S .E .C .R.E .T
PAYLAŞILAN SIR
L. Marie Adeline
Çeviri
Tuğba Şabanoğlu
3
Cathie James’e, bilgece sözlerin için, daima…
4
ON AŞAMA
Birinci Aşama: Teslimiyet
İkinci Aşama: Cesaret
Üçüncü Aşama: Güven
Dördüncü Aşama: Cömertlik
Beşinci Aşama: Korkusuzluk
Altıncı Aşama: Özgüven
Yedinci Aşama: Merak
Sekizinci Aşama: Yüreklilik
Dokuzuncu Aşama: Coşku
Onuncu Aşama: Özgürlük
5
6
GİRİŞ
DAUPHINE
Güldüm. Yapacak başka ne vardı ki? Gerçekten oluyordu işte. O gerçekten buradaydı. Ve bu, yani yakışıklı
bir adamın dizlerine kadar ılık Abita nehrine girmiş halde, çırılçıplak soyunmamı isteyerek beni yanına çağırması
dünyadaki en normal istekmiş gibi geliyordu. Kot pantolonunun katladığı paçaları kaslı baldırlarına vuran suyla ıslanıyordu; ince gövdesi ise sıcak Nisan güneşinin altında
çıplaktı.
Yanık kolunu uzattı bana doğru.
“Dauphine, bu Aşama’yı kabul edecek misin?”
Ona hemen evet cevabını verip içimden geldiği gibi
suyun içinden yanına gitmek yerine, nehrin kenarındaki
çimlerin üzerinde dizlerimin üzerine kadar kısalttığım
yeşil vintage elbisemle donakalmıştım. Şimdi bundan dolayı pişmandım. Elbisem çok seksiydi, normalde giyebileceğim türden bir şey değildi. Bu elbiseyle korkunç mu görünüyorum? Ya beni çekici bulmuyorsa? Ya yakalanırsak? Ya bu
7
konuda hiç de becerikli değilsem? Ya boğulursam? İyi bir yüzücü
değilimdir. Hatta hep sudan korkmuşumdur. Nehrin kenarına
kadar uzanan bataklık güllerinin ve ebegümecilerin arkasında gözlerden uzaktaydık, ama yine de içimi bir korku
kaplamıştı. Kontrol ve güven, kontrol ve güven, birbiriyle yarış
halinde olan iki şeytanım. Peki neden şimdi? Üniversiteye
girmemiş miydim? Daha mezun bile olmamışken başarılı
bir şekilde kendi vintage kıyafet işimi kurmamış mıydım?
Ekonomik krizlerden ve kasırgalardan alnımın akıyla çıkmamış, küçük dükkânımı adeta yaralı yoldaşını kurtaran
bir savaş kahramanının kuvvetiyle peşimden sürüklememiş miydim? Tüm bunları –ve daha fazlasını– ben yapmıştım; ama gerçekleşmeleri için disipline, kontrole ve
dümeni tutan sakin ve işini bilen bir ele ihtiyaç vardı.
Bu baştan çıkarıcı yabancının vahşi sularda ona katılma
davetini kabul etmek, hayatımın akışının da yön değiştirmesi anlamına geliyordu. Spontanlık, risk, arzu ve muhtemel hayal kırıklıklarıyla dolu bir hayata adım atmam
anlamına geliyordu. Kontrollü davranmaktan vazgeçip,
güvenmeyi öğrenmem anlamına geliyordu. Yine de o gün
Köşk’te gösterdiğim cesarete rağmen, bana gerçekleşeceği
söylenen ve benim kendime sonunda buna izin vereceğime dair sözler verdiğim o çözülmenin yaşanmasına müsaade etmeye gönülsüzdüm.
Ama kahretsin ki bu adam çok iyiydi – benden çok
daha uzundu. Gerçi 160 cm boyumla ben zaten pek çok
erkekten kısaydım. Adamın gülücükler saçan gözleri, çekici bir endamı ve güneşin bakır bir parıltıya bürüdüğü
karışık, kahverengi saçları vardı. Gözleri mavi miydi yeşil
miydi anlayamıyordum, ama onları benden ayıramıyordu.
8
Güneş tepemizde iyice kızışmaya, saçlarımı uzun ve ağır
bir tül gibi hissettirmeye başlamıştı. Yavaşça sandaletlerimi
ayağımdan çıkardım. Ayağımın altındaki çimler soğuktu.
Belki suya girebilirdim. Usulca.
“Bu Aşama’yı kabul edecek misin? Yalnızca bir kez daha
soracağım,” dedi. Sesinde sabırsızlık namına hiçbir şey
yoktu.
Şimdi. Ona git. Gitmelisin. Ellerimin yavaşça omuzlarıma doğru gittiğini, elbisemin askılarının üzerinde gezindiğini hissediyordum. Parmaklarım ensemdeki düğüme
gelince duraksadı. Ardından ellerim kendi isteğine uydu
ve birdenbire elbisemin askıları çözüldü. Elbisemin üst
kısmını aşağı indirdim ve göğüslerimi ona açtım. Hızla
gözlerimi ondan kaçırdım. Zihnimin duyduğum korkuya
teslim olmaması için hızlı hareket etmeliydim. Ya vücudum
onu hayal kırıklığına uğratırsa? Ya onun tipi değilsem? Düşünmeyi bırak. Harekete geç. Fermuarımı indirdim ve elbisemin
çimlerin üzerine düşmesine izin verdim. Ardından eğilerek külotumu bacaklarımdan aşağı indirdim, doğruldum
ve sol bileğimdeki altın bilezik hariç çırılçıplak durdum
orada.
“Bunu ‘evet’ olarak kabul ediyorum,” dedi. “Hadi gel,
güzelim. Su sıcak.”
Kalbim küt küt atmaya başladı. Olabildiğince sakin bir
halde ona, suya doğru yürümeye başladım. Adım attıkça
stratejik bir şekilde vücudumu saklıyordum. Ayak parmaklarımı nehre daldırdım. Su beklediğimden daha da sıcaktı.
Ayaklarımın geri kalanını da yumuşak akıntıya bıraktım,
ardından ona doğru uzanan düz, yosun kaplı kayalıklarda ilerlemeye başladım. Suyun dibini görebiliyordum. İyi
olacaktım.
9
Ona yaklaştıkça aramızdaki boy farkı, halimizi seksi
olmaktan komiğe çevirecek kadar artmıştı. Boyu 1.95 filan olmalıydı. Ama kahkahayı patlatmama, hatta ona yaklaşmama bile kalmadan elleri pantolonunun düğmelerine gitti ve o an duraksayıp sessizleştim. Onu izlesem mi?
İzlemesem mi? Güney’de yetiştiğimden hemen yüzüm
kızardı fakat bunu ondan gizlemek için arkamı döndüm.
Gözlerimi uzaktaki bir çiftliğe gölgesini düşüren bir meşe
ağacına sabitledim.
“Arkanı dönmek zorunda değilsin.”
“Gerginim.”
“Dauphine, güvendesin. Burada yalnızca ikimiz varız.”
Arkam hâlâ ona dönük halde dururken hafif bir su sıçratma sesiyle pantolonunu üzerinden çıkarışını duydum.
Ardından kot pantolonunu nehrin kenarına fırlattı ve pantolon eski püskü botlarıyla yeşil elbisemin ve sandaletlerimin yanına düştü.
“İşte. Bak ben de çıplağım şimdi,” dedi. Suyun içinden
yavaşça benim yanıma doğru gelmeye başladığını duydum, sonra sıcak teniyle belimden kavradı beni.
Çenesini başımın üzerine yasladığını, yüzünü saçımda
ve boynumun alt tarafında gezdirdiğini hissedebiliyordum. Tanrım. Gözlerimi kapadım, derin bir nefes aldım
ve başımı eğip boynumu ona sundum. Bunu ve beni ne
kadar çok istediğini hissedebiliyordum. Bütün duyularım
elektrik akımına kapılmış gibiydi. Suyun ısıttığı, havanın
serinlettiği ve onun dokunuşunun yatıştırdığı tenim ürpertiyle canlanıvermişti. Rüzgâr, Güney’in kokularını taşıyordu –yeni biçilmiş çim kokusu, nehrin kokusu, manolyalar… Bunu istiyorum. Bunu istiyorum. Onu istiyorum.
10
Tereddüt etmek niye? Neden arkamı dönüp ona bakamıyorum?
Yalnızca beni memnun etmek için burada. Önümdeki tek engel
bunu yapmasına izin veremiyor oluşum.
Sonra, tam da ellerini kalçama koymuşken annemin
Tennessee aksanlı o ısrarcı ve gür iç sesi duydum yine.
Senin pelte gibi olduğunu düşünüyor. Fazla balıketli olduğunu.
Fazla kısa olduğunu. Muhtemelen kızıl saçlı kadınlardan da hoşlanmıyordur.
Sesi bertaraf etmek için gözlerimi sımsıkı kapadım.
Sonra hafif bir inleme sesi duydum, erkeklerin memnuniyet belirtisi olarak çıkardıklarını bildiğim türden bir ses.
Pekâlâ, dokunduğu şey hoşuna gidiyor. Ağzını kulağıma dayadı, elleriyle kalçamı geriye doğru çekti ve ikimizi birden
akıntının daha da derin olduğu tarafa çekti.
“Tenin inanılmaz,” dedi mırıltıyla su belime gelinceye
kadar benimle geri geri yürürken. “Mermer gibi.”
Yalan söylüyor. Ona böyle demesini söylemişlerdir. İçimdeki
sürekli eleştiri yapan sesin kaybolması için yalvarıyordum.
“Önüne dön, Dauphine. Sana bakmak istiyorum.”
Kollarımı yavaşça iki yanıma bıraktım, parmaklarım
suya değiyordu. Gözlerimi açtım ve önümü dönmemle
birlikte geniş göğsünü ve bana duyduğu arzunun kanıtını
gördüm. Gerçekten oluyor bu! Bırak olsun. Sakin ve yakışıklı
suratına bakmak için başımı eğdim hafifçe. Sonra ise vınn!
Beni birdenbire ve o kadar ustalıkla havaya kaldırdı ki,
midem yerinde kıpırdanıyor olduğu halde neşeyle çığlık
attım. Nihayet kolumu kaslı boynuna attığımda ışıldayan
nehirde beni kucağına almış, işveli bir şekilde beni yavaşça
suya sokuyordu.
“Çok soğuk!” dedim nefes nefese. Daha da sıkı tutunuyordum ona.
11
“Birazdan ısınacaksın,” dedi fısıldayarak ve beni iyice
suya indirdi. Kolları bedenimde, kendimi ona ve nehre
teslim ettim. Sırt üstü uzandım, saçlarımı santim santim
suyun içine bıraktım. Pekâlâ, işte başlıyoruz…
“Aynen böyle. Kendini rahat bırak. Yanında ben varım.”
Kendimi inanılmaz mutlu hissettim. Su o kadar da korkutucu değildi. Gözlerimi kapadım ve saçlarımın döne
döne kendilerini bırakmalarına izin verdim. Biliyordum,
uzun zamandır ilk kez yüzümde gerçek bir gülümseme
beliriyordu.
“Şu haline bak, Ophelia gibisin,”
Tek kolu hâlâ sırtımdayken diğer kolunu oradan çekti ve ne istediğini bilen bir hamleyle elini bacaklarımdan
uyluklarıma kadar gezdirdi, uyluklarımın bittiği yerde duraksayarak daha sonra karnıma doğru devam etti ve eğilerek göbek deliğimde oluşan su birikintisinden öptü.
“Gıdıklanıyorum.” Gözlerim hâlâ kapalıydı. Kuş gibi
hafif ve tanrısalsın. Vücudun çok güzel, Dauphine.
“Peki bundan gıdıklanıyor musun?” dedi fısıltıyla. Elini
bedenimde gezdiriyor, diğer eliyle hâlâ alttan beni kavrıyor
ve parmaklarıyla kadınlığımı keşfediyordu. Aman Tanrım.
“Biraz,” dedim. Vücudum deniz yıldızı gibi açılmış, iki
yana ayırdığı kollarım suda süzülmemi sağlıyordu. Suyun
bana yaptığı şey hoşuma gidiyordu. Serinliği bedenimi
sıkılaştırıyordu. Meme uçlarım sertleşmiş ve kıvama gelmişti. Gözlerimi açtım ve yüzünü buldum. Orada arzuyu
görebiliyordum. Eli aşağılarda uyluklarımı aralarken eğilip
göğüslerimi öpmesini izledim.
“Peki ya böyle?” diye sordu yavaş yavaş önce bir parmağını, sonra da iki parmağını birden içime sokarken.
12
“Hayır,” dedim nefesim kesilerek. “Bu hiç de gıdıklamıyor.” Zevkten içimin kıpırdandığını hissediyordum.
Çok hızlı olabilir bu, diye düşündüm parmakları içimi
ısıtırken. Parmaklarıyla usul usul önce tedirginlikle, sonra
daha derinlere giderek ve zorlayarak içime girerken iyice sarıldım ona. Suyun dalgalar halinde tenime çarptığını hissedebiliyordum-hızla nefes almama sebep olan bir
kombinasyondu bu. Oracıkta gelmek istedim, gelebilirdim de…ama bu süzülme hissinin tadını çıkarmak için
kendime engel oldum. Parmaklarını daha da derine itmesi
için hafifçe gerindim, saçlarım tamamen suyun içine girmiş, hatta kafamın etrafını çevrelemişti. Ateşten bir taç
gibi görünüyordu muhtemelen.
“Gözlerime ziyafet çektiriyorsun, Dauphine,” dedi mırıldanarak. Tek eliyle sürekli içime girip çıkıyor, diğer eliyle de beni suyun üzerinde tutuyordu. Sonra usta bir hareketle suda süzülen vücudumu hafifçe yana doğru çevirdi
ve bacaklarımın arasına geçti. Ama onu kendime çekmek
için bacaklarımı beline dolamama kalmadan eğildi, ağzını
güneşte parıldayan uyluklarımın iç kısımlarını gıdıklayan
suyla birleştirdi ve diğer eliyle beni suyun üstünde tutmaya devam etti. Dudaklarının sıcaklığı dalgalanan suyla birleşti ve aceleci parmakları bende o kadar yoğun bir hisse
sebep oldu ki, kendime hakim olabilmek için suda çırpınmak zorunda kaldım. Sonra önce bir bacağımı, daha sonra
da ötekini omuzlarına attı ve kollarıyla belimden tutarak
dengede durmamı sağladı. Her iki eli de bu şekilde altımdayken dilini uyluklarımın kısa kızıl tüylerimle birleştiği
yere götürdü. Yüzünü kadınlığıma gömerken nehrin suyu
bedenimde gezinen milyonlarca parmak gibi hissettiriyor13
du. Bir an dalga dalga tenime vuran suyla onun o hevesli
ağzını birbirinden ayırt edemedim, ta ki sımsıcak ve ısrarcı
dili tam da bulması gereken yeri bulana ve birkaç hünerli parmak hareketiyle orayı tamamen kendine saklayana
kadar. Ahh… Kalçamı havaya kaldırdım ve bacaklarımı
iyice açarak büyük bir istekle ve içgüdüsel olarak yüzümü nazikçe akan suyun üzerinde, kulaklarımı ise suyun
altında tuttum. O, aşağıda daireler çizip bir parmağını içeri
sokup çıkarırken akıntının kuvveti de aldığım zevki artırıyordu… Aman Tanrım. Ağzı ve parmakları dans edercesine
üstlerine düşeni yaparken diğer elinin geniş avcuyla belimi
kavradığını hissettim. Ardından uzandı ve göğüs uçlarımla oynadı. Ağzı sıcacık ve ıslaktı; dili yerinde durmuyor,
meme uçlarımı yalıyor, beni içine çekiyordu. Benden önce
o hissetmişti sanırım. Bedenim kasılıyor, dizlerimi kenetleniyor, kollarım iki yana açılıyor ve avuç içlerim güneşe
doğru bakıyordu. Evet…
İlk dalga sıcak ve tanıdıktı. Ah şu duygu, diye düşündüm,
bunu hatırlıyorum. Fakat daha sonra daha kuvvetli, daha derin, berrak gökyüzüne karşı beni ağlatacak kadar aceleci bir
şeye dönüştü. Dili gittikçe daha da hızlı daireler çizerken
parmakları da en derin yerlerimi keşfediyordu. Bense nihayet olduğunda, önce bir kez, daha sonra iki kez, zevk
dalgaları şeklinde geldiğimde kahkahalarla gülüyordum.
Kıvranıyordum, dizlerimin arkası sımsıkı omuzlarına tutunuyordu ve bir anlığına tek vücut olmuştuk. Göğüslerimin güneşin altında inip kalktığı, parmaklarımın soğuk tenimde gezindiği bu mutluluk ve sükûnet dolu dakikadan
sonra kendime geldim.
“Çok, çok iyi,” diye fısıldadı. Ben toparlanırken o da
14
sanki kâğıttan bir gemiymişim gibi nazikçe suyun yüzeyinden kaldırdı beni.
“Ama… daha bitmedi, değil mi?” diye sordum. Kasıklarım titriyordu ve bacaklarımı beline dolamıştım.
Kıyıya yaklaşırken bacaklarımı ondan kurtardım ve
nehrin sığ tarafındaki taşlara basarak dengemi sağladım.
Nehrin suyu göğüslerimden küçük dereler halinde aşağıya düşerken belime kadar suyun içindeydim ve göğüs
uçlarım hâlâ sertti. Yüzüme düşen saçlarımı düzelttim.
Sersem gibi, yorgun ama tatmin olmuş hissediyordum
kendimi.
“Bu adımda seni ancak buraya kadar getirebilirim, Dauphine. Hiç istemiyorum, ama seni geri götürmeliyim.”
Nehre girdiğimiz taşlı plaja doğru yürüdü. Kıyafetlerimizin yanında bir yığın bembeyaz havlu vardı. Elimi bıraktı ve nehir kenarındaki bayırı tırmandı; sırtındaki sular
güneşte parıldıyordu. Sonra arkasını dönüp beni çimlere
doğru çekti. Yığının arasından bir tane havlu çekip beni
sararken, kendine doğru çekip hızla kollarımı okşayarak
bedenimi ısıtırken ürperdim.
“Çok şey hissediyorum… Ne desem bilemiyorum.”
“Hiçbir şey söylemene gerek yok. O zevk bana aitti.”
Döndü ve kurulanmaya başladı.
Havluya sıkı sıkı sarındım ve kaslı bacaklarına kot pantolonunu geçirip, ıslak vücuduna yapışan beyaz bir tişört
giyerken onu izledim. Sonra tekrar yanıma geldi ve bu
sefer kocaman ellerini yüzümün her iki tarafına koyarak
uzun uzun öptü beni.
Öpmeyi bırakıp kendini geri çektiğinde “Çok ciddiyim.
O zevk bana aitti, Dauphine,” dedi.
15
Alnıma minik bir öpücük kondurduktan sonra birkaç
adım geriye gitti. Daha sonra arkasını dönerek çiftliğin olduğu tarafa doğru yollandı ve ardından sarmaşıklarla kaplı
bir köşeyi dönerek gözden kayboldu.
Beni bu kadar nefis bir şekilde enkaz gibi bıraktığı için
ona teşekkür ederim diye bağırmak istedim. Ama sözcüklerim eski benliğimin parçalarıyla, teslim olmaktan, bunu
istemekten, yalnızca zevki kabul edip bunun mümkün
olduğuna inanmaktan korkan parçalarımla birlikte hâlâ
suyun altındalardı. Bağırmak yerine tekrar kahkahalarla
güldüm. Bu sefer Yaptım işte, Bir şey oldu ve ben buna izin
verdim! diye düşünerek.
Elbisemi alıp hâlâ nemli ve titreyen bacaklarımın üstünden üzerime geçirdim. Kalçalarımdan aşağıya inen kısmını ellerimle düzeltirken cebimde bir şey hissettim ve
hemen çıkardım. Küçük, mor bir kutuydu bu. İçinde pamuklara sarılı altın rengi, mat ve kenarları pürüzlü bir süs
vardı. Elime aldım. Bir tarafında Roma rakamıyla I diğer
tarafında ise Teslimiyet sözcüğü kazılıydı. Süsü kutunun
içinden çıkarıp sıkı sıkı avucumda tutarken kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Sıcacık, düz bir taş gibiydi süs. Artık
benimdi. Üç haftadır taktığım zincirime ekledim onu.
Yavaş yavaş beklemekte olan arabaya doğru yollandım.
Begonvillerle kaplı yüksek bir taş duvarı aşarken minik
pembe yaprakları okşadım. Başardın. Kontrolü elden bıraktın.
Şimdi, her ne kadar belli belirsiz olsa da yeni hayatıma giden Aşamalar’ın geri kalanını da atma zamanı. Kafamdaki o seslerden, o
kalp kırıklığından, üzücü geçmişinden uzakta.
16
Download

Bölüm Oku