DÜNYADA VE
TÜRKİYE’DE
İNTİHAR
intiharla mücadelede çözüm yolları
MUHAMMED MURTAZA YETİŞ
AK Parti Adıyaman Milletvekili
Sağlık Aile Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi
YÖNETİCİ ÖZETİ
İntihar vakalarının dünya ölçeğinde yılda 1 milyon insanın ölümüyle sonuçlanması, üretken
çağda (15-19 yaş) en sık ikinci ölüm nedenini teşkil etmesi bu vakalara daha özenli
yaklaşmamızı zorunlu kılmaktadır.
Ekonomik zorluklar, hastalıklar, şiddet sarmalı, sosyal/toplumsal sorunlar, vs. gibi intihar
nedenlerine bakıldığında ülkemizin her bölgesinde yaşayan insanların intihar eğilimine
girebileceği dikkate alınmalı ve tüm bölgelerde önleyici/koruyucu bir sistem kurulmalıdır.
Uygulamada intihar girişiminde bulunanlar sağlık kuruluşuna getirilmekte, tıbbi tedavisi
yapıldıktan sonra eve gönderilmekte ve tıbbi destek yönüyle gerekmesi halinde kısa süreli bir
izlemle sınırlı kalınmaktadır. Bu vakaların uzun süreli psikososyal izlemi yapılmamakta, intihar
girişimine sevkeden temel etmenlerin eliminasyonu sağlanmamakta, çevresindeki bireyler
üzerinde oluşan etkisi göz önünde bulundurulmamaktadır. Ölümle sonuçlanan intihar
vakalarının birçoğunun daha önce intihar girişiminde bulunduğu dikkate alındığında bu
vakaların izleminin son derece önemli olduğu anlaşılabilir.
Diğer yandan ölümle sonuçlanan intihar vakalarının, çevrelerindeki yakın bireyler üzerinde
uzun süreli etkiler bıraktığı hatta kimi durumlarda bunlar üzerinde de intihar eğilimi
oluşturduğu bilinmektedir. Bu gerçek, intihar vakalarının yakınları üzerinde de izlem
yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın (ASPB) uzun süreden beri üzerinde çalıştığı ASDEP
projesiyle, hane hane ev halkının sosyal takibinin yapılması ve bireylerin psikososyal izlem ve
desteğe erişimlerinin kolaylaşması halinde intihar eğilimine sahip bireylere erken dönemde
müdahale edilebilecektir. Ancak bu projenin yakın vadede yürürlüğe girmesi mümkün
görünmemektedir.
İlk etapta riskli bireylerin belirlenmesi ve rutin izlem imkanı vermemekle birlikte hiç olmazsa
intihar girişiminde bulunan bireylerin atlanmaması, yakın izlem ve sosyal destek
verilebilmesi, intihar girişimine sebebiyet veren faktörlerin ortadan kaldırılması ve ikinci kez
intihar girişiminde bulunmasının önüne geçilmesi imkanını verebilecek bir yapı
amaçlanmalıdır.
Bunun için ;
a. İlin sratejisinin belirlenmesi. İntiharı önlemede, anahtar rol oynayabilecek kesimlerin
belirlenmesi atılacak ilk adımlardan birisini teşkil etmektedir. İntiharın önlenmesi, çok
taraflı bir yaklaşımın benimsenmesini gerekli kılmaktadır. Konuyla ilgili olabilecek
herkesin stratejiye dâhil edilmesi gerekmektedir. Söz konusu kesimler başlıca şunlar
olabilir:
- Sağlık, eğitim ve ulaştırma alanlarında hizmet veren kurumlar,
- Sağlık idarecileri, doktorlar, hemşireler, acil servis görevlileri, çocuk gelişimi
uzmanları, yaşlı bakım hizmeti uzmanları, vb.
- Ruh sağlığı hizmetlerinde çalışanlar, örneğin, psikiyatristler, psikologlar, sosyal
çalışmacılar vb.
- Eğitim sektörü temsilcileri, öğretmenler, okul idarecileri, vb.
- Emniyet görevlileri, itfaiye teşkilatı, ambulans hizmetleri, cezaevi görevlileri,
mahkeme görevlileri, vb.
- Parlamenterler, politika yapıcılar vb.
- İntihardan kurtulanlar ve aileleri,
- Sivil toplum örgütleri, dini liderler,
- Medya,
- Araştırmacılar, istatistikçiler.
b. ASPB bünyesinde intiharların önlenmesi ve vaka takibi yapacak ‘İntiharları Önleme
Birimi’nin kurulması. Birim; sosyal çalışmacı, psikolog, sağlık görevlisi, din adamı,
eğitimciden oluşabilir. Her ilde kurulacak birim, ilin sosyoekonomik, kültürel, politik,
vs her türlü özelliklerini değerlendirerek oluşturulan strateji doğrultusunda alınan
kararları ilgili kurumlara bildirir. Eşgüdüm içinde çalışacağı kamu kurumları ve sivil
toplum kuruluşlarıyla periyodik değerlendirmeler yapar. Kamu/STK tarafından
bildirilen intihar eğiliminde olduğu düşünülen bireylerle intihar girişimi nedeniyle
hastaneye getirilen vakalardan, oluşturulacak iletişim sistemiyle anında haberdar
olacak ve ardından gerekli izlem, destek hizmetlerini sunar.
c. İntihar vakaları çoğunlukla “ben geliyorum” der. Alarm zili bazen mahalle muhtarı,
okuldaki öğretmen tarafından duyulabileceği gibi kimi zaman da toplum polislerinin
internet cafe taramalarında ya da hastaneye bir başka sebeple başvurduğunda hekim
tarafından anlaşılabilir. Özellikle intihar girişiminde bulunan vakaların mutlak surette
oluşturulacak birime iletilmesi gerekmektedir.
Halen tüm sağlık kuruluşlarında kullanılan Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) ile
ASPB arasında kurulacak bir ara yazılımla (Otomasyon Sistemi) hastaneye getirilen
intihar girişimi vakalarının tanısı bu sisteme girildiği anda İntiharları Önleme Biriminin
haberdar olması mümkündür. Böylelikle bu vakalara tıbbi tedavilerinin yanısıra ihtiyaç
duydukları psikososyal destek de sağlanmış olacaktır.
TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA İNTİHAR *
1. GİRİŞ
İntihar, psikolojik olarak rahatsız durumda olan kişinin kendi isteğiyle hayatına son vermesi
olup kendisine yönelik bir saldırganlık halidir. İntihar, bir düşünce, bir eğilim veya bir girişim
sonucu ortaya çıkmaktadır.
Toplumun sosyal ve ekonomik yapısının önemli göstergelerinden biri olan intihar, psikolojik,
sosyolojik, ekonomik ve kültürel faktörlerin etkisinde olan çok değişkenli bir olaydır. Bu
bakımdan, intihar stresli yaşam koşullarına tepki veren normal kişilerden, ağır ruhsal
hastalıkları olan kişilere kadar geniş bir kitlede görülebilmektedir.
2. İNTİHAR NEDENLERİ
İntiharın Sosyal ve Psikolojik Sebepleri
İntihar girişiminde çok çeşitli etkenler rol alabilmektedir. Genelde birkaç neden bir arada bu
eylemin ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. İntihar, tamamen bireysel bir davranış olmakla
birlikte, aynı zamanda sosyal süreç ve koşulların da iç içe geçtiği sosyal bir olgudur. İntihar,
birçok faktörün etkisi altında gerçekleşen çok değişkenli, kültürel, dini, sosyoekonomik
yönleri olan karmaşık bir olaydır. İntihar, birçok ruhsal rahatsızlıklarda görülebilmekle birlikte
toplum tarafından daha ziyade depresyonla ilişkili bir durum gibi algılanmaktadır.
İntihar nedenleri, ülkeden ülkeye ve kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Çünkü bir
toplumdaki dini inançlar ve gelenekler intiharı önleyici bir etkiye sahip olabilmektedir. Bazı
kültürlerde intihar, utanç verici bir durumdan veya umutsuz bir durumdan çıkış yolu olarak
algılanmaktadır. Ülkemizde ise intihar hoş karşılanmamaktadır, Kur’an-ı Kerim’de “Kendinizi
öldürmeyiniz” (Nisa Suresi, Ayet:29) buyrulmaktadır. Hz. Peygamberin hadislerinde de intihar
kesin bir dille yasaklanmıştır.
İntihar nedenlerini tespit etmeye yönelik araştırmalarda başlıca iki yöntem uygulanmaktadır:
Bunlardan birincisi epidemiyolojik çalışmalar, diğeri ise olguların tek tek psikolojik otopsi
yöntemi ile incelenmesidir.
Bu çerçevede, intiharın başlıca psikolojik ve sosyolojik nedenleri aşağıdaki gibi sayılabilir:
Psikiyatrik Hastalıklar
Yapılan birçok araştırma göstermiştir ki, kendisini öldüren insanların %90’ı depresyon
hastasıdır. Depresyon ve diğer ruhsal hastalıklar yanında kötü yaşam olayları da intihar riskini
artırmaktadır. İntihar eden ergenler üzerinde yapılan psikolojik otopsi çalışmaları sonucunda,
psikiyatrik bozukluklar intihar davranışının dinamiğinde yer alan en önemli etmen olarak
saptanmıştır. İntihar ederek hayatını kaybeden ergenlerin %61-76 gibi büyük bir kısmında
“duygu durum bozukluğu” bulunmaktadır. Duygu durum bozuklukları, şizofrenik bozukluklar,
anksiyete bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı, yeme bozuklukları, kişilik bozuklukları
intihar riskini arttırmaktadır.
Psikiyatrik araştırmalara göre, uzun süreli depresyon halindeki insanlar, çektikleri acıları
dindirmek ve çaresizliklerine son vermek için intiharı düşünmektedirler.
Depresyon ve kaygı düzeyi yüksek olan kişilerin, problem çözme becerileri ve stresli
durumlarla başa çıkma becerilerinin zayıf olduğu, ayrıca depresyonlu bireylerin problem
çözme planlarını uygulamada diğer bireylere göre daha başarısız oldukları görülmektedir.
Ailesel Risk Etkenleri
Aile yapısına yönelik olarak yapılan araştırmalar, intihar girişiminde bulunan çocuk ve
ergenlerin büyük bir kısmının parçalanmış ailelerden geldiğini göstermektedir. Bundan başka,
aileden birisinin intihar etmiş olması, ailede psikiyatrik hastalığı olan birisinin olması, aile içi
şiddetin ve çatışmaların olması ergenin intihar düşüncesini etkilemektedir. Yine, özellikle
kadın intiharlarında, aile içi şiddet ön planda gelmektedir.
İntihar girişiminde bulunan kişilerin kendilerini ezen, görmezlikten gelen, kendileri ile ilgili
istek, karar ve seçimlerine kulak vermeyen ebeveynlerden, güvenlerini sarsan, kendilerini
yüzüstü bırakan arkadaşlardan bahsettikleri ileri sürülmektedir. İntihar girişiminde
bulunanların bulunmayanlara göre, aile işlevlerini oldukça bozuk olarak algıladıklarına ilişkin
araştırma bulgularına rastlanmaktadır.
Stresli Yaşam Olayları
İntihar düşüncesi ve intihar girişimleri, sorun çözme becerileri yetersiz olan ve başlarına fazla
travmatik olay gelen hastalar arasında yoğunlaşmaktadır.
Ergenlerdeki intihar davranışının incelendiği araştırmalarda stresli yaşam olayları ile ergen
intiharları arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bu stresli yaşam olayları; okul ya da
ailede yaşanan sorunlar, okul başarısızlığı, kız-erkek arkadaştan ayrılma, ebeveynlerin ölümü
ya da boşanması, hastalık, hastaneye yatma gibi olaylardır.
Karşılaşılan stresli yaşam olaylarının, kişinin iç dünyasını etkileyerek ümitsizlik, benlik saygısı
ve güven hissinde azalmaya neden olabileceği ve bu yolla da kişinin intihara yatkınlığının
artabileceği üzerinde durulmuştur.
Sosyal Etkenler
Toplumun sosyal yapısı ve toplumsal kaynaşma durumuna bağlı olarak intihar oranları
ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Aile bağları zayıf ve toplumsal etkileşimin az olduğu
kişilerde intihar olasılığı artmaktadır. Yine, dine, aileye, devlete ve değerlere bağlılıkla intihar
arasında ters bir orantının olduğunu sonucuna ulaşılmıştır.
Bundan başka, sosyal ve ekonomik krizlerde de toplum içinde intihar oranlarının yükseldiği
ileri sürülmektedir. Örneğin her iki dünya savaşında da tüm Avrupa’da intihar oranları diğer
zamanlara göre çok artmıştır.
Ülkemizde, çocuk yaştaki evlilikler (çocuk gelinler), aile içi şiddet, kadına ve erkeğe dönük
şiddet, aldatmalar intihara sebep olan başlıca sosyal olaylardır.
Diyarbakır’daki intiharlar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, bölge kadınlarının toplumsal
cinsiyet ayrımına tabi tutuldukları, evlilik öncesinde baba baskısına, evlilik sonrasında ise
koca baskısına maruz kaldıkları, çaresiz kalan kadının ise intihar etmekten başka çözüm yolu
bulamadığı görülmüştür.
İntihar girişiminde bulunmuş olan kişilerin birçoğunun ümitsizlik içinde kontrollerini
kaybetmiş bireyler olduğu, aynı zamanda kendilerini sosyal bakımdan da yalnız hissettikleri
görülmektedir.
Biyolojik ve Genetik Yatkınlık
Beyindeki serotonin maddesindeki azalmanın intihar olasılığını artırdığı ileri sürülmektedir.
Yine, intihar girişimi olan ergenlerin birinci derecede akrabalarında intihar davranışı oranının
2-4 kat daha fazla olduğu bulunmuştur.
Günümüzde genetik etkenlerin intihar davranışının oluşumundaki rolü ile ilgili tutarlı kanıtlar
vardır. Bu konuda yapılan çalışmalar genetik etkenlerin rolünün, diğer psikiyatrik hastalıklar
ve psikolojik stresörlere bağımlı olmaksızın %30-50 arasında, tek yumurta ikizlerinde çift
yumurta ikizlerine göre daha fazla olduğunu göstermektedir.
Psikolojik Etkenler
Güvensiz, engellenmeye dayanma eşiği düşük, yasalara ve otoriteye karşı gelme eğiliminde
olan, “hoşnutluk” ilkesine dayalı hayat süren, bağımlı kişiliğe sahip ve parçalanmış ailelerden
gelmiş olanların intihar eğilimi daha fazla olanlar grubunda oldukları ileri sürülmektedir.
Yakında olmuş strese yol açan yaşam olayları, örneğin eşin ölümü veya iş kaybı, cezaevine
düşmek, ciddi bir genel tıbbi hastalığa yakalanmak (AIDS gibi) da intihar riskini artırmaktadır.
Fiziksel Hastalıklar
Kanser, sara, kalp hastalığı, bunama, AIDS gibi önemli hastalığa yakalanan kişilerde intihar
olasılığı normal topluma göre daha fazladır. Sağlığı kötü olan bireylerin sağlık durumu iyi olan
bireylere göre, daha yüksek olasılıkla intihar düşüncesine sahip oldukları ve intihar
girişiminde bulundukları görülmektedir.
Şizofreni
Ağır psikiyatrik bozukluklar arasında en sıkıntı verici ve en çok yeti yitimine neden olan
şizofreni, intihar riskinin en yüksek olduğu bozukluklardan biridir. İntihar vakalarının
%10’unda şizofreni görülmektedir.
Alkol Bağımlılığı
Alkol ile ilişkili bozukluklarda intihar girişimi yaygınlığının %10-15 arasında değiştiği
bulunmuştur. Bunun yanında intihar davranışında alkol kullanımının varlığı çok daha yüksek
oranlardadır.
Madde Bağımlılığı
Beynin belli bir zevk sınırı vardır. Bu sınır aşıldığında veya madde bulunamadığı zaman intihar
riski kendini gösterebilmektedir.
Kişilik Bozukluğu
Çekingen kişilik bozukluğu olan bireyler, kaygı verici ve bunalımlı durumlara duyarlı olup
intihar eğilimi taşıyabilirler. Yapılan araştırmalarda, intihar girişiminde bulunan hastaların
genellikle benmerkezcil, fazla bağımlılık gereksinimleri olan, dürtü kontrolleri zayıf olan
bireyler olduğu ortaya çıkmaktadır. İntihar kurbanlarının büyük bir çoğunluğunda çeşitli
kişilik sorunlarının olduğu
bilinmektedir. Kişilik sorunları olan bireylerin, sorunlarla başa çıkma yetisi güçleştiğinden,
hayatta arzulanmayan sonuçlara yol açabilmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu Verilerine Göre Türkiye’de İntihar Nedenleri
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2012 yılında açıkladığı intihar istatistikleri haber bültenine
göre, Türkiye’de intihar eden kişilerin %53,1’inin intihar nedeni bilinmemektedir. İntihar
eden kişilerin %17,3’ü “hastalık”, %7,8’i “aile geçimsizliği”, %7,6’sı “geçim zorluğu”, %4’ü
“hissi ilişki ve istediği ile evlenememe”, %2,1’i “ticari başarısızlık” ve %0,6’sı ise “öğrenim
başarısızlığı” nedeniyle intihar etmiştir.
İntihar nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde, her iki cinsiyette de “hastalık” (erkek %15,9,
kadın %20,9) birinci sırada yer alırken erkeklerde %10 ile “geçim zorluğu”, kadınlarda %9,1 ile
“aile geçimsizliği” ikinci sırada yer almaktadır.
Türkiye İstatistik Kurumu Verilerine Göre Türkiye’de İntihar Şekilleri
Türkiye İstatistik Kurumu 2012 verilerine göre Türkiye’de intihar edenlerin %50,7’si kendini
asarak intihar etmiştir. İntihar şekilleri arasında %24,9 ile “ateşli silah kullanmak” ikinci
sırada, %10,3 ile “yüksekten atlamak” üçüncü sırada, %5,1 ile “kimyevi madde kullanmak”
dördüncü sırada gelmektedir.
3. DÜNYADA İNTİHAR İSTATİSTİKLERİ
OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) Verileri
İntihar, pek çok OECD ülkesinde ciddi bir ölüm nedenidir, OECD’ye üye ülkelerde (bugün
OECD’ye üye ülke sayısı 34’tür), 2009 yılında intihar nedeniyle ölenlerin sayısı toplam
150.000’dir. İntiharlar, en az Güney Avrupa ülkelerinde (Yunanistan, İtalya ve İspanya) ve
Meksika ve İsrail’de, 100.000 kişide 6 veya daha az sayıda gerçekleşmişken, en fazla Kore,
Rusya, Macaristan ve Japonya’da, 100.000’de 19 kişide görülmüştür. İntihar oranının en
düşük olduğu Yunanistan ile en yüksek olduğu Kore arasında on misli bir fark vardır.
Genel olarak baktığımızda, OECD ülkelerinde intihar sonucu ölüm oranları erkeklerde
kadınların üç veya dört katıdır. Bunun bir istisnası Kore’dir, Kore’de kadınların intihar oranları
diğer OECD ülkelerine göre daha fazladır. İntihar, yaş ile de ilgilidir, 25 yaş altı genç insanlar
ile yaşlı insanlar daha fazla risk altındadır. Yaşlılarda intihar oranı son yirmi yılda önemli
azalma eğilimi gösterse de gençlerde önemli bir azalma meydana gelmemiştir.
1995’ten günümüze, birçok OECD ülkesinde intihar oranlarında %35’e varan bir azalma
vardır, bu ülkelerin başında, Estonya, Lüksemburg ve Avusturya vardır. Diğer yandan, Kore,
Şili, Meksika, Japonya ve Portekiz’de intihar oranları artmıştır. Özellikle Kore ve Japonya
intihar oranları, OECD ortalamasının önemli ölçüde üzerindedir.
OECD ÜLKELERİNDE İNTİHAR SAYILARI (HER 100.000 KİŞİDE)
ÜLKELER
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
Avustralya
10,9
10,6
10,3
10,4
10,8
10,8
10,5
10,6
Avusturya
17,4
16,7
16,2
14,7
14,5
14,1
14,1
13,9
Belçika
..
18,4
18,6
17,7
..
..
..
..
Kanada
11,7
11,0
11,2
10,4
10,5
10,7
11,1
..
Şili
11,6
11,8
11,2
11,7
11,8
13,1
13,3
..
Çek
Cumhuriyeti
16,7
15,0
14,8
13,1
12,7
12,6
13,2
13,5
Danimarka
Estonya
Finlandiya
Fransa
Almanya
Yunanistan
Macaristan
İzlanda
İrlanda
İsrail
İtalya
Japonya
Kore
Lüksemburg
Meksika
Hollanda
11,5
24,9
20,1
17,8
12,6
3,3
27,1
9,8
11,5
7,5
6,4
23,3
28,1
11,1
4,6
9,2
12,0
23,9
20,0
17,5
12,0
3,0
26,5
12,5
11,5
7,1
..
21,9
29,5
14,3
4,5
9,1
11,3
19,8
18,3
17,1
11,4
3,4
25,2
11,5
10,8
7,3
..
22,1
29,9
10,7
4,6
9,4
11,6
17,4
19,6
16,5
10,7
3,3
23,4
10,8
10,6
6,0
5,6
21,6
26,2
14,1
4,5
9,1
..
18,3
18,2
15,8
10,2
2,8
23,3
12,0
10,4
5,3
5,7
22,1
28,7
16,8
4,5
8,0
..
17,3
19,0
16,1
10,3
3,1
23,4
12,4
11,5
5,7
5,8
21,8
29,0
9,2
4,7
8,4
..
19,3
18,9
16,2
10,3
3,2
23,3
11,8
11,7
6,2
5,9
22,2
33,8
11,3
5,0
8,9
..
15,8
17,3
..
10,8
..
..
..
11,0
..
..
21,2
33,5
..
4,8
9,2
Yeni Zelanda
Norveç
Polonya
Portekiz
Slovakya
Slovenya
İspanya
İsveç
İsviçre
Türkiye
Birleşik
Krallık
A.B.D.
13,3
11,1
15,2
10,6
14,2
27,1
7,8
12,0
16,6
..
6,6
12,4
11,8
15,6
..
12,5
24,0
7,7
12,4
16,6
..
6,9
12,7
11,6
15,5
..
12,6
23,6
7,3
13,1
16,6
..
6,7
12,7
11,5
14,8
..
..
24,6
6,9
12,7
16,5
..
6,7
11,9
10,5
13,4
8,9
..
19,9
6,7
11,9
16,9
..
6,3
12,4
10,6
14,4
9,0
10,7
18,6
7,0
12,2
..
..
6,9
..
11,9
16,3
8,9
10,8
20,0
6,9
12,9
..
..
6,8
..
11,2
15,9
9,3
11,3
18,6
6,3
11,7
..
..
6,7
11,1
11,3
11,2
11,3
11,7
12,0
..
..
WHO (Dünya Sağlık Örgütü) Verileri
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2000 yılında dünyada yaklaşık bir milyon insan intihar nedeniyle
hayatını kaybetmiştir. Bu ise dünyada 100.000 kişide ortalama 16 kişinin intihar ettiğini,
dolayısıyla her 40 saniyede bir kişinin intihar sonucu öldüğünü göstermektedir. Özellikle genç
insanlar gittikçe artan oranlarda intihar davranışları göstermektedir. Dünyada, intihar 15-44
yaş grubu için en önemli üç ölüm sebebinden biridir, yine 15-19 yaş grubu için de en önemli
ikinci ölüm nedenidir. Yine, yaşlılar da birçok ülkede intihar bakımından önemli bir risk
grubudur.
Dünyada İntihar Oranları Haritası (Her 100.000 Kişide)
Yukarıdaki haritada, dünyada intihar sayıları her 100.000 kişi için gösterilmektedir. Buna
göre, kırmızı ile işaretlenmiş ülkelerde her 100.000 kişide intihar sayısı 13’ün üzerindedir. Sarı
bölgelerde bu sayı her 100.000 kişide 6,5-13 arası, mavi bölgelerde 6,5’dan azdır. Beyaz
alanlar ise veriye ulaşılamayan bölgelerdir.
Türkiye’de İntihar İstatistikleri
Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından hazırlanan 2011 İntihar İstatistiklerine göre,
Türkiye’de gerçekleşen intihar olaylarının sayısı 2002-2011 yılları arasında aşağıdaki gibidir:
Yaş gruplarına göre intihar sayıları yine 2002-2011 yılları arasında şöyledir:
TUİK tarafından hazırlanan 2011 İntihar İstatistiklerinde yukarıdakilerden başka; kaba intihar
oranları 2007 yılı ve sonrası için verilmiştir ve şöyledir:10
Buna göre, Türkiye’de 2007-2010 yılları arasında her 100.000 kişiden yaklaşık 4 kişi intihar
etmiştir. Bu sayı 2011’de biraz düşmüş ve 3,62 olarak gerçekleşmiştir.
4-İNTİHARIN SOSYAL VE PSİKOLOJİK SEBEPLERİ, İNTİHAR ŞEKİLLERİ VE DÜNYADA
İNTİHARLA MÜCADELE ÇALIŞMALARI
Dünyada İntiharla Mücadele Konusunda Yapılanlar ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012
Raporu
Dünyada intiharla mücadele konusunda yapılan çalışmalar, 90’lı yıllarda Birleşmiş Milletler’in
öncülüğünde başlatılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü de bu çalışmalarda Birleşmiş Milletler’le
birlikte çalışmıştır.
Birleşmiş Milletler’in 1996’da Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte “İntiharın Önlenmesi: Ulusal
Stratejilerin Oluşturulması ve Uygulanması İçin Öneriler” başlıklı bir belge yayınlamasının
ardından 15 yıl içinde 25’ten fazla ülke (örneğin; Finlandiya, Norveç, İsveç, Danimarka,
Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İskoçya, Almanya, Malezya, Yeni Zelanda,
İrlanda, vb.) intiharı önlemek üzere ulusal stratejiler hazırlamıştır.
Birleşmiş Milletlerin söz konusu çalışmasından da yararlanarak, Dünya Sağlık Örgütü,
intiharla mücadele konusunda çalışmalar yapmaya başlamıştır (Bir bakıma, Birleşmiş
Milletlerin başlattığı intiharla mücadele çalışmalarını devam ettirmiştir). Dünya Sağlık
Örgütü’nün intiharla mücadele konusunda hazırladığı son rapor, 2012 yılında “İntiharın
Önlenmesi İçin Genel Sağlık Tedbirleri” (Public Health Action for the Prevention of Suicide)
adıyla yayımlanmıştır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün İntiharın Önlenmesi İçin Genel Sağlık Tedbirleri adlı Raporuna göre,
1998’de intihar, toplam hastalık yükünün %1,8’ini oluşturuyordu, 2020’ye kadar bu rakamın
%2,4’e yükseleceği tahmin edilmektedir. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon insan intihar
nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Özellikle gençlerde intihar davranışlarına karşı
korunmasızlık her geçen gün artmaktadır. Dünya çapında, ekonomik üretkenliklerinin en
fazla olduğu dönemde (15-44 yaş grubu) insanların ölümüne en fazla yol açan üç nedenden
birisi intihardır, yine, intihar 15-19 yaş grubundaki ölümlerin ikinci en önemli nedenidir.
Böylesine büyük bir genel sağlık sorunu teşkil eden intihar konusunda, hükümetlerin acil
olarak kapsamlı ulusal intihar önleme stratejileri geliştirmeleri şarttır. Dünya Sağlık Örgütü,
söz konusu Raporda, intiharı önlemek bakımından ulusal stratejiler geliştirilirken
izlenebilecek adımlar konusunda, hükümetlere yardımcı olabilecek önerilerde de
bulunmuştur. Bu öneriler şöyledir:
Konuyla İlgili Kesimlerin Belirlenmesi: İntiharı önlemede, anahtar rol oynayabilecek
kesimlerin belirlenmesi atılacak ilk adımlardan birisini teşkil etmektedir. İntiharın önlenmesi,
çok taraflı bir yaklaşımın benimsenmesini gerekli kılmaktadır. Şöyle ki, bu konuyla ilgili
olabilecek herkesin stratejiye dâhil edilmesi gerekmektedir. Söz konusu kesimler başlıca
şunlar olabilir:
- Sağlık, eğitim ve ulaştırma alanlarında hizmet veren kurumlar,
- Sağlık idarecileri, doktorlar, hemşireler, acil servis görevlileri, çocuk gelişimi uzmanları, yaşlı
bakım hizmeti uzmanları, vb.
- Ruh sağlığı hizmetlerinde çalışanlar, örneğin, psikiyatristler, psikologlar, sosyal çalışmacılar
vb.
- Eğitim sektörü temsilcileri, öğretmenler, okul idarecileri, vb.
- Emniyet görevlileri, itfaiye teşkilatı, ambulans hizmetleri, cezaevi görevlileri, mahkeme
görevlileri, vb.
- Parlamenterler, politika yapıcılar vb.
- İntihardan kurtulanlar ve aileleri,
- Sivil toplum örgütleri, dini liderler,
- Medya,
- Araştırmacılar,
- İstatistikçiler.
Stratejiler oluşturulurken ve uygulanırken tüm bu kesimlerin katkısı gereklidir. Bundan başka,
bu çalışmaları düzenleyecek bir komitenin veya tavsiye makamının oluşturulması da gerekli
olabilir.
Bir Durum Analizi Yapılması: Bölge ve şehirlere, yıllık intihar oranlarına, nüfusa, sosyodemografik, yapısal ve klinik etkenlere göre bir değerlendirme yapılması ve alınması gereken
önlemlerin buna göre belirlenmesi büyük öneme sahiptir.
İhtiyaçları Belirlemek ve Kaynak Olanaklarını Değerlendirmek: Sağlık ve eğitim alanında
yapılacak harcamalar için mevcut kaynaklarla bir bütçe belirlenmesi gerekir, Raporda,
oluşabilecek açıkların kapatılması için ise sivil toplum kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ve
özel sektör desteğinin sağlanması önerilmektedir.
Siyasi Mutabakatın Sağlanması: Konuyla ilgili kamusal politikalar üretilmesi, siyasi liderlerin
farkındalığının artırılması ve karar alıcıların desteğinin sağlanması önerilmektedir.
Damgalamayı Önlemek: Yakını intihar etmiş ya da geçmişte intihara teşebbüs etmiş
kimselerin toplumda yaşadıkları damgalamayı engelleyecek çalışmalar yapılması
gerekmektedir.
Farkındalığı Artırmak: Medyanın tarafları doğru bilgilendirmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Söz konusu Raporda, ulusal stratejilerde öngörülebilecek müdahale yöntemleri ise üç grup
halinde yer almıştır. Buna göre, kapsayıcı bir intihar önleme programında aşağıda üç grup
halinde sayılan müdahale yaklaşımlarının/yöntemlerinin yer alması yerinde olacaktır:
Genel Düzeyde Önleme Stratejileri
Fiziksel Zarara (ve İntihara) Yol Açacak Araçlara Erişimin Kısıtlanması: İntihar araçlarına
erişimin kısıtlanmasının, intihar vakalarında azalış sağladığı görülmüştür. Zehirli tarım ilaçları,
ateşli silahlar, yüksek yerlere vb. erişimin kısıtlanması gereklidir. Örneğin, zehirli tarım
ilaçları, dünyada intihar araçlarının üçte birini teşkil etmektedir.
Alkolün Zarara Yol Açıcı Ölçüde Kullanımını Azaltmaya Yönelik Politikalar Geliştirme: Alkol
kullanımının intihar girişimini artırıcı bir risk faktörü olduğu bilinmektedir. Özellikle alkol
kullanım sıklığının yüksek olduğu ülkelerde alkole erişim konusunda bazı düzenlemelere
gitmek intihar vakalarının azaltılmasında etkili olabilir.
İntihar Vakalarının Sorumlu Bir Dille Sunulması Bakımından Medyanın Desteklenmesi ve
Teşvik Edilmesi: İntiharların önlenmesinde medyanın rolü genellikle azımsanmaktadır.
İntiharların ne şekilde haber yapıldığı konusunda medyanın sorumluluğu aşikârdır. Belirtmek
gerekir ki, sorumlu habercilik hayat kurtarabilir / kurtarmaktadır.
Duyarlı Risk Gruplarına Yönelik Önleme Stratejileri
Meslekleri Gereği Vatandaşlarla Sıklıkla İrtibata Geçen Görevlilerin Eğitimi: Bu tür mesleklere
örnek olarak şunlar sayılabilir: Birinci basamak sağlık hizmetleri çalışanları, ruh sağlığı
hizmetleri çalışanları, acil servis çalışanları, öğretmenler ve diğer okul görevlileri, topluluk
liderleri, polis memurları, askeri görevliler, sosyal çalışmacılar, vb. Böylesi mesleklerde
çalışanlar, intihara yol açan risk faktörleri konusunda eğitilebilir.
Mahalli Birimlerin Harekete Geçirilmesi: Mahalli birimlerdeki kriz merkezleri, sağlık
birimleriyle işbirliği içerisinde olmalıdır, şöyle ki, yardım ihtiyacı içinde olanların ilk irtibata
geçecekleri umulan birimlerden biri de kriz merkezleridir. Ulusal bir intiharı önleme
stratejisinde, böylesi (özellikle şehir merkezlerinden daha uzaktaki) kriz merkezlerinde
istihdam edilecek insan kaynağının artırılmasına yönelik destekler yer alabilir.
İntihar Edenin Yakınlarına Destek: Bunlar; intihar edenin en yakın aile bireyleri, çok yakın
arkadaşları, sınıf arkadaşları vb. olabilir. Bu gruba ulaşmak da çok önemli olabilir, şöyle ki,
intihar eden kimse ile çok yakın ilişki halinde olan bu kimselerin de depresyona ve intihar
düşüncelerine daha yakın olduğu söylenebilir. Bu gruptaki insanlara psikolojik destek
sağlamak zaten gereklidir ancak bu desteğin aynı zamanda başka intiharların önlenmesine de
katkı sağlama işlevi vardır.
Bireysel Düzeyde Önleme Stratejileri
Ruhsal Hastalıkların Teşhis ve Tedavisi: Ruhsal hastalıklar ve madde kullanımı intihara yol
açan nedenler arasındadır. Ruhsal tedavi uzmanlarının ve merkezlerin yetersizliği genel
olarak intihar riskinin artmasına yol açmaktadır, şöyle ki, bu durumda pek çok riskli gruptaki
bireyler yeterli tedavi görememekte veya hiç fark edilmemektedir. Bu çerçevede, ulusal bir
önleme stratejisi şunları içermelidir:
- Ruh sağlığı hizmetlerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine kadar indirilerek, herkesçe
ulaşılabilir hale getirilmesi,
- Ruh sağlığı hizmetleri yetersizse bu eksikliğin ilgili kesimlerin dikkatine sunulması.
İntihara Teşebbüs Etmiş Olan veya Teşebbüs Etme Riski Bulunan Bireylerin İzlenmesi: Bu
izleme kapsamında, böyle bireylerin çevresindeki intihar araçlarının kendilerinden
uzaklaştırılması, yine bu bireylere psiko-sosyal destek önerilmesi ve kendileriyle düzenli
iletişime geçmek gibi önlemler söz konusu olabilir.
*:Çalışmanın Ana Çerçevesi planlanmış ve TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı Sosyal Politika Bölümü’ne Hazırlatılmıştır.
Download

İntiharla Mücadelede Çözüm Yolları