GÜNDEM ETKİNLİK
Kendine Yeten Kentler
Mümkün mü?
ÇEDBİK’in düzenlediği 3. Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi, 20-21 Şubat’ta Swissotel the Bosphorus’ta
gerçekleşti. Zirvede, son yıllarda gerçekleşen başarılı sürdürülebilir projelerin yaratıcıları tarafından
yapılan sunumlar ilgi ile karşılandı. Gayrimenkul Türkiye olarak biz de, sunumları ile dikkat çeken
tasarımcılardan Bill Dunster, Carlo Ratti ve Patrick Bellew ile söyleşi gerçekleştirdik.
1. 2012 Olimpiyatları açılış seremonisi, Londra
2. Gardens By The Bay, Singapur
3. Bio İstanbul, İstanbul
4. Shanghai Tower, Şangay
C
evre Dostu Yeşil Binalar Derneği
(ÇEDBİK)’in, “yapı sektörünün
yeşil dönüşümüne liderlik etmek”
amacıyla bu yıl üçüncü kez düzenlediği
Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi, 20-21
Şubat tarihlerinde dünyadan pek çok
değerli konuşmacıyı ve yaklaşık 900
katılımcıyı ağırladı. Zirvede, yenilenebilir
enerji teknolojileri, yeşil finansman, yerel
yönetimler, STK ve meslek odaları, yeşil
bina değerlendirme sistemleri, malzemeinovasyon, teşvikler, sürdürülebilir kentler
ve toplumlar tartışılarak, Türkiye’den ve
dünyadan güncel sürdürülebilir projeler
paylaşıldı. Sürdürülebilir projelerin en iyi
örneklerini bir araya getirerek, yenilikçi
fikir ve modellerin katılımcılarına ilham
vermesini amaçlayan konferansta görüldüğü üzere, yabancı yatırımcılar gibi,
yabancı tasarımcılar da Türkiye hakkında
hiç de karamsar değil.
1
2
Gayrimenkul TÜ RK İYE
3
MART-NİSAN 2014 — SAYI 36
4
36
GÜNDEM ETKİNLİK
Bill Dunster:
“Türkiye, yeşil dönüşüm
için yeterli kaynağa
sahip”
İngiliz mimar Bill Dunster, Zirve’nin ilk
gününde gerçekleşen sunumunda, sıfır
karbon karma projesi “BedZED”i tanıttı.
Yalnızca proje içinde bulunan yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen enerjiyi
kullanan projesinde, ünitelerin güneş
enerjisinin etkin bir şekilde kullanılması
için güneye dönük tasarlanmasından,
yağmur suyunun geri kullanılmak üzere
toplanmasına kadar her şey sıfır karbon
etiğiyle bir yerleşim oluşturacak şekilde
tasarlanmış. Dairelerin yüksek kalite
standartları ile inşa edildiği projede,
yenilenebilir inşaat malzemeleri ve geri
dönüştürülebilir kaynaklar seçilmiş.
Hatta malzemeler, inşaat alanına taşırken
kullanılacak enerji ve maliyetini düşürmek
için sadece yaklaşık 60 km yarıçapında bir
alandan seçilmiş.
Sıfır karbon tasarımlar üzerine çalışmaları ile sürdürülebilirlik üzerine pek
çok ödül almış Dunster ile Türkiye’de
yeşil dönüşümün nasıl sağlanabileceği ve
BedZED üzerine konuştuk.
Gökçe Tüfekçi: Sunumunuzda, tasarladığınızın bir yaşam tarzı olduğunu
söylediniz. Aslında bu, mimarlıktan
çok daha fazlası. Düşünme şeklinde bir
değişiklik söz konusu.
Bill Dunster: Evet. Kanıtlamanız gereken,
bu değişikliklerin daha iyi yaşam kalitesi
getireceği. Daha iyi yaşam kalitesi ise katma değer getirir. Fon bulmak için asıl olay,
teknik verimlilikten değil, nasıl yeterli artı
değer yaratılacağından bahsetmek.
BD: Projeleri nasıl fonlarsınız? Öncelikle,
ölçek ekonomilerini artırmanız gerek.
Prototip projeler her zaman %30 daha pahalı olacaktır. Her ülkede bu böyledir. Bu
fikirlerin gerçekten çalıştığını göstermek
için projeleri yapıp, yapı endüstrisi tedarik
zincirini garanti altına aldıktan sonra
yeterli sayıda ünite için uygulama; ev, ofis,
yeni kentsel projeler yapabilirsiniz.
GT: Aslında “Yeşil stok” ile ilgili sorun
şu: İklim değişikliği veya benzer negatif
bir şeyin korkusuyla hareket ediliyor.
BD: Kesinlikle. Bu, mühendislik sorunu
olur, maliyet sorunu olur, politik bir sorun
olur, geliştiricinin sorunu olur…Her zaman
sistemdeki bir sonraki adamın sorunudur
yani! Değişim bir sene gibi kısa bir sürede
yaşanabilir. 20 sene süreye ve politikalara
ihtiyaç yok. Türkiye’nin doğal sermayesi;
güneş enerjisi başta olmak üzere, yenilenebilir enerji kapasitesi yüksek. Aynı
zamanda iyi bir üretim temeli var, büyüyen bir ekonomi. Yüksek inşaat standartlarına ve Avrupa’nın çevre standartlarına
ulaşabilirsiniz. Bu, yapı sektöründe bir
tedarik zinciri oluşturacak ve uzun süreli
iş imkanları yaratacaktır. Dahası, ihracat
pazarınızı büyütecek, fosil yakıt ithalatınızı da azaltacak, hava kalitenizi yükseltecek, ses kirliliğini düşürecektir.
GT: Bunların olması için önce, bu işten
kâr sağlayacak olan grupların lobi yapması gerektiğini düşünmüyor musunuz?
BD: Hayır. Tüketici her zaman kendi
çıkarı doğrultusunda hareket eder. Bu işin
toplamında, ekonomik açıdan veya yaşam
kalitesi açısından bir avantaj olduğunu
gösterebilirseniz, ilerleme kaydedersiniz.
Bunu yapmak için en iyi yol, yeterince büyük bir geliştirme projesini alıp, değişimi
bir anda gerçekleştirmek. Kesinlikle bir
değişim yaratırsınız, sektör de bir daha
eskisi gibi olmaz.
GT: İlk adımı kim atacak peki?
BD: Aslında Brezilya, Çin, Japonya, Güney
Kore. Avustralya zaten bunu yapıyor. Sizin
de yapmamanız saçma, yeterli kaynağınız
var. İngiltere’de yılda en fazla 120.000
ünite üretiyoruz, siz ise sadece İstanbul’da
senede 1 milyon yapıyorsunuz. Fırsatınız
var, ama bunu yapacaksanız amaç, en
yüksek standardı yakalamak olmalı.
GT: Resimlerden gördüğüm kadarıyla
tasarımınız oldukça mütevazı, basit.
Tasarımın ön planda olduğu bir ürün
değil bu, daha çok mühendisler ve malzeme üreticileri ile bir işbirliği ön plana
çıkıyor. Mimarların bu fikri benimseyeceğini düşünüyor musunuz?
BD: Evet. Çağdaş bir yerel mimari söz
konusu. Burada uygun maliyetli çözümler
üretmekten kaynaklanan bir mühendislik
rasyoneli var. İstanbul’da 1 milyon konut
yapacaksınız, bunlar anıtsal binalar olmayacak, normal insanların evleri olacak.
Mimarlar bunu anlayıp bu fikri benimsedikten sonra tasarımda bireysellik devreye
girecektir.
GT: İnşaat sektöründe bu dönüşümün ne
kadar zaman alacağına dair bir öngörünüz var mı?
BD: İngiltere’de 10 yılımızı almıştı, ilk konuşmaların başlayıp, üretimin yapılmasından, fiyatların belirlenmesine kadar. Yavaş
bir süreç ve çok büyük emek sarf ediliyor,
ama buna değer. Türkiye, oyuna başlamak
için gereken her şeye sahip. Biz de bu
gelimelerin içinde olmayı çok isteriz.
BedZED (Beddington Zero Fossil Energy Development) sıfır karbon
konusunda İngilizlerin ilk ve en büyük projesi olarak kabul ediliyor.
GT: Projelere nasıl fon buluyorsunuz?
Gördüğüm kadarıyla çok kolay olmuyor.
37
MART-NİSAN 2014 — SAYI 36
Gayrimenkul T ÜRK İ YE
GÜNDEM ETKİNLİK
hakkında araştırmalar yapıyor, sensörlerin
ve elektroniğin çevre ve mimariyle ilişkisini inceliyor. Amerikan Wired dergisi
tarafından dünyayı değiştirecek 50 isimden biri seçilen Ratti ile, yeni sensör ve
elektronik araçlarla “kent” kavramına yeni
bakış açısını zirve katılımcılarıyla paylaştıktan sonra bir söyleşi gerçekleştirdik.
Carlo Ratti:
“Vatandaşların kentle
daha çok iç içe geçtiği
bir yaşam anlayışına
geçilmeli”
İtalyan mimar, mühendis, eğitimci ve aktivist Carlo Ratti, “Akıllı Kent” projesi üzerine yaptığı sunumla zirvenin en çarpıcı
konuşmalarından birine imza attı. MIT’de
(Massachusetts Institute of Technology)
öğretim görevlisi olarak çalışan Carlo Ratti, enstitü içinde kurduğu SENSEable City
Laboratuvarı’nın yöneticisi. Canlılar gibi
şehirlerin de hissedebildiğini ve karşılık
verdiğini savunan Ratti, laboratuvarında
yeni teknolojilerin şehir hayatını, tasarımını ve şehircilik anlayışını nasıl etkilendiği
GT: Öncelikle bu fikrin çıkış noktasına
değinmek istiyorum. Projeleriniz, çok
çeşitli disiplinlere önemli katkılarda
bulunuyor. Siz başlangıçta tam olarak
ne düşünmüştünüz?
Carlo Ratti: Bizim bakış açımızdan
laboratuvar, 9 sene önce MIT’de, dijital ve
fiziksel mekan arasında ilginç bir mekan
daha olduğunu fark etmemizle kuruldu.
Son birkaç senede olan şey ise şu: Dünyanın her tarafından kentler; trafik, atık
yönetimi, enerji gibi konularda operasyon
yönetim şeklini değiştirebileceklerini
fark ettiler. İnsanlar bu akıma Akıllı Kent
(Smart City) adını verdi ve bu aktivite
alanı oluşmuş oldu.
GT: Sunumunuzu izlerken İstanbul’u
düşündüm. Gerçekten çok büyük bir
kent ve bu kent ile ilgili veri toplamak;
hem kentin büyüklüğü hem de resmi kurumlar ile süreçlerin verimsiz ilerlemesi
sebebiyle çok zor. Siz, böyle bir kentte
MART-NİSAN 2014 — SAYI 36
GT: Projenizin kentlerin ekonomik yapısını nasıl değiştireceğini düşünüyorsunuz? Mekan ve ekonomi ara kesitinden
bahsediyorum aslında.
CR: Akıllı şehirler yaratmanın etkisinin
yalnızca tek boyutlu olmadığını düşünüyorum. İnternetin kullanımını düşünün
mesela, mikro ölçekli projelerden çok büyük projelere kadar, sınırsız bir platform.
Akıllı şehirlerde de durum buna benzer.
Aslında bu şehirlerde gerçekten internetin
daha mekansal bir şeye dönüşmesi, kentlerimize girmesi gibi bir durum söz konusu.
İnternetin mekana gömülmesi. Uygulama
alanları çoğaltılabilir: trafik, genel anlamda mobilite, enerji, atık yönetimi, kaynak
yönetimi... Kentlerde gerçekleşen bütün
bu operasyonlar hakkında veri paylaşılabilmesi için, vatandaşların kentle daha
çok iç içe geçtiği bir yaşam anlayışına
geçilmeli. Zaten verileri paylaştıklarında
insanlar, kentin kendisiyle daha farklı bir
ilişki içinde olacaklar. Mesela İstanbul’da
da, Taksim Gezi protestolarının dinamiklerini kullanmayı Taksim Meydanı
için düşünebiliriz, protesto amaçlı değil
ancak içinde yaşanılan kenti daha iyi hale
getirmek için.
GT: Tamam, peki sırada ne var? Başka
hangi kentler ya da kentsel alanlarda
çalışmayı planlıyorsunuz?
CR: Evet, şu sıralar çok çalışıyoruz ve çok
sayıda projemiz var. Şu anda gördüğümüz
kadarıyla yalnızca dijital ve fiziksel mekan
ara kesitinin yanı sıra, biyolojik bilimlerde
de çalışılacak çok iyi ortamlar var. Yani
biraz biyoloji mühendisliği de ekleyeceğiz,
bu alanda giderek daha çok şey yapıyoruz. Kirlilik konusunda çok çalışıyoruz:
hava kirliliği ve kalitesi. Aynı zamanda
gelişen teknolojinin, kentlerde nasıl hareket ettiğimize etkilerine bakacağız. Şu an
Boston ve Singapur’dayız, gelecek yıl ise
Amsterdam’da bir lab açacağız.
İspanya’da su temalı 2008 Zaragoza Fuarı kapsamında tasarlanan
Digital Water Pavillion, fuar süresince turist ofisi ve Digital Mile
Project’in bilgi noktası işlevini gördü.
Gayrimenkul TÜ RK İYE
nasıl yol izlerdiniz?
CR: Öncelikle, bence İstanbul çok güzel
bir kent. Kompleks, aynı zamanda güzel
bir topografyaya sahip. Burada yalnızca
resmi kurumlardan toplanabilecek veriden
değil, aynı zamanda kentte yaşayanların
da paylaşabilecekleri veriden bahsediyorum. Bu proje ile ilgili aslında en güzel şey,
vatandaşların veriye katkıda bulunabilmesi, bu verinin de toplum tarafından açık
bir şekilde kullanılabilmesi.
38
GÜNDEM ETKİNLİK
GÜNDEM ETKİNLİK
Patrick Bellew:
“Tasarım, yalnızca bir
mimarın pazarlanacak
bir konsept
geliştirmesinden çok
daha fazlası”
Zirvenin ikinci gününün en çok dikkat
çeken sunumlarından birini ise, Singapur Kent Yönetimi tarafından “City In a
Garden” vizyonu dahilinde açılan yarışma
ile hayata geçirilen Gardens By the Bay
projesinin mühendisleri Patrick Bellew ve
Neil Thomas gerçekleştirdi. Singapur marinasında 30.000 m2’lik bir alanda hayata
geçen Gardens by the Bay, yüksekliği 2550 m olan yapay ağaçların güneş paneli,
vantilatör ve yağmur suyunu filtreleme
görevi görerek çoklu çözümler sağlamasıyla sürdürülebilirlik konusunda uluslararası bir örnek olarak gösteriliyor. Kendi
enerjisini üreten dünyanın en büyük
tropikal bahçesi Gardens by the Bay’in
mühendislerinden Patrick Bellew ile proje
hakkında konuştuk.
Aralarında yalnızca 100 mil olmalarına
rağmen Kuala Lumpur çok daha sıcak,
gölgelerden yararlanamıyorsunuz, yani
tamamen farklı bir çevre oluşturuyor.
Sunumda belirttiğim gibi, işveren de
çok önemli. Bizim işverenimiz, sürdürülebilirliklik konusunda son derece açık
fikirliydi. Bu yüzden karşılaştığımız her
bir zorluk karşısında, aslında düşünebildiğimiz her şeyi gerçekleştirebildik. Bu
projede hayal edebileceklerimizin bir sınırı yoktu, bu yüzden de bu projede olmak
harikaydı.
GT: Sürdürülebilir bir proje geliştirme bağlamında, gelişmiş ülkeler ile
gelişmekte olan ülkeler birbirinden
nasıl ayrılıyor? Kişisel fikrinizi merak
ediyorum.
PB: Gelişmekte olan ülkelerde şu tür bir
eğilim var: “Biraz güneş paneli veya yel
değirmeni satın alalım da sürdürülebilir
bir proje yapmış olalım.” Binanın tepesine
güneş paneli yerleştirerek sürdürülebilir
bir proje gerçekleştiremezsiniz, bu anlayış
kötü projeye götürür. Ana fikir, binanın
daha iyi çalışmasını sağlamak, bu yüzden
mimarla işbirliği bu kadar çok önemli.
Gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye, tasarım konusunda bir tavır geliştirmelidir.
Tasarım, bütünsel bir süreçtir. Yalnızca bir
mimarın oturup pazarlanacak bir konsept
geliştirmesinden çok daha fazlasıdır.
Bizim vermeye çalıştığımız mesaj da bu:
MART-NİSAN 2014 — SAYI 36
GT: Sürdürülebilirlik, daha çok ofis ve
konut projelerinde duyduğumuz bir
kavram. Ama siz şimdi bir park tasarladınız. Sizce sürdürülebilir tasarımın
gelecekteki yönü nedir?
PB: Bence piyasayı her zaman, dolu, kullanılan binalar yönlendirmiştir. Üniversiteler bu yüzden bu konuda her zaman
bayraktarlık ediyor. Ne yazık ki bir binayı
inşa edenler o binada yaşamıyorlar, veya
bir ofis projesi inşa edenler o ofiste çalışmıyor, faturalarını ödemiyor, projenin tüm
avantajları ve dezavantajları ile birlikte
yaşamıyorlar. Bize göre bu, üç aşamalı bir
yayılma: üniversiteler ile başlıyor, daha
sonra otellere yayılıyor, en son ise mülk
sahipleri, konut inşa edenler, kısaca ticaret
dünyasında daha yaygın hale gelmeye
başlıyor. Tüm bir süreç bir anda gerçekleşmiyor tabii ki, aslında yavaş yavaş geliştiriciler de bu konuda fikirlerini değiştirmeye başlıyorlar, ofis geliştiricileri de öyle.
Bu gerçekten zor bir pazar. Bir geliştirici,
bir binayı, sırf yabancı kiracılar LEED
sertifikalı bina istiyor diye sertifika alma
yoluna gidebiliyor. LEED ve BREEAM gibi
sertifikalar artık binaya değer katıyorlar.
Çünkü binayı kiralayamazsa, nasılsa geliştirici için kullanılamaz halde demektir.
Bu risk hakkında bakış açısı yavaş yavaş
değişiyor.
Gardens By The Bay projesi için tasarlanan süper ağaçların tepelerinde
bulunan fotovoltaik piller, karbon salım düzeyini minimuma indiriyor.
GT: Sizi bu projenin içinde olmaya teşvik eden fikir neydi? Bu proje, Singapur
Kent Yönetimi’nin “City In a Garden”
vizyonunun bir parçası aslında, siz de bu
vizyonu benimsediniz mi?
Patrick Bellew: Evet, bence bu mükemmmel bir vizyon. Bir bütün olarak “City In
a Garden” fikri, yaratılacak tüm projeler
için bir şablon oluşturuyor. Yeşil alan
yaratmak kadar olağanüstü yeşil binalar
yaratmak için de fırsatlar sunuyor. Bu
aslında çok temel bir anlayış: “Yeşil alanlar, kentin akciğerleridir.” Bunun gibi bir
şey. Singapur’la örneğin, Kuala Lumpur’u
karşılaştıralım, sürdürülebilirlik konusunda aynı yaklaşımı sergilemeyen iki kent.
Gayrimenkul TÜ RK İYE
Bütünleşmiş bir tasarım, gerçekten optimize edilmiş bir binaya götürür.
40
Download

Kendine Yeten Kentler Mümkün mü?