmet Paşa, Sokullu Mehmet Paşa, Hasan Paşa gibi
önemli tarihi şahsiyetler bunların arasındadır. Bu
Safranbolu’da hayat dolu pencereler...
Karabük - Safranbolu Folkloru
59
Safranbolu - Mescid Sokak
kişilerin sosyal ve kültürel yönden halka sağladıkları
katkı çok önemlidir.
Dericiliğin getirdiği büyük kazanç ve zenginlik,
kültürel katılımla kent halkını Anadolu’nun diğer
kentlerinden üstün kılmada en önemli faktördür.
Eğitime verilen değer, dini eğitimde de etkili
olmuştur. Az nüfusa rağmen kent içindeki çok sayıda
ve büyük camiler halkın manevi ve dini değerlere
verdiği önemin bariz işaretleridir.
Osmanlı devletinde belediye örgütünün
yaygınlaşması 1877 yılından sonra olmuştur. Oysa
ki Safranbolu’da ilk belediye örgütünün 1870
yılında kurulduğu H.1287/M.1870 tarihli, Kastamonu
vilayeti ikinci sâlnâmesinden anlaşılmaktadır. Tüm
Osmanlı ülkesinde belediye örgütlerinin 1870’li
yılların sonlarında kurulduğu göz önüne alınırsa,
belediye teşkilatını 1870 yılında kurmuş olan
Safranbolu kazâsının Osmanlı yönetim yapısı içinde
ne kadar önemli bir yere sahip olduğu daha iyi
anlaşılmaktadır.
Yöre insanı israfı da cimriliği de sevmez. Sabah
erken kalkılıp, yatsı namazından sonra yatılması
bir görenektir. Halk çok çalışkandır. Akrabalık
ve komşuluk ilişkilerine çok değer verilmiştir.
Mimari oluşumlarda bile bunun açık izlerine
rastlanmaktadır. Komşunun evinin içini gören,
komşunun evinin güneşini engelleyen evlerin
yapılmaması, komşu hukukuna saygının canlı
örnekleridir. Kent asayişi tarih boyunca yerindedir.
Halk hep huzur içinde yaşamıştır. Hırsızlık,
cinayet gibi adli vakalar nadir yaşanmıştır. Ticari
60
Karabük Valiliği
tarla düşer. Bu miras geleneği aile devamlılığının
korunması yönünden önem taşır.
Safranbolu’da ata erkil aile yapısı görülmektedir.
Baba, anne, oğullar, gelinler, halalar, teyzeler,
dede, nine kalabalık ailenin birer üyesidir. Ailenin
kalabalık olması Safranbolu evlerinin de büyük
olmasını gerekli kılmıştır. Evler genellikle 8-10
odalıdır. Evde işler çok olduğu için geçmişte muhtaç
durumda ve çok çocuklu köylü ailelerden evlatlık kız
alınırdı. Kızlar resmi olarak evlatlık edilmez ancak
her türlü ihtiyacı karşılanır içinde bulunduğu ailenin
terbiyesi ile yetiştirilir ve kısmeti geldiğinde çeyizi
yapılıp evlendirilirdi.
Hayat, çocuklar için hep bayramdır...
ve endüstriyel yaşamda Lonca sisteminin güzelliği
hep kendini hissettirmiştir. Haram ve helal, ahlak ve
dürüstlük dersleri çocuk yaşta ailelerce verilmiştir.
Yörede çok evlilik yoktur geçmişte de, günümüzde
de en varsıl erkeklerin dahi çok evlilik yaptıkları
görülmüş şey değildir. Bu da çok önemli bir sosyal
göstergedir.
Dünya nüfus planlamasının önemini daha yakın
tarihte kavramış iken, Safranbolu’da asırlardır
uygulanan bilimsel bir nüfus planlaması vardır.
Safranbolulu iki çocuk yapar. Üç çocuklu aile
nadirdir. Dört çocuklu aileye ise rastlanmaz.
Genelde bir erkek, bir kızı olan ailelerde, erkek
evlat baba ocağına devam ettireceğinden, miras
taksiminde ev ve dükkân ona verilir. Kız evlada ise
Güne sabah namazı ile başlanır. Evin hanımı sofrayı
hazırlar. 1950’li yıllara kadar kahvaltı usulü yoktur.
Safranbolu usulü tarhana çorbası, sulu yayım, sebze
yemeği, pekmez, ceviz ve ocak közünde külbastı adı
verilen kızarmış köfteler yenir. Evin beyi varsa diğer
büyük erkekler sabah namazına gider erkekler ikindi
namazına kadar eve uğramazlar işlerine güçlerine
bakarlar. Kadınlar ise gündelik işlerini yaparlar:
Mutfağı düzenleyip bulaşıkları yıkar, yatakları toplar,
ortalığı süpürür, suya gider, bahçe ile ilgilenir.
Erkekler akşam eve geldiklerinde sabaha göre biraz
daha özenle hazırlanmış akşam yemeği birlikte
yenir yemek sonrası erkekler kahvehaneye gider.
Ev işlerini bitiren kadınlar el işlerini de alıp yakın
komşuya oturmaya giderler. Oturmalar uzun olmaz.
Erkekler yatsı namazı sonrası eve gelirler kadınlar da
bu zamanda evde olurlar. Günün yorgunluğu ile ev
halkı uyumak için odalarına çekilir.
Karabük - Safranbolu Folkloru
1960’lı yıllara kadar kent halkı genelde yaz aylarını
ilçenin Bağlar semtinde kış aylarını da şehir veya
çarşı denilen merkezde geçirmişlerdir. Kış aylarında
daha ılıman bir iklimin egemen olduğu çarşıya
karşın, yaz aylarında serin havası ve bahçeli evleri
ile yaşamın zevkli geçtiği bağlarda oturmak, halkın
rahatına ve zevkine düşkünlüğünü gösterir.
Safranbolu’da bir sosyal alan...
61
Günümüzde korunan mimarisi ile ünlü, UNESCO
tarafından korumanın başkenti ilan edilen, tarihi
yapıları, evleri restore edilerek yenilenen, turizmde
ileri giden, sosyal etkinlikleri ve yaşamı ile çevrenin
merkezi haline gelen Safranbolu, tarihi, mimari,
kültürel ve sosyal mirasımızın en önde gelen
kentlerinden biri olarak gurur vesilesidir.
62
Karabük Valiliği
4- HALK OYUNLARI
a) Seymenlik
Karabük ilinde halk oyunları konusunda en zengin
birikime sahip olan ilçe Safranbolu’dur ilçe bu yönü
ile Karabük ve yöresi folkloruna yön vermiştir.
Safranbolu ilçesinin zengin kültür birikimi içerisinde
halk oyunlarının ayrı bir yeri vardır. Kadın ve
erkekler tarafından oynanan çok çeşitli oyunlar
bulunmaktadır. Folklor araştırmacısı Sadi Yaver
ATAMAN’’ın Safranbolu folkloru dolayısıyla halk
oyunları ile ilgili; Safranbolu Düğünleri, Oyunlar–
Türküler, Eski Türk Düğünleri, Eski Safranbolu
Hayatı gibi çok sayıda araştırması vardır. Bu
bölümde Sadi Yaver ATAMAN’ın eserlerinden de
yararlanmış bulunmaktayız.
Safranbolu’da halk oyunları ve müzik folkloru
çerçevesinde değerlendirebileceğimiz en önemli öge
Seymenler ve buna bağlı teşkilatlardır.
Seymenlik
Seymenlik; efelik, yiğitlik, doğruluk, mertlik,
güzellik, yardımlaşma gibi ahlak ve ruh asaletini,
yürek bütünlüğünü yaşatan bir topluluktur.
Memleketin en usta ve müzik oyunlarını bir araya
topladıkları için müzik folklorunun en güzel, en
hareketli ve canlı örneklerini bu topluluklarda
görmek mümkündür.
Seymenler, en parlak gösterilerini düğünün,
perşembe günü kız evinin önünde yaparlardı.
Bunu “kız evini yasta koymamak” gibi bir anlayışa
63
Karabük - Safranbolu Folkloru
bağlamak mümkündür. Zira perşembe günü
oğlan evinden gelen dünürcüler alayı, kızı alıp
götürecekler, “kız evini kızsız, tuz kabını tuzsuz
bırakıp gidecek”lerdir.
Seymen topluluğu hakkında şunları söyleyebiliriz.
Halk müziği ve halk oyunları hakkında davullu,
zurnalı mehter derneklerinin düzenli olarak bir araya
gelmesi ile oluşmuş topluluktur. Seymen kuruluşu,
son derece karakteristik bir özellik gösterir. Bir
gösteri alayı şeklinde yürüyüş haline göre, Seymen
topluluğunun kuruluşu şöyledir.
En önde Çubukçubaşı vardır. Buna değnekçibaşı da
denir. İkinci sırada mehterler vardır. Bunlar davulzurna takımıdır. Üçüncü sırada, maniciler yani
türkücü ve tekerlemeciler bulunur. Dördüncü sırada
Seymenbaşı vardır. Beşinci sırada sayıları 20-100
kişi arasında değişen Seymenler, Altıncı sırada ise
kadın kılığına girmiş sayıları 1/-20 arasında bulunan
etekliler yer almaktadır.
b) Düğün Havaları
1. Abuca Hayın Abuca (Ana hamama vardın mı/
Gelin ağlatma havası)
2. Ben Yârime Gal’altı’nda Gavuştum
3. Dünürşüler Bölük Bölük (hey)
4. Entarisi Ala Benziyor
5. Eşim Dostum Yüklensinler Yükümü
6. Gale Gapısından Girdim İçeri
7. Garalı Yazmam Benek Benek
8. Güvey Dama Çıkamaz (hey)
9. Kâbe’nin Dalları Bölük Bölüktür
10. Kızılbel’den Gelir Pekmez (helosa)
11. Oğlan da Golunu Sallama
12. Yeşil İpek Bükene (sınaf of)
13. Yük Dibine Yerin Ettim (nenni)
14. Züriye’m (Düriye’m)’in Güğümleri Galaylı
c) Oyun Havaları
1. Açkapı
2. Amani
3. Beyler Aman
4. Bozlak Tipi Mânili Oyunlar
5. Bozlaklı Oyun
6. Çıtırdak/Çırdak (Safranbolu varyantı)
7. Çiftetelli
8. Entârisi Ala Benziyor (Kadın Oyunu)
9. Genç Osman
10. Gınalı Keklik (Alçak cövüz dalları/Safranbolu
varyantı)
11. Irgalama (Seymen havası)
12. Kaşık Oyunu (Kadın Oyunu)
13. Kolbastı
14. Köçek Oyunu (Davul-Köçek Oyunu)
15. Köroğlu (Davul-Köçek Oyunu)
16. Meydan Oyunu (Davul-Köçek Oyunu)
17. Mızmız Oyunu (Kadın Oyunu)
18. Sallama (Davul-Köçek Oyunu)
19. Selâmlama (Davul-Köçek Oyunu)
20. Sepetç’oğlu (Safranbolu varyantı)
21. Yeşil İpek Bükene (sinem of) (Kadın Oyunu)
64
d) Köçekçilik
Köçek: Çengiler gibi oynayan erkek oyunculara
verilen addır. Oyuna raks denildiği gibi bu oyunu
oynayanlara da rakkas denilir. Erkek kıyafetleri
dışında kadın elbisesi de giyer, çengiler gibi raks
ederler. Genç ve yakışıklı delikanlılar meşkhanelerde
yahut oyunları ile şöhret bulan köçeklerin yanında
uzun zaman çalışmak suretiyle yetişirlerdi.
Köçek yetiştiricileri küçük yaşta çocukları tavana
astıkları zenbiller içinde fırıl fırıl döndürerek,
ayaklarından tutup iki yana savurmak suretiyle,
Köçek ekibi
Karabük Valiliği
köçeklikte önemli figürlerde başlarının dönmemesi
için son derece güç talimler, uygulamalar yaparlardı.
Davulculuk ve köçeklik geleneğinde, usta davulcular,
önce köçek olarak başlarlar, sakalları çıkmaya
başlayınca davulcu olurlardı.
Köçekçilik günümüzde önemini yitirse de halen
varlığını devam ettirmeye çalışmaktadır. Özellikle
düğünlerde karşımıza daha çok çıkmaktadır. Bunun
yanı sıra sünnet düğünlerinde, kır şenliklerinde de
köçek oyunuyla karşılaşmaktayız.
65
Karabük - Safranbolu Folkloru
Köçek Oyununda Giyilen Giysiler;
Köçekler oyuna çıkmadan önce özel kostümlerini
giyerler. Bunların giydikleri giysiler rengârenk olup
her birisinin özel adı vardır. Köçeklerin giyimleri
şöyledir: Sırma işlemeli saçaklı ipek kumaştan bir
fistan, altın suyuna batırılmış kemer, ipek sıçan dişi
işlenmiş gömlek, onun üzerine sırma işlemeli kadife
veya al çuhadan dilme, başta hasır fes, üzerine ipek
ve kenarları sırma ile süslenmiş çevre vardır.
Günümüzdeki köçeklerde ise pantolonun üzerine
işlemeli cepkenli bir yelek, yeleğin altında gömlek
ve beyaz bir içlik, göbeğini şişirmek için renkli bir
kuşak ve kuşağın üzerinde boncuklu bir yazma
vardır. Ayaklarına hafif topuklu ayakkabılar giyerler.
Eskipazar yöresi köçek kıyafeti şu şekildedir;
Eskiden kara lastik dedikleri ayakkabı giyilirmiş. Şu
anda rahat olduğu için spor ayakkabı giymektedirler.
Yine geçmişte pijama giyilirken günümüzde pantolon
giyilmekte, eteğin altından görünmesin diye
pantolon mutlaka çorapların içine konulmaktadır.
Pantolonun üzerine etek giyilir. Bu etekler fırfırlı
olmakta ve fırfır sayısına göre de iki etek, üç etek
(kırma) şeklinde isimlendirilmektedir. Geçmişte,
örneğin iki etek, 12 metre basmadan yapılırmış. Bele,
Tosya kuşağı (şal) sarılır ve yapılan figürleri daha iyi
ortaya çıkarsın diye kuşağın üzerine göbek mendili
(pirpirli mendil) adını verdikleri mendil takılır.
Vücuda atlet ya da fanila giyilir, eskiden içlik
giyilirmiş, bunun üzerine gömlek, gömleğin üzerine
de işlemeli bir yelek (cepken) giyilir. Gömlek içe
doğru ya geriye kıvrılır ya da özel olarak kısa yapılır;
böylece gömlek ve yelek aynı seviyede olur, alttaki
fanila gözükür. Yeleğin üzerinde boncuklardan
yapılmış olan göğüslük (gerdanlık) vardır. Göğüslük
elbiseyi tamamlar. Ellerde ise zil vardır.
Zil
Cepken
Gömlek
Göğüslük
(Gerdanlık)
Kuşak
Göbek Mendili
Fırfırlı etek
66
Köçeklerin Oynadıkları Oyunlar;
Köçeklerin oyunları yalnız dans olduğu zaman bu
dans göbek atma, topuk çarpma, omuz titretme, bel
kırma, kendini geriye atma, bedenleri hoplatarak
sallanma, kıvırma gibi hareketlere dayanır. Kimi
geriye yatıp yere atılan parayı almak için uğraşır
ve aldıktan sonra birden öne doğrulur, oyunlarına
devam eder. Bu figür, köçekçilik için önemli bir
figürdür. Köçeğin marifetini ve iyi oyuncu olup
olmadığını göstermektedir.
Köçekler ve davulcular yöreye özgü oyunlar
da oynarlar. Safranbolu yöresine ait “Aç Kapı”
oyununda davulcu davulu ile beraber oynamaktadır.
Köçek biraz daha kıvrak figürlerle, davulcunun
etrafında sürekli dönmeler yapar.
Karabük Valiliği
Bu oyunun dışında, Çiftetelli, Misket,Köroğlu,
Sepetçioğlu, Harmandalı, Ördek oyunu gibi oyunları
da sergilerler. Bu oyunlarda oynadıkları türkünün
sözlerini söylemezler, yalnız ara namelerini çalarak
oynarlar. Düğünlerde misafir karşılama havası ve
uğurlama havası vardır. Karşılama ve uğurlama
olarak Cezayir Havası çalınır.
Cezayir Havasının sözleri şöyledir:
Cezayir’in harmanları savrulur
Savrulurda sağ yanına devrülür
Sarı saman buğdayından ayrılır
Aslan Cezayir
Sokakları mermer döşeli
Ördekleri hilal gaşlı
Güzelleri galem gaşlı
Aslan Cezayir
Geçmişte köçeklerin oynadığı ustalık isteyen
oyunlardan biride “Mevlana” oyunudur. Oyun
ustaların dediğine göre 1,5 saate yakın sürermiş.
Mevlana oyunu kemane eşliğinde oynanır. Köçek
oyun için lazım olan; bıçak, tabak, tepsi, yorgan
ister. Önce oynayarak üzerini çıkarıp tekrar giyer.
Sırası ile bıçak, tabak, tepsi ile oyunlar oynadıktan
sonra en son yorgan ile oynar, yorganı başının
üstünde döndürerek oyuna devam eder. Oyunu
seyircilerin üzerine yorganı atarak bitirir.
Köçek ekibi
Karabük ilinin Yenice ilçesi Zonguldak-BoluBartın illerine yakın olması nedeniyle bu illerin
kültüründen doğal olarak etkilenmiştir. Düğün ve
özel günlerde özellikle köçek eşliğinde eğlenceler
yapılır.
Karabük - Safranbolu Folkloru
Kadınlar çalgı olarak tef ve kaşık kullanırlar. Erkekler
davul, zurna ve klarnet ile oynarlar.
Yenice’de davul-zurna takımlarına mehter denir.
30-40 yıl önce düğün-dernek kavramı içinde önemli
bir yeri olan mehterlerin sayısı ve işlevi günümüzde
azalmıştır.
Köçek ve köçek oyunları mehterin vazgeçilmez
bir unsurudur. Bir takım mehter; davulcu, zurnacı
ve bir köçekten oluşmaktadır. Bunlar düğünlerde
ikişer ve daha fazla takımlar halinde bulunurlar.
Köçek kıyafeti; sırma işlemeli eteklik, cepken
yelek, dar pantolon, işlemeli çorap ve hafif topuklu
ayakkabılardır. Mehterler, köçek havaları düzenine
uygun olarak oyun oynarlar ve mani tarzı türküler
okurlar.
5- TÜRKÜLER
Karabük ve yöresinde özellikle Safranbolu’da ilçeye
ait çok sayıda derlenmiş türkü vardır. Bu türkülerin
bir kısmı TRT repertuarınada girmiştir. Safranbolu
türkülerinin bazıları Kastamonu etkisindedir.
İlçe 1927 yılına kadar Kastamonu vilayetinin bir
kazası olması sebebiyle buradan etkilenmiş olması
mutlaktır.
a) Safranbolu Türküleri
1. Açkapıyı Ben Geldim (Açkapı Oyun havası)
2. Albayrak Irmazan (Ramazan Türküsü/Bahşiş
Toplama Havası)
67
3. Alçak Cevüz Dalları
4. Alçacuk Duvardayım (Eflani Fidaydası/ Safranbolu
Varyantı)
5. Aman Değirmenci Guzum Değirmenci
(Değirmenci Türküsü)
6. Bâça Duvarını Aştım
7. Beyler Aman (Evlerine varamadım ârimden/
Kastamonu varyantı)
8. Beyler Bahçasında Vurdular Beni (Safranbolu
varyantı)
9. Bir Gelinin Bir Gızınan Cengi Var
10. Bir Giderim Beş Ardıma Bakarım (Amani)
11. Burma da Burma Duman Tüter Dağın Belinden
(Safranbolu Varyantı)
12. Çadır Gurdum Eğr’ova’nın Düzüne
13. Çadır Gurdum Şu Derenin Düzüne
14. Çayırlıkta Çimenlikte Evim Var (Çerkeş
Varyantı)
15. Çıtırdak (Çırdak)
16. Çifte Çıkar Martinimin Dumanı
17. Dağ Olur Meşelerde
18. Dama Bulgur Sererler
19. Daş Harmanın Mazısı
20. Denizde Urganım Var
21. Durnam Gelir Aklı Kareli
22. Evlerinin Önü Keşkek Dübeği (Köy Havası)
23. Evlerinin Önü Yüksek Köşk Olsun
24. Fatıma’m Nerden Geliyong Bartın’dan
25. Garaoğlan Garaoğlan
26. Gastamanı Gastamanı Hele Hele Bidenem
27. Gale Kapısından Girdim İçeri
28. Gaya Dibi Örümcek
68
29. Genç Osman
30. Goc’adam Harman İster (Goc’adam Türküsü)
31. Goc’adama Yatak Serdim Gül Gibi (Başka Bir
Goc’adam Türküsü)
32. Gül Guruttum
33. Hac’osman’ın Gelinleri Çift Oynar (Çayırlıkta
Çimenlikte Evim Var/Safranbolu Varyantı)
34. Hastanenin Önüne Halı Yayılır
35. Havaş Bülbül Olacak
36. İki Geyik Bir Derede Su İçer
37. Kara Koyun Sanada Ziller Dakayım
38. Kayadan İner Akrep
39. Kestaneyi Budarlar
40. Korkmaz Mısın Şu Derenin Kurdundan
41. Köprüden Geçer İken (Kaşık Oyun Havası)
42. Kürdün Gızı Kürdün Gızı
43. Mahpusâne İçinde Bir Ağaç İncir
44. Morçiçek Dağı Var mı Sana Zararım
45. Naynayın Acam Guşağı (Köy Havası)
46. Selâm Da Sölen Beybubama (Mahmud’um)
47. Sahur Vakti Çıktık Yola (Ramazan Türküsü)
48. Samancılar Gitti de Gelmez Samandan
49. Uyur İken Uyardılar (Nefes)
50. Uzun Da Gavak Gıcır Gıcır Gıcırdar
51. Uzun Olur Uzun Yolun Selvisi
52. Üç Gözel Oturmuş İskambil Oynar
53. Yandım Oğlan Yanıyorum (Kadın Oyun Havası)
54. Yemen Ellerinde Koyun Kuzular
55. Yeşil İpek Bükene
56. Yüksek Konaklarda Kandil mi Yanar
57. Yüksek Minârede Kandil Mum Yanar
Karabük Valiliği
Güveyi Dama Çıkamaz
Güveyi dama çıkamaz (heeey)
Çıkup da akça saçamaz (heeey)
Gelini alup kaçamaz (heey)
Ağlama gelin anası (heeey)
Sabreyle sağduç ninesi (heeey)
Güveyinin atı nallı (heeey)
Başında dülbendi telli (heeey)
Ağalar içinde de belli (heeey)
Ağlama gelin anası (heeey)
Sabreyle sağduç ninesi (heeey)
Güveyi bey kazak olsa (heeey)
Gittiği yol uzak olsa (heeey)
Aldığı kız beyaz olsa (heeey)
Ağlama gelin anası (heeey)
Sabreyle sağduç ninesi (heeey)
Güveyinin aşı da pişer (heeey)
Sağducu önüne düşer (heeey)
Gelin güveyiden güzel (heeey)
Ağlama gelin anası (heeey)
Sabreyle sağduç ninesi (heeey)
Eyremde Büyrem
Eyrem de büyürem aman şu sarayın yolları
Aman bükülmüyor nazlı yarin kolları
Dutulada kalsın yüz bin sene diyen dilleri
İnmede durnam inme susuz susuz çöllere
Aman sen gidersen ben galırım ellere
Ah gide gide aman kundurama gum doldu
Aman gum değilde ak gerdan kokun doldu
Ah bu şişeler aman senin için dün doldu
69
Karabük - Safranbolu Folkloru
İnmede durnam inme susuz susuz çöllere
Aman sen gidersen ben galırım ellere
Yaş Nane
Yaş nane kuru nane
Aman kül oldum yane yane
Yavrum oldum yane yane
Ne ben öldüm gurtuldum
Aman ne sen geldin imane
Yavrum sen geldin imane
Odalara hanum gelin odalara vay
Şimdide rağbet modalara vay
Çayır çıkdı dizime
Aman dolanda gel izime
Yavrum dolanda gel izime
Aman hasret kaldık yüz yüze
Yavrum hasret kaldık yüz yüze
Odalara hanum gelin odalara vay
Şimdide rağbet modalara vay
Yaş nanenin gurusu
Aman şeftalinin sulusu
Gız yanında yer var mı?
Aman yonıyon gece yarısı
Odalara hanum gelin odalara vay
Şimdide rağbet modalara vay
Kına Yakma Türküsü
Yük dibine yeriñ ettim (nenni)
Üstüne al halı örttüm (nenni)
Sesiñ ile sabah ettim (nenni)
Nenni haşam benim paşam (nenni)
Yatırayım ak pamuğum (nenni)
Gelin gınan gutlu olsun (nenni)
Evde dirliğin datlı olsun (nenni)
Getirin gına yakalım (nenni)
Yetmezse azca gatalım (nenni)
Gelinin halın soralım (neni)
Nenni haşam benim paşam (nenni)
Yatırayım ak pamuğum (nenni)
Gelin gınan gutlu olsun (nenni)
Evde dirliğin datlı olsun (nenni)
Evlerinin önü mekteb (nenni)
Mektebde okurlar Tebbet (nenni)
Güveyinin adı Mehmed (nenni)
Nenni haşam benim paşam (nenni)
Yatırayım ak pamuğum (nenni)
Gelin gınan gutlu olsun (nenni)
Evde dirliğin datlı olsun (nenni)
Evlerinin önü ceviz (nenni)
Kırdım baktım içi yavuz (nenni)
Koca donguz pek tecavüz (nenni)
Nenni haşam benim paşam (nenni)
Yatırayım ak pamuğum (nenni)
Gelin gınan gutlu olsun (nenni)
Evde dirliğin datlı olsun (nenni)
Sallaya sallaya kolum şişti (nenni)
Kolumdan enteşem düştü (nenni)
Uyumaz kahbenin pişti (nenni)
Nenni haşam benim paşam (nenni)
Yatırayım ak pamuğum (nenni)
Gelin gınan gutlu olsun (nenni)
Evde dirliğin datlı olsun (nenni)
Bir tekne hamur yoğurdum (nenni)
Büyük eltimi doyurdum (nenni)
Bir çatlayası doğurdum (nenni)
70
Karabük Valiliği
Nenni haşam benim paşam (nenni)
Yatırayım ak pamuğum (nenni)
Gelin gınan gutlu olsun (nenni)
Evde dirliğin datlı olsun (nenni)
Hele Yavru Oyunu ve Türküsü
Kırık hava üslubunda oynanır. Ağır sallanmalı
yaylanmalı bir eda ve tavırla hafif hafif sekerek
oynanır. Kol halinde oynanan oyuna Topallama da
denir.
Hele Yavru:
Bahçesinde kelemsin
Yar yandım amman
Hasta değil veremsin
Hele yavru yavru yavru
Gülüm amman amman amman
Yatsam yârin dizine
Uykuda girmez gözüme
Bahçesinde mürdüme
Yar yandım amman
Çare bulun derdime
Hele yavru yavru yavru
Yatsam yarin dizine
Uykuda girmez gözüme
Bahçesinde pırasa
Yar yandım amman
Yaprağına gar yağsa
Hele yavru yavru yavru
Gızlar gocasuz galsa
Yar yandım amman
Bekârlara yalvarsa
Hele yavru yavru yavru
Yatsam yarin dizine
Uykuda girmez gözüme
Bahçesinde naneler
Yar yandım amman
Açılsın meyhaneler
Gülüm amman amman amman
Gızlar fındıkçı olmuş
Ne yapsın zenpareler
Gülüm amman amman amman
Yatsam yarin dizine
Uykuda girmez gözüme
Ben bu dertten ölüyon
Yar yandım amman
Tel vurun efendime
Gülüm amman amman amman
Yatsam yarin dizine
Uykuda girmez gözüme
71
Karabük - Safranbolu Folkloru
b) Yenice Türküleri
Hoy Türküsü
Yenice ve çevre köylerde orak biçme esnasında
kadınların uzun hava tarzında söylediği yöreye
özgü bir türküdür. Hoy, kadınlar tarafından imece
Ekinciğüm döşek gibi
Ne duruyon eşek gibi
Oracığım kesmez oldu
Bileciğim tutmaz oldu
Kalmadı gidiyor ekinciğüm
baştanbaşa
Bir taş attım ala kaza
Vardı tuttu yavru kuşa
Haydi gidelim kara taşa
Benim gönlüm sarı kıza
Kalmadı gidiyor ekinciğüm
baştanbaşa
Yeni cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur ama
Arkadaşlar börek ister
Kalmadı gidiyor ekinciğüm
baştanbaşa
Gelmez misin beri başa
Ben giderim öte başa
Ben atlarım baştanbaşa
Gelmez misin beri başa
Kalmadı gidiyor ekinciğüm
baştanbaşa
halinde veya birlikte ekin biçilirken belirli bir usül
ve nizama göre söylenir. Bir veya iki kadın tarafından
okunmaya başlanan hoy diğer kadınlar tarafından
beraber tekrar edilerek söylenir. Bu gelenek yörede
“Hoy söylemek” veya “hoy çağırmak” şeklinde dile
getirilir.
Dereler
Endim derelerine
Bilmem nerelerine
Beni doktor yapsınlar
Kızlar hastalarına
Derelerin uzunu
Kıramadım buzunu
Aldım Çerkez kızını
Çekemedim nazını
Deniz dibi delinsin
Sen bir taze gelinsin
Dokuz kocaya varsan
Son nikâhta benimsin
Bahçalarda mürdüme
Çare bulun derdime
Ben bu dertten ölürsem
Tel vurun efendime
Derelerin inciri
Saatimin zinciri
Dün akşam neredeydin
Koynumun güvercini
Armut daldan düşer mi
Günde yahni pişer mi
Sevip sevip ayrılmak
Şansımıza düşer mi
Endim dereye durdum
Turalı para buldum
Yedi köyün içinde
Ben bir kıza vuruldum
Elmanın irisine
Yağsıdım gerisine
Beni çoban tutsunlar
Kızların sürüsüne
Susadım su isterim
Bana çeşme gösterin
Ben çeşmeden kanamam
Al yanaktan isterim
Suya endim kamışa
Su ne yapsın yanmışa
Mevla’m sabırlar versin
Yârinden ayrılmışa
72
6- DİNİ GÜN VE BAYRAM GELENEKLERİ
a) Ramazan Ayı Gelenekleri
Büyük bir sevinç ve çoşkunlukla karşılanan
Ramazanlarda, daha çok dinî vecîbelerin yerine
getirilmesinde büyük titizlik gösterilir. Ramazanların
en parlak ve en zengin konusu sofralarıdır. Aşağı
yukarı, her evde Ramazan’dan önce, büyük
hazırlıklar yapılır, bereketi Allah’tan bir yemek şöleni
diyebileceğimiz zengin sofralar kurulur.
Ramazan’da, hemen her evin sofrasında bir misafir
bulunur. İftardan önce oruç, bir dua ile sofraların
ziyneti olan reçel, pastırma, peynir gibi çerezle açılır,
akşam namazından sonra sofraya oturularak, Allah’ın
verdiği nimetle iftar edilirdi.
İftardan sonra kısa bir rehâvet geçtikten sonra,
teravih namazına gidilir ve namazdan sonra,
evlerde veya kahvelerde sohbet toplantıları yapılır.
Safranbolu ilçesinde özellikle saz fasılları (ilâhiler)
yapılır, hikaye ve fıkralar anlatılırdı.
Ya eyyühel Molla
Kavuğu camiye yolla
Sergende bir sini helva
Ha gaşukla ha gaşukla
Ya eyyühel zerde
Pilâv dermân imiş derde
Onu her bulduğun yerde
Ha gaşukla ha gaşukla
Karabük Valiliği
Aşıklar, yemek üzerine pek çok destan yakmışlardır.
Yazıköylü Âşık Pekmez’den söylediği, Âşık Hüseyin’e
ait bir yemek destânından bazı parçalar:
Tabaklar gelsin çifte çifte
Şekerli kaymaktan edelim sifte
Onun ardından ekşili köfte
Dolma yerken gönlüm şaduman olsun
Kayseri pastırması nâm vermiş cihâna
Yumurta yağıyla girmiş sahâna
Badılcan dolmasına yoktur mahâna
Etli paça dertlere dermân olsun
Yassı gadâyif canların canı
Tel gadâyif yemeklerin sultânı
Tatar böreği pek severim ânı
İçinde gıyma soğan bol olsun
Soğan sarımsak olur acı
Etli pilâv olsun başımın tâcı
Zerdedir dahi onun ilâcı
Boğazıma kolayca revan olsun
Aşûre gelsün bal ile yağdan
Şekerli kaymak sol ile sağdan
Biri kuzu dolması kızara yağdan
Biri de furunda püryân olsun
Albayrak:
Safranbolu ilçemizde Ramazan ayı ile ilgili önemli
geleneklerden birisi, bu mübarek ayın 15’inden
sonra çocuklar tarafından yaşatılır. Çocuklar gece
sokağa çıkar ev ev dolaşarak “Albayrak” adı verilen
deyişlerle bahşiş toplarlardı.
73
Karabük - Safranbolu Folkloru
Albayrak ırmazan
Dün gece yattım bir daş idi
Hak bağa yoldaş idi
Sö lölö möl möl
Şekerim var ezilecek
Dülbentlerden süzülecek
Çok bekletme Mehmet Dayı
Çok yerim var gezilecek
Sö lölö möl möl
Aşağı çarşı çamur olmuş
Paklavılar hamur olmuş
Paklavının içi şeker
Davulcunun g..ü şişer
Sö lölö möl möl
Aşağıdan gelir arı
Ayakları sarı sarı
Alam sağa koca garı
Almadım göörmedim
Sö lölö möl möl
Kömürlükte kömür
Hanımlara ömür
Hanım bize bakıyor
Bize para atıyor
Sö lölö möl möl
Bu şarkıyı söyleyen çocuklara da her evden ceviz,
dut kurusu, çörek vb. hediyeler verilir.
b) Ramazan ve Kurban Bayramları
Ziyrat (Ziyaret):
Ramazan ve Kurban Bayramından bir gün önce
halk arasında “Zıyrat” denilen mezarlık ziyaretleri
yapılır. Topluca namaz kılınarak geçmişlerin anısına
dualar okunur. Ziyrat günü sabahtan yapıldığı gibi
genellikle ikindi namazından sonra yapılır. Bayram
için yapılan helva hazır olur ve herkes camiye
yada mezarlığa helva ile gelir. Okunan Kur’an’dan
sonra helvalar birbirine karıştırılarak kişi yada hane
sayısınca yoka (yufka-bişi) ekmeği arasına sarılarak
dağıtılır.
Ziyaret günü gecesi köy evlerinde ocaktaki ateşe
yağ dökülür. Bu gelenek, o ev halkından ölmüş
insanların ruhlarının ziyaret günü akşamı evin
bacasına geleceği, eğer yağ kokusunu alırsa
yakınların bayram yaptığını anlayarak sevineceği; yağ
kokusunu alamazsa bayram yapılmadığı hükmüyle
ağlayacağı inancı ile yerine getirilir.
Ramazan Bayramı’nda tekbir bayram namazı ile girer
bayram namazı ile çıkar. Kurban Bayramı’nda ise
arife günü sabah namazı ile başlar, bayramın son
günü ikindi namazı ile çıkar. Tekbir süresince yaş
kesmek, ot koparmak, çift sürmek, dikiş dikmek
günah sayılır.
Köylüler ikindi namazı çıkışında topluca ziyrat
yapılacak harmana giderler
Bayram sabahında erkekler bayram namazı için
erkenden kalkarlar ve camide toplanırlar. Kadınlar
gün doğmadan mahalle çeşmelerinde kaplarla
su taşırlar. Eskipazar ilçesi ve yöresinde Bayram
74
Karabük Valiliği
Ziyrat (Ziyaret)
sabahlarında çeşmelerden zemzem suyu aktığına
inanılır.
Bayram namazı bitiminde köyün veya ilçenin en
yaşlısı bir başa durur ve yaş sırasıyla geçenlerin elleri
öpülür. El öpme işleminden sonra imam Allah’a bu
bayrama kavuşturduğu için nice bayramlara hayırlı
bir şekilde kavuşturması için dua eder. Duadan
sonra saf başındaki en yaşlı kişi orada bulunanlara
hitaben; “Gurbetten gelenler hepiniz hoş geldiniz,
safalar getirdiniz, bütün gonu gomşu bayramınız
mübarek olsun. Bu seneye hayırlısıyla çıktık seneye
belki aranızda olamayız, hepiniz hakkınızı helal
edin” der. Orada bulunanlar hep bir ağızdan “Helal
Olsun” derler. Bayram süresince akrabalar, dostlar,
Bayramlaşma
75
Karabük - Safranbolu Folkloru
yakınlar ziyaret edilip, bayramlaşılır. Gelenlere
baklava, börek, şeker ikram edilir.
Kurban bayramlarında kurban, genellikle ilk gün
kesilir. Köylerde mahalleler arasında veya köyler
arasında bayram süresince yemekler hazırlanır,
sırayla yenir. Buna Safranbolu’da özellikle
Yörüklerde “kolanga” adı verilir. Aynı gelenek
Eskipazar, Ovacık ve diğer ilçelerimizde bayram
nöbeti olarak ifade edilir.
Hoymola:
Kurban bayramlarında “Hoymola” geleneği Yenice
ilçesinin önemli etkinliklerdendir. Hoymola, gençler
tarafından oynanan bir oyundur. Dört genç altta
halka şeklinde omuz omuza tutunurlar, diğer dört
genç onların omuzlarının üzerinde ayakta yine
halka şeklinde birbirlerinin omuzlarından tutarak
bayramlaşmak için gitmek istedikleri eve doğru
ağır ağır hoymola türküsü söyleyerek giderler. Eve
vardıklarında üstteki grup pencereden, alttaki grup
ise merdivenlerden eve girerler. Hoymolanın sözleri
aşağıdaki gibidir.
Tasa koydum ayranı
Geldi kurban bayramı
Ben askere gidiyom
Gızlar yapsın bayramı
Dolma ise öte gitsin
Börek ise beri gelsin
Ağlama yavrum ağlama
Üç gün kaldı bayrama
Ben gidiyom askere
Düşmanlara bel bağlama
Dolma ise öte gitsin
Börek ise beri gelsin
c) Cuma Günleri
Cumalar hafta içerisinde bütün Müslümanların ortak
bayramıdır. Ramazan ve Kurban Bayramı’na göre
çok gösterişli olmayan bu gün Eskipazar ilçesinde
diğer yerlere göre biraz daha farklı kutlanmaktadır.
Cuma günleri köylerde nöbet usulü genellikle iki
veya üç ev olmak kaydıyla yemek hazırlanır. Cuma
günü dışarıdan gelen veya köyün halkı yemek yer
muhabbet ederler. Bu işe “Cuma Nöbeti Bakma” adı
verilir.
d) Irgatlık Duası
Karabük ve yöresinde bazı köylerde görülen
uygulamadır. Yörede tarlaların hasat zamanı, yani
ırgatlık zamanı geldiğinde yapılan duadır. Ekinler
ağarmaya başladığı zaman, ırgatlık zamanının
geldiği anlaşılır. Irgatlık zamanı genellikle, gün
dönümünden on gün evvel, on gün sonradır,
yani Haziran ayının onu ile Temmuz ayının biri
arasındadır. Irgatlık zamanının ilk Cuma günü,
köylü topluca Cuma namazını kılar, namazdan sonra
imam ürünün bereketi için dua yapar ve bu duadan
sonra köylüler ırgatlık hakkında konuşurlar “kağnı
76
kapıları açılsın” denir. Kağnı kapısı her tarlada
bulunmaz, tarlalar birbirleri ile sınır olduğundan
dolayı, köylünün deste dolu kağnısı bazı tarlalardan
geçmek zorundadır, bu tarlalarda kağnıların geçmesi
için yollar açılmıştır. Irgatlık bittiğinde buralar ağaç
dalları, çalı çırpı ile kapatılır.
Irgatlık duasından sonra köyün koruyucusu, köyün
sokaklarında gezerek yüksek sesle “yarın herkes
tarlasına girecek” diye bağırır. Irgatlık duasının
yapıldığı gün siftah olarak, kadınlar tahra (orak) ile
tarlaya giderek iki rekât namaz kıldıktan sonra bir
iki deste arpa yolar, erkeklerde tırpan ile bir iki deste
ekin biçerler. (Safranbolu İlçesi-Hacılarobası Köyü)
Karabük Valiliği
e) Adak Kesme
Köyde herhangi bir dileği gerçekleşen kişi adağını
köy odasına bırakır gider. Köy koruyucusu köyü
dolaşarak “falancanın adağı vardır, kesilecek” diye
yüksek sesle bağırarak, köylüyü, köy odasına davet
eder. Köylü, evinden bir tabak bulgur, kaşığını ve
biraz tuzunu alarak köy odasına gider. Adak kesilir,
köylünün getirdiği bulgurdan bulgur aşı yapılır.
Adak etinin bir kısmı bulgur aşına katılır diğer kısmı
pişirilir. Pişen adak eti ve bulgur aşı köylüye dağıtılır.
Köylü yemeğini yedikten sonra tabağını ve kaşığını
alarak, adak sahibine Allah kabul etsin temennisiyle
evine döner.
7- EĞLENCE GELENEKLERİ
a) Sıra Alemleri
“Sıra’’ uzun kış gecelerinde, yarenler arasında,
evlerde yapılan toplantılara deniyordu. Genellikle
Cuma geceleri yapılan bu toplantılara, muhabbet
toplantılarında olduğu gibi iyi huylu, ahlakının
güzelliğiyle tanınmış, iş güç sahibi yarenler katılırdı.
Adak
Yatsı namazında sonra yapılan bu toplantılara,
en yaşlı ve hatırı sayılır yaren, başkanlık ederdi.
Kahveler içildikten sonra, musiki faslı başlar, eli saz
tutan yarenlerin çalıp okudukları türküler dinlenirdi.
Kimse konuşmazdı. Bu toplantıların vazgeçilmez
oyunu, “yüzük oyunu’’ idi. Karşılıklı iki grup
tarafından oynanan bu oyunda, dokuz ya da on iki
kahve fincanı altına saklanan yüzüğün ya ilk elden ya
da en son bulunması gerekirdi. Aşağıda Safranbolu
ilçesi Konarı köyünde oynanan yüzük oyunu
hakkında bilgi verilmiştir.
77
Karabük - Safranbolu Folkloru
Yüzük Oyunu:
Öncelikle dokuz fincan ve bir tepsi bulunur. Oyun
için hazır olanlardan bir kişi de parmağından
yüzüğünü çıkarıp ortaya koyar. Bu hazırlık bitince,
iki başkan (reis) seçilir. Başkanlar, oyunla ilgili bilgi
ve tecrübeli olanlardan seçilir.
Oyun “alavere” ile başlar. Alavere, yüzüğü ilk
saklayacak tarafı bulmak için yapılan başlangıçtır.
Yüzük alaverede muvaffak olan tarafa geçer ve ilk
sayı kazanılarak oyun başlar. Yüzük mutlaka oda
dışındayken saklanır ve yüzüğü saklayan kişi odaya
gelmez. Oyuncu yüzüğü sakladıktan sonra tepsiyi
diğer bir arkadaşına verir. Çünkü böyle yapmazsa
usta oyuncular, saklayanın gözünden, yüzüğün hangi
fincanın altında olduğunu hemen anlayabilir.
Yüzük saklanıp tepsi ortaya geldikten sonra,
oyuncular birer birer yüzüğü bulmak için fincanları
teker teker kaldırırlar. Yüzük ilk kaldırılan fincanın
altında çıkarsa, oyun karşı tarafa geçer. İkincide
bulunursa, saklayanlar lehine on sayı olur; üçüncüde
sekiz, dördüncüde yedi, beşincide altı olarak sayı
sayılır. Yüzük, ilk beş fincanda bulunamayıp, geriye
dört fincandan birinin altından çıkarsa oyun hiç
sayısız karşı tarafa geçer. Şayet yüzük, ilk seçilen
fincanlarda da bulunamazsa, saklayanların lehine
dört sayı kazanılmış olur. Daha sonra oyun, benzer
şekilde oynanarak, oyunun başında belirlenen hedef
sayıya ulaşıncaya kadar sürdürülür.
Oyunda yüzük tepsinin ortaya her getirilişinde
aşağıdaki ezgi, yüzük saklayanlar tarafından hep bir
ağızdan ve ahenkle söylenir:
Safranbolu’da uzun kış geceleri yemekler ve çeşitli oyunlarla gayet eğlenceli geçer.
78
Eferuz keferuz
Eski değirmen yolu filibus
Gözünüze bir avuç toz
Er erenin, sür sürenin
Destursuz bağa girenin
Baykuşu çoktur bu viranenin
Karşı grup, birinci fincanı kaldırınca yüzüğü
bulamazsa hep bir ağızdan;
Boş gitti dolu gele
Elim Dimyat’a vara
Sür kenara
Hop fenere
Diye bağırır. Şayet yüzük ikinci fincanda çıkar da
oyuncular “dimyat” dedikleri on sayıyı kazanırsa,
sayı kazananlar aşağıdaki ezgiyi söylerler;
Bal çalayım ellerine
Bulaşmasın kollarına
Ete keçenin güllerine
Oğul yalelli yalelli.
Karşı tarafa on sayı vermek oyunculara çok acı gelir;
kazananlar ise çok sevinir.
Yüzük oyunu yüz bir sayıda biter. Oyun biter
bitmez, mağluplarla galipler ayrılır. Mağluplar
sıra ile sedirlere otururlar. Galipler başlarında
reisleri oldukları halde ellerinde sürahi ve bardak
yenilenlerin önüne giderler; onları daha çok
kızdırmak için, alay ederek su ikram ederler.
Mağluplar verilen sudan bir yudum olsun içmek
mecburiyetindedir. Galiplerden biri havlucu seçilir
ve bu sudan içenlerin ağzını bir havlu ile siler. Bu
sırada oyuncular hep bir ağızdan;
Karabük Valiliği
“Afiyet olsun” diye bağırırlar. Su içme bittikten sonra
yenilenlere ceza verilir. Sıra alemlerdeki yüzük faslı
da bu cezalarla sona erer.
Oyun sonrası misafirler sofraya davet edilirdi.
Çerezden ibaret olan yemek listesinde, kabak
tatlısı, su muhallebisi, gavurga denilen mısır patlağı
ve yine kavrulmuş mısırdan un haline getirilmiş
gavut, cevizli çörek, cevizli pekmez gibi yiyecekler
bulunurdu. Bu liste dışında yemek çıkarmak yasak
tutulurdu.
Yemekten sonra bir süre sohbet edilir, vakit iyice
ilerleyince en yaşlı yaren:
- Vakıt geldi arkadaşlar, gelecek sıranın sahabını belli
edelim, der, kim davet etmek istiyorsa:
- Bizim haneye buyurun, diye davetini yapardı.
Safranbolu ilçe merkezinde sıra aleminin sonunda
konuklar kalkmadan önce o gecenin ev sahibiyle,
gelecek toplantının ev sahibi karşılıklı oyuna
kalkarlardı:
Bizim mehellenin hocası
Okudur ebcet hecesi
Gelecek muhabbet gecesi
Sıra sohbet senindir
Aşağı çarşı çamur olmuş
Paklavılar hamur olmuş
Kadem ola Ahmet Ağa
Sıra sohbet senindir
Ve toplantı böylece sona erer, hamama gidilecekse,
yarenler hep birlikte kalkar, hamama girerlerdi.
79
Karabük - Safranbolu Folkloru
Hacılarobası Köyü Ferfene Geleneği
Ferfene
b) Ferfene (Erfene)
Safranbolu’da “erfene” bu ilçenin köylerinde ve
Eskipazar ilçesinde “ferfene” olarak bilinen bir
eğlence geleneği vardır.
Safranbolu ilçesinde erfene, genellikle baharın ılık
bir günü (çoğunlukla hıdırellez günü) kırlarda
hazırlanan ortaklaşa yemek ziyafetlerine verilen
ortak addır. Güzel bir sohbet ve kaynaşma aracı
olan bu yemekli toplantılarda “sıra sofralarındaki”
sınırlama yoktur. Sofraların mümkün olduğu kadar
zengin olmasına özen gösterilir. Erfene de herkesin
yaptıracağı yemek önceden bellidir. Bu gelenek daha
sonra esnaflar arasında 15 günde bir düzenlenen
sazlı sözlü piknik olayına dönüşmüştür. Kelimenin
aslı “Arifane, örfane ya da örf-ü hane” olması gerekir.
Uzun kış gecelerinde gençlerin bir araya gelerek,
yiyip içtikleri ve kendi aralarında eğlenceler
düzenledikleri sıra geceleridir. Yaz ayları boyunca
tarlada çalışıp ırgatlık ile uğraşan köy gençleri
yorgunluklarını yaptıkları ferfene ile üzerlerinden
atarlar. Bu gecelerde hazırlanan yemekler, meyvalar,
çerezler yenir. Bulgur aşı, bandırma, kabak tatlısı
ve kadayıf ferfenenin önemli yemeklerindendir.
Oyunlar oynanır özellikle yüzük oyunu oynanır. Köy
gençleri aralarında para toplayarak bir kaz alırlar
bu kaz bir süre beslenir. Besili kaz kesilir, yağından
bandırma yapılır, etinden ise bulgur aşı yapılır.
Kadayıf köy yufkasından yapılır. Kadayıf yapılmadan
önce ekmeği yapılır. Ferfeneye katılacak kişilerin
evlerinden yufka ekmeği nerde yapılacaksa oraya
bir tabak un gider ve bu unlar birleştirilerek yufka
(yoka ekmek) yapılır. Yufkalar tütün havanında
kıyılarak kadayıf haline getirilir. Kadayıf elle yenir,
iki parmakla yiyenlere diğeren yaptın, üç parmakla
yiyenlere ise anadut yaptın şeklinde espriler yapılır.
Ferfene delikanlılar arasında yapıldığı gibi hısım
akraba arasında da yapılır.
Sürekli olarak bir arada bulunan ve her konuda
birbirlerine yardımcı olan köylüler özellikle ırgatlık
zamanı iş sebebiyle az da olsa zayıflayan komşuluk
bağlarını bu şekilde güçlü tutmaktadırlar.
Ferfenenin bir özelliği de şudur; geçmişte her
köylünün tavuk, kaz ve hindisi vardır. Hayvanlar
istemeyerek de olsa başka harman ve bahçede
80
gezinmekte dolayısıyla bir komşunun diğer
komşuya istemeyerek de olsa hakkı geçmektedir.
Gerçekleştirilen ferfene ile davet edilen komşulardan
bu yolla bir nevi helaklik de alınmış olmaktadır.
Geçmişte köy insanının sosyal ahlaka ve hakhukuk kavramlarına bağlılıklarını ifade açısında
ferfene güzel bir örnek olmuştur. (Safranbolu İlçesiHacılarobası Köyü)
8- EFSANELER
Türkiye’nin diğer illerinde olduğu gibi Karabük’te
de anlatıla gelen bir çok efsane söz konusudur. Bu
efsanelerden başlıcaları; Geyikli Dede (Bahattin
Gazi), Göğören Baba, Şıh Ali Baba Semerkandi, Dur
Kadın, Yeşil Başlı Ördek, Adam Kurutma Kayası,
Çoban Hıdırın Kavalı, Duvaklı Gömün efsaneleridir.
Adam kurutma kayası
Karabük Valiliği
a) Geyikli Dede Efsanesi
Efsane halk ağzı ile şu şekilde anlatılmaktadır.
Çok eski zamanlarda Öğlebeli köyünde fakir bir
çoban vardı. Nereden geldiğini, ne zaman geldiğini
kimse bilmezdi. Bir babası, bir anası, birde kocamış
karısı vardı. Bu çobana dede derlerdi. Okuması,
yazması yoktu, güzel sözleri, esrarlı hali ile kendisini
çok sevdirmişti. Çoban kurak ve kıraç alanlarda
sığırlarını güder, Araç Çayı’nın öte geçesindeki
çayırlara geçemediği için canı sıkılırdı. Bir gün
çayın üstüne köprü yapmayı düşünmüş, ormandan
kestiği ağaçları danasının sırtında taşımaya başlamış.
Dananın sırtında taşınan ağaçlardan ne olur, Tanrı’ya
yalvarmış, Tanrı’da ormandaki geyikleri onun
hizmetine vermiş. Gece geyikler ağaçları taşımış
gündüz ağaçları birbirine çatarak köprüyü kurarmış.
Gel zaman git zaman dede birde camii yaptırmak
istemiş. Köyün meydanını kazmış. Sabahleyin birde
bakmışlar ki her tarafa kum, taş çekilmiş. Köylüler
buna inanamamış ve gözetlemeye karar vermişler.
Bunu hisseden çoban karısına; köylüler benim işime
mani oluyorlar, camiyi yapmak nasip olmayacak.
Eğer beni görürlerse beni artık burada arama. Kara
danayı ardımca sal, o benim yerimi bulur demiş.
Gece gözetleyen köylüler taşların geyikler tarafından
taşındığını görmüşler. Sırrı aşikar olan ermişler
yaşamazlarmış, çoban köylülere: evinizin sayısı 20’yi
geçmesin diye beddua etmiş ve ertesi gün evden
çıkmış. Karısı iki gün beklemiş gelmeyince kara
danayı salıvermiş, oda peşinden yürümeye başlamış.
Dana evvela mezarlıkta durmuş, sonra Dede
Yaylasına kadar yürümüş, orada bir yerde düşmüş
ölmüş. Bu ermiş çobanın yattığı bir türbe olup adı
“Bahattin Gazi” türbesidir.
81
Karabük - Safranbolu Folkloru
b) Adam Kurutma Kayası
c) Duvaklı Gölün Efsanesi
Adam Kurutma Kayası’nın hikâyesi şöyle:
Safranbolu ilçesinde bulunan Konar köyünün ve
Yörük köyünün ortak yerleri bulunan yazı bağları bir
top yeşilliğe gömülmüş gibidir. Bu top yeşilliğe renk
ve hayat veren üç göl vardır.
“Zalimlerden zalim bir derebeyi aklına estikçe
suçlu suçsuz insanları akla gelmeyecek işkencelere
tutmaktan hoşlanırmış. Kimini aç köpeklere
parçalatır, kimini diri diri mezara gömer,
öldürürmüş. En çok hoşlandığı da, kızgın saç
üzerinde namaz kıldırmakmış. Zavallıların o yana bu
yana sıçramalarına bakarak keyiflenirmiş. Günlerden
bir gün, bu derebeyi amansız bir derde tutulmuş.
Baktırmadığı hekim, başvurmadığı çare, okutmadığı
hoca kalmamış, fayda yok. Bir gece düşünde ihtiyar
bir derviş görünerek:
- Senin iyi olman için çare var. Anadan doğma
çırılçıplak olup filan yerdeki kayaların üstünde on
rekât namaz kılacaksın, demiş.
Derebeyi, ihtiyar dervişin bu sözü üzerine sabaha
doğru kayaların bulunduğu yere gelmiş, üstüne çıkıp
namaza durmuş. Derken başlamış kayalar ısınmaya.
O kadar ısınmış ki, derebeyi başlamış ayaklarından
yanmaya. Yandıkça zıplar, zıpladıkça daha da
yanarmış. Güç-hal namazı yarılamış, yarılamış ama
dervişin sözü aklından çıkmamış ki, namazın gerisini
tamamlamak gerek iyi olabilmesi için. Çaresiz tekrar
kayaların üstünde namaza durmuş. Bitirmiş ama her
yanları da yanık içinde kalmış. Tam kayalardan inip
gideceği sırada, kulağına bir ses gelmiş:
- Eeeey zalimlerin zalimi! Sen başkalarına reva
gördüğün cehennem azabını nefsinde denedin.
Tövbe istiğfar et ki, bir daha kimseye zulmetme.
Derebeyi tövbe edip bir daha kimseye zulmetmemiş.
Hastalık da bedeninden uçup gitmiş.
Yanyana iki gölden büyüğü olan Taşpınarlı gölü,
sonradan etrafı çevrilerek muntazam bir havuz haline
getirilmiş, motorla bağların sulanması sağlanmıştır.
Eskiden Taşpınarlı gölü, yanı başındaki el
sürülmeyen hatta yanına bile pek yanaşılmayan
küçük göl gibi tabiatın oluruna bırakılmıştı.
Bu göllerin halk arasında yaygın efsaneleri vardır.
Çok eskiden bu gölün (Taşpınarlı) bulunduğu
yerde bir hamam varmış. Bir yanından soğuk su,
öte yanından sıcak su akarmış. Bir gelin hamamı
günü, hamam birden çöküvermiş, yerinde bir göl
meydana gelmiş, gelinle beraber kim varsa hepsi de
gölün sularına gömülüp kaybolmuşlar. Gel zaman git
zaman bu gölde bir ördek belirmiş. Süt beyaz kalem
tüyleri, aynı duvaklı bir gelin gibi sularda tek başına
süzülür dururmuş. Yıllarca önce sulara gömülen
gelinmiş bu ördek, bu yüzden de göle “Duvaklı
Göl” denilmiş. Büyük gölün (Taşpınarlı) yanı
başındaki küçük gölün efsanesi daha da dokunaklı.
Bu küçücük gölün dibi yokmuş. Uzun urganlar
salındırmışlar, yine dibi bulunamamış. Kereste
yüklü bir manda arabasını, mandalarıyla birlikte
yutmuş bu göl. Hiç kimse de bu göle yıkanmaya
giremediği gibi, yanına sokulamazmış. Yine de öyle.
Vakti zamanında, bu köylerden birinde güzel bir kız
yaşıyormuş. Güzelliği yedi köye yayılan bu kız, kim
istese: “Varmam!” der, kısmetini geri çevirirmiş.
82
Günlerden bir gün buralara konar-göçer çadır ehli
Avşar yörüğü gelip konaklamışlar. Aşiret Beyi’nin
bir civan oğlu varmış ki onu bir gören, hele kız
olsun da gönlünü kaptırmasın. Köyün güzel kızı
bir gün, kırlarda dolaşırken bu civan delikanlıya
rastlar, Allah’ın denk yarattığı bu iki genç, kara
sevda birbirlerine tutulurlar. Çok geçmeden de
bu sevda dallanır budaklanır, kızın da oğlanın da
babalarının kulağına gider. Kızın babası “Ben kızımı
Cingan dölüne vermem”, diye tutturur. Beri yandan
oğlanın babası da: “Konar göçer Avşar yörüğüne el
kızı ne gerek, obamızda kız mı yok ki?” diye bu işe
rızasının olmadığını açıklar. Kızın babası üstelik kızı
eve tutsak edip dışarıya salmaz. Oğlanın babası da,
çadırlarını söktüğü gibi, alır obasını başka bir yaylaya
kondurur.
Günler geçe dursun, kız bir yanda, oğlan bir yanda
yanıp yakılıp, sararıp sola dursun, kız bir kolayını
bulup evden kaçar, gelir bakar ki oğlanın obasından
iz yok, izlem yok. Çadırlar sökülmüş, kim bilir hangi
yaylanın hangi bucağına çekilip gitmiş. Kızcağız
deliye döner: “Madem ki benim sevdiğim yok, o
gittikten geri bana dünya ne gerek?” diye kendini
kaldırır göle atar.
Karabük Valiliği
sessiz sessiz süzülür dururlarmış. Bu göle çok
ördekler gelmiş gitmiş, lakin bu iki ördek yıllardan
beri hep böyle beraberce yaşar dururlarmış.
9- MASAL VE DESTANLAR
İlimizde, özellikle Safranbolu’da annelerimizden,
anneannelerimizden, babaannelerimizden günümüze
kadar anlatıla gelen çeşitli masallar vardır. Bunlar,
Keloğlan masalları, padişah masalları, dev masalları,
kuş masalı, gür baba, gülmez sultan, çinici, iyi
yürekli çocuk, sıracalı kız, üç kardeşin parası,
uyduruk hoca, üç elma vb gibi çok sayıda masal
bulunmaktadır.
a) Sırçalı Kız
Gelgelelim Avşar yörüğüne. Oğlan da kızı bir
türlü unutamamış ki, o da bir fırsatını bulup sorar
soruşturur, kızın kendini göle attığını öğrenir.
Avşar’ın koçak oğlu: “Madem ki benim sevdiğim
yok, o öldükten geri bana bu can ne gerek diye”,
o da kendini gölün sularına atar…
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkenin
birinde bir padişah, padişahında üç kızı varmış. En
küçük kızı çaresi olmayan bir hastalığa yakalanmış.
Vücudunun her tarafı çıban olmuş. Padişah bu
küçük kızını dağa bırakmış. Zavallı kız hava
kararmaya başlayınca korkmuş, üşümüş, çaresizlik
içinde bir ağaca çıkmış. Ağlamış. Bu kızın hastalığı
sıraca imiş. Başka bir ülkenin padişahının oğlunun
yolu oradan geçiyormuş. Atını sularken suyun
yüzüne kızın görüntüsü vurmuş. Birde bakmış ki
çok güzel bir kız. Kıza sormuş in misin, cin misin,
söyle kimsin diye. Kız da ben ne inim ne cinim
bende senin gibi bir adem oğluyum demiş.
Eeee! Gel zaman git zaman, bu gölde iki ördek
belirir. Biri yeşil baş övel ördek, öteki tepesi hotozlu
ferik ördek. Bazen ikisi birden kaybolur, sonra yine
meydana çıkarlar; öteki ördeklerden ayrı sularda
Padişahın oğlu in ağaçtan demiş ve atının terkisine
atmış evine götürmüş. Kızın yüzü çok güzelmiş
ama bütün vücudu çıbanmış. Padişahın oğlu kızı
kimseye göstermemiş. Ahıra götürmüş boğazına
83
Karabük - Safranbolu Folkloru
kadar kemreye gömmüş. Orada üçgün mü, beş gün
mü durmuş bilinmez sonunda çıkmış, birde ne
görsün kızın hastalığından eser kalmamış. Padişahın
oğlu onu kendisine nikahlamış. Güzel bir hayat
yaşamışlar. Üç tane kızı olmuş. Birisinin adına Ne
İdim, ikincisine, Ne Oldum, üçüncüye Ne Olacam
adını koymuşlar. Padişahın oğlu bir gün kayın pederi
padişahı sarayına davet etmiş. Akşam yemekler
yendikten sonra annesi kızlarına iş buyurmuş;
Ne idim bir su getiriver, Ne Oldum bir kahve
yapıver, Ne Olacam şunu yapıver derken davetliler
şaşırmışlar, bunda bir iş var demişler.
Bunun sebebini bir anlatıver demişler. Sonunda
kızları başlamış anlatmaya. Vakti zamanında ben
bir padişah kızıydım, çaresiz hastalığa yakalandım
anam, babam beni dağlara bıraktı. Beni padişahın
oğlu buldu, iyileştirdi. Evlenip mesut olduk.
Kızlarımızın adını çektiğimiz acıları unutamadığımız
için Ne İdim Ne Oldum Ne Olacam koyduk. Kızın
anası, babası yaptıkları hatayı anlamışlar, utanmışlar,
özür dilemişler. Hep bir arada mutlu bir hayat
yaşamışlar.
b) Üç Kardeşin Parası
Evvel zaman içinde üç kardeş varmış. Bunların
bir miktar paraları varmış. Para üç kardeşin
elinde dönmüş dolanmış, ama ne yapacaklarını
bilememişler. Küçük kardeş aklına geleni söylemiş.
gömmüşler. Aradan zamanlar geçmiş. O para
unutulmuş. Günlerden bir gün gene küçük oğlanın
hatırına gelmiş.
-Abi, biz filan yerde falan tarlaya para sakladıydık, demiş.
Yarısı gün aramaya çıkmış, bide baksa ne görse:
Ne bulut var, ne tarla var. Neyse paraların yerini
bulmuş, bu kerede para yok. Oraya oturmuş
düşünmeye başlamış. Bu parayı alanın adı olsa olsa
Musa’dır diye tercih yapmış. Öbür yanda abiler
beklemiş beklemiş, merak etmişler. Küçük oğlan
gelmiş:
-Abi, ben paraların yerini buldum, ama paralar yok
çalanın adı da Musa demiş. Ortanca olanı:
-Adı, Musa’ysa boyu kısadır, demiş. Büyük olanı:
-Adı Musa, boyu kısaysa, hem de kösedir, demiş.
Üçü de adı Musa, boyu kısa, hem de köse olan bir
adam aramaya başlamışlar. Aynısını da bulmuşlar
tutup kadının karşısına getirmişler.
-Bizim biraz paramız vardı, bu adamın aldığını
keşfettik demişler.
Kadı çocuklara biraz dışarı çıkın demiş. Onlar
çıkınca da dolaba bir portakal koyuvermiş, kardeşleri
içeri çağırmış.
-Bakalım bu dolabın içinde ne olduğunu bilecek
misiniz, bilirseniz kazanacaksınız demiş. Küçük:
-Dolaptaki yuvarlacık bir şey demiş. Ortanca:
-Üstünde bulut olan bir tarla bulup oraya gömelim,
demiş.
-Yuvarlacık bir şeyse kabuğu sarı demiş. Büyük:
Abileri bu aklı çok beğenmişler. Hemen tarlayı
aramaya başlamışlar. Aradıkları yeri bulup paralarını
Kadı herhalde siz bunu koyarken gördünüz diye
mahkemeyi sonrası güne bırakmış.
-Yuvarlacık, kabuğu sarıysa portakaldır demiş.
84
Karabük Valiliği
Yarın olmuş. Dolaba kimse görmeden horoz koymuş.
Küçük:
-Dolaptakinin kuyruğu orak gibi demiş. Ortanca:
-Kuyruk orak gibiyse başı tarak gibidir, demiş. Büyük:
-Kuyruk orak, başı tarak gibi olan horozdur, demiş.
Bunun üzerine kadı, Musa’ya parayı çalan sensin
diye cezalandırmış.
c) Pire Destanı
Vaktin birinde bir kızı, babası zorla bir erkeğe
vermiş. Ama kızın o erkekle evlenmeğe hiç gönlü
yokmuş. Niyeti o gece gerdeğe girmemekmiş.
Akşam olunca damat gelmiş yanına. Ona “Yatakta
pire buldum, şu pireyi dışarı at da gel” demiş. O da
dışarı çıkınca kapıyı içerden kilitlemiş ve bir daha
da açmamış. Damat çaresizlik içinde her saat başı
aşağıdaki destanı söylemiş:
Elimi ısırdı pire
Gelin hanım gönlün kime
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu bire
Gelin hanım beni attı
Atıp derde uğrattı
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu altı
Yatsı ezanı okundu
Eli elime dokundu
Aç kapıyı gelin hanım
Sabah ezanı okundu.
Şu dağlarda vardır tilki
Bu gız anasının ilki
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu iki
Denizin dibi midye
Altın saatim hediye
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu yediye
İşte ben gidiyon haberin olsun
Koynunda gül memen solsun
Benden başka yar seversen
İki gözün kör olsun
Boyu uzun beli ince
Saramadım boylu boyunca
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu üçe
Ağzında misli sakız
Halimiz nolacak a kız
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu sekiz
Penceresi siyah perde
Felek uğrattı beni derde
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu dörde
Başında var altın topuz
Lira saydım üç bin otuz
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu dokuz
Şu dağlarda kaba meşe
Bakın başa gelen işe
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu beşe
Bacağında pembe donu
Hanım olan yapmaz bunu
Aç kapıyı gelin hanım
Saatler vurdu onu
Bu olaydan sonra gelinin iki gözü
kör olmuş, bir daha da gözleri
görmemiş.
85
Karabük - Safranbolu Folkloru
10- SEYİRLİK OYUNLAR
a) Sinsin Oyunu
Ahmet BOSTAN’ın Hamzalar köyünde ikamet eden
1949 doğumlu Mustafa YAZICI’dan derlediği Sinsin
Oyunu hakkındaki bilgiler şöyledir:
Sinsin oyunu Türklerin en eski oyunlarından
birisidir. Bu oyun düğünlerde oynanır. Eskipazar’da
oynanan Sinsin genellikle cumartesi akşam
vaktinden sonra damat evinde oynanır. Osmanlı
döneminde de salı günü akşamları oğlan kınası
törenlerinde sıkça oynanmıştır.
Sinsin Oyunu
Akşam namazından sonra gelen misafirlerle birlikte
topluca yemek yenilir ve damatla sağdıcın oyunun
oynanacağı alana/meydana birlikte büyükçe ateş
yakmaları ile birlikte Sinsin oyunu başlatılır. Misafir
olarak gelen kız tarafının delikanlıları, damat
tarafının delikanlıları ve civar köylerden gelen
misafirler yakılan bu ateş etrafında toplanırlar.
Ateşin sönmemesi ve sürekli yanması ve oyuncuların
oyun esnasında dikkatsizlikten dolayı zarar
görmemesi için bir görevli tayin edilir.
Sinsin Oyunu
86
Davul zurna ekibinin çalmaya başlamasıyla
çocuklardan bir kişi çıkarak (öncelik çocuklara ve
küçüklere verilir) oyunu başlatır.
Oyun: Oyuncunun sol elini düz olarak beline
koyması sağ elini de yukarı kaldırarak ritimler
oluşturmak kaydıyla sekerek gitmek (seymenlerin
sekmesi gibi) ve en az iki defa ateşin etrafında
sürekli olarak etrafına bakmak kaydıyla dönmesi ile
oyun başlar.
Oyuncunun dönmesi esnasında seyircilerin
arasından çıkan ve kimin geleceği belli olmayan
başka bir oyuncu ateşin etrafında oyununa devam
eden oyuncunun sırtına görünmeden (Ortadaki
oyuncu tarafından görülmesi durumunda oyuna
dahil olamaz) yumrukla sertçe vurur. Sırtına vurulan
oyuncu oyun dışı kalır. Seyircilerin arasına geçer.
Başka bir oyuncu da ilk oyuncuyu seyircilerin
arasına gönderen kişinin sırtına görünmeden vurarak
oyun dışı bırakır. Oyun bu şekilde sürer gider. Daha
önce tayin edilen görevli de ateşi sürekli olarak taze
tutar ve yakar.
Karabük Valiliği
“Bu oyunu Eskipazar yöresinde oynayan en yaşlı
kişilerden biriyim. Oyun özellikle düğünlerde
ve akşam vakti oynanır. Zurnacı ve davulcunun
Köroğlu havasını çalmasıyla başlar. Bizim
gençliğimizde Eskipazar’da zurnacı Rıza Usta
nam salmıştı. Bi çalmaya başladı mı oturan adam
oyuna kalkardı. Oyun özellikle Eskipazar’da Belen,
Yazıboy, Hamzalar, Kabaarmut, Adiller ve Budaklar
gibi köylerde oynanır. Çiftetelli ve Köroğlu havası
özellikle çalınır. Oyuncu ateşin etrafında çeşitli
oyunlarla döner seyircilerin içinden gelen ve oyunu
oynayan kişinin sırtına vurabilen kişi bu sefer başlar
ateş etrafında çeşitli oyunlarla dönmeye sırtına
vurulan kişi dışarı çıkar. (Oyunu oynayan kişinin
tavırlarında bir meydan okuma vardır.) Oyuncu hem
oynar hem de etrafını kollayarak sırtına vurulmasını
engellemeye çalışır. Karşılıklı iki kişi de oynayabilir.
Belli bir oyuncu sayısı yoktur, süreyi oyunu oynayan
ustalar belirler.
b) Arap Oyunu
Oyun yaklaşık iki saat sürer. Bu süre sonunda
davul zurna ekibi “Karşılama” veya “Köroğlu”
oyun müziğini çalar. Bu müzikle karşılıklı iki kişi
oynar. Oyun esnasında karşılıklı olarak eller sertçe
vurularak oyun bitirilir.
Karabük ilinin Yenice ilçesinde oynanan bir
oyundur. Düğün, bayram ve eğlencelerde erkeklerin
oynadığı seyirlik bir oyundur. Davul-zurna veya
klarnet müzik aleti olarak kullanılır. Esas oyuncu
iki kişidir. Üçüncü kişi söylediği türkülerle oyunun
biçim ve tarzını belirler.
Eskipazar ilçesi Hamzalar köyünde yapmış
olduğumuz saha araştırmaları sırasında Mehmet
ERDEM (1926 yılı, Eskipazar ilçesi, Hamzalar köyü
doğumlu) ise Sinsin oyunu hakkında aşağıdaki
bilgileri vermiştir:
Oyunculardan ikisi ceketlerini ters giyer ve başlarına
birer fes geçirerek yüzlerini siyaha boyarlar.
Oyunu biri önde diğeri arkada olacak şekilde daire
düzeninde dönerek oynarlar. Arkadaki oyuncu
öndekini müzik ritmine uyarak takip eder. Her
87
Karabük - Safranbolu Folkloru
ikisinin de elleri arkalarında bağlı tutulmaktadır.
Öndeki oyuncunun ağzında su vardır; müzikle
birlikte ara sıra arkaya bakarak bu suyu arkadaki
oyuncunun yüzüne püskürtmeye çalışır. Diğer
oyuncu ise birtakım hareketlerle öndeki oyuncuyu
rahatsız eder ve püskürtülen sudan kaçmaya çalışır.
Öndeki oyuncu fırsatını yakaladığı anda arkadaki
oyuncunun yüzüne ağzındaki suyu püskürtür.
Oyunun figürleri müzik ritmine uygun olarak yapılır,
oyuncular ile çalınan oyun havası arasında ahenk
vardır. Oyun havası eşliğinde karşılıklı oynanarak
sona erer.
Arap Oyunu Türküsü
Çalkala arabım çalkala
Gıç gıça gelde ırgala
Arapda dereye apışmış
Kıçınada yavrusu yapışmış
Kabak pişti tuz ister
Ana benim gönlüm kız ister
Kız olmazsa dul olsun
Şeftalisi bol olsun
Ey kargalar kargalar
Ceviz dalı ırgalar
On beş yaşına giren kız
Göbeğini burgalar
Arap oyunu ülkemizin çeşitli yörelerinde de
oynanmaktadır. Anadolu’da genellikle Türkmen
boylarında ve Tahtacılarda yapılan bu oyun,
Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde şu şekilde
oynanmaktadır:
Üzerine oldukça bol ve uzun bir giysi giyen oyuncu,
arkasına da bir süpürge bağlar. Ellerini, ayaklarını,
yüzünün tamamını siyaha boyayan oyuncu:
Araballallahi kumpani
Arabalallahi kumpani
Araballahi (…)
Arap Oyunu
Tekerlemesiyle bağıra çağıra, ağzını yüzünü
buruşturup sıçraya sıçraya koşarak, ağzına aldığı
suyu izleyenlere fışkırtarak çocukların, izleyenlerin
üzerine yürüyüp onları korkutarak müziğe uygun
hareketlerle dansını yapar.
88
Eskişehir ilimizde oynanan Arap Oyununda,
oyuncunun yüzünün siyaha boyanması ve ağzındaki
suyu izleyicilere fışkıtması ögeleri Yenice ilçesinde
oynanan Arap Oyunu ile benzerlik göstermektedir.
c) Kurtçu
Gerçek bir olaydan yola çıkılarak zaman içerisinde
oyun haline gelmiştir. Köylerde kurt öldüren
kişiler kurdun derisini yüzerek içini doldururlar ve
ağzından büyükçe bir sopa geçirip bunu omzuna alır
yada bir merkebe yükler. Köyünde ve yakın köylerde
ev ev dolaşarak köylüyü kurdun vereceği zarardan
kurtardım düşüncesiyle bahşiş toplar. Bahşiş para
yada yiyecek olur. Geçen zaman içerisinde bu
uygulama Karabük ve yöresinde değişik şekillerde
uygulanır olmuştur. Eskipazar ilçesinin köylerinde
kurtçu oyunu şu şekilde oynanır: Köy halkı, köyün
yada köylülerin maddi gereksinimlerini gidermek
için bu oyunu oynar. İlçenin birçok köylerinin
camisi bu yöntem uygulanmak sureti ile yapılmıştır
denilebilir.
Köylülerden birine, hayvan postu giydirilerek kurt
veya ayı kılığına sokulur boynuna da inek çanı
takılır. Yanındaki kalabalığın bir kısmı da kadın
kılığına girer. Yanlarına davulcu ve zurnacı alarak
büyük bir kalabalıkla birlikte köyleri dolaşmaya
çıkarlar.
Gezilecek köylerin ilkine geldiğinde evlerin kapısı
tek tek vurulur. Bir ezgi eşliğinde söylenen şu mani
ile köy halkından para, ekin vb. toplayarak maddi
destek sağlamayı amaçlarlar.
Karabük Valiliği
Gurdçu geldi kapınıza,
Selam verdi topunuza
Verin bu kurdun bahşişini
Ölçekleri yağsız koyan
Bızaları öksüz koyan
Helkeleri sütsüz koyan
Gurtçu geldi gapınıza
İncirim var çizilecek,
Bekletme hanım abla
Çok köyüm var gezilecek
Bu arada kalabalık içinde bulunan kadın kılığına
girmiş erkekler de oynamaktadır. “Anii anam şu
kızlara bakın hepsi de oynuyor” denilerek, dikkatleri
üzerine çekmeye çalışırlar.
Eğer kılığına girilmiş hayvan kurt değil de ayı ise
ipinden tutan kişi, “kadınlar hamamda nasıl oynar”
diyerek ayı oynatır. Ev sahibinden maddi destek
alındıktan sonra başka bir eve doğru yola çıkılır.
d) Köy Göçtü Oyunu
Eskiden düğünlerde ve bayramlarda oynanan bir
oyundur. 21 kişi tarafından oynanır. İlk 10 kişi
geniş bir daire oluşturur, diğer 11 kişi ise, bunların
arkasında ikinci bir daire oluşturur. Oyun ortada
bulunan bir kişinin “alt üst köy göçtü” komutu ile
başlar. Bu komut ile arkadaki daireyi oluşturanlar yer
değiştirerek öndekiler ile eşleşir, eş bulamayan 11.
Kişi (buna çoban) denir. Evvela diğerleri tarafından
yumruklanır, daha sonra kendisine komut veren
kişi tarafında değişik sorular sorulur ve yine “alt üst
köy göçtü” komutu ile oyun tekrarlanır. Bu işlem
arkadaki ikinci daireyi oluşturan 11 kişinin teker
teker dayak yemesi ile tamamlanmış olur.
89
Karabük - Safranbolu Folkloru
11- YAĞMUR DUASI
Allah’ın rahmeti yani yağmur, çiftçinin en önemli
yaşam unsurudur. Köylü yağmur yağdığı zaman
mutludur. Çünkü tarladaki ürününün verimi
yağmurun yağmasına bağlıdır. Ancak havalar kurak
gittiği zaman köylü kara kara düşünmek yerine,
rahmet için, yağmur için el açar yaradanına. Yörede
yağmur duası uygulamaları genellikle aynı olmasına
karşın bazı ugulama farklılıkları da görülür.
Yağmur duası genellikle su olan bir yerde ya da
türbe yanında yapılır. Taş okuma geleneği vardır;
sayıları farklı olsada yörede yapılan yağmur
dualarında küçük taşlar okunur bir çuvala konulup
su kaynağına yada akarsuya bırakılır. Aşağıda
Safranbolu ilçesinin Hacılarobası köyünde yapılan
yağmur duası tüm yöreye örnek teşkil etmesi için
verilmiştir.
Havalar kurak gidip de yağmur yağmadığı zamanlar,
köyün ileri gelenleri yağmur duası yapılması için
karar alırlar. Çevrenin en büyük köyü olması
özelliği ile yapılacak yağmur duası çevre köylere
de duyurulur; Ilbarıt (Üçbölük), Çavuşlar,
Bürnük, Kuzyaka, Toprakcuma ve Ovacık ilçesinin
Hacılarobasına yakın köyleri gibi civar köylerden
kalabalık insan grupları duaya katılmaya gelirler.
Yağmur duası köyün hudutları dahilinden ve
takriben 2-3 km güneyinden geçen Soğanlı çayı
kenarında yapılır. Bu çayın köy sınırları dahilinde
kalan kısmına aşağı ve yukarı çay ismi verilir. Dua
aşağı çayda, mahya yeri denilen yerde yapılır.
Yağmur duası yapılacak yere gidilmeden önce
duadan sonra verilecek olan yemek için her evden
birer tabak bulgur ve fasulye alınır, hane başına
1-1,5 kilo yoka ekmek (yufka) yapılır, bir dana
yada düğe kesilir. Sabahtan çevre köylerden gelen
katılımlar ile oluşan kalabalık grup önde köyün
imamı, hemen arkasında çocuklardan oluşan grup ve
onların arkasında yetişkinler olmak kaydı ile tekbir
sesleri ile yağmur duası yapılacak yere hareket edilir.
Çevre köylerden gelen insanlar dualar ile karşılanır;
Birkaç imam hep bir ağızdan şu dizeleri söyler
Aşk ile hu (orada bulunanlar hep bir ağızdan amin der)
Şevk ile hu (orada bulunanlar hep bir ağızdan amin der)
Nur-u hudada bir Allah (orada bulunanlar hep bir
ağızdan amin der)
Bar-ı hudada bir Allah (orada bulunanlar hep bir
ağızdan amin der)
Allah Allah bir Allah (orada bulunanlar hep bir
ağızdan amin der)
Mahya yerine gelindiğinde, önce hep beraber
hocanın eşliğinde yağmur duası yapılır. Dua
sırasında avuç içleri yukarı değil toprağa bakar
şekilde aşağı doğrudur. Duadan sonra çocuklar
çay kenarından ada taşı (çakıl taşı) toplarlar ve
dua yapılacak yere getirirler. Bu arada kazanlarda
yemekler hazırlanmaya başlar. Toplanan taşlar
önceden görevlendirilmiş ve bu işlerden anlayan
büyüklerden oluşan 10–15 kişi tarafından Selatin
Nariye duası okunarak çuvalın içine konulur,
toplam 77777 taş okunarak çuvalın içine konulur,
90
okunan her taş, okuyan kişi tarafından yalandıktan
sonra çuvala konulur, bu arada köy imamı ve çevre
köylerden gelen hocalarda Kur’an okurlar. Bu işlem
öğle namazı vaktine kadar devam eder. Öğle namazı
yaklaştığında köyün hocası ezan okur ve topluca öğle
namazı kılınır. Namazdan sonra hoca “Ey cemaat-i
müslimin içinde okunmuş taşlar olan bu çuvalı çaya
indirip bir ağaca bağlayacağız, bu çuvalı sırtına alıp
çaya indirecek olan kişi, hayatında ikindi namazını
hiç terk etmemiş, hiçbir kaza namazı olmayan ve
harama kuşak çözmemiş bir Müslüman kardeşimiz
olmalıdır” der. Hocanın belirttiği özelliklere sahip
olan bir kişi çuvalı sırtına alır ve yanındaki birkaç
kişi ile beraber çaya indirir, bel hizasına kadar suya
girer, çayın kenarında bulunan bir ağaca bağlanmış
olan çuvalı çaya bırakır, beraberindekiler ile birlikte
tekrar mahya yerine gelir. Bundan sonra önce gelen
misafirlere olmak üzere kazanlarda hazırlanmış olan
bulgur aşı ve et yemeği verilir. Yemek arttığı takdirde
fakir köylülere dağıtılır. Yemeklerde yenildikten
sonra herkes köyüne geri döner.
a) Göde Göde
Havaların kurak gittiği zamanlarda, halk
çocuklarında gelmesini teşvik ederek yağmur
duasına çıkardı. Halk, çocukları masumiyetine
bakarak, “Allah’ın onların rica ve niyazlarına
acıyarak” yağmur vereceği düşüncesinden hareketle
onları yağmur duasına teşvik ederlerdi.
Karabük Valiliği
Çocuklar bir sırık üstüne kabalak bitkisinin yaprağı
(değişik bitkilerde olmabilmekte) takarak kalabalık
halde ev ev dolaşarak şu tekerlemeyi söylerlerdi:
Yağ yağ yağmur
Teknede hamur
Ver Allahım ver
Bol bol yağmur
Göde göde göl olsun
Evin önü sel olsun
Arpa buğday bol olsun
Tavuklara yem olsun
Köpeklere yal olsun
Allah Allah bir Allah
Yağmurumuzu ver Allah
Hu dedim huuu
Bi denir suuu
Gökte rahmet
Yerde bereket
Ver Allahım ver
Bol bol yağmur
12- YÖRESEL KELİME DEYİM VE ATASÖZÜ
Karabük ve ilçelerinin kendine has ağzı, çok zengin
sözcük atasözü ve deyimleri bulunmaktadır.
Safranbolu Yöresi:
Abudungazı: Kendine sahip olmayan
Ani, ani: Şaşkınlık belirten ünlem
Arey: Hayret, şaşkınlık
Beşaret: Sevimsiz
Bihamla: Hemen
Çokmak: Havlamak
Çon: Kalça
Çotura: Çam ağacından yapılan su destisi
Eflani gün: Pazartesi günü
Eşgare: Göz göre göre, alenen
Gıcı: Çam kozası.
91
Karabük - Safranbolu Folkloru
Gığ: Koyun kemresi.
Gıratlı: Otoriter kişi.
Gırış: Büyük baş
hayvanların birbirleri
ile dövüşmesi.
Helke: Bakraç
Husa Çekmek: Merak
Etmek
Maniye: Domates
Nemela: Neme lazım
Nanca: Ne kadar
Sırtarmak: Karşı Gelmek
Şırfıntı: Edepsiz
Yenice Yöresi:
Ebücük: Buzağı
Ellehem: Öyle (Allah
bilir)
Gutnu: Çizgili Pazen
Gebedek: Şişko
Gürel: Hindi
Kuskuç: Saç Tokası
Kapela: Gömlek
Kemre: Gübre
Palta: Pardesü
Örüsger: Rüzgar
Sükkan: Nezle
Tıhan: Küçük tava
Uşak: Çocuk
Ovacık Yöresi:
Atasözleri
Gara gaspernek:
İnadına, kasten yapmak
Gutnu: Çizgili pazen
Gebedek: Şişko
Örüsger: Rüzgar
Kuskuç: Saç Tokası
Kapela: Gömlek
Heleba: Şuna bak
Eccük: Az
Kümpür: Patates
Cice: Abla
Aç garın katık istemez, uykulu baş yastık istemez,
Aç esnerimiş, aşık gerünürümüş.
Acıkan doyman sanar, susayan ganman sanar
Ağacın eğrisi ormana, insanın eğrisi
topluma yakışmaz
Anasına bak kızını al, düzenine bak bezini al.
Almak kolay vermek güçtür.
Alabacak atın alabacak tayı olur.
Asma dibinde izin olsun, üzüm yimeğe yüzün olsun.
Aslan yatağında, aslan eksik olmaz
Basıp cahilin izine, uyma şeytanın sözüne,
Baş başa vermeyince iş bitmez.
Bir düğünün kapısını kırk köyün kadunu
çekmezse o düğüne düğün denmez.
Bir vuruşa çam yıkılmaz.
Bekârın ensesini bit, kesesini it yer.
Boyu güzel değil, huyu güzel olsun.
Çocuk beşikte, çehiz sandıkta.
Çükündürün (Şekerpancarı) seyreği sıkından iyidir.
Delük daş yerde kalmaz, deli gız evde kalmaz.
Devecüynen konuşan, ahırını yüksek yapar,
Duvardan sökülen çividen, kocadan boşanan
karıdan hayır gelmez.
Düğün iki kişiye, husası düşer konu komşuya.
Düğünde zurna, hamamda kurna beğenmez.
Düğünde davul zurna, hamamda kurna.
Düğüne giden oynamış, cenazeye giden ağlamış.
Düğüne giden öğünür, evde kalan döğünür.
Düğünsüz köy, şakurdaksuz değirmene benzer.
Eskipazar Yöresi:
Bıldır: Geçen Yıl
Buruş: Erik kurusu
Bocuk: Su testisi
Coruk: Hindi
Çötüre: Ağaçtan
yapılmış su kabı
Dobara: Tahta duvar
Güdek: Çoban
Pağ: Ekin ekilen yer
Koldurak: Erkek hindi
Savanlamak: Yolcu
etmek
Pata: Patates
Urba: Elbise
Yazma Ekmek: Yufka
92
Düğünün tadı elinen, harmanın tadı yelinen.
Düğün sofrasında g.t ırgalamadan karın doymaz.
Ergen gözüyle kız alma, gece gözüyle bez alma.
Erüşemedüğün bahnaya uzanma.
Ekmek undan, gelin kaynanadan olur.
Eşek çamura batınca sahibinden guvetlisi olmaz,
Hamama giden bohçasını akşamdan hazırlar
Kız anası köşe minderi, oğlan anası kapı yaması.
Kendi güzelden kırk günde bıkılır,
huyu güzelden ömür boyu bıkılmaz.
Kızlı kadınla; kız görmeye gitme, oğlanlı kadınla;
kız istemeye gitme.
Kız evi naz evi.
Kız evlat el malı, erkek evlat ev malı.
Kız anası ballı çörek, oğlan anası kül çöreği.
Kız evi yasta, oğlan evi heveste.
Koyun güden kurdu görürü
Kötü niyetle iyi murad alınmaz.
Kubuz atmak (Böbürlenmek anlamında)
Lafa talim etmek
Martın arpasına zemheride doğuran ineğin
danasına güç yetmez
Tarlada izi olmayanın sofrada yüzü olmaz
Tavuğun civcisi güzün sayılır.
Yaz var, kış var, evecek ne iş var
Yırtıcı kuşun ömrü az olur,
Karabük Valiliği
Deyimler
Aç öldüm harmanı.
Ağza tad, boğaza minnet.
Aladu etmek: acele etmek
Anası uyumuş, gızı büyümüş.
Anası ölmüş tay gibi yatmak
Armudun sapı, üzümün çöpü var deme.
Bi yorgan, iki yastuk, bi topal eşeğe asduk.
Domuzun ayağını daşdan sakınmak
Düğün elinen, harman yelinen.
Düğün gapısı bereket gapısıdır.
Düğün dernek, bürümcük göynek, daim üstünüzden
eksik olmasın. (Soy, sop sahibi olunuz, daima
şen, kalınız. Gamdan, kasvetten uzak kalınız,
kaderiniz, kısmetiniz açık olsun.)
Ev yapanla, düğün kurana Allah yardım eder.
Fakirin nesi olu gaba gaba sesi olu.
Gelin altundan şamdan getirsede,
mumunu güveyi yakar.
Hapı hapına: Aniden, birden
Helvası kalın olsun.
Yörük’ün evi, Yazıköy’ün taşı,
Konarı’nın kızı meşhurdur.
Köylerde bi çalgucuya bi de galaycıya itibar edilü.
Mancar sıkmuğu (zayıf insanlar için söylenir)
Mezar taşlarını bilmediğim yere kız vermem.
Kız hem güzel hem işgüzar olmalı.
Olmadı kavun bitmedi kelek
Saruğu saruğuma, çaruğu çaruğuma uysun.
Yörük’ün evi, Yazıköy’ün taşı,
Konarı’nın kızı meşhurdur.
93
Karabük - Safranbolu Folkloru
13- MANİLER
Safranbolu yöresi mani
örnekleri
Allah geçmez kulundan
Öksüzünden dulundan
Dünya malı bir para
Ayrılman hak yolundan.
Annem entari almış
Yeşil dalları varmış
Keşke sevmez olaydım
Yârimin yâri varmış.
Arabası dört teker
Adalardan kum çeker
Benim sevdiğim oğlan
Ankara’da of çeker.
Bağa indim bayırsız
Kenarları çayırsız
Herkesin yari geldi
Nerde benim hayırsız.
Entarisi dikleme
Yanından ilikleme
Beni sana vermezler
Boş gapıyı bekleme.
Entarim çeşit olsun
Parası peşin olsun
Benim evlendiğim çocuk
Benimle yaşıt olsun.
Sular akından gelir
Sesi yakından gelir
İçerlenen oğlanın
Kurşun hakkından gelir.
Tasa koydum ayranı
Yarın kurban bayramı
Ben askere gidiyon
Kızlar etsin bayramı.
Şu giden kimin oğlu
Paltosu da ak kollu
Dönüp bana bakmıyor
Sanki vezirin oğlu.
Atım var alabacak
Ayağı nallanacak
Baba beni eversene
Köyde kız kalmayacak.
Tabancamı yağladım
Sol yanıma bağladım
Yâri gelecek deyi
Gece gündüz ağladım.
Karyolanın yayları
Sayıyorum ayları
Gel beraber içelim
Demlediğim çayları.
Tabancam dolu saçma
Her yerde sırrın açma
Bin yerde yaram var
Bir yara da sen açma.
Arpa ektim olacak
Sevdan beni yakacak
İkimizin sevdası
Mahşeremi kalacak.
Eflani yöresi mani örnekleri
Eskipazar yöresi mani örnekleri
Köprünün kapakları
Şimşir’in yaprakları
Gurbetteki yarimin
Çınlasın kulakları.
Altunum var ulanmaz
Suya atsam bulanmaz
El oğluda değil mi?
Yemin etsem inanmaz.
Çuha yelek geymesi
Sol yanından düğmesi
Gine gözüm seyriyor
Yakın yarin gelmesi.
Atı bağladım çukura
Acıktı dura dura
Kız ben seni alırım
Davula vura vura.
Kayadan atma beni
Çamura katma beni
Uzun boylu gardaşım
Çirkine satma beni.
Ben bir dolma biberim
Yuvarlanır giderim
Çok konuşma kaynana
Oğlunu alır giderim.
94
Bahçeye ektim nane
Suladın mı a anne?
Sevdiğime vermicen
Niye büyüttün anne?
Çeşmelerin başında
Ubruk mu dolduruyon
Söz verdin de gelmedin
Çocuk mu kandırıyon.
Giden ayın onudur
Yüküm buğday unudur
Evliye meyil vermeyin
Eve gider unutur.
Giderim bende bende
Bir arzum kaldı sende
Ayva gibi sarardım
Din iman yok mu sende?
Elim elimde değil
Elin belimde değil
Çok söyleme kaynana
Oğlun koynunda değil.
Mendil serdim bir taşa
Neler geldi bu başa
Öptüm bir kız yanağı
Dedi bana çok yaşa.
Tepelerde gezersin
Biliyorum güzelsin
Kız ben sana ne dedim
Niye küskün gezersin.
Karabük Valiliği
Yenice yöresi mani örnekleri
Alaca erük gızardı
İçme sular azaldı
Helal olsun abime
Dediği yerden gız aldı.
Ata vurdum al eğer
Yarim sarılı giyer
Giyme yarim sarıyı
Sana nazarlar değer.
Bahçenizde gül var mı
Gül altından yol var mı
Gel gidelim sevgilim
Annenden izin var mı.
Bostanlarda aşlama
Aşlamayı taşlama
Ben askere giderken
Ağlamaya başlama.
İnce yazma düreyim
Aç koynunu gireyim
Uyan uyan sar beni
Yar olduğunu bileyim.
Kuş kafese girmiyor
Buna aklım ermiyor
Hiç boşuna ah çekme
Annem beni vermiyor.
Dut yedim duttu beni
Yarim unuttu beni
Yarı yola varmadan
Hıçkırık duttu beni.
Tren gelir yarmadan
Düdüğünü çalmadan
Ben yarimden ayrıldım
Gözüm yaşım durmadan.
Ovacık yöresi manileri
Aksuya helke taktım
Yedi yıl yoluna baktım
Baktığıma gam yimen
Kendimi ateşte yaktım.
Bağda üzüm olmuş mu?
Sepetlere dolmuş mu?
Gitti yarim gelmedi
Acep gören olmuş mu?
İp attım ucu kaldı
Ocakta saçı kaldı
Ben büyüttüm el aldı
Yürekte acı kaldı.
Bahçaya gel bahçaya
Kuru fındık bulursun
Yalvarırken al beni
Sonra pişman olursun.
Karşıda ala inek
Tüyleri benek benek
Hiç boğzumdan geçmiyor
Yarsız yidiyim yemek.
Biz elmayı atarız
Atsak bile kaparız
Sevdiğimizin gönlünü
Bozsak bile yaparız.
95
Karabük - Safranbolu Folkloru
Çaydan geçtim üşüdüm
Çaya mendil düşürdüm
Eller yarim dedikçe
Ben göynümü geçidüm.
Entarisi buz gibi
Yakası yaldız gibi
Evlenecem diyorsun
Annen evde kız gibi.
Git yârim Karabük’e
Bir aydan fazla durma
Benden ayrı kazandığın
Paranın bereketini bulma.
Su gelir daşa değer
Kirpikler gaşa değer
Gel benim sevgili yarim
Bir gün baş başa değer.
Pencerede perde ben
Yeni düştüm derde ben
Ben bu dertten ölürsem
Yatamam yerlerde ben.
Pencerenin altına
Boya vuralım boya
Geç karşıma sevdiğim
Göreyim doya doya.
Gelin Kaynana Mânileri
Kaynana
Kaynana
Şu dağın ardı meşe
Gün batar gölge düşe
Oğlumu benden ettin
Başına dağlar düşe.
Gelin misin kız nesin
Yeter kesilsin sesin
Senin gibi gelini
Uyuz kediler yesin.
Gelin
Ay ışıktır ışıktır
Sofram dolu kaşıktır
Çatla patla kaynana
Oğlun bana aşıktır.
Kaynana
Gelin aldım dert gördüm
Sonunda dizim dövdüm
Ermesin muradına
Gelin değil kördüğüm.
Gelin
Kaynanalar kül çöreği
Ağrır inşallah yüreği
Cehennemin baş direği
Kaynanalar kaynanalar.
Gelin
Oğlun geldi odama
Boşver dedi anama
İkimizin aşkını
Bozamazsın kaynana.
Kaynana
Gelin geldin ne yaptın
Sabah akşam hep yattın
Her işini ben gördüm
Gene beni çatlattın.
Gelin
Kaynanamın nesini
Sıçan yesin mesini
Öldürürüm kaynanamı
Veririn diyetini.
96
14- BİLMECELER
Karabük ve yöresinde bilmeceye “matal satma”
“yalan yaruşduması” gibi isimler verilir.
Ağzı yok karnı tok
(Yumurta)
Al yandıran kırmızı konduran
(Kına)
Ağzu açuk aya bakar
(Dübek)
Alçacuk boyu var, gadifeden donu var
(Patlıcan)
Alçacuk depeler, cıngıl gibi küpeler.
(Nohut)
Allah’ın işi, sırtında dişi
(Mısır koçanı)
Al yastık içine un bastık
(İğde)
Bir depede çibi otlar
(Tıraş)
Bir ağacı oyarlar
İçine tın tın koyarlar
Ağlama tıntıncuğum
Kulacuğun burarlar
(Saz)
Karabük Valiliği
Çatal kazık, cana yazık
(Bel)
El gada yonga depeden donuz indürü
(Tarak)
Masal masal maliki
Guyruğu var oniki
(Horoz)
Minareden attım kırılmaz
Bi damla suya dayanmaz
(Kağıt)
Pazardan alınmaz
Bohçaya guyulmaz
Dadına doyulmaz
(Uyku)
Seğirttim çıktım asmaya
Asma beni basmaya
Kuşak kemer kuşandım
Değme kılınç kesmeye
(Nikâh)
Uzun örük depesi delük
(Baca)
Üstü tahta altı daş
Sekiz ayak iki baş
Ha dolaş ha dolaş.
(Düğen)
Pazardan alınmaz
Bohçaya guyulmaz
Dadına doyulmaz
(uyku)
97
Karabük - Safranbolu Folkloru
15- NİNNİLER
Dandini dandini danalı bebek
Elleri kolları kınalı bebek
Benim yavrum bir melek
Benim yavrum büyüyecek
Hu Hu Hu bebek
Dandini dandini dan ister
Bubasından don ister
Patiskayı beğenmez
Mavi atlastan ister
Hu hu hu bebek.
Dandini dandini danaydan
Yavrum gelü saraydan
Sarayda keklik yuvası
Mamalar getürsün hacı bubası
Hu hu hu hu…
Hobbala yavrum hobbala
Yavrumu vermem topala
Topal odun götürsün
Yavrum yaksın bitüsün
Hu hu hu hu…
Hu hu hu devrüş
Hak yoluna ermiş
Hak yolunda bi buğar
Ne kesülü ne diğe
Hu hu hu hu…
Dandini dandini danadan
Bi ay doğmuş anadan
Bağışlasın yavrumu yaradan
Aaa nenni, huhu hu nenni
16- ALKIŞ VE KARGIŞLAR (DUALAR VE
BEDDUALAR)
a) Alkış (Dualar)
Allah bin kere razı olsun.
Allah gani gani rahmet eylesin.
Allah’a hamd olsun.
Allah’a şükürler olsun.
Allah kolaylık versin.
Allah rahatlık versin.
Allah iyiliğini versin.
Günün gününden iyi gelsin.
Kesene Hızır uğrasın.
Kesene bereket.
Nur gölünde yatası.
Oğul ekmeği ye inşallah.
Rahmet olası.
Su gibi ömrüñ olsun.
Su gibi aziz ol.
Tuttuğuñ altın olsun.
Ziyade olsun.
b) Kargış (Beddualar)
Allah belañı versin.
Allah belanı; hocalar selanı versin
Allah salınız burula burula gitsin.
Allah beter ol.
Allah müstakını (müstehak) versin.
Bana bi ediyon sana beş eden bulunsun
Boynu altında galasıca.
Boynu devrilesice.
98
Canın cehenneme.
Canı çıkası.
Canını yiyesi.
Devrülüpte, devrülesice.
Dıkana galasıca
Ermeyesi.
Gara haberi gelesice.
Gara başını yiği.
Günün gününden kötü gelsin.
Safranbolu - Kışlayanı Sokak
Karabük Valiliği
Goözü kor olası.
Gurt yiyesi.
Guzgunla gönünü yiyesi
Gidişiñ olsunda dönüşüñ olmasın.
Gıran guyulupda guyulasıca.
Goğsüñ gara güne gelsin.
Horozların ötmez, bacaların tütmez olsun.
Peygamber şefaat etmesin
Ocağı sönesice
Yedile gal
99
Karabük - Safranbolu Folkloru
17- HALK HEKİMLİĞİ
Ağrı Kesici Olarak Kullanılan Halk İlaçları:
Halkın imkanları bulunmadığı zaman veya başka
nedenlerle hekime başvuramayınca veya başvurmak
istemeyince hastalıklarını teşhis ve tedavi amacıyla
uyguladığı yöntem ve işlemlerin tümüne halk
hekimliği denir.
Karın ağrısı: Karnı ağrıyan çocuklar toprağa yatırılır.
Karnı ağrıyan çocuklar koyun gığına (kemre)
yatırılır; Ada çayı kaynatılır ve içilir
Halk hekimliğinde, hastalıkların teşhis ve tedavisinde
uygulanan yöntemler ise şunlardır:
Kulak ağrısı: Çocuğun kulağı ağrırsa annesinin sütü
kulağına damlatılır.
a) İlaçlar (Bitkisel, hayvansal, madensel kaynaklı)
İlk çocuğu kız olan kadının sütü kulağı ağrıyan
çocuğun kulağına damlatılır.
b) Sihirsel işlemler
c) Dini İşlemler
d) Ameliyat
Bir çok aşamalardan geçerek, günümüz modern
tıbbın temelini oluşturan halk hekimliğine, hâlâ
sosyo ekonomik nedenlerden dolayı rastlanmaktadır.
Karabük ilinde halk hekimliği konusunda çeşitli
uygulamalar yapıldığını görmek mümkündür.
Hastalıkların tedavisinde bitkisel ve hayvansal
ilaçların yanı sıra, Dini ve sihri uygulamaların
olduğu görülmektedir. Ayrıca “Ocak” olarak tabir
edilen yerler vardır ki buralarda da sarılık, siğil, göz
hastalıkları tedavi edilir. Ocak sahibi olan belirli
aileler vardır ve tedaviler bu aileler tarafından
yapılır. El almak suretiyle de yıllar boyu hastalıkların
tedavileri aynı aile tarafından yapılır.
Kara kelem zeytinyağı ile yağlanır ve karna sarılır.
Köze gömülen soğan bir süre sonra çıkarılır, çüçüğü
alınarak zeytinyağına sürülür ve ağrıyan kulağa
konulur.
Baş ağrılarında: Başa tülbent ile tuzlanmış patates
dilimleri sarılır, sirke ile ovulur.
Diş ağrısı: Kolonya ve tütün konulur.
Tuz konulur.
Nohut ve Bulgur tanesi konulur.
Kekik otu kurusu kaynatılıp şeker katılarak içilirse
böbrek ağrılarına ve böbrek taşlarına iyi gelir.
Bel ağrısı: Sabun köpüğü ile zeytinyağı karıştırılıp,
ağrıyan bele masaj yapılır.
100
Cilt Hastalıkları İçin Kullanılan Halk İlaçları:
Su toplaması (Kara kabarcık): Lokum şekeri
konulur.
Siğil: Elinde siğil çıkanlar Ocaklara gider. Örneğin
Ovacık ilçesi Ganibeyler köyünde Mehmet Emin
Amcaya gidilir. Bu kişi, siğil çıkan kişinin elini tutar
buraya dua okur ve kuşburnu dalını siğil olan yere
3-4 defa sürer. Siğili olan kişiye kuş burnu dalını
vererek git bunu el ayak değmeyecek bir yere dik, bu
kurudukça senin siğilinde kuruyacak der. Bu şekilde
siğilin kuruyacağına inanılır.
Siğil otu konulur.
Dolma yapılır, dolma sarılırken, bir tanesi belli
olmayacak şekilde yılan derisi kullanılarak sarılır.
Bu dolma haberi olmadan elinde siğil olan kişiye
yedirilir.
Bacaklardaki şişmelere ve ayak parmaklarında
oluşan mantar hastalığı için Ovacık ilçesine bağlı
Ganibeyler köyünde bulunan Kara göle gidilir.
Bacaklar bu göle sokulur ve gölde bulunan sülükler
bacaklara yapışarak buradaki mikrobu alır.
Kanayan yaralar için: Bez yakılır ve külü kanayan
yere bastırılarak üzeri herhangi bir bezle sarılır.
Tütün konulur.
Karabük Valiliği
zeytinyağı konulur ve ocakta soğanın içindeki
karışım kaynayıncaya kadar bekletilir. Ocaktan
alınan soğan biraz soğutulur ve iltihaplı parmağa
geçirilir ve üzeri sarılır.
Çıbanlara:Tencere altlarında oluşan kurumdan
macun yapıp sürülür.
Tavşan yağı sürülür.
El ve ayaklarda oluşan çatlaklara, Çam yanırı
(sakızı) sürülür. Çatlaklar derin ise çatlağa sürülen
çam sakızı maşa ile dağlanır ve eriyen sakızın
çatlakları doldurması sağlanır.
Morarmalar: Siğirsek otu ya da yara otu suda
haşlanır ve moraran yere konur.
Dereotu ismi verilen ot, dövülür ve moraran yere
sarılır.
Çiğ et konulur. Ekmek içi ve ceviz içi ağızda çiğnenir
(gevmük) çıkarılıp moraran yere konulur.
Pişik ve yeni sünnet olan çocukların yarasına:
Ağaçların çürük tozları pudra işlevi görmesi için
sürülür.
Uyuz - kaşıntı: Kaşıntı olan yerler davar kemresi ile
ovulur.
Isırgan Otu kaynatılıp şekerle içilir.
Kulağı delinen kız çocuklarının kulağı yara
olmaması için kuş pisliği sürülür, kulak memesi “kan
gaç, kan gaç” denilerek ovulur.
Göz Hastalıkları İçin Kullanılan Halk İlaçları
İltihaplı yaralar: El ve ayaklarda çıkan ve
danaburnu denilen iltihaplı yaralarda; kuru soğanın
içi oyulur, içine biraz sabun rendelenir, yeteri kadar
Arpacık (İt dirseği): Arpacık çıkan kişi tuvalete
ters oturtulur ve arpacık çıkan kişiyi ilk gören kişi,
dirseği ile gözü ovuşturur.
101
Karabük - Safranbolu Folkloru
Arpacık çıktığında, madeni para göze sürülür ve
sokağa atılır.
Göz kanlandığında ya da açıp kapatırken batma
olduğunda, dilin ucu ile göz içi temizlenir.
Herhangi bir kadının erkek olan ilk oğlunun
cebinden para alınır bu para okunur ve okunan bu
para göze sürüldükten sonra üç yol ayrımına atılır.
Solunum Yolları Hastalıkları İçin
Kullanılan Halk İlaçları
Soğuk Algınlığı: Ayva yaprağı kaynatılarak içilir.
Çam filizlerinin ucundaki düğme gibi yumru
kısımlar su ile kaynatılıp, şeker katılarak ılık olarak
içilirse grip, soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir.
Diğer Hastalıklar İçin Kullanılan Halk İlaçları
Sıtma (Isıtma): Hamur içine tahtakurusu konulur
yuvarlanır ve yutulur.
- Hasta soğuk su ile yıkanır.
Amel (İshal): Buğday nişastasından yapılan pülüze
(nişastadan yapılan helva) yapılarak yenir. Urup
(Kiren, Erik gibi meyvelerin marmelatı) yenir, patates
haşlanarak yenir, leblebi yenir. Kuru kahveye limon
sıkılır ve yenir.
Bacaklarda görülen romatizmal ağrılar: Bacaklara
kirli yün sarılır.
Zencefil kaynatılıp içilirse soğuk algınlıklarına iyi gelir.
Bacağında ağrılar olan kişi, elinde bir ip ile hocaya
gider, hoca hem ipe hem de o kişiye dua okur. Dua
okunan ip ağrıyan bacağa bağlanır (Bu yönteme yel
ipi bağlama denir).
Ihlamur, hınnap ile kaynatılır suyu içilir
Şalgam rendelenir, sızlayan yere konur ve sarılır.
Bademcik şişmesi: Kabağın içi bir bezin içine alınır
ve bu bez boğaza sarılır.
Saçın uzaması için asma çubukları kesilerek suyu
biriktirilir ve bu su ile saç Cuma günü yıkanır.
Kabakulak: Susam, süt ile kaynatılarak lapa haline
getirilir ve sıcak olarak şiş yerlere sürülür
Kızamık: Kırmızı şeker yedirilir.
Yumurta, kulak arkasına sürülür daha sonra bir ayva
ağacının dibine gömülür.
Astım ve öksürük: Sarı çam sakızı havanda dövülür
ve elekte elenir, bal ile karıştırılarak yenir.
Kabızlık: Ada çayı içilir.
Şeker Hastalığı: Yeşil gıcı, kara çam çırası, purç
kaynatılır, tülbentten süzülür. Sabahları bir kaşık
içilir.
Yanık: Küçük sülük kabukları dövülerek un haline
getirilir ve yanık yere sürülür.
102
Karabük Valiliği
Ölmüş fare yavruları zeytinyağı içinde birkaç gün
bekletilir, bu arada fareler yağın içinde erir ve oluşan
karışım yanığa sürülür.
Yumurta, yağ konulmadan tavada kızartılır, bir süre
sonra kararır ve topak haline gelerek yağı çıkar,
çıkan bu yağ yanık yere sürülür.
Salça konulur.
Saçların gür çıkması için kil toprağı ile yıkanır.
Dudak Uçuklaması: Ocakta ekmek yapılırken
kullanılan bişleheçin sıcak ucu yaraya bastırılır
Ağız içi yaraları: Tuz ile gargara yapılır. Karadut
ağız içinde dolandırılır.
Bebeklerin göbeği kesildiğinde: Kara dut konulur.
Beşik
Nasır: Kuru soğan et ile pişirilir ve zeytinyağı ile
merhem haline getirilir, nasırın üzerine konulur.
Hamile kadının yüzünü is basarsa, kız olacağına
inanılır.
Böbrek taşı düşürmek için: Yoğurdun üzerinde
biriken, biraz maviye çalan su içilir.
Hamile kadınlar, yılan görürlerse, banyo yaparlar
yapmadıkları takdirde doğacak çocukta yılancık olur.
18- DOĞUM İLE İLGİLİ GELENEK VE İNANÇLAR
Hamilelikte yumurta, ayva yenirse çocuğun güzel
olacağına inanılır.
Hamile kadınlara kolay doğum yapması için, yeni
ama kolay doğum yapmış bir kadının eteğinin
arkasından süzülmüş su içirilir.
Hamile kadın cenazeye bakmaz, bakarsa doğacak
çocuğun yüzü solgun olur.
Hamilelikte kadının yüzü çillenirse oğlan, teni
güzelleşirse kız olur.
Hamile kadınların çocuklarının güzel olması için
suya ve aynaya baktırılır.
Hamile kadının karnı sivri olursa erkek, yassı olursa
kız olur.
Çocuğun cinsiyetini belirlemek için, minderin altına
makas ve bıçak konulur, bu durumdan habersiz
Hamilelikte acı yenirse kız, tatlı yenirse oğlan olur.
103
Karabük - Safranbolu Folkloru
hamile kadın, altında makas olan mindere oturursa
kız, bıçak olan mindere oturursa oğlan olacağına
inanılır.
Kadın zor doğum yapıyorsa kocası eve çağırılır, eline
su dökülür ve eli sabunsuz yıkanır. Bu su bir kapta
toplanıp kadına “Kocanın elini yıkadığı bu suyu iç”
diyerek içirilirse doğum kolaylaşır.
Zor doğumu kolaylaştırmak için bol tuzlu su yapılır.
Tavşan ayağı ile kadının boğazına doğru ağzını
açtırarak bu sudan serpiştirilip, öğürmesi sağlanır.
Çocuk geç gelirse, doğum yaptıran ebe en yakın köy
çeşmesinin su dolu yalağının tıpalarını açıp, içindeki
suyu salarsa kadın hemen doğum yapar.
Yeni doğan bebek şayet ağlamaz ise önce bakır iki tas
birbirine vurulur böylece bebeğin irkilerek ağlaması
sağlanır, buna rağmen ağlamaz ise başından aşağı bir
helke (kova) soğuk su dökülür.
Doğan bebeğin göbeği uzun kesilirse sesi fazla çıkar.
Doğduktan sonra bebeğin her yeri tuzlanır. Kekeme
olmasın, ağzı kokmasın diye ağzı da tuzlanır, bir süre
bekletilen bebek su ile yıkanır.
Yeni doğmuş bebek koyun postuna sarılır ve evde
bulunan bir dolabın içine sokulup çıkarılır ki edepsiz
olmasın diye.
Kız bebeklerin göbekleri kuruduktan sonra dindar
olsun diye Kuran’ın içine konur. Ev kızı olsun diye
mutfakta ocak taşına çivi ile çakılır. Evcil olsun
Safranbolu’da dünyaya gelen bebek için günler öncesinden hazırlıklar yapılır...
104
Karabük Valiliği
diye evin çatı arasına çakılır veya işbilir olması için
mutfakta ocak taşı kaldırılıp altına konur.
Kırk basmasından korkulan bebekler Kapullu
köyündeki kırk ocağından küllü su alınarak yıkanır.
Oğlan bebeklerin göbekleri kurutulduktan sonra
çiftçi olsun diye sabana çakılır, alim olsun diye kitap
arasına konur, malına sahip çıksın diye evin çatı ana
direğine çakılır veya Karabük Demir Çelik’te çalışsın
diye Demir Çelik Fabrikalarında bir yere bırakılır.
Bebeği kırk basarsa: Yedi evden yedi peyik (bez
parçası) toplanır. Bu parçalardan çocuğa elbise
yaptırılıp giydirilir.
Bebek doğduktan sonra evde kardeşi varsa ona,
bebek sana yumurta, şeker getirmiş diye yumurta,
şeker gibi hediyeler verilir.
Bebeğin kundaklandığı ilk bez, kakaları yıkanmadan
evin çatı arasına atılırsa eve uğur getireceğine
inanılır.
Bebek sarılık olmasın diye beşiğinin üzerine sarı
renkli bir üslük örterler.
Kırkı çıkana kadar çocuk evden çıkarılmaz.
Kırkı çıkmamış bir çocuğun bulunduğu eve misafir
geldiğinde, evden ayrılırken misafire o evden hiçbir
şey verilmez.
Kırkı çıkan çocuğu üç eve sokarak kırkını uçururlar.
Gidilen evlerden çocuğun yüzüne, edepsiz olmasın,
aksakallı pir koca olsun diye kül sürerler.
a) Kırk Basması
Kırk basmasından bebeği korumak için odada yalnız
bırakılmaz. Şayet yalnız kalacaksa, beşiğe temiz,
kullanılmamış bir süpürge konur.
Yeni doğum yapmış olan kadınlar birbirini görürse
çocukları kırk basar, doğum yapan kadınlardan
hangisi diğer kadını önce görürse onun çocuğu
gelişirken diğerinin çocuğunu kırk basar.
Bu durumda, çocuğu büyüyen, yeni doğum yapmış
kadının evinin etrafından, kadının haberi olmadan
40 taş toplanır. Kırk basan çocuk, içine 40 taş atılmış
olan su ile yıkanır
Doğum yapan iki kadın birbirlerini kırk gün
görmezler, görürlerse çocukları kırk basar. Kadınlar
birbirlerini görürlerse, o an birbirlerine iğne ya
da düğme vermek zorundadır aksi takdirde hem
kadınlar hem de bebekleri banyo yapar.
Safranbolu ilçesi Hacılarobası köyünde kırk basan
çocuk: Köy camisinin arkasından küçük taş, yonga
toplanır ve çocuğun banyo suyuna atılır, bu su ile
çocuk yıkanır.
Kırk basan bebek herhangi bir tarlanın sınır taşına
götürülür. Burada banyo yaptırılır; Bebeğin kafasının
üzerinde canlı vaziyette kara bir tavuk tutulur. Su,
bu tavuğun üzerinden boşaltılır, çocuk da tavuğun
altında olduğu için dökülen bu su ile yıkanır. Islanan
tavuk serbest bırakılır tavuk ıslaklığı sebebiyle
silkindiğinde kırk basmasının ortadan kalkacağına
inanılır.
105
Karabük - Safranbolu Folkloru
Ovacık ilçesi, Geren köyünde bulunan ocağa
götürülen çocuk burada yine kara tavuk kullanılarak
yıkanır.
Kırk basan çocuk Safranbolu’da Eski hamama
götürülür, burada bulunan mühürlü kurnada, su
değirmeni çarkından alınan su ile yıkanır.
Ovacık ilçesi Pürçükören köyü Karakoyunlu
mahallesinde bulunan türbeye götürülen çocuk
türbeye bakan kadın tarafından eve götürülür.
Burada elinde bulunan gözeri (kalburun biraz
büyüğü) yuvarlar. Eğer gözer ters kapaklanırsa
çocuğun yaşamayacağı, düz olursa yaşayacağını
söyler. Kadın daha sonra çocuğu 3-4 sefer türbenin
etrafında dolandırır ve annesine verir.
b) Kırk Çıkarma
Bebekler doğduktan sonra, 9.19.29.39. gün anne,
10. 20. 30. 40. gün bebek yıkanır. 40. günü
yıkanmasına kırk uçurma denir. Bebek önce yıkanır,
bir kaba, içi çıkarılmış yumurta ile 40 ölçek su
konulur, bu suyun içine yüzük, altın, makas konur.
Bu su ile bebek durulanır, bebeğin kafasından aşağı
su dökülürken “allık, dulluk, sağlık, mundarlık
gitsin” denilir. Çocuk yıkandıktan sonra baş aşağı
getirilerek bacaklarından tutulur ve sallanır daha
sonra boynundan tutularak sallanır.
Karabük yöresinde kırk çıkarma ile igili değişik
bir uygulamada şöyledir: Son kırklama kırkını
bastırmayalım diye 38. veya 39. gün yapılır.
Pınardan (çeşmeden) arkaya bakılmadan yeni su
getirilir. Getirilen sudan kırkar kaşık su iki bakır tasa
ayrılır. Bu suların içine altın yüzük bir tarak bir de
şişe atılır. Anne ve bebek yıkandıktan sonra ayrılan
bu sular “Kırk Allah, Kırkbir Allah” diyerek başına
dökülür. Genellikle anne daha önce kırklanır. Bu
kırklama evde yapılır.
19- BEBEK VE ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ
GELENEK VE İNANÇLAR
Yatan çocuğun üzerinden atlanmaz, çocuğun
boyunun büyümeyeceğine inanılır.
Erkek çocuğu olmayan kadınlar son kız çocuğunun
ismine Döndü ismi koyar, böylece doğacak diğer
çocuğun erkek olacağına inanılır.
Çocuk çok ağlarsa tuvalete ters oturtulur ve tuvalet
terliği ile ağzına üç defa vurulur.
Doğacak ilk çocuğun erkek olması için gelin gerdeğe
girmeden yatağında erkek çocuk yuvarlanır.
Duvak günü küçük bir çocuğa duvağın ucundan
tutturulur.
Çocuğun dişi ilk kez çıktığında, evde çörek yapılır.
Buna diş çöreği denir. Çörek yapılırken hamurunun
içine küçük bir boncuk konulur. Yapılan bu çörek
yenilirken kimin ağzına gelirse o kişi çocuğa bir
hediye alır.
106
Doğum yaptıktan sonra ölen kadının tabutu evinin
önünden geçerken, bebek battaniye içine konulur ve
sallanır.
a) Dil toplama:
Çocuk 2-3 yaşına geldiği halde konuşamıyorsa,
babaannesi çocuğu heybeye koyarak yedi ev dolaşır,
bu evlerin tamamında mutlaka Mehmet isminde
bir kişi olmalıdır. Girdiği evde “ne toplayoñ” diye
sorarlar, babaanne de “dil toplayon” diye cevap verir.
Her ev şeker, elma gibi hediye verir. Toplanan bu
yiyecekler çocuğa yedirilir. Bundan sonra çocuğun
konuşacağına inanılır.
b) Köstek kesme:
3-4 yaşına gelmiş ancak halen yürüyemeyen çocuğun
ailesinden bir kişi, köyde bulunan en atik ve eli
çabuk birine, değirmene un öğütmeye gittiği zaman,
dönüşte köstek kesmesi için eve gelmesini ister,
değirmen dönüşü eve gelen kişi, eline bir bıçak alır
ve çocuğun sağ bacağını kesiyormuş gibi yapar, bu
arada ev halkından bir büyük “ne yapıyoñ” diye
sorar, o kişide “köstek kesiyon” deyip çocuğun
bacağını kesiyormuş gibi yapar. Bu diyalog üç defa
tekrarlanır. Bundan sonra çocuğun yürüyeceğine
inanılır.
Bir başka uygulama da şöyledir: Cuma günü
sela verilir iken çocuk koltuk altından tutularak
merdiven başından “Selaya destur oğlumu haftaya
cumaya basdır.” denilerek sallanır. Bu işlem üç
Cuma üst üste yapılır.
Karabük Valiliği
c) İsim değiştirme:
5-6 aylık olan fakat büyüyüp gelişemeyen çocukların
isimleri, bu isim yaramamış diye değiştirilir. Yusuf
Efendi Türbesine (Hacılarobası köyü) gidilir.
Çocuğun annesinin haberi olmadan üç kaşığa isim
verilir ve türbeye konur. Anne bu kaşıklardan
hangisini alırsa o kaşığa verilmiş olan isim çocuğun
yeni ismi olur.
20- İSİM VERME GELENEĞİ
Çocuğa isim verme, eskiden değişik şekillerde
yapılırdı.Kimi kez aile büyüklerinin isimleri,
kimi kez de peygamberimizin ailesinin isimleri
konmaktaydı. Bu adet artık günümüzde
kalkmaktaysa da bazı aileler bu geleneği
sürdürmektedirler.
Ailenin ilk çocuğuna isim vermek, büyüklerin
görevidir. Bu isim aile büyüklerinin birinin ismidir.
Yani büyükbabanın veya büyükannenin isimleridir.
Bebeğin ismi üç ezan vakti içinde konulur. Örneğin
sabah doğan bir çocuğun ismi akşam ezanına kadar
konulur. Ancak yörede çocuğun isminin 3 gün sonra
da konulduğu görülmektedir.
Çocuğa isim verirken büyükbaba kulağına ezanla
beraber ismini okur daha sonrada üç defa yüzüne
çocuğun ismini söyler. Çocuğun adı konulduğu
zaman, hurma gibi tatlı bir şeyi çiğneyip damağına
akıtmak sünnettir. Eğer ailenin durumu elverişli ise
mevlit okutulur ve tatlı dağıtılır. Ailenin durumu
elverişli değilse sadece Kuran okunur, şerbet gibi
tatlı içecekler dağıtılır.
107
Karabük - Safranbolu Folkloru
21- ÇOCUK OYUNLARI
Çocukların ve gençlerin günlük hayatlarında
eğlenmek, vakit geçirmek ve belki de o dönemlerde
farkında olmadan, sağlıklı kalarak, yetenek, kabiliyet
ve yaratıcılıklarını geliştirmek için oynadıkları
oyunlar, köyde herhangi bir oyun alanında, hayvan
otlatırken ya da evde oynanır. Oynanan oyunlar
geleneksel yapı gereği kızlar ve erkekler tarafından
ayrı ayrı oynanır.
Çocuklar oyuna başlamadan önce, varsa oyun araç
ve gereçlerini temin ederler. Oyun grup halinde
oynanacaksa gruplar belirlenir; oyuncular ya kendi
istekleri ile gruplara ayrılır ya da elde taş saklama,
ayakla ölçme, sayarak eş belirlemece gibi yollarla
gruplar belirlenir. Oyunda ebe (güdek) belirlerken
ya da gruplara ayrılırken yapılan sayışmaca örnekleri
aşağıda verilmiştir.
Oooooo,
Enna, benna, hovadis
Ingıl bugelek
Tas, tus
Fındık fıs.
--------------------------------Oooo,
Dolapta bekmez
Yala yala bitmez
Ayşecik, cik cik
Fatmacık, cık cık
Sen, bu oyundan çık
----------------------------------
Safranbolu - Arasta arkası sokak
108
Portakalı soydum
Baş ucuma koydum
Ben bir yalan uydurdum
Duma duma dum.
------------------------------------
Eveleme, develeme, deve kuşu kovalama, çengi
çember miskin amber, toza tuza bereketli boza
salkım sepelek çikkola mekelek.
İğne battı canımı yaktı, tombul kuş arabaya koş,
arabanın tekeri İstanbul’un şekeri pop hop altın top
bundan başka oyun yok...
Çıkçıkalım çardağa yem verelim ördeğe, ördek
yemini yemeden ciyak miyak demeden hakkıdı
mıkkıdı çıktım çıkardık. Hakkıdı mıkkıdı çıktım
çıkardım. Hakkıdı mıkkıdı çıktım çıkardım.
Enamene dudu mene koyruka çukulata endik
mendike kapa tendik.
Elçin of elek felek taşı gafelek ofdır ofdır ofdırşan
doyurmana bek.
O, O Makara kalk gidelim yukara, yukar bize dar
geldi yaptıralım bir oda oda deyil hamam cübbesi
tamam, bir gelin aldım babası imam imam...
Karabük Valiliği
Cilbetin (Carcar) Oyunu
Bu oyun ince kızılcık veya yaş söğüt dallarıyla
oynanır. Sopaların ucu biraz eğimli olur. Bu eğim
sopanın sıçramasını sağlar. Bu sopaları yere değdirip
dik tutunca ve kuvvetlice bastırıp bırakınca, sopalar
belirli bir mesafeye kadar sıçrar. Bu sıçramada en az
mesafe alan veya en arkada kalan sopa ve sopanın
sahibi güdek olur. Bu anlattığımız aşama oyundaki
güdek seçimidir.
Güdek olan kişi, sopasını yere paralel olarak koyar.
Diğer oyuncular da belli bir mesafede, güdeğe uzak
olacak şekilde sıraya dizilirler. Sıradaki oyuncular
sopalarını zıplatarak ileri, güdeğin sopasına
değdirirler ve oyuncunun sopası güdeğin sopasına
değerek onu geçer. Bu arada güdeğin sopası da
değen sopalardan etkilenerek ileri doğru mesafe alır.
Güdek olan kişi, en uzağa giden sopanın olduğu yere
sopasını götürür. Böylece her atmada oradaki mesafe
büyür. Ayrıca bu oyunda güdeğin yanındaki yere
paralel olarak konan sopaya “cilbetin” denir.
Oyunda güdek olan kişi, her defasında oyuncuların
sopalarını ellerine vermelidir. Atması kabul olmaz.
Sopasını cilbetine üç defada, yani üç ayrı oyunda
değdiremeyen kişi yeni güdek olur. Eski güdek
oyunda dizilen kişiler arasına katılır. Yeni oyunda
cilbetinin mesafesi kısalır. Eski yerine gelir.
(Safranbolu ilçesi köyleri)
109
Karabük - Safranbolu Folkloru
Ebe Kış Kış oyunu
Bu oyun ekseriyetle kış geceleri çardakta (sofa) veya
büyük odalarda oynanır. Oyundan önce taş tutularak
(ya da sayışarak – tekerleme) oyunculardan birisi ebe
olur. Ebenin gözü itina ile hiç görmeyecek bir tarzda
sıkı sıkı bağlanır. Ebenin gözü bağlandıktan sonra
el parmakları gösterilerek kaç diye sorulur. Ebe
bilemezse gözü görmüyor demektir.
Ebenin gözünü bağlayan elebaşı:
- Ebe önünde su var, atla der
Ebe zıplar.
- Ebe önünde taş var atla der:
Ebe tekrar zıplar ve:
- Zıpladım der.
Bu sefer elebaşı:
- Ebe cami önüne tahılcı gelmiş, gördün mü?
Ebe:
- Görmedim,
Diye cevap verir. Bu sefer elebaşı tekrar:
- Tahılın üzerine kuşlar konmuş kışlayalım mı?
Der, ebe kışlayalım diye cevap verir. Elebaşı bu sefer
de etrafındaki oyunculara eliyle dağılmalarını işaret
ederek:
- Ebe kışkış
Diye bağırır. Oyuncular dağılırlar.
Ebe gözleri kapalı halde koşarak oyuncuları
yakalamaya çalışır. Oyuncular da ebenin etrafında
gürültü yaparlar. Hafifçe orasına burasına dokunup
kaçarlar. Ebe bu çabalamalar arasında hep ses
gelen noktaya koşar ve nihayet birisini yakalar.
Yakalamakla ebe, ebelikten çıkamaz. Yakaladıktan
sonra gözleri kapalı olarak yakaladığı oyuncuyu
bilmesi ve kim olduğunu söylemesi lazımdır. Onun
için yakalanan hiç ses çıkarmaz, soluk bile alamaz.
Ebe yakaladığı oyuncunun orasını burasını elleyerek
kim olduğunu tayine çalışır ve yakaladığı çocuğun
kim olduğunu bilir, söylerse ebelikten kurtulur.
Bilemezse yakaladığı adamı elebaşının emriyle
bırakır. Tekrar ikinci birisini yakalamaya çalışır.
Ebe kışkış oyununda elebaşı yakalansa da ebe
olmaz, onun vazifesi oyunu idare etmek ve hakemlik
yapmaktan ibarettir.
110
Cız oyunu
Ebe olan kişi sağ elini sol kulağına avuç içi dışa
gelecek şekilde koyar. Sol elini de sağ koltuk
altına yerleştirir. Avuç içi dışa bakar. Ebenin sırtı
oyunculara dönüktür. Oyunculardan herhangi biri
ebenin sol eline vurur. Vurduktan sonra oyuncu
diğer oyuncular arasındaki yerini alır ve diğer
oyuncularla beraber cız diye bir ses çıkartır. Ebe
kendisine vuran kişinin kim olduğunu bulmaya
çalışır. Ebe olan kişi, oyuncuların mimiklerinden
ve vuruş şekillerinden yararlanarak, kendini vuran
kişiyi bulmaya çalışır. Ebe olan kişi, bu ebelikten bir
an önce kurtulmak ister. Çünkü vuruşlar çok serttir.
(Eskipazar ilçesi)
Hon Tok Tok
Keçi yada koyun boynuzu ile oynanan bir oyundur.
“Hon” oyun sırasında boynuzun konulduğu yerdir.
Boynuza taş atıldığında “tok” diye ses çıkardığı için
oyuna bu isim verilmiştir. 6-7 kişi bir araya gelir,
aralarında sayışarak güdeği belirlerler; Boynuz
hon diye tabir edilen yere konulur, yalnız bu yerin
herhangi bir özelliği yoktur, oyun alanında herhangi
bir yer olabilir. Güdek boynuzun yanında durur,
diğer oyuncular, 3 metre geriden ellerinde bulunan
taşı sıra ile denizde taş sektirir biçimde boynuza
doğru atarak boynuzu yerinden fırlatırlar. (Oyunda
kullanılan taşlar özenle seçilir) Güdek hondan
fırlayan boynuzu tekrar yerine getirip, taşını alıp
yerine geçmeye çalışan oyuncuyu yakalar yada sırtına
vurursa güdeklikten kurtulur, aksi takdirde diğer
oyuncu güdeğin hona koyduğu boynuza taşını atar
Karabük Valiliği
ve boynuzu yerinden fırlatır. Ne zamanki güdek bir
çırpıda boynuzu yerine koyar ve taşını alıp yerine
dönmeye çalışan oyuncuyu yakalar ise o zaman
güdeklikten kurtulur.
22- SÜNNET GELENEKLERİ
Karabük ve Safranbolu yöresi ile Eskipazar ve
Eflani ilçelerinde sünnet olayı pek önemsenmezdi.
Düğünlerde ve evlilikle ilgili gelenek ve göreneklere
sıkı sıkıya bağlı olan yöre halkının sünnet ile ilgili
gelenek ve görenekleri törensel değildir.
Son 50-60 yılı hesaba katmazsak sünnet için pek
öyle toplantı falan yapıldığı görülmemiştir. Karabük
köylerinde 50-60 yıl öncesine kadar Safranbolulu
meşhur sünnetçi KARA ÇAVUŞ dolaşır yolda
rastladığı sünnet çağındaki sünnetsiz çocukları
oracıkta hemen sünnet edip sarıp sarmalar ve çocuğa
evini sorup kapıdan çocuğu evine teslim eder,
evde evin erkeği yoksa, evdekilere ben bahşişimi
babasından sonra alırım der gidermiş. Bir ara
çocuğun babasına rastlayınca da emeğinin bahşişini
alırmış. Aşağıda verilen sünnet gelenekleri ise son
50-60 yıl içerisinde ortaya çıkan geleneklerdir.
Sünnet çocuğuna giydirilen elbise genellikle beyaz
renklidir. Üzerine “Maşallah” yazan omuzdan bele
çapraz uzanan bir kurdele “şerit” takar. Çocuk
beyaz renkli simli, sipersiz şapka giyer. Sünnet
günü belirlenir, hazırlıklar başlar. Karyola ipekli
kumaşlardan çocuğun hoşlanacağı şekilde süslenir.
Çocuk, genellikle dokuz yaşında yazın okul
tatillerinde sünnet ettirilir. Çocuk arkadaşları, akraba
çocukları ile birlikte gezdirilir.
Karabük - Safranbolu Folkloru
Geçmiş zamanda bir sünnet merasimi
111
112
Karabük Valiliği
Öğlen vakti sünnet evinde davetlilere yemek
ziyafeti verilir. İkramda bolluk dikkati çeker.
Yörede kirvelik geleneğine pek rastlanmaz son
zamanlarda çıkmıştır. Çocuk ailenin kararlaştırdığı
birinin kucağına oturur ve onun kucağında sünnet
olur. Bu kişi ailenin yakın akrabası ve komşusu
da olabilir. Yalnız bu kişinin sünnet olayında nasıl
davranıldığını bilen, deneyimli birisi olması gerekir.
Bu kişi psikolojik olarak çocuğu sünnete hazırlar ve
çocuğu rahatlatmaya çalışır. Çocuk sünnet edildikten
sonra hemen ağzına bir tane büyük lokum verilir.
Buna “Pelte Şekeri” denilir. Bu lokum, çocuğun
ağlamamasını sağlar. Çocuk sünnet edildikten
sonra duası yapılır ve hemen yatağa yatırılır. Ondan
sonra tebrik faslı başlar. Gelen misafirler çocuğa:
“Aferin, artık adam oldun, hiç ağlamadın” gibi sözler
söyleyerek avuturlar. Yine gelen misafirler çocuğa
hediye verirler. Bu hediyeler; para ve altın ise çocuğa
takılmaz, çocuğun başını koyduğu yastığın altına
konur. Genelde çocuğun ailesinden biri karyolanın
başında durur. Bu kişi aynı zamanda gelen misafirleri
“hoş geldiniz, sefa geldiniz” gibi sözlerle karşılar.
Sünnet çocuğuna “artık adam oldun” anlamında bir
takım sözler ve davranışlarla güven verilir. Sünnetçi
bir iki defa gelir ve pansuman yapar, sargıların ne
zaman çözüleceğine karar verir. Daha sonra sıcak
suyla dolu leğen buharına oturmuş gibi duran sünnet
çocuğunun sargılarının çözülmesi işlemine geçilir.
Çocuk bu sargılar alınıncaya kadar, kilot ve don gibi
çamaşırlar giymez, etek gibi bol kıyafetlerle dolaşır.
Geçmiş zamanda bir sünnet merasimi
113
Karabük - Safranbolu Folkloru
23- ASKERLİK GELENEKLERİ
“Vatan borcu namus borcu” denilerek, kutsallığı
konu edilir ve her Türk gencinin severek yapması
gerekliliği vurgulanır. Aileler erkek çocuklarının
doğumu ile birlikte, “Asker anası-asker babası
oldum.” psikolojisiyle, “bu devlete bir asker
yetiştireceğim.” gibi gurur okşayacağı sözlerle
kutlamalarını yaparlar. Herhangi bir nedenden
dolaylı askere gitmeyen yada gidemeyen gençlere
kız verilmez. Askerlik hayatın önemli dönüm
noktalarından biridir. “Hele askere gitsin gelsin…
bakarız” sözü bu durumu doğrular niteliktedir.
Askere gitmeden önce gençler kendi aralarında
eğlenirler. Askere gitmeden bir gün önceki akşam
ise hısım, akrabalar, dostlar, komşular asker
evinde toplanırlar. Genelde askerliğini yapmış olan
erkekler anılarını biraz da abartarak anlatırlar. Bu
moralle öğüt karışımı bir anlatımdır. Gencin beline
bağlanacak bir kuşak hazırlanır. Bu hazırlanan
kuşağın iç tarafına bir cep dikilir. O cebin içine hem
para hem de hastalıklara özellikle, ishal hastalığına
iyi gelen, kiren (Kızılcık) çekirdeğinden yapılmış
toz (ilaç) konur. Askere gidecek genç ailesi, hısım
akrabaları, konu ve komşuları ile arkadaşlarıyla
helalleşir, kapı önüne su dökülerek uğurlanır.
Askerin ilk yazdığı mektubu getiren kişi müjde
ister ve o kişiye bahşiş verilir. Askerin dönüşünü ilk
görüp ailesine müjdeleyen kişiye de bahşiş verilir.
Asker ailesine, dostlarına, arkadaşlarına yazdığı
mektubu “kestane kebap, acele cevap” gibi kafiyeli
sözlerle bitirir. Askere gönderilen mektup “yüksek
bir Türk gencine takdimdir” diye bir hitapla başlar.
Bu hitap cümlesi askere büyük moral verir. Asker
geldikten sonra komşu ve akrabaları hediye ile
askere hoş geldin demeye gelirler. Bu hediye baklava,
börek, iç çamaşırı gibi şeyler olabilir.
Kişinin ölümüne kadar sürebilen askerlik anıları
kişinin ileriki yıllarda da temel sohbet konularını
oluşturur. Birçok kişinin asker ocağında okuma
yazma öğrendiği ya da geliştirdiği, çeşitli vasıflar
edindiği, bu vasıflar ile sivil hayatta meslek
sahibi olduğu yaygın örneklerdendir. Yine asker
ocağında sağlık alanında kendini geliştirerek, sivil
hayatta sıhhiyelik ve baytarlık yapan kişilerde
bulunmaktadır.
Erkekler için hayatın vazgeçilmez unsuru askerlik...
114
Karabük Valiliği
24- ÖLÜM VE CENAZE İLE İLGİLİ
GELENEK VE İNANÇLAR
Öleceği anlaşılan bir kişiyi ailesi ve yakınları gece
gündüz sıra ile beklerler. Hastanın yakınları, dostları,
komşuları ziyarete gelirler, helalleşirler. Hasta
ölünce sela ile cenaze olduğu bildirilir. Ölü sabaha
kadar beklenir. Ölünün çenesi ve ayakları bağlanır.
Ölünün üstüne şişmesin diye bıçak, kayış konur.
Ölü bulunduğu odaya kedi girmemesine dikkat
edilir. Kedi ölünün üzerinden atlarsa evden başka
cenazelerin çıkacağına inanılır.
Ölen bir kişinin, öldüğü odanın ışığı yanık bırakılır.
Ölünün yıkandığı suya yalın ayak basılmaz, ayak
topukları çatlar.
Ölen kişinin ayakkabısı yol kenarına bırakılır.
Mezarlık
Cenaze yıkandıktan sonra artan su ile ölünün
üzerinden çıkan elbiseleri üç defa yıkanır.
cenaze geri geri geldi tabirini kullanırlar). O yerde
yakın zamanda bir cenaze daha olacağına inanılır.
Ölen kişinin odasına bir tas un konulur bu un odada
bir süre bekletilir ve fakir bir kişiye verilir.
Ölünün çıktığı odada 52’sine kadar geceleri ışık
yakılır.
Evde birisi öldüğünde; cenazenin ağırlığı uyuyan
kişiye gelmesin diye evde yatan başka bir kişi varsa
bu bebek dahi olsa kaldırılır.
Bir kişi öldüğü zaman evde bulunan su kapları
boşaltılır.
Cenaze gömerken mezara toprak atanlar
kullandıkları küreği elden ele vermezler, yere
bırakırlar.
Mezarlar parmak ile gösterilmez, gösterilirse mezarın
gösterildiği parmak ısırılır üzerine basılır.
Cenaze gömüldükten sonra mezarlıktan ayrılırken
geriye bakılmaz.
Ölünün yıkandığı suyun ısıtıldığı kazan ters
çevrilerek üç gün durdurulur.
Ölünün, yedisi, kırkı ve elli ikisi günleri yoğun
geçer. Bu günlerde yemek hatim ve mevlit gibi dini
merasimler yapılır
Cenaze gömülmeye götürülürken, omuzda taşınan
tabut sağa sola, öne arkaya çok sallanırsa, (Buna
İsteyen aileler ölen kişi adına kurban keserler. Bu
kurbana kabir kurbanı denir.
115
Karabük - Safranbolu Folkloru
bir kişi tarafından çıkarılarak, içindeki eşyalar dua ve
manilerle tekrar sahiplerine dağıtılır. Hıdırellez günü
pikniğe çıkılır, yaş kesilmez, ot koparılmaz.
Safranbolu’da Hıdırellez’in ayrı bir yeri vardır.
Hıdırellez’i burada kadınlar kutlar. Erkekler
katılmazlar. Safranbolu kadınları, kızları
Hıdırellez’den bir süre önce mahallelerle haberleşip
Hıdırellez’i kutlayacakları yeri kararlaştırırlar.
Safranbolu’da Hıdırellez:
Safranbolu (Sırçalı Köyü) Hıdırellez
25- ZAMAN- GÜN VE MEVSİMLER İLE İLGİLİ
GELENEK VE İNANÇLAR
a) Hıdırellez
Her yıl 6 Mayıs günü Hızır Aleyhisselam ile İlyas
Aleyhisselam’ın buluştukları gün olarak kabul edilen
Hıdırellez gününde çeşitli inançlar sergilenir.
Karabük ve yöresi Hıdırellez inancına göre Hızır
binlerce yerde birden bulunabilir. Atı uçar, çünkü
kanatlıdır. Hızır darda kalanlara yardım eder. Bazen
göze görünür, bazen görünmez, gönülde hissedilir.
Yenice ilçesinde Hıdırellez akşamı özellikle gençler
bir araya toplanarak çeşitli dileklerde bulunurlar.
Herkes dileği ile ilgili bir eşyayı (Yüzük, küpe,
mendil) bir kutunun içine koyarak toprağa gömer.
Sabah olduğunda dilek kutusu bulunduğu yerden
Emzik Kayasında (Mağarasında), Ergüllü’de,
Değirmen başında, Kirkilli’de ve Hıdırlık’ta kutlanır.
Genellikle mahalleler birbirleriyle haberleşip diğer
mahallelilerin fazlaca gittikleri yerlere gitmemeye
çalışırlar. Bu programı yaparlarken bir önceki
Hıdırellez’de gittikleri yerlere, o yıl gitmemeye özen
gösterirler.
Safranbolulular Hıdırellez kutlamalarını yapacakları
yere sabah namazı gitmeye başlar. Hızır ile İlyas
Peygamberlerin sabah namazı ile öğleden önceki
arada buluşacaklarından kutlama yerinde erken
olmaya gayret edilir. Bu buluşma sırasında gökte
“metelik kadar bile” bulut bulunmaz denilir. En
erken gidenler “Hıdırellez’i tutacağız” diye acele
ederler. Hızır’ı görmeyi umarlar.
Eskiden Safranbolulular Hıdırellez’e bayram
derlermiş. Hıdırellez Bayramı 5 Mayıs’mış.
Yani eskilerin deyişi ile mayısın 5’i bayram, 6’sı
Hıdırellez’dir.
116
Kadınlar Hıdırellez’i kutlamak için kendi aralarında
birdirbir oynayarak, ip atlayarak, salıncağa binerek
eğlenirler.
Bu kutlamalar sırasında “günahların dökülmesi için’’
yediden yetmişe, ergen kızdan yaşlısına kadar herkes
hiç olmazsa bir kez salıncağa biner veya ip atlar.
Ayrıca eskiden Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun diye
eğlenti yapılan yerdeki sulardan birbirlerinin üzerine
atarak ıslatırlardı.
Safranbolu’da, Hıdırellez akşamı bahçede dikili
olan soğanın yaprakları eşit olarak kesilir. Kesilen
yapraklardan birine beyaz, diğerine siyah iplik
bağlanır. Sabah olup bakıldığında, beyaz ipin
bağlı olduğu, yaprak uzamışsa “sefası büyümüş”
denir ve o yılın sefa ve mutluluk içinde geçeceğine
inanılır. Siyah ip bağlanan yaprak uzamış ise “cefası
büyümüş” denir ve o yılın cefa içinde geçeceğine
inanılır. Su içinden 41 taş toplanır, okunarak bir
torbaya konur. Taşlar niyet üzerine bir dahaki
Hıdırellez’e kadar bekletilir. Tutulan niyet olsa
da olmasa da taşlar alınan yere okunarak atılır.
Hıdırellez’de üç gün süresince folluktan yumurta
alınmaz. Folluktan yumurta alınırsa taş yağacağına
inanılır. Hıdırellez gecesi Hızır Aleyhisselam görsün,
evim olsun diyerek gül dibine taştan, kiremitten
oyuncak ev yaparlar. Hıdırellez gecesi tabaklara
un konarak ambara konur. Hızır Aleyhisselam’ın
elini sürerse bolluk bereket olacağına inanılır. Yeni
sağılmış süt Hızır’ın uğraması dileğiyle Hızır’ın elinin
değeceği yere konulursa, Hızır onu şifalı yoğurt
haline dönüştürür.
Karabük Valiliği
Safranbolu’ya özgü bir diğer inanç ise şifalı gavuttur.
Hıdırellez’den bir gün önce mısır patlağı, kabak
çekirdeği ve dut kurusu aynı oranda bir kap
içine konup kavrulur. Soğuduktan sonra biraz
şeker katılarak havanda iyice dövülüp un haline
getirilir. Daha sonra küçük bez torbalara konup 5
Mayıs gecesi gül dalına bağlanır ve 6 Mayıs sabahı
gün doğmadan buradan alınır. Bu gavuta Hızır
değdiğinden şifalı addedilir. İlaç gibi birçok hastalığa
şifa niyetine yenilir
Köylerde ise hıdırellez topluca kutlanır köy adına
yemekler yapılır. Kutlamalar genellikle köyde yatır
yada türbe olarak bilinen yerlere yakın yerlerde
yapılır.
Karabük ilinin Bulak köyünde Kasım ayından 6
Mayıs’a kadar olan günlere Kasım günü, 6 Mayıs’tan
Kasım’a kadar olan zamana ise Hıdırellez günü
denilmektedir. Hıdırellez Bulaklılara göre dut
ağaçlarının yapraklandığı gündür. Çünkü, “Dut
giyinmeden kul soyunmaz” derler.
Bulak köylüleri çok eskiden beri Hıdırellez’i hep
beraber ailece kutlarlar. Hıdırellez kutlamalarına
birkaç hafta önce başlayıp evlerden keşkek, fasulye
gibi yiyecekler, para toplarlar. Bu toplanan para
ile dişi bir düve veya koyun kesip, etini topluca
yemekte kullanırlar. Bu etli yemeklerden başka üzüm
yaprakları ile zeytinyağlı sarma yapılıp Hıdırellez’de
yenilmesinin o yıl üzüm ürününün bol olacağına
işarettir derler.
Tüm köy, Hıdırellez’i birlikte kutlayacağından güneş
doğmadan çayırlara çıkarlar. Zira Hızır ve İlyas
117
Karabük - Safranbolu Folkloru
gün doğmadan çayırlarda buluşmuştur. Bulaklı,
sabah namazı ile mevtalara, erenlere ziyarete gidip
mevlit, Kur’an veya Yasin okuduktan sonra adağı
olanlar eren denilen türbelerdeki dallara renkli
yün ip bağlarlar. Hıdırellez günü dilek dileyenlerin
isteklerine Hızır yardım eder ve dileklerinin
olacağına inanılır. Hıdırellez’de köy civarındaki
her üç eren de sırasıyla ziyaret edilir.Güneş biraz
yükselince Hızır ve İlyas birleşirler. Bulaklılara
göre bu Hızır ve İlyas’ın birleşmesi tüm tabiata
canlılık verir. Bu nedenle tüm tabiat kutsaldır. Ot
yolunmaz, çiçek toplanmaz, yeşil dal olsun, yaprak
olsun koparılmaz. Toprak yarılmaz, kazılmaz. Kazma
kürek ile toprakta çalışılmaz. Ayrıca öküzler de
Hıdırellez’de koşulmaz. Çok eskiden Hıdırellezlerde
hiçbir iş tutulmadığı gibi, dükkan açılmaz ve
hiçbir şekilde çalışılmazmış. Çünkü Hıdırellez’de
toprak işlemek, çalışmak, “inançsızlara’’ mahsustur
denilmektedir.
b) Beddam
Baharın müjdecisi olan 21 Mart günü yüksek bir
tepeye çıkılarak büyük bir ateş yakılır ve ateşin
etrafında toplanılarak eğlenilirdi. Daha önce
pişirilmiş olan yumurtalar tokuşturularak yarışmalar
düzenlenirdi. Yumurtası kırılan, yumurtayı kıran
kişiye kırık yumurtasını verirdi. O gece yakılan
ateşin üstünden atlanır ve dilek tutulurdu.
c) Zaman- Gün ve Mevsimler İle İlgili Diğer
Gelenek ve İnançlar
Cuma akşamı tırnak kesilmez.
Perşembe günleri saçlarını yıkayan kızların
düğünlerinde kavga çıkacağına inanılır.
Akşamları kül dökülmez.
Cuma akşamı örümcek ağı temizlenmez.
Cuma günü, Cuma vakti çıkıncaya kadar öküz
koşulmaz.
Arife günü yıkanan çocukların boyu arpa tanesi
kadar büyür.
Çocuğu ölmüş olan kadınlar, arife günü dikiş
dikmez.
Cuma günleri yıkanan çocuklar, damat olduklarında
yakışıklı, gelin olduklarında güzel olurlar.
Çarşamba ve Cuma günleri evden süt ve yoğurt
verilirse bereketin kaçacağına inanılır.
Dolu yağdığı zaman, sacıyak dışarı atılır.
Dolu yağdığı zaman annenin ilk çocuğu doluyu ısırır
ve dışarı atar.
Yağmur yağmadığı zaman kadınlar toplanırlar ve dul
bir kadını çeşme oluğuna atarlar.
Yağmur yağması için 40 boğumlu asmanın her
boğumuna yasin okunur ve okunmuş bu asma
çubuğu toprağa dikilir.
Meşe palamudunun çok olduğu sene, kış mevsiminin
de çok olacağına inanılır.
Gün kavuşurken (Güneş batarken) mezarlıkta dua
okunmaz.
118
26- HAYVANLAR İLE İLGİLİ
GELENEK VE İNANÇLAR
Leylek yuvaya al pala getirmişse o sene köyde düğün
çok olacak, beyaz pala getirdiyse kefen çok olacak
yani ölüm çok olacak, buğday getirdiyse bolluk
olacak, zincir (metal herhangi bir şey de olabilir)
getirdiyse deli çok olacaktır.
Eve kelebek girdiği zaman, o evde ölmüş bir insanın
ruhu geldiğine inanılır.
Ala karga öterse müjdeli haberin işaretidir.
Köpek uluması ve baykuş ötmesi cenaze çıkacağına
işarettir.
Ülker soğuğu vurmasın diye (Hıdrellezden bir hafta
önce ya da bir hafta sonra olur) dam kapılarına,
hayvanların sürekli geçtikleri yerlere kalın zincirler
asılır.
Ülker soğuğu hayvanlara zarar vermesin diye
kemreliklere (Hayvan pisliklerinin konulduğu yer)
bel saplanır.
Doğum yapması yaklaşan veya doğum yapan
hayvanlara, bir ipe renkli bez bağlanır, nazar
boncuğu takılır ve hayvanın kafasına takılır.
Kuş yuvasını bozanın kafası kel olur.
İneğin doğumundan sonraki ilk sütü, sütü çok olsun
su gibi aksın diye çeşmenin ayağına dökülür.
Karabük Valiliği
Baykuş evin üzerine konarsa ve öterse hanenin viran
olacağına yorumlanır. Ayrıca komşu arasındaki
sözlü kavgalarda evinde baykuşlar ötsün viran olsun
derler.
Kurt Ağzı bağlama: Köylünün hayvanı kaybolur ve
bulunamaz ise, köyün sınırını oluşturan mevkiiler
ki hayvan buralarda gezmiş ve kaybolmuştur; niyet
edilerek hayvanın kurtlar tarafından yenilmesini
önlemek için kurt ağzı bağlanır: Yediye katlanmış
80-90 cm boyunda bir ip alınır. Bu ipe 7 tane
düğüm atılır her bir düğüm atılırken üçer kez ihlas,
Ayet el kürsi ve İnnâ enzelnâ sûreleri okunur. Yedi
düğümlü ip oklavaya dolanır. İp oklavaya dolanırken
tekrar İnnâ enzelnâ sûresi okunur sure bittikten
sonra.
“Ne bağlayon derya bağlayon, ne bağlayon derya
bağlayon, ne bağlayon derya bağlayon” denir ve “Bu
kurdun ağzı bağlı, el benden sebep senden inayet
et Allah” denir ve ip dolanmış olan oklava boş bir
güğüme konulur.
İnanışa göre kaybolan hayvan, duası okunan
sınırların içinde bir yerde ise kurtlar bu sınırdan içeri
giremeyecekleri için hayatta kalır ve sahibi tarafından
bulunur. Şayet hayvan bulunursa, oklavaya dolanmış
olan ipin düğümleri yukarıda isimlerini verdiğimiz
sureler okunarak birer birer çözülür. Bu işlemi
yapmaktaki amaç ağzı bağlı olan kurdun tekrar
yiyebilmesini sağlamaktır.
119
Karabük - Safranbolu Folkloru
YARARLANILAN KAYNAKLAR
YAZILI KAYNAKLAR
ACAR Mustafa, Safranbolu Folkloru I- Safranbolu Düğünleri,
Türk Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2007.
_________, Safranbolu Folkloru II- Safranbolu Manileri,
Özlem Matbaacılık, İstanbul, 2010.
_________, Kastamonu Vilâyeti Sâlnâmelerinde Safranbolu
Kazâsı, (H.1286/1869-H.1321/M.1903), İstanbul Matbaası,
İstanbul, 2006.
_________, Cide ve Yöresi Folkloru, Gazi Kitabevi, Ankara,
2003.
_________, Hacılarobası Köyü Fokloru, Yayınlanmamış
Araştırma Notları.
ATAMAN Sadi Yaver, Safranbolu Düğünleri, OyunlarTürküler, Memleket Basımevi, Bartın, 1936.
_________, Eski Türk Düğünleri, Kültür Bakanlığı Yayını,
Ankara, 1992.
_________, Eski Safranbolu Hayatı, Yayına Hazırlayan:
Süleyman ŞENEL, 2. Baskı, İstanbul, 2004.
_________, Safranbolu’dan Uluyaylaya, Yayına Hazırlayan:
Süleyman ŞENEL, Düzey Matbaacılık, İstanbul, 2008.
_________, “Anadolu Efe ve Yaren Dernekleri, Seymen
Kuruluşları Oyun ve Musikileri”, I. Uluslararası Türk
Folklor Semineri Bildirileri, Başbakanlık Basımevi, Ankara,
1974.
_________, “Gelenek ve Göreneklerimiz: Eski Düğünler”,
Türk Folklor Araştırmaları, no:74, yıl 7, cilt 4, 1955/9.
_________, “Çengilik ve Köçekçilik”, Türk Folklor Dergisi,
c.7, 8 Kasım, 1986.
BARLAS Uğurol, Safranbolu Tıp Tarihi Araştırmaları, Senfoni
Matbaa, İstanbul, 2004.
_________, Safranbolu Kültür Tarihi Araştırmaları, Senfoni
Matbaa, İstanbul, 2004.
_________, Safranbolu Halk Masalları, Senfoni Matbaa,
İstanbul, 2004.
BAYKAL Ali Rıza, Safranbolu’da Yörük Köyü ve Düğün
Adetleri, Sema Matbaası, İstanbul, 1995.
BEŞE Mehmet Enver, “Safranbolu’da Bir Köylünün Hayatı –
I”, Halk Bilgisi Haberleri, Mart–Nisan 1939.
BORATAV Pertev Naili, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı,
Gerçek Yayınevi, 6. Baskı, İstanbul, 1992.
DORUK Emine, Safranbolu Düğünü, Gazi Üniversitesi, Kırşehir
Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
Basılmamış Mezuniyet Tezi, Kırşehir, 2006.
ERSOY Hüseyin Lütfi, Karabük Tarihi, Kurtiş Matbaacılık,
İstanbul, 2011.
Z.B.ERDEN, A.ŞENOL, S.TEZSEVER, G.KARTAL, Türk Halk
Oyunları Giysileri, Milli Eğitim Basımevi, Ankara,1999.
GÖKOĞLU Ahmet Baha, “Safranbolu’da Yürük Düğünleri”,
Halk Bilgisi Haberleri, yıl. 2, Sayı.13, 1 Teşrinisani 1930,
sayfa,19-24: Sayı.14, 1 Kanunu evvel 1930, sayfa, 43-48:
Sayı 16, 1 Şubat 1931, sayfa, 89-92: Sayı. 17, 1 Mart 1931,
sayfa, 108-115: Sayı.18, 1 Nisan 1931, sayfa, 144: Sayı. 19,
1 Mayıs 1931, sayfa 159-160.
GÜNGÖR Neslihan, Konarı, Karabük Anadolu Öğretmen Lisesi
Yayınları, Karabük, 2005.
Karabük İl yıllığı (1999)
KARA Tuncay, Yörük Köyü, Köyümüzde Geleneksel Yaşam
Örf ve Adetlerimiz, Grafiker Yayınları, Ankara, 2005.
KARAKIRIK Hasan, CEBECİK Kemal, Yenice, Ankara, 1996.
ÖRNEK Sedat Veyis, Türk Halk Bilimi, II. Baskı, Kültür
Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2000.
PAKALIN Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve
Terimleri Sözlüğü, c.II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul,
1993.
ŞAHİN Hüseyin, “Malatya’da Oynanan Çocuk Oyunlarından
Derlemeler”, Türk Halk Kültüründen Derlemeler (1995),
Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme
Genel Müdürlüğü Yayınları Ankara, 1996.
ŞAR Sevgi, Halk Hekimliğinin Dünü ve Bugünü, Türk Halk
Hekimliği Sempozyumu Bildirileri (Kasım 1988), Ankara
Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1989.
120
TERZİOGLU E.Ahmet, Türk Folkloru İçinde Halk Oyunları
Oynayanların Psiko- Sosyal Özellikleri ve Oyunların
Şahsiyet Gelişmesine Etkisi, MEB Basımevi, İstanbul,
2000.
TOPÇUGİL Vahit,“Safranbolu Manileri”, Halk Bilgisi Haberleri,
yıl.3, sayı.32, 15 Kanunusani, 1934.
TUNÇÖZGÜR Ünsan, Dünü ve Bu Günü ile Safranbolu,
Meteksan, Ankara, 1999.
_________, Âşık Mehmet Pekmez, Safranbolu, 2000.
YAKA Adem, Eskipazar Folkloru, Atatürk Üniversitesi, Fen
Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü, Bitirme Tezi,
Erzurum, 2004.
YAVUZ Halil İbrahim, Taraklı ve Göynük Çevresinde Eski
Türk İnançlarının İzleri, (Yüksek Lisans Tezi).
YILDIRIM Ahmet, Safranbolu Folkloru, Erzurum Üniversitesi,
Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Bitirme
Tezi, Erzurum, 1979.
YILDIZ Yasemin, Safranbolu Folkloru, Gazi Üniversitesi
Kırşehir Fen-Edebiyat Fakültesi Basılmamış Mezuniyet Tezi,
Kırşehir, 2004.
Komisyon, Karabük ve İlçeleri, il Kültür ve Turizm Müdürlüğü
yayınları,
www.tufak.org
www.folkloredebiyat.com
www.karabukkulturturizm.gov.tr
www.yazikoyum.wordpress.com
www.safranbolu-bld.gov.tr
www.yagmurdergisi.com.tr
SÖZLÜ KAYNAKLAR
AYCAN Nezihe, 1926 yılı, Safranbolu doğumlu, emekli
öğretmen.
ALPAY Şükran, 1938 yılı, Safranbolu, Hacılarobası köyü
doğumlu, ev hanımı, okur-yazar.
ALEVCAN Orhan, 1957 yılı, Safranbolu doğumlu, Safranbolu
Belediyesinden emekli, okur- yazar. Halen Safranbolu halk
oyunları ekibinde görev yapmaktadır. (Safranbolu oyunları
ve yerel kıyafetler hakkında bilgi vermiştir.)
Karabük Valiliği
BOSTAN Ahmet, 1963 yılı, Eskipazar doğumlu, Eskipazar
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Müdürü. (Eskipazar
İlçesi gezilerimizin tamamında bulunmuş ve Sinsin oyunu
hakkında bilgi vermiştir)
BÜYÜKKARAGÖZ Ahmet, 1933 yılı, Safranbolu doğumlu,
emekli, okur-yazar, uzun yıllar Karabük Musiki Cemiyetinde
kanun çalmıştır.
BÜYÜKKARAGÖZ Hatice, 1946 yılı, Safranbolu doğumlu,
ev hanımı, okur-yazar. (yerel kıyafetler hakkında bilgi
vermiştir.)
DEMİR Havva, 1939 yılı, Safranbolu, Bostanbükü köyü
doğumlu, ev hanımı, okur-yazar.
DEMİRDÖVEN Gülistan, 1930 yılı, Bolu ili, Mengen ilçesi
doğumlu, ev hanımı, okur – yazar değil.
ERDEM Mehmet, 1926 yılı, Eskipazar ilçesi, Hamzalar köyü
doğumlu Sinsin oyunu hakkında bilgiler vermiştir:
ERSOY Hüseyin Lütfi, 1974 yılı, Eflani ilçesi Akçakese köyü
doğumlu, din görevlisi.
GÖKKAYA Sadık, 1939 yılı, Ovacık ilçesi, Kışla Pazarı köyü
doğumlu, emekli öğretmen.
KAHREMAN Sakine, 1940 yılı, Eskipazar doğumlu, ev hanımı,
okur – yazar değil.
PERİK Hatice, 1931 yılı, Safranbolu, Hacılarobası Köyü,
doğumlu, ev hanımı, okur-yazar değil.
ÖREN Durkadın, 1932 yılı, Yenice İlçesi, Hisar- Mühürdarlar
köyü doğumlu, okur-yazar değil, ev hanımı.
ÖZTÜRK Fahri, 1950 yılı, Eflani ilçesi, Emirler Köyü doğumlu,
çiftçi okur yazar.
TAN Arzu, 1978 yılı, Safranbolu doğumlu, II. kademe Halk
Oyunları Antrenörü.
ÜNSAL Nazife, 1943 yılı, Eskipazar doğumlu, ev hanımı, okur
– yazar.
YAZICI Mustafa, 1949 yılı, Eskipazar ilçesi doğumlu.
YILDIZ Sevgi, 1962 yılı, Eskipazar ilçesi, Sofular köyü, Ören
Mahallesi doğumlu, Ev hanımı, okur-yazar.
Download

KARABÜK SAFRANBOLU FOLKLORU