Fransa ne yapmak istiyor?
Kimseye etmem şikâyet,
Ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi
Baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş,
Korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi
Baktıkça istikbalime
Bir hüznün acı hikâyesi… 1915’te yaşanılan tehcir sonrası Ermeni asıllı kemani Serkıs Efendi, Nihavend
makamında bestelediği, TSM’nin o eşsiz şarkısında, bugün tartıştığımız ve içeriden baktığımızda “Ermeni
tehciri” dışarıdan baktıklarında da “soykırım” olarak değerlendirilen 1915’te yaşanılan olaylara ilişkin hiçbir
Ermeni’nin yapamadığını yaparak çarpıcı bir özeleştiride bulunuyor.
Yunanistan’la kıta sahanlığı ve Ege adaları, Kıbrıs sorunu ve Ermeni meselesi… Türkiye’nin büyük politikasını
önlemeye yönelik küçük aktörlerle oynanan büyük oyunun bir parçası olarak bugünlerde aynı oyun yeniden
sahneleniyor.
Fransa’nın bu konuyu gündeme taşımasının ve bu yolla Türkiye’yi sıkıştırmak istemesinin anlaşılmaz bir yanı
yok. 1915 öncesinde Osmanlı’ya karşı kışkırtarak kullandığı Ermeni’leri bu gün Türkiye’ye karşı yine kullanmak
istiyor.
Bu meselenin gündeme taşınmasının salt Fransa’daki seçimlere indirgenmesi ciddi bir hata olur. Ekonomik ve
siyasal açıdan oldukça sıkışan Avrupa Birliği ve özelinde Fransa, Ermeni iddiaları ile yeni bir çıkış yolu arıyor.
Fransa’nın ekonomik ve siyasal çıkış arayışlarında neredeyse her kavşakta karşısına Türkiye çıkıyor.
1. ve 2. Dünya savaşları ile birlikte Ortadoğu ve tüm dünyadaki sömürgelerini kaybeden Fransa, son yıllarda
Ortadoğu’da oluşan otorite boşluğundan faydalanmak istiyor. Bu kapsamda, Tunus’ta Binali’yi, Mısır’da
Mübarek’i destekledi ve kaybetti. Libya’da bu defa farklı bir strateji ile “demokrasi adına!” isyancıları destekledi
ancak Türkiye’nin yoğun çabaları ile operasyonlar, NATO’nun kontrolüne alındı. Fransa verdiği onca desteğe ve
Kaddafi’nin devrilmesine rağmen, yine kaybetti. Şimdi Suriye’ye yapılacak olası operasyonlar öncesinde
Fransa’nın öne geçme çabaları var ama karşısına yine Türkiye çıkıyor. Fransa bu stratejisine devam ettiği sürece
Türkiye karşısına çıkmaya devam edecek.
Fransa’nın kaybettiği tüm bu coğrafyada Türkiye kazandı. Erdoğan’ın Libya gezisi öncesi Sarkozy’nin -rol çalma
gayretkeşliği ile- Libya’ya beraberinde İngiltere başkanı Cameronu alarak yaptığı alelacele ziyaret neticesinde
kendi ülkesi ve tüm dünyada düştüğü acziyeti hepimiz biliyoruz.
Fransa kaybettiği tüm bu cephelere karşılık yeni bir stratejik hamle yaparak; Türkiye’yi Ermeni meselesi
üzerinden AB başta olmak üzere tüm uluslararası arenada sıkıştırmaya, yanlızlaştırmaya ve itibarsızlaştırmaya
çalışıyor.
Fransa, soykırım yasası ile bir yandan Ermeni sorunu üzerinden Ortadoğu ülkelerine, Türkiye ile olmayacağı
mesajını vermeye çalışıyor. Diğer yandan da Türkiye’nin dış politik hamlelerinde başka bir cephe açarak
Türkiye’de dikkat dağınıklığı yapmaya çalışıyor. Bunda da kısmen başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
Türkiye’nin özellikle son dönemde yaptığı aktif dış politik hamleler Fransa’yı rahatsız ediyor. Yakın zamanda
Kıbrıs üzerinden de Türkiye’nin üzerine gelecekler. Bu defa Fransa yalnız da olmayacak. Kıbrıs Rum kesiminin AB
dönem başkanlığını üstlendiği de dikkate alınırsa, tüm AB ülkeleri üzerinden yıldırma ve yıpratma siyaseti
yürütülecek. Fransa’ya bu siyasetinde en büyük desteği de Almanya veriyor.
AB nezdinde, Türkiye’nin iç politikasına yönelik Kürt kimliğinin tanınması ve insan hakları üzerinden yeni bir
hamle gelirse hiç şaşırmayalım. Çünkü silahlar çekildi. Soğuk savaş yıllarının geride kaldığını düşündüğümüz bu
günlerde yeni bir diplomatik savaş başladı.
Bu diplomatik savaşın Fransaya bir katkısı yok gibi görünse de pratikte öyle değil. Basit bir ulusal ambargo ile bu
iş çözülmez. Dış ticaretimizin önemli bir kısmını AB ile yaptığımız ve Fransa’nın da AB’nin önemli bir üyesi
olduğu düşünülürse salt ambargonun Türkiye’nin aleyhine dönme ihtimali çok yüksek.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin yapacağı birşeyler yok mu? Elbette yapılacak çok şey var. Birincisi
Türkiye uzun vadeli rasyonel politikalar üretmeli. Sözde soykırım yasasına çok büyük duygusal refleks
gösteriyoruz. Fransa’nın istediği de zaten bu.
Türkiye’nin tepkileri balyozla sinek öldürmeye çalışan birinin reflekslerini andırıyor. Çok büyük bir güçle isabet
şansınız düşük hedefe, olanca gücünüzle saldırıyorsunuz! Değdiği her yeri kırıyor ve yıkıyorsunuz. Doğal olarak
başarı şansınız da çok düşük. Başarılı olsanız da kendinize verdiğiniz zarar daha büyük.
İkincisi de yaşadığımız bu sorun, Türkiye’nin yaşadığı ve uluslararası niteliğe taşınan sorunlarına aslında ne
kadar da hazırlıksız olduğunu gösteriyor. Bu güne kadar Türk Tarih Kurumu başta olmak üzere, yetişmiş onca
akademisyenimiz varken hala bu meseleyi yeterince anlatamadığımızdan yakınıyoruz. Hep araştırma
komisyonlarının kurulması gerekliliğinden söz ediyor fakat bu komisyonları bir türlü kuramıyoruz.
Kültür Bakanlığı bu konuda neler yapıyor? Neden bu güne kadar bu meselede uluslararası arenada ses
getirebilecek düzeyde bir film veya organizasyon yapılmadı? Büyükşehirlerimizde Ermenilerin yaptığı onca
katliamı anlatan bir tarih müzemiz bile yok…
Ermeniler kendi tezlerini anlatan onlarca kitap dergi yayımladılar ve bugün uluslararası alanda haklı olduklarına
dair genel bir kanı oluşturmayı başardılar.
Yapmamız gereken ermeni tehciri başta olmak üzere uluslararası tüm platformlarda gerçeğin ne olduğunun
öncelikle ortaya çıkartılmasına yönelik komisyonlar kurup bu komisyonlara işlerlik kazandırmak. Uluslararası
arenada ses getirecek filmler yapılmalıdır. Akademik olarak çalışma yapan ülkemizdeki tarihçi ve sosyologlar
desteklenmeli, uluslararası araştırma yapmak isteyen yabancı akademisyenlere her türlü kolaylıklar
sağlanmalıdır.
Dışişleri Bakanlığı acil olarak Türkiye’nin önüne gelebilecek meselelere ilişkin çalışmalar yaparak, orta ve uzun
vadede strateji oluşturmalıdır. Yine AB ülkeleri başta olmak üzere yakın coğrafyadaki ilişkide bulunduğumuz
ülkelere; lise yıllarından itibaren lisans ve master düzeyinde öğrenciler gönderilmeli ve bu ülkelerin tarihi ve
kültürel dokusunu bizzat yaşayarak öğrenecek gerektiğinde bu ülkelere karşı politika üretecek diplomatik
kadrolar yeniden dizayn edilmelidir.
Aksi halde sürekli tehdit üzerinden yapılacak siyaset Türkiye’yi haklı meselelerinde zor duruma düşürecektir.
“Gücünün ötesinde tehdit intiharla eşdeğerdir”. Türkiye tüm AB ülkelerini karşısına alacak yeni politik açmaz
tuzağına düşmemeli, özellikle son dönemde AB içerisinde yaşanılan ekonomik ve siyasi çalkantıları kullanma
yoluna gitmelidir.
Ayhan KOÇ
[email protected]
11.01.2012
Download

Fransa ne yapmak istiyor? Kimseye etmem şikâyet, Ağlarım ben