SAVUNMA
MEKANİZMALARI
HAZIRLAYAN:
YAZAR LEYLA DEMİR BSN, RN
www.leylademir.com
Savunma:


Olabilecek herhangi bir tehlikeye karşı alınan
önlemlere
ve korunma çabalarına denir.
Savunma mekanizmaları:

Bireyin engellenme veya çatışma yoluyla
ihtiyaçları doyumsuz kaldığında ortaya çıkan aşırı
kaygı durumundan kendini korumak için
başvurduğu başarılı veya başarısız sonuçlanabilen
davranış biçimlerine denir.
Savunma mekanizmaları:





İnsanın tüm davranışları uyum ve denge sağlamaya yöneliktir.
Doğal ve sosyal güdülerini karşılayarak biyolojik, sosyal ve ruhsal denge
sağlarlar. Fakat bu güdülerin karşılanması esnasında bir takım engellerle
karşılaşabilirler. Bu engelleri aşmada bir takım savunma yolları ve teknikleri
kullanırlar.
Freud, bu savunma yollarını yeniden tanımlayarak, savunma mekanizmaları
adını vermiştir.
Freud’a göre idden (bilinçaltı) gelen ilkel dürtüler anında karşılanmak ister.
Fakat bunlar içinde yaşanılan toplumun değer yargılarına uymadığından
karşılanamazlar (Süperego
(Süperego bu istekleri erteler veya reddeder) ve ruhsal aygıt
içinde; idle ego ya da egoyla süperego arasındaki dengenin bozulması bir
çatışma ve kaygıya (anksiyete
(anksiyete--bunaltı) neden olur.
Böyle bir durumda ego (benlik) akıllı bir araç olarak ikisinin ortasını bulmaya
ve çatışmanın azalmasını sağlamaya çalışır. Kişide anksiyetenin ortaya
çıkmaması için ego ya bu istekleri geriye idde gönderir, ya da toplumda kabul
edilebilecek şekilde süzgeçten geçirerek toplum değerlerine (süperegoya
(süperegoya--üst
benliğe) uygun hale getirir. Egonun bu çabalarına savunma mekanizmaları
denir. Bu mekanizmalar ruhsal ve toplumsal dengeyi sağlamada yararlıdırlar.


Freud’un kızı Anna Freud “Benlik ve Savunma
Mekanizmaları” adlı kitabında birçok savunma
mekanizmalarını tanımlamıştır.
A. Freud’a göre; savunma mekanizmalarını
uygun olmayan zamanda ve durumlarda sıklıkla
kullanmak ruh sağlığını olumsuz yönde etkiler.
Bu nedenle savunma mekanizmaları uygun
zamanda ve koşulda kullanılmalıdır.
Engellenme:


İhtiyaçlar, güdüler ve dürtüler, çeşitli nedenlerle
bazen doyumsuz kalmakta ve amacına
ulaşamamaktadır.
Bu durumuna engellenme denir.
Örneğin okumayı çok seven ve çok başarılı bir
çocuğun ekonomik nedenlerle okula
devam edememesi bir engellenme durumudur.
Engellenme:


Engellenme bireyde öfke, kaygı, yılgınlık ve
üzüntülere neden olur.
Kişinin iç yaşamı gergin bir hal alır.
Engellenme:






Engellenme Nedenleri ve Çeşitleri:
Engellenme nedenleri ve çeşitlerini başlıca 4
grupta toplamak mümkündür.
1. Fiziksel çevre ve fiziksel engeller,
2. Sosyal çevre ve sosyal engeller,
3. Psikolojik farklılık ve psikolojik engeller,
4. Biyolojik olanakların sınırlılığı ve biyolojik
engeller.
ÇATIŞMA-KAYGI
ÇATIŞMA(ANKSİYETE):
Bireyin içinden gelen, birbiriyle bağdaşmayan
(birbirine zıt) ve bireyi iki ayrı yöne çeken güdülerin
birbiriyle olan savaşına çatışma denir.
İnsanların değişik amaçları vardır. Bu
amaçlarını gerçekleştirirken 2 engelle
karşılaşırlar. Kişi bunlardan birini kabul
ettiğinde doyuma ulaşması, diğerini kabul
ettiğinde ise kaybetmesi söz konusu
olduğundan kişi karar veremez. Kişi
kararını verinceye kadar çatışma yaşar ve
kaygı (anksiyete) duyar.
ÇATIŞMA-KAYGI
ÇATIŞMA(ANKSİYETE):
Çatışma üç grupta incelenir:
Yanaşma-yanaşma:
İki ya da daha çok olumlu değerli amaç nesnesi yan yana
bulunduğunda ve kişi bunlardan birini seçmek zorunda
kaldığında ortaya çıkan çatışmadır.
Örn. Lokantada yemek yiyecek olan kişi için bütün yemekler
olumlu değerdedir. Kişi ne yiyeceğine karar verinceye kadar
yanaşma-yanaşma (Çift yaklaşma) çatışması yaşar.
Yine evli bir insan için eşi ve annesi olumlu değerdedir.
Birisinin tarafını tutması istendiğinde kişi çift yaklaşma
çatışması yaşar.
ÇATIŞMA-KAYGI
ÇATIŞMA(ANKSİYETE):
Çatışma üç grupta incelenir:
1. Yanaşma-yanaşma,
2. Uzaklaşma-uzaklaşma,
3. Yanaşma-uzaklaşma.
ÇATIŞMA-KAYGI
ÇATIŞMA(ANKSİYETE):
Yanaşma-yanaşma:
Örneğin anne hem genç kızının sevdiği gençle evlenip yuva kurmasını
istemekte hem de kızından ayrılmak istememektedir.
Bu tür çatışmalarda isteklerin önem ve öncelik sırası dikkate alınmalıdır.
ÇATIŞMA-KAYGI
ÇATIŞMA(ANKSİYETE):
Uzaklaşma-uzaklaşma:
İki ya da daha çok olumsuz durum ya da nesne karşısında
kalmaktır Örn. Kişi çalışmaktan hoşlanmamaktadır.
İşini seçmek ve kabul etmek aşamasında çift uzaklaşma
çatışması yaşar. Kişinin işi olsa da rahatsızdır, olmasa da.
ÇATIŞMA-KAYGI
ÇATIŞMA(ANKSİYETE):
Yanaşma-uzaklaşma:
Bir amaç nesnesinin hem olumlu, hem olumsuz yanlarının
bulunması durumunda ortaya çıkar (İki sevgilinin birlikteyken
sürekli kavga etmeleri ama ayrı kaldıklarında birbirlerini özlemeleri
gibi…). Örn. Kişi bir taraftan evlenmek istemekte, diğer taraftan
özgürlüğünü kaybetme korkusu yaşamaktadır.
BASTIRMA (REPRESSION):
Tanımı: Şuurun kabul edemeyeceği ihtiyaç, arzu,
istekler, anı ve deneyimlerin bilinçdışına (bilinçaltışuuraltı) itilmesi ve orada tutulmasıdır.
Diğer bütün savunma mekanizmalarına temel
teşkil eder.
Bilinçdışına itilen ve orada tutulan dürtüler,
istekler, anılar ve duyguların bilinç düzeyine
çıkması genellikle benlik tarafından kabul edilmez.
Yani bunlar üstbenlikçe (süperego) yargılanarak
yasaklanan, benliğe acı ve anksiyete veren
öğelerdir. Bu nedenle bastırılırlar.
BASTIRMA (REPRESSION):
Hatırlama: daha önce bastırılmış ve bilinçaltına
itilmiş olayların bilinç seviyesine çıkarak
hatırlanmasıdır.
Kişiler kendisini rahatsız eden duyguları
hatırlamamaya çalışırlar. Hatırladıklarında kaygı
yaşarlar.
BASTIRMA (REPRESSION):
Freud’a göre hiçbir güdü tamamen baskı altına
alınamaz. Bilinçdışı duygu ve dürtüler, bastırma
düzeneğinin zayıfladığı zamanlarda; örn. rüyalarda
ve alkol alımı gibi durumlarda tekrar bilinç
düzeyine çıkarak yaşantımızı etkilemeye devam
etmektedirler.
Örn. Dil sürçmeleri veya rüyalar sayesinde bu
bastırılan istekler, dürtüler su yüzüne çıkarlar. Bu
durumda benlik bir tehlike durumu algılar ve
bunaltı belirtileri ortaya çıkabilir.
BASTIRMA (REPRESSION):
Bastırılan bazı dürtüler ve çatışmalar yetişkin
yaşamda çok değişik davranış örüntülerine ya da
bozukluklarına yol açabilir.
Örn. Oidipus (oedipus) karmaşasını
çözümleyememiş bir kişide yetişkin yaşamda,
cinsel güç sorunları, evlenememe durumu ve karşı
cinse yönelik aşırı çelişkili tutumlar gibi uygun
olmayan özdeşim belirtileri görülebilir.
BASTIRMA (REPRESSION):
Bu mekanizmanın aşırı kullanılması bireyde
ruhsal durgunluk,
donukluk ve ciddi psikolojik sorunlar ortaya çıkarır.
GERİLEME (REGRESSION):
Gerileme: Bir olay karşısında yaşamın önceki
evrelerine ve basit ve ilkel tepkilere geri dönmektir.
Gerileme daha çok dört-beş yaşlarındaki
çocuklarda görülür; çünkü bu yaşlarda çocuklar
oldukça karmaşıklaşan engellemelerle
karşılaşırlar. Kişi gelişim dönemlerinde bunalımla
karşı karşıya kaldığında mutlu olduğu herhangi bir
döneme geri döner.
GERİLEME (REGRESSION):
Örn. Kardeşi dünyaya gelen bir çocuk 2 yaşına
geri dönmesi ve ağlayarak altını ıslatması ile mutlu
olur.
ÖZDEŞİM
(IDENTIFICATION):
Özdeşim (Özdeşleşme-Benimseme):
Çeşitli engellenmeler, başarısızlıklar karşısında ve
bireyin kendi özelliklerini beğenmediği durumlarda,
istediği özelliklere sahip başarılı kişilerin
özelliklerini üstlenerek, o kişilerin başarılarını aynı
biçimde paylaşması, o kişilerle kendini aynı
görmesi ve kendisini onlara yakın hissetmesidir.
ÖZDEŞİM
(IDENTIFICATION):
Yansıtma mekanizmasının tam tersidir.
Örn. Arkadaşları tarafından dayak yiyen çocuğun
abisinin onları döveceğini söylemesi gibi. Bu,
bireyin benlik değerini artırır ve kendisini yetersiz
hissetmesini engeller.
ÖZDEŞİM
(IDENTIFICATION):
Örn. İyi futbol oynayamadığı için okul takımına
seçilemeyen bir öğrencinin, okul takımının
başarısını abartılı bir çoşkuyla kutlaması, popüler
bir kişinin kıyafetine benzer kıyafetler giyince,
onun davranışlarına benzer davranışlar sergileme
ve yetişkin bireyler de, falanca kurumun veya
sendikanın üyesi olmakla övünmeleri
özdeşleşmedir.
ÖZDEŞİM
(IDENTIFICATION):
MAKULLEŞTİRME (AKLA
UYDURMA -RATIONALIZATION):
Makulleştirme (Mantığa bürünme):
Kişide kaygı ve mutsuzluk yaratan, kişinin kendisi
ve toplum tarafından kabul görmeyen duygu,
düşünce, davranış, yetersizlik ve başarısızlıkların
nedenini mantıklı bir şekle yaklaştırılmasıdır.
Akla ve mantığa uygun gereksinme bulma kişide
rahatlama ve mutluluk yaratır.
MAKULLEŞTİRME (AKLA
UYDURMA -RATIONALIZATION):
Kaygıyı önlemek ya da ondan kaçmak için
kullanılan en yaygın savunma mekanizmasıdır.
Günlük yaşamda en basit şekilleri
uygulanmaktadır.
Örn. Sınavdan iyi not alamayan öğrencinin
nedenini o gün hasta olduğuna bağlaması gibi.
"Bahane bulmak" deyimi bu mekanizma için
uygundur.
Bu mekanizma devamlı kullanıldığında toplumsal
ilişkiler bozulabilir. Antisosyal kişilik bozukluğu ve
madde bağımlısı olan kişilerde daha çok görülür.
YANSITMA (PROJEKSION):
Yansıtma: Kişide kaygı ve mutsuzluk yaratan,
kişinin kendisi ve toplum tarafından kabul
görmeyen duygu, düşünce, davranış, yetersizlik ve
başarısızlıkların başka kişilere veya olaylara mal
edilmesidir.
İç dürtüler ve onların türevleri sanki dışarıdan
geliyormuş gibi yansıtılır. Bu kişiler kendi hataları
olmasına karşın başkalarını suçlarlar.
Psikotik düzeyde yansıtmada dış gerçeklik
hakkında genellikle kötülük görme (perseküsyon)
sanrıları şeklini alabilir.
YANSITMA (PROJEKSION):
Özellikle paranoid bozukluklarda görülen, kişinin
kendisinin çevresindekilere yönelik hissettiği öfkeyi
“herkes bana karşı, bana düşmanlık besliyorlar”
şeklinde ifade etmesi bir örnek olarak verilebilir.
Yansıtılan dürtüler kaynağını idden veya
süperegodan alsa da yansıtma süreci içinde şekil
değiştirirler. Kişi sorununa bir çıkış yolu bulduğu
için olumsuz etkileri görülmez. Böylece başkaları
suçlanmış olur.
YANSITMA (PROJEKSION):
Yansıtma, bilinçdışındaki dürtülerin ego veya
süperego tarafından kabul edilmemesi sonucunda,
sanki bir projeksiyon cihazından slaydın bir
perdeye yansıtılması gibidir. İşte bireyler de kendi
iç dünyalarında kabullenemedikleri kimlik ve kişilik
özelliklerini başkalarının üzerine yansıtarak orada
görürler. Karşı tarafı bu görüntü nedeniyle
suçlayarak bunun kendilerine ait olmadığı şeklinde
bir iddia ile rahatlama yolunu seçerler.
YANSITMA (PROJEKSION):
Bu mekanizma devamlı kullanıldığında toplumsal
ilişkiler bozulabilir ve ruhsal hastalıklar ortaya
çıkabilir.
YANSITMA (PROJEKSION):
Yansıtmalı özdeşim (Projective identifacation):
Kendinde istenmeyen tarafların diğer bir insana
yansıtılması ve kişi kendisini karşısındakiyle aynı
görmesidir.
Özellikle ödipal dönemde ve ergenlik döneminde çocuk veya
genç, görmek istediği ebeveyn modeli veya türevlerini
tasarımladığı şekilde onlara yansıtır. Eğer bir genç babasını
yüce, kudretli ve muhteşem bir şekilde algılamak istiyorsa baba
da bu gerçekliğin çok ötesinde zayıf, aciz ve zavallı ise, tüm bu
gerçeklik yadsınacak ve onun yerine kudretli bir baba imajı
hayali olarak yaratılacaktır. Babanın öyle olduğu zannedilecek
ve buna inanılacaktır. Hemen ardından o baba gibi olmak için
mücadeleye girişilecektir; özdeşim düzeneği, hayali kurgulanan
ve yansıtılan baba modeli üzerine olacaktır.
ZIT TEPKİLER KURMA (REACTION
FORMATION):

Zıt tepkiler kurma (Tersine çevirme): Kişide
kaygı ve mutsuzluk yaratan ve kişinin kendisi ve
toplum tarafından kabul görmeyen duygu,
düşünce ve davranıların tam tersi davranış
göstererek benliğini korumaya çalışması karşıt
tepki geliştirme olarak açıklanmaktadır.
ZIT TEPKİLER KURMA (REACTION
FORMATION):

Bir konuya yönelik aynı anda hissedilen, birbiriyle
çatışan iki duygudan biri, kendisi ve toplumca kabul
edilecek olan önem kazanıp, daha çok ortaya
çıkarken, diğer duygunun yok olması durumudur.
Bireyler bilinçli ya da bilinçdışı gizledikleri duygu,
davranış ya da düşüncelerinin tam tersi şekilde
hareket ederler. Dolayısıyla, baskıya alınmış
düşmanca istekler sevgi gösterileriyle, saldırgan
istekler sevecenlikle, cinsel istekler ahlak
savunuculuğuyla maskelenebilir.
ZIT TEPKİLER KURMA (REACTION
FORMATION):


Örn. Kişi kendisi için kabul edemediği “ondan
nefret ediyorum” düşüncesini, “onu seviyorum”
haline dönüştürür ve onu görünce sevgi gösterisinde
bulunur.
Yine, içindeki kin, nefret ve kabalık eğilimlerine
karşı kişi, aşırı derecede kibar ve nazik; pislik ve
kirlilik eğilimlerine karşı anormal derecede titiz ve
temizlik düşkünü olabilir. Ancak bunu normalden
daha aşırı bir şekilde göstererek, etraf tarafından
yapmacıklıkla suçlanabilir.
İZOLASYON (ISOLATION
(ISOLATION-- AYIRMA):


İzolasyon (Yalıtma, AyırmakAyırmak-Splitting
Splitting):
):
Ruhsal yaşantıların bilişsel ve duygusal yönleri
vardır. Kişi yaşantıların hoş olmayan yanlarını
hatırlamak veya fark etmek istemez. Olayların
bilişsel yönlerinin hatırlanıp duygusal yönlerinin
hatırlanmayışı yalıtmadır.
İZOLASYON (ISOLATION(ISOLATION- AYIRMA):


Kişinin dışındaki tüm varlıklar, durumlar iyi ya da
kötü diye ikiye ayrılır. İyiler; hoşlanılan
duygulanımlar ve güzel hatıralardır, kötüler ise hoş
olmayan duygulanımlar ve olumsuz anılardır.
Kişiyi rahatsız eden olumsuz duygular bilinç
düzeyine çıkarsa kişiyi rahatsız eder. Bu nedenle iyi
duygulardan ayrıştırılarak bilinçaltında tutulurlar.
İZOLASYON (ISOLATION(ISOLATION- AYIRMA):


Freud'un “duygu yalıtımı” diye adlandırdığı bu
savunma mekanizması kişinin geçmişte yer aldığı bir
takım olumsuz acı veren anıları, düşünceleri ve
fantezileri (düşleri) duygusundan yalıtarak,
duygusunu yaşamaksızın hatırlamasıdır. Bilinç o
anıyı ancak duygusal boyutundan soyutlayarak kabul
edebilmektedir.
Örn. Kişi geçmişte, bir yakınını kaybettiği bir kazayı,
hiç bir üzüntü yaşamadan, sanki o olay başkasının
başından geçmiş ve o bir gözlemciymiş gibi
anlatmasıdır.
İNKAR (DENIAL):
İnkar: Bireyi rahatsız eden duygu, düşünce,
davranış ve bir olayın gerçekliğinin yok kabul
edilmesidir.
Gerçekliğin acı veren ve kişiyi rahatsız eden
yönünün bilinçten uzaklaştırılmasıdır.
Freud’a göre, bastırma savunma
mekanizması ile inkar savunma
mekanizması biribirine paraleldir.
Bastırma, dürtü türevlerini ve duygulanımları
bilinçten uzaklaştırırken, inkar ise dış
tehlikelere karşı kullanılmaktadır.
İNKAR (DENIAL):
Bireyin bu savunma
mekanizmasını kullanma
nedeni, yaptığı veya
yaşadığı kötü olay ve
eylemlerden doğabilecek
kaygıdan kendini
kurtarmaya çalışmaktır.
Bu mekanizma çocuklarda
normal kabul edilir, fakat
erişkinlerde sık olarak
kullanılması ruh sağlığının
bozulmasına neden olur.
İNKAR (DENIAL):
Birey daha önce yapmış olduğu bir davranışı
kabul etmeyip, inkar ederek de bir savunma
mekanizması gösterebilir.
Ölümcül hastalığa tutulan çocuğun anne ve
babasının, çocuğun hastalığını inkar etmeleri
ve çocuğu doktor doktor gezdirmeleri veya
arabasını çizdiği adama yakalanan çocuğun
ceza alacağı korkusuyla “hayır kesinlikle ben
yapmadım” demesi inkâr mekanizmasına
örnek olarak verilebilir.
HAYAL KURMA (FANTAZY
FORMATION):
• Hayal kurma (Fantezi - düş kurma- day dream):
Bireyin çatışmalarını hayalinde çözümleyerek
rahatladığı bir durumdur.
• İnsanın dış dünyada doyuramadığı istek ve
dürtülerini veya başarısız ve yetersiz kaldığı
durumları düşler kurarak doyurma çabasıdır.
Bireyler, olayları gerçekteki şekilleri yerine,
olmasını istedikleri biçimde hayal ederler.
Bunlardan bilinçli olanlara basitçe gündüz düşleri
de denir.
• Burada konu edilen “bilinç ötesi” oluşanlardır.
Bunların “ilkel bastırmaların” büyük bir kısmını
oluşturdukları düşünülür.
HAYAL KURMA (FANTAZY
FORMATION):
• Rüyalar da fantezi grubuna girebilirler. Fakat
onlar çok daha sembolik ve çok daha az
gerçekçidirler.
• Rüyalar da fanteziler gibi arzu doyurucu
nitelikleri taşırlar.
HAYAL KURMA (FANTAZY
FORMATION):
• Fantaziye, genellikle çocukluk ve ergenlik
döneminde çok rastlanmakla birlikte içe dönük
erişkinlerde yoğun biçimde kullanılabilir.
• Sanatsal yaratının vazgeçilmez bir olanağı
olarak işlev görür.
• Genel olarak insanların günlük yaşantısını, işini,
okulunu vb. aksatmıyorsa hiç bir sakıncasi
yoktur. Ama kişinin faaliyetlerini engelleyecek
kadar sık kullanılıyorsa kişinin bir psikiyatrist ile
görüşmesi uygun olur.
HAYAL KURMA (FANTAZY
FORMATION):
• Örn. Sekreterlikten hiç hoşlanmayan bayan
kendini hayal dünyasında başarılı bir müdür gibi
düşünerek, sekreterliğin verdiği kaygıdan
kurtulur.
• Yine çok fakir bir kişinin kendini büyük ikramiye
kazandığını ve yoksulluktan kurtulduğunu hayal
etmesi bu mekanizmaya bir örnektir.
YER DEĞİŞTİRME
(DISPLACEMENT):
• Yer değiştirme:
• Kişinin duygu, düşünce, istek ve dürtülerini daha
kabul edilebilir olan, asıl duruma herhangi bir
açıdan benzerlik gösteren ancak daha düşük
öneme sahip başka bir duygu, düşünce, istek ve
dürtüye dönüştürmesidir.
YER DEĞİŞTİRME
(DISPLACEMENT):
• Çatışmaya ve bunaltıya neden olabilecek ve
benlikçe kabul edilmeyen bir dürtü asıl yöneleceği
nesne yerine başka bir nesneye yönelerek çatışma
ve bunaltı azaltılabilir ya da önlenebilir. Böylece saf
hali ile çıkması durumunda ego tarafından kabul
görmeme ve sıkıntıya neden olabilecek durumlardan
kurtularak, daha az sıkıntı verebilecek olan
durumlara dönüştürülür.
• Fobilerde asıl korkulan şey örneğin cinsellik ise, bu
kapalı yer korkusuna ya da başka bir korkuya
dönüştürülmüş olur. Ayrıca rüyalarda da bu
dönüşüm gözlenir.
YER DEĞİŞTİRME
(DISPLACEMENT):
• Burada birey, güdünün hedefini asıl hedef yerine başka
bir hedef koyarak çarpıtır. Örn. İşte patronuna kızan ve
bu kızgınlığını ona açıklayamayan bir işçi, eve geldiğinde
hiç yok yere çocuğuna ya da eşine bağırıp çağırabilir.
YOR
UM
YOK
YER DEĞİŞTİRME
(DISPLACEMENT):
• Ya da yeni doğan kardeşini kıskanan bir çocuk,
kardeşinin canını yakmak isteyebilir; bu
engellendiğinde ise düşmanlığını daha uygun bir
nesneye, oyuncak bebeğine yönelterek, onu
kırıp parçalayabilir.
YER DEĞİŞTİRME
(DISPLACEMENT):
• Freud'un ayrıntısıyla tanımladığı bu mekanizma, at
korkusu olan Küçük Hans'ın analizinde çocuğun asıl
korkusunun (babadan korku) at korkusuyla yer
değiştirmiş olmasıyla açıklanabilir. Psikiyatri tarihine
geçmiş olan bu mekanizmada asıl nedenin Küçük
Hans’ın oidipal dönemde yaşamış olduğu oidipal
kompleksidir. Çocuk bu kompleks nedeniyle
babasına öfke duymakta ve babasını öldürmek
istemektedir. Hans’ bu olumsuz ve kendisini rahatsız
eden anksiyete ve çatışmadan kurtulmak için
korkusunu başka bir nesneye, ata yöneltmiştir.
KONVERSİYON (CONVERSION):
• Konversiyon (Dönüştürme-Çevirme):
Bedenselleştirme (somatizasyon) da denilen bu
meknazima; anksiyete yaratabilecek bilinçdışı
duyguların bilinç düzeyine erişmesini
engelleyebilmek ya da zorlama yaratan çevresel
durumlardan kaçabilmek amacıyla gerçek bir
organik nedeni olmayan bedensel hastalık
belirtileri biçiminde ortaya çıkan, nevrotik
düzeyde bir savunma mekanizmasıdır.
KONVERSİYON (CONVERSION):
• Çok yoğun bir sıkıntı yaşayan, ağır bir sterese
uğramış kişi o yoğun sıkıntısını yatıştırmaya yönelik
birçok savunma mekanizması kullanır. Ama
yetmeyince konversiyon dediğimiz bedenin herhangi
bir işlevini iptal eden bir davranış sergiler.
• Örneğin felç olur, kolu-bacağı tutmaz, yürümez
olabilir. Komada gibi yatalak bir duruma gelebilir.
Kısmen bilinç kaybı olabilir, körlük, sağırlık, el-kol
titremeleri vb. olabilir.
• Böylece önce kendisine sıkıntı veren durumdan
kurtulmuş ve çevresindeki insanların ilgisini görmüş
olur. Bütün bunlar bilinçıdışı olan kişinin farkında
olmadığı işleyişlerdir. “Numara yapıyor” gibi
algılanmaması gereken ilgi ve özen gösterilmesi
gereken önemli süreçlerdir.
KONVERSİYON (CONVERSION):
• Hastanelerin acil servislerine bu tür hastalar
geldiğince bu konularda yeterli bilgisi olmayan sağlık
personeli bu hastaların bilinçli olarak bu davranışı
gösterdiğini düşünebilirler.
• Oysa konversiyon istemdışı oluşur ve bu bireylerin
başka yollardan çözemedikleri iç çatışmaları ve bu
çatışmalardan kaynaklanan kaygıları vardır.
•
Örn. Çok hasta olduğu için doktora götürülen 8
yaşındaki Okan’ın asıl korkusunun okula gitmek
istemeyişidir. Çünkü ödevini yapmayı unutmuş ve
öğretmenin ona ceza vereceğini düşünmektedir. Bu
da onda kaygı ve anksiyete yaratmaktadır. Bu
kaygıdan kurtulmak için hasta olmuştur.
YÜCELTME (SUBLIMATION):
• Yüceltme:
• Bireyin sahip olduğu toplumca onaylanmayan
(superego tarafından yasaklanmış ya da
engellenmiş) ilkel nitelikteki dürtü, eğilim ve
isteklerinlerin değişim göstererek, toplumca
kabul edilebilir bir alanda çaba harcamaya
yöneltilmesidir.
• Diğer savunma mekanizmaları gibi otomatik ve
bilinçsiz bir şekilde ortaya çıkar.
YÜCELTME (SUBLIMATION):
• Örn. Saldırganlık veya
cinsellik gibi belli bazı ilkel
dürtülerin açığa çıkmasının
uygun olmadığı koşullarda,
kişinin bu enerji birikimini
güzel sanat yapıtları, spor ve
iş başarıları gibi eylemlere
yönelterek, olumlu bir
biçimde kullanması gibi.
Yine küçükken kesici aletlere meraklı ve hayvanlara
eziyet eden birisi ilerde meslek olarak tıbbı ve
cerrahiyi seçmesi bu mekanizmaya örnektir.
YÜCELTME (SUBLIMATION):
• Bu savunma mekanizmasının diğer
mekanizmalardan farkı, oldukça sağlıklı ve
olumlu tutumlara yol açmasıdır. Bu nedenle
toplumdaki sanat ve bilim gibi yararlı uğraşlar,
idde bulunan ilkel dürtü ve güdülerin olumlu
alanlara kanalize edilmesi, beceri ve ideallere
dönüştürülmesi ve yüceltilmesi şeklindedir.
• Hayat boyunca devam eder.
• Uygarlıkların ve devletlerin kahraman kurucuları
tarafından kurulması, yüceltme mekanizması
sayesinde olmuştur denebilir.
İÇE ALMA (INTROJEKSIYON):
• İçe alma:
• Bir durum ya da bir başkasının özelliklerinin, kişinin
düşünce yapısına uydurularak benimsenmesi
durumudur. Bu şekilde sevilen bir kişinin özellikleri,
onu kaybetme tehlikesi ya da ondan ayrı kalmanın
bünyeyi sarsan acı etkilerinden korunmaya yönelik
olarak, içte yaşatılır.
• Benzer bir şekilde korkulan durum ya da kişilerin
özellikleri de, bunlardan doğabilecek olan kaygıyı
azaltmak için içe alınarak, öfke ve saldırganlık hisleri
kontrol altına alınmaya çalışılır.
• Benliğin en ilkel savunma mekanizmalarındandır.
İÇE ALMA (INTROJEKSIYON):
• Kimi yazarlar içe alma ve özdeşimin aynı
olduğunu düşünürler. Bunlara göre içe alma,
özdeşim mekanizmasının ilkel halidir.
• Örn. bebek ilk aylarında kendi varlığını anneden
ayıramayacak kadar onunla özdeşleşmiştir.
Diğer bir değişle anneyi içine almıştır. Benlik
geliştikçe özdeşim alanı daralarak kendisinin
farklı bir insan olduğunu fark eder ve onun
benimsenen yönleriyle özdeşim kurar.
İÇE ALMA (INTROJEKSIYON):
• Kimi yazarlar içe alma ve özdeşimin aynı
olduğunu düşünürler. Bunlara göre içe alma,
özdeşim mekanizmasının ilkel halidir.
• Örn. bebek ilk aylarında kendi varlığını anneden
ayıramayacak kadar onunla özdeşleşmiştir.
Diğer bir değişle anneyi içine almıştır. Benlik
geliştikçe özdeşim alanı daralarak kendisinin
farklı bir insan olduğunu fark eder ve onun
benimsenen yönleriyle özdeşim kurar.
İÇE ALMA (INTROJEKSIYON):
• İçe alma, bir insanın özelliklerinin kendisine mal
edilerek onun gibi davranılmasıdır. Ağır matem
hallerinde görülür. Örn. Kişinin kendisini ölmüş
bir insanın yerine koyarak ölen insanmış gibi
davranması.
• Bu kişiler çevrenin düşüncelerini, davranışlarını
ve karakterlerini kendisinde toplayarak ona göre
davranır.
• Bu mekanizma bireyi bir dereceye kadar
rahatlatır, fakat devamlı kullanılması orijinal
kişilikten yoksun bırakır.
UZAKLAŞMA:
• Uzaklaşma: Kişinin toplumca onaylanmayan
ilkel nitelikteki dürtü, eğilim, istek, duygu, hatta
kendi kişiliğinden kendisini uzaklaştırmasıdır. Bu
uzaklaştırma bastırma, unutma, duygusal
soyutlanma (emotional insulation) ya da
kişilikten uzaklaşma (depersonalizasyon)
şeklinde gerçekleşebilir.
• Çocukluktaki sevgi, şefkat ve bakım eksiklikleri,
erişkin yaşta kendi bedenini beğenmeme,
davranış bozuklukları ve dengenin bozulması
şeklinde karşımıza çıkabilir.
UZAKLAŞMA:
• Homeostatik dengeyi tehdit eden internal veya
eksternal bir stresöre vücut ve ruh sağlığı, hayatı
ve dengeyi koruma içgüdüsü ile reaksiyon
gösterir.
• Bu reaksiyon; ya savaşma ya da uzaklaşma
şeklinde (fight-flight) olur. Birey yenilgi nedeniyle
ortaya çıkacak olumsuz durumla karşı karşıya
kalmamak için uzaklaşmayı tercih eder.
UZAKLAŞMA:
• Duygusal soyutlanma mekanizması çeşitli
biçimlerde işleyebilir. Bunlardan biri, kişinin
diğer insanlardan bağımsızlık kazanarak
duygusal ihtiyaçlarının onlar tarafından
etkilenmesine karşı önlem almasıdır. Böyle bir
insan, ilişkilerinde duygusallığa yer vermeyerek,
duygusallıktan uzaklaşarak düş kırıklığına ve
zedelenmeye karşı korunmaya çalışır.
• Örn. Uzun süre ceza evinde kalan kişinin,
duygusal bir soyutlanma içine girmesi, tüm
amaçlarından uzaklaşması ve yarını
düşünmeksizin yaşaması ya da kaza geçiren ve
bacağını kaybeden kişinin kaza olayını
hatırlamaması bu mekanizmaya örnektir.
ÇÖZÜLME (DISSOCIATION):
• Çözülme: Bilinç dışındaki uyarımların bilinç
düzeyine çıkması ve bunların davranışlara
yansımasıdır. Anksiyete yaratıcı durumdan
uzaklaşma amacıyla bilinç durumunun
değiştirilmesidir. Kimlik, hafıza veya bilincin
normal olarak gerçekleştirdiği bir araya getirme
işlevlerindeki bozukluk veya değişikliktir.
ÇÖZÜLME (DISSOCIATION):
• İddeki yasaklanmış duyguların zamanla bilinci
zorlayarak bilinç düzeyine çıktığı görülür. Bu
durumda bilincin bu duyguların ortaya çıkmasına
neden olan uyarıcılara karşı kendini koruması bir
savunma mekanizmasıdır.
• Duygularla başedebilmek için kişisel kimlik
duygusunun değişmesi gibi.
• Normal yaşamda şiddetli ve denetim altında
tutulamayan çözülmeler görülmez. Ancak
dissosiyatif bozukluklarda ortaya çıkar.
ÇÖZÜLME (DISSOCIATION):
• Çözülme diğer savunma mekanizmaları ile başa
çıkılamayan anksiyete varlığında devreye girer.
Hastanın düşünce ve duygulanımı birbirinden
ayrılır. Zihinsel düzensizlik görülür. Oryantasyon
kaybı ve şuurda bulanma hali görülebilir. Kişi
nerede olduğunu ve ne yaşadığını
hatırlamayabilir. Başka bir kimlikle ve çok sayıda
kişilikle yaşaması tarzında olabileceği gibi çok
renkli bir delilik taklidi şeklinde de olabilir. Bu
durumda gerçeklik duygusu ileri derecede hasar
görür ve psikotik bir tablonun habercisi olabilir.
SEMBOLLEŞTİRME
(SYMBOLISATION):
• Sembolleştirme: Bilinç dışından gelen bir uyarımın, bir
isteğin gerçek anlamının dışında sembolik bir şekilde
dışa vurulmasıdır.
• Bir sembol bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde doğrudan
ifade edilmeyen bir isteğin, duygunun veya dürtünün
karşılığı olabilir.
• Sembolleştirmenin günlük yaşamamımızda önemli bir
yeri vardır.
• İletişimde kullanılan konuşma, yazma, resim vb. birer
semboldür. Rüyaların sembolik birer anlamları vardır.
Fakat savunma mekanizması olarak sembolleştirme
bunlardan tamamen farklıdır. Bilinçaltındaki uyarımın
sembolik olarak dışa vurulmasıdır. Normal yaşamımızda
manevi değerleri fazla olan gerçekte pahalı olmayan
hediyeler, nazar boncukları, uğur sayılan nesneler birer
sembolleşme ürünleridir.
SAPLANMA (FICTATION):
• Saplanma: Çocukluk
yaşantısında, iz bırakmış bir
döneme, bir bireye, nesneye
veya duruma bağlı kalmaktır.
• Gerileme ile yakından ilgilidir.
Yalnız gerileme istenmediği
halde daha önceki yaşam
evrelerine geri dönmektir.
Saplantı ise kişilik gelişimi ile
ilgili oral, anal, fallik, oidipal ve
adolesan dönemlerinin birinde
bedensel veya ruhsal yönden
takılıp kalmaktır.
SAPLANMA (FICTATION):
• Saplantı sonucunda çocukluk dönemine özgü duygu,
düşünce ve davranışlar ortaya çıkar.
• Saplantılar güdülerin doyumuna bağlıdır. Çocukluk ve
gençlik çağında güdünün doyum biçimi kişinin kaygısını
giderir.
• Freud’a göre, ego gelişimi sırasında geçtiği
basamaklardan birine saplanan birey o dönemi
atlatamaz, o dönem özelliklerini bir sonraki döneme taşır.
Örn. Uzun süre parmak emme, sigara içme veya altına
ıslatma gibi.
S. FREUD ‘a göre
EGO SAVUNMA MEKANİZMALARI:
Savunma mekanizmaları engelleme ve
çatışmaların yarattığı gerginliği azaltır. Ama
sorunu tam olarak çözmez.
Bireyin sorunlara karşı direncini arttırır. Ama
bazen gerçeklikten kopmasına neden olur.
Bazı savunma mekanizmaları sosyal olarak
olumlu sonuçlar doğurur. Ama kişiyi tam olarak
doyuma ulaştırmaz.
Bireye zaman kazandırır. Ama aşırı kullanımda
ciddi uyumsuzluk sorunları ve ruh hastalıkları
meydana gelir.
Bu örnekte yeralan
savunma makanizmasını bulunuz
Üniversite sınavında başarısız olan bir öğrenci,
beslenme koşullarının yetersiz olduğunu, çalışmak için
uygun zaman ve yer bulamadığını, dersanede
çalıştırıcısının deneyimsiz olduğunu ileri sürmektedir.
Bu öğrencinin sergilediği savunma mekanizması
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Her başarısızlıkta başarılı yanlar arama
b) Başarıya duyulan ihtiyacı görmezden gelme
c) Başarısızlıktan duyulan rahatsızlığı unutma
d) Başarısızlığının nedenlerini kendi dışında arama
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
KISA BOYLU BİRİNİN HALTER ÇALIŞMASI
YAPARAK KENDİNİ GÖSTERMESİ
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
OKUMAMIŞ ZENGİN BİR İŞ ADAMININ
FAKİR ÖĞRENCİLERE YARDIM ETMESİ
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
KENDİSİ OKUMAMIŞ BİR BABANIN
ÇOCUKLARINI EN İYİ ŞEKİLDE OKUTMAK
İSTEMESİ
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
KENDİNİ ÇİRKİN BULAN BİR KIZIN EL
BECERİLERİNİ GELİŞTİRMESİ
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
AKRABA ÇOCUKLARININ KENDİ ÇOCUKLARINDAN
DAHA BAŞARILI OLDUĞUNU GÖREREK KISKANAN
ANNE BABANIN “NEDE OLSA HAYATTA HERŞEY
OKUMAK DEĞİLDİR. DÜNYADA OKUMAKTAN DAHA
ÖNEMLİ ŞEYLER VAR” DEMESİ
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
GOL YİYEN KALECİNİN KALE DİREĞİNİ TEKMELEMESİ
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
YARIŞMADA BİRİNCİ GELEN ATLET, BAŞKA BİR
YARIŞTA İKİNCİ GELİYOR. NEDEN 2.OLDUĞU
SORULDUĞUNDA “AYAĞIMI İNCİTTİM” DEMESİ…
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
BİR KİŞİNİN GİTMEK İSTEMEDİĞİ BİR DOĞUM GÜNÜ
PARTİSİNİ UNUTMASI
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
BABASIYLA TARTIŞAN BİR GENCİN ELİNDEKİ BARDAĞI
YERE ATMA
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
MAHALLE MAÇLARINDA EN SEVDİĞİ FUTBOLCUNUN
FORMA NUMARASINI GİYEREK VE ONUN
HAREKETLERİNİ YAPMAYA ÇALIŞMAK
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
AŞAĞIDAKİ ÖRNEĞE UYGUN SAVUNMA
MEKANİZMASINI SÖYLEYİNİZ.
ÖĞRETMENİN KENDİSİNİ KASITLI OLARAK SINIFTA
BIRAKTIĞINI DÜŞÜNEN VE BUNU İÇİNE
SİNDİREMEYEN BİR GENCİN, DERS KİTABINI TAHTAYA
FIRLATMASI.
SAVUNMA
MEKANİZMASI:………………………………
Download