Eğitici Eğitimi
Doç.Dr.Ayşe Uyduranoğlu
Doç.Dr.Gresi Sanje
Dünya'da ve Türkiye'de Enerji Kaynakları
Enerji bir cisim ya da sistemin iş yapabilme kapasitesidir ve ısı, ışık vb.
anlamda ortaya çıkan güç anlamına gelmektedir.
Enerji, insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için vazgeçilemez bir
kaynaktır.
Ateşin keşfi ile insanoğlunun yaşamı değişmiş, enerji kaynakları ile
yadsınamaz bir ilişki kurulmuş ve bu ilişki Endüstri Devrimi ile yeniden
şekillenmiştir.
Daha
önceleri
ülkelerin
ekonomisinde insan ve hayvan
gücüne bağlı tarımsal aktiviteler
önemli bir yere sahipken, Sanayi
Devrimi ile enerji kaynaklarına
olan talep artmıştır.
Sanayi Devrimi makineleşmeyi yani enerji ile çalışan makine ile
üretimi
ve
yaşamayıberaberinde getirmiştir.
Sanayi
Devrimi'nin
en
önemli
gelişmelerinden biri 1763'te James Watt
tarafından
buharlı
makinenin
bulunmasıdır. Bu icattan sonra buhar ile
çalışan gemiler, lokomotifler vb.
makineler tasarlanarak, bu makineler
günlük hayat içinde kullanılmaya
başlanmıştır.
Sanayi Devrimi'nden günümüze enerjiye
olan talep hızlı bir şekilde artmıştır.
Günümüzde enerji, üretim sürecinde
önemli bir girdi olup, bir ülkenin temel
sosyo-ekonomik göstergeleri içinde
dikkate değer bir yere sahiptir.
Enerji Kaynakları
Enerji kaynaklarını iki ana grupta toplamak mümkündür:
• Yenilenemez enerji kaynakları (fosil enerji kaynakları)
• Yenilenebilir enerji kaynakları
Yenilenebilir Enerji Kaynakları
Yenilenemez Enerji Kaynakları
Güneş enerjisi
Petrol (Fosil yakıtlar)
Hidroelektrik enerji
Kömür
Biokütle enerji
Doğal gaz
Rüzgar enerjisi
Nükleer enerji
Jeotermal enerji
Yenilenemez Enerji Kaynakları
(Fosil Enerji Kaynakları)
Konvansiyonel enerji kaynakları (Mineral yakıt olarak da bilinir):
• Kömür: Ormanların fosilleşmesinden, bataklıklardaki bitkilerden ve bitkisel
atıklardan oluşur. Fosillerin üzerinde biriken çökelti tabakaları zamanla
sıkışarak kömüre dönüşür.
• Petrol: Hayvan atıklarından ve bitkilerden oluşur. Karaların hemen altında
ya da deniz altındaki yataklarda bulunur. Petrolün oluşumu denizlerde
başlar. Ölmüş planktonların kalıntıları denizin dip tabakalarında birikerek
gömülür , jeotermal etkiyle ısınır ve petrol oluşur.
• Doğalgaz: Petrol çok yüksek sıcaklıklarda piştiğinde doğalgaza dönüşür.
Her bir konvansiyonel enerji
kaynağı,
farklı
miktarlarda
hidrokarbon içermektedir.
Kullanıldıklarında, başta karbon
olmak üzere, hem insan sağlığı
hem de çevre için zararlı gazlar
havaya salınmaktadır.
Fosil yakıtların kullanılmasıyla havaya salınan
gazların bir kısmı atmosferde doğal olarak
bulunmaktadır. Dolayısıyla bu tür yakıtların
kullanılmasıyla ortaya çıkan gazlar atmosfer
dengesinde değişiklik yaratmaktadır.
Karbon havada oksijen ile birleşerek karbondioksit gazını oluşturmaktadır ve
bu gazın atmosferde kalma süresi 100 ile 1000 yıl arasındadır.
Kömür, karbondioksit gazının atmosfere salımından en fazla sorumlu olan
konvansiyonel enerji türüdür. Doğalgaz ve petrol ise fosil yakıtlar içinde daha
az karbon salımına neden olmaktadır.
Konvansiyonel enerji kaynaklarının üç temel özelliği mevcuttur:
1.
2.
3.
Kaynakları sınırlıdır
Kaynaklar dünya genelinde eşit olmayan şekilde dağılmıştır
Konvansiyonel enerji kullanımı ve bu enerjinin dönüşümü çevre kirliliğine
yol açmaktadır
1. Kaynakları sınırlıdır
Konvansiyonel enerji kaynak rezervleri sonsuz değildir
1. Kaynakları sınırlıdır
Yakın bir gelecekte konvansiyonel enerji kaynak rezervlerinin biteceği
öngörülmektedir. Bunun en büyük nedeni enerjiye olan talebin, doğanın
kendini yenileme kapasitesinin çok üstünde seyretmesidir.
Tablo 1’de konvansiyonel kaynak rezervlerinin kaç yıl dayanacağını
gösteren veriler yer almaktadır. Dünyanın enerjiyi daha tasarruflu
kullanmaması halinde yakın bir gelecekte enerji krizlerinin yaşanacağı ve
üretim maliyetlerinin giderek artacağı öngörülmektedir.
Kaynaklar
Dünya
Rezervi
(2011)
225.4
Dünya Rezervlerinin
Kullanılabilme
Süreleri (Yıl)
54
Dünya Fosil Yakıt Değerleri (2011)
Üretim
Tüketim
Tüketim
(Mtep*)
(Mtep*)
Payı
3995.6
4059.1
38
Petrol (milyar ton)
Doğal gaz
208.4
64
2954.8
2905.6
(trilyon m3)
Kömür (milyar ton)
Taş kömürü
404.76
112
3955,5
3724.3
Linyit
456.18
TOPLAM
10905.9
10689
*Mtep: Milyon tona eşdeğer petrol
Kaynak: Koç, E. ve Şenel, M. 2013, Dünyada ve Türkiye’de Enerji Durumu Genel
Değerlendirme, Mühendis ve Makina, 54, 639, 32-44.
Tablo 1: Fosil Kaynaklı Yakıtların Dünyadaki Durumu
*Mtep: Milyon ton eşdeğer petrol
27.2
34,8
100
2. Dengesiz Dağılım
Enerji kaynaklarının dünya üzerindeki dağılımı eşit değildir.
Örneğin; İran, Azerbaycan ve Rusya gibi ülkeler doğalgaz bakımından
zengin ülkeler iken, Suudi Arabistan ve Irak petrol bakımından zengin
ülkelerdir.
2. Dengesiz Dağılım
Kaynakların kısıtlı olması ve dengesiz dağılımı, ülkemiz açısından enerji
güvenliği sorununu gündeme getirmektedir.
Ülkemiz, daha sonra inceleyeceğimiz gibi, enerji kaynakları bakımından zengin
bir ülke değildir.
Her geçen gün artan enerji talebi, enerji ithalatını da arttırarak ülkemiz
ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Bu nedenle Türkiye’de
enerji tasarrufu çok önemli bir konudur.
3. Çevre Kirliliği
Enerji kullanımının ve dönüşümünün çevre kirliliğine yol açması üçüncü
özelliktir.
3. Çevre Kirliliği
Günlük hayatta gerek üretim gerekse tüketim aktiviteleri için kullandığımız
enerji daha sonra detaylı olarak inceleyeceğimiz küresel iklim değişikliğinin en
temel nedenidir.
Enerjinin vazgeçilemez bir kaynak oluşu ile iklim değişikliğinde kilit rol
oynaması arasında oluşan ikilem, enerjinin tasarruflu kullanılmasını gerekli
kılmaktadır.
Yenilenebilir Enerji Kaynakları
Sürekli devam eden doğal süreçlerde var olan enerji akışından elde edilen
enerjidir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının en önemli özelliği, enerji kaynağından alınan
enerjiye eşit miktarda ve hızlı bir şekilde kendini yenileyebilmesidir.
Ayrıca atıkların işlenmesi sonucu elde edilen yakıtlar, küresel iklim değişikliğini
olumlu yönde etkilemektedir.
Başlıca Yenilenebilir Enerji Kaynakları
1.
Güneş enerjisi; güneşin verdiği ısı ve
ışık kullanılarak enerji üretilir.
Örneğin,
gün
içindeki
ısının
kullanılarak sıcak su elde edilmesi.
2. Rüzgar enerjisi; rüzgar türbinleri
vasıtası ile doğrudan elektrik üretir.
Başlıca Yenilenebilir Enerji Kaynakları
3. Hidrogüç; suyun gücünden
faydalanılarak elektrik üretir
(Hidroelektrik santralleri).
4. Biyokütle; organik atıkların
(tezek gibi) yanı sıra bitkisel yağ
atıklarının işlenmesi sonucu elde
edilen yakıtlardır.
Başlıca Yenilenebilir Enerji Kaynakları
5. Jeotermal; yeraltı termal suları, buharı ve gazları kullanılarak elde edilen
enerji.
6. Dalgaların gel-git kuvvetinin oluşturduğu enerjiden elektrik üretilir.
Kaynak: Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü
http://www.mta.gov.tr/v2.0/daire-baskanliklari/enerji/images/siteharitalar/1.jpg
Yenilenebilir enerji kaynaklarının en
büyük özellikleri, elektrik üretimi
esnasında karbon ve diğer gazların
salımına neden olmamaları, böylece
üretim aşamasında da çevre dostu
kalmalarıdır.
Enerji Dönüşülebilirliği
Hem konvansiyonel enerji kaynakları
hem
de
yenilenebilir
enerji
kaynakları
sınıflandırılırken
dönüşülebilirlikleri göz önüne alınır.
Birincil Enerji Kullanımı
Herhangi bir enerji dönüşümünden geçmemiş enerji kullanımıdır.
Enerji kaynakları doğal ve elektriğe dönüştürülmemiş halleri ile
kullanılıyorlarsa, bu durum birincil enerji kullanımı olarak adlandırılır.
Birincil Enerji Kullanımı
Kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtların elektriğe dönüştürülmeden direkt olarak
konutların ısıtılması; petrolden benzin, motorin gibi petrol türevinin elde
edilmesi işlemleri birincil enerji kullanımıdır.
Bu kaynakların elektrik üretimi için talep edilmeleri de birincil enerji kullanımı
olarak adlandırılır.
Hidrolik enerji, rüzgar enerjisi, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi
yenilenebilir kaynakların da elektrik üretimi için talep edilmeleri birincil enerji
kullanımı kapsamına girer.
İkincil Enerji Kullanımı
• İkincil
enerji
kullanımı,
enerji
kaynağının
başka
bir
enerjiye
dönüştürülerek kullanılmasıdır.
• En tipik örnek, hem konvansiyonel
enerji
kaynaklarından
hem
de
yenilenebilir kaynaklardan üretilmiş
olan elektriğin kullanımıdır.
• Ayrıca petrolün işlenip, motorin ve
benzin haline getirilerek, taşıtlar
tarafından kullanılması da ikincil enerji
kullanımı olarak tanımlanabilir.
Kaynaklar
Dünya
Rezervi
(2011)
225.4
Dünya Rezervlerinin
Kullanılabilme
Süreleri (Yıl)
54
Dünya Fosil Yakıt Değerleri (2011)
Üretim
Tüketim
Tüketim
(Mtep*)
(Mtep*)
Payı
3995.6
4059.1
38
Petrol (milyar ton)
Doğal gaz
208.4
64
2954.8
2905.6
(trilyon m3)
Kömür (milyar ton)
Taş kömürü
404.76
112
3955,5
3724.3
Linyit
456.18
TOPLAM
10905.9
10689
*Mtep: Milyon tona eşdeğer petrol
Kaynak: Koç, E. ve Şenel, M. 2013, Dünyada ve Türkiye’de Enerji Durumu Genel
Değerlendirme, Mühendis ve Makina, 54, 639, 32-44.
27.2
34,8
100
Enerjiye olan talep dünya genelinde her geçen gün artmaktadır.
Bu artışa yol açan faktörler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
1.
2.
3.
4.
5.
6.
Sanayideki gelişmeler
Hızlı nüfus artışı
Şehirleşme
Enerji kaynaklarının verimli kullanılamaması
Enerji tasarrufu konusunda toplumda bilinç oluşturulamaması
Günlük hayatta kullanılan elektrikli cihazların her geçen gün çeşitlenmesi
ve kullanımının yaygınlaşması
Ülke
Kişi Başına Elektrik
Kişi Başına Enerji
Enerji Yoğunluğu
Kişi Başına CO2
Tüketimi (kWh/kişi)
Tüketimi (tep/kişi)
(tep/bin dolar)
Emisyonu
(ton/kişi)
İzlanda
53072
17.42
0.52
10.52
Norveç
25376
8.77
0.14
9.14
Kuveyt
20965
11.92
0.26
32.87
Katar
18395
15.7
0.17
39.95
Kanada
17620
9.58
0.22
18.1
İsveç
16656
5.34
0.14
5.8
ABD
13926
7.28
0.17
19.31
BAE
13837
11.05
0.19
28.73
Finlandiya
13653
5.14
0.20
9.8
Türkiye
3058
1.59
0.11
4.33
Dünya
3155
1.87
0.19
4.88
Kaynak: Koç, E. ve Şenel, M. 2013, Dünyada ve Türkiye’de Enerji Durumu Genel Değerlendirme,
Mühendis ve Makina, 54, 639, 32-44.
Tabloda görüldüğü üzere, Türkiye hem kişi başına düşen elektrik tüketiminde
hem de kişi başına düşen enerji tüketiminde dünya ortalamasının altında yer
almaktadır. Ancak artan nüfus ve gelişmişlik düzeyiyle orantılı olarak kullanım
miktarlarının artması beklenmektedir.
Ülkemiz 2011 yılı itibari ile enerji tüketiminde 23. ülke konumundadır.
Maalesef enerji tüketimimizin büyük kısmı ithal edilen petrol ve doğalgazdan
karşılanmaktadır.
• İthal edilen gazlar arasında doğalgaz %33 ile ilk sırada yer alırken, onu %27
ile petrol takip etmektedir.
• Kömür, linyit ve hidrolik ithalatı payları ise %15, %14 ve %4 olarak
gerçekleşmiştir.
• Artan nüfus, sanayileşme ve şehirleşme sonucu Türkiye, 1990 yılında enerji
tüketiminin %48.1’ini kendi kaynakları ile karşılayabilirken, 2011 yılında bu
oran %28.2’e düşmüştür.
Bu
veriler,
Türkiye’nin
enerji
konusunda başka ülkelere olan
bağımlılığının her geçen gün arttığını
göstermektedir.
Doğalgaz üretimi, tüketimin ancak
%2’sini karşılamaktadır.
Özellikle konut ve işyerlerinde
doğalgazın
ısınma
amaçlı
kullanılmaya başlaması ve elektrik
üretimindeki payının yükselmesi ile
1987 yılından bu yana Türkiye’nin
doğalgaz tüketimi 87.75 kat artmıştır.
Türkiye’nin enerji faturası gayri safi milli hasılaya (GSMH) oranla gittikçe
büyümektedir. Enerji kaynaklarının artan fiyatı, bu büyümede önemli rol
oynamaktadır.
Petrolün 1995’te 17 Dolar olan varil fiyatı 2011 yılı sonu itibariyle 111 Dolara
çıkmıştır. Toplam ithalatın %21’ini enerji kaynakları ithalatı oluşturmaktadır.
Enerji gereksinimimizin çoğunluğunun ithalat aracılığı ile karşılanması ülke
ekonomisi üzerinde hem yük oluşturmakta hem de dışa bağımlılığımız nedeni
ile enerji güvenliği sorununa yol açmaktadır.
Türkiye’de 2012 yılı itibariyle elektrik üretiminde kullanılan farklı enerji
kaynaklarının payı tabloda yer almaktadır:
Konvansiyonel enerji kaynakları açısından zengin olmayan ülkemiz,
yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengindir. Özelikle güneş
enerjisi ve rüzgar enerjisi potansiyelimizin kullanılması, elektrik üretiminde
önemli bir kazanç sağlayabilecektir.
Elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını arttırmak hem
dışa bağımlılığımızı azaltarak ülke ekonomisine katkıda bulunacak hem de bir
sonraki bölümde bahsedilen iklim değişikliği sorunu ile mücadelede önemli
bir rol oynayacaktır.
Aşağıdaki tablo Türkiye’de 2020 yılında enerjinin kullanım alanını mercek
altına almaktadır. Buna göre, konut ve ulaştırmada kullanılan enerjinin,
toplam enerjinin neredeyse %50’sine denk geleceği öngörülmektedir.
Elektrik talebi artışımızın yıllık
%6.7
ile
%7.5
arasında
gerçekleşmesi beklenmektedir. Bu
talep karşısında hem enerji
tasarruf hem de yenilenebilir
enerji yatırımı önemli bir seçenek
olarak durmaktadır.
Enerji tasarrufunun, bütün sektörlerde birey bazında alınabilecek önlemler ile
sağlanabilmesi mümkündür.
KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDİR?
Dünya var olduğundan beri iklimlerin çeşitli dönemler içerisinde değişim
geçirdiği bilimsel olarak bilinmektedir.
Bahsi geçen iklim değişiklikleri, yüz yıllarla ifade edilen bir zaman diliminde
gerçekleşmekte ve meteorolojik şartları belirlemektedir.
20. yüzyıla kadar meteorolojik şartları belirleyen iklim değişikliklerinin doğal
faaliyetlerden kaynaklandığı bilinmektedir.
Sera gazına neden olan birçok doğal faaliyet mevcuttur. Dağların yükselmesi
veya yanardağ faaliyetleri gibi büyük doğal hareketler sonucunda sera gazı
doğal olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca su buharı ve karbondioksit gibi sera
gazları da doğal hayat döngüsü içinde atmosfere
düzenli şekilde
salınmaktadır.
Ayrıca sürekli salınan sera gazlarının yanı sıra dünyanın yörüngesinin ve
ekseninin eğikliğinin de iklim değişikliğine neden olduğu günümüz bilim
adamları tarafından kabul edilmektedir.
Bu doğal olaylara ilave olarak, insan
aktivitelerine bağlı sera gazları da
atmosfere salınmaktadır. İnsan faaliyetleri
sonucunda ortaya çıkan sera gazları
giderek artış göstermekte ve bu gazlar
atmosferde birikmektedir.
Biriken sera gazları sonucunda,
günümüzde,
dünya
sıcaklığının
düzenli olarak arttığı ölçümlenmekte;
bu durum küresel iklim değişikliği
olarak adlandırılan bilimsel bir olaya
neden olmaktadır.
Bilim adamları, küresel iklim
değişikliğine temel neden olarak
insan faaliyetlerini göstermektedir.
Geçmiş dönemlere ilişkin ortalama sıcaklık ve iklim özellikleri aşağıdaki
başlıklar aracılığıyla belirlenmektedir:
•
•
•
•
•
•
•
Eski kayıtlar
Ağaç yaşları (Dendrokronoloji)
Çiçektozu (Polen) bilimi
Oksijen izotopları oranı
Tortullar
Mercanlar
Buz
Günümüzde küresel iklim değişikliği çalışmaları meteorolojik süreçlerden
farklı bir şekilde yapılmaktadır.
Belli ölçüm noktalarından, belirli tarih ve saat aralıkları içinde sıcaklık
değerlerinin 30 ile 40 yıllık ortalamaları alınarak, o dönem için gerçekleşen
ortalama sıcaklık değerleri elde edilir.
İstasyonlar 5°boylam ve 5°enlemlik kafesler içine dağıtılmıştır. Her istasyon
için aylık sıcaklık farklılıkları hesaplanarak, en yüksek ve en düşük sıcaklık
arasındaki değerler ile son olarak ölçülen aylık ortalama sıcaklık değeri
karşılaştırılır.
Elde edilen ortalama sıcaklık farklılıkları kafes içinde yer alan tüm istasyonlar
için hesaplanır.
Yeryüzünün veya büyük bir bölgenin ortalama sıcaklık farklılıkları kafeslerin
yüzölçümü ile değerlendirilmesi istenen bölgenin yüzölçümü oranlanarak
hesaplanır.
Sera Etkisi
Anlatıldığı üzere enerji gereksinimin
çoğunluğu petrol, kömür ve doğalgaz gibi
fosil yakıtlardan karşılanmakta ve bu
yakıtların kullanılması sonucunda da
atmosfere sera gazı adı verilen çeşitli gazlar
salınmaktadır.
Bu gazlara sera gazı adı verilmesinin nedeni
dünya üzerinde sera etkisi yaratmalarıdır. Aslında
bu gazlar atmosferde doğal olarak bulunmaktadır.
Sera Etkisi
Atmosferin ısıyı tutma ve ışığı geçirme özelliği vardır.
Eğer bu gazlar atmosferde var olmasaydı dünya yaşanamayacak kadar soğuk
(ortalama -18 0C) bir gezegen olurdu.
Bu gazların görevi, güneşten gelen kızılötesi ışınların bir kısmını yeryüzünde
tutarak dünyanın ısınmasını (ortalama sıcaklığın 15 0C olması) ve doğal yaşam
için uygun bir gezegen olmasını sağlamaktır. Sera gazlarının bu doğal işlevi
“sera etkisi” olarak adlandırılmaktadır.
Sera Etkisi
Başlıca sera gazları arasında su buharı, karbondioksit,
kloroflorokarbon, azot ve karbonmonoksit gazları bulunmaktadır.
metan,
Her gazın ısıyı saklama süresi farklıdır, tıpkı farklı yorgan tiplerinin ısıtma ve
ısıyı saklama kapasitelerinin farklı olması gibi .
Örneğin, su buharı bir sera gazı olmakla beraber en fazla birkaç gün içinde
yoğunlaşıp yağmura dönüştüğü için çok fazla ısı tutmaz ve sera etkisi
anlamında önemsiz bir gazdır. (Uçakların saldığı su buharı daha kalıcı
olduğundan buna bir istisna oluşturur)
Karbondioksit ise atmosferde en çok bulunan ve en uzun süre kalan sera
gazıdır.
Metan gazı karbondioksite oranla daha az atmosfere salınmakla beraber ısıyı
daha fazla tutan bir gazdır. Sera etkisinin yaklaşık %20’sinden sorumludur ve
atmosferde kalma süresi 12 yıl kadardır.
Azotoksit salımı doğal olarak okyanuslar ve orman zemini tarafından, yapay
olarak ise bitki örtüsü yangınları ve tarımsal gübrelerin toprakta çözülmeleri
sonucu ortaya çıkmaktadır. Atmosferde kalış süresi yüzyıldan fazladır.
Karbonmonoksitin çoğu araba egzozlarından çıkmaktadır. Az gelişmiş
ülkelerde ise ağaç ve diğer bitkisel maddelerin yakılmasıyla ortaya çıkar.
Atmosferde kalma süreleri 45 ile 1700 yıl arasında değişir ve ısıyı muhafaza
etme potansiyeli oldukça yüksektir.
Küresel İklim Değişikliği
Atmosferdeki sera gazlarının doğal oranı, birinci bölümde bahsedildiği üzere
1750'li yıllarda başlayan Endüstri Devrimi sonrasında fosil yakıtların
kullanılmaya başlanması ile artmıştır.
Endüstri Devrimi'nden bu yana atmosferdeki karbondioksit oranı %40'lık bir
artış göstererek 280 ppm'den 394 ppm'e ulaşmıştır.
Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından yayımlanan raporda, fosil yakıtların
kullanımıyla ortaya çıkan gazların küresel ısınmaya etkisinin %80 olduğu
belirtilmiştir.
Küresel iklim değişikliği tehdidi
bilindiği kadarıyla ilk olarak 1979
yılında Dünya Meteoroloji Örgütü
tarafından düzenlenen Birinci Dünya
İklim Konferansı’nda dile getirilmiştir.
Çevre sorunu uluslararası bir sorundur. Çünkü:
• Çevre sorunu siyasi irade ve ekonomik gelişme gibi olguları
tanımamakta,
• Sorun bir ülkeden diğerine kolaylıkla yayılmakta,
• Mücadele, kapsamlı araştırmaların işbirliğiyle yürütülmesini ve birlikte
çaba sarf etmeyi gerektirmektedir.
Sorun uluslararası bir sorun olduğu için uluslararası işbirliğini gerekli
kılmaktadır.
Sonuç olarak dünya ülkeleri çevre konusunda ellerindeki imkanları dayanışma
içinde kullanma ihtiyacı hissetmiştir.
Uluslararası düzeyde, küresel iklim değişikliği tehdidine karşı temelde
alınabilecek en etkili önlem, insan kaynaklı sera gazları salımını kontrol altına
alarak azaltmaktır.
Uluslararası platformda karbondioksit sera gazları salımı içinde sahip olduğu %50
pay ile en çok tartışılan sera gazı olmuştur.
1988 yılında Toronto’da
düzenlenen
konferansta da hükümetlerden ve
endüstriden, karbondioksit
salımını
2005 yılına kadar 1988 seviyesinin
%20 altına çekmeleri istenmiştir.
Bu konferansın ardından yapılan en dikkate değer zirve, Birleşmiş Milletler
(BM) öncülüğünde 1992 Rio de Janerio’da yapılan İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi olmuştur.
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 2. maddesi, sözleşmenin amacını
“Atmosferde sera etkisine neden olan gaz salımını, iklim sistemi üzerindeki
tüm tehlikeli insan kaynaklı düzensizliği önleyecek seviyede tutmak” olarak
belirtmiştir.
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi gereği ortaya çıkan önemli yapılanma
Taraflar Konferansı’dır ve her yıl düzenli olarak toplanarak, gelişmeleri
değerlendirmektedir.
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden sonra en
önemli adım sayısal hedefler içeren ve 3. Taraflar
Konferansı’nda kabul edilen Kyoto Protokolü’dür.
1997'de imzalanan protokol, 2005'te yürürlüğe
girebilmiştir.
Protokol 2008-2012 yılları arasında, gelişmiş
ülkelerden, sera gazı salımlarını 1990 seviyesinin
%5.2 aşağısına çekmelerini istemiştir.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (iklim ve benzeri konularda uzman
olan bilim adamlarından oluşan uluslararası bir yapılanma), dünya sıcaklık
artışı 2 0C ile sınırlandırılamaz ise geri dönüşü mümkün olmayan bir sürece
girileceğini önemle vurgulamaktadır.
Gezegenin ortalama sıcaklık artışını 2 0C ile sınırlayabilmek için 1990 yılındaki
sera gazı salımlarının 2050 yılına kadar yarıya indirilmesi gerekmektedir.
Önlem alınmaması halinde sıcaklık artışının 6
öngörülmektedir.
0C’ye
kadar artabileceği
Dünya 1˚C daha ısınırsa…
• Klimanjero dağı tüm buzlarını yitirebilir.
• Gulf Stream neredeyse biter ve İngiltere ile bazı Avrupa ülkelerinde çok
şiddetli soğuk ve yağışlı kışlar görülebilir.
• Avustralya’nın yağmur ormanları, bölgenin nadir bulunan türleri ve tüm
yaşam alanları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
• ABD’de High Plain bölgesi tamamen çölleşebilir ve şiddetli toz fırtınaları
olabilir. Merkez üssü Nebraska olarak Ontario ile Teksas arasındaki tüm
eyaletlerde tarımsal kayıplar görülebilir.
• Dünyanın dört bir yanındaki Mercan resifleri büyük ölçüde zarara uğrar.
• Ada ülkeleri yükselen deniz sularının altında kalabilir.
Dünya 2˚C derece daha ısınırsa…
• Avustralya’nın kuzey ve güney uç bölgelerinin dışında kalan tüm
bölgelerinde su sıkıntısı baş gösterebilir.
• Dünya tarımı kuzeye kayarak Norveç’in hasat mevsimi bugünkü
İngiltere’nin hasat mevsimine benzeyebilir.
• Isı ve kuraklık sonucu tropik bölgelerde tarım sona erebilir ve dünyada çok
ciddi bir açlık sorunu baş gösterebilir. Bu bölgelerde zaman zaman saatte
320 km’ye ulaşan fırtınalar görülebilir.
• Himalaya buzulları eriyebilir, İndus nehri kuruyabilir.
• Amazon’da büyük yangınlar görülebilir.
Geleceği tehlikede olan sadece kutup ayısı değil!
Bilim adamları tarafından iklim değişikliği, yol açacağı sorunlar nedeniyle 21.
yüzyılda insanoğlunun karşılaşabileceği en büyük tehlikelerden biri olarak
kabul edilmektedir.
İklim değişikliğinin neden olacağı en önemli problemler şu şekilde
sıralanmaktadır:
Azalan Biyo-çeşitlilik
Değişen iklim sonucu bitki ve hayvan
türlerinin, iklimlere adaptasyonunda
sorunlar yaşaması beklenmektedir.
Gelecek tufanda bu kayık yeterli olmayabilir
Seller
İklim değişikliğine bağlı olarak yağış
rejiminin
değişmesi
sellerin
artmasına neden olacaktır.
Kuraklık
İklim değişikliğine bağlı olarak yağış
rejiminin değişmesinin bir sonucu da
kuraklık problemidir.
Yükselen Deniz Suyu Seviyesi
Buzullardaki erimeye bağlı olarak deniz seviyesinde artış beklenmektedir. Başta
küçük ada ülkeleri olmak üzere kıyılardaki yerleşimler bu durumdan olumsuz
etkilenecektir.
Gıda Güvenliğinin Tehdit Altında Olması
Bu sorunlar nedeni ile
tarımsal faaliyetlerin zarar
görmesi, gıda güvenliği
problemini de beraberinde
getirecektir.
Milyonlarca Kişinin Göç Etmesi
Ayrıca insanoğlu yeni yerleşim yerleri arayışına girecektir.
Türkiye
Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi’ne 1994 yılında taraf
olmuş ve Ulusal Envanter Raporu hazırlama yükümlülüğünü almıştır.
Türkiye tarafından hazırlanan rapora göre, 2011 yılı itibariyle 1990 yılına göre
sera gazı salımları % 124 oranında artmıştır.
Türkiye sera gazı salımları hızla artan ülkelerden biridir. Bunun en önemli
nedeni gelişmekte olan bir ülke olmasıdır. Diğer nedeni ise enerjinin
tasarruflu kullanılmamasıdır.
Türkiye’de Kişi Başına Düşen Sera Gazı Salımları
Sektörlere Göre Toplam Sera Gazı Salımları
Türkiye, sera gazı salımlarının, her tür enerji kullanımı bazında (elektrik
üretimi, ısınma, taşıtların kullanılması) ilk sırada bulunmakta ve kullanım
giderek artmaktadır.
1990
132,88
1995
161,5
Enerji
Endüstriyel
15,44
24,21
İşlemler
Tarımsal
30,39
29,23
Faaliyetler
Atık
9,72
23,88
1990 yılına göre
26,74
artış yüzdesi
Kaynak: http://www.tuik.gov.tr
**Milyon ton CO2 eşdeğeri
2000
213,2
2005
242,34
2010
285,07
2011
301,25
24,37
28,78
53,94
56,21
27,85
26,28
27,13
28,83
32,79
33,58
35,97
36,13
58,26
75,65
113,39
124,17
Sektörlere Göre Karbondioksit Salımı
Elektrik üretimi, sanayi ve ulaştırma karbon dioksit salımında önemli rol
oynamaktadır.
CO2 Emisyonu
Enerji
Yakıt Yanması
Çevrim ve Enerji Sektörü
Sanayi
Ulaştırma
Diğer Sektörler
Kaçak Emisyonlar
Endüstriyel İşlemler
Atık
Kaynak: http://www.tuik.gov.tr
1990
1995
2000
2005
2010
201
89,64
89,5
24,03
26,51
18,33
20,63
0,14
10,36
-
89,34
89,24
27,18
24,12
18,86
19,08
0,11
10,66
0
91,84
91,78
34,03
26,54
15,5
15,7
0,07
8,15
0,01
91,04
90,99
34,09
25,95
15,6
15,35
0,05
8,95
0,01
83,96
83,92
34,42
17,41
13,61
19,48
0,04
15,02
0,01
85,52
85,48
35,32
16,61
13,83
19,72
0,04
14,46
0,02
**Karbondioksit salımını enerji kullanım amacına göre verilmiştir.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin iklim modelleri, Türkiye’nin coğrafi
konumu nedeniyle en çok etkilenecek ülkeler arasında olduğunu, 2030 yılında
ülkenin büyük bir bölümünün oldukça kurak ve sıcak bir iklimin etkisine
girebileceği vurgulamaktadır.
Türkiye’de kışın 2 0C, yazın ise 2-3 0C artması olasılık dahilindedir.
Ayrıca yağış rejimlerindeki değişmelerin de suyun döngüsünü değiştirmesi
kaçınılmazdır.
Suyun döngüsünün değişiminin, hem tarımsal aktiviteleri hem de elektrik
üretimi için kullanılan suyun miktarını etkileyerek, ekonomiye büyük zararlar
vermesi olasılık dahilindedir.
Su havzalarının olumsuz etkilenmesi ile biyo-çeşitliliğin de zarar görmesi
beklenmektedir.
Yağış rejiminin değişmesi demek, sellerin ya da kuraklık sorununun ortaya
çıkması demektir. Seller toprak kaybı, kuraklık ise yangın tehlikesini
doğurmaktadır.
Çölleşme
Küresel İklim Değişikliğinin Nedenleri
Sera gazına neden olan insan faaliyetleri beş başlık altında toplanmaktadır:
1.
2.
3.
4.
5.
Enerji tüketimi
Atıklar
Ormanlar
Hayvancılık
Endüstriyel tarım
Tüm kaynaklar, sera gazına neden olan faaliyetler konusunda ortak bir görüşü
ifade etmekte ve nedenleri 5 temel başlık altında toplamaktadır.
Ancak sera gazına neden olan faaliyetlerin etki oranları ele alındığında, farklı
kaynaklar, birbirine yakın olmakla beraber, farklı yüzdeler vermektedir.
Bu farklılık, araştırmaların farklı yıllarda yapılmış olması, ülkeler bazında
oranların değişiklik göstermesi ve ana başlıkların farklı şekilde ele
alınmasından kaynaklanmaktadır.
Örneğin, bir araştırmada, hayvancılık ve tarımı bir başlık altında toplamış,
atıkları ise sanayi ve evsel kullanım içine almıştır. Yapılan başka bir araştırma
ise tarım ve hayvancılığı ayrı ayrı, atıkları ise tek başlık altında incelemiştir.
Çalışmanın bu bölümünde, sera gazına neden olan faaliyetlerin oranları için
“ABD Çevre Koruma Ajansı / United States Environmental Protection Agency”
2004 verileri ele alınmaktadır.
EPA verilerine göre sera gazları %26 enerji,
%13 ulaşım, %8 konut, %19 sanayi, %17
orman, %4 atıklar ve %14 tarım ve hayvancılık
faaliyetlerinden salınmaktadır.
Enerji Tüketimi
Sera gazına neden olan insan faaliyetlerinin başında enerji tüketimi
gelmektedir. Enerji günümüzde hem her türlü sanayi faaliyetinde hem de
hanelerde yoğun olarak kullanılmaktadır. Başlıca tüketim alanları elektrik
üretimi, ısınma ve ulaşım faaliyetleridir.
Atıklar
Çöplerin geri dönüşü var ancak mahvolan doğanın yok!
• Küresel sera gazı emisyonlarının
%3
ile
%4’ü
atıklardan
kaynaklanmaktadır.
• Bu oran 2008 ölçümlerine göre
Türkiye’de
%8.55
olarak
belirlenmiştir.
http://atik.cevreorman.gov.tr/atikyonetimi/AnaSayfa/solmenu/at
ikistatistikleri.aspx?sflang=tr
http://www.cygm.gov.tr/CYGM/Files/EylemPlan/atikeylemplani.p
df
Atıklar küresel iklim değişikliği sorununun bir parçası olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Atıklar kısa dönemde insan sağlığını olumsuz yönde etkilemekte, buna ilave
olarak uzun dönemde hem toprağın ve suyun kirlenmesine hem de sera gazı
salımına neden olmaktadır.
Evsel atıkların %15 ile %20’si ambalaj
atıklarından, %50 ile %60’ı organik
atıklardan oluşmaktadır.
Türkiye’de atık nedenli sera gazı
emisyonlarının %89’u depolama
alanlarından, kalanı ise atık su
işlemlerinden kaynaklanmaktadır.
Ambalaj atıkları içerisinde plastik, metal, cam, kâğıt, karton ve kompozit yer
almaktadır.
Katı atıklar uzun yıllar içerisinde ayrışmaktadır. Örneğin plastik şişe 1000 yılda,
alüminyum kutu 10-100 yılda, plastik kaplı süt kutuları 5 yılda, portakal
kabuğu 6 ayda, sakız 5 yılda, pil 100 yılda, plastik torba 10-20 yılda, kağıt 2-5
ayda, cam şişe 4 bin yılda ayrışabilmektedir.
Bu ayrışma sırasında atıklar içinde bulunan organik içerikli atıklar
depolandıktan sonra metan gazı salınmaktadır. Ayrıca atıklar ayrıştığı oranda
toprağa karışmakta ve kurşun, cıva gibi çeşitli zararlı elementler ayrışım
sırasında toprağa ve suya karışmaktadır.
Sıvı atıklar su kirliliğinin yanı sıra
suyun sıcaklığının artmasına
da
neden olmaktadır.
Sıcaklığı artan su kısa zamanda
buharlaşmakta, hem su buharı
salmakta hem su kaynaklarının
tükenmesine yol açmaktadır.
Ayrıca ısınan su ve organik atıkların etkisiyle üreyen bakteri ve küfler de su
oksijeninin azalmasına neden olmaktadır. Bu durumdan ekosistem de olumsuz
olarak etkilenmektedir.
Kirlenen sular temizlenebilmektedir. Ancak bu işlemin maliyeti çok yüksektir.
Türkiye’nin önemli çevre problemleri arasında atıklar yer almaktadır. 2008
TÜİK verilerine göre, Türkiye’de yıllık kişi başı 420 kg atık ortaya çıkmakta ve
bunun sonucunda önemli miktarda sera gazı atmosfere salınmaktadır.
Türkiye’deki evsel atık miktarının
nüfus artışına ve şehirleşmeye bağlı
olarak 2020 yılında %20-25 oranında
artması beklenmektedir.
Çevre insanlara gereksinimlerini karşılamaları için doğal kaynak teşkil ederken,
insanlar çevreyi bir atık deposu olarak kullanmaktadır.
Atıklar belli bir seviyeye kadar çevre tarafından tolere edilebilmektedir. Ancak
bu seviyenin üstüne çıkıldığında çevre kirliliği dediğimiz problemler ortaya
çıkmaktadır.
Ormanlar
• Ormansızlaşma küresel iklim
değişikliğinin önemli sonuçlarındandır.
• Orman yangınları %22’lik bir oranla
atmosfere karbondioksit katan en
önemli ikinci faktördür.
• Ağaçlar yakıldığında havaya tonlarca
karbon salınmakta ve ağaçlar yok
olduğu
için
atmosferdeki
karbondioksiti
toplayacak
doğal
mekanizma da beraberinde yok
olmaktadır.
Ağaçsızlık ayrıca toprak kaybına da neden olmaktadır. Türkiye, ağaçsızlık
nedeni ile her yıl yaklaşık 600.000 ton toprağı erozyon sonucu
kaybetmektedir.
Kağıt üretimi için ormanların yaklaşık dörtte birinin katledildiği tahmin
edilmektedir. Öte yandan 1 ton kağıt toplayıp, geri dönüştürmek yaklaşık 17
orta boy ağacın (ortalama 20 yaşında) kesilmesini engellemektedir.
• Geri dönüşüm her alanda olduğu gibi ormanların
korunmasında da büyük bir önem taşımaktadır.
• Örneğin 1 ton atık kağıdın, mamul kağıda
dönüşmesi sayesinde 4.100 kw/saat enerji
tasarrufu sağlanmaktadır. Bu miktar evimizin 6
aylık enerji sarfiyatına eşittir.
• Ayrıca toplanan 1 ton atık kağıdın, mamul kağıda
dönüşmesi sayesinde 25 ton su tüketiminden
tasarruf edilmektedir. Bu miktar ise evimizin
1 yıllık su ihtiyacını karşılamaktadır
Ormanlar
dünyanın
akciğerleri
olduğundan
iklim
kriziyle
mücadelede çok güçlü bir kaynaktır.
Bu nedenle hem korunmalı hem de
geri dönüşümü sağlanmalıdır. Bu
şekilde tüketim için kesimi en alt
düzeye indirilmeye çalışılmalıdır.
Hayvancılık
İnsan aktiviteleri sonucu karbondioksite oranla daha az metan gazı atmosfere
salınmakla beraber metan gazının ısıyı tutma kuvveti daha yüksektir.
Metan gazı sera etkisinin %20’sinden sorumludur. Metan gazı salımının önemli
nedenlerinden biri ise hayvancılıktır.
İnsan faaliyetleri sonucunda oluşan metanın salımının %37’si ve karbondioksit
salımının %9’u hayvancılık sektöründen kaynaklanmaktadır.
Ayrıca endüstriyel hayvancılık sürecinde kullanılan gübre yöntemi de küresel
iklim değişikliğinde ayrı bir rol oynamaktadır.
Yiyecek ve Tarım Organizasyonu (FAO) verilerine göre, dünyada 1.4 milyar
baş sığır, 1.9 milyar baş koyun ve keçi bulunmakta ve bu besi hayvanlarının
mide fermantasyonu metan gazı üretmektedir.
Endüstriyel Tarım
Azotoksit salımı doğal olarak okyanuslar ve orman zemini tarafından
gerçekleşmektedir.
Yapay olarak ise bitki örtüsü yangınları ve tarımsal gübrelerin toprakta
çözülmeleri sonucu ortaya çıkmaktadır.
Azotoksidin atmosferde kalış süresi yüzyıldan fazladır ve endüstriyel tarımda
kullanılan gübreler bu sera gazının üretilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.
Tarımsal gübrelemenin hava üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri mevcuttur.
Doğal gübrelemenin, fotosentezle serbestlenen oksijen sonucunda oksijen
miktarını arttırdığı bilinmektedir. Ancak gübrelemenin atmosfer havasını
iyileştirici etkisine karşılık, modern tarımda kullanılan azotlu gübre
atmosfere azotoksit gazı salmaktadır.
Ayrıca tarımsal faaliyetlerde fosil yakıt kullanılması, tarımsal atıkların yakılması
ve çeltik üretimi de karbondioksit gazı salımına neden olmaktadır.
Diğer yandan toprak kaybının en önemli nedeni modern tarımdır.
Modern tarım, ürünlerde ve toprakta kalıntı oluşumu, toprağın fiziksel
yapısının bozulması, organik madde ve organik canlılığının yitirilmesi, besin
maddesi dengesinin bozulması, sera gazı salımı ve çoraklaşma gibi önemli
çevre sorunlarına yol açmaktadır.
Çözüm: TASARRUF
Sen değiş ki dünya daha fazla değişmesin…
ENERJİNİN TASARRUFLU KULLANILMASINDA
ALTIN KURALLAR
Enerjinin -özellikle evlerde kullanılan- tasarruflu kullanılması hem iklim
değişikliği ile mücadeleye hem de Türkiye’nin enerji güvenliğine katkıda
bulunacaktır.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 6. maddesi eğitim
ile kamunun bilinçlendirilmesinin iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir
role sahip olduğu belirtmiştir.
Çocuk veya yetişkin her bireyin enerji tasarrufu yapması mümkündür.
Enerji tasarrufunda ilk kural, tüm diğer tasarruflarda olduğu gibi her şeyi
ihtiyacımız olan kadar ve özenli kullanmak olmalıdır.
Örneğin, banyoda işimiz bitikten sonra ışığı kapatmak, sahip olduğumuz tüm
eşyaları uzun süre kullanmak için yıpratmadan kullanmak hem bütçemize
katkıda bulunacak hem de enerji tasarrufu sağlayacaktır.
Aşağıda evlerimizde tasarruf yapabileceğimiz önemli başlıklar yer
almaktadır:
Buzdolabı
Buzdolabının kapısı açık olduğunda, buzdolabı
soğutma yapamamakta ve dolap içi ısısı
düşmekte, ancak buzdolabının yaptığı enerji
sarfiyatı devam etmektedir.
O nedenle buzdolabının kapısını sık sık açıp
kapamak yerine, buzdolabından ne
alacağımıza
önceden
karar
vererek,
kullanmamız enerji tasarrufu sağlayacaktır.
Televizyon
Televizyon kumandadan kapatıldığı
zaman tam olarak kapanmamakta,
bekleme durumuna geçmektedir.
Bekleme durumda enerji kullanımı,
açık olduğu zamandan daha düşük
olmakla beraber devam etmektedir.
O nedenle televizyonları kumanda
aletinden
değil,
üzerindeki
düğmeden kapatarak gereksiz enerji
kullanımını engellemek mümkündür.
Televizyon açık durumda 144 watt enerji tüketir ve 76.3 g sera gazı salımı
yapar. Kumanda düğmesinden kapatıldığı durumda 14.4 watt enerji tüketir ve
7.63 g sera gazı salımı yapar.
Ayrıca televizyon ses yüksekliği ile doğru orantılı enerji kullandığından yeterli
ses düzeyinde televizyon seyretmek de yine gereksiz enerji kullanımını
engelleyecektir.
Priz
Şarj aletlerini prize takılı
bırakmayarak ve işimiz bitince fişten
çekerek tasarruf yapmak
mümkündür.
Elektrikli bir cihaz, çalışmadığı halde eğer prize takılı ise enerji tüketmeye
devam eder.
Örneğin, bilgisayar 130 watt enerji tüketir ve 68.9 g sera gazı salımı yapar.
Kapalı ve prize takılı konumda ise 15 watt enerji tüketir ve 7.95 g sera gazı
salımı yapar. Kullanmadığınız zaman bilgisayarlarınızı fişten çekerek bu salıma
engel olabilirsiniz.
Isıtma-Soğutma
Evlerimizde ısıtmak ve soğutmak için kullandığımız
aletlerimizin kullanımında da dikkatli olmak önemlidir.
Kış aylarında evlerde kısa kollu kıyafetlerle oturmak için
evleri yüksek derecede ısıtmak yerine, uzun kollu giysilerle
oturarak evimizin derecesini bir veya iki derece azaltmak
doğru olacaktır.
Evimizin sıcaklığını 1 derece azalttığımızda bile karbon
salımımızı hane başına yıllık 300 kg azaltmış oluruz.
Evin sıcaklığını 1 derece azaltmak hane
başına yıllık 300 kg kadar enerji
tasarrufu sağlamaktadır.
Evlerimizi soğutmak için kullandığımız klimanın da kontrollü olarak ve sadece
gerektiği zaman kullanılması gerekmektedir. Örneğin, ev tipi ortalama
büyüklükteki bir klima 700 watt enerji tüketir ve 371 g sera gazı salımı yapar.
Soğutmanın, ısıtmaktan daha fazla enerji tüketildiğini unutmamalıyız.
Saç Kurutma
Saç kurutma aletleri ortalama 1300 Watt
enerji harcamakta ve yine ortalama 689 g sera
gazı salımı yapmaktadır.
Daha az enerji tüketmek için saçınızı havlu ile iyice kuruladıktan sonra saç
kurutma makinesini kullanmanız doğru bir tercih olacaktır.
Saç kurutma makinesini düşük sıcaklıkta kısa süreyle kurutmak da yine enerji
tasarrufu sağlayacaktır. Ayrıca saçınızın da zarar görmesini engellemiş
olacaksınız.
Elektrik
Kullanmadığınız elektriği söndürmek ve gereksiz yere ampul ışığı kullanmamak
tasarruf için önemli adımlar arasında yer almaktadır.
Özellikle gündüz saatlerinde güneş enerjisinden yararlanmaya çalışmak ve
aydınlatma kullanmamak tasarruf sağlayacak ayrıca güneş enerjisinden
yararlanmak sağlığınız açısından da faydalı olacaktır.
Çöp ve Atık
Çöp ve atıklar, anlatıldığı üzere sera gazı salımlarında kayda değer bir rol
oynamaktadır.
Hem atıkların yok edilmesinde hem de yeniden üretilen her şey için enerji
kullanılmaktadır.
O nedenle bir yandan ihtiyacımız olmayan hiçbir şeyi satın almamalı ve çöp
yaratmamalı, diğer yandan da oluşan atıklarımızı ayrıştırarak tasarrufa destek
vermeliyiz.
Atıkların birikmesini önlemenin iki temel kuralı bulunmaktadır:
1. İhtiyacımız kadar tüketmek ve satın almak,
2. Kullanılmayacak durumda olan atıklarımızı geri dönüşüme kazandırmak.
İhtiyacımız olmayan hiçbir şeyi satın almamalıyız.
Alışveriş yaparken gerçek ihtiyaçlarımızı sorgulamalı ve ihtiyacımız olmayan
eşyaları satın almamalıyız.
“Az eşya” kullanarak mutlu bir yaşamı hedeflemeli ve mutluğu eşyalar yerine
doğada ailemizle ve arkadaşlarımızla vakit geçirerek elde etmeyi
amaçlamalıyız.
Paylaşım
Paylaşmak daha fazla atık birikmemesi için atacağımız en önemli adımlar
arasında yer alır.
Paylaşımcı olmalı ve kullanmadığımız giysi, oyuncak, kitap ve diğer
eşyalarımızı ihtiyacı olan kişilere vererek tasarrufa destek vermeliyiz.
Okuduğunuz kitapları, başkalarının da okumasını sağlamak için kitap paylaşım
alanları değerlendirilmesine katkı vermeliyiz.
Tasarruf
Çöpleri azaltmak için eşyalarımızı tekrar
kullanmaya çalışmalıyız.
Örneğin, bozuk eşyaları tamir ettirmeyi
denemeliyiz. Ayrıca ikinci el ve kullanılmış eşya
satın almaktan çekinmemeliyiz.
Geri Dönüşüm
Kullanılmayacak durumda olan çöplerimizi geri dönüşüm farklarına göre
ayırarak geri dönüşüme yönlendirmek enerji tasarrufuna önemli bir katkı
sağlayacaktır.
Her atığı çöp olarak değerlendirmemeliyiz. Örneğin, elektronik aletlerin
yapımında kullanılan maddeler doğa için çok zararlı olduğundan enerji
tasarrufu yaparken bu aletlerin geri dönüşüme kazandırılması önem arz
etmektedir.
CD, lamba, bilgisayar, televizyon gibi elektronik atıkları çöpe atmak yerine,
ömürleri biten aletleri geri dönüşüm merkezlerine yollayabiliriz.
Çevre Kulübü
Okulunuzda bir çevre kulübü kurarak
bu
merkezlere
toplu
halde
ürünlerin
teslim
edilmesini
sağlayabilirsiniz.
Bu mümkün değilse ömrü biten elektronik atıklarınızı, elektronik ürün satan
mağazalara götürerek geri dönüşüm merkezlerine yönlendirilmesine yardımcı
olabilirsiniz.
Ayrıca pillerinizi çöpe değil, evde biriktirip, TAP geri dönüşüm kutularına atabilir
veya defalarca şarj olabilen pilleri kullanmayı tercih edebilirsiniz.
Daha fazla atık birikimine neden olmamak için cam şişelerinizi ve
kavanozlarınızı cam kumbaralarına atabilir; çöplerinizi kağıt, plastik, cam ve
organik atıklar halinde ayırıp, atabilir; kızartmada kullanılan yağları, bir başka
şişede biriktirerek, atık yağların geri dönüşümüne yardımcı olabilirsiniz.
Okulunuzda geri dönüşüm için konteynırlar talep edebilirsiniz.
Mümkün olduğunca geri dönüştürülebilen ambalaj ürünlerini, örneğin plastik
ve köpüklü madde içermeyen ürünleri tercih edebilirsiniz.
Ağaçlar
Ağaçlar dünyamızın akciğerleridir ve ormanların dörtte biri kağıt üretimi için
kullanılmaktadır.
Kağıt üretimi için bir yandan ağaçlar kesilmekte bir yandan da bunları kağıt
haline getirmek için enerji kullanılmaktadır.
O nedenle gereksiz yere kağıt tüketmemeli ve kağıtları geri dönüşüme
kazandırmalıyız.
17 çam ağacı
=
1 ton kağıt
Su
Su önemli bir kaynaktır ve evlerimize ulaştırılmasında da enerji
kullanılmaktadır. Bu durumu göz önünde bulundurarak suyu tasarruflu
harcamak gerekmektedir.
Diş fırçalarken musluğu açık bırakmamak, uzun duş yerine kısa duş almak,
musluklarınız bozulduğunda tamir etmek su ve enerji tasarrufu için
alınabilecek tedbirler arasında yer almaktadır.
Adım Adım
Enerji tasarrufu yapmak için asansör yerine merdiveni tercih edebilir; yakın
yerlere yaya olarak veya bisiklet kullanarak ulaşabilirsiniz.
Plastik
Pet şişe, plastik ve kağıt bardak kullanmak yerine sürekli kullanılabilecek
mataralar temin edebilirisiniz.
EBEVEYNLER
Yeşil Bina
Yapılan araştırmalara göre binalar,
tüketilen enerjinin ve sera gazı
emisyonlarının %30 ile 40’ının sorumlusu
olguna işaret etmektedir. Bu nedenle yeşil
binalar ile binaların çevresel etkileri
azaltılmak istenmektedir.
Doğaya saygılı, ekolojik, konforlu ve enerji
tüketimini azaltan yeşil binalara Yeşil Bina
denir.
Yeşil Bina
Çevre dostu binalar sadece çevre için değil, insan
sağlığı için de olumlu bir ortam oluşturur. Zira bu
binalar hava kalitesi, doğal aydınlatma, sıcaklık ve
nem kontrolü, atık yönetimi gibi insan sağlığını
doğrudan etkileyen unsurlar olarak planlanmakta;
son kullanıcıya daha temiz bir ortam bırakılması
hedeflenmektedir.
Bazı yurt dışı kaynaklı araştırmalara göre, çevre dostu
binalarda
çalışan
veya
yaşayanların
diğer
binalardakilere göre daha az hastalandıkları ve çalışma
performanslarının daha yüksek olduğu görülmüştür.
Doğa ile uyumlu yeşil binaların;
• Yapının arazi seçiminden başlayarak su verimliliği, enerji
ve atmosfer, malzeme ve kaynaklar, iç mekân yaşam
kalitesi gibi alt başlıklarla bütüncül bir anlayışla
tasarlanması ve inşa edilmesi,
• İklim verilerine ve inşa edildiği bölgenin yerel koşullarına
uyum sağlaması,
• Enerjiyi verimli kullanması,
• Doğal ve yerel malzemelerin kullanması,
• Atık azaltımını hedeflemesi
• Ekosisteme duyarlı olması gerekmektedir.
Yeşil Binaların Özellikleri
• Yeşil bina tuvaletlerinde, harcanan su miktarını “az” ya da “çok” olarak
ayarlayan, iki seçenekli klozet sifonları kullanılır.
• Yeşil binalarda, yaz aylarında aşırı ısınmayı önlemek için, çatılarda koyu
renkli kiremit yerine, açık renkli çatı kapama malzemeleri kullanılır.
• Yeşil binalardaki camlar, kış aylarında ısı kaybını yarı yarıya azaltır; yaz
aylarında güneşin yakıcı ışınlarını yüzde kırk oranında engeller.
• Yeşil binaların girişlerinde, bina içi ısı dengesinin değişmemesi, ısı
kaybının oluşmaması için, uygun derinlikte rüzgarlıklar bulunur.
• Yeşil binalarda, yağmur suyu toplama ve bitki sulamasında kullanma,
duşlardaki gri suyu toplama ve klozetlerde geri kullanma sistemleri
bulunur.
• Yeşil binaların toplu taşıma noktalarına yakın olması, enerji tasarrufu için
önemlidir.
• Yeşil bina bahçelerinde gökyüzünü değil, yeri ve yere yakın alanları
aydınlatan düzenekler kullanılarak, geceleri yıldızları görmemizi
engelleyen ışık kirliliği önlenir.
• Yeşil binalarda, bisikletler için park yeri bulunur. Kısa mesafeli ulaşımda
otomobil yerine bisikleti tercih etmek, küresel ısınma ve çevre kirliliğinin
önlenmesine katkıda bulunur.
• Yeşil binalarda aydınlatma armatürleri, hidrofor, pompa, klima, ısıtma
sistemi gibi tüm elektrik, mekanik sistem ve ekipmanları enerji verimlidir.
• Yeşil binalarda toplam arsa alanlarının %20’den fazlası yeşil alan olarak
planlanır.
• Sert zeminlerde, kentsel alanların ısının artmasına neden olmamak için,
güneş ışığını yansıtan açık renkli sert zemin malzemesi kullanılır.
• Doğal su dengesinin korunmasına yardımcı olmak için kullanılan geçirgen
kaplama malzemeleri, yağmur sularının yüzeyde birikmesini engelleyerek
yeraltına ulaşmasını sağlar.
• Yeşil alanlarda yerel ve az su tüketen birliler kullanılır. Ayrıca yeşil alanlar
için verimli sulama sistemleri seçilir.
• Yeşil binalarda uluslararası standartlara göre verimli su armatürleri
kullanılır.
• Yeşil binalarda ısı yalıtımı uluslararası standartlara göre gerçekleştirilir.
Bakım
Bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, klima ve radyatörlerin her yıl düzenli
bakımını yaptırmak oldukça önemlidir.
Bakım yaparak makinelerin gereksiz enerji tüketimi yapmalarını önleyebilir ve
daha az fatura ödemesi yapmayı mümkün kılabiliriz.
A Sınıfı Beyaz Eşya
Beyaz eşyalarda A harfi en düşük enerji tüketimini işaret eder. A sınıfı elektrikli
aletler ortalama yüzde 45 daha az enerji tüketirler.
Bu nedenle yeni beyaz eşya satın alırken en az enerji tüketenleri tercih
etmemiz uzun vadede hem ülke hem de ev ekonomisine olumlu katkı
yapacaktır.
A Sınıfı Beyaz Eşya
Beyaz Eşya Yerleşimi
Beyaz eşyaların yerleşimi de önemlidir ve
tasarruf etmek için anlamlı bir yoldur.
Beyaz eşyaları yerleştirirken arkada ve
yanda en az beşer santimetre boşluk
bırakıldığı takdirde makinelerin gereksiz
enerji sarfiyatı yapmalarını önlemiş oluruz.
Beyaz Eşya Kullanımı
Beyaz eşyaları kullanırken, bazı detaylara önem vermek hem enerji tasarrufu
sağlayacak hem de ev ekonomisine katkı yapacaktır.
Her makinenin kendine özgü
kullanma kuralları bulunmaktadır.
doğru
Örneğin evlerimizi ısıtan radyatörlerden
daha iyi verim almak için radyatörlerin
üstünün boş bırakılması doğru olacaktır
(ısı üsten ve alttan yayıldığı için). Böylece
ısı evin içinde daha iyi ve hızlı yayılacak,
ısı verimliliği artmış olacaktır.
Fırın
Fırının kapağının yemek pişerken sık sık açılıp kapanması ve kapağın uzun süre
açık kalması gereksiz yere enerji tüketilmesine neden olacaktır.
Ayrıca fırınlarda cam ve seramik kaplar kullanarak da tasarruf etmek
mümkündür. Zira cam ve seramik kaplar çabuk ısınıp, ısıyı tutma özelliğine
sahiptir. Bu özellikleri sayesinde fırın sıcaklığını 15 0C düşürerek yemek
pişirmek de mümkün olacaktır.
Pişirme süresinden birkaç dakika önce fırını kapatmayı da deneyebilirsiniz.
Fırınınızı kapatmış olsanız da yemeğiniz pişmeye devam edecektir.
Fırında gerekli olmadıkça ön ısıtma
yapmamak ve aynı anda birden fazla
yemek pişirmek yapılacak diğer faydalı
kullanım şekilleri arasında yer almaktadır.
Ocak
Ocak üzerinde yiyecekleri düşük sıcaklıkta pişirmek ve pişirme esnasında
tencere ve tava kapaklarını kapatmak da ek önlemler arasındadır.
Tencere ve tava kapaklarını kapatarak buharın kaçmasına engel olabilir ve
buhar enerjisi sayesinde yüzde 60’a kadar tasarruf sağlayabiliriz.
Makine Kapasiteleri
Çamaşır ve bulaşık makinelerini doldurup tam kapasite çalışmalarını sağlamak
doğru bir kullanım şekli olacaktır.
Makine Program Kullanımı
Çamaşır makinelerini ekonomik ve kısa programlarda kullanmak hem zaman
hem de enerji tasarrufu sağlar. Örneğin, 35 dakikalık kısa program 185.5 g
sera gazı salımı yaparken 120 dakikalık uzun program 636 g. sera gazı salımı
yapmaktadır.
Çamaşır makineleri için geçerli kurallar prensipte bulaşık makineler için de
geçerlidir. Örneğin, ekonomik devirli düşük sıcaklık programı kullanma
kurallarını bulaşık makinelerinizde de uygulayabilirsiniz. Zira bulaşık makinesi
45 dakikalık kısa programda 526.7 g. sera gazı salımı yaparken, 120 dakikalık
uzun programda 1404.5 sera gazı salımı yapmaktadır.
Su Sıcaklığı
Çamaşır makinelerini düşük su
sıcaklığında
kullanmak
enerji
tasarrufu sağlamanın yanı sıra
çamaşırlarınızın da kısa zamanda
yıpranmasına engel olacaktır.
Deterjan
Gerektiğinden fazla deterjan
kullanmamaya özen göstermek çevre
duyarlılığı ve sağlığınızı korumak
adına önemlidir.
Fazla kullanılan deterjan bulaşık ve
çamaşır üzerinde kalarak size zarar
verebilir.
Bulaşık Tercihi
Bulaşıklarınızı elde yıkamak yerine makineyi
kullanmak daha tasarruflu ve sağlıklı bir
hareket olacaktır.
Elde bulaşık yıkamak daha fazla su
tüketimine
neden olmaktadır. Ayrıca elde bulaşık
yıkarken yüksek ısı kullanmak mümkün
olmadığından makinede bulaşık yıkamak
hijyen açısından da doğru bir tercih olarak
kabul edilmektedir.
Kuru Temizleme
Kuru temizleme evde kullanıldığımız çamaşır makinelerinden daha yüksek
ısıda ve daha fazla kimyasal katılarak kullanılır. O nedenle kuru temizleme çok
gerekli olmadıkça tercih edilmemelidir.
Buzdolabı
Diğer beyaz eşyalarda olduğu gibi buzdolabını da doğru yerleştirmek
önemlidir. Çünkü buzdolabını diğer beyaz eşyalara yakın yerleştirmek dolap
ısısını düşürmektedir.
O nedenle buzdolabını güneş alacak yerlerden, radyatör ve ısı kaynaklarından
uzağa yerleştirerek enerji tüketimini %25’e kadar azaltmak mümkündür.
Buzluk ve soğutma sıcaklıklarını doğru ve
mevsime
göre
ayarlamak
tasarruf
getirmektedir.
Örneğin 4-5 derece soğutma, -20 derece
dondurma doğru kabul edilen ısı ölçüleridir.
Buzdolabının içine sıcak yemek koymamak da
hem yemeklerin bozulmasını engelleyecek
hem de enerji tasarrufu sağlayacaktır.
Isıtıcılar
Şofben ve termosifon gibi elektrikli ısıtıcıların da
bakımının yapılması ve su sızıntısı varsa acilen
onarılması hem güvenlik hem de tasarruf açısından
önemlidir.
Termostat ısının maksimum 50 dereceye ayarlamak
ve tatile giderken ısıtıcınızı kapatmak size tasarruf
sağlayacaktır.
Soğutucular
Son yıllarda giderek daha fazla kullanılan soğutucular, yani klimaların da direkt
güneş ışığı almayan bir alana yerleştirilmesi önem taşımaktadır.
Ayrıca mekana uygun düşük kapasiteli modeller tercih etmek de doğru bir
tercih olacaktır.
Soğutma işlemi ısıtma işleminden daha fazla enerji tüketmektedir. O nedenle
klima kullanımlarında tasarruf açısından dikkatli olmak önem taşımaktadır.
Su Isıtıcısı
Genellikle evlerde elektrikli su ısıtıcısı sürekli prize takılı durumda
kullanılmaktadır. Ancak kullanmadığınız zamanlarda fişini prizden çekmek
enerji tasarrufu sağlayacaktır.
Diğer tüm elektrikli aletler gibi su ısıtıcısının da bakımının yapılması ve oluşan
kireç ile tortuların sık sık temizlenmesi gerekmektedir.
Su ısıtıcısına ne kadar fazla su koyarsak o oranda enerji tüketmektedir. Bu
nedenle ihtiyacımız olan miktar kadar su ısıtmak doğru bir davranış olacaktır.
Elektrik Süpürgesi
Kullandığımız bir diğer elektrikli cihaz olan elektrik süpürgesinin bakımı sık sık
torbaları boşaltılarak, eskimiş fırçaları yenilenerek, motor, fırça ve boru
bölümü temizlenerek gerçekleşmektedir.
Aydınlatma
Evde aydınlatma konusunda da dikkatli
olmak enerji tasarrufuna olumlu bir
katkı yapmaktadır.
Örneğin, kontrollü aydınlatmalar ve tasarruflu
ampuller kullanmak, çok sayıda düşük güçlü
lamba yerine yüksek güçlü lamba kullanmak,
dekoratif
aydınlatmadan
kaçınmak
enerji
tasarrufunda atılacak önemli adımlar arasında yer
almaktadır.
Bina Yalıtımı
Binalarda yalıtım konusu enerji tasarrufunun en etkili olacağı alanlardan
biridir. Yakın bir gelecekte yasal bir zorunluluk olacaktır.
Konutlarda uygun yalıtım ile ısı kayıplarının en az aşağıdaki oranlarda
azaltılabileceği dikkate alınmalıdır:
• Çatı izolasyonu yapıldığı takdirde %20
• Dış duvar izolasyonu yapıldığı takdirde %15
• Pencere-kapı izolasyonu yapıldığı takdirde %15
Ulaşım
Mümkün olduğunca toplu taşımacılık tercih edilmelidir. Ayrıca kısa süreli bile
olsa arabamızı park halinde bıraktığımızda motor tamamen kapatılmalıdır.
İlaç
İlaç atıkları dikkat edeceğimiz atıklar kapsamına girmektedir. Evde
kullanmadığınız ilaçlarınızı normal çöpe atmak yerine belediyelerin ilaç
toplama merkezlerine vermek anlamlı olacaktır.
Ağaçların katliamına katkı yapmamak için kağıt kullanımı ve geri
dönüşümünün yanı sıra kibrit kullanımına da dikkat edilmelidir.
Yine doğal hayatı korumak için doğadan koparılmış, kısa zamanda ölen “çiçek
demeti” yerine saksıda çiçek hediye edebilirsiniz.
Enerji tasarrufu yapmak sağlıklı beslenmeye benzer.
Sağlımız için nasıl kilomuzu kontrol ediyorsak tasarruf için karbon ayak izimizi
izlemeliyiz.
Karbon azaltmak için karbonhidratta
yaptığımız şeyi yapmalıyız;
• Yaşam tarzımıza dikkat etmeli,
• Zararlıları tüketmeyi minimuma
indirmeli,
• Sağlıklı bir yaşam biçimini
benimsemeliyiz.
Karbon ayak izimizi bulmak için:
• Evde ısınma için kullandığımız enerjiyi,
• Evde elektrik tüketimi için kullandığımız enerjiyi,
• Yıl içinde araç kullanımından kaynaklanan enerjiyi,
• Yıl içinde ulaşımda kullandığımız enerjiyi hesaplamamız
ve yaşam tarzımızı da bu sonuca eklememiz gerekir.
http://dunyayikurtaranadim.com/karbon-ayakizi-testi/
Bir Akıllı Yıldız, sürdürülebilir yaşam için fark yaratabilir!
*** Sunumda Bulunan Veriler Hakkında Not:
Sunumda genel olarak, 2008-2012 dönemi için hazırlanan mevzuatın
kapsamlı ve güvenilir verileri baz alınmıştır.
Teşekkürler
Download

Eğitici eğitimi sunumu