Çeviri
Şebnem Tansu
“Jiggy” kahramanımızın asıl adı
değil, lakabıdır. Ve “kıpır kıpır,
yerinde duramayan” anlamına
gelmektedir.
5
Bu kitap ben Jiggy’nin yaşlarındayken beni çok
eğlendiren Jennings ve Darbishire masallarını
anlatan Anthony Buckeridge’e adanmıştır.
7
BİRİNCİ BÖLÜM
Hikâyeyi anlatmaya başlamadan önce külotumla ilgili bir şey itiraf etmemde fayda var. Demek istediğim
şu ki kimse onun yüzünden ölmedi –gerçi üzerimde
daha uzun süre kalsaydı, ne olurdu bilinmez.
Annemi suçluyorum. Annem tenimize değen şeyler konusunda bu kadar hassas olmasaydı, tüm bunlar yaşanmazdı. Tamam, belki beş hafta, ortalıkta aynı
çamaşırla gezmekle işi biraz abartmış olabilirim ama
ben, oksijen alabilsin diye her gece onu üzerimden
çıkarıp silkeliyordum, yani bunda büyütecek ne var?
Her şey o sabah başladı, annem odama geldiğinde yataktan kalkmış, eski battaniyemi yerine koyuyordum. Evet, yanlış duymadınız. Annem içeri daldı.
Kapıyı öyle bir açtı ki neredeyse pencereden uçuyordum.
“Jiggy McCue!” diye bağırdı. “Külotların hali ne
böyle?”
“Sen içeri girmeden önce kapıyı tıklatmak nedir
hiç bilmez misin?” dedim. “Çocukların odalarına dalmadan önce insanların parmak eklemleriyle yaptıkları
o küçük şeyden bahsediyorum.”
9
“İğrençler!” dedi. “Pisler. Delik deşik olmuşlar.”
“Anne,” dedim, “külotların deliklere ihtiyaçları var.
Onları güzel kılan delikleridir. Söyleyeceğin başka bir
şey var mı, yoksa sadece benim delikli külotlarıma
bakmaya mı geldin?”
“Geldim,” dedi, “çünkü seni yataktan kaldırabilmek için bağırmak zorunda kalmaktan artık bıktım.
Ama şimdi durumu gördükten sonra gün içinde yapacaklarımı yeniden düzenlemem gerektiğinin farkına
vardım. Alışveriş yapıp bir şeyler almalıyım.”
“Ah, hayır,” dedim. “Yeni külotlar olmasın. Yeni
külotlardan nefret ettiğimi biliyorsun. Daha önce de
söyledim, külotların kendilerini evlerinde hissetmek,
küf ve mantarlar üretmek için zamana ihtiyaçları var.”
Sustum. Ne anlamı vardı ki? O ebeveyndi. Daha
da beteri anneydi. Anneler böyle şeyleri anlamazlardı.
Aslında genellikle dinleme zahmetine bile katlanmazlardı. “Ve sen de benimle birlikte geliyorsun,” diyerek
de bunu kanıtladı.
“Daha neler,” dedim. “Ben alışveriş yapmam,
unuttun mu? Özellikle de annemle birlikte. Bu sen
ve babam için geçen Noel hazırladığım İyi Ebeveyn
Olma Kuralları Kitabı’nın 47. Maddesi.”
“Şu iğrenç şeyin üstüne bir şeyler giy, midemi bulandırıyor,” dedi. “On dakikaya çıkıyoruz.”
“Bekle!” diye bağırdım dizlerimin üstünde çekmecelerime doğru kayarken. Çekmecelerden birini
hızla açıp içindekileri omzumun üstünden fırlatmaya
10
başladım. “Başka bir çamaşırım daha var, olduğunu
biliyorum, daha geçen ay gördüm. Aha, işte burada!”
Ayağa fırlayıp diğer eski rahat ve delikli külotumu annemin yüzüne doğru salladım. “Hemen bunları giyeceğim, böylece gidip yenilerini almak zorunda kalmayacağız –değil mi?”
“Evet, değiştireceksin,” dedi annem. “Böylece bir
otobüsün altında kalırsan, en azından altında temiz çamaşırın olduğunu bilmenin huzurunu yaşayacağım.”
“Hayır, anlamıyorsun,” dedim. “Demek istediğim
şu ki yeni bir tane almak yerine bunu giyeceğim. Paran
cebinde kalıyor. Yedek bir çamaşırım varken neden
yeni bir tane almak için para harcayasın ki? Tamam
mı, anne? Anlaştık mı?”
“Hayır,” dedi. “Üstünü değiş. Çabuk ol. Pazara gidiyoruz!”
İşte bu kelimeler benim kaderimi belirledi. Hayatımın en kötü haftası başlamak üzereydi.
11
Download

Bölüm Oku